ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırarak başlattığı, bedelini en çok Lübnanlı sivillerin ödediği savaşın 40. gününde Pakistan arabuluculuğunda ateşkes yapıldı.
Hürmüz Boğazı’nın gemi geçişlerine açılması karşılığı 15 gün boyunca silahların susmasını öngören ateşkesin devam edip etmeyeceği yalnızca bölgenin değil, dünyanın da kaderini belirleyecek.
Her şey umulduğu gibi giderse 11 Nisan’da taraflar Pakistan’da bir araya gelecek ve soruna kalıcı çözüm bulmak için müzakerelere başlayacak.
Oysa taraflar ateşkesin ne olduğu konusunda bile anlaşabilmiş gözükmüyorlar.
İçeriği konusunda uzlaşma olmaması ve tarafların stratejik hesaplarının yaşamsal düzeyde çatışması, ateşkesi baştan kırılgan hale getiriyor. Ayrıca taraflar, özellikle de Tahran, muhataplarına zerre kadar güvenmiyor. Zira savaş, ABD ve İran arasındaki nükleer müzakerelerde ilerleme kaydedildiğinin açıklanmasından saatler sonra başlamıştı.

Taraflar ateşkesten ne anlıyor?
Ateşkesin en kırılgan tarafı, Lübnan’ı içerip içermediği tartışması.
Arabulucu Pakistan’ın Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesi duyurduğu 8 Nisan’daki X paylaşımında, net bir biçimde, Lübnan’ın adını vererek orada da saldırıların durdurulacağını vurgulamıştı:
“İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri’nin, müttefikleriyle birlikte, Lübnan da dahil olmak üzere her yerde derhal yürürlüğe girecek bir ateşkes konusunda anlaşmaya vardıklarını memnuniyetle duyuruyorum.”
With the greatest humility, I am pleased to announce that the Islamic Republic of Iran and the United States of America, along with their allies, have agreed to an immediate ceasefire everywhere including Lebanon and elsewhere, EFFECTIVE IMMEDIATELY.
— Shehbaz Sharif (@CMShehbaz) April 7, 2026
I warmly welcome the…
Ancak bu açıklamanın üzerinden 24 saat bile geçmeden İsrail, Lübnan’a ve özellikle başkent Beyrut’a yoğun bir saldırı düzenledi.
Üstelik yalnızca İran’ın Lübnan’daki vekil gücü Hizbullah’ın güçlü olduğu bölgeleri değil, şehir merkezlerini ve sivil binaları hedef aldı.
10 dakika içinde 100’den fazla noktanın vurulduğu saldırılarda en az 254 kişi öldürüldü. Enkaz altında kalanları kurtarma çalışmaları tamamlandığında ölü sayısının artmasından endişe ediliyor. Öldürülenler arasında, her İsrail saldırısında olduğu gibi kadınlar, çocuklar ve siviller ağırlıkta.
Savaşın ilk günü İran dinî lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinden sonra, Hizbullah İsrail’e füze saldırısında bulunmuştu. İsrail de Lübnan Şiilerinin yaşadığı Güney Lübnan’daki yerleşim birimlerini yaşanılamaz hale getirmek için ağır bombardıman altına almıştı.
Şimdiye kadar 1700’den fazla Lübnanlı İsrail saldırılarında öldürüldü.
“Meşru yanlış anlama” açıklaması
İsrail ve ABD’nin yürüttüğü suikast politikası sonucu birçok üst düzey askerî ve sivil yöneticisi öldürülen İran’da, şu anda kararların alınmasında önemli bir isim haline gelen Meclis Başkanı Muhammed Galibaf, ateşkesin koşullarından biri olan Lübnan’a yönelik saldırılar durdurulmadığı için çözüm müzakerelerine başlamanın makul olmadığını açıkladı.
Bu durumda İran’ın 11 Nisan’da Pakistan’da gerçekleşmesi planlanan müzakerelere katılıp katılmayacağı net değil.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakere süreciyle ilgili herkesin aklıyla alay edercesine bir açıklama yaparak, “İran’ın ateşkesin Lübnan’ı kapsadığını sanmasının meşru bir yanlış anlama olduğunu” ifade etti.
Vance daha da ileri giderek, “Müzakerelerimizin başarılı olmasını sağlamak isteyen İsrailliler, Lübnan’da kendilerini biraz kontrol etmeyi teklif ettiler” gibi bir cümle kurdu.

Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin serbest bırakılması ne demek?
Tarafların ateşkes konusunda anlaşamadığı tek mesele ateşkesin Lübnan’ı kapsayıp kapsamadığı değil. Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin nasıl olacağı konusunda da farklı tanımlamalar yapıyorlar.
Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün ve gazının beşte birinin geçtiği kritik bir güzergâh. Tahran, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail savaşına misilleme olarak bu geçişi kapatmıştı.
