Son bir yılda altın dolar bazında yaklaşık yüzde 90, gümüş yüzde 200 değer kazandı. Kur yüzünden Türk lirasına çevirince bu değer artışı daha fazla tabii.
Elinde altın veya gümüş olanlar “Düşüşe geçer mi, ne zaman satmalıyım?” stresinde; olmayanlar “Trene binmek için geç mi kaldım?” telaşında; bunları almak için zaten parası olmayanlar da çaresizce olanı biteni izlemekte. Son günlerde bu ralliye bakır da katıldı.
Peki ne oluyor, bu yükselişin sebepleri neler? Altınla başlayalım.
Tarih boyu güvenli liman: Altın
Altın her daim insanlar için hem güvenli bir liman hem de değerli bir mücevher oldu. Ülkeler için de en temel rezerv kaynağı. Ama o da her kaynak gibi sınırlı. İnsanlık tarihi boyunca çıkarılan altın miktarı sadece 216 bin ton. Bunun 97 bin tonu mücevher olarak kullanılıyor. 48 bin ton altın külçe ve sikke halinde bulunuyor. Merkez bankalarında 38 bin ton altın var, 32 bin ton altın da sanayi ve teknolojide kullanımda. Son yıllarda yatırımcılar, özellikle altın destekli borsa yatırım fonlarına ve bankalardaki altın hesaplarına da yoğun ilgi gösteriyor.
Altın fiyatları, son dönemde ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşı, ABD Merkez Bankası’nın (FED) bağımsızlığına yönelik tehditleri, jeopolitik gerilimler, sıcak çatışmalar ve hızla artan kamu borcuna ilişkin endişelerle beslendi. Merkez bankaları da altın rezervlerini artırmaya devam etti. Ve Ocak ayının son günlerinde altın fiyatı ons başına 5 bin doları aştı. Türkiye’de ise gramı 7 bin 300 TL’nin üzerinde.
Merkez bankalarının altına ilgisi önemli. Dünyada altın konusunda yayınlanan son kapsamlı yazılardan biri Bloomberg’ten Jack Ryan ve Yvonne Yue Li’nin imzasını taşıyor. Yazıda bu konuda şöyle deniliyor:
“2024 başından bu yana görülen sert fiyat rallisi, kısmen merkez bankalarının — özellikle gelişmekte olan ülkelerde — büyük ölçekli alımlarından kaynaklanmıştır. Bu ülkeler, dünyanın başlıca rezerv para birimi olan dolara olan bağımlılıklarını azaltmayı hedeflemektedir. Merkez bankaları on yılı aşkın süredir net altın alıcısı konumunda bulunuyor; ancak Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından bu alımlar hız kazandı. ABD ve müttefiklerinin, ülkelerinde tutulan Rusya Merkez Bankası varlıklarını dondurması, yabancı para cinsi varlıkların yaptırımlara ne kadar açık olduğunu net biçimde ortaya koydu.”
Mesela Çin Merkez Bankası, Aralık ayında üst üste 14’üncü ayda da altın alımı yaptı. Polonya Merkez Bankası ise bildirilen altın alımlarında ilk sırada yer alıyor.
Mücevherler, yastık altı altınlar
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, Türkiye’de yastık altında 400 – 500 milyar dolarlık altın bulunduğunu tahmin ettiklerini açıklamıştı. Bu konuda bize benzeyen bir ülke daha var: Hindistan. Altının kültürün önemli bir parçası olduğu Hindistan’da, hanehalklarının sahip olduğu altın miktarı yaklaşık 25 bin ton. Bu, ABD’denin külçe altın deposu Fort Knox deposunda tutulan miktarın beş katından fazla.
Gümüşün rekor koşusu
Geçenlerde X’te bir paylaşım vardı. Olimpiyatlarda atıcılıkta gümüş madalya kazanan Yusuf Dikeç’in fotoğrafının üstüne “Gümüş kazanarak, altından daha kârlı oldu” yorumu yapılmıştı. Zira gümüş, geçen yıl altına göre iki kattan fazla değerlendi.
Shoutout this guy who made a smart financial decision by winning silver instead of gold pic.twitter.com/fiOSBzFjdx
— greg (@greg16676935420) January 26, 2026
Trump’ın ticaret savaşı, küresel belirsizliklerin yanı sıra enflasyon ve zayıf dolar gibi etkenlerle başlayan güvenli liman arayışı kuşkusuz gümüşe olan talebin artmasındaki en büyük etken. Burada doların değer kaybı fiyatların seyri konusunda önemli. Çünkü The Wall Street Journal’a göre FED’in yapacağı faiz indirimi, altın ve gümüş gibi varlıklara yönelik yatırımcı iştahını artırabilir.
Bazı yatırımcılarsa doların değer kaybı endişesinin abartıldığını düşünüyor. Çünkü dünyanın hâlâ büyük miktarda ABD tahvili tuttuğunu söylüyor.
Gümüşün yükselişinde bir neden daha var ki o, bakır fiyatlarını da ilgilendiriyor. Sanayide kullanımı. Ona da aşağıda değinelim.
Bakıra ne oldu?
Elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji yani güneş ve rüzgar santralleri, yapay zeka için yapılan veri merkezleri gümüşün yanında çok yoğun bakır da kullanıyor. Ancak geçen yıl fiyatı yüzde 40 civarında yükselen bakırda durum biraz daha farklı.
Talep hızla artsa da bakırda üretim açığı var. Danışmanlık şirketi Wood Mackenzie, 2025 yılında bir raporunda geçen yıl dünyada 304 bin ton bakır açığı oluşacağını öngörmüştü.
Küresel güven bunalımı
Peki bu gelişmelere ekonomistler ne diyor?
Eski Hazine Müsteşarı Mahfi Eğilmez, 10 Ocak 2025’te kişisel blog sayfasında kapsamlı grafikler de vererek bir yazı kaleme aldı. Eğilmez, küresel gelişmelere, özellikle de Trump’ın politikalarına dikkat çekiyor:
“Küresel sistem son yıllarda pek çok şok yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. Rusya – Ukrayna savaşı devam ediyor, Ortadoğu kaynıyor, ABD, gümrük vergisi artırımlarıyla kur ve ticaret savaşlarını yeni bir aşamaya getiriyor, dünyada hemen her köşede büyüme hızları geriliyor, Avrupa ekonomileri resesyon riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Çin, eski hızıyla büyüyemiyor derken son olarak ABD’nin Venezuela’ya müdahalesi riskleri zirveye taşıdı. Yaşanan şokların hepsini hatırlayamıyoruz bile. Bu şoklar kuşkusuz altın ve gümüş fiyatlarını, daha çok artış yönünde etkiliyor. Piyasalar belirli limitler içindeki şokları sindirme konusunda artık uzmanlaşmış olsalar da Trump’ın yarattığı belirsizlik ve bir anlamda tehdit öyle kolay sindirilecek gibi görünmüyor o nedenle de altın, gümüş ve benzeri metallerin fiyatları, eskisine göre daha hızlı yükseliyor. Değerli metallerin güvenli liman hizmeti sunmaya devam etmesinin Trump’ın yaklaşımlarıyla yakın ilgisi düşünülürse bu yaklaşımlar değişmediği sürece arada düşüşler, kâr realizasyonlarıyla gerilemeler olsa da fiyat artışlarının devam edeceği tahmini en gerçekçi tahmin olarak kabul edilmelidir.”
Dünya gazetesinde ekonomist Şevket Sayılgan’ın da şöyle bir tespiti var:
“Emtia fiyatları yükselmiyor, küresel güven çöküyor. Bugün metal piyasalarında yaşanan hareketlilik, sanayi üretimindeki canlılığın değil; küresel sistemin kendi geleceğine duyduğu güvensizliğin fiyatlanmasıdır. Ve bu güvensizliğin merkezinde, giderek daha öngörülemez hale gelen küresel siyaset ve özellikle ABD bulunmaktadır.”
Görünen o ki yakın dönemde de gözümüz kulağımız dünyadaki gelişmelerde olacak.