2026 yılının şubat ayında Antakya’yı düşünmek birçok açıdan zor bir mesele. Yine de bunun bir mecburiyet olduğuna inandığım için, gelin beraber deneyelim.

Antakya’da neler olup bittiğini anlamak için, oraya mutlaka yakından bakmak gerekiyor. Farklı zamanlardaki Antakya tanıklıklarımı anlattığım; Antakya’da depremin bir felakete dönüşmesinin koşullarının nasıl hazırlandığı, depremden sonraki bir buçuk yıllık süreçte yapılanlar ve yapılmayanlar, Antakya’nın olası seçimlerinin kenti taşıyabileceği farklı gelecek senaryoları, depremden sonra geçen zaman iki yıla yaklaştığında kentin bir şantiyeye dönüşen görünümü[5], 6 Şubat’ın ikinci yıldönümünde Antakya’da artık eskisinden başka anlamlara gelen kelimeler ve depremin 1000. günü yaklaşırken kentin içinde bulunduğu çok katmanlı sorunlar yumağına dair yazılara, Fayn üzerinden ulaşabilirsiniz.

Ama bugün sizinle işimiz, şimdiye kadar olduğundan çok daha büyük.

Vakit kaybetmeden başlayalım.

Ne yapıldı, ne yapılıyor ve neler yapılmadı?

Depremi takip eden ilk aylarda tartışmalarımız, Antakya’nın iyileşmesi ve daha sonra benzer felaketleri yaşamaması için, afetlere dirençli kent planlama ilkeleri çerçevesinde neler yapılması gerektiğini anlamaya yoğunlaşmıştı. Yasal ve yönetsel, kurumsal ve finansal meseleler ile depremin ve yıkımın büyük ölçeğinin konuya mecburen dahil olmasıyla “ne yapılmalı” sorusuna, peki bu imkânlar dahilinde “ne yapılabilir” sorusu eklenmişti.