Asıl ismiyle Ayetullah Seyid Ali Hamaney, İran İslam Cumhuriyeti’nin mutlak lideriydi.
Cumhurbaşkanından ordu komutanlarına, milletvekillerinden belediye başkanlarına, hemen hemen bütün üst düzey yöneticileri o belirliyordu.
Canı isterse Meclis’in çıkardığı yasaların yürürlüğe konulmasını engelliyordu.
Nereden alıyor bu yetkileri?
Elbette Anayasa’dan.
Her şeyi belirleyen lider ya da rehber
1989’da yapılan değişiklikle son halini alan İran Anayasası'nın 110. maddesine göre lider (Anayasa’daki deyimiyle Rehber), ülkenin genel politikasını belirler, bu politikanın uygulanmasını denetler; düzenli ordu ve Devrim Muhafızları genel komutanlarının yanı sıra, kuvvet komutanlarını, yargı gücü başkanını, radyo televizyon kurumu (IRIB) başkanını, emniyet genel müdürünü atar ve görevden alır.
Lider ayrıca bütün büyük illerin cuma imamlarını da atar. İran’da devrimden sonra her kent ve kasabaya atanan Cuma imamları, Cuma namazından önce verdikleri hutbede, yerel sorunların yanı sıra, merkezi olarak belirlenen siyasi mesajları da cemaate aktarmakla yükümlü.
Lider ayrıca ordu birlikleri dahil neredeyse hemen her devlet kurumuna, işleri denetleyen bir temsilci de atar. Bu temsilciler o kurumda Sovyetler Birliği döneminde Bolşevik Parti’nin ordudaki en küçük birliklere bile atadığı komiserler gibi çalışırlar; liderin belirlediği politikalardan sapılmasına izin vermezler, terfileri ve atamaları etkilerler, ilgili kurumun bakanından bile yetkilidirler.
Hamaney o makama nasıl geldi?
İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk Rehberi Humeyni, bu makama seçilmek için kimsenin himaye veya desteğine ihtiyaç duymamıştı.
O, İslam Devrimi’nin fiili önderi olmanın yanı sıra, Allah vergisi bir karizmaya sahipti, öyle ki sadece “İmam” diye anılıyordu. Belki de Şia’nın 12 İmam’ından sonra bu adla anılan ilk ve tek Şii dinî ve siyasi liderdi.
Ama Hamaney’in böyle bir karizması yok. Üstelik Rehber ilan edildiğinde Anayasa’da rehber olmak için gerekli koşullardan sayılan Merce-i Taklit yani Müslümanların din ve dünya işlerinde örnek alacağı, taklit edeceği, takip edeceği kişi bile değildi.
Merce-i Taklit (bazen Ayetullah-ül Uzma –Büyük Ayetullah da denir), Şii din adamları hiyerarşisinin en üst düzeyine çıkmış kişilere verilen unvan.
Normal zamanlarda bütün Şii dünyasında sadece birkaç kişi bu düzeye ulaşabilmiş olurdu.
Humeyni de rehber olduğunda tanınmış bir merce-i taklit idi.
Hamaney ise o yıllarda sadece orta düzey bir din adamıydı.
Humeyni, kendisine halef olarak yine tanınmış bir merce-i taklit olan Ayetullah Montazeri’yi atamıştı.
Daha sonra Muntazeri ile arası açılıp onu azledince, ölmeden önce Anayasa’nın rehberlik şartlarını belirleyen maddelerinin değiştirilmesini istedi.
