28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı savaş dördüncü haftasını geride bırakıyor. Dördüncü haftanın başında karşılıklı tehditler tansiyonu yükseltti ama sonra bu tehditler yerini tam olarak doğrulanmamış dolaylı temas haberlerine bıraktı.
Haftanın başında savaş nedeniyle giderek iç siyasette zorlanan, Körfez’dekiler başta olmak üzere, savaşın maliyetinden etkilenen tüm ülkelerin baskısıyla da karşı karşıya olan ABD Başkanı Trump, 23 Mart’ta İran’a 48 saatlik süre verdi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını istedi. Aksi halde İran’ın elektrik altyapısının, yani aslında sivillerin yaşamının, hedef alınacağını söyledi.
İran, Hürmüz Boğazı’na kendisiyle koordine edilmesi şartıyla sınırlı geçiş veriyor. Bu da petrol fiyatlarından başlayarak küresel bir maliyet yaratıyor. Tahran, maliyeti artırarak elini güçlendiriyor ve karşılığında bölgedeki stratejik dengeleri kendi lehine kalıcı bir biçimde değiştirmeyi hedefliyor.
Trump’ın bu ültimatomu yanıtsız kalmadı. İran askerî liderliği, böyle bir durumda bölge genelinde enerji, su ve bilişim-iletişim altyapısını vuracağını söyledi. Hürmüz Boğazı’nı da tamamıyla kapatacağını ilan etti.
Müzakere iddiaları, varsayımlar, durmayan saldırılar
Bu tehditler ve karşılıklı füzeler havada uçuşurken Trump, İran’da adını açıklamadığı ama doğru kişiler olarak tanımladığı bazı isimlerle arabulucular üzerinden görüştüklerini iddia etti. İranlı askerî yetkililer, Trump’ın kendi içindeki çelişkileriyle görüştüklerini söyleyerek onunla alay etti. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, mesaj alışverişi olduğunu ama bunun Washington ile müzakere anlamına gelmediğini, müzakere etmeyeceklerini ve direnişe devam edeceklerini de söyledi.
Yani İran’ın açıklamalarına bakınca; evet, bir mesajlaşma olduğu anlaşılıyor, ancak Tahran, baskı altında müzakere ediyor gibi görünmekten çok uzak olduğu izlenimini veriyor ya da vermeye çalışıyor.
Diplomasi söylemine rağmen arabuluculardan biri olduğu anlaşılan Pakistan’ın düzenlemeye çalıştığı olası görüşmeler öncesi savaşta bir duraklama da olmadı. Her iki taraf da itidalle değil, diplomatik sürecin ancak sahadaki baskı üzerinden şekilleneceği varsayımıyla hareket etti.
Yaklaşık üç bin ABD askerinin Ortadoğu’ya konuşlandırılacağı haberleri de diplomasi haberleri kadar yer buldu. İran’a yönelik dar kapsamlı ama her an kontrolden çıkma riski taşıyan kara harekâtı tartışmaları da devam ediyor.
İsrail de saldırılarını sürdürerek, bir yandan tersane gibi askerî hedefleri vurmaya, bir yandan da ülkenin geniş bir kesiminde yerleşim birimlerine saldırmaya devam etti. Yani İsrail, İran halkının en azından bir kısmının savaşa itiraz ederek ayaklanması umudundan vazgeçmiş değil.
İran da İsrail, Kuveyt, Ürdün ve Bahreyn’de ABD bağlantılı noktalara yönelik saldırılar yaptığını açıkladı.
ABD’nin planında neler var?
Resmî olarak ilgili ülkelerce teyit edilmemiş ama geniş kapsamlı bir biçimde dolaşıma sokulmuş ve kuvvetle muhtemel doğru olan haberlere göre, ABD’nin Pakistan aracılığıyla İran’a ilettiği teklifte 15 madde var.
ABD’nin planı ilk etapta 30 günlük ateşkes öngörüyor. Saldırılar duracak, Hürmüz Boğazı açılacak.
