Malumunuz, her şeyin inanılmaz bir hızda aktığı zamanlardan geçiyoruz. Dikkat sürelerinin saniyelere düştüğü, “üç saniyede kanca at” kurallarının etrafımızı sardığı bir dönemde, istesek de istemesek de bir yerlere savrulup duruyoruz. Sürekli vites yükselten bu hızdan sinema da nasibini alıyor elbette. Artık her sahnede odağımıza bir kanca fırlatılıyor. Hedefi tutturmaksa zor.
Neyse ki bu gidişata karşı koyan “aykırılar” da var hâlâ. Çinli yönetmen Wong Kar-wai de o aykırılardan biri. Daha önce Kar-wai’nin filmlerini izlemiş olanlar bilirler, jenerik akmaya başladığında hikâye tam olarak bitmez aslında. Bilakis, karakterlerin cümleleri zihnimizde yankılanmaya devam eder uzun bir süre. Belki de bu yüzden her şeyi unutmaya teşne olduğumuz 2020’lerin hırçın akışında; Chungking Express (1994), Fallen Angels (1995), In the Mood for Love (2000) ve 2046 (2004) gibi filmleri zihnimizin bir köşesinde konaklamaya devam ediyor.
Ne var ki 2013’te izleyiciyle buluşan The Grandmaster’dan sonra uzun bir sessizliğe büründü Kar-wai. 10 yıl boyunca yeni bir film yayınlamasa da 2017’den bu yana Jin Yucheng’in Blossoms isimli romanı üzerine çalışıyordu. Nihayetinde kariyerindeki ilk televizyon dizisi olan 30 bölümlük Blossoms Shanghai ile döndü. MUBI’de her ay 10 bölümü yayınlanacak dizi, izleyenleri Çin’in ekonomik ve kültürel dönüşüm yaşadığı bir döneme götürüyor ve Şanghay’ın “altın yıllarında” geçen entrika dolu bir rekabet öyküsünün içine sürüklüyor.
0’dan 8’e
Jin Yucheng, romanında 1960’tan 2000’e kadar geniş bir zaman aralığında Şanghay’daki yaşama odaklanıyordu. Bu yıllarda Çin, ciddi bir dönüşüm geçirmişti. Özellikle 70’lerin sonunda Deng Xiaoping dönemiyle başlayan reform ve dışa açılım politikalarıyla ülke, devlete bağlı ekonomiden piyasa odaklı bir sisteme geçmişti. Uluslararası kapitalizm sözde komünist bir ülkede milyonerler yaratıyor, Şanghay Borsası daha ilk yıllarında epey hararetli seyrediyordu.
