Nihayet beklenen oldu, İran’a saldırı başladı. İran da elinden geldiğince karşılık veriyor. Ortalık toz duman, “uzmanlar” savaşın komuta merkezindeki generaller gibi ahkam kesiyorlar. 

Bütün bu toz duman içinde İran denince aklınıza ne geliyor? İran da dahil bütün dünyayı ateşe atmak isteyen Trump mı, “Benden sonra tufan” diyerek hareket etmiş ve öldürülmüş Hamaney mi? Başını kaldıranı kurşunlayan İran Devrim Muhafızları mı, dünyanın etrafında turlayıp canını sıkana gözdağı veren ABD donanması mı? 

Bana sorarsanız İran denince aklıma Guguş geliyor, Yeşilçam’ın vurdulu-kırdılı filmlerinin aranan aktörü, İranlı Cüneyt, Cihangir Gaffari, onunla birlikte Türk sinemasına emek vermiş Nasır Melek Mutii, Beyk İmamverdi ve İrec Kadiri gibi oyuncular; yemeye doyamadığım, baklalı, üzümlü, ekşili pilavlar; kızım Yağmur’un çok sevdiği, leblebi tozundan yapılma tatlı nohitçi; Siirt fıstığının biraz iricesi tuzlu İran fıstığı; Hazar Denizi’nin yeşil kıyıları, Nevruz kutlamaları, İran sinemasının ölümsüz yönetmenleri Abbas Kiyarüstemi, Behram Beyzai; İran sinemasının ikiz starları Hediye Tehrani ve Niki Kerimi geliyor. Füruğ, Şamlu ve Sepehri gibi şairler geliyor. Hafız’ı, Sadi’yi, Hayyam’ı ya da Şahname yazarı Firdevsi’yi, Hayyam’ın rubailerini söylememe bilmem gerek var mı?

Dört yapraklı yoncadan biri

O Guguş ki, size nasıl tarif edeyim, Azeri bir anne-babanın kızıydı. Sanat hayatı 70’li yılların başında, 11-12 yaşında, Tahran eğlence hayatının merkezi Lalezar semtindeki gazinolarda programa çıkarak başladı. 

1970’lerde İran'ın en sevilen şarkıcısıydı, zirvedeydi. Ama İslam Devrimi her şey gibi onu da toptan yasakladı: şarkılarının çalınmasını, yurt dışına çıkmasını… Sahneye çıkması söz konusu bile değildi. Ama yurtlarından sürülmüş, dünyanın dört bir yanına dağılmış İranlılar ve diğer milletlerden hayranları onun şarkılarını dinlemeye devam etti; Ebi, Hayede gibi sürgündeki diğer İranlı şarkıcılarla birlikte.