Boğaziçi Üniversitesi son beş yıldır bir dizi değişim ve tartışmanın içinden geçiyor.
Önce Ocak 2021’de, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, Melih Bulu üniversiteye rektör olarak atandı. Bulu’nun bu göreve seçilerek gelmemesi ve üniversite dışından bir isim olması, geniş protestoların başlangıcı oldu.
Akademisyenler, mezunlar ve öğrenciler bu karara karşı çıktı; bazı akademisyenler rektörlüğe sırtlarını dönerek protesto eylemleri düzenledi.
Melih Bulu daha sonra 15 Temmuz 2021’de görevden alındı ve yerine rektör yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Naci İnci vekâleten atandı; akademisyenlerin yaptığı güven oylamasında İnci’ye yüksek oranda güvensizlik oyu verildi. İnci; akademisyenler, öğrenciler ve mezunların bazıları tarafından “kayyum rektör” olarak nitelendiriliyor ve akademisyenlerin rektörlüğe sırt döndüğü protestolar hâlâ devam ediyor.
Boğaziçi direnişinin beşinci yılında nereden nereye gelindiğini, üniversiteye hâkim iklimi ve geleceğe dair öngörüleri Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde yaklaşık otuz yıldır görev yapan, başından beri Boğaziçi direnişinde aktif rol alan öğretim üyesi Prof. Dr. Mine Eder’le konuştuk.
Öncelikle bugünden başlamak isterim. Boğaziçi nasıl bugünlerde? Genel olarak iklimi, bir akademisyenin, bir öğrencinin ruh hali nasıl? Bir gün nasıl geçiyor, ne gibi zorluklar var okula dair?
Hiç kolay geçmiyor. Beş senedir kolay geçmiyor ama yeni olan ne var derseniz, ağustostan sonra kayyum rektör tekrar atandı biliyorsunuz, o ikinci atamadan sonra “İstediğimi yaparım, siz de hiçbir şey yapamazsınız” halleri arttı. Hoyratlık var.
Ben bir tek o kelimeyi kullanıyorum durmadan. Öğrenciye karşı hoyratlık var. Öğretim görevlilerine karşı hoyratlık var.
Soruşturmalar açılıyor. En ufak, olmayan bir şeyden suç imal ediliyor, hocalara suç atfedilerek ceza davalarına doğru gitmeye başladı.
“Size danışmayacağım, kafama göre yönetirim” anlayışı, tepeden inmecilik devam ediyor.