Yıl 1999. Türkiye A Milli Futbol Takımı, Euro 2000 elemelerinde İrlanda ile playoff’a kalmış ve Dublin’de oynanan ilk maç 1-1 sona ermişti. Bu maçta oynanan futbol, spor çevrelerince beğenilmemiş, başta Teknik Direktör Mustafa Denizli olmak üzere tüm takım sert bir şekilde eleştirilmişti. Bursa’da oynanan ikinci maç ise 0-0 bitti. Türkiye, deplasmanda attığı golün avantajıyla Avrupa Şampiyonası’na katılmaya hak kazandı.
Maçtan sonra basın mensuplarının karşısına geçen Mustafa Denizli, “Biz bu yola çıkarken yanımızda olanlara teşekkür ediyoruz. Ama bir de içimizdeki İrlandalılar var... Onlar kendilerini biliyorlar. Bu başarı onlara rağmen kazanıldı.” dedi. Denizli’nin “İçimizdeki İrlandalılar” sözü öylesine büyük bir etki yarattı ki hâlâ benzer durumlarda olayın vahametini tasvir etmek için kullanılıyor.
“Aramızdaki düşmanlar, içimizdeki hainler” gibi büyük tabirleri biraz yumuşatıp hatta biraz da kurumsallaştıran bu ifadenin, gelinen noktada ya tedavülden kaldırılması ya da ülke bilgisinin değiştirilmesi gerekiyor. Aradan geçen çeyrek asırdan fazla süre, bu metaforun altını bambaşka bir şekilde doldurdu. Zira şu an İrlandalı olmak, ister içerde ister dışarıda olsun, ancak güzel kelimelere karşılık geliyor. İçimizde bir İrlandalı varsa bu çok iyi bir şey artık, sayısı birden fazlaysa da âlâ.
Dünya susarken konuşa(bile)n bir ada ülkesi
Avrupa kıtasında, nüfusu 5 milyon civarında bir ada ülkesinin, küresel meselelerde hiçbir “büyüğünü” dinlemeyen, “dengeler”i düşünmeyen, “yeter ki ticaretimize zeval gelmesin” diye üç maymunu oynamayan bir tavırla hareket etmesi “olacak iş değil” dedirtse de aslında çok insanî.