Amerikan başkan yardımcısı JD Vance ve ona eşlik eden delegasyon, 7 Nisan günü, Air Force Two uçağıyla Budapeşte’ye indiğinde, şehri havalimanına bağlayan bayraklarla süslü yollar tamamen kapanmış ve trafik felç olmuştu.
Otobüs, taksi ve diğer araçların trafikten yasaklanması nedeniyle havalimanında mahsur kalan şaşkın turistler ne olduğunu anlamazken, JD Vance basın toplantısında Budapeşte’ye neden geldiğini anlatmaya başlamıştı bile:
“Biz dostumuz Viktor Orban’ın yeniden seçilmesi için her şeyi yapacağız!”

Macaristan’da son yılların en heyecanlı seçimlerine artık günler kalmışken, taraflar da son kozlarını oynamaya başlamışlardı. Amerikan delegasyonu, Orta Doğu’daki krize aldırmadan diğer tüm önemli işlerini bir yana bırakıp seçimlerde, ülkeyi 16 yıldır yöneten Macaristan başbakanı Viktor Orban’a destek vermek için gelmişlerdi.
Ama Orban’a destek sadece Amerika’dan gelmiyordu. Macar kamuoyu birkaç gün önce de araştırmacı gazeteciliğin önemli temsilcilerinden Vsquar’da çıkan Szabolcs Panyi’nin, Rusya askerî istihbarat örgütü GRU’dan bir ekibin seçimlerde Orban hükümetine teknik destek vermek için Budapeşte’ye geldiği haberiyle sarsılmıştı.
Her ne kadar hükümet ve Rusya’nın Budapeşte Büyükelçiliği yetkilileri bu haberi yalanlamış olsalar da uzmanlara göre, geçen yıllarda bazı Avrupa ülkeleri seçimlerinde de gündeme gelen Rusya’nın seçimlere müdahale hamlesi hiç de olmayacak bir iş değildi.
Orban’ın rejimi sallanıyor mu?
Orban’ın rakibi ve muhalefet lideri Peter Magyar ise, “Macaristan’ın kaderi Washington’da, Moskova’da ya da Brüksel’de değil Budapeşte’de belirlenecek” diyor ve 12 Nisan Pazar günü gerçekleşecek seçimleri işaret ediyordu.
Aslına bakılırsa dünyada bu seçimlere gösterilen ilgi, Orta Avrupa’nın küçük bir ülkesinin genel seçimlerine gösterilmesi beklenen ilgiyi çoktan aştı. Ve bunun nedeni de Viktor Orban tarafından 16 yıl önce inşasına başlanan rejimin sallanmaya başlaması.
Viktor Orban’ın “liberal olmayan demokrasi” adını verdiği ve Macaristan’da 16 yıl içinde vücut bulan otoriter rejim, son yıllarda dünyada küresel elite muhalif olarak ortaya çıkan hareketlerin öncüsü olarak değerlendirilmeli.

Kendini MAGA (Make Amerikan Great Again) olarak tanıtan hareket ve onun lideri Donald Trump daha Amerika’da iktidara gelmeden Viktor Orban bu rejimin dayanması gereken ilkeleri sıralamış ve hayata geçirmeye başlamıştı bile. Aslında Orban, yıllar sonra dünyada esecek olan Trump rüzgârının ilk işaretiydi.
21. yüzyılda otoriter rejimler nasıl boy verdiler?
Bu tür otoriter rejimler, küreselleşmenin getirdiği olumsuzluklar ve liberal dünya düzeninin devlet aygıtını sürekli küçülten ve gelir dağılımını da piyasanın dalgalanmalarına terk eden sorumsuzluğu nedeniyle zor durumda kalan orta sınıflara çare gibi görünüyorlardı.
Kaderlerine terk edilen sıradan insanlar kendilerini koruyacak, ekonomik ve sosyal dertlerine çare olacak, kol kanat gerecek “devlet babaya” ihtiyaç duyuyorlardı ve otoriter liderler de böyle bir rol için biçilmiş kaftandı.
Bu modelde seçimlerle iktidara gelen parti ülkede adım adım otoriter bir yapı oluşturuyordu. Temel ilke, hak ve özgürlüklerin, vatandaşların maddi manevi güvence taleplerinin önüne geçemez olmasıydı. Eğer ulusal egemenlik ve milli güvenlik söz konusu olursa temel hak ve özgürlükler yine geri plana itilebilirdi.
Devletler her durumda kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder, uluslararası hak, hukuk ve adalet, ulusal çıkarların önüne geçemezdi. Gerekirse uluslararası sözleşme ve mutabakatlar da devre dışı bırakılabilirdi.
İşte bu çerçevede iktidardaki parti giderek daha sessiz bir toplum yaratıyor ve devlet otoritesi toplum içinde korku ve ürküntüyle karışık bir saygı inşa ediyordu. Ulusal çıkarlar söz konusuysa, her şey geri planda kalırdı.
Orban liderliğinde Macaristan’a ne oldu, neler değişti?
Elbette bu modelde ulusal çıkarların ne olacağına da liderler karar verirdi! Lider yarattığı ve kendine derinden bağlı bir “milli elit” ile ülkenin ekonomik ve siyasi iplerini elinde tutar, parlamento, anayasa mahkemesi, basın, ulusal yargı, üniversiteler ve diğer önemli ülke kurumları ikinci plana itilir ve önemsizleştirilirdi.
Macaristan’da da böyle oldu. Önce devlet medyası derhal parti medyası haline getirildi. Bağımsız medya ve gazeteler de birer birer susturuldu. Hakikat, resmî söylemin prizmasında çarpıtıldı.
Ardından yargı mekanizmasına sıra geldi: Partililer yargı ve adalet sisteminin kilit noktalarına yerleştirildiler. Adalet arayışları partizan kadroların egemenliğindeki yargı mekanizmasının zırhlarında eridi. Adalete güven sıfırlandı.
