28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan ve füzeler aracılığıyla yürütülen savaştan Türkiye hava sahası da etkileniyor. Bugüne kadar İran'dan Türkiye'ye doğru iki füze ateşlendi. 9 Mart’ta ateşlenen ikinci füze NATO tarafından etkisiz hale getirildi. Füze parçaları Gaziantep'te boş araziye düştü.

 Savaşın ilk haftasında da yine İran’dan ateşlenip Irak ve Suriye hava sahasından geçerek Hatay bölgesinden Türkiye hava sahasına yönelen bir füze yine NATO Hava Savunma Sistemleri tarafından imha edilmişti. 

Bu şartlar altında Türkiye’nin de hava kuvvetleri ve hava savunma sistemleri, olası ihlalere, yolunu şaşırmış füzelere karşı ne kadar güçlü sorusunu akıllara geliyor.  

Türkiye'nin hava sahası savunmasız mı?

Türkiye’nin hava sahasının aslında ne kadar savunmasız olduğu, Suriye’deki iç savaşla birlikte ortaya çıktı.

Savaş başladıktan bir yıl sonra, 2012’nin Haziran ayında Türkiye’ye ait bir savaş uçağı Suriye tarafından düşürüldü. Ardından Ekim ayında Suriye’den atılan top mermileri sınırdaki Türk vatandaşı sivillerin ölümüne yol açtı. Bunun üzerine Türkiye, üyesi olduğu NATO’dan hava savunma sistemi talep etti.

Ocak 2013’ten itibaren ABD, Hollanda, İtalya, Almanya ve İspanya; Kahramanmaraş, Adana ve Gaziantep’e geçici olarak Patriot ve SAMP-T füzeleri göndererek Türkiye’nin hava sahasını korumak üzere görevlendirdi. Ancak Türkiye’nin Suriye’de askeri operasyon düzenlemesi, çözüm sürecinin sona ermesi ve PKK’ya yönelik operasyonların yeniden başlaması, Avrupa ülkeleri arasında Türkiye’ye karşı başlatılan bir nevi savunma yaptırımlarına yol açtı.

Bütün ülkeler birer birer hava savunma sistemlerini geri çekti. 

Buna karşın, NATO’nun Ekim 2019’da aldığı karar doğrultusunda en az bir şehirde konuşlu bir sistemin Türkiye’yi korumaya devam etmesi kararlaştırıldı. Böylece geriye sadece İspanya’nın Adana’daki bir adet Patriot bataryası kaldı. 

Bu Patriot ancak sınırdaki belli bir alanı koruyabiliyor zira radar menzili 105 kilometre.

Bu çapta bir alana giren füzeleri tespit ediyor ve otomatik olarak tehdidi yok etmek üzere füzeler fırlatıyor. Bu füzelerin menzili ise daha kısa, tehdit radarın menziline girdikten sonra hedefe daha yakın mesafede tehditle buluşuyor ve yok ediyor.

Nitekim Hatay'a düşen ilk füzeden sonra İspanyol Savunma Bakanı Margarita Robles da bu füzenin ilk olarak İncirlik Üssü'ndeki İspanya'ya ait Patriot tarafından tespit edildiğini, ancak sadece NATO'ya bildirildiğini ve füzeyi durduran sistemlerin kendi sistemleri olmadığını açıkladı. Yani bugün ciddi bir tehdit altında olan Türkiye hava sahasının savunması için bu patriotlar önemli bir işlevi yerine getirmiş, füzeleri tespit etmiş oldu. Ancak füzeyi durduran yine NATO'ya ait farklı bir yerde konuşlanmış savunma sistemleriydi.

Türkiye Rusya’dan da S-400 hava savunma sistemini satın aldı. S-400’lerin hedef menzili 400 kilometreye kadar uzuyor. Radar menzili ise daha uzun, 600 kilometre kadar. Aynı anda 80 tehdidi tespit edebilen sistem eş zamanlı olarak bunların 36’sını vurup engelleyebiliyor.

Ancak NATO sistemleriyle entegre olamayan ve bu sebeple yaptırımlara konu olan S-400’ler kurulmuş ve etkinleştirilmiş değil. Rusya’nın Ukrayna işgali başladığından bu yana herhangi bir NATO sisteminin Rusya’ya açık hale getirilmesi daha ciddi yaptırımların konusu olduğundan, Türkiye’ye yaklaşık 2,5 milyar dolara mal olan bu hava savunma sisteminin yakın bir dönemde aktif hale gelmesi öngörülmüyor.

Yerli sistemler devrede

Tüm bunlar da Türkiye’yi bir hayli savunmasız bırakıyor. Bu sebeple Türkiye kendi uzun menzilli hava savunma sistemi olan Çelik Kubbe’yi devreye sokmak üzere harekete geçti. Ancak buna henüz zaman var, sistemler daha kullanıma hazır hale gelmeye çok uzak.

Bu sebeple daha kısa menzilli yerli sistemler devrede. Bunlardan biri Temmuz 2024’te envantere giren SİPER sistemi. Aselsan, Roketsan ve Tübitak tarafından geliştirilen SİPER, 450 kilometrelik radar füzesine sahip ve 20 kilometreye kadar hedefleri, aynı anda 20 füze göndererek vurabiliyor.

Ancak bunlar henüz uzun menzilli, balistik ve hipersonik füzelere karşı koruma sağlayamıyor. Bunu sağlayacak geliştirilmiş SİPER modelleri henüz test aşamasında.

Orta ve kısa menzilli HİSAR sistemi ise 15 kilometreye kadar düşman insansız hava aracı, seyir füzesi ve helikopterleri tespit edip koruma sağlıyor.

Son olarak KORKUT sistemleri ise alçak irtifada koruma sağlıyor. Parçalı mühimmata sahip bu sistemler daha küçük bir alanda askeri konvoyları korumak üzere görev yapıyor.

Hava kuvvetlerinin envanterinde hangi savaş uçakları var?

Hava savunma sistemlerinin güçlendirilmesi ve geliştirilmesi ciddi ve acil bir ihtiyaç. Aynı zamanda uçak filosunda da güncelleme yapılması gerekiyor.

F-4
ABD yapımı bu uçaklar 1950’lerin sonunda Vietnam Savaşı’nda ciddi bir başarı gösterdiği gerekçesiyle dünya çapında ün kazanmış; NATO üyesi Türkiye de bu uçaklara talip olmuştu. O dönem İkinci Dünya Savaşı sonrası ekonomisi yeni yeni toparlanan Türkiye hem komşusu Yunanistan’la gerilimler yaşıyor, hem Soğuk Savaş’ta Batı bloğuyla hareket ettiği için Sovyet Rusya’dan tehdit alıyor hem de Kıbrıs’ta Türk halkına yönelik saldırılara karşı harekete geçmeye hazırlanıyordu. Böyle bir ortamda 1970’lerde ilk kez 40 F-4 Türkiye’nin envanterine girdi. 1980’e kadar 32 adet daha satın alındı.

1980’ler boyunca süren İran-Irak savaşı ve 1990’ların başındaki Körfez Savaşı sırasında toplam 110 adet daha gelişmiş F-4E Phantom uçağı Türkiye’ye hibe edildi. Böylece o dönem için gelişmiş akıllı bomba kullanma kabiliyetine ve havadan karaya güdümlü füzelere sahip F-4E’lerin sayısı 182’yi buldu.

1990’ların sonunda bu uçakların modernizasyon ihtiyacı doğdu. İsrail’le yapılan bir anlaşmayla 2003’e kadar 182 uçaktan 54’ü modernize edildi ve F-4E Terminatör 2020 adını aldı - zira bu uçakların 2020 yılında tamamen emekli edilmesi planlanıyordu. Ancak işler planlandığı gibi gitmedi, sonradan envantere giren F-16’ların modernizasyonunun gecikmesi ve beşinci nesil uçakların envantere henüz girememesi sebebiyle 30 kadar F-4E’nin modernizasyonu 2030’lara kadar kullanılacak şekilde yapıldı ve hâlen aktif olarak kullanılıyor.

Modernizasyon yapılırken İsrail’den teknoloji transferi de yapıldığı için yeni kullanılmaya başlayan silahlar Türkiye’de yerli pilotlar tarafından uçaklara entegre edilebiliyor; motor gücü de yine Türkiye’de yapılan modernizasyonla artırılabiliyor. 

Emekliye ayrılan 150 kadar F-4E ise ya yedek parça için saklanıyor ya da hammadde sağlamak için eritilmiş durumda.

F-16
Adını on yıllardır en sık duyduğumuz, Diyarbakır askeri havalimanından havalandığını duyduğumuz anda Irak’ın kuzeyindeki PKK kamplarına yeni bir bombardıman haberi aldığımız F-16’lar, Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterine 1987 yılında girdi.

O dönem ilk modeli Blok 1 olan ABD yapımı F-16’lar, Türk Hava Kuvvetleri için Blok 30 modelinde Türkiye ile ortak yapıldı ve 1995’e kadar 160 adet F-16 envantere girdi. 2000 yılından önce Türkiye’de monte edilen 80 tane daha F-16 kullanılmaya başladı.

2000’ler boyunca Türk Hava Kuvvetleri’nin ağırlığını oluşturduğu F-16’lar, Türkiye’de üretilerek farklı ülkelere de satıldı. 

Lockheed Martin firması bugün yeni modelleri üretiyor ve modernizasyonu yapıyor. 2026 itibariyle en güncel modelleri Blok 70/72 Viper. Ancak Türkiye’de aktif olarak kullanılan 250 kadar F-16 uçağının çoğu son güncellemeye sahip değil. Türkiye’de kullanılan en yeni versiyon Blok 50+’lar. Bu sebeple de 2010’lar boyunca F-16’lar Türkiye’de kaza kırım haberleriyle anıldı.

BBC Türkçe’nin haberine göre Türkiye, Ekim 2021'de ABD'den 40 adet Blok 70 F-16 Viper ve mevcut jetler için 79 adet modernizasyon kiti satın almayı talep etti. Bu talep, Ocak 2024'te onaylandı. Ancak Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Kasım 2024'te TBMM'de 2025 yılının savunma bütçesine dair yaptığı açıklamada, modernizasyon projesinden vazgeçildiğini açıkladı:

"F-16 Blok 70 tedariki kapsamında başlangıç ödemesi yapılmıştır. 1,4 milyar dolar yatırdık. Bununla 40 tane F-16 Blok 70 Viper uçağı alacağız. 79 tane de modernize edecektik, ondan vazgeçtik. Şunun için vazgeçtik, bu F-16 modernizasyonunu TUSAŞ tesislerimiz kendisi yapabilecek durumda. Dolayısıyla onları oraya devrettik."

Uçuş süresini dolduran ama emekliye ayrılamayan uçaklar

Türkiye, Rusya’dan S-400’leri satın aldığında ABD de Türkiye’yi beşinci nesil savaş uçağı olan F-35 projesinden çıkardı. Gerekçesi, düşman Rus sistemlerinin aynı hava savunma sistemine entegre olduğunda hayalet uçak olarak adlandırılan F-35’lerin kodlarını çözmesi ihtimali olması. 

Dünyanın gelişmiş ülkeleri beşinci nesil uçakları uzun zamandır kullanıyor, şu an ABD ve Fransa’da yedinci nesil savaş uçaklarının üretimi başlamış durumda. Ancak Türkiye, henüz beşinci nesil savaş uçağına sahip değil. F-35 projesinden çıkarılan Türkiye, bu sebeple daha eski nesil uçaklarını emekliye ayırma planını mecburen askıya aldı.

Bu da Türk Hava Kuvvetleri’ni, bölgede gerilim arttığı bir dönemde, 8 bin saatlik uçuş süresini doldurmuş, radar ve silah kapasitesi kısıtlı olan üçüncü nesil F-16’lara ve ikinci ve bazı yönleriyle üçüncü nesil F-4E’lere mahkum bıraktı. 

KAAN 
F-16’ların en gelişmiş varyasyonu dördüncü ve geliştirilmiş dördüncü nesil olarak değerlendiriliyor. Ancak Türkiye’deki F-16’ların ömrü şimdilik 2030’a kadar uzatıldı ve yukarıda bahsettiğimiz gibi Blok 70 güncellemesinden vazgeçildi. 

F-35'in radarının görünmezlik ve sensör kabiliyeti, şu an Türkiye’nin envanterindeki hiçbir uçakta yok.

Bu uçakların havadan karaya ve havadan havaya güdümlü füze özelliği de var. 

Ankara, bu özelliklere sahip, KAAN adı verilen yerli bir beşinci nesil uçak için 2010’dan bu yana çalışıyor.

2018’de Milli Muharip Uçak KAAN’ın üretimine de başlandı ve ilk test uçuşunu Şubat 2024'te gerçekleştirdi.

TUSAŞ'a göre KAAN, 2030'lu yıllardan itibaren Hava Kuvvetleri'nde F-16'ların yerini alacak.

Ancak o zaman diğer NATO ülkelerinin yedinci nesil savaş uçaklarını kullanmaya başlamış olacağı tahmin ediliyor.

🗞️
Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Fayn'ı abonelikle destekle!
Bağlantı kopyalandı!