Bizler ki MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin adını koyamadığımız, el yordamıyla izleyebildiğimiz, Kürt sorununa ilişkin sürece ısrarla sahip çıkmasına alışığız, 24 Mart Salı günü partisinin grup toplantısında, süreçte ağırdan almayı telkin eden sözlerine şaşırdık:

“Süreci boğmanın, aceleye getirmenin, tartışmaları alevlendirmenin alemi yoktur. Yola çıktık, inşallah varacağız.”

"Sürecin en temkinlisi" sıfatı Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a verilmişken, Bahçeli’nin bu tavrı yadırgandı. 

Gerçi hakkını yememeli, "vazgeçtim" demedi. Ama yine de “adım adım yerine gelmeden”, “aşama aşama hayata geçmeden” söz etti:

"Terörsüz Türkiye, ateşin göbeğine düşen coğrafyalar ve komşu devletler karşısında, ülkemin her köşesinde milli yürekleri sulayan zemzem suyudur…

Terörsüz Türkiye hedefimiz kapsamında ihtiyaç duyulan, ilgili komisyonun hazırladığı rapora binaen demokratik ve hukuki düzenlemeler adım adım yerine getirilecektir. Bu süreçte yanlış anlamalara meydan verecek, iyi niyetle ters düşecek, vehimleri teşvik edecek, kırılganlıkları artıracak sancılı açıklamalardan özenle kaçınmak esas olmalıdır.

İnanıyorum ki, bayramın ardından, dört başı mamur reformlar aşama aşama hayata geçecektir. Ucuz hesaplara tevessül etmeden, cılız anlaşmazlıklardan çıkar devşirmeden, basit yargıların peşine takılmadan maşeri vicdanın beklentisine müzahir yasal ve demokratik adımlar sırasıyla atılacaktır."

Bahçeli’nin bu sözlerinde bir uyarı tonu da seziliyor. 

Ya bunca yıllık deneyimiyle olabileceklere dair olağan bir tahminde bulunuyor ya da hakikaten bizim bilmediğimiz bir şey biliyor, izleyenleri buna hazırlıyor. 

İran Savaşı’nın etkisi sorgulanıyor

"Ne oldu ki?" sorusunun yanıtı aslında açık. 

Fayn 2 Mart 2026’da daha henüz İran Savaşı üç günlükken, “Sürecin en zor ve uzun aşamasına hazır mısınız?” diye sormuştu

Savaşta bir ay geride kaldı. 

Henüz ne zaman biteceğine ve en önemlisi nasıl biteceğine ilişkin bir kestirimde bulunabilen yok. İran savaşı ile sürecin alâkası, süreç ile Suriye’nin alâkası gibi.

Tam olarak aynısı değilse de bir kesişim kümesi var. 

Yine Türkiye’nin dibindeki bir ülkenin geleceğine ilişkin belirsizlik var. 

Kurşunlar, pardon füzeler havada uçuşuyor.  

Savaşın biraz daha uzaması halinde genişleme ve bölgesel savaşa evrilmesi riskinden söz ediliyor. 

Savaş bittiğinde nasıl bir İran olacak bilinmiyor. 

Bunlara bir de savaşla birlikte çıkan yeni enerji maliyeti ve çarpanları faturasını, savaş uzarsa göç riskini, yetmedi bir de ülkenin önünde gidilecek bir seçim olduğu gerçeğini eklediniz mi, daha ne olsun? 

Ama daha da önemlisi, kendini feshettiğini ilan etmiş olsa da PKK’nın fırsat bulduğunda tıpkı Suriye’de olduğu gibi uzantıları üzerinden güç ve kazanım iştahına kapılmayacağından emin olma gerekliliği. 

İktidar, savaşın daha başında ABD ve İsrail’in İran’ın içindeki ve dışındaki Kürt grupları silahlandırmaya giriştiğini unutmadı. Savaş nihayete ermeden bu olasılığı hesaplamalarının dışında da tutmayacaktır. 

Nitekim iktidara yakın Türkiye Gazetesi’nde çıkan ve güvenlik kaynaklarına dayandırılan habere göre, Kuzey Irak’ta üslenen örgüt silah bırakmayı yavaşlattı. Haberde şöyle denildi:

“Hakurk, Gabar ve Kandil’in çoktan boşaltılması gerekiyordu. Ancak İran’da yaşananlar sebebiyle silah bırakma süreci durma noktasına geldi. Örgüt şu anda İran bir çıkış limanı olabilir mi ona bakıyor. İran’ı bir fırsat olarak görüyor.”

Bahçeli’nin ağırdan alan tavrı bu bağlamda anlam kazanıyor.

ABD’den yeniden ‘Kürt kartı’ ama öncekiler ne olmuştu ki?
ABD ve İsrail’in, İran’a karşı Kürt grupları sahaya sürmek istediği iddia ediliyor. Bu gruplardan biri de PKK’nın İran kolu PJAK. Ortadoğu’da Kürt hareketlerinin Washington’la ilişkisi ise sık sık aynı cümleyle hatırlanıyor: ‘‘İstihbarat operasyonları hayır kurumları gibi çalışmaz.’’

Zaman yönetimi meselesi

Efkan Alâ, AK Parti Genel Başkanvekili ve iktidar partisinin süreç içinde öne çıkan siyasi aktörlerinden biri. Geçen hafta katıldığı televizyon programında “Savaş süreci öteledi mi?” sorusuyla karşılaştı ve şöyle yanıt verdi: 

“…Belli zamanlar söylemiştik, onlar biraz ileri, biraz geri gidebilir, öyle yıllar, aylar değil ama günler ve haftalar bakımından… Ertelemeler oluyor, öne almalar oluyor ama öngördüğümüz biçimde süreç devam ediyor. Elbette böylesine ağır bir savaşın yaşandığı bir bölgede siz sorunu çözmeye çalışıyorsunuz. … Aslında devam ediyor…”