K A T K I L A R I Y L A

Küçük bir kız çocuğuyken en büyük kabuslarımdan biri prens ve prensesli peri masallarıydı. Bana alınan hikâye kitaplarını defalarca çevremdekilere okutur ama prensesli masallar bittikten sonra onları öfkeyle bir yana fırlatırdım. 

O yaştayken bile kadınların kurtuluşunun bir prensten geçtiği fikrine düşman, feminist bilinci yüksek bir çocuk olmamdan kaynaklı olmasını isterdim bu hareketimin. Ancak sebep farklıydı. 

Ben prensle evlenebildiği için kitaptaki prensesi kıskanıyordum. 

Bir prens yüzünden okumaya düşman olurum korkusundan olsa gerek, bana hep hayvanlar aleminden karakterler içeren kitaplar almaya başladılar. Baloda pabucunun tekini kaybeden Külkedisi’nden sonra Bremen Mızıkacıları ilaç gibi geldi.

Bu davranışım, uzun bir süre çocukluğuma dair silik bir anı olarak kaldı. Ta ki Külkedisi’nin farklı bir perspektifle yeniden yorumlandığı Çirkin Üvey Kardeş’i izleyene kadar…

Ne pahasına olursa olsun prensle evlenmeyi aklına koymuş “çirkin” üvey kızkardeş Elvira’nın hikâyesi, bana yıllar evvelinden bir başka kız çocuğunu, kendimi anımsattı. Tabii çok daha sert, çok daha dehşete düşürücü bir halde. Ve güzellik standartlarına uymak için yapılabileceklerin hududunu sorgular bir gözle…

Dikkat: Rahatsız edici unsurlar içerebilir!

Çirkin Üvey Kardeş, Norveçli yönetmen Emilie Blichfeldt’in ilk uzun metraj denemesi. Ocak 2025’te Sundance Film Festivali’nde prömiyerini yaptıktan sonra 75. Berlin Film Festivali’nde gösterildi. 

Norveç, Polonya, İsveç ve Danimarka’nın ortak yapımı olan film, Külkedisi masalının yeniden ele alınmış sert bir yorumu. Bu yönüyle, orijinal masala daha fazla yakın.

Külkedisi’nin Grimm Kardeşler’e ait orijinal versiyonu, sonraki Disney uyarlamalarının aksine çocuklara pek de uygun olmayan bazı “vahşi” unsurlar içeriyor. 

Kulaktan dolma da olsa bu masala aşina olmayan herhalde yoktur. Fakat yine de özetleyelim. Külkedisi’nin hikâyesi, annesinin ölümünün ardından bir üvey anne ve iki üvey kız kardeşle yaşamaya başlayan ve bu yeni ailesi tarafından adeta hizmetçi gibi kullanılan bir genç kızın öyküsüne dayanıyor. Külkedisi ismiyle anılması da bundan. Zira sürekli iş yaptığı ve kardeşlerinin ocaktaki küle döktüğü yiyecekleri ayıklamak zorunda kaldığı için üstü başı kir içinde geziyor. 

Fakat birtakım “ilahi” güçler onun güzelliğinin tüm bu küllerin ardından da görünmesine yardımcı oluyor ve en nihayetinde katıldığı baloda prensin dikkatini çekmeyi başarıyor. Balodan kaçarken düşürdüğü ayakkabısının teki, onu prensle buluşturacak tek nişane. 

Uyarlamalar arasındaki ayrım da burada devreye giriyor. Orijinal masalda üvey kız kardeşler ayakkabının içine girebilmek için ayak parmaklarını ve topuklarını kesecek derecede gözleri dönerken hikayenin modern versiyonlarında yalnızca hasetlerinden çatlamakla kalıyorlar. 

Çirkin Üvey Kardeş, izleyende hem empati hem de rahatsızlık uyandırmaya çalışması nedeniyle, orijinal masaldakine benzer bir evren sunuyor.

“Çirkin olduğunu düşünerek acı çeken herkes için…”

Yönetmen Blichfeldt, bir yetişkin olarak Grimm Kardeşler’in orijinal Cindrella masalını okuduğunda çok etkilendiğini ve kardeşlerin kestiği ayak parmaklarının acısını kendi bedeninde hissettiğini anlatıyor. Bu hisle yola çıkan yönetmen, filmin senaryosunu da beden algısına yönelik kendi mücadelesinden esinlenerek yazmış. 

Bunu yaparken de tek bir versiyona sadık kalmamaya ve her versiyondan ilginç ve eğlenceli bulduğu kısımları derlemeye çalışmış. Zaten bu masal, esasında farklı kültürlerde yüzyıllardır çeşitli biçimlerde aktarılan bir halk anlatısı. 

Zira hangi çağda olursak olalım ve o çağ hangi güzellik standartlarını dayatırsa dayatsın, pek çok kadın hayatının bir döneminde “çirkin” üvey kız kardeşle duygudaşlık kurmuştur. 

Blichfeldt de onlardan biri. O, bu özdeşimi, içinde kesik bir ayak başparmağı ağrısı taşıyan kadınlar için yeni bir hikâye anlatarak aşmış:

“Bu filmi, ayakları büyük ve erkeklerin yanında kendine güveni olmayan genç Emilie için yaptım. Bu filmi, çirkin olduğunu düşünerek acı çeken tüm genç kızlar için yaptım. Ancak umarım bu film çok daha ötesine ulaşır. Neyin güzel kabul edildiği konusu hepimizi ilgilendirir. Hem bedenlerimiz hem de bakışlarımız açısından…”

Dıştan güzelleşme, içten çürüme

Her ne kadar bilindik bir masaldan uyarlanmış olsa da yazının bundan sonraki bölümü filme dair bazı sürpriz kaçıran unsurlar içerebilir. 

Filmin ilk safhalarında çirkin kız kardeş Elvira, prensin gözüne girebilme rekabetinde üvey kardeşi Agnes’e göre daha dezavantajlı bir konumda. Çirkin ama iyi kalpli, prensin şiirlerini okuyarak hülyalara dalan romantik bir genç kız gibi çizilmiş.

Masalların iyileri ödüllendiren mekaniğine alışık izleyiciler, bir noktada Elvira’nın güzelleşip makus talihini yeneceği dönüm noktasını bekliyor. Elvira zamanla gerçekten de güzellik standartlarını sağladığı bir aşamaya gelse de bu, alışıldık bir glow up anıyla değil, aksine epey vahşi, kanlı ve acımasız bir dönüşümle oluyor.

Elvira, ilkel şartların hüküm sürdüğü bir klinikte bir dizi kanlı operasyon geçiriyor. Kliniğin kapısından izleyiciye göz kırpan “güzellik acıyla olur” yazısına istinaden, eziyet içinde diş tellerinden kurtuluyor, burun estetiği geçiriyor, iğneyle dikilmek suretiyle uzun kirpiklere sahip oluyor. 

Ve son hamle, ne kadar yese de kilo almaması için tenya yumurtası yutuyor. O aşamadan sonra ise zaten Elvira için dıştan güzelleşme ancak içten bir çürüme süreci başlıyor. 

Tahammül etmek zorunda kaldığı acılarla sertleşen Elvira için artık feda edilemeyen hiçbir şey kalmıyor. Ayak baş parmakları dahil…

Prens, baloda düşen ayakkabının tekini aramak için eve geldiğinde Elvira artık neredeyse bir yaratığa dönüşmüş oluyor. Kendisi, annesi ve patriyarkanın eliyle yoğrulmuş bir yaratık…

Kim Cindrella, kim kötü kalpli üvey kardeş?

Filmi izlerken kimin gerçekten Külkedisi olduğu sorusu aklımın bir köşesini tırmaladı. Zira klasik masallarda, şans ve talih yoluyla hak ettiğini bulan iyiler ve onların bu fantastik kaderiyle arasına girdiği için sonunda cezalandırılan kötüler vardı. 

Ve bu düzene alışık zihnim, hikâyeleri genellikle iyilerin perspektifinden izlemeye, kendini onların yerine koyarak bir çeşit tatmin yaşamaya alışıktı. 

Çirkin Üvey Kardeş’i izlerken uzunca bir süre zihnimde Elvira’yı Külkedisi olarak imledim. Çünkü farkında olmadan hikâyeye onun gömleğini giyerek dahil olmuştum. Fakat aslında mavi kabarık elbisesi, sarı saçları, evde bir noktadan sonra hizmetçi gibi kullanılması ve sonunda prensle kavuşmasıyla asıl külkedisi, Agnes’di.

Arada illa bir ikilik kurulacaksa Elvira, kötü kalpli üvey kız kardeş rolüyle hikâyedeydi. Ama güzel olmak uğruna çektiği acılarla yavaş yavaş taşlaşmış, zamanla kötüleşmişti.

Filmin sonunda kız kardeşi Alma’nın yardımıyla içinden kustuğu tenyalar ve bedenini ele geçirmiş uzun kurtlar, onu bu hayata mahkum eden her şey, hatta belki de ataerkinin bizzat kendisiydi.

Çirkin Üvey Kardeş, ister Külkedisi ister üvey kardeş olsun tüm kadınların, aslında bu sistemin ayrı ayrı kurbanları olduğunu göstermek için çaba sarf ediyor. Olanca açıklığıyla gösterdiği vahşi sahnelerle yarattığı “kusma” isteği fiziksel olduğu kadar toplumsal da…

Küçük bir kız çocuğuyken dinlediğim prensesli masalların bende yarattığı öfke, zamanla yön değiştirdi. Artık bende olmayana sahip olan prenseslere değil, prenses olmamızı bekleyenlere kızgınım. Blichfeldt’in deyişiyle, “güzellik diktatörlüğü altında çirkin olduğunu düşünerek yaşamanın yükünü” taşıttıkları için öfkeliyim.

Bunda da bu masalları yeniden yorumlayanların, alışkın olduğumuz anlatıları yıkıp tersinden kuranların rolü büyük. Çirkin Üvey Kardeş de bunlardan biri oldu. 

Yıllar sonra, bildiğim bir masalı, duymadığım bir yerden, içimdeki çocuğa yeniden okudu.

ÖZEL BİR HEDİYE

ŞİMDİ MUBI’DE ÇİRKİN ÜVEY KARDEŞ VE DAHA BİRÇOK HARİKA YAPIMI 30 GÜN BOYUNCA ÜCRETSİZ İZLEYİN.

ŞİMDİ İZLE
FAYN ABONELİĞİ

Fayn'a sınırsız erişim ve abonelere özel ayrıcalıklar için üyeliğinizi yükseltin.

Üyeliğinizi yükseltin.
Bağlantı kopyalandı!

Yazan:

Sinem Hızarcı

Sinem Hızarcı

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okudu. Kültürel İncelemeler üzerine çalışıyor.