Son yıllarda tüm ülkeler hızlı bir silahlanma yarışı içinde. Herkes daha gelişmiş silahlar edinmeye çalışıyor, yeni savunma konseptleri geliştiriyor, savunma harcamalarını artırıyor.
ABD, Savunma Bakanlığı’nın adını Savaş Bakanlığı olarak değiştirdi. Rusya’nın Ukrayna’yı 2022’de işgaliyle başlayan savaşla beraber refah dolu günlerinin bittiğini gören Avrupa, 150 milyar Euro’luk savunma fonu SAFE’i hayata geçirmeye çalışıyor. Dünyanın diğer tarafında Çin, yıllardır yatırım yaptığı ordusunun dev gücüyle artık ABD’nin rakibi.
İşte bu ortamda iki ülkeden gelen açıklamalar gelişmeleri takip edenlerin akıllarındaki alarm seviyesinde kırmızıya doğru değişiklik yapıyor. Biri Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in “Avrupa’daki en güçlü konvansiyonel ordu” kurma hedefi. Diğeri Japonya’nın yeni başbakanı Sanae Takaiçi’nin göreve gelmesinin hemen ardından Çin’in Tayvan’a karşı olası bir müdahalesine karşı askeri tepki veririz, çıkışı.
Oysa, Almanya ve Japonya, II. Dünya Savaşı’nın iki büyük kaybedeni olarak uzun yıllar askeri olarak ön plana çıkamamıştı. Şimdiyse yeniden sahneye dönüyorlar.
Kazananların kaybedenlere ettiği
Dünya, 1914’ten 1945’e kadar geçen zamanda toplam 10 yıl süren iki ayrı dünya savaşı geçirdi. Özellikle ikincisi tarihin en kanlı savaşı oldu. 6 yıl süren II. Dünya Savaşı’nda tahminen 60 milyon insan öldü. Bazı kaynaklar bu sayıyı 70 ilâ 85 milyon olarak veriyor.
Avrupa’da savaş, Mayıs 1945’te bitti. 30 Nisan’da intihar eden Hitler’in yerine göreve gelen Alman yönetimi 7 Mayıs’ta Fransa’nın Rheims şehrinde, ertesi gün de Berlin’de kayıtsız şartsız teslim olduğuna dair belgeleri imzaladı.

Japonya birkaç ay daha direndi, ta ki ABD, 6 Ağustos’ta tarihin ilk atom bombasını Hiroşima’ya, ikincisini de 9 Ağustos’ta Nagazaki’ye atana kadar. 2 Eylül 1945’te Tokyo Körfezi’ne demirleyen ABD’nin USS Missouri savaş gemisinde de Japonya’nın teslim belgeleri imzalandı.
