İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaş üçüncü haftasına girdi. Her ne kadar zaman zaman savaşın bitebileceğine dair yorumlar yapılsa da, konuyu takip eden ve analizlerine güvenilir uzmanlara göre savaş hız kesse de, iyice karmaşıklaşmaya ve katmanlaşmaya başladığı bir evreye doğru ilerliyor.
Bu karmaşıklığın özünde de üç unsur var. Birincisi İran’ın ateşkes, müzakere, yeniden savaş sarmalından kalıcı bir biçimde çıkma isteği ve stratejik dengeleri kalıcı biçimde değiştirme arayışı. İkincisi, ABD’nin, başlattığı savaştan nasıl çıkacağını öngörememesi. Üçüncüsü, İsrail’in İran’da rejim değişikliği ya da tam bir kaos oluncaya kadar savaşa devam etme isteği.
Hal böyle olunca üçüncü haftada savaş, petrol ve askeri altyapıların daha çok hedef alındığı, olası sınırlı kara operasyonlarının seçenek olarak epey tartışıldığı ve İran’daki lider kadroların hedef alınmaya devam ettiği bir aşamaya geldi.
Bu hafta İsrail, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani’yi, İran İstihbarat Bakanı İsmail Hatib’i, Besic komutanı Gulamrıza Süleymani’yi ve Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri’nin komutanlarından İsmail Dehkan’ı öldürdü. Buna rağmen İran’da devlet yapısının zayıfladığına ilişkin işaretler pek yok.

Tahran’ın hesapları
Savaşın üçüncü haftasına girerken İranlı yetkililerin açıklamalarına bakınca, Tahran bölgede stratejik dengeleri değiştirmeye başladığını düşünüyor. Onlara göre, ABD etkisi bölgede gerilemeye başladı bile. Petrol fiyatlarındaki öngörülemezlik, tedarik zincirlerinin sıkıntıya girmiş olması, Körfez ülkeleri üzerindeki ekonomik baskı, ABD’nin bu ülkelere yeterli güvenlik sağlayamaması bu değişimin başlangıcı.
Nitekim uzmanlara göre Körfez İşbirliği Konseyi içinde yapılan tartışmalar, ABD’ye bağımlılığı azaltma, Türkiye ya da Pakistan gibi ülkeleri içerebilecek yeni bölgesel güvenlik düzenlemeleri arayışları gibi meseleler üzerinde yoğunlaşmaya başladı. İsrail ile yapılan ve Filistin sorunun çözümünü Tel Aviv ile ilişki kurmanın sonrasına bırakan İbrahim Anlaşmaları’nın hükmü de epey tartışılır hale geldi.

İran’ın umudu, Körfez ülkelerinin güvenlik için Washington’a bağımlılıklarını yeniden değerlendireceği, İran’ı izole etmekten vazgeçecekleri ve kendisinin de dahil olacağı yeni bölgesel güvenlik düzeninin kurulması için uygun bir ortamın oluşması yönünde. Özetle Tahran savaşa, ölüm kalım mücadelesi olarak değil, yeteri kadar dayanabilirse, dengeleri değiştirebileceği bir fırsat olarak bakıyor.
Hal böyle olunca da Tahran şimdilik ateşkesten söz ederken tazminat, yaptırımların kaldırılması, güvenlik garantileri ve Hizbullah dahil bölgesel müttefiklerine yönelik operasyonların sona ermesini öne çıkartıyor. Hatta Tahran, dünya enerji akışının geçtiği Hürmüz Boğazı için de yeni arayışlar içinde.
Hürmüz Boğazı’nda durum
İran, Hürmüz Boğazı’nı seçici biçimde kullanmayı sürdürüyor. Gemi trafiği büyük ölçüde aksasa da başta Çin’e yönelik olmak üzere İran'ın petrol ihracatı devam ediyor. Günlük yaklaşık 140 milyon dolar gelir elde edildiği ve akışın sürdüğü tahminleri, Tahran’ın boğazı tamamen kapatmak yerine kontrollü ekonomik baskı stratejisi izlediğini gösteriyor.
İran, Hürmüz Boğazı’ndaki etkisini sürdürmek için, petrol ihracatının Boğaz’ı bypass ederek yapılabilmesi yönünde önemli bir nokta olan Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Füceyre Limanı’nı hedef aldı.


