İBB Davası’nda beşinci hafta da geride kaldı.

6 Nisan Pazartesi sabahı duruşma başlar başlamaz davadaki sanık sayısının arttığı açıklandı.

Daha önce 407 kişinin oturduğu sanık sandalyesinde artık 414 isim yer alacak. Çünkü Beyoğlu Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk iddiasıyla açılan 7 sanıklı dava da, İBB davasıyla birleştirildi.

İBB davasının dördüncü haftasında, 18 kişinin tahliyesiyle 89 tutuklu kalmıştı.

Ancak bu birleşme ile tutuklu sayısı da arttı. Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in de aralarında bulunduğu 3 tutukluyla birlikte, İBB davasının tutuklu sayısı 92 oldu.

6 Nisan Pazartesi

Tutuklu sanıkların yemek şikayeti

Duruşma başlar başlamaz Ekrem İmamoğlu söz aldı.

Tutuklu sanıklar için yeterli yemek getirilmediğine ilişkin şikayetleri dile getirdi.

“Arkadaşlarımızın da yoğun şikayeti var bu konuda. Bazı hazır paket ürünlerini alıp buraya getirenler, bu sabah cezaevinden çıkışta getirememişler, alamamışlar. Bu hususta mahkemenin mi bir iradesi ya da bu uygulama hapishanelerde ise oraya sizin bir etkiniz olabilir mi? Bir başka husus; öğle vakti yemek arzumuz vardı. Bu hafta çözülebileceği konusunda katkı talep etmiştik. Komutanlarımız da takip ediyor süreci.”

Geçtiğimiz hafta verilen tahliye kararlarının önemine dikkat çeken İmamoğlu, adil yargılama çağrısı yaptı.

“Merkez Bankası'nı dolandıran insanlar sahada geziyor; 3 ayda serbest bırakılmış! Ama burada hayatını devletine adamış insanlar tutuklu, süreçte yargılama geçiriyorlar. Gerçekten çok masum insanlar var. Tekrar altını çiziyorum; kadınlar var, evlatlar var, kardeşler var, aileler var… Çok büyük yük var sırtınızda. İyi yargılama ve adil yargılama sürecinde, karşınızda yargılanan insanlar olarak attığınız her adımda yanınızda olacağımızı, ama aksi takdirde de gereken tepkiyi göstereceğimizi de ifade etmek isterim.”

İmamoğlu’nun gıda yetersizliğiyle ilgili sözlerine mahkeme başkanı yanıt verdi.

Mahkeme Başkanı: “Bu kumanya konusunu biz daha önce ilettik. Bir tek akşam yemeği için buraya bir servis imkanı sunulabildiğini söylediler. Mevzuat olarak aslında onun uygun olmadığını ama bu yönde bir inisiyatif kullanıldığını, çünkü duruşmaların uzun sürmesi nedeniyle bu yönde bir uygulama yapabildiklerini belirttiler. Yiyecek konusunu bilmiyorum, o cezaevinden getirilen hususu. Normalde bizim o anlamda bir müdahale şansımız yok. Ancak ben, şifahi olarak görüşürüm. Gerekirse yapılabilecek bir şeyler varsa, bir çözüm yolu bulmaya çalışırız ona da.”

Davanın tutuklu sanığı, eski milletvekili Aykut Erdoğdu yemek konusunda tepki gösterdi.

"Aşağıda (tutukluların beklediği alan) işkence başladı. Ekmeğin arasında incecik kaşar peyniri koyuyorlardı, onu da artık vermiyorlar. Aşağıda yemek yok, etrafımız pislik içinde Bu kadar olur mu?”

Cezaevinden sorumlu Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı ise bir açıklama yaparak iddiaları reddetti: 

“Alanın temizliği cezaevi idaresince düzenli olarak yapılmakta olup, duruşmaya katılacak tutuklu sayısına göre günlük kumanya ve su temin edilmektedir. Ayrıca duruşma saatlerine bağlı olarak, tutukluların akşam öğününün kampüs genel yemekhanesinden temin edilen sıcak yemek ile verilmesi uygulamasına başlanılmıştır.”

Zafer Keleş: “Tutuklama gerekçem iddianamade yok”

Bu tartışmaların ardından dava sanık savunmalarıyla devam etti.

İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in kardeşi tutuklu sanık Zafer Keleş savunma yaptı. Keleş ailecek cezaevinde olduklarına dikkat çekti.

“Burada 11 aydır, 1 yıldır tutukluyuz. Bir aileden 4 kişi burada bir "dikdörtgen" oluşturmuş olduk resmen; kardeşim, oğlum, yeğenim ve ben. Ne yaptık biz? Tutuklama gerekçem iddianamede yok; örgüt üyeliğinden tutuklanmadım zaten. 3 ay sonra geldiler, "Sen örgütten de dahil edildin" dediler. Önce bir korktum; "Yahu ne örgütü bu, bizi neye soktular?" diye. Perişanız içeride, bekliyoruz.”

Zafer Keleş’in avukatı Yağmur Kavak, müvekkili ve ailesi aleyhine bazı sanıkların ifade vermeye zorlandığını öne sürdü. Hatta bunun bazı avukatlar aracılığıyla yapıldığını iddia etti.

“Avukat Mehmet Yıldırım, sanıklardan Yener Torunler’e ‘Fatih Keleş'e veya Zafer Keleş'e para götürdüğünü söylemeden serbest kalman mümkün değil, ifadeni böyle ver.’ diyor. Ancak Yener Torunler bu yönde ifade vermeyince tutuklanıyor. Bu kez Mehmet Yıldırım avukat görüşüne gidiyor ve ısrarla diyor ki, ‘Zafer'e zarf içinde 15.000 dolar götürdüğünü söyle, başka türlü seni çıkartamayız.’ Yener Torunler yine kabul etmiyor, ‘İftira atamam’ diyor...”

Avukat Kavak, 15 bin dolar ayrıntısının önemine dikkat çekiyor.

“Müvekkilim Zafer Keleş’in 17 Mayıs’ta gözaltına alındığında dekontunu polislere teslim ettiği bir 15 bin doları var. Peki, bu avukat Mehmet Yıldırım, müvekkilin üzerinde 15 bin dolar bulunduğunu nereden biliyor?  Dosyada gizlilik vardı. Biz bile kendi müvekkilimizle ilgili evrak alamazken, Mehmet Yıldırım’ın arama, el koyma ve üst arama tutanağından nasıl haberi oluyor? O zaman birileri ona söyledi. Peki, müvekkilin üzerinde 15 bin dolar olduğunu ona kim söylüyor?”

Hiç kullanılmayan uygulama hakkında suçlama

Zafer Keleş ve avukatının ardından kritik bir isim savunma için kürsüdeydi: İBB Bilgi İşlem sorumlusu Emrah Yüksel.

Savcılığa göre, Ekrem İmamoğlu ve ekibi, İBB Hanem, İstanbul Senin gibi uygulamalarla İstanbulluların verilerinin yabancı ülkelere sızmasına neden olmuştu.

Mahkeme heyeti de Yüksel’in savunmasına önem veriyordu.

Mahkeme Başkanı: Şu 13 nolu eylemi şöyle güzel güzel anlat da Emrah; en zorlandığımız eylem. Sıralamayı ona göre belirledik zaten.

Ekrem İmamoğlu: Bir tek savcı anlamış, o da yanlış anlamış.

Emrah Yüksel: Heyecanımı dağıttığınız için teşekkürler Başkanım.

Yüksel, savcılıkta ifade verirken, İstanbul Senin uygulamasıyla ilgili değerlendirme yapması istendiğine dikkat çekti.

“Savcı, 'Emrah, bir veri çıktıysa idareten bu veri hangi yollarla çıkabilir?' dedi. Birincisi, burada zaten MDM'den (İBB Ana Veri Yönetimi) bahsediliyordu, büyük veri tabanı var İBB'de. Çünkü burada istinat edilen suç hani bir 4.7 milyon veri çıkmış. Yazılım 0 ile 1, bizde ya vardır ya yoktur, her şey kesinlik içindedir. Erişim logları, her şey bilinebilir. Burada Savcı Bey'e, 'Birincisi, böyle bir durumda dahi sistemlerde tutulan log, yani geçmiş işlem 4141 kayıtlarından bu işlemin kim tarafından yapıldığının teknik olarak tespit edilmesi mümkün.' dedim. O süreçten bu yana iddianamede ben o log kayıtlarıyla ilgili bir şey göremedim.”

Yüksel’in iddianamede suçlandığı İBB Hanem uygulamasının kullanıma bile geçmediğini iddia etti.

“İBB Hanem uygulaması, vatandaş kullanımına yönelik bir uygulama değildir. Yani İBB Hanem, hiçbir şekilde vatandaşların kullanabileceği bir uygulama olmamıştır. En önemlisi de bu uygulama test aşamasında kalmış ve hiçbir zaman faaliyete geçmemiştir.”

İmamoğlu’ndan bilirkişi ile iddia makamı arasında menfaat ilişkisi iddiası

Hem İBB Bilgi İşlem sorumlusu Emrah Yüksel’in hem de İBB Yol Yapım, Bakım ve Onarım Daire Başkanı Seyrullah Demirel’in savunmalarını dinleyen İmamoğlu da bilirkişi raporlarına tepki gösterdi. Bilirkişilerle savcılar arasındaki ilişkinin incelenmesi gerektiğine dikkat çekti.

Bilirkişi tespitlerinin iyi incelenmesi lazım. Bütün bu bilirkişilerle ilgili suç duyurusunda bulunulması gerektiğini düşünüyorum. Ben iddia ediyorum ki iddia makamıyla bilirkişi arasında bir menfaat ilişkisiyle kurulu düzenle yazılmış raporlar olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu kadar kasti cümleler kurulmaz.”

İfadelerin ardından mahkeme duruşmayı bitirdi. İmamoğlu, salondan çıkarken seyircilere seslendi.

“Bu dosya niye çöktü, biliyor musunuz? Bu kadar vicdansız bir iddia makamı vardır. İddia makamı bu dosyadaki tek suç örgütüdür.”

Bu tepkisi ertesi gün hem yeni bir soruşturmayı hem de bir tartışmayı beraberinde getirdi.

7 Nisan Salı

“Haddinizi aşarsanız, savcılık makamı olarak haddinizi bildiririz”

Bu sözleri üzerine İmamoğlu hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, “kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret” suçlamasıyla soruşturma başlattı.

Duruşmada da İmamoğlu ile savcı arasında sert bir tartışma çıktı.

Savcı: Başkanım, başlamadan İmamoğlu’na bir sorum vardı. Dün bir beyanda bulunmuşsunuz sanırım yargılama sonrası; “İddia makamı çöktü” vesaire, doğru mu?

Ekrem İmamoğlu: Birazdan söylerim.

Savcı: Birazdan değil, şu an soruyorum. Bize öyle bir beyan olduğu için cevap verirseniz sevinirim o konu hakkında.

Ekrem İmamoğlu: Birazdan arz ederim.

Savcı: Şimdi suç örgütüyle ilgili bir tanım yapmadan önce, iddia makamı hakkındaki beyanınıza dikkat edin. İlk celse de benzer durum yaşandı, hesap sorma tarzında. İddia makamı olarak bu tarz söylemleri kabul etmiyoruz.

Ekrem İmamoğlu: Böyle bir diyalog kurulmaz… Sayın Hâkim böyle kabadayılık…

Savcı: Kabadayılık vesaire durumu söz konusu değil. Yargılamaya gölge düşüren, savcılık makamını baskı altına almaya çalışan beyanlardan vazgeçin. Bu doğru bir yaklaşım değil.

Mahkeme Başkanı: Savcım gerek yok.

Savcı: Bakın haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz savcılık makamı olarak. Haddinizi aşmayın. Müvekkiliniz beyanlarına dikkat etsin, hadden bahsediyor.

Bu sözler hem İmamoğlu’nun hem de avukatlarının sert tepkisine neden oldu. Mahkeme başkanı tarafları yatıştırmak için çaba harcadı.

Mahkeme Başkanı:  Tamam Avukat Bey, tamam Savcım. Savcım kişisel şeye girmeyelim, diyaloğa girmeyelim. Avukat Bey, sakin olun. Savcım hiç gerek yok bu diyaloğa.

Savcı: Ekrem Bey, beyanlara dikkat edin.

Mahkeme Başkanı: Savcım kişisel şeye girmeyelim. Savcım uzatmayalım.

Avukatlar: Savcı haddini bilsin Sayın Başkanım.

Mahkeme Başkanı: Tamam Avukat Bey. "Had bildirmek" kelimesine tepki gösteriyorsunuz, aynı cümleyi kuruyorsunuz. Değişen bir şey olmuyor.

Avukatlar: Sizden söz alarak konuşsun. Siz de aynı şeyi yapamazsınız. Aynı şeyi yaparız.

Ekrem İmamoğlu: (Savcıya dönerek) Kime bakıyorsun yahu?

Mahkeme Başkanı: Ekrem Bey, müdahale etmeyelim.

Ekrem İmamoğlu: Ekrem Bey değil! Hayırdır, kime bakıyorsun sen?

Savcı: Ekrem Bey, bakın şu an... Üslubumu bozmuyorum. Benle 'sen' diye konuşmayın, benimle 'sen' diye hitap etmeyin.

Tartışmasının son bulmasının ardından İmamoğlu söz aldı.

İddianameyi “iftiraname” olarak tanımladı ve terfi için basamak olduğunu iddia etti.

“Bu iftiranamenin bir sonucu doğmuştur. Ne yazık ki, bir terfinameye dönüşmüştür. Buradaki harareti de ben ona bağlıyorum, az önceki harareti. O anlamda bugün çizilen bu şemaların nasıl çizildiğini deşifre etmek zorundayım. Bu nasıl bir örgüt ki, bu örgütün lideri olarak ben, yöneticiyi tanımıyorum. Bu bir siyasi davadır. Az önce söylediğim şekliyle çökmüştür. Ana şemada örgüt yöneticisi diye tariflenen kişiyi örgüt üyesi tanımıyorsa, bu baştan çökmüştür. Çöken bir makam daha vardır, o da iddia makamı; o da çökmüştür.”

Iraz Bayrak: “Hiç çalışmadığım projede yer alıp verileri yurtdışına aktarmakla suçlanıyorum.”

İBB çalışanı, yazılım mühendisi 27 yaşındaki Iraz Bayrak da savunma yaptı.

İstanbul Senin uygulamasına ait verilerin sızdırılması iddiasıyla suçlanan Bayrak, sisteme erişim yetkisi bile olmadığını savundu.

“Ben İstanbul Senin projesinde hiç çalışmadım. Projede yokum. Belediyeye girişim 2021. Bunu çok net bir şekilde söylüyorum. Benden İstanbul Senin uygulamasında yönetici diye bahsediliyor iddianamede. Veriye erişimim yok, projede hiç çalışmadım, adım dahi geçmiyor ama ben projede yer alıp verileri yurtdışına aktarmakla suçlanıyorum.”

Daire başkanı Erol Özgüner’le dört yılda bir defa telefonda görüştüğünü ve bunun suç delili olarak gösterildiğini söyledi.

"Cezaevinde iddianame çıktıktan sonra tarihlere baktım; tarih düğün tarihimden bir ay önce ve ben Erol Bey'i düğünüme davet ettim. Erol Bey düğünüme gelmedi, ben de sonra zaten boşandım. Ben konunun Erol Bey'i bir defa aramamın örgüt üyeliğine bağlanacağını bilseydim düğüne de davet etmezdim."

8 Nisan Çarşamba

Aykut Erdoğdu: “Duruşma tutanakları sisteme günlük yüklenmeli

Savunmaların alınmaya devam ettiği duruşmada Çarşamba günü söz alan eski milletvekili Aykut Erdoğdu iktidara yakın basının davadaki savunmaları çarpıttığını söyledi.

Duruşma tutanaklarının avukatların da gördüğü sisteme günlük yüklenmesi gerektiğini belirtti.

“Duruşma tutanakları şu açıdan önemli. Ben mesela burada ifade verdiğimde cevap veremediğim bir soru oldu mu? Olmadı. Manşetten şu bilgi girdi: Aykut Erdoğdu sorulara cevap veremedi. Oysa ki duruşma tutanağı olsaydı yayınlardık.”

Erdoğdu, yemekle ilgili tepkisinin ardından, iddiasının doğru olmadığı yönünde yapılan haberlere de tepki gösterdi.

“Televizyon kanallarının birçoğu, ‘Aykut Erdoğdu, yemekler konusunda yalan söyledi. Yemek veriliyordu’ diye haber yaptı. Günah, bize günah. Şu güne kadar yemek veriliyor muydu bize? Dün sayın başsavcı geldi, yemek verildi.” 

9 Nisan Perşembe

Necati Özkan: “Hukuk dışı ve ayrımcı pek çok muameleye maruz kaldım.”

Seçmen bilgilerini İstanbul Senin, İBB Hanem gibi uygulamalarla sızdırmakla suçlanan sanıkların ifadelerinde en önemlisi Necati Özkan’dı. İmamoğlu’nun seçim kampanyalarını yürüten isimlerden biri olan Özkan, her şeyin cumhurbaşkanlığı kampanyası için çalışmalarıyla başladığına dikkat çekti.

“Sayın İmamoğlu cumhurbaşkanlığı için partisinin içerisinde bir yarışa girdiğinde o kampanya hazırlıklarına da biz başlamıştık; arkasından başımıza gelenleri biliyorsunuz. Ne yazık ki geride bıraktığımız bir yıldan uzun süre boyunca bu davada usul adaletinin gereği olan pek çok konuya riayet edilmedi. Dosya size gelmeden önce, şahsen ben bütün bu süreçte hukuk dışı ve ayrımcı pek çok muameleye maruz kaldım.”

Hakkındaki iddiaları ilk önce sosyal medya hesaplarından öğrendiğine belirten Özkan, operasyon başlamadan günler önce “tutuklanacak” diyerek isimlerinin yazıldığını vurguladı.

Gözaltına alınmadan önce telefonuna gelen mesajı anlattı.

“Mesaj Beşiktaş İmar Müdürlüğü'nden geliyor ve ‘Mülkünüze ilişkin işlem yapılmaktadır’ diyor ancak nedenini söylemiyor. Avukatım Sayın Altan Demir'e ‘Altan, şuna bir bakar mısın? Galiba bir sahtekarlık işi, bir araştırır mısın?’ dedim. Araştırdı ve ‘Evet, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bir operasyon başlatmış, bu yüzden şerh koymuşlar’ dedi. ‘O zaman hemen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na gidelim, konu neyse anlayalım ve ifademizi verelim.’ dedim. Gittik ama 7. kat kapı duvar, geçemiyorsunuz. Bununla ilgili zaten 3 kez dilekçe verdik. ‘Ben buradayım, ifade vermek istiyorum, lütfen bizi içeri alın’ dedim ama alınmadık. Arkasından sabah operasyonuyla gözaltına alındık. Vatan Emniyet'e gittiğimde saat henüz 06:00 olmamıştı ama televizyonlar ‘Necati Özkan tutuklandı’ diye yazmaya başlamıştı bile.”

Necati Özkan, tek kişilik hücresinde lehine olan delilleri kendisinin toplamaya çalıştığını söyledi.

“Hücremden ailemi zorluyorum, ofiste çalışan arkadaşları zorluyorum, avukatlarımı zorluyorum, belge istiyorum. Bana 'Şunların şunların belgesini getirin' diyorum. 200’e yakın delil ekleyip dilekçeyle savcılığa gönderdim. Fakat bunların hiçbirisi iddianamede hiçbir şekilde konu edilmedi. İddia makamının, sizin tarafsız olmanız gerekiyor.”

Necati Özkan: “Casuslukla suçlandığımı cezaevindeki televizyon öğrendim”

Ailesine ve avukatlarına haber verilmeden cezaevinin değiştirildiğini belirtti.

“Silivri’deyken sabah 07.00’de geldiler, dediler ki: ‘Gidiyoruz.’ Nereye? Bilmiyoruz. Gittiğimiz ana kadar nereye gittiğimizi bilmeden nakledildim. İstanbul’dan 140 küsur kilometre uzakta, Kocaeli 2 No'lu F Tipi Cezaevi’ne gittim. Ve hem avukatımdan hem de ailemden uzak bir şekilde savunma haklarım kısıtlandı. Ya ne yaptım ben burada? Hangi disiplinsizliği yaptım da beni gönderdiniz? Bu irade kimin iradesi? Bilmiyorum, hâlâ da bilmiyorum.”

Casuslukla suçlandığını cezaevindeki televizyon öğrendiğini belirten Özkan, casusluk suçlamasında “lider” olarak iddianamede yer alan Hüseyin Gün’ü hatırlamak için saatlerce düşündüğünü anlattı.

“Sabah televizyonu açtım; Merdan Yanardağ hakkında casusluk iddiası falan... Alt yazı geçiyor, sonra ‘Necati Özkan var, İmamoğlu var.’ Yani ne casusluk davası? Bir de Hüseyin Gün var. Ya kim bu Hüseyin Gün? Ya bu adam kim? Başkanım, size her şey adına yemin ederim; adamı hatırlayamadım. Akşam üzeri Erkan Bey beni ziyarete geldi ve bana bir fotoğraf getirdi: Ekrem İmamoğlu’yla, Ekrem İmamoğlu’nun ofisinde çekilmiş bir fotoğraf. Adamı asla hatırlayamadım ama kadını anında hatırladım. Çünkü o kadın 1850’lerin, 1860’ların moda stiliyle, Paris sokaklarından gelme birisi gibi. Unutmak imkansız o kadını; tipini değil ama kılığını, kıyafetini, şapkasıyla... Tamam dedim hocam, tamam; bu iş komedi falan. Fakat komedi olmadığı ortaya çıktı. Yani biz tutuklandık Sayın Başkanım ya, tutuklandık!”

Özkan’ın ifadesinin uzun olması nedeniyle mahkeme ara verdi, ifadesine 13 Nisan Pazartesi devam edilecek.

Duruşma salonunda 500 bin lira dolu çanta

Bu hafta verilen savunmalar arasında en çarpıcı olanı, İBB yöneticilerinden Melih Geçek’in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu’na aitti.

İddianamede, telefon baz kayıtlarının ve itirafçı ifadelerinin suçlamaların temelini oluşturmasının hukuki olmadığını salona getirdiği “para dolu” çantayla anlattı. 500 bin lira olan çantayı heyete gösterdi.

“Müvekkilimin tahliyesi karşılığında Mahkeme Başkanı Selçuk Aylan’a 500.000 lira rüşvet verdim desem… Şimdi ne lazım? Bir çanta lazım. Ha, çanta burada. İki, para lazım. Burada 500.000 lira para var. Çanta nerede? Çanta burada. Para nerede? Para da burada. Dekont nerede? Dekont da burada. Baz nerede? Biz sizlerle bugün 0 metre baz verdik. Nasıl ispatlayacaksınız? Ben iki sene sonra çıksam, “Mahkeme heyeti rüşvet aldığınız dosyada, tarihi de budur” desem ve gitsem, ne yapabilirsiniz? Kendinizi nasıl aklayacaksınız? Bu insanlar, almadıkları rüşvetle birilerinin iftirasına uğruyorlar. Ayıptır, yazıktır, günahtır.”

Önümüzdeki hafta Necati Özkan’ın yanı sıra İmamoğlu’nun koruma müdürü Mustafa Akın ile güvenlik ekibinin savunma yapması bekleniyor.

Bağlantı kopyalandı!