Merhaba

Fayn Haftalık yine olan bitene kendine yakışan bir gözle bakmak için hazır.

Başlamadan küçük bir hatırlatma. Kimsenin bağımsız medyadan çok hoşlanmadığı bir dünyada, bağımsız medyadan kimseden bile fazla hoşlanmayan bir ülkede, küçük bağımsız medya olmak zor iş. Biz işimizi seviyoruz o ayrı. Siz de işimizi seviyorsanız seviniriz. Bize abone olmayı düşünürseniz sevincimizi katlarız. Üstelik yıllık aboneliklerde yüzde 20 indirim kampanyamız bu linkte hâlâ aktif.

Gelin beraber editör masamızdan çıkanlara bakalım. 

Kaçırılmış başkan

Venezuela’yı 14 yıla yakın bir süre yöneten 63 yaşındaki Nicolas Maduro koltuğundan başka bir ülke tarafından kaçırılarak ayrılan ilk siyasi lider oldu. Genç bir otobüs şoförü olarak başladığı yolculuğunda önce Hugo Chavez’in ikinci adamı, onun ölümünün ardından da Venezuela Devlet Başkanı olmuştu. Fayn, Maduro’nun hayatına yakından baktı.

Portre: Venezuela’nın ‘kaçırılmış başkanı’ Nicolas Maduro
Devrik başkan, seçilmiş başkan derken Trump sayesinde modern siyasi literatüre yeni bir başkan türü daha eklendi: Kaçırılmış başkan! Venezuela’nın kaçırılmış başkanı Nicolas Maduro’nun Amerikan askeri müdahalesiyle birkaç dakika içinde değişen hayat hikâyesine yakından bakalım.

Yaptırım devri bitti korsanlık devri mi başladı?

Venezuela’da yaşananlarla ilgili pek çok soru var. ABD’nin istediğini elde etmek için kullanabileceği pek çok yöntem varken neden başkan kaçırma yoluna gidildi? Olay gerçekten Trump’ın Maduro’nun dans etmesine gıcık olmasıyla mı alakalı? Güney Amerika’da tarih hep tekerrür etmek zorunda mı? Selva Tor yazdı.

Gordion düğümü Venezuela mı, Amerikan düzeni mi?
ABD’nin askeri hamlesi, çözülen bir rejimi mi yoksa çözülen bir hegemonik mimariyi mi işaret ediyor? ABD’nin elinde Venezuela’yı sıkıştıracak askeri olmayan araçlar varken, neden bu denli açık, maliyetli ve riskli bir doğrudan müdahale yolu seçildi?

Trump’a Monroe Doktrini bile az geldi

ABD’nin Latin Amerika’yı “arka bahçesi” olarak gördüğü söylenir. Aslında bu ifade hafif kalıyor. ABD kıtanın güneyini bahçesi değil geçici kullanım hakkını kısmen verdiği kendi mülkü olarak görüyor desek abartmış olmayız. Batı yarımkürenin tamamında açık açık hak edilmesine vesile olan Monroe Doktrini’ni hatırlamak ve onun yerini alan Donroe Doktrini’ne bakmak için Ayşe Karabat’a bağlanıyoruz.

Monroe’dan Donroe’ya: Benim olacak Batı yarımküre, vurucam kırbacı
Latin Amerika’yı ABD’nin arka bahçesi ilan eden Monroe Doktrini neydi, bugüne kadar nelere yol açtı? Trump bu doktrini nasıl güncelledi? AB neden korkuyor, Rusya ile ne pazarlığı yapılmış olabilir? Çin’in tepkisi ne olacak? Zorbalığın en yalın hali Donroe Doktrini’ne kim karşı koyacak?

Eskinin ABD darbeleri

Aslında ABD’nin başka bir ülkenin yönetimine darbe yapması kimseye acayip gelecek bir şey değil. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Tek fark eskiden böyle şeyler nispeten gizli saklı yapılırdı. Finalde de ABD başkanları mevcut başkan gibi konuşmazdı. Yavuz Sinangil bu gizli saklı yürütülen darbelerin ilk örneklerinden Ajax Operasyonu’nu yazdı.

ABD’nin ilk darbesi: Ajax Operasyonu
ABD, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu eşiyle birlikte kaçırdı. Yetmedi, Trump açık açık “Petrolümüzü almaya geldik” diyerek ülkeye çöktüklerini açıkladı. Eskiden böyle şeyler gizli operasyonlarla olurdu. ABD’nin ilk gizli darbesi de yine petrol yüzünden İran’da Musaddık’a karşı yapılmıştı.
SPONSOR

Bi’ Dünya Kıvılcım hareketi, Türkiye’de yetişmiş ve yurt dışında yaşayan bireylerin Atatürk’ün “Sizi birer kıvılcım olarak gönderiyoruz, gür alevler halinde dönmelisiniz” sözünden ilham alıyor.

Türkiye’den dünyaya yayılmış beyin gücünü bir araya getirerek Türkiye’ye ve topluma katkı sunmayı amaçlıyor.

Şimdiyse Fayn’ın paydaşı olduğu ve KONDA Araştırma tarafından yürütülen “Türkiye'nin ilk büyük beyin göçü haritalandırması” için kolları sıvadılar.

Bu araştırma Türkiye’de eğitimini tamamlayan ve ardından yurt dışına taşınan bireylerin kişisel yolculuklarını, bulundukları ülkelerdeki varlık ve etkilerini, Türkiye ile kurdukları/kurmak istedikleri bağları anlamayı hedefliyor.

Aynı zamanda göç etmiş bireylerden oluşan bir ağ yaratmayı ve alanında uzman kişileri ulaşılabilir kılmak istiyor.

Eğer Türkiye’de doğmuş ve en az lise öğrenimini Türkiye’de tamamladıysanız, 2000 yılından sonra kariyer ya da yüksek öğrenim için yurt dışına çıktıysanız ve halihazırda yurt dışında yaşıyorsanız bu linkten araştırmanın ve girişimin bir parçası olabilirsiniz.

Araştırmaya katılın

Bu yıl Bilal Erdoğan yılı mı?

Dünya 2026’ya Venezuela vakasıyla girdi. Yılın geri kalanının ne getireceği merakla bekleniyor. Türkiye’de ise 2026’nın Bilal Erdoğan’ı getirme ihtimali var. Kendisini siyasete hazırlama ya da hazır olduğu kadarıyla öne çıkarma çabalarında gözle görülür bir artış var. Ayrıca geçen yıl bol bol duyduğumuz operasyon ve tutuklama kelimelerini de aynı bollukta duymaya devam edeceğimiz anlaşılıyor. Fayn Ankara muhabiri 2026’nun muhtemel siyaset takvimini çıkardı.

2026: Siyaseti Bilal Erdoğan’a hazırlama yılı
2025’te Türkiye’de kulağa en çok çalınan kelimeler operasyon ve tutuklamaydı. 2026, daha azını vaat etmiyor. Görünen o ki siyasette Bilal Erdoğan’lı yeni bir dönem için yeni bir ortam inşa ediliyor. Fayn Ankara muhabiri derledi.

“Nefret dili ve düşman hukukuyla karşı karşıyayız”

Boğaziçi Üniversitesi, Ocak 2021’de Melih Bulu’nun bir kararnameyle rektör olarak atanmasının ardından hızlı bir hırpalanma sürecine girdi. Bulu, kendi rektörünü seçen Boğaziçi’ne “atanan” ilk rektördü. 15 Temmuz 2021’de görevden alındı ama süreç devam etti. Yerine rektör yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Naci İnci atandı. O zamandan bugüne de rektörün üniversitenin geleneklerini yıkmaya yönelik uygulamalarını, akademisyen ve öğrencilerin direnişlerini konuşuyoruz. Fayn o akademisyenlerden Prof. Dr. Mine Eder ile kampüsün ruh halini ve kamu üniversitesi idealini ayakta tutma mücadelesini konuştu.

Prof. Dr. Mine Eder: “Biz bir kamu üniversitesi hayalini ayakta tutmaya çalışıyoruz”
Boğaziçi’nde neler değişti, neler geri dönülmez biçimde kaybedildi? Prof. Dr. Mine Eder’le akademisyenlerin, öğrencilerin ve kampüsün ruh halini; kamu üniversitesi idealini ayakta tutma mücadelesini konuştuk.

Bu kusurluluk sahici mi?

“Clean Girl” akımını kavramayı anca başarmıştık ki yenisi geldi: “Messy Girl” akımı. Anlaşılan artık pürüzsüz ciltler, kusursuz sabah rutinleri ve disiplinli hayat planları kadar dağınık saçlar, akmış eyeliner’lar ve “biraz salmış” hâller de dolaşımda. Fayn konunun ne olduğunu anlamaya çalıştı ve dağınık bir kadın olmak sıkıntı mı diye düşündü.

Messy girl: Kusurluluk sahici mi, yoksa o da mı satılık?
Dağınık saçlar, akmış eyeliner, buruşuk tişörtler… “Messy girl” kusursuzluk baskısına karşı bir kaçış gibi sunuluyor. Kadıköy’de romantize edilen dağınıklık, başka bir mahallede bakımsızlık olarak okunabiliyor. Peki, dağınık bir kadın olmak hâlâ ayıp mı, yoksa artık rahatlayabilir miyiz?

Merhaba Ateş Atı yılı

Takvim Çin’de bile olsa gider alırız. 2026’ya çoktan giren Batı’nın aksine Çin kültüründe yeni yıl teknik olarak 17 Şubat’a kadar başlamayacak. Çin için 2026 “Ateş Atı Yılı” olarak geçiyor ve yeniliğin, dinamizmin, kişisel atılımların bol olacağı bir seneye işaret ediyor. Kısaca 2026 için umutlarınızı diri tutmaya devam edin. Çin yeni yılı hakkında daha fazlasını öğrenmek isterseniz de içeriğimize geçin.

Yeniliklerle gel Ateş Atı Yılı
Her sene farklı bir hayvan adıyla gündeme oturan Çin yeni yılına göre 2026, At Yılı olacak. Fayn okurları için Çin yeni yılı hakkında bilinmesi gerekenleri ve At Yılı’nın getireceklerini derledik.

Süper mi kupa?

Sezon başlamadan oynanan Süper Kupa önce sezon ortasına kaydı. Sonra tuhaf bir formata geçti. Şapkadan çıkan “Dörtlü Final” beklenen her neydiyse karşılamış görünmüyor. Tribünler boş. Canlı yayınlanan maçlar aynı gün yayınlanan dizilere geçiliyor. Turnuva finali oynayan takımların taraftarlarının pek umrunda değil gibi duruyor. Böyle olunca akıllara tek soru geliyor: Biz bu işe niye girdik?

Süper Kupa gerçekten süper mi?
Türk futbolunun zirvesinde bir gelenek olarak yer edinen Süper Kupa, son yıllarda prestijden çok belirsizliklerle anılıyor. Takvimdeki yeri sürekli değişen kupa bu yılki dörtlü turnuva formatıyla da bir ilke imza attı.

Emmy Ödüllü drama dizisi The Pitt’in 2. sezonu 9 Ocak’ta HBO Max’te yayınlanıyor.

En İyi Drama Dizisi, Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu ve Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödüllerine layık görülen dizi, ABD’nin Pittsburgh şehrindeki kaotik bir acil serviste geçiyor.

15 bölümünün her biri, 15 saatlik nöbetin bir saatini anlatıyor. Yüksek tempolu ve doktorluk mesleğini tüm gerçekliğiyle gözler önüne sermeyi başaran dizinin, aynı zamanda belgeseli andıran bir tonu var.

Zira ABD gündeminden düşmeyen silahlı saldırıları ve sağlık sistemindeki yapısal sorunları merkeze alarak modern Amerikan rüyasına eleştirel bir bakış sunuyor. Ayrıca sağlık çalışanlarının Covid-19 pandemisi sonrasında “normal” hayata dönmekte yaşadığı zorlukları çarpıcı bir biçimde ele alıyor. IMDB’de 8.9’lük puanıyla hem kritiklerin hem de izleyicilerin beğenisini toplayan The Pitt, yeni sezonuyla özellikle doktor ve hastane draması sevenler için mükemmel bir seyir zevki ortaya koyacak.

fayn'a abone olun

Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Tüm içeriklerimize sınırsız şekilde erişmek ve iyi gazeteciliği desteklemek için Fayn’a abone olun.

Bağlantı kopyalandı!