2026 yılının henüz üçüncü gününde, Venezuela’nın başkenti Caracas semalarında duyulan patlamalar yalnızca bir ülkeyi sarsmakla kalmadı; küresel güç rekabetinin sürüklendiği tehlikeli eşiği de tüm çıplaklığıyla görünür kıldı.
Caracas saatiyle 3 Ocak sabaha karşı Amerikan askeri unsurlarının başlattığı ve “Güney Mızrağı” adıyla anılan geniş ölçekli harekât; Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ile eşi Cilia Flores’in ABD’li özel kuvvetler eliyle “yakalanıp ülke dışına çıkarılması” ile şimdilik sona erdi.
ABD Başkanının, Maduro ve eşinin bir gemiye bindirilerek New York’ta mahkemeye çıkarılacağını, Venezuela’yı artık kendisinin yöneteceğini, bir geçiş süresinin tamamlanmasına kadar Venezuela'nın egemenlik haklarını kullanacağını açıklaması ise, adeta dünya sisteminin tam kalbine saplanmış ağır ve geri dönülmesi neredeyse imkânsız bir hançer niteliği taşıyor.
Bu, yüzyılımızın bir tür “Arşidük suikastı”dır: tek bir hamleyle, zincirleme kırılmaların ve misilleme mantıklarının önünü açabilecek bir eşik.
Böylesi bir adım, sadece devletler sisteminde değil, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisinde de beklenmedik kırılmaları tetikleyebilecek yıkıcı sonuçlar doğurmaya adaydır.
Uluslararası hukuku ve egemenlik haklarını fiilen yok sayan bu hamlenin, basit bir “narko-terör” operasyonu olmadığı ortadadır.
Asıl soru şudur: ABD’nin elinde Venezuela’yı sıkıştıracak askeri olmayan araçlar varken, neden bu denli açık, maliyetli ve riskli bir doğrudan müdahale yolu seçildi?
Bana göre bu sorunun yanıtı üç eksende aranmalı.

Tükenen yaptırım kartı
Birinci eksen, iktisadi ve finansal/parasal yaptırımların etkinliğinin aşınması meselesidir.

