# Fayn > Fayn'ın yazıişlerinden toplum, siyaset, kültür ve yaşama dair her konuda özgün haberler, yazılar, söyleşiler, bültenler ve videolar Public Ghost content for AI and LLM tooling. This file includes a bounded export of public pages first, then recent public posts. Append `.md` to any post or page URL to get the content in Markdown (for example, `/example-post.md`). ## Pages ### Yayın İlkeleri URL: https://www.fayn.press/yayin-ilkeleri/ Last updated: 2025-10-15T11:25:20.000Z **Resmi unvan:** Fayn Prodüksiyon A.Ş. **Ticaret sicil numarası:** İstanbul, 272315-5 **İmtiyaz sahipleri:** Şükrü Oktay Kılıç, Ayşe Karabat, Semin Gümüşel, Denizhan Kaymak, Nilgün Yılmaz Fayn, bağımsız ve etki odaklı bir dijital medya şirketi. Bir yandan haber ve bilgi kategorilerinde kendi orijinal içerik, yayıncılık ve topluluk projelerini geliştirip üretir, bir yandan da toplumda iyi yönde değişim yaratmayı hedefleyen ekiplere yaratıcı servisler sunar. Fayn'ın dijital haber yayınları, multimedia hikâye anlatıcılığı stüdyosu ve sosyal etki odaklı ekiplere dijital strateji, tasarım ve prodüksiyon servisleri sunan yaratıcı ajansı bulunmaktadır. - Yayın ilke ve kuralları, Fayn'ın dijital haber yayınlarında gözettiği ilkeleri, izlediği metotları ve editoryal kuralları düzenler. - Fayn'ın dijital haber yayınlarının amacı - Okurları kamu yararını ilgilendiren güncel gelişmelerden arka planları ve bağlamlarıyla birlikte haberdar etmek, - İnsan haklarının gözetildiği, refahın adil bölüşüldüğü, şeffaflık ve hesap verebilirliğin egemen olduğu çoğulcu bir anayasal demokrasi için güç sahiplerini denetlemek, - Dezavantajlı ve güçsüz grupların seslerini duyurmalarına yardımcı olmak, - İnsanların karar almasını kolaylaştıracak farklı görüşlere ve perspektiflere erişmesini sağlamak, - İnsan hayatını ilgilendiren konularda bakış açısı ve eleştirellik kazandırmaya dönük rehberlik niteliğinde, bazen de rahatlatıcı eğlence içeriklerini paylaşmaktır. Haber kategorileri, uzunlukları ve formatları bu işlevlere göre belirlenir. - Fayn uluslararası iyi gazetecilik ilkelerini esas alır. Henüz oluşmaya başlayan dijital habercilik ilkeleri ile iyi uygulamalarına da öncülük etmeyi taahhüt eder. - Fayn için neyin haber niteliği taşıdığına, bu ilkelere göre, editöryal kadro karar verir. Okuyucudan gelen talepler de kurallar çerçevesinde dikkate alınır. - Fayn bu faaliyetleri, kendi çekirdek kadrosunun yanı sıra, bağımsız gazetecilerle yürütür. Çalışan ve yöneticilerinin kimlikleri kamuya açıktır. Çalışanlar kuruma çıkar beyanında bulunur. Editoryal sorumluluk imza sahibinin yanı sıra, Yönetici Editör’dedir. İçerikler, yazar gizli kalmayı seçmediği sürece, imzayla yayınlanır. - Fayn gerçeklere sadıktır: Fayn'da yayınlanan içerikler, 5N1K kuralını karşılayacak bilgileri içerir. Haberler doğrulama sürecinden geçer. Salt aciliyet için doğrulamadan taviz verilmez. Kesinleşmemiş iddialar, iddia olduğu bilgisiyle sunulur. Açık kaynaklarla doğrulamanın mümkün olmadığı haberlerde uzman görüşlerine başvurulur. Veriler ya da gerçekler, belli bir argümanı doğrulayacak şekilde çarpıtılmaz ya da gözardı edilmez. Haberlerde kaynak gösterilir ve birden fazla kaynağa ulaşılmaya çalışılır. - Fayn bağımsız bir yayındır: Reklam ve hibe verenler, sponsorlar, siyasi parti ya figürler gibi güç ve kaynak sahibi herhangi bir otorite Fayn'ın yayınlarına müdahale edemez. Gelir elde etme amacıyla yayınlanan içerikler okuyucunun görebileceği şekilde işbirliği, ücretli ortaklık, sponsorlu içerik gibi etiketlerle belirtilir. - Fayn haber içeriklerinde belli bir etnisite, din, dil, ırk, ideoloji, cinsiyet, cinsel yönelim ya da benzeri pozisyonlarla özdeşleşmiş ifadeler kullanmaz. Yansız ve kayıtsız ifadeleri tercih eder. Bu kural, özellikle hayat ve eğlence içeriklerinde, anlatım zenginliği, mühtezilik ve edebi kıvraklık için esnetilebilir. - Fayn haber amaçlı seyahat, konaklama ve yemek gibi masrafları kendi karşılar. Haber kaynağı ile herhangi bir maddi ilişkiye girilmez. - Dışarıdan alınan görsel ve yazılı malzemelerde (haber, çeviri, fotoğraf, video, söyleşi alıntısı) kaynak gösterilir. - Özel hayatın ve kişisel verilerin gizlilliği, isim ve resim hakkı ile masumiyet karinesine özen gösterilir. - 18 yaşın altındaki çocuklardan, editoryal zaruret olmadıkça görüş ve bilgi alınmaz. Zaruret halinde küçüğün ve velisinin rızası aranır. Görüntüleri ve sesleri yayınlanmaz. 18 yaş altındaki çocuklara dönük istismar haberlerinde cinsiyet belirtilmez. - Fayn, nefret söylemini üretmez ve yaymaz. Şiddet ve yıkımı teşvik edebilecek; öfke, tiksinti, nefret gibi olumsuz duyguları tetikleyebilecek, toplumun belli bir kesiminin, bilhassa kırılgan grupların güvenliğini tehlikeye atabilecek haber ve görüşler yayınlanmaz. - Bu ve benzeri ifadeler taşıyan yorumlar silinir. - Kamu yararı ilkesinin temini için gerekli olanlar dışında, devletin gizli bilgileri ve faaliyetleri ile sızıntı veriler haberleştirilmez. - İzleyen, okuyan ya da dinleyenleri huzursuz edebilecek, korkutabilecek, travmatize edebilecek görsel ya da işitsel malzemeler, haber için gerekli olmadığı sürece kullanılmaz. Gerekli hallerde, haberin başında uyarı ibaresi kullanılır. - Kriz anlarında sahada bulunan muhabir, fotomuhabiri ve kameramanların güvenliğine özen gösterilir. Görgü şahitlerini riske atacak röportajlar alınmaz. - Fayn’da gizli düzenleme yapılmaz. Bir haberde, basit maddi hatalar hariç, bir düzeltme olması halinde bu duyurulur. Gerekirse özür dilenir. - Fayn haberlerinde, kamunun bilgi edinme hakkı gereği, açık ve sade bir anlatım tekniği ve ortak bir üslup izlenir. Ancak yazarların şahsi üsluplarının gereği olan yahut anlatıma renklilik & zenginlik katmak için başvurulan yollar, işlevinden taşmadığı sürece meşrudur. - Etnik, dini ve ulusal kimlik ve sembollerle ilgili ifadelerde anayasal tanım ve sınırlara riayet edilir. Ancak Fayn kullandığı terim, tabir, sıfat ve tanımlamalarda, resmi otoritenin tercihlerine sadık kalmak zorunda değildir. Bu ifadeleri yayın ilkeleri ve habercilik anlayışı çerçevesinde, farklı kullanmayı tercih edebilir. - Anlatımda resmi dilden uzak durulur; cümleler mümkün olduğunca basit geçmiş, şimdiki, gelecek zaman kiplerinde kurulur. Büyük harfler ve aşırı noktalamadan kaçınılır. Yaygınlık söz konusu ise, anlaşılırlık gereği, bazı ifadelerin galat-ı meşhur, argo, bükülmüş ya da yabancı dillerden geçmiş halleri tercih edilebilir. - İmla kurallarında Dil Derneği ile Necmiye Alpay’ın yazım kılavuzuna bağlı kalınır. Ancak Fayn, bu kaynakların benimsediği kuralları, gerekli gördüğü takdirde ve belli bir tutarlılık içinde esnetebilir ya da değiştirebilir. ### Giriş yap URL: https://www.fayn.press/giris-yap/ Last updated: 2024-03-01T07:22:36.000Z _No content available._ ### Şimdi Fayn aboneliği başlatın URL: https://www.fayn.press/abonelik/ Last updated: 2025-07-23T05:12:34.000Z #### Fayn nedir? Fayn, bağımsız ve etki odaklı bir dijital medya şirketi. Bir yandan haber ve bilgi kategorilerinde kendi orijinal içerik, yayıncılık ve topluluk projelerini geliştirip üretir, bir yandan da toplumda iyi yönde değişim yaratmayı hedefleyen ekiplere yaratıcı servisler sunar. #### Neden abonelik? Türkiye’de dünya standartlarında gazetecilik pratiklerinin gelişmesi, ancak okurların bu işi ücret ödemeye değer görmesiyle mümkün. Diğer her yöntem denendi ve başarısız oldu. Fayn, abonelik modeli ile Türkiye’nin hak ettiği modern ve nitelikli bir yayıncılık anlayışı geliştirmeyi hedefliyor. #### Aboneliğimi nasıl yönetebilirim? Fayn aboneliğinizi sitemizden kolaylıkla yönetebilir, dilediğiniz zaman sorgusuz sualsiz sonlandırabilirsiniz. #### Fayn'a abone olmam için bir neden söyle Nitelikli ve vaktinize değecek haber dosyaları, yazılar ve perspektifler için ayda bir filtre kahve parasının yarısını ayırmaya değer. ### Şimdi Fayn aboneliği başlatın URL: https://www.fayn.press/uyelik/ Last updated: 2026-03-26T19:20:41.000Z #### Fayn nedir? Fayn, bağımsız ve etki odaklı bir dijital medya şirketi. Bir yandan haber ve bilgi kategorilerinde kendi orijinal içerik, yayıncılık ve topluluk projelerini geliştirip üretir, bir yandan da toplumda iyi yönde değişim yaratmayı hedefleyen ekiplere yaratıcı servisler sunar. #### Neden abonelik? Türkiye’de dünya standartlarında gazetecilik pratiklerinin gelişmesi, ancak okurların bu işi ücret ödemeye değer görmesiyle mümkün. Diğer her yöntem denendi ve başarısız oldu. Fayn, abonelik modeli ile Türkiye’nin hak ettiği modern ve nitelikli bir yayıncılık anlayışı geliştirmeyi hedefliyor. #### Aboneliğimi nasıl yönetebilirim? Fayn aboneliğinizi sitemizden kolaylıkla yönetebilir, dilediğiniz zaman sorgusuz sualsiz sonlandırabilirsiniz. #### Fayn'a abone olmam için bir neden söyle Nitelikli ve vaktinize değecek haber dosyaları, yazılar ve perspektifler için ayda bir filtre kahve parasının yarısını ayırmaya değer. ### Abonelik sözleşmesi URL: https://www.fayn.press/abonelik-sozlesmesi/ Last updated: 2025-10-15T11:24:07.000Z ## ABONELİK SÖZLEŞMESİ Türkiye ve dünyadaki önemli gelişmeler hakkında nitelikli ve orijinal haberler, analizler, dosyalar ve belgeseller üreterek ülkemizde dünya standartlarında gazetecilik pratiklerinin gelişmesi için çalışan Fayn’a hoş geldiniz. 1. İşbu abonelik sözleşmesi siz değerli üyelerimizin FAYN’a abone olma şartları ve koşullarını belirlemek ve sizi bilgilendirmek amaçlı düzenlenmiştir. 2. Abonelik sözleşmesini kabul ederek Topluluk Kuralları, Reklam Politikası, Çerez Politikası, KVKK Aydınlatma Metni’nin kabul etmiş sayılırsınız. Topluluk Kuralları, Reklam Politikası, Çerez Politikası, KVKK Aydınlatma Metni işbu sözleşmenin eki niteliğindedir. 3. FAYN abone ol kısmında belirtilen abonelik türü ve ücreti üyelerimizin tercihine sunulmuş olup çeşitlilik göstermektedir. Üye, tercih etmiş olduğu plan ve içeriklere uygun olarak, plan açıklamasında belirtilen süre boyunca FAYN’dan abone olarak yararlanabilecektir. 4. Üyenin FAYN’dan alacağı hizmet, seçmiş olduğu abonelik türünün kapsamı ve süresi ile sınırlıdır. 5. Üye seçmiş olduğu aboneliğin kapsam ve süresini değiştirip planlar arasında geçiş yapabilecektir. 6. Üyenin tercih etmiş olduğu abonelik kapsamı ve süresi için belirtilen ödeme, ön ödeme olarak alınacak olup üye istemediği takdirde kendiliğinden yenilenmeyecektir. Abonelik süresi bittiğinde üye tercih ettiği abonelik paketiyle üyeliğine devam edebilecektir. 7. Üye, aboneliğini abonelik süresi bitiminden önce iptal etmek istemesi durumunda kalan süre için para iadesi yapılmayacaktır. 8. Sitemize üye olduğunuzda isim, soy isim, e-posta adresiniz ve üyelik kısmında verdiğiniz diğer bilgilerin kişisel veri kapsamında işlenip saklanacağını, üçüncü şahıslarla deneyiminizi geliştirmek amaçlı paylaşılabileceğini kabul etmiş sayılırsınız. Ödeme kısmında yer alan kredi kartı bilgileriniz tarafımızca depolanmamakta olup, sadece ödeme sağlayıcıları veri tabanında depo edilmektedir. 9. Sitemizde yer alan tüm içeriklerin fikri mülkiyeti FAYN’a aittir. Bilgilerin kullanımı 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Hükümleri çerçevesinde, site editörleri ve site hazırlayıcılarının izinlerine bağlıdır. Sitede bulunan içerik ve görseller; haber, fotoğraf ve sair materyaller sadece FAYN’dan önceden yazılı izin alınması kaydıyla kullanılabilir, aksi halde üçüncü kişi ve kuruluşlara verilemez, kullandırılamaz. 10. Üye, FAYN’a ait içerikleri üyenin kendisine veya başkasına ait olduğunu gösterecek şekilde paylaşamaz. 11. Üyenin topluluk kurallarına veya hukuka aykırı davrandığının tespit edilmesi durumunda üyeliği iptal etme hakkı FAYN’a aittir. Üyenin topluluk kurallarına veya hukuka aykırı eylemi neticesinde üyeliğinin iptal edilmesi halinde para iadesi yapılmaz. 12. FAYN kullanım koşullarının ihlali halinde sitenin kullanımına son verme, kişisel sayfayı kapatma; üyelerin sisteme yükledikleri bilgileri ve içerikleri üçüncü kişilerin erişimine kapatabilme ve silme hakkını ve herhangi bir resmi makamdan site kullanıcısı ve üyesi olarak üyelere yönelik bir suç duyurusu ya da resmi soruşturma talebi gelmesi veya site kullanıcısı ve üyesi olarak sitenin sisteminin çalışmasına engel olacak ya da işleyişini değiştirecek herhangi bir elektronik sabotaj veya saldırı yapıldığının tespit edilmesi halinde; veya yasal, idari talebe yanıt vermek için her türlü bilgiyi açıklama hakkını veya hukuki takip yoluna başvurma hakkı ile gerekli gördüğü tedbirleri alma hakkını saklı tutar. 13. Üyeler, FAYN ve üye arasında bir ihtilafın çıkması halinde, ihtilafın Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına tabi olacağını ve bu kanunlara göre çözümleneceğini, mahkeme olarak İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğunu kabul etmiş sayılırlar. 14. Üyeler, görüş, öneri ve taleplerini bildirmek amacıyla [hello@fayn.co](mailto:hello@fayn.co) adresine mail göndererek FAYN’a ulaşabileceklerdir. 15. Üyeler, üyelik sözleşmesini kabul ederek, işbu sözleşmeye ve eklerine uymayı kabul ve taahhüt ederler. ### Topluluk Kuralları URL: https://www.fayn.press/topluluk-kurallari/ Last updated: 2025-10-15T11:24:26.000Z ## TOPLULUK KURALLARI Misafir kullanıcılar ve üyeler Fayn'a kayıt olurken topluluk kurallarına uymayı kabul etmiş sayılırlar. Üyelerimizin tüm etkileşimlerde uyması gereken kurallar aşağıda yer almaktadır. Topluluğumuzun gelişimine katkı sağladığınız için FAYN olarak hepinize teşekkür ederiz. - Üyeler ve aboneler, kullanıcı sayılmaktadır. - FAYN kullanıcıları aşağıdaki kurallara uyarak topluluğumuzu geliştirmek, fikirlerini açıkça ve özgürce beyan etmek ve içerik üretmeye teşvik eder. - Kullanıcıların birbirlerinin fikirlerine karşı saygılı olması zorunludur. - Kullanıcılar siteyi kullanırken, yorum yazarken ve site içeriklerini üçüncü taraf platformlarda paylaşırken topluluk kurallarına uymak zorundadırlar. - Kullanıcıların birbirlerine yaptığı ırkçı ve küfürlü yorumlar, insanların ırkına, inancına, yaşına, sosyoekonomik statüsüne, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimine, siyasi görüşüne, engel veya göç statüsüne göre, kişiler veya belli gruplara karşı nefrete teşvik edici, şiddet içeren, provokatif, aşağılayıcı içerik ve yorumlar kaldırılacaktır. - Yorum yoluyla spam ya da flood yapmak, kendi reklamını yapmak amaçlı URL veya ürün/hizmet paylaşımı yapmak, ticari amaç ya da telif hakkı ihlali içeren yorumlar yapmak yasaktır. - Kullanıcının kendisine ait olmayan kişisel veri veya bilgiyi yorumlar içerisinde kullanması yasaktır. Kullanıcının kendisine ait kişisel veriyi yorumlar içerisinde kullanması halinde hukuki sorumluluk kullanıcıya aittir. - Herhangi bir yorumun veya kullanıcı içeriğinin mahkeme kararıyla erişime kapatılması halinde içerik veya yorum site yönetimi tarafından kaldırılacaktır. Yorum veya kullanıcı içeriğinin topluluk kurallarına veya hukuka aykırı olduğunun şikayet üzerine veya site yönetimi tarafından kendiliğinden fark edilmesi halinde, ilgili yorum veya kullanıcı içeriği kaldırılacaktır. - Kullanıcıların yapmış olduğu yorumlar ve ürettikleri içerik sebebiyle FAYN’ın bir hukuki sorumluluğu bulunmamakta olup tüm hukuki sorumluluk kullanıcıya aittir. - Topluluğumuzun geliştirilmesi amacıyla fikir ve önerilerinizi [hello@fayn.co](mailto:hello@fayn.co) adresine e-posta olarak gönderebilirsiniz. ### KVKK Aydınlatma URL: https://www.fayn.press/kvkk-aydinlatma/ Last updated: 2025-10-15T11:22:10.000Z 6698 SAYILI KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI KANUNU UYARINCA KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI VE İŞLENMESİ HAKKINDA AYDINLATMA METNİ 7 Nisan 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (bundan böyle kısaca “KVKK” olarak anılacaktır) yürürlüğe girmiştir. Bu kanun kapsamında, FAYN olarak kişisel verilerinizin güvenliğine önem veriyor ve bu verilerinizi işlemek ve muhafaza etmek için mümkün olan en üst seviyede güvenlik tedbirlerini almaya çalışıyoruz. Kişisel verilerinizi, KVKK ve ilgili yasal mevzuat kapsamında ve veri sorumlusu sıfatımızla aşağıda açıklanan kapsamda işlemekteyiz. Kişisel Verilerin İşlenmesi Hakkında Aydınlatma Metni, (“aydınlatma metni”) KVKK’ nın 10\. maddesinde yer alan “Veri Sorumlusu’nun Aydınlatma Yükümlülüğü” başlıklı maddesi uyarınca, veri sorumlusunun kimliği, kişisel verilerinizin toplanma yöntemi ve hukuki sebebi, bu verilerin hangi amaçla işleneceği, kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği, veri işleme süresi ve KVKK’nın 11\. maddesinde sayılan haklarınızın neler olduğu ile ilgili sizi en şeffaf şekilde bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. İşbu aydınlatma metninde kişisel verileriniz için yapılan açıklamalar, özel nitelikli kişisel verilerinizi de kapsamaktadır. ## 1\. TANIMLAR Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu: 7 Nisan 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nu, Veri işleyen: Veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak onun adına kişisel verileri işleyen gerçek veya tüzel kişiyi, Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi ifade eder. ## 2\. VERİ SORUMLUSU KİMLİĞİ KVKK’ya göre, “veri sorumlusu” kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmekte olup, KVKK uyarınca muhatap veri sorumlusu “fayn.press”tir. **FAYN** **Adres:** Bereketzade Mahallesi Camekan Sokak No:9 Beyoğlu / İstanbul - Türkiye **Telefon:** 0545 266 76 72 **E-posta:** [hello@fayn.co](mailto:hello@fayn.co) ## 3\. KİŞİSEL VERİLERİN ELDE EDİLME YÖNTEMLERİ VE HUKUKİ SEBEPLERİ Kişisel verileriniz, elektronik veya fiziki ortamda toplanmaktadır. İşbu aydınlatma metninde belirtilen hukuki sebeplerle toplanan kişisel verileriniz Kanun’un 5\. ve 6\. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları çerçevesinde işlenebilmekte ve paylaşılabilmektedir. ## Kişisel verilerin işleme amaçları Kişisel verileriniz, kanunun 5\. ve 6\. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları çerçevesinde FAYN tarafından sunulan hizmetlerin ilgili kişilerin beğeni, kullanım alışkanlıkları ve ihtiyaçlarına göre özelleştirilerek ilgili kişilere önerilmesi ve tanıtılması için gerekli olan aktivitelerin planlanması ve icrası, ilgili kişileri faydalandırmak için gerekli çalışmaların iş birimleri tarafından yapılması ve ilgili süreçlerinin yürütülmesi, paylaşım ve haber faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için ilgili birimler tarafından gerekli çalışmaların yapılması ve buna ilişkin süreçlerin yürütülmesi, kullanıcıların hukuki, teknik ve dijital güvenliğinin temini amaçlarıyla işlenmektedir. Sitemize üye olduğunuzda isim, soy isim, e-posta adresiniz ve üyelik kısmında verdiğiniz diğer bilgilerin kişisel veri kapsamında işlenip saklanacağını, üçüncü şahıslarla deneyiminizi geliştirmek amaçlı paylaşılabileceğini kabul etmiş sayılırsınız. Ödeme kısmında yer alan kredi kartı bilgileriniz tarafımızca depolanmamakta olup sadece ödeme sağlayacıları veritabanında depo edilmektedir. ## Kişisel verilerin paylaşılabileceği taraflar ve paylaşım amaçları Kişisel verileriniz, kanunun 8\. ve 9\. maddelerinde belirtilen kişisel veri işleme şartları ve amaçları çerçevesinde, FAYN tarafından sunulan hizmetlerin ilgili kişilerin beğeni, kullanım alışkanlıkları ve ihtiyaçlarına göre özelleştirilerek ilgili kişilere önerilmesi ve tanıtılması için gerekli olan aktivitelerin planlanması ve icrası, FAYN tarafından sunulan hizmetlerden ilgili kişileri faydalandırmak için gerekli çalışmaların yapılması, yürütülmesi, kullanıcıların hukuki, teknik ve dijital güvenliğinin temini amaçları hukuken yetkili kurum ve kuruluşlar ile hukuken yetkili özel hukuk tüzel kişileriyle paylaşılabilecektir. ## Veri sahiplerinin hakları ve bu hakların kullanılması Kişisel veri sahipleri olarak aşağıda belirtilen haklarınıza ilişkin taleplerinizi [hello@fayn.co](mailto:hello@fayn.co) adresine e-posta atarak iletmeniz durumunda talepleriniz mümkün olan en kısa sürede ve her halde 30 (otuz) gün içerisinde değerlendirilerek sonuçlandırılacaktır. Kanun’un 11\. maddesi uyarınca kişisel veri sahibi olarak aşağıdaki haklara sahipsiniz: - Kişisel verilerinizin işlenip işlenmediğini öğrenme, - Kişisel verileriniz işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme, - Kişisel verilerinizin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme, - Yurtiçi veya yurtdışında kişisel verilerinizin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme, - Kişisel verilerinizin eksik veya yanlış işlenmiş olması halinde bunların düzeltilmesini isteme ve bu kapsamda yapılan işlemin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme, - Kanun ve ilgili diğer kanun hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen, işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması halinde kişisel verilerinizin silinmesini veya yok edilmesini isteme ve bu kapsamda yapılan işlemin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme, - İşlenen verilerinizin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme, - Kişisel verilerinizin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğraması halinde zararın giderilmesini talep etme. - Kanunun 28\. maddesinin 2\. fıkrası veri sahiplerinin talep hakkı bulunmayan halleri sıralamış olup bu kapsamda; - Kişisel veri işlemenin suç işlenmesinin önlenmesi veya suç soruşturması için gerekli olması, - İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş kişisel verilerin işlenmesi, - Kişisel veri işlemenin kanunun verdiği yetkiye dayanılarak görevli ve yetkili kamu kurum ve kuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca, denetleme veya düzenleme görevlerinin yürütülmesi ile disiplin soruşturma veya kovuşturması için gerekli olması, - Kişisel veri işlemenin bütçe, vergi ve mali konulara ilişkin olarak devletin ekonomik ve mali çıkarlarının korunması için gerekli olması, hallerinde verilere yönelik olarak yukarıda belirlenen haklar kullanılamayacaktır. - Kanun’un 28\. maddesinin 1\. fıkrasına göre ise aşağıdaki durumlarda veriler kanun kapsamı dışında olacağından, veri sahiplerinin talepleri bu veriler bakımından da işleme alınmayacaktır. - Kişisel verilerin, üçüncü kişilere verilmemek ve veri güvenliğine ilişkin yükümlülüklere uyulmak kaydıyla gerçek kişiler tarafından tamamen kendisiyle veya aynı konutta yaşayan aile fertleriyle ilgili faaliyetler kapsamında işlenmesi, - Kişisel verilerin resmi istatistik ile anonim hale getirilmek suretiyle araştırma, planlama ve istatistik gibi amaçlarla işlenmesi, - Kişisel verilerin mill, savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi, - Kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini veya ekonomik güvenliği sağlamaya yönelik olarak kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşları tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında işlenmesi, - Kişisel verilerin soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi. İşbu KVKK aydınlatma metnini fayn.press’e giriş yaparak kabul etmiş sayılırsınız. ### Çerez politikası URL: https://www.fayn.press/cerez-politikasi/ Last updated: 2025-10-15T11:24:41.000Z FAYN olarak güvenliğinize önem veriyor ve bu Çerez Politikası ile ziyaretçilerimizi, web sitemizde hangi çerezleri, hangi amaçla kullandığımız ve çerez ayarlarınızı nasıl değiştireceğiniz konularında kısaca bilgilendirmek istiyoruz. Fayn olarak gezinme deneyiminizi geliştirmek, web sitesi trafiğimizi analiz etmek ve ziyaretçilerimizin nereden geldiğini anlamak için çerezleri ve diğer izleme teknolojilerini kullanıyoruz. Daha fazla bilgi için [Gizlilik Politikamıza](http://fayn.press/gizlilik-politikasi?ref=fayn.press) ve [KVKK Aydınlatma Metnimize](https://www.fayn.press/kvkk-aydinlatma-metni/) göz atabilir ya da bizlerle iletişime geçebilirsiniz. ## Çerez nedir? Çerezler, kullanıcıların web sitelerini daha verimli bir şekilde kullanabilmeleri için cihazlarına kaydedilen küçük dosyacıklardır. Çerezler vasıtasıyla kullanıcıların bilgilerinin işleniyor olması sebebiyle, 6698 sayılı [Kişisel Verilerin Korunması Kanunu](https://sartlar.com/kvkk-nedir?ref=fayn.press) gereğince, kullanıcıların bilgilendirilmeleri ve onaylarının alınması gerekmektedir. ## 1\. Zorunlu çerezler Zorunlu çerezler, web sitesine ilişkin temel işlevleri etkinleştirerek web sitesinin kullanılabilir hale gelmesini sağlayan çerezlerdir. Web sitesi bu çerezler olmadan düzgün çalışmaz. ## 2\. Performans çerezleri İnternet sitelerinde kullanıcıların davranışlarını analiz etmek amacıyla istatistiki ölçümüne imkan veren çerezlerdir. Bu çerezler, internet sitesinin iyileştirilmesi için sıklıkla kullanılmakta olup bu duruma reklamların ilgili kişiler üzerindeki etkisinin ölçümü de dahildir. İnternet sitesi sahipleri tarafından, tekil ziyaretçilerin sayısını tahmin etmek, bir internet sayfasına götüren en önemli arama motoru anahtar kelimelerini tespit etmek veya internet sitesinde gezinme durumunu izlemek için kullanılırlar. ## 3\. Fonksiyonel çerezler Fonksiyonel çerezler, kullanıcıların web sitesine ilişkin geçmiş kullanımlarından yola çıkılarak gelecekteki ziyaretlerinde tanınmalarını ve hatırlanmalarını sağlayan ve bu sayede web sitelerinin kullanıcılara dil, bölge gibi kişiselleştirilmiş bir hizmet sunmasına olanak tanıyan çerezlerdir. ## 4\. Reklam çerezleri Reklam çerezleri, üçüncü taraflara ait çerezlerdir ve web sitelerinde ziyaretçilerin davranışlarını izlemek için kullanılırlar. Bu çerezlerin amaçları, ziyaretçilerin ihtiyaçlarına yönelik ilgilerini çekecek reklamların gösterilmesine yardımcı olmaktır ve sorumluluğu çerez sahibi üçüncü taraflara aittir. Çevrim içi davranışsal reklamcılık uygulamaları, kişilerin internetteki faaliyetlerinin izlenmesi, bu faaliyetlerin analiz edilerek profillenmesi, profilleme yapılan kişinin uygun reklamlarla eşleştirilerek söz konusu reklamların ilgili kişiye gösterilmesi aşamalarından oluşmaktadır. ## Çerezlerle işlenen kişisel veriler nelerdir? Kimlik (isim, soy isim, doğum tarihi gibi) ve iletişim (adres, e-posta adresi, telefon, IP, konum gibi) bilgileriniz tarafımızca, çerezler (cookies) vasıtasıyla, otomatik veya otomatik olmayan yöntemlerle ve bazen de analitik sağlayıcılar, reklam ağları, arama bilgi sağlayıcıları, teknoloji sağlayıcıları gibi üçüncü taraflardan elde edilerek, kaydedilerek, depolanarak ve güncellenerek, aramızdaki hizmet ve sözleşme ilişkisi çerçevesinde ve süresince, meşru menfaat işleme şartına dayanılarak işlenecektir. ## Çerezler hangi amaçla kullanılmaktadır? Web sitemizde, şüpheli eylemlerin tespiti yoluyla güvenliğin sağlanması, kullanıcıların tercihleri doğrultusunda işlevsellik ve performansın artırılması, ürünlerin ve hizmetlerin geliştirilmesi ve kişiselleştirilmesi ile bu hizmetlere ulaşımın kolaylaştırılması, sözleşmesel ve hukuki sorumlulukların yerine getirilmesi amaçlı çerezler kullanmaktadır. Ayrıca kullanıcıların daha geniş kapsamlı hizmet sağlayıcılar ile buluşturulabilmesi amacıyla FAYN bünyesinde, site sunucu sağlayıcısı GHOST (ghost.org) ile reklam çerezleri ve üçüncü taraflarla bilgi paylaşımı da söz konusudur. ### Gizlilik Politikası URL: https://www.fayn.press/gizlilik-politikasi/ Last updated: 2025-10-15T11:25:01.000Z FAYN olarak kişisel verilerinizin güvenliği hususuna azami hassasiyet göstermekteyiz. Kişisel verileriniz 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na (KVKK) uygun olarak işlenmekte ve muhafaza edilmektedir. AB Genel Veri Koruma Direktifi’ne göre [Çerez Politikaları](https://www.fayn.press/cerez-politikasi/) ve [KVKK Aydınlatma Metni](https://www.fayn.press/kvkk-aydinlatma-metni) ayrıca düzenlenmiş olup, inceleyebilirsiniz. FAYN olarak kişisel verileriniz bünyemizde ve ghost.org kapsamında depolanmakta ve işlenmektedir. KVKK aydınlatma metni ve çerez politikaları kapsamında izin verdiğiniz ve izin vermiş sayıldığınız kişisel verilerinizin güvenli bir şekilde depo edildiğini, izniniz kapsamında deneyiminizi geliştirmek amacıyla üçüncü kişilerle paylaşılabileceğini bilmenizi isteriz. 6698 sayılı KVKK uyarınca, FAYN ile paylaştığınız kişisel verileriniz, tamamen veya kısmen, otomatik olarak yahut herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilerek, kaydedilerek, depolanarak, değiştirilerek, yeniden düzenlenerek, kısacası veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işleme konu olarak tarafımızdan işlenebilecektir. KVKK kapsamında veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem “kişisel verilerin işlenmesi” olarak kabul edilmektedir. Paylaştığınız kişisel veriler, kullanıcılarımıza verdiğimiz hizmetlerimizi geliştirebilmek için, kamu güvenliğine ilişkin hususlarda ve hukuki uyuşmazlıklarda, talep halinde ve mevzuat gereği savcılıklara, mahkemelere ve ilgili kamu görevlilerine bilgi verebilmek için, üyelerimize geniş kapsamda çeşitli imkanlar sunabilmek veya bu imkanları sunabilecek kişi veya kurumlarla yasal çerçevede paylaşabilmek için, reklam tercihlerini analiz etmek için, 6698 sayılı KVKK ve ilgili ikincil düzenlemelere uygun olarak işlenecektir. Türkiye’de işlenerek veya Türkiye dışında işlenip muhafaza edilmek üzere, toplanan kişisel verileriniz KVKK kapsamında kalmak kaydıyla ve site amaçlarına uygun olarak yurtdışında bulunan hizmet aracılarına da aktarılabilecektir. FAYN’ı kullanarak, web sayfamızda ve diğer sair kanallarımızda kişisel verilerinizi paylaşarak gizlilik politikamızı ve politikamızda yer alan işlenme, işlenme yöntemleri, verilerin aktarılması, satışı ve diğer ilgili hususlar hakkındaki şartları, ghost.org ile paylaşılan verilerin web sayfasında, uygulamalarda ve sosyal medya kanallarında kullanılmasını, bildirimlerde ve önerilerde bulunulmasını, yasal haklarınızı kullanmadan önce [hello@fayn.co](mailto:hello@fayn.co) aracılığıyla başvuruda bulunacağınızı KVKK’ya uygun bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rıza şeklinde tanımlanan açık bir rıza ile kabul ettiğinizi beyan etmiş olursunuz. Gizlilik politikamız hakkında görüş ve önerilerinizi [hello@fayn.co](mailto:hello@fayn.co) adresine mail atarak iletebilirsiniz. ### İletişim URL: https://www.fayn.press/iletisim/ Last updated: 2024-03-06T16:00:22.000Z _No content available._ ### Hakkında URL: https://www.fayn.press/hakkinda/ Last updated: 2025-10-15T11:26:26.000Z Fayn, İstanbul merkezli bağımsız bir dijital medya şirketi. Türkiye ve dünya gündemine ilişkin hazırladığı özel haber dosyaları, röportajlar ve videolar her ay milyonlarca kişiye ulaşan Fayn [web](https://fayn.press/?ref=fayn.press), [bülten](https://www.fayn.press/etiket/bulten/) ve [sosyal medyada](https://instagram.com/faynstudio?ref=fayn.press) yayın yapıyor. Fayn'ın [stüdyo kanadı](https://fayn.co/?ref=fayn.press) ise bir yandan premium video/TV projeleri geliştirip üretirken bir yandan sosyal etki odaklı organizasyonlara yaratıcı servisler sunuyor. Fayn haber yayınlarında güç sahiplerini kamu adına denetlemeyi ve güçsüzlerin seslerini duyurmalarına yardımcı olmayı önceliklendirir. Demokrasi, eşitlik ve insan haklarından yanadır. Aynı ilkeleri paylaşan medya kuruluşları, markalar, sivil toplum örgütleri ve aktörleri ile ortak üretim ve iş birliklerini önemser. Fayn ekibine ulaşmak için [iletişim](https://www.fayn.press/iletisim) sayfasını kullanabilir ya da hello@fayn.co adresine e-posta atabilirsiniz. ### Fayn’a üye olduğunuz için teşekkürler. URL: https://www.fayn.press/yeniuye/ Last updated: 2026-02-07T12:43:15.000Z Şimdi Fayn kütüphanesindeki yüzlerce ücretsiz içeriğe erişim sağlayabilirsiniz. Ayrıca her Cuma sabah Fayn'ın en yeni içerikleri posta kutunuza gelecek. İçeriklerimizi beğenirseniz üyeliğinizi [***yükselterek***](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) tüm içeriklerimize sınırsız şekilde erişebilir ve Fayn'ı geliştirmemize yardımcı olabilirsiniz. Fayn üyelerden elde ettiği gelirin tamamını yayınlarını geliştirmek, daha fazla nitelikli haber dosyaları ve içerikler üretmek için kullanıyor. Ana sayfaya gitmek için [***bu linke***](https://fayn.press/?ref=fayn.press) tıklayın. ### Fayn’a abone olduğunuz için teşekkürler. URL: https://www.fayn.press/yeniabone/ Last updated: 2026-02-07T12:44:45.000Z Bu abonelik kapsamında tüm içerikler ve bültenlerimize sınırsız erişebileceksiniz. Ayrıca aboneliğiniz, dünya standartlarında ve bağımsız gazetecilik pratiklerini sürdürmemize yardımcı olacak. Şimdi ana sayfaya gitmek için [***bu linke***](https://fayn.press/?ref=fayn.press) tıklayın. ### About us URL: https://www.fayn.press/about-us/ Last updated: 2026-03-13T21:02:07.000Z Fayn is an independent and impact-driven digital media company based in Istanbul, Turkey. It was founded in October 2020 as a collective of journalists, writers, filmmakers, visual and video content creators. Fayn currently runs [a membership-based online news magazine](https://fayn.press/?ref=fayn.press), popular social media channels[, and a creative storytelling studio](https://instagram.com/faynstudio?ref=fayn.press), reaching millions of people through its high-quality digital news content. Fayn stands for democracy, equality, and human rights. It values collaborations and partnerships with like-minded media organizations, brands, civil society organizations, and actors who share the same principles. In its news publications, Fayn prioritizes holding those in power accountable for their actions on behalf of the public and helping amplify the voices of the powerless. You can reach us by using the [contact page](https://fayn.press/iletisim?ref=fayn.press) or by directly sending an email to hello@fayn.co. ### Reklam URL: https://www.fayn.press/reklam/ Last updated: 2025-10-15T11:25:45.000Z Fayn, dijital haber yayıncılığına getirdiği nitelikli, yenilikçi ve yaratıcı yaklaşım sayesinde kısa sürede Türkiye'nin en hızlı büyüyen bağımsız yeni medya yayıncılarından biri haline geldi. Web sitesi, bülten ve sosyal medya yayınlarımızda markalara sunduğumuz ücretli ortaklık modellerinde de aynı yaklaşımı sürdürüyoruz. Fayn'ın yayınlarına entegre edilen marka iletişimlerinde okur faydası gözetilir. Gelir elde etmek amacıyla yayımlanan içerikler, okuyucunun görebileceği şekilde işbirliği, ücretli ortaklık, sponsorlu içerik gibi etiketlerle belirtilir. Aklınızda Fayn topluluğuna ulaşmasını istediğiniz bir kampanya varsa, tüm reklam, sponsorluk ve işbirliği modellerimiz hakkında detaylı bilgi almak için bize [**iletişim formunu**](https://www.fayn.press/iletisim) kullanarak ya da direkt **hello@fayn.co** e-posta adresine yazarak ulaşabilirsiniz. ### Ekip URL: https://www.fayn.press/ekip/ Last updated: 2026-08-04T09:34:29.000Z ## Yazı İşleri Ayşe Karabat, Semin Gümüşel Güner, Yavuz Sinangil, Şükrü Oktay Kılıç, Mehmet İren, Nilgün Yılmaz, Sinem Hızarcı, Selin Öztunçman ## Tasarım Denizhan Kaymak, Gökhan Mırık, Gökçe Civelek ## Video Melih Aslan, Pirsu Can Ergen, Melisa İşbitiren ## Dijital Proje ve Reklam Satış Koordinatörü Yasemin Daşar ## Finans ve İdari İşler Koordinatörü Nart Dinçer ## Yönetim Yeri Fayn Prodüksiyon A.Ş. Beyoğlu - İSTANBUL ## Telefon Whatsapp: 0545 266 76 72 ## E-posta hello@fayn.co ### Tip Jar URL: https://www.fayn.press/tip-jar/ Last updated: 2026-01-26T10:50:36.000Z _This page is for subscribers only._ ### Advanced User Settings URL: https://www.fayn.press/advanced-settings/ Last updated: 2026-01-26T10:50:37.000Z _This page is for subscribers only._ ### Group Subscriptions URL: https://www.fayn.press/group-subscriptions/ Last updated: 2026-01-26T10:50:37.000Z _This page is for subscribers only._ ### Buy a Group Subscription URL: https://www.fayn.press/buy-group-subscription/ Last updated: 2026-01-26T10:50:38.000Z _This page is for subscribers only._ ## Posts ### Görünürlük çağında görünmez olmak URL: https://www.fayn.press/gorunurluk-caginda-gorunmez-olmak/ Last updated: 2026-09-06T08:02:02.000Z Dijital hayatın ayartılarına kapılalı beri analog günlerin kaybolan güzel nesnelerini, alışkanlıklarını sayıp duruyor, onları çoğu zaman özlemle anıyoruz. Dünyanın en büyük kayıp eşya ve duygu bürosunu kuruyoruz insanlık olarak. Kastettiğim elbette yeniliklere alışmayı reddetmek değil. Bugünlerin teknolojisinin içine doğmayıp ona ayak uyduranların, yirmi birinci yüzyıl insanının yeni doğasına biraz hüzünle, biraz da şaşkınlıkla bakmasından bahsediyorum. Bu yeni doğada eskisiyle taban tabana zıt olan bir şey var: Bir zamanlar görünmezlik fikriyle büyülenen insan şimdi ancak görünürlükle tatmin oluyor. Böylelikle gündelik yaşamda tatlı, muzır, yaratıcı anların peşine düşmek için görünmez olmayı hayal etmek kayıp bürosunu ilk boylayanlardan oldu. Ne zamandır kimse birbirine görünmez olsaydı neler yapardı diye sormuyor. 1935 yılının gazetelerinde karşılaştığımız habere ve benzerlerine bugün rastlamıyoruz: “Macaristan’da bir genç birtakım ışınlarla bir cismi gözden kaybetmeye muvaffak oldu.” Görünmezlik artık hayatın akışına ters. Oysa görünmezliğin getireceği iki önermeyi, iyiliği-kötülüğü konuşmaya, habire konuşmaya, tartışmaya en ihtiyacımız olan çağdayız. Ama insanlık kötülüğü kanıksamanın ötesine geçti çoktan. Kötülüğün gösterilerek yapıldığı ve bunun anbean izlendiği bir düzen bu. Peki kötülüğe alışmayanlar, alışmak istemeyenler? Onlar edebiyatın en yalnız karakterlerinden Görünmez Adam’ı hatırlatıyor. Ne büyük acı ve ne büyük onur, görünürlük çağında görünmez olmak. H. G. Wells’in 1876’da yazdığı romanın başkarakteri bilim insanı Griffin, düzenin gözünde öteki ilan edilen çoğu kişinin temsili adeta. O da tüm ötekiler gibi müphem bir çizgi üzerinde yürüyor. Bize iyinin ne demek olduğunu sorgulatıyor ve bizi çelişkilerle baş başa bırakıyor. _This post is for subscribers only._ ### Mecburduk, sahafların kapısını çaldık URL: https://www.fayn.press/mecburduk-sahaflarin-kapisini-caldik/ Last updated: 2026-09-06T16:47:59.000Z Sosyal medya; tosttan araba lastiğine, çamaşır suyundan korku filmlerine ve daha nicelerine uzanan derin ve büyük bir önermeler denizi adeta. Bu denize hepimiz her gün ya giriyoruz ya da girmek zorunda kalıyoruz. Çünkü ayaklarımız suyun içinde artık, “İyi de bu su ne kadar derin?” diye soranımız yok. Bu durum elbette kitaplar için de geçerli. Sosyal medyanın dört bir yanından kitap önerileri paylaşılıyor. Haftada bir “Hayatımı değiştiren kitap” şeklinde paylaşımlar dahi görmemiz mümkün. Evet evet, insanların hayatı her hafta okudukları yeni bir kitap sayesinde değişebiliyor. Öyle bir dünya! Peki “kitap önerisi” almanın adresi aslında nereler olmalıydı? Bu sorunun cevabı bende yalnızca bir tane: Sahaflar. Şehrin, hatta ülkenin farklı bölgelerindeki sahafların kapısını çaldım ve beşer kitap önerisi rica ettim. Peşinen söyleyeyim, hiçbiri söze “Hayatımı değiştirdi…” diye başlamadı. “Önerme” mefhumu da onlara “kısmen” yakın geldi. Her biri girizgâhı, “Benim sevdiğim kitaplar” ya da “Benim okuyup çok etkilendiğim kitaplar” diye yaptı. Listede 50’ye yakın kitap var. Türkiye’de yılda ortalama [altı](https://worldpopulationreview.com/country-rankings/average-books-read-per-year-by-country?ref=fayn.press) kitap okunduğu gerçeğinden yola çıkarsak pek fena bir sayı değil. Listeye geçmeden şunu da söylemem gerek. On farklı sahaftan gelen önerilerde iki defa söylenen sadece iki kitap var: Dino Buzzati’den *Tatar Çölü* ve Dostoyevski’den *Suç ve Ceza*. İyi bir başlangıç için güvenilir bir ipucu olarak alabilirsiniz. Gelelim önerilere. Buyursunlar… ## Ayça Kitabevi (Beyoğlu) - *Diriliş* \- Lev Nikolayeviç Tolstoy, çeviren: Ergin Altay, İletişim Yayınları - *Aşk ve Öbür Cinler* \- Gabriel García Márquez, çeviren: İnci Kut, Can Yayınları - *Acımak* \- Reşat Nuri Güntekin, İnkıkâp Kitabevi - *Kemiklerim ve Üzerine Yapışmış Et* \- Fatma Gör, Artshop - *Tehlikeli Oyunlar* \- Oğuz Atay, İletişim Yayınları ## Çiçek Sahaf (Ayvalık) - *Uykuda Çocuk Ölümleri* Konstantiniyye Üçlemesi- Ali Teoman, Yapı Kredi Yayınları - *Şeyler* \- Georges Perec, çeviren: Sevgi Tamgüç, Metis Yayınları - *Beton* \- Thomas Bernhard, çeviren: Sezer Duru, Yapı Kredi Yayınları - *Akıl Tutulması* \- Max Horkheimer, çeviren: Orhan Koçak, Metis Yayınları - *Kesik Esintiler* \- Oruç Aruoba, Metis Yayınları _This post is for subscribers only._ ### Uyuyan Ariadne’yi uyandırmak URL: https://www.fayn.press/uyuyan-ariadneyi-uyandirmak/ Last updated: 2026-09-06T07:24:03.000Z Kadın olmak her çağda zor. İlkçağı, ortası, başı, sonu fark etmiyor. Zorluğun çoğu da kadınların başına gelenden değil, onların nasıl anlatıldığından kaynaklanıyor. İki, üç bin yıl geçse de insanoğlunun hikâyelerinin kaynağı hep aynı: aşk, kıskançlık, dostluk, düşmanlık… Bunu mitolojiden, insanlık tarihinin en eski anlatılarından biliyoruz. Bir şey daha biliyoruz onlardan. Bu hikâyelerin kadınları da hep aynı: Ya ezen ya ezilen. Akıllıca davranan değil, manipüle eden. Karar veren değil, kandıran. Ama illaki varlığı bir erkeğin varlığıyla şekillenen bir kadın. Havva olup bütün insanlığın annesi olarak sunulsanız da böyle, Zeus’un çocuklarından bir tanrıça olsanız da… Yazar ve felsefeci Asuman Kafaoğlu-Büke, *Antikçağda Kadın Olmak* kitabında tam da bunun peşine düşüyor. Heykellerin, resimlerin, şiirlerin arasında Havva’nın, Medea’nın, Penelope’nin izini sürüyor. Ama alışılagelen bakış açısını tersyüz ederek, “Bir de şurasından mı tutsak acaba meselenin?” diyerek, onları aklamaya değil anlamaya çalışarak ve önyargılardan arındırarak… ## Ariadne’nin öyküsü Kitapta hikâyesine yer verilen antikçağ kadınlarından bir tanesiyle, heykellerde, resimlerde genellikle uyurken betimlenen Ariadne’yle devam edelim. Ariadne’nin öyküsü, Atina’nın başındaki bir bela nedeniyle başlar. Girit kralı Minos, her yedi yılda bir Atina’dan yedi kız ve yedi erkek çocuk istemektedir. Bu çocuklar yarı-insan, yarı-boğa olan Minotaur’a kurban edilir. _This post is for subscribers only._ ### Edebiyat arkeoloğu musun? URL: https://www.fayn.press/edebiyat-arkeologu-musun/ Last updated: 2026-09-06T07:20:32.000Z fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### ABD’den altın kaçırma devri URL: https://www.fayn.press/abdden-altin-kacirma-devri/ Last updated: 2026-09-04T09:30:43.000Z Hollanda, son yıllarda ABD'den altınlarını çeken ülkeler arasına katılan son ülke oldu. Hollanda Merkez Bankası, çarşamba günü yaptığı açıklamada, artan jeopolitik huzursuzluğu gerekçe göstererek altın rezervlerinin 86 tonunu ABD ve Kanada'dan İngiltere’ye taşıdığını duyurdu. Değeri 11 milyar euro’ya yakın. Hollanda Merkez Bankası (DNB), *“Bu rezervlerin Kuzey Amerika, Birleşik Krallık ve Hollanda arasında daha dengeli dağıtılması, risklerin yayılmasına yardımcı olacak ve kriz durumunda altınların daha kolay kullanılabilir olmasını sağlayacaktır”* dedi. Hollanda Merkez Bankası'na göre, Londra'daki İngiltere Merkez Bankası'nda tutulan altınların modern uluslararası ticaret standartlarına uygun olması gerekiyor. Banka, bu altınların “dünyada en kolay alınıp satılabilen altın” olarak kabul edildiğini ve bu nedenle bir kriz durumunda DNB'nin kullanımına en hızlı şekilde sunulabilecek rezervler olduğunu belirtti. Tabii bunun hepsini fiziken taşımadı. 59 tonu bulundukları yerde satıldı sonra İngiltere’de yenisi alındı. Kalan Hollanda altınını taşıyan zırhlı araçların görüntüsü açıklama geldiğinden beri sosyal medyada bir hayli izleniyor. > The Netherlands is preparing for a more uncertain world. > > The Netherlands has relocated 86 tonnes of gold—worth roughly €10–11 billion—from North America to London. [pic.twitter.com/UVkjSTI6s7](https://t.co/UVkjSTI6s7?ref=fayn.press) > > — China pulse 🇨🇳 (@Eng\_china5) [September 4, 2026](https://x.com/Eng%5Fchina5/status/2095747153545375858?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) igure> Taşıma işleminden önce Hollanda'nın altın rezervlerinin yüzde 31,3'ü New York'taki Amerikan Merkez Bankası Fed’in kasasında, yüzde 19,7'si ise Kanada'nın Ottawa kentinde bulunuyordu. Yeni dağılımla birlikte Hollanda’nın altın rezervlerinin hem New York'taki hem de Ottawa'daki payı yüzde 18,5'e düştü. Buna karşılık Londra'nın payı yüzde 18,1'den yüzde 32,1'e yükseldi. Hollanda Merkez Bankası'nın altınlarının kalan yüzde 30,8'i ise Hollanda'da tutuluyor. ## Fransa tamamını çekmişti Hollanda 2026’da bu adımı atan ikinci Avrupa ülkesi. Asıl büyük hamleyi Ocak 2026’da Fransa yaptı. Fransa Merkez Bankası, Temmuz 2025 ile Ocak 2026 arasında New York Federal Rezerv Bankası'nda tutulan 129 ton altını sattı. Bu miktar, Fransa'nın toplam altın rezervlerinin yaklaşık yüzde 5'ine denk geliyordu. Fransız Merkez Bankası, bu satıştan elde ettiği parayla Avrupa'da aynı miktarda, uluslararası standartlara uygun yeni altın satın aldı. Bu miktar, daha önce 374 tona ulaşan ABD’deki Fransız altını rezervinin de son halkasıydı. Böylece Fransa’nın ABD’deki tüm altın rezervi çekilmiş oldu. Bu altınlar artık Fransa'nın yaklaşık 2 bin 437 tonluk toplam rezervinin geri kalanıyla birlikte Paris'te tutuluyor. ## Almanya 2017’de başlattı Bu, tamamen yeni bir hareket değil aslında. 2017 yazında, yani Trump’ın ilk döneminde Almanya Merkez Bankası (Bundesbank) da New York Federal Rezerv Bankası'nda bulunan 300 ton altınını Frankfurt'a taşıdı. Bu hamle, Almanya’nın ülkenin altın rezervlerinin çoğunu kendi kasalarında tutma planının bir parçasıydı. Alman altınlarının yüzde 36,6'sı halen New York Federal Rezerv Bankası'nda. Dünyada altın rezervi en büyük olan ülke ABD. Tam 8 bin 133 ton altını var kasasında. Onu da Almanya 3 bin 352 ton altınla takip ediyor. ABD ile Avrupa arasında ikinci Trump dönemiyle başlayan kriz sonrası Almanya’da altınların tamamının çekilmesi yönünde bir kamuoyu baskısı oldu ama Berlin yönetimi şimdilik Fed’deki pozisyonunu koruyor. ## Türkiye 2017’de çekti, İtalya beklemede Dünyada en çok altın rezervi olan ülkeler sıralamasında üçüncü sırada son dönemde Trump ile arası pek de iyi olmayan Giorgia Meloni’nin ülkesi İtalya var. İtalya’nın 2 bin 452 ton altını bulunuyor. İtalyan gazetesi [Corriere della Sera’ya göre](https://www.corriere.it/economia/finanza/26%5Fsettembre%5F03/oro-italiano-negli-usa-perche-1-061-tonnellate-sono-ancora-a-new-york-e-dopo-l-olanda-conviene-spostarle-704ce72e-ce7a-4c8a-811a-177f64d38xlk.shtml?ref=fayn.press) bunun yaklaşık yüzde 43’ü New York’taki Fed kasasında. Bunu çekmek için atılmış bir adım da henüz yok. Türkiye ise 2017’de ABD ve İsviçre’deki altınlarını çekmişti. [Dünya Altın Konseyi](https://www.gold.org/goldhub/data/gold-reserves-by-country?utm%5Fsource=chatgpt.com)’nin verilerine göre Türkiye’nin 530 tonluk bir altın rezervi var. Bunun büyük kısmı kendi kasasında. Bir miktar da İngiltere’de. ## Çin belirsizliği Çin, Temmuz sonunda 2 bin 366 ton altın rezervi ilan etti, ancak beyan edilmemiş kamu sektörü alımları da var. Bazı analistler, Çin’in gerçek rezervinin resmi olanlardan daha yüksek olabileceğine inanıyor. ## Güvenli liman: Altın Altın her daim insanlar için hem güvenli bir liman hem de değerli bir mücevher oldu. Ülkeler için de en temel rezerv kaynağı. Ama o da her kaynak gibi sınırlı. İnsanlık tarihi boyunca çıkarılan altın miktarı sadece 216 bin ton. Bunun 97 bin tonu mücevher olarak kullanılıyor. 48 bin ton altın külçe ve sikke halinde bulunuyor. Merkez bankalarında 38 bin ton altın var, 32 bin ton altın da sanayi ve teknolojide kullanımda. ## Ülkeler neden altınını ABD’de saklıyor? Bu sorunun yanıtı için I. Dünya Savaşı yıllarına gitmek gerekiyor. New York’taki Amerikan Merkez Bankası Fed'in, yabancı merkez bankalarına ait altını saklama hizmeti vermesi 1916'da başladı. Avrupa'da savaş sürüyordu. Mantık basitti: Amerika savaştan uzaktı, finansal olarak güçlüydü ve altın burada daha güvenliydi. Fed 1924’te Manhattan'da devasa bir yeraltı kasası açtı. Altının New York'ta tutulması uluslararası ödemeleri kolaylaştırıyordu. Merkez bankaları birbirlerine altın göndermek yerine, New York'taki hesaplar üzerinden mülkiyet değişikliği yapabiliyordu. 1929 Büyük Buhranı’ndan sonra kasadaki altının bir kısmı ülkelerine dönse de Avrupa'da Hitler Almanyası’nın yükselişi yeni bir dalga yarattı. Ufukta savaş vardı ve Avrupa ülkeleri altınlarını Almanya'nın, Sovyetler'in veya savaşın ulaşamayacağı bir yere taşımaya başladılar. New York Fed'in [kendi tarihçesine göre](https://www.newyorkfed.org/newsevents/speeches/2018/tes181029?utm%5Fsource=chatgpt.com), 1935 ile 1940 arasında kasadaki altın miktarı iki kattan fazla arttı. II. Dünya Savaşı sırasında da Avrupa merkez bankalarının altınları büyük ölçekte ABD'ye kaçırıldı. Amaç yalnızca altını korumak değildi; bu altınlar ABD'den savaş malzemesi satın almak için de kullanılabiliyordu. ## Bretton Woods ile sistem kalıcılaştı Yıl 1944, aylardan Temmuz. Savaş daha devam ediyor ama Normandiya çıkarması olmuş, Almanya’nın kaybedeceği görülmeye başlamış. Bu dönemde ABD'nin New Hampshire eyaletindeki Bretton Woods kasabasında bir araya gelen 44 ülke bir uluslararası para ve finans düzeni kurdu. 1 ons altının değeri 35 dolar olarak kabul edildi, diğer ülkelerin paraları da dolara bağlandı. Dolayısıyla dolar, sistemin merkezine oturdu. Merkez bankaları açısından da ABD'de altın bulundurmanın başka bir avantajı daha ortaya çıktı: Altın ile dolar aynı finansal sistemin iki tarafı hâline gelmişti. New York hem dünyanın en önemli finans merkezlerinden biriydi hem de dolar sisteminin merkeziydi. Savaş bittikten sonra da altın ABD'ye akmaya devam etti. 1971'de ABD Başkanı Nixon, yabancı merkez bankalarının dolarlarını ABD Hazinesi'ne verip altın alma imkânını kapattı. Buna “gold window” yani altın penceresinin kapatılması deniyor. Yine dönem Soğuk Savaş yılları, özellikle Avrupa sürekli diken üstünde, ABD de ekonomik olarak bir hegemonya kurmuş bir halde olunca altınları New York’taki kasada kalması devam etti. ## Başka kimler altını ABD’den çekecek? Şimdilik o kısım belirsiz, Trump dönemiyle beraber Washington ile gerilimler yaşayan Avrupa ülkelerinde bir hareket olduğu da kesin. Ama diğer yandan Avrupa’da “Ruslar yakında saldıracak” korkusu pompalanmaya devam ediyor. Bu da zor günlerin kıymetlisi altının nerede saklanacağı konusunu stratejik hale getiriyor. 🦉 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Maaş ile hayat arasındaki boşluk URL: https://www.fayn.press/maas-ile-hayat-arasindaki-bosluk/ Last updated: 2026-09-05T15:33:32.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* bir haftayı daha kapatmak için görev yerinde. Prof. Özge Öner ile “rasyonel” ekonomi politikalarını konuştuk. Melih Gökçek işi nereye gidecek anlamaya çalıştık. Ankara kulislerinde süreç takip ettik. Berlin’in ilk Türk kökenli eyalet başkanı olmaya çok yaklaşan Elif Eralp’in bir portresini yazdık. Dahasını da yaptık. Hazırsanız başlayalım. ## “Rasyonel Ekonomi Politikası” rasyonel mi? Berat Albayrak ve Nureddin Nebati’nin ekonomiyi yönettiği, “böyle olmaz” diyenlere tuhaf bir mizah anlayışıyla cevap verdikleri dönemden Mehmet Şimşek ve “rasyonel ekonomi politikası” dönemine cüzdan cephesinde pek de yeni bir şey yok. Tarihimizin en uzun ekonomik krizinin içinde yaşamaya devam ediyoruz. Kredi kartı da artık bu toplumda ödeme kolaylığı sağlayan plastik parça değil. Maaş ile hayat arasındaki boşluğu kapatan protez. *Fayn,* artık tartışılacak bir yanı kalmamış rakamlar ışığında bizi bekleyenleri konuşmak için Cambridge Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Özge Öner’in kapısını çaldı. [Prof. Özge Öner: “Ekonomi yönetiminde kontrolü kaybettiklerini düşünüyorum”Ekonomist Özge Öner’e göre, Türkiye artık bir ekonomik krizde değil, çok uzun süreli ve yapısal bir buhranda. Şu an en somut risk bir kur şoku ama seçimden önce yaşanmaması için tüm tedbirler alınıyor. Öner tamamen karamsar değil çünkü ona göre her şeye rağmen Türkiye çok istisnai bir ülke.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-d2821168-9908-4fd2-8bc8-e9c6b818c83c.png)FaynSemin Gümüşel Güner![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ozge-oner-rop_fayn-8e74d6a2-27ef-41dc-ba09-619089f59203.webp)](https://www.fayn.press/prof-ozge-oner-ekonomi-yonetiminde-kontrolu-kaybettiklerini-dusunuyorum/) ## Bir operasyon geliyor ama kime? Cumhuriyet tarihinde hakkında en fazla suç duyurusunda bulunulan belediye başkanı olan Melih Gökçek ilk kez şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı. Gökçek, yıllar boyunca türlü türlü delili de ortaya saçılan yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, kamuyu zarara uğratma, Gülen yapılanmasına yardım etmek gibi onlarca iddiayla suçlanmış ancak bırakın yargı karşısına çıkmayı karakolun kapısından bile geçmemişti. Fakat ne olduysa oldu, işler değişti. Bugün ilk kez şüpheli sıfatıyla ifade verecek. Hiçbir dağda kurt ölmediği için konunun Gökçek olmadığına dair de şüpheler var. *Fayn* konuyu derledi, topladı ve öngörmeye çalıştı. [Melih Gökçek soruşturması: Bir operasyon geliyor ama kime?Hakkındaki suç duyurularına rağmen yıllardır dokunulmayan Melih Gökçek için savcılık “bir haberin” ardından harekete geçti. Haber oğluna ve gelinine ait mal varlığıyla ilgiliydi, soruşturma Gökçek’e açıldı. Kulislerindeki soruysa başka: Bu, Mansur Yavaş operasyonuna hazırlık mı?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-37927dc9-a756-4587-99ee-403b3f055d4f.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/melih-gokcek-sorusturmasi_fayn-a4260a32-55c5-4b5d-9cbc-4126fe4ea1b7.webp)](https://www.fayn.press/bir-operasyon-geliyor-ama-kime/) ## 'Canlı yayını istiyorum, hem de misliyle istiyorum' İBB Davası’nda bu hafta tutukluluk incelemesi yapıldı. Tutuklu sanıklar ve avukatları tahliye taleplerini sunmak için sırasıyla söz aldı. Ekrem İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Canlı yayınlanmasını hâlâ istiyor mu?” sözlerine yanıt verdi. Savcının tahliye istemediği duruşmada, mahkeme iki sanığın tahliyesine karar verdi. *Fayn*, tarihi İBB Davası'nda yaşananları aktarmaya devam ediyor. [Ekrem İmamoğlu’ndan Akın Gürlek’e canlı yayın restiİBB davasında konuşan Ekrem İmamoğlu, savunma hakkının kısıtlandığını belirtti. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Canlı yayınlanmasını hâlâ istiyor mu?” sözlerine yanıt verdi. Savcının tahliye istemediği duruşmada, mahkeme iki sanığın tahliyesine karar verdi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-4b52a49d-3604-419f-82cc-eceee2a0996a.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ibb-davasi_3-eylul_fayn-4bdb51a9-6058-49e5-ab3a-e9c21e35133b.webp)](https://www.fayn.press/ekrem-imamoglundan-akin-gurleke-canli-yayin-resti/) ## Süreçte son durum PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da Kandil’den dört isimle; Helin Ümit, Duran Kalkan, Sabri Ok ve Raperin’le görüşmesine ait olduğu ileri sürülen tutanaklar ilk önce Fransa merkezli, Kürtçe ve Türkçe yayın yapan *Utopia TV Arı* adlı internet sitesinde yayımlandı. Oradan hızla irili ufaklı diğer Kürtçe yayınlara ve sosyal medyaya yayıldı. Tutanak iddiasını öncekilerden ayıran nokta DEM Parti’nin yalanlaması ile yetinilmemesi oldu. DEM’in yalanlamasını, önce PKK yönetiminin, ardından da Öcalan’ın bizzat inkârı izledi. *Fayn* Ankara muhabiri süreçle ilgili son gelişmeleri ve kulisleri aktarıyor. [Tutanak sabotajının arkasında ne var?PKK’nın silah bırakmasına ilişkin süreçte yaşanan tutanak provokasyonu ne düşündürdü? Zamanlaması amacını ifşa eden girişimin arkasında kimler var ve ne istiyorlar? Silah bırakma nasıl ilerleyecek ve bu DEM’e nasıl yansıyacak? Fayn Ankara muhabiri kulisleri aktarıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-eeca6533-fe19-47f6-917f-fe87796e7358.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/tutanak-sabotaji_fayn-2-2994bb38-76f4-4b45-9cb2-621e7a9ef8bf.webp)](https://www.fayn.press/tutanak-sabotajinin-arkasinda-ne-var/) fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ## Dünya nereye savruluyor? Rusya-NATO gerilimi büyürken Hürmüz’de çatışma yeniden tırmandı. Çin, Ortadoğu’da yeni bir güvenlik düzeninin çağrısını yaptı. Mekke Paktı İstanbul’da toplandı, Erdoğan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi'nde Putin’le görüştü. Bu gelişmeler, dünyanın nereye savrulduğuna dair güçlü işaretler taşıyor. Ayşe Karabat yazdı. [Dünya bu hafta dönmekten çok koştuRusya-NATO gerilimi büyürken Hürmüz’de çatışma yeniden tırmandı. Çin, Ortadoğu’da yeni bir güvenlik düzeninin çağrısını yaptı. Mekke Paktı İstanbul’da toplandı, Erdoğan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde Putin’le görüştü. Bu gelişmeler, dünyanın nereye savrulduğuna dair güçlü işaretler taşıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-6af97135-e1ae-4258-be3a-b13d68076dbb.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/dunya-bu-hafta_fayn-e66c5959-ecfe-4ead-a880-4e1b75f0effa.webp)](https://www.fayn.press/dunya-bu-hafta-donmekten-cok-kostu/) ## Portre: Elif Eralp Elif Eralp'in hikâyesi 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle başlıyor. Annesi Adanalı bir yüksek hemşire, babası Kayserili bir doktor. İkisi de sendikacı, ikisi de solcu. Darbenin ardından siyasi baskılar nedeniyle Almanya'ya göç etmek zorunda kalıyorlar. Annesi ona hamileyken ulaşıyor Münih'e. Çocukluğu önce Dortmund, ardından Hamburg yollarında geçiyor. Onu siyasete götüren de bu yolda ailesinin ve kendisinin yaşadıkları oluyor. Bugün Berlin’in ilk Türk kökenli eyalet başkanı olmaya çok yakın. Okan Dülger, Berlin'den bildiriyor. [Berlin’de Türk aday Elif Eralp, Mamdani gibi bir rüzgar estirir mi?Berlin 20 Eylül’de seçime gidiyor. Sol Parti’nin başbakan adayı Elif Eralp kazanırsa, Almanya’da eyalet yöneten ikinci Türk kökenli isim olacak. Fayn olarak emlak devlerine savaş açan Eralp’i köklü işçi mahallesi Wedding’de dinledik. Peki Elif Eralp kim, nereden geliyor ve ne vaat ediyor?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-fa34bab0-7f7b-4473-be7e-28ff7100163d.png)FaynOkan Dülger![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/elif-eralp-portre_fayn-1-679b5b4c-025c-46d6-bf89-f563d93237eb.webp)](https://www.fayn.press/berlinde-turk-aday-elif-eralp-mamdani-gibi-bir-ruzgar-estirir-mi/) _This post is for subscribers only._ ### Ekrem İmamoğlu’ndan Akın Gürlek’e canlı yayın resti URL: https://www.fayn.press/ekrem-imamoglundan-akin-gurleke-canli-yayin-resti/ Last updated: 2026-09-03T20:12:29.000Z İBB Davası’nda bu hafta tutukluluk incelemesi yapıldı. 53'ü tutuklu 414 sanıklı davada tutukluluk incelemesi nedeniyle esas savunmalarına ara verildi. Tutuklu sanıklar ve avukatları tahliye taleplerini sunmak için sırasıyla kısa kısa söz aldı. Şişli Belediye Başkanı iken tutuklanan Resul Emrah Şahan, 17 aydır makamında kayyumun oturduğunu belirtti. “Ben ne yaptım?” diye soran Şahan, tutukluluğunun devam etmesine tepkiliydi. > *“Sayın Başkan, ben ne yaptım? Yetkim neydi? Ve bütün bunların karşılığında şahsen ne elde etmişim? Üç soruyla bakacağım. 17 aydır hücremde kendime aynı soruları soruyorum ve cevabını arıyorum. Ne kendim için bir para istemişim, ne kendim için bir menfaat talep etmişim, ne bir mülk, ne bir ayrıcalık... Ne de görevimin dışına çıktım. Ben, bana emanet edilmiş olanı korumaya çalıştım Sayın Başkan. Şişli'nin hakkını, kamunun malını, yurttaşın güvenliğini...* G*ururla, gönül rahatlığıyla söylüyorum: Ben işimi yaptım. Ailem, dostlarım, çalışma arkadaşlarım, mesai arkadaşlarım gönül rahatlığıyla söylesinler: Resul Emrah Şahan sadece işini yaptı.”* Davanın diğer tutuklu Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ise tahliye talebi için söz almadı. Beylikdüzü Belediye Başkanı Çalık’ın yerine avukatı tahliye talebinde bulundu. Söz alan İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun ise, 18 aydır hücrede tutulduğunu vurguladı. Hakkında delil diye sunulanların sadece beyanlardan ibaret olduğunu söyledi. > *“Beyan sahiplerinin cezaevine girmemek ya da cezaevinden çıkmak isteyen ya da beni hiç tanımayan, benimle hiç tanışmamış tescilli, sahte faturacılar olmasını bile bir kenara koyuyorum artık. İçeriği doğru olabilir mi, ona bakmanız, onu değerlendirmeniz icap ediyor. Onlar söylemiş, ben yalanlıyorum; tabii ki yetmiyor. Çünkü iddianameye göre infaz edilmişim zaten. İftiraya benimle dahil edilen tutuklular da yalanlıyor, onların da sözü yetmiyor. Çünkü biz makbul değiliz, onu anladık. Mahkemede tescilli sahte faturacı, dolandırıcı, cinsel saldırı suçlusunun sözü makbul oluyor; işinde gücünde, hayatında ilk kez hakimle göz göze gelen bizlerse, nesnel düşmanlarız. Bunu iliklerime kadar da hissediyorum.”* ## İmamoğlu: Evet, canlı yayın istiyorum 53 tutuklu sanığın arasında son sözü alan ise Ekrem İmamoğlu oldu. Savunmasını şu ana kadar yapamayan İmamoğlu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bir televizyon programında “Ekrem İmamoğlu hâlâ davanın canlı yayınlanmasını istiyor mu acaba?” sözlerine yanıt verdi. _This post is for subscribers only._ ### Prof. Özge Öner: “Ekonomi yönetiminde kontrolü kaybettiklerini düşünüyorum” URL: https://www.fayn.press/prof-ozge-oner-ekonomi-yonetiminde-kontrolu-kaybettiklerini-dusunuyorum/ Last updated: 2026-09-05T15:33:25.000Z Ağustos ayının enflasyon verileri açıklandı. Tabii yine TÜİK’e ve ENAG’a göre farklı iki tablo var. TÜİK’e göre yıllık enflasyon yüzde 31,51; ENAG’a göreyse yüzde 49,03 olarak gerçekleşti. Tartışmasız rakamlar da var. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) geçen günlerde yayımladığı Doğrudan Yatırımlar Bülteni’ne göre, Türkiye’den doğrudan yatırım çıkışları 10,7 milyar dolarla 2007’den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Net giriş ise 300 milyon dolara kadar geriledi, bu da yine 2007’den bu yana görülen en düşük seviye. Vatandaş için ekonomik açıdan hayat uzun zamandır çok zor geçiyor. Kredi kartı kullanımı rekor düzeye ulaştı. Nüfusumuz 86 milyon ama kredi kartı sayısı 140 milyondan fazla. Bireysel kredi kartı ve tüketici kredileri trilyonlarca liraya ulaştı. Cambridge Üniversitesi’nden ekonomist Prof. Özge Öner’e göre *“Kredi kartı artık bu toplumda ödeme kolaylığı sağlayan plastik parça değil. Maaş ile hayat arasındaki boşluğu kapatan protez.”* Bir yandan dört bir yanımızda savaşlar, bir yandan dünya ekonomisindeki kriz söylentileri… Ekonomide ne içeride ne dışarıda durum iç açıcı. Ve belki de en kötüsü, topluma bu konuda yayılan ümitsizlik hissi. Ekonomik verileri insan hayatı üzerinden[ yorumlayan](https://gazeteoksijen.com/arama?key=%C3%B6zge+%C3%B6ner&ref=fayn.press) Öner’e göre Türkiye iktisadi bir çöküşe doğru gidiyor ama yine de yapılabilecekler var; bildiğimiz anlamda bir seçim ekonomisi de olmayacak. Dünya ise 2008’deki krizi andıran yeni bir krizden uzakta… Prof. Öner’e ekonomiye dair aklımızdaki soruları sorduk. **Türkiye’de gündem, siyasi ajanda o kadar hareketli ki ekonomi medyası dışında ekonomik konular çok fazla yer bulmuyor. Sadece sürekli açıklanan verileri okuyor ve ne yaşadığımızı biliyoruz. Siz bizim için ekonomimizin bir fotoğrafını çeker misiniz?** Birden fazla yapısal değişikliğin aynı anda cereyan ettiği çok enteresan bir süreçten geçiyoruz. Her şeyden evvel, dünyada iktisadi sistem çok farklı bir yere evrildi. İki şey aynı anda oluyor. Bunlardan ilki, 20-30 yıl öncesinin yükselen değeri globalizasyon ile ilgili… En yükselişte olduğu, uluslararası ticarette genişlemenin, ticarete dair kısıtların kalkma hızının en arttığı dönemde dahi bu sürecin kazananları ve kaybedenleri olacağına dair önemli uyarılar yapılıyordu. Zaman içinde kazananlar ve kaybedenler arasında devasa farklar oluştu. Bu eşitsizlikler ülkeler arasındaki farka bakıldığı zaman çok görülmeyen, ama ülkelerin içine bakıldığında görülen eşitsizlikler. Makro iktisadi bir felsefeyle bir ülkenin performansına bakıldığında işler iyi gözüküyorsa “Aynen devam edelim” deniyor. Türkiye de bu globalizasyon sürecinde şaha kalktı, uluslararası ticarette genişleme, iktisadi olarak büyüme yaşandı. Bilhassa AK Parti’nin iktidarına denk gelen 2000’lerin başındaki dönemde, Türkiye dünyadaki parasal genişlemeden payını aldı. Bu da Türkiye’nin makro iktisadi göstergelerde çok ciddi anlamda parlamasına sebep oldu. Bugün dahi aynı şeyin devam ettiğini söylemek mümkün. Türkiye gerçekten dünyanın en büyük yirmi ekonomisinden bir tanesi. Bunu kimse inkar edemez. **Ama… Madalyonun bir de diğer yüzü var.** Evet, bütün bunlar olup biterken ülke içerisinde gelir dağılımı belirgin biçimde bozuldu. İnsanların konut edinmesi giderek zorlaştı, oturduğu evin sahibi olanların oranı uzun vadede geriledi. İktisadi refahın en önemli göstergelerinden biri olan sağlıklı yaşam süresi de oldukça düşük seviyelerde seyrediyor. Sağlıklı ve dengeli gıdaya erişimin güçleşmesi, yetersiz beslenme ile obezitenin aynı anda yaygınlaşabildiği yeni bir yoksulluk biçimi yaratıyor. Çocukların gelişimi ve yeterli beslenmesi konusunda da kaygı verici işaretlerle karşı karşıyayız. Kısacası yaşanan refah kaybı artık yalnızca gelir tablolarında değil, insanların barınma koşullarında, beslenmesinde, sağlığında ve gelecek kuşakların hayat imkânlarında da kendisini gösteriyor. Bunların iktisadi ve siyasi sebepleri var, globalde yaşanan bazı değişimler sebebiyle maruz kaldığımız birçok etken de var. Ama iktisadi olarak refah ve kalkınmanın temel meseleler olarak ele alınmasının zaruri olduğu bir evreye girdik. Bugüne kadar anladığımız şekliyle bir kalkınma ya da refah rotasından bahsetmek artık mümkün değil. Önümüzdeki 10, 20, 30 sene bütün hadise refah olacak. Benim “makro iktisat fetişi” dediğim şeyden bir an evvel çıkılmasının çok zaruri olduğu bir evreye girdik. Lokalizmin, yerelliğin siyaseten ve iktisadi açıdan çok yükselişte olduğunu, bilhassa kıta Avrupası’nda ve dahi Amerika'da oy verme davranışlarına bakınca görüyoruz. Türkiye'de iktidarda kim olursa olsun ya da iktidara kim talip olursa olsun, Türkiye'nin iktisadi vaziyetini, çok coğrafi bir yerden okuyup anlayıp coğrafi bir yerden çözmek durumunda. **Peki, daha mikro düzeyde baktığınızda ne görüyorsunuz? Mevcut ekonomik tablo, vatandaşların hayatına nasıl yansıyor?** Türkiye, her şeyden evvel, işte 2023'ten beri dezenflasyonist bir süreç içerisinde olduğu rivayet edilen bir ülke. Kağıt üzerinde aslında bu dezenflasyonist sürecin meyve verdiğini söylemek mümkün, hem enflasyonda hem enflasyon beklentilerinde aşağı yönlü bir hareketlilik var. Fakat enflasyon tahmin ve temenni edilen seviyeden çok daha yukarıda asılı kaldı. Enflasyonun alt kırılımlarına baktığımızda, yani sepeti oluşturan tüketim kalemlerine baktığımızda ise gördüğümüz şu: Türkiye açıklanandan çok daha yüksek bir enflasyonla yaşıyor. Türkiye nüfusunun çok ciddi bir kesimini oluşturan ücretli ve oldukça düşük ücretliler manşet enflasyonun çok daha üzerinde seyreden tüketim kalemlerine çok daha fazla maruz kalıyor. Türkiye’de ücretli çalışanların yaklaşık yüzde 80’i asgari ücretin iki katı veya daha düşük bir gelirle geçiniyor. Neredeyse yarısı ise asgari ücret düzeyinde ya da altında ücret alıyor. Bu kesimlerin karşı karşıya kaldığı gerçek enflasyon, açıklanan ortalama enflasyondan çok daha yüksek. Çünkü gelir düştükçe harcama sepeti gıda, kira ve enerji gibi temel ihtiyaçlarda yoğunlaşıyor. Bu kalemlerdeki fiyat artışları genel enflasyonun üzerine çıktığında, düşük gelirlinin hissettiği enflasyon da yüzde 40’lara, 50’lere, hatta 60’lara ulaşabiliyor. Başka bir ifadeyle, gelir azaldıkça yalnızca geçinmek zorlaşmıyor, maruz kalınan enflasyon da ağırlaşıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Manifest tartışması: Hem pastaya hem özgürlüğe müdahale URL: https://www.fayn.press/manifest-tartismasi-hem-pastaya-hem-ozgurluge-mudahale/ Last updated: 2026-09-03T16:41:52.000Z Manifest haftalardır Türkiye gündeminde… Önce grubun eski fotoğrafçısının iddiaları, son olarak da 28 Ağustos’ta, grubun kurucusu, prodüktörü Tolga Akış’ın müstehcenlik suçlamasıyla tutuklanması çok konuşuldu. Grup, 30 Ağustos’ta İzmir’deki 30 bin kişilik konserde, gözyaşlarıyla sahneye veda etti. *“2026’nın son Türkiye konseri”* dense de Manifest’in geleceği merak konusu… Oysa 1,5 yıldır rüzgar gibi esen Manifest son aylarda uluslararası alana da adım atmıştı. Lady Gaga, Madonna, Beyonce ve çok daha fazla dünya starıyla çalışan ünlü organizatör John Giddings, Manifest ile anlaştı. Grup, Dua Lipa’nın organizatörlüğünü yaptığı uluslararası bir festivalde sahneye çıktı, Türkiye’de yok satan arena konserleri yaptı. Hatta Manifest yeniden bir dalgaya da ilham verdi: girl band, boy band… Artık Manifest’in öncüsü olduğu bu sektörden pay isteyen bir sürü kız ve erkek grubu daha var. Crush, Aura, Mantra, Karma, Radikal ve daha fazlası… Ama şimdilik Manifest rüzgarı durdu. Peki bu noktaya nasıl gelindi? İddialar nelerdi? Manifest rüzgarının önü mü kesilmeye çalışılıyor? Manifest rüzgarı hangi yöne esecek? Yurtdışında milyon dolarlık örnekleri olan *girl band* ve *boy band* sektörü Türkiye’de neye benzeyecek? ## Tolga Akış ve Manifest’e yöneltilen iddialar Grubun eski fotoğrafçısı Mesut Adlin, 20 Ağustos’ta, Manifest projesinin mimarı Tolga Akış’ı hedef alarak grup üyeleriyle 10 yıllık sözleşmeler yapıldığını, Spotify ve YouTube gelirlerinin tamamının Akış’a bırakıldığını, konser gelirlerinde ise her Manifest üyesine yüzde 10 pay verildiğini öne sürdü. Marka iş birliklerinden üyelere ne kadar pay verileceğinin de yönetim tarafından belirlendiğini iddia etti. Ayrıca üyelerin bazı özel hayat ilişkilerinin grubun imajına zarar verdiği gerekçesiyle sorun edildiğini ve müdahale edildiğini savundu. Manifest ile ilgili her içerik gibi bu iddialar da çok konuşuldu. Tolga Akış’ın kurduğu ve Manifest’in de bünyesinde olduğu yeni medya şirketi Hypers cephesi iddiaları reddetti. Mesut Adlin önce tehdit ve şantaj suçlamalarıyla gözaltına alındı, sonra serbest bırakıldı. Mesut Adlin’den söz ederken bir bilgiyi daha eklemek gerek. Adlin, 2025’in Ağustos ayında eğlence sektörüne yönelik ifşa dalgalarında öne atılan ilk isimdi. İddiaların ardından Manifest’le yolları ayrılmıştı. Adlin’in serbest bırakılmasından hemen sonra Tolga Akış, müstehcenlik, uyuşturucu madde kullanma ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlamalarıyla gözaltına alındı. Manifest grubu üyeleri hakkında da 6 Eylül 2025'te İstanbul'da verdikleri Küçükçiftlik Park konserinin ardından soruşturma açılmıştı, giydikleri kıyafetler “müstehcen” bulunmuş, “teşhircilik” yaptıkları iddia edilmişti. Aralık ayında görülen davada grup üyeleri hakkında ayrı ayrı 3 ay 22 gün hapis cezası verildi, ardından mahkeme grubun her bir üyesinin beş yıl denetim süresine tabi tutulmalarını hükmetti. Bu soruşturmanın hiçbir aşamasında adı geçmeyen Tolga Akış, aylar sonra müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek suçundan tutuklandı. ## Manifest’in doğuşu Manifest bugün Türkiye’nin en popüler kız grubu. Ama grubun hikâyesi bir albümle ya da bir single ile başlamadı. Tolga Akış, YouTube üzerinden yayınladığı Big 5 adlı yetenek yarışmasındaki adaylar arasından bu grubu oluşturdu. Türkiye’deki müzik endüstrisi bu duruma pek alışık değildi. Çok uzun yıllardır müzik sektörünün hemen her aşamasında yer alan ve ismini paylaşmak istemeyen bir sanatçıya göre, bu iddiaların bu kadar tartışma yaratmasının ardında yatan nedenlerden biri de bu süreç: > *“Biz otantik hikayelere alışmış durumdayız. Bir şarkıcı çıkar, bir şarkı yapar, tutar, tutmaz. Her şey gözümüzün önünde olur. Bir hikaye yaşanır, o hikayenin kahramanı da gözümüzün önündedir. Ama burada çıkış bir yarışmayla oluyor. Burada belli kuşakların tam adapte olamadığı şey, bu çıkış hikayesi belki de… Hikaye ortaya çıkarken aynı zamanda üretiliyor. Esas mesele, sahnede olmayan birinin esas oğlan olması… Sürecin doğuşu, kararların alınması, işleyiş… Aslında Manifest ile dünyadaki bir akım Türkiye’ye getirildi ve müziğin endüstri kısmında aslında herkes buna yabancı. Böyle olunca hiçbir şey doğru düzgün konuşulamıyor ve herkes ‘Bu işin içinde kesin bir şey var’ diye düşünüyor.”* ## Marka haline gelen grupların finansmanı nasıl işliyor? Manifest’in çıkış süreci Türkiye için yeni ama dünya için değil. Zira 2010’da İngiltere’de yapılan X Factor adlı müzik yarışmasında kurulan ve 2016’da yollarını ayıran müzik grubu One Direction bunun en muazzam örneklerinden biri. Bu yetenekler keşfediliyor, bir araya getiriliyor ve adeta bir proje gibi yönetiliyor. Öyleyse gelirler nasıl paylaşılıyor? Adlin’in 15 dakikalık videosunun en ilgi çeken kısımlarından biri bu pastanın nasıl dağıtıldığı üzerineydi. Bir girlband veya boyband markalaştığında finansal çarkların nasıl döndüğü, asıl kime çalıştığı, pop müzik endüstrisinin en karmaşık alanlarından biri… Hemen her ülkede farklı hatta Türkiye’de çok deneyimli bir müzisyenin ifadesiyle yemek yapmak kadar değişik yolları var bu işin… _This post is for paying subscribers only._ ### Dünya bu hafta dönmekten çok koştu URL: https://www.fayn.press/dunya-bu-hafta-donmekten-cok-kostu/ Last updated: 2026-09-06T10:14:46.000Z Dünya bazen olduğundan daha hızlı dönüyor, hatta dönmüyor da koşuyor. Bu hafta da öyle bir hıza şahit olduk. Gerçi her yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu yaklaşırken ülkeler çeşitli hamleler yapar; diplomasinin üzerindeki yaz rehaveti yavaş yavaş kalkar, başkentlerde trafik hızlanır. Ama bu hafta yaşananlar sıradan bir diplomasi hareketliliğinin çok ötesindeydi. Savaşların yeni cephelere taşındığı, ülkelerin yeni güvenlik ortaklıkları aradığı, büyük güçlerin nüfuz alanlarını genişletmeye çalıştığı gelişmeler yaşandı. Bir yanda ABD ile İran arasındaki çatışma yeniden tırmanırken, diğer yanda Ukrayna savaşı Avrupa'nın içine doğru yayılma riski taşıyan yeni bir gerilime dönüştü. Almanya, Rusya’yı kendisine saldırmakla suçladı. Aynı günlerde Çin, Rusya, İran, Hindistan, Pakistan ve Türkiye'nin bir araya geldiği Şangay İşbirliği Örgütü Zirvesi dünyanın değişen güç dengelerine dair başka bir fotoğraf ortaya koydu. Peki bütün bunlar birbirinden bağımsız gelişmeler mi? Yoksa dünya yeni bir dönemin eşiğinden mi geçiyor? Bu hafta yaşananlara biraz daha yakından bakalım; ne oldu, neden oldu ve bütün bunlar neyin habercisi? ## Rusya-NATO geriliminde beklenen an yaklaştı mı? Malum, bir süredir Avrupa'nın en büyük korkusu Rusya'nın NATO'ya saldırma ihtimali. Bu konu, liderlerin veya savunma bakanlarının da köpürtmesiyle, düşünce kuruluşlarının da üstünde tepinmesiyle dönem dönem gündeme geliyor. Mesela 2025 yılında Almanya Genelkurmay Başkanı Carsten Breuer, Rusya’nın 2029’a kadar NATO’ya saldırabilecek kapasiteye ulaşacağını vurgulamış ve hazırlıklı olmak zorundayız,[ demişti.](https://www.ntv.com.tr/dunya/almanyadan-rusya-uyarisi-nato-2029a-kadar-hazir-olmali,NkcHE78K4k6AaCh4mvy7tQ?ref=fayn.press) NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de, ekonomik olarak Rusya’nın 25 katı olmasına rağmen NATO’nun bir yılda ürettiği mühimmatın Rusya tarafından üç ayda üretildiğini[ söylemişti.](https://www.nato.int/en/news-and-events/events/transcripts/2025/05/21/joint-press-conference-1?ref=fayn.press) Bütün bu uyarılar ve söylemler, NATO’nun savunma bütçesini artırmasına, silahlanma yarışının hızlanmasına neden oldu ya da zaten savunma sanayisine yatırım yapılacaktı; Rusya bahane oldu. Ama sonuçta silahlanma aldı başını gidiyor. İşte böyle bir ortamda, 1 Eylül’de, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul ve İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt ortak bir açıklama yaparak, Ağustos sonunda Leipzig Havalimanı’nda ele geçirilen patlayıcı yüklü İHA’nın sorumluluğunun Rusya’ya ait olduğunu söyleyiverdiler. Leipzig Havalimanı, Ukrayna'ya gönderilen askerî yardımın önemli bir bölümünün taşındığı yer. Ayrıca Finlandiya'dan Romanya'ya kadar NATO'nun doğu kanadına da cephane buradan taşınıyor. Rusya her ne kadar iddiaları reddetse de, gerilim arttı tabii. Karşılıklı kültür evi kapatmalar, diplomatik kısıtlamalar geldi. Avrupa’daki Rusya korkusu büyüdü. Ukrayna savaşı yayıldığı gri alanı büyütmüş oldu. _This post is for paying subscribers only._ ### Berlin’de Türk aday Elif Eralp, Mamdani gibi bir rüzgar estirir mi? URL: https://www.fayn.press/berlinde-turk-aday-elif-eralp-mamdani-gibi-bir-ruzgar-estirir-mi/ Last updated: 2026-09-06T16:16:07.000Z Seçime iki hafta var. 2 Eylül akşamı Wedding'te, Haus der Jugend'in, yani Gençlik Evi'nin kapısındayım. Göçmen emeğiyle yoğrulmuş, şimdilerde ise fahiş kiralar ve soylulaştırma kıskacında direnen tipik bir işçi mahallesi burası. Sol Parti'nin Berlin eyalet başbakan adayı Elif Eralp'i kendi sahasında, mahalleliyle buluştuğu toplantıda izlemeye geldim. Mekanın girişinde bizi Wedding adayı Martha Kleedörfer karşılıyor. Konuklarla tek tek ilgileniyor, onlara yol gösteriyor. O da bu şehirde kirada oturuyor. Seçilirse maaşının sadece bir öğretmenin kazandığı kadarını alacağını anlatıyor. Kalanı sosyal projeleri finanse edecek bir fona gidecek. Az sonra Elif Eralp çıkageliyor. Yürüyerek. Ve evet, elinde bir dürüm dönerle. İçerisi tamamen dolu. Ağırlık gençlerde. Ama 12 Eylül sürgünleri de orada, yarım asır önce buraya gelen ilk kuşak misafir işçiler de. Salonda çay ve baklava ikramı var. Eralp kimseyi atlamadan herkesin elini tek tek sıkıyor. Türkiye'deki siyasetçilerin ulaşılmazlığına alışık biri olarak, bu protokolsüz ve samimi ortam karşısında ufak bir afallama yaşıyorum. Karşımda bildiğimiz anlamda bir siyasetçi yok. Türkçesinde hafif bir dil bariyeri seziliyor ama derdini gayet dolaysız anlatıyor. Etkinlik baştan sona Türkçe akıyor. ## 12 Eylül’den Berlin'e Evli ve iki çocuk annesi Elif Eralp'in hikâyesi 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle başlıyor. Annesi Adanalı bir yüksek hemşire, babası Kayserili bir doktor. İkisi de sendikacı, ikisi de solcu. Darbenin ardından siyasi baskılar nedeniyle Almanya'ya göç ediyorlar. Annesi ona hamileyken ulaşıyor Münih'e. Uluslararası Af Örgütü'nün desteğiyle Almanya'ya sığınıyorlar. 1981'de Münih'te doğan Eralp'in çocukluğu önce Dortmund, ardından Hamburg yollarında geçiyor. *"Beni siyasete götüren, ailemin ve benim bizzat yaşadıklarım oldu,"* diyor. O dönem tırmanan ırkçılığı, annesiyle katıldıkları yürüyüşleri ve çocukken annesine sorduğu soruyu unutmuyor: *"Sırf Türkiye'den geldiğimiz için bizi de mi öldürecekler?"* Sokakla tanışması on yaşında başlıyor. Kiralık evlerinin garajında bir çevre kulübü kurup arkadaşlarıyla afişler asıyor. Yıllar sonra Hamburg ve Gorleben'deki nükleer karşıtı eylemlerde buluyor kendini. Hukuk eğitiminin ardından 2010'da Berlin'e yerleşiyor ve Sol Parti meclis grubuna hukuk danışmanı olarak giriyor. Partiye resmî üyeliğinin tarihi 2017\. Siyasette doğrudan vitrine çıkma kararı ise 2020 yılında Hanau'da gerçekleştirilen ırkçı katliamın hemen sonrasına denk geliyor. 2021'de Berlin Eyalet Meclisi'ne seçildikten sonrası hızlı bir tırmanış. Geçen kasım ayında da eyalet başbakan adayı ilan ediliyor. Sol Parti tarihinde bu göreve talip olan ilk göçmen kökenli kadın o. ## Kira mafyasına karşı Kampanyasının omurgası konut. Tek başına yüz binlerce konutu kontrol eden, borsada işlem gören ve Berlin'i dev bir şantiyeye çeviren Vonovia, Deutsche Wohnen ve Heimstaden gibi emlak devleri kira artışlarından milyonlarca euro kazanıyor. Sadece 2026'da dağıtacakları temettü bir milyar euronun üzerinde. Eralp'in buna karşı çözümü net, bu şirketler kamulaştırılmalı. _This post is for paying subscribers only._ ### İstiklal Caddesi'nin hafızasında: 6-7 Eylül 1955’te ne oldu? URL: https://www.fayn.press/istiklal-caddesinin-hafizasinda-6-7-eylul-1955te-ne-oldu/ Last updated: 2026-09-06T10:14:33.000Z Bugün sizleri, İstanbul’un İstiklal Caddesi’nde ve civarında yürüyüşe çıkartacağız. Vitrinlere, kafelere, kalabalığa bakacağız ama bu sefer hatırlamak için. 6 Eylül 1955’te burada başlayan öfke, saatler içinde başta Rumlar olmak üzere Müslüman olmayan diğer dini toplulukların evlerine, dükkânlarına ve hayatlarına yönelen bir saldırıya dönüştü. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/Narmanl---Han---n--.png) Narmanlı Han önü Aradan 71 yıl geçti. Binaların bazıları değişti, tabelalar söküldü, dükkânların sahipleri değişti. Ama caddenin hafızası yerinde duruyor. 6-7 Eylül olaylarının yıldönümü yaklaşırken İstiklal Caddesi’nde yürüyerek o gecenin izini sürdük. Kültür Bilincini Geliştirme Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Özgen’in rehberliğinde saldırıların hedefi olan binaların önünde durduk; kimlerin burada yaşadığını, hangi dükkânların yağmalandığını, 6 Eylül gecesinin Beyoğlu’nu nasıl değiştirdiğini yeniden hatırladık. 6-7 Eylül olayları hakkında yazılan kitaplar ve romanlara, çekilen dizilere ve dönem dönem gelen itiraflara rağmen, o gün gerçekten tam olarak ne olduğu açığa kavuşmadı. Yine de yürüyüşe başlamadan önce dönemin siyasi atmosferini hatırlamakta fayda var… ## 1955 yazı 1955 yazında Kıbrıs İngiliz yönetimindeydi ama adadaki Rumlar Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını istiyordu. Bu amaçla başlattıkları mücadele silahlı çatışmaya dönüştü. Türkiye de Kıbrıs’taki Türk toplumunun güvenliği ve adanın Türkiye açısından stratejik önemi nedeniyle sürece dahil oldu. _This post is for subscribers only._ ### Özel gereksinimli çocuklar: Annelerinden sonra ne oluyor, ne olmalı? URL: https://www.fayn.press/ozel-gereksinimli-cocuklar-annelerinden-sonra-ne-oluyor-ne-olmali/ Last updated: 2026-09-06T08:02:19.000Z İzmir Urla’da ağustos ayının başında 60 yaşındaki emekli öğretmen Nurten Kandemir’in, bilişsel sorunları nedeniyle özel gereksinimleri olan ve lösemi tedavisi gören 19 yaşındaki oğlu Ahmet Barış Kandemir’i öldürdükten sonra intihar etmesine ilişkin adli soruşturma sürüyor. Ama geriye pek çok soru kaldı. Eşini yıllar önce kaybeden Nurten Kandemir nasıl bir bakım yükü taşıyordu? Oğlu için hangi hizmetlere ulaşabiliyor, hangilerine ulaşamıyordu? Yorulduğunda dinlenebileceği, hastalandığında bakım sorumluluğunu devredebileceği, artık bakamadığında güvenebileceği bir sistem var mıydı? Bu soruların çoğunun yanıtını bilmiyoruz. Doğrulanmamış bir yaşam öyküsünü Nurten Kandemir adına yazamayız. Fakat Türkiye’de yoğun ve sürekli bakım desteğine ihtiyaç duyan özel gereksinimli çocukların ve yetişkinlerin ailelerinin yıllardır anlattıklarını biliyoruz: Tanıdan eğitime, sağlıktan rehabilitasyona, gündüzlü bakımdan güvenli yaşam merkezlerine uzanan yolda aileler çoğu zaman tek başına. Devlet bazı destekler sunsa da bakımın günlük, kesintisiz ve ağır sorumluluğu büyük ölçüde ailelere; aile içinde de kadınların omuzlarına bırakılıyor. Ölümün ardından “Nasıl yapabildi?” diye sormak kolay. Daha zor soru şu: Yaşarken yanlarında kim vardı? ## Aile faciası değil Eşitlik İçin Kadın Platformu (EŞİK), Kandemir’in önce oğlunu sonra kendisini öldürmesinin “aile faciası” ya da “bunalıma giren anne” sözleriyle geçiştirilemeyeceğini; sağlık ve bakım hizmetlerinin ailelerin, özellikle de kadınların üzerine bırakılmasının sorgulanması gerektiğini vurguladı. _This post is for subscribers only._ ### Bir operasyon geliyor ama kime? URL: https://www.fayn.press/bir-operasyon-geliyor-ama-kime/ Last updated: 2026-09-05T15:27:49.000Z 23 yıl Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni yöneten Melih Gökçek, yıllarca yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, kamuyu zarara uğratma hatta Gülen yapılanmasına yardım etme gibi onlarca iddiayla [suçlanmasına](https://www.fayn.press/gokcekin-saatli-bombasi-bir-gun-patlar-mi/) rağmen yargı karşısına hiç çıkmadı. [Gökçek’in saatli bombası bir gün patlar mı?ABB operasyonu öncesi saatli bombasını kuran eski Başkan Melih Gökçek’in hakkındaki 100’e yakın yolsuzluk dosyasıyla ilgili ifadesi alınmadı, yolu adliyeye düşmedi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-cf39d653-4829-4e10-b6fb-29584a185c61.png)FaynTuğba Özer![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/melih-gokcek-yolsuzluklari_fayn-1-9474e4fc-8ba8-4d7e-b189-eed026e135a0.webp)](https://www.fayn.press/gokcekin-saatli-bombasi-bir-gun-patlar-mi/) Fakat ne olduysa oldu, işler değişti. 4 Eylül Cuma günü, saat 16:00’da şüpheli sıfatıyla ifade verecek. Peki bu noktaya nasıl gelindi? Gökçek hakkındaki iddialar bugüne dek pek çok kez yüksek sesle dile getirildi. AK Parti’nin kurucularından ve ileri gelenlerinden Bülent Arınç onun için *“Bu yapıya (Gülen) Ankara'yı parsel parsel satmıştır,”* dedi. Ekim 2017’de *"Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından istifam istendi. Emrine uyarak görevi bırakıyorum,"* diyerek Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığından istifa etti. Gökçek yalnız değildi. O dönem AK Partili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş dahil beş büyükşehir belediye başkanının istifası istenmişti. Ancak bu istifaların neden istendiği yıllardır açıklanmadı. 2019 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi seçimle el değiştirdi. CHP’nin adayı [Mansur Yavaş](https://www.fayn.press/mansur-yavas-portre/) belediye başkanı seçildi. [Mansur Yavaş: CHP logosu altında kendi partisi olan siyasetçiMansur Yavaş “az laf çok iş” sloganından “hem laf hem iş” pratiğine geçiyor. Cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki iddiasız yaklaşımını da kenara bırakıyor. Yakasındaki CHP logosuna rağmen tek başına bir parti gücüne ulaşmasının ardında ne yatıyor? Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Yavaş’ın portresi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-f6a142c2-4971-420f-8919-edb8458d4025.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mansur-yavas_fayn-portre-2-4ab37be8-0c30-45f7-82f4-104aa14cd6df.webp)](https://www.fayn.press/mansur-yavas-portre/) İlk işi de Gökçek dönemindeki yolsuzluk iddialarını incelemek oldu. Kurduğu inceleme komisyonu yüzlerce hukuksuzluk tespit etti. Yavaş’ın talimatıyla Gökçek hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na 100’e yakın suç duyurusunda bulunuldu. İddialarla ilgili klasörlerce belge de savcılığa iletildi. Hakkında sayfalarca yolsuzluk haberi de yazılan Gökçek’i savcılar ifadeye bile çağırmadı. Bir nevi dokunulmazlık zırhı olan Gökçek, sık sık muhalefetin de gündeminde oldu. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun evi basılarak sabaha karşı gözaltına alınmasıyla Gökçek örneği daha sık gündeme gelmeye başladı. CHP’li belediyelere yönelik art arda yapılan operasyonlara tepki gösteren Mansur Yavaş, *"Gökçek ve ailesi yargılanmadan hiç kimseyi yargılayamazsınız,"* [dedi.](https://t24.com.tr/politika/mansur-yavas-sarachanede-konustu-gokcek-ve-ailesi-yargilanmadan-hic-kimseyi-yargilayamazsiniz,1308128?%5Ft=1788338867322&ref=fayn.press) Yine de Gökçek’in etrafındaki koruma zırhı kaldırılmadı. ## Bir haber, iddialar ve başlayan soruşturma Ancak 27 Ağustos Perşembe günü Onlar TV adlı YouTube [kanalında](https://www.youtube.com/live/NIvty1zdGws?si=-irY7F-DO8CY844i&ref=fayn.press) bir haber yayınlandı. Gazeteci Murat Ağırel, Gökçek ailesinin ülkeden çıkardığı paralarla Almanya’da şirketler kurduğunu ve bu şirketler üzerinden evler ve işyerleri satın aldığını iddia etti. Satın alma işlemlerinde de Melih Gökçek’in oğlu Ahmet Gökçek ile eşi Hülya Gökçek ve dedesiyle aynı adı taşıyan çocukları İbrahim Melih Gökçek’in adının geçtiğini öne sürdü. Bu iddiayı araştırmak için Almanya’ya gittiğini belirten Ağırel, yayınında gösterdiği bazı binaların Gökçek ailesine ait olduğunu belirtti. Haber kamuoyunda tartışılırken 29 Ağustos Cumartesi akşamı saat 23.00’te, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı resmî X hesabından bir basın duyurusu yayınladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ağırel’in haberini ihbar kabul ederek soruşturma başlattığını [açıkladı](https://x.com/ankaracbs/status/2093790448603058368?ref=fayn.press). > *“Bazı basın ve yayın organlarında, İbrahim Melih Gökçek hakkında yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı yönünde öne sürülen iddialara ilişkin olarak, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen soruşturma başlatılmıştır.”* ## İddialar oğul ve gelin hakkında ama soruşturma Melih Gökçek’e Ancak yayınlanan haberde, Türkiye’den para çıkarıp Almanya’da mülk alanlar arasında doğrudan Melih Gökçek’in adı yer almıyordu. Buna rağmen savcılık açıklamasına göre soruşturma, habere konu olan oğlu, gelini ve torununa değil, Melih Gökçek’e açılmıştı. _This post is for paying subscribers only._ ### Girne'deki gemi faciasında hayatını kaybedenler: İsimlerini bil URL: https://www.fayn.press/girnedeki-gemi-faciasinda-hayatini-kaybedenler-isimlerini-bil/ Last updated: 2026-09-02T09:42:54.000Z Kuzey Kıbrıs açıklarında alabora olan yolcu gemisinde hayatını kaybedenlerin sayısı sekize yükseldi. 20 yolcu ise hâlâ aranıyor. Kurtulanların ifadelerine göre gemide yeterli can yeleği yoktu ve kurtarma botlarına önce mürettebat bindi. Oysa o insanlar haberlerde geçen birer sayı değil. Hepsinin bir hikayesi, kıyıda bekleyeni ve yarım kalmış bir hayatı var. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/2-Fahri-Ates-Girne.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/3-Gulcan-Gurel-Girne.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/4-Nihat-Balyemez-Girne.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/5-Nuray-Zeytun-Ozbiler-Girne.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/6-Huseyin-Ozdemir-ve-Serif-Ozdemir-Girne.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/7-Reyhan-Verim-Girne.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/9-Nurcan-Hilaloglu-ve-Anni-Asel-Hilaloglu-Girne.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/10-Saliha-Miray-Bicer-ve-Mehmet-Asaf-Bicer-Girne.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/10-Saliha-Miray-Bicer-ve-Mehmet-Asaf-Bicer-Girne-1.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/11-Elmas-Demir-Girne.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/09/12-Mahmut-Demir-Mustafa-Demir-Girne.png) fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Batan gemiden nasıl kurtuluruz? URL: https://www.fayn.press/batan-gemiden-nasil-kurtuluruz/ Last updated: 2026-09-02T12:34:56.000Z Yolcuların bir kısmı can yeleklerini giymiş, bir kısmında yok. Feribot su almaya başlayıp kabineye tazyikli su fışkırdığı anda korkudan çığlıklar atılıyor. Kimse ne yapacağını bilemiyor. Yolcular panikle koşuşuyor. Kimi can yeleğini giymeden can havliyle denize atlıyor… Girne’de alabora olan feribotta yaşananlar, bir deniz kazasının nasıl bir faciaya dönüşebileceğini çok acı bir şekilde gösterdi. 30 Ağustos’ta Girne'den Mersin'e hareket eden katamaran tipi Türk yolcu gemisi, kalkışından kısa süre sonra alabora oldu. Gemide mürettebat dahil 267 yolcudan sekizi yaşamını yitirdi. Yirmiye yakın yolcunun arama çalışmaları sürüyor. Filo Denizcilik’e ait yolcu feribotundan kurtulanların ve onları kurtarmaya gidenlerin anlattıkları vahim… Katamaranın sağlamlığı, uygunluğu, can yeleklerinin bir kısmının ulaşılabilir olmaması, yolcu kapasitesi, personel yetersizliği gibi birçok konuda iddialar var. Türkiye, yüksek hızlı tren faciası, Kartalkaya otel yangını gibi etkin önlemler alınsa ve denetleme yapılsa belki de kaçınılabilecek kazalara sahne oldu. Yine etkin denetim ve önlem olmadığı için maden kazaları, iş cinayetleri de yaşanmaya devam ediyor. Feribot kazasının da bütün yönleriyle soruşturulup, gerekli derslerin alınıp alınmayacağı da henüz belli değil. Güvenlik kuralları ve standartları kazaların olabilme ihtimali üzerinden şekilleniyor ve kazaları önlemek için geliştiriliyor. Kuralların ve standartların evrensel olduğunu da söylemek mümkün. Mesela uçağa binince acil durumlarda ne yapmak gerektiği konusunda her uçuş öncesinde düzenli olarak bilgilendiriliyoruz. Peki denizdeki kurallar ne? ## Yolcu feribotlarında güvenlik prosedürü nedir? Yolcu taşımacılığı yapan ticari katamaran feribotların IMO (International Maritime Organization-Uluslararası Denizcilik Örgütü) standartlarına [uyması zorunlu. ](https://www.lexpera.com.tr/mevzuat/yonetmelikler/ro-ro-yolcu-gemileri-ve-yuksek-hizli-yolcu-tekneleri-yonetmeligi?ref=fayn.press)Kurallar, teknenin yolcu kapasitesi ve rotasına göre değişiklik gösteriyor. B Kategorisinde, yani 450 kişiden fazla yolcu taşıyan ve dört saatten uzun süren açık deniz rotalarında çalışan feribotlarda kurallar sıkı: _This post is for subscribers only._ ### Tutanak sabotajının arkasında ne var? URL: https://www.fayn.press/tutanak-sabotajinin-arkasinda-ne-var/ Last updated: 2026-09-03T16:22:58.000Z PKK lideri Abdullah Öcalan’ın İmralı’da Kandil’den dört isimle; Helin Ümit, Duran Kalkan, Sabri Ok ve Raperin’le görüşmesine ait olduğu ileri sürülen tutanaklar ilk önce Fransa merkezli, Kürtçe ve Türkçe yayın yapan Utopia TV Arı adlı internet sitesinde yayımlandı. Oradan hızla irili ufaklı diğer Kürtçe yayın yapan sitelere ve sosyal medyaya yayıldı. Amaç belli ki tam olarak buydu. Yani süratle yayılması… Çünkü Utopia gibi başka yayıncılara da metinlerin ulaştırıldığı sonradan anlaşıldı. 1-2 Şubat tarihlerinde yapıldığı iddia edilen görüşmenin uzun ve ayrıntılı diyaloglarını okuyanların, bunların gerçek olduğuna inanması pekâlâ mümkündü. Fazlasıyla gerçeklik serpiştirilmiş bir metindi. Ama aynı zamanda okuru metnin ötesinde bir çıkarıma da sevk ediyordu: Demek ki devlet, aslında yakalaması gereken üst düzey PKK mensuplarını bir de adaya taşımıştı. Geçen iki yıl boyunca Öcalan’ın PKK’lılar ile yüz yüze görüştüğü, hatta Suriye’de SDG -YPG’nin Şam’a entegrasyonu için Mazlum Abdi ve İlham Ahmed gibi isimlerin adaya götürüldüğü iddiası birkaç kez gündeme getirildi. Kanıtlanmadı. Yine de süksesi ve tartışması bol iddialar oldular. Bu seferki ise inandırıcılığı tutanaklarla artırılmış türden. Üstelik Öcalan’ı da, devleti ve hükümeti de, Terörsüz Türkiye adı verilen süreci de, ona değen herkesi ve her şeyi de şüpheli duruma sokan, ince işçilik sergilenmiş bir girişimdi. Tutanağın, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un uygulamasına ilişkin geri sayım başlamışken gündeme getirilmesi başlı başına dikkat çekici bir gelişmeydi. Güya şubatta yapılan görüşmenin kokusu nedense ağustosta çıkmıştı. [İkinci ‘Yetmez ama evet’ vakası: Süreç Yasasıİki yılın sonunda sürecin bir de yasası oldu. Meclis’te kabul edilen yasa “yetmez ama evet” sloganlı referandumu andırıyor. Önümüzdeki dönem sonuçlarıyla siyasete de etki edecek yasanın TBMM yolculuğuna dair bilinmesi gerekenleri ve bundan sonra olacakları Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-213c8552-e2be-47cb-b4a7-d806f38b73e9.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/cerceve_yasadan_sonra_fayn-2-b3ec3c5d-5d9b-4236-a11c-e91f78e4c3e4.webp)](https://www.fayn.press/ikinci-yetmez-ama-evet-vakasi-surec-yasasi/) ## Evveliyatı olan bir mesele Öte yandan İmralı – Öcalan – süreç – tutanak dediniz mi, alıcısı bol bir konu. Doğruluk payı, evveliyatı olan bir mesele. Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmelerin geçmişte BDP ve HDP’li, sonrasında DEM’li isimler tarafından tutanağa geçirilmesi, bir pratik. Görüşmeye giren siyasiler, notlarını hem partinin yetkili organlarına hem de PKK’ya (Kandil) ve Avrupa kanadına iletmek için bunu hep yaptılar, yapıyorlar. Bu bir görev. 2013 – 2015 dönemindeki süreç mesajları *İmralı Tutanakları* isimli bir kitap oldu mesela. O dönemde bir görüşme tutanağına ulaşan Milliyet Gazetesi onu [“İmralı Zabıtları”](https://www.milliyet.com.tr/siyaset/iste-imrali-daki-gorusmenin-tutanaklari-basarisizlikta-ben-yokum-1674358?ref=fayn.press) adıyla manşet yaptı. Sonrasında gazetenin başına gelmeyen kalmadı. O dönemde başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan gazetenin patronunu [ağlattı. ](https://www.diken.com.tr/yeni-ses-kaydi-basbakan-imrali-zabitlari-haberine-ofkesi-ve-hakaretleriyle-milliyetin-patronu-demiroreni-aglatiyor/?ref=fayn.press) Gazetenin genel yayın yönetmeni değişti. Son iki yıldır yürüyen süreçte de DEM Parti İmralı Heyeti aynı uygulamayı sürdürdü. Notlar tutuldu, Öcalan’ın mesajları istediği yerlere taşındı. Ama bu konuda açık açık bir cümle kurulmadı. Ne zaman ki Meclis’te kurulan komisyonun üyeleri Öcalan ile görüşmeye gitti, o zaman başka partilerin temsilcileri DEM’lilerin rutin faaliyetini [ifşa etti.](https://halktv.com.tr/siyaset/samil-tayyar-ocalan-gorusmesinde-yasananlari-anlatti-989310h?ref=fayn.press) İfşacının da AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman olduğunu sağır sultan bile biliyor. ## Yalanlama üstüne yalanlama Velhasıl, cümle içinde “tutanak” ifadesi geçtiğinde, bunun bir gerçeklik payı var. Ancak konuya yakın herkes biliyor ki tutanaklar elden ele geçerken, lafını sakınmayan, bazen bazı isimleri aşağılamaktan da geri durmayan Öcalan’ın sözlerinde kendileri açısından sakınca bulanlar, bu lafların bazısını yeri geldi çıkardılar, yeri geldi eklediler. _This post is for paying subscribers only._ ### Harry Potter’da 1 Eylül heyecanı: Hogwarts’a dönüş zamanı URL: https://www.fayn.press/harry-potterda-1-eylul-heyecani-hogwartsa-donus-zamani/ Last updated: 2026-09-01T10:04:32.000Z Tatil bitti, dersler başlayacak diye üzülmediğimiz belki de tek okul Harry Potter evreninin okulu Hogwarts. Harry Potter evreninde okulun başlama günü 1 Eylül. Her yıl bu tarihte büyücüler ve büyücü adayları Hogwarts Ekspresi’ne binerek yeni eğitim yılı için yola çıkıyor. Harry Potter hayranları için de yıllar içinde 1 Eylül, “Back to Hogwarts” adıyla kendi başına bir kutlama gününe dönüştü. Hayranlar bu tarihte dünyanın dört bir yanında Hogwarts’a dönüşü kutluyor, Hogwarts Ekspresi’nin kitaplarda belirtilen 11.00’deki hareket saatini sembolik olarak geri sayımlarla karşılıyor. 2026’da ise bu gelenek daha da özel: Harry Potter’ın beyazperdedeki ilk filmi *Felsefe Taşı*’nın 25\. yılı kutlanıyor. Üstelik Harry Potter dünyasında bu yıl yeni bir dönemin de başlangıcı. HBO’nun yeni Harry Potter dizisi 2026 yılının sonunda izleyiciyle buluşacak. Dizinin ilk sezonu yine *Felsefe Taşı* hikâyesini anlatacak. Dünya çapında 600 milyondan fazla kopya satan Harry Potter serisinin ilk kitabı *Harry Potter ve Felsefe Taşı*, 1997’de yayımlanmış, 2001 yılında ise aynı isimle sinemaya aktarılmıştı. Serinin ilk kitabı *Felsefe Taşı*’nın ardından altı kitap daha yayımlanmış, seri 2007’de *Ölüm Yadigarları* ile tamamlanmıştı. Kitapların tamamı beyazperdeye de aktarılmıştı. Yedi kitaplık seri 80’den fazla dile çevrildi ve yalnızca bir çocuk kitabı serisi olmaktan çıkarak dünya çapında bir kültürel fenomene dönüştü. Şimdi, çocukluğu Harry Potter evrenine paralel geçmiş, Hogwarts’ı neredeyse kendi okulu gibi benimsemiş, “Bizi de bir mektupla büyücülük okuluna çağırırlar mı acaba?” diye umut etmişler için eğlence vakti. Harry Potter evreninin ilk filminin 25\. yıldönümünde dünyanın dört bir yanında özel etkinlikler hazırlanıyor, hayran deneyimleri tasarlanıyor. Hatta *Felsefe Taşı* bir süreliğine sinemalara geri dönüyor. Londra’daki Warner Bros. Studio Tour da 25\. yıl için ilk filme ayrılmış özel bir “First Year at Hogwarts” deneyimi düzenliyor. Ziyaretçiler filmdeki Büyük Salon, Gryffindor ortak salonu ve Quidditch gibi ikonik bölümleri yeniden keşfedebiliyor. ## Hogwarts neden bu kadar önemli? Harry Potter kitaplarının ve filmlerinin ana mekanlarından biri olan Hogwarts, bir yatılı büyücülük okulu. Potter evrenindeki büyücülük dünyasının resmi kaynaklarına göre, 9\. ve 10\. yüzyıllar arasında İskoçya’nın Highlands bölgesinde dört büyük büyücü tarafından kuruldu: Godric Gryffindor, Helga Hufflepuff, Rowena Ravenclaw ve Salazar Slytherin. Büyü yeteneğine sahip Britanyalı çocuklar 11 yaşına geldiğinde, eğitilmiş bir baykuş tarafından getirilen ve kendilerine özel yazılan bir mektupla Hogwarts’a davet ediliyor. Y ve Z kuşağından çocukların bazılarının 11 yaşına adım atar atmaz gözlerinin etrafta baykuş araması hep bundan. 11 ila 18 yaş arasındaki öğrencilerin eğitim gördüğü Hogwarts’ta alınan dersler pek alışıldık değil: Biçim değiştirme, tılsımlar, iksirler, sihir tarihi, karanlık sanatlara karşı savunma, astronomi, bitkibilim, uçuş… Ancak Hogwarts, 25 yılı aşkın süredir milyonlarca çocuk, genç ve yetişkin için bundan çok daha fazlası… Arkadaş olmayı, birlikte zorlukların üstesinden gelmeyi, kötülüğün karşısında durmayı ve güçsüzün yanında olmayı öğreten bir okul burası. Üstelik büyücülük dünyası da kusursuz değil. Ayrımcılık, önyargı ve eşitsizlik orada da var. Tıpkı bizim dünyamız gibi. Bu yüzden de bu kurgu dünya milyonlarca insanın kalbinde yer etmeyi başarıyor. Çünkü hem çok uzak hem çok tanıdık. Hem büyülü hem gerçek. ## Hogwarts bu yıl nasıl açılacak? Kutlamaların merkezinde 1 Eylül’deki “Back to Hogwarts” etkinlikleri var. 1 Eylül’den itibaren *Harry Potter ve Felsefe Taşı*’nın Stephen Fry ve Jim Dale tarafından seslendirilen sesli kitap versiyonları, Cadılar Bayramı sonuna kadar Audible, Amazon Music, Spotify ve Harry Potter’ın resmi YouTube kanalında bazı ülkelerde ücretli abonelik gerektirmeden dinlenebilecek. Londra’da HBO Max tarafından 1 Eylül’de özel bir Platform 9¾ fan deneyimi düzenlenecek. Kitaplarda Hogwarts Ekspresi’nin hareket ettiği 9¾ numaralı peron, 9 ve 10 numaralı peronların arasında bulunan gizli peron. Etkinlikte interaktif hayran deneyimleri, özel hediyeler ve yeni Harry Potter dizisine dair içerikler yer alacak. Dünyanın farklı şehirlerinde de özel etkinlikler, temalı yiyecekler, yeni ürünler ve çeşitli hayran deneyimleri düzenlenecek. Türkiye’de ise 1 Eylül’e özel büyük bir fiziksel etkinlik açıklanmış değil. Ancak Harry Potter hayranlarının dünyanın her yerinden katılabileceği bir etkinlik var: 1 Eylül’de düzenlenecek “Back to Hogwarts Showcase”. Harry Potter evreninden yeni haberlerin, duyuruların ve sürprizlerin paylaşılacağı bu özel yayın, resmi Harry Potter YouTube ve TikTok kanallarından canlı izlenebilecek. *Harry Potter ve Felsefe Taşı* da 25\. yılı kapsamında Türkiye’de yeniden sinemalarda gösteriliyor. Biz Muggle’lar, yani büyücülük yeteneği olmayan normal insanlar olarak trene binemiyoruz ama en azından bu yıl “Belki mektup gelir” diye biraz daha heyecanlanmak için bahanemiz var. 🦉 Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Flörtünüz psikopati eğilimli olabilir mi? URL: https://www.fayn.press/flortunuz-psikopati-egilimli-olabilir-mi/ Last updated: 2026-09-05T09:36:42.000Z Biriyle tanıştınız, karşılıklı hoşlandınız. Tatlı dilli, ilgili, çekici, başarılı… Daha ne olsun? Derken kendinizi ilk buluşmada, bir akşam yemeği masasında buldunuz. Burada da her şey yolunda. Buluşmalar birken iki oldu, sıklaştı. Giderek bağlandınız, kendinizi bir ilişkinin içinde buldunuz. Zaman geçti, bu tatlı telaştan, sıcak iç kıpırtısından geriye taşlaşmış duygular, yeni yeni travmalar kaldı. Bilemediniz. Zaten nereden bilecektiniz? Kendinizi suçladınız. Nasıl anlayamadım? Halbuki nasıl anlayacaktınız? İnsan bu, kavun değil ki koklayasınız. Ama işte, tam da kavun değil de insan olduğu için olumsuz sinyalleri sezmenin bazı ipuçları var. Psychology Today bunun için bir [makale](https://www.psychologytoday.com/us/blog/the-pulse-of-mental-health/202601/5-subtle-signs-that-a-partner-is-high-in-psychopathy?ref=fayn.press) yayınladı: İşte psikopatik özellikler sergileyen biriyle flört ettiğinizi anlamanın bazı yolları… ## Ciddi ama güvensiz bir ilişki Psikopati; empati ve vicdan yoksunluğu, antisosyal sapkınlıklar, zayıf davranış kontrolü gibi özelliklerin oluşturduğu nöropsikiyatrik bir bozukluk. Genetik yatkınlık, çevresel etkiler, kişinin deneyimleri ya da beyin hasarı gibi faktörler bu bozukluğa sebep olabiliyor. _This post is for subscribers only._ ### 30 Ağustos Zaferi: “Nemiz varsa ona borçluyuz” URL: https://www.fayn.press/30-agustos-zaferi-nemiz-varsa-ona-borcluyuz/ Last updated: 2026-08-31T06:13:00.000Z Büyük Zafer denilince akla ilk gelen kare, Etem Tem’in 26 Ağustos 1922’de Kocatepe’de çektiği Mustafa Kemal Paşa’nın fotoğrafıdır. Etem Tem, o anı şöyle anlatıyor: ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Kocatepe-1922_Fayn.png) > *“Tek başına, kayalıklar arasında dalgın ve düşünceli dolaşmaya başladı. Zaman zaman sahra dürbünleriyle düşman cephesine bakıyordu. Bir aralık, o kayalık tepenin ucuna geldi. Hafifçe eğilmişti. Başparmağı dudaklarının arasındaydı. Hemen objektifimi çevirdim, adeta nefes almayacak kadar bir sessizlik içinde deklanşöre bastım, resmini çektim. Saat 11’di.”* Türk ordusu, işgalci Yunan kuvvetlerine karşı taarruza geçeli daha altı saat bile olmamıştı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/30-Agustos-Zaferi_02-Fayn.png) Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve Albay Asım Gündüz 25 Ağustos 1922’de Şuhut’ta taarruz planı üzerindeki son incelemeleri yapıyor. Nazım Hikmet, Kuvayi Milliye Destanı’nda, taarruz günü henüz daha top atışlarının başlamadığı anlarda, Kocatepe’de hakim olan havayı anlatırken “Sarışın bir kurda benziyordu” dediği Mustafa Kemal Paşa’dan “şayak kalpaklı adam” diye bahseder… *“Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.* *Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki* *şayak kalpaklı adam* *nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden* *güzel, rahat günlere inanıyordu.”* Türk ordusu sonunda o sabah taarruza geçiyor, o rahat günler yaklaşıyordu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/30-Agustos-Zaferi_01-Fayn.png) Taarruzun ilk anlarını Kocatepe’den takip eden Atatürk daha sonra muharebeyi ateş hattından yönetti. ## Nereden nereye… Cepheye yayılan tüm ordu için işaret o ilk top atışı olacaktı. Ama sis yüzünden gecikme oldu. Sabah 5.30’da tanzim atışı yapıldı. Yani hedefin tam koordinatlarını ve mesafesini bulmak, atış verilerini düzeltmek için yapılan ilk deneme atışları. Sonra toplara ayarlar yapıldı, tahrip ve imha atışları başladı. Mustafa Kemal Paşa, Kocatepe’de batarya dürbününden izliyordu bu ilk atışları. Topçuların usta işi atışları onu keyiflendiriyordu. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa (İnönü) topçu sınıfından bir subaydı. Top atışları sürerken kurmay başkanı Asım Bey’e döndü, aklında istiklal mücadelesinin ilk günlerinden beri yaşanan zorluklar vardı: _This post is for subscribers only._ ### Kurban: Nasıl vegan oldum? URL: https://www.fayn.press/kurban-nasil-vegan-oldum/ Last updated: 2026-08-29T07:54:20.000Z Bunlar benim dayılarım. Kurban için ne zaman, nasıl anlaştılar hatırlamıyorum. Ben sadece üniversitenin sinema kulübünden kaptığım kamerayı alıp gelmişim. Bir şeyler çekmeye heveslenen herkes gibi önce ailemin yüzüne çeviriyorum kamerayı.. Biraz belgeselci, biraz aile arşivcisi, kısacası sonrasında yapacaklarım için hevesli biriyim o gün. Ve kaydettiklerime çok uzun süre bakamayacağımı henüz bilmiyorum. İsmim Melih, 1988 yılında Tekirdağ’da doğdum. Sobalı bir evde, ailenin tüm fertlerinin akşamları genelde beraberce vakit geçirdiği bir evde büyüdüm. Topluca izlenen haber bültenleri ile şekillendi bilinçaltım. KDV için biriktirilen fişler, Turgut Özal’ın yüzü, İmar Bankası reklamları, o yaşlarda hiç anlamlandıramadığım bir sürü savaş görüntüsü… 90’larda büyüyen herkes anlayacaktır, okula muz götürebiliyordum ama göstermeden yemem tembih ediliyordu. Daha açık şekilde söylemek gerekirse darlık çekmedik.. Akşamları yemek masasında beraber olunsa da gün içinde evin kadrosu netti. Annem, anneannem ve kız kardeşim. Babamın ailesi ortada pek yoktu, anneannem ve dedemler de dayatmacı değil ama muhafazakar insanlardı. Namaz aksatılmaz, oruç tutulur, bayramlar kutlanır, ve tabii ki kurban kesilirdi. Kurban benim için bayram heyecanıyla, kayıp travma arasında ince bir çizgiydi. Ya da çevremdeki her iyi durumda ailenin çocuklarına yaşattığı ‘kaliteli’ bir deneyim. Kurban öncesi alınan koyunlar beslenir, arka bahçelerde bir süre yaşatılır, çocuklara sevdirilir, ardından da bir günde kaybolurdu. Sanırım o yıllarda bayram sabahı ritüellerini hiç sorgulamadım, belki de bütün aile bir arada diye... Bilmiyorum. Ama anneannemin tadını ezmek için sarımsak bocaladığı kelle paçayı severek yediğimi hiç hatırlamıyorum. Yıllar sonra elime düzgün bir kamera geçtiğinde neden kurban çekmek istedim bilmiyorum. Sinema kulübünden alabileceğim her şeyi topladım ve bayram boyunca ailemi çekmeye karar verdim. Sabah namazdan sonra kurban almaya önceden konuşulduğunu tahmin ettiğim satıcıya doğru yola çıktık. Ben bu görüntüleri çektikten sonra ilk kez 17 yıl sonra dönüp baktım, koyunun üzerindeki rakamı şimdi görünce bu çok manidar geliyor. Çünkü ilk kez gözümün önünde bir hayvanın kesildiği günden tam 17 yıl sonra bıraktım her şeyi. Eğer bu “sıkıcı bir veganın anlattıkları” kafanızda bir şeyleri kıpırdatırsa, belki sizin için de 17 yıl sürmesin diye anlatıyorum bunları. fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Bir Zamanlar Dollywood’da URL: https://www.fayn.press/bir-zamanlar-dollywoodda/ Last updated: 2026-08-29T07:22:55.000Z ABD’nin pek az yerini gördüm ama tesadüf işte, gördüğüm yerlerden biri de Smoky Mountains. Dumanlı Dağlar. Geçen günlerde aramızdan ayrılan Dolly Parton’ın memleketi. İlginç bir memleket bu; bildiğimiz, gördüğümüz, hayal ettiğimiz o Amerika değil bir defa. Hem nasıl olsun, kocaman bir ülke iki üç kalıba nasıl sığsın? Yoksulların yurdu o dağlar. Yoksulların, muhafazakâr halkların… Dağlar dünyanın her yerinde muhafazakâr halklar mı barındırır acaba? Cevabını bilmiyorum ama dünyanın her dağında, düzde yaşayanlara göre daha yoksul insanlar yaşadığını biliyorum. ABD’de de öyle. Dolly Parton’ın doğup büyüdüğü dağlar hem yoksul hem belki biraz da bunun sonucu muhafazâkâr. Hâlâ. Trump’ın sureti her yerde. Kiliseler her yerde. Yol kenarı bilboardları İncil’den sözlerle dolu. Bazı ‘şakacı’ dükkânlarda hemen girişte uyarı levhaları: “Redneck bölgesine giriyorsunuz; bundan sonrası Amerikan bayrakları, silahlı vatandaşlar, Tanrı kelamı, country müzik ve kurutulmuş et… Devam edip etmemek size kalmış.” Çocuklarla dağlarda dolaşırken, Dollywood’u da ziyaret etmiştik. Ya da Dollywood’u da görürüz diye dağlarda dolaşmıştık. Oraların ‘olayı’ Dollywood. Batılı söyleyişle, bir ‘tema’ park Dollywood; bir eğlence parkı. O büyük, o görkemli Amerikan ikonunun, Dolly Parton’ın kendi memleketinde kurduğu eğlence parkı. İçinde rollercoaster’ları, şekerlemeleri, gösterileri, gülmecesi, çılgınlıkları ve rehabilite edilen Amerikan kel kartallarıyla dev bir lunapark. Yine de ‘temapark’ ifadesini bir kenarda tutalım. Fena halde lazım çünkü. Bir Amerikan ‘tema’sından bahsetmek istiyorsak lazım. Konuyu yerine oturtalım evvela. Tema, bir eserin, etkinliğin ya da bu örnekte olduğu üzere bir mekânın etrafında kurulduğu ana konu, fikir ya da dünyaya denir. Dolly Parton’ın dünyası, onun ‘tema’sı, artık olmayan bir tema. Bu dev sanatçı ile beraber tarihe karışmasını bekleyebileceğimiz bir tema. “Bir zamanlar Dollywood’da” diyerek efkâr bastıracak bir tema. ## Görünüşe aldanma Şimdi soralım artık: Kimdir bu temanın sahibi? Dolly Parton kim sahiden? Ölümü neden Amerikalıları bu kadar üzdü? Uzaktan bakan gözler ve ezberci zihinler için; kabarık saçları, perukaları, iddialı makyajı, daha da iddialı mini etekleriyle ve her daim ışıltısıyla bir Amerikan starı, bir ‘aptal sarışın’, bir taşra barbie’si… Ama yakından baktığınızda bambaşka biri. İngilizcede “do not judge a book by its cover” denir. Bir kitabı kapağına bakıp yargılama… Bizdeki daha basit ve duru söyleyişle: Görünüşe aldanma. ‘Taşra Barbie’si \[Backwoods Barbie\] şarkısında tam da bunu diyor Parton: “Beni kapağıma bakıp yargılama, iyi bir kitabım ben.” Bu iyi kitabın ‘içindekiler’ bölümünü hızlıca tarayalım. Hızlıca diyorum, zira çok uzun bir kitap. Evvela mesafe… Parton’ın aldığı mesafe çok fazla. Tennessee eyaleti, Smoky Mountains’da, 12 çocuklu yoksul bir ailenin dördüncüsü olarak başlıyor hayata. Diyelim ki Burdur’un, Kastamonu’nun ya da Malatya’nın bir dağ köyünde başlayıp benzersiz bir Amerikan ikonuna dönüşeceği bir yolculuğa çıkıyor. 60 yıllık bir müzik yolculuğu bu. Çoğunu kendi yazıp bestelediği üç binden fazla şarkı, 49 stüdyo albümü, iki düzineden fazla Altın ve Platin plak, 120 milyon dolarlık müzik katalogu, 450 milyon dolarlık bir servet, iki Oscar adaylığı, kurulan vakıflar, ‘Imagination Library’ başlığıyla maddi durumu olmayan çocuklara dağıtılan kitaplar… Uzayıp gidiyor böyle. Gidiyor gitmesine de burada bir duralım. İtiraf zamanı. Bana bu yazıyı da yazdıran bir itiraf. Ben Dolly Parton’ı bugüne kadar, yani o ölene kadar, hakiki bir dikkatle dinlememişim. Daha geçen sene Dollywood’u gezerken bile. Kitabı, kapağına bakarak yargılamışım… Öyle ya, Bob Dylan var, Neil Young var, bin tane halk ozanı var; zihnimde bir de barbie kılıklı bir ozana yer yok. Tamam ‘Jolene’ diye bir şarkısı var biliyorum. ‘Dokuzdan Beşe’ filminde hem oynuyor hem söylüyor biliyorum, bir yandan bir gay ikonu olduğunu da şöyle böyle hatırlıyorum. Ama Whitney Houston’ın gümbür gümbür söylediği ‘I’ll Always Love You’nun meğer onun şarkısı olduğunu bilmiyormuşum! İtiraf ediyorum dedim ya… Buraya kadar tamam ama yine de… Ne anlatıyor olabilir ki daha fazla? ## Kadınlara, yoksullara, LGBT+’ya şarkılar Şimdi birkaç gündür Parton şarkılarıyla yatıp kalkmışken rahatlıkla söyleyebilirim: Ne anlatmıyor ki… Yoksulları, mecburları, hâkir görülenleri, eşit sayılmayanları, kabul etmeyenleri, bedel ödeyenleri, özgürleşenleri, cesaret edenleri, itiraz edenleri ve isyankârları… Ama en çok da kadınları anlatıyor Parton. Kadınlara dair bu kadar dik konuşan, bu kadar kitabın ortasından konuşan, meseleleri hem sert hem de olabildiğince edebi, şiirsel bir şekilde ortaya koyan birini görmemiştim. Üstelik bunu bir defa, iki defa; ya da sadece birinci ikinci albümünde değil, altmış yıllık kariyerinde başından sonuna yapıyor. ‘Dumb Blonde’da aptal sarışın klişesini yıkıyor, ‘Just Because I’m A Woman’da kadınlar ve erkekler için ayrı işleyen ahlak standartlarına hücum ediyor, ‘The Bridge’de karnında çocuğuyla terk edilip intihara sürüklenen kadını resmediyor, ‘Backwoods Barbie’de “görünüşe aldanma” diyor. Bunlar az şarkı değil… Bunlar önemli şarkılar. Bunlar, Bob Dylan, Neil Young, Kenny Rogers gibi, Parton ile aynı dönemde müzik yapan Amerikan halk ozanlarının yapmadığı şarkılar. Daha açık söyleyeyim; bunlar erkek ozanların yapmalarının gerekmediği şarkılar. Mesele hep bu. Tarihin ne kadar doğru tarafında durursanız durun, hayat ihtiyaçlara, önceliklere göre yaşanıyor; kurduğunuz büyük cümleler de bunlara göre şekilleniyor. Parton’ın gönlü geniş, itirazı ve sahiplenişi sadece kadınlar için değil. Şemsiyesinin altında herkese yer vardı. Herkesi ailesinden biri olarak gördü. Her zaman LGBT+ haklarını savundu; şarkılarında, demeçlerinde ve kendi yaşayışında bu haklar için de konuştu. Bugün Parton’ın arkasından dökülen gözyaşlarında bir gökkuşağı boşuna yansımıyor. fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ## İçeriden konuşan bir sanatçı Bir de yoksulluk var tabii. Bildiği, tanıdığı yoksulluk. Şarkılarında yoksullar da var Parton’ın; bir de yoksullaşanlar… ‘Dokuzdan Beşe’nin şu sözlerine bir baksanıza mesela: *“Hayal kurmana izin verirler / Yıkılışını izle diye / Sen sadece bir basamaksın / Patronun merdiveninde / Evet, dokuzdan beşe / Tuzaklarına düştün işte / Daha iyi bir hayat var / Bunu biliyorsun sen de / Zenginlerin oyunu bu / Adına ne dersen de / Sen ömrünü harcarsın / Cüzdanları dolsun diye”* Doğruya doğru, bu tür şarkıları sadece Dolly Parton yazmadı. Hatta daha güzelleri yazılmıştır illa ki… Daha toplumcu, daha ilerici damardan da söylenmiştir bu şarkılar. Ama koyu muhafazakâr Smoky Mountains’dan gelip zirveye tırmanan bu Amerikan ikonunun bir farkı var. Parton çok dindar, çok muhafazakâr bir yerden başlayıp, dindarlığı ve muhafazakârlığından vazgeçmeden anlatıyor bunları. Kendine benzeyen insanlara anlatıyor. Başkası anlatsa kapı pencere indirecek, konuşan hatibi katrana tüye bulayıp köyden dehleyecek ahali, “hem her önüne gelenle dilediğince yatan hem de evlenmek için bakire arayan” erkek çifte standardını, queer birey de “aynı Tanrı’nın çocuğu olduğundan” onu olduğu gibi kabul etme ihtiyacını, aşıların işe yaradığını, kapitalist patronun kurduğu sömürü çarkını ondan duyunca bir daha düşünüyor. Belki kızıyorlar. Belki değişiyorlar. Her halükârda, duyuyorlar. Buradan eleştirmek de mümkün onu. Okudukça görüyorum ki, parti siyaseti konusunda rengini belli etmemek onun her daim stratejisi olmuş. “Her iki kesimden dinleyenlerim var” demiş, “onları küstürmek istemiyorum” demiş. Bir yandan Trump’ın verdiği madalyayı almamış. Ama Biden’dan da almamış. Bir tek Hillary Clinton’a kadın kontenjanından torpil geçip desteklemiş. Partizan olmamak adına apolitik bir duruş… İşin ilginci, bu duruş onu bugün gerçekten herkes tarafından sevilen biri yapıyor. “Ben onunla büyüdüm” diyen insanlar, onun tarafından hiç yanıltılmış hissetmeyerek uğurluyor bugün onu. Bu mesele kafamı karıştırıyor. Ben sonuna kadar politik olmaktan yanayım ama hakkında okudukça Parton’ın durduğu yeri de anlıyorum. Yürekten onaylayamıyorum ama anlıyorum; toplumdaki işlevini de anlıyorum. Çünkü apolitik görünse de suya sabuna dokunmayan tiplerden esaslı bir farkı var. Milli manevi değerler edebiyatı yapmıyor; bu değerlere inandığı halde yapmıyor. Kadını, LGBT’yi, yoksulları her halükârda savunuyor. En azından bu başlıklar söz konusu olduğunda, “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde konuşulmaz” deyip kenara çekilmiyor. Bu da önemli. ## Bazı insanlar öldüğünde… Bu kadar laf edince… Biraz frene basayım. Neticede bu kadın bir hatip değil, bir rahip ya da siyasetçi de değil, bir sanatçı, hem de çok hayat dolu, matrak ve nevi şahsına münhasır bir sanatçı. On parmağında on marifet. Çalıyor söylüyor yazıyor besteliyor. Lafları gediğine oturtuyor. Sinir bozuyor, siniri bozuluyor, acı çekiyor, kendisiyle dalga geçiyor. Örneğin canını sıkan hemcinslerine yazdığı şarkılar da var. O meşhur ‘Jolene’de mesela, “sevgilimi ne olur elimden alma” diyor Jolene’e, yani kendisine rakip gördüğü kadına… ‘Jolene’ yalvaran bir şarkı aslında. Ama tek cephanesi bu değil Parton’ın. Çünkü ‘Jolene’in devamı gibi tınlayan ‘I Don’t Want to Throw Rice’da “ağzını burnunu kıracağım” demeye getiriyor. Sevgilisi elinden alındıktan sonra… Tatlı bir eda bu. İsyan ederken de aman dilerken de hiza gözeten bir eda. Bunları yazdıkça hayıflanıyorum. Ben bu edayı, bu şarkıları nasıl kaçırmışım? Onu nasıl öldükten sonra tanımışım. Yine de bir tesellim var. Fransız gazetesi Libération’da onun ardından çıkan, Lelo Jimmy Batista ve Marie Klock imzalı ve bu yazıyla da aynı başlığı taşıyan yazı şöyle başlıyor: *“Bazı insanların ölümü bir trajedi ya da büyük bir haksızlık gibi yaşanır. Bazılarındaysa ölüm güçlü bir antiseptik gibi çalışır: Bütün hikâyeleri arındırır, cümle rezilleri düze çıkarır. Bir de ölümün hiçbir şekilde hükmedemediği insanlar vardır. Hayattayken öyle yükseklere erişmiş, öylesine geniş bir varoluşa ulaşmışlardır ki ölüme onlar için bir formaliteden ibaret kalır. Bir son değil, durmadan uzayıp gidecek bir yolculuğun yalın bir aşamasıdır.”* Yazının girişinde bir temadan bahsetmiştim; işte o tema bu. Geniş bir varoluşa ulaşmak… O kadar büyük bir şemsiye ki altına herkes sığıyor. Hem de en olmadık yerde, aşırı Trumpçı, aşırı sağ, aşırı dindar yerlerde sığıyor. Onlar gelmesin denilenler de sığıyor, ıslanmayı kader görenler de sığıyor… Ama şemsiyeyi sapından tutmaktan hiç vazgeçmeyenler, hiç vazgeçmeyecekler, ne olursa olsun ıslanmayacaklar da sığıyor. Yine de “kimse ıslanmasın” teması bu. Bir zamanlar Dollywood’da dediğimizde aklımıza gelecek tema bu… Dolly Parton yaşar ama bu tema yaşar mı? Her halükârda bu taşra Barbie’sinin, bu tuhaf ikonun, bu ilham makinesinin sözleri kulaklara küpe: *“Hayal kurmana izin verirler / Yıkılışını izle diye / Sen sadece bir basamaksın / Patronun merdiveninde / çalış dokuzdan beşe / ama nasıl bir çile / ucu ucuna geçin / hep ver hiç alma bile / aklını kullanırlar / ama ödemezler hakkını / izin verirsen buna / döneceksin deliye.”* fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Testosteron: Ne zaman tedavi, ne zaman gençlik vaadi, ne zaman zarar? URL: https://www.fayn.press/testosteron-ne-zaman-tedavi-ne-zaman-genclik-vaadi-ne-zaman-zarar/ Last updated: 2026-09-03T15:34:05.000Z ABD Savunma Bakanlığı, Temmuz ayında [aldığı bir kararla ](https://www.bbc.com/turkce/articles/c2lq1z0ze5lo?ref=fayn.press)30 yaş ve üzerindeki aktif ve yedek askerlerin yıllık sağlık muayenelerine testosteron taramasını da ekledi. Bakan Pete Hegseth’e göre amaç, askerlerin hormon düzeylerini “en iyi şekilde çalışacakları” seviyede tutmak; dayanıklılığı, uzun ömürlülüğü ve performansı artırarak savaşa hazır bir ordu yaratmak. Belli ki askerî hazırlık bundan böyle yalnızca atış talimleriyle değil, hormon paneliyle de ölçülecek. Fakat biyoloji, Pentagon talimatları ya da PowerPoint sunumları kadar disiplinli çalışmıyor. [Reuters’ın görüştüğü](https://www.reuters.com/legal/litigation/doctors-question-evidence-behind-pentagon-plan-testosterone-screening-2026-07-18/?ref=fayn.press) altı erkek sağlığı uzmanından beşi, kararın bilimsel dayanağını sorguladı. Çünkü mevcut kılavuzlar sağlıklı ve hiçbir şikâyeti olmayan erkeklerin topluca taranmasını önermiyor. Zaten testosteron düşüklüğü, tek başına bir laboratuvar rakamı değil; belirtilerle birlikte değerlendirilen bir klinik durum. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ege Can Şerefoğlu da geniş çaplı tarama yerine daha makul bir yol öneriyor: *“Herkesi taramayalım ama herkesi bilgilendirelim.”* ## “Low T”: Hastalık mı, pazarlama başarısı mı? Testosteron; erkeklerde cinsel gelişimden sperm üretimine, kas ve kemik yapısından kırmızı kan hücrelerine kadar birçok sistemde rol oynuyor. Düzeyi belirgin biçimde düştüğünde libido kaybı, sertleşme sorunu, yorgunluk, kas kaybı, kemik yoğunluğunda azalma, göbek çevresinde yağlanma, uyku bozukluğu ve odaklanma güçlüğü görülebiliyor. Yani sorun gerçek. Ama sorunun gerçek olması, etrafında kurulan pazarın bütün vaatlerini tümüyle gerçek yapmıyor. Prof. Dr. Şerefoğlu’nun verdiği bilgilere göre Viagra’nın 1990’ların sonunda yakaladığı olağanüstü ticari başarının ardından ilaç sektörü, orta yaşlı erkeklerin başka bir ortak huzursuzluğuna yöneldi. 2000’li yıllarda ABD’de başlayan “Low T” yani düşük testosteron kampanyaları yorgunluk, kilo alma, keyifsizlik, cinsel isteksizlik ve eski performansını kaybetme hissini tek bir hormonun düşüklüğüne bağladı. Yorgun musunuz? Göbeğiniz mi çıktı? Eskisi kadar istekli değil misiniz? Belki de “T’niz düşüktür.” Böylece orta yaşın neredeyse bütün can sıkıntıları tek bir tanıya, çözümüyse tek bir reçeteye sığdırıldı. ## Testosteronun felsefesi Şerefoğlu’na göre tartışmanın felsefi bir yanı da var: Kırk ya da elli yaşındaki bir erkeğin 20 yaşındaki kas gücüne, cinsel isteğine ve enerji düzeyine sahip olmaması hastalık mı; yoksa yaşlanmanın olağan sonucu mu? _This post is for paying subscribers only._ ### ABD’de bir hayalet dolaşıyor URL: https://www.fayn.press/abdde-bir-hayalet-dolasiyor/ Last updated: 2026-08-31T06:13:06.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* bu hafta ABD’de dolaştığından şüphelendiği hayalete bakıyor. Rusya’nın gizemli mesajını çözmeye çalışıyor. Ankara’nın nabzını ve zamanın ruhunu takip ediyor. Çalınan vitaminlerin peşine düşüyor. Haydi başlayalım. ## Sosyalizmin ABD çıkarması New York'ta 30 yıllık Demokratları deviren sosyalistler, Detroit'te işçi sınıfı siyasetiyle yükselen adaylar, Colorado'da baristalık yaparken Kongre'ye seçilen 29 yaşındaki bir demokratik sosyalist ve *Twitch*'te saatlerce yayın yapan bir yayıncı… Amerikan solunun yeni yüzleri, eski siyasetin alışık olduğu insanlar gibi değil. ABD’de kendine “sosyalist” diyen insanların bu kadar artması da oldukça beklenmedik bir durum. ABD’de bir hayalet dolaşıyor olabilir mi? [ABD’ye komünizm mi geliyor?ABD’de genç seçmenlerin sosyalizme ilgisi artıyor. Barista, sağlık işçisi, kiracı hakları avukatı gibi renkli isimlerin taşıdığı sol dalga, siyasetin yerleşik kurallarına meydan okuyor. Radikal demokrasi isteyen, sokak örgütlenmesinden sosyal medyaya uzanan bu yeni hareketi inceledik.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-875a8891-52e8-4779-8fd8-7d64527a6714.png)FaynOkan Dülger![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/amerikan-solu_fayn-1-e6d6cee1-c7c5-4109-9617-49377066ff3e.webp)](https://www.fayn.press/abdye-komunizm-mi-geliyor/) ## Rusya, Millî Mücadele yıllarındaki elçisini neden unutmuyor? Rusya Büyükelçiliği, 30 Ağustos yaklaşırken Millî Mücadele yıllarındaki Sovyet elçisinin sözlerini “unutmuyoruz” etiketi ile paylaştı. Paylaşılan bölümde Mustafa Kemal’in Sovyet elçisine duyduğu güven vurgulanıyordu. Rusya’nın vermek istediği mesajı Sovyet elçisi Aralov’un anılarında aradık. [Semyon Aralov: Millî Mücadele döneminde Lenin tarafından Ankara’ya gönderilen büyükelçiRusya Büyükelçiliği, 30 Ağustos yaklaşırken Millî Mücadele yıllarındaki Sovyet elçisinin sözlerini “unutmuyoruz” etiketi ile paylaştı. Paylaşılan bölümde Mustafa Kemal’in Sovyet elçisine duyduğu güven vurgulanıyordu. Rusya’nın vermek istediği mesajı Sovyet elçisi Aralov’un anılarında aradık.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-ce7385e8-2f54-4570-aa66-14dbc13b541d.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/semyon-aralov_fayn-34cc7023-bb77-4a19-ae9e-6bcdaf8c4caf.webp)](https://www.fayn.press/semyon-aralov-milli-mucadele-doneminde-lenin-tarafindan-ankaraya-gonderilen-buyukelci/) ## İsrail’in dünyasında Türkiye hangi rolde? İsrail’de 7 Ekim sonrası oluşan güvenliğe dayalı bir düşünce var. Buna göre bir aktörün bugün İsrail’e saldırma niyetinden çok, yarın İsrail’i sınırlayabilecek bir kapasite oluşturup oluşturamayacağı önem kazanıyor. Strateji “tehdit ortaya çıkmadan önce stratejik ortamı şekillendirmek” ve elde edilen sonucu gerektiğinde iç politika düzleminde bir zafere dönüştürmek üzerine kuruluyor. Peki bu dünya algısı ve yaklaşımda Türkiye nasıl bir yerde duruyor? Prof. Salih Bıçakcı yazdı. [Kedi, keçi’yi yemeden: İsrail’in masal dünyasında Türkiye hangi rolde?Küçük bir keçi, bir kedi, bir köpek… Yüzyıllardır anlatılan bu çocuk şarkısıyla İsrail-Türkiye yeni rekabetinin ne ilgisi var? İsrail’in stratejik okuması nasıl değişti? Karar verici elitlerin profilindeki değişim ne anlatıyor? Yaklaşan İsrail seçimleri bu işin neresinde?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-551984e3-d48b-4f9a-9b13-6c93cad3a879.png)FaynSalih Bıçakcı![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/israil-turkiye-rekabeti_fayn-1-56573bbf-621d-4319-9a51-bf2a6a9f8673.webp)](https://www.fayn.press/kedi-keciyi-yemeden-israilin-masal-dunyasinda-turkiye-hangi-rolde/) ## Örgüt yok, ceza çok 200 sanıklı Aziz İhsan Aktaş davasında mahkeme, davanın temelindeki örgüt suçlamasını çökertti. Aziz İhsan Aktaş örgüt liderliğinden, diğer sanıklar örgüt üyeliğinden beraat etti; buna karşılık beş belediye başkanına hapis cezası verildi. İBB davasında da İmamoğlu yine savunma fırsatı bulamadı. [Örgüt yok, ceza çok, İmamoğlu da hâlâ kendini savunamadı200 sanıklı Aziz İhsan Aktaş davasında mahkeme, davanın temelindeki örgüt suçlamasını çökertti. Aziz İhsan Aktaş örgüt liderliğinden, diğer sanıklar örgüt üyeliğinden beraat etti; buna karşılık beş belediye başkanına hapis cezası verildi. İBB davasında da İmamoğlu yine savunma fırsatı bulamadı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-72f753c3-e563-47f2-92a2-4f9b11e06c82.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/aziz-ihsan-aktas-davasi_fayn-91bc307d-2f57-4f01-80f6-eae1de42d025.webp)](https://www.fayn.press/orgut-yok-ceza-cok-imamoglu-da-hala-kendini-savunamadi/) _This post is for subscribers only._ ### Örgüt yok, ceza çok, İmamoğlu da hâlâ kendini savunamadı URL: https://www.fayn.press/orgut-yok-ceza-cok-imamoglu-da-hala-kendini-savunamadi/ Last updated: 2026-08-31T06:14:52.000Z İBB davasının ikinci celsesinde duruşma bu hafta sadece üç gün görüldü. 24 Ağustos Pazartesi günü İBB davasının görüldüğü büyük salonda, CHP’li belediyelerden rüşvetle ihale aldığı iddia edilen Aziz İhsan Aktaş davasının karar günüydü. CHP'li yedi belediye başkanının da aralarında bulunduğu 200 sanıklı Aziz İhsan Aktaş davasında örgüt suçlaması mahkemenin kararıyla çöktü. Örgüt kurmakla suçlanan ama itirafçı olduktan sonra serbest bırakılan Aziz İhsan Aktaş karar duruşmasına katılmadı. 280 yıla kadar hapis cezası istenen Aziz İhsan Aktaş, örgüt liderliği suçlamasından beraat etti. Aktaş’ın yanı sıra diğer sanıklar için de örgüt üyeliği suçundan beraat kararı verildi. Böylece mahkeme ‘örgüt yok’ demiş oldu ama belediye başkanlarına yine de ceza yağdırdı. Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat "ihaleye fesat karıştırma, rüşvet, para aklama" suçlarından 23 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara, “rüşvet almak” suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezasına mahkum edildi. Aynı suçtan Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’e 8 yıl 4 ay, Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar'a 5 yıl 10 ay, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Rıza Akpolat ve Oya Tekin’in tutukluğu da devam edecek. Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer “İhmal suretiyle görevi kötüye kullanmak' suçlamasından 8 ay 10 gün ceza aldı. Aldığı ceza az olduğu için mahkeme hükmün açıklamasını geri bıraktı. Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere ise “rüşvet almak” suçlamasından beraat etti. Ceza alan beş belediye başkanı için siyaset yasağı da talep edildi. Ancak bu mahkûmiyet kararları henüz kesin değil. Kararın kesinleşmesi için istinaf ve Yargıtay'dan da geçmesi gerekiyor. Aktaş ise sadece “ihaleye fesat karıştırma” suçundan 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezası aldı. Hakkında iki yıl ihale yasağı kararı verildi. Bu kararlara Yeni Parti Lideri Özgür Özel de tepki gösterdi. Aktaş’ı korumak için örgüt suçlamasının düşürüldüğünü iddia etti: *“Onun (Aziz İhsan Aktaş) olmadığı eylemlere en üst sınırdan ceza verip içeride tutuyorlar. Bütün iddiaların üzerinde tepindiler gerçekmiş gibi. İddianame çıkınca yazmadılar, köşelerine çekildiler. Hiç bu yalanları sormadılar. 15 itirafçı helallik istedi, bunu da haber yapmadılar. 60 tane suçlamanın 56'sına beraat dedi bu mahkeme. 4 tanesinden üstten üstten ceza verip şeklen suçlu gösteriyorlar. Tamamen yalan üzerine kurulmuş bir düzen. Örgüt dediysen ispatlayacaksın. Örgüt deyip zulmediyorsan, ‘pardon’ deyip kenara çekilmek yok. Bu insanları tüm haklarından mahrum tutan, Silivri gibi bir cezaevinde mahkum edenler terfi ettiler. Bu kadar kötülük ödüllendirilmez. Milletimizin vicdanına havale ediyoruz.”* ## İmamoğlu’nun babası savunma yaptı Bu tartışmalar devam ederken İBB davası 25 Ağustos Salı günü görülmeye başladı. Ekrem İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu savunma yaptı. Ticaret yaptığını ifade eden İmamoğlu, *“Herkes gibi ticaret yaptık. Daire aldık, sattık. Ama demek ki benim gibi her daire satan her daire alan burada suçlu oluyor.”* diye tepki gösterdi. Kirli parayla bağlantısının olmadığını belirtti. *“Ben hiç kirli para kazanmadığım için aklanmaya hiç ihtiyacım olmadı. Her zaman düzgün çalıştık, kanunlu işler yaptık. Büyükşehir Belediye Başkanı'nın babası olmaktan dolayı yargılanıyorum. Keşke olmasaydı demeyeceğim çünkü gayret memnunum. Vatan Emniyet’e gittiğim zaman "Üç daire aldın" dediler. "Hayır, dört" dedim. Ben düzelttim onu. Daire almanın satmanın yasak olduğunu bilmezdim. Bilseydim öyle bir şeyi almazdık hayat boyu. Suçlular suçsuz, suçsuzlar suçlu, iftiracılar itirafçı. Kendilerini aklayıp aklayıp çıkıyorlar onlar.”* İfadesinin ardından savcı Hasan İmamoğlu’na sorular sordu. İmamoğlu İnşaat'ın genel müdürü Tuncay Yılmaz'ın ifadesindeki “Villa alırken bir milyon Euro'yu Hasan İmamoğlu’ndan aldım,” sözlerini hatırlatıp paranın kaynağını sordu. Hasan İmamoğlu, *"Benim şirkette her zaman para olur. Ben şirkete gitmediğim için muhasebe kaydı var mı bilmiyorum. Mutlaka vardır.”* dedi. Bunun üzerine savcı, *"Kaynağı belli olmayan parayla ilgili Hasan İmamoğlu hakkında suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyorum"* ifadelerini kullandı. Savunma yapanlar arasında Ekrem İmamoğlu’na yakın isim Ertan Yıldız da yer aldı. ## Ertan Yıldız’ın iddiaları İBB İştiraklerinden sorumlu olan Ertan Yıldız, soruşturma kapsamında tutuklandıktan sonra itirafçı olduğu için tahliye edilmişti. Ekrem İmamoğlu’nun isteğiyle İBB’de işe başladığını belirten Yıldız, İBB şirketlerinin başarısını anlattı: *“İBB'nin i o dönem 28 iştirak şirketi vardı. Toplam çalışan 70 bine yakın. Ciro yaklaşık 4-4,5 milyar dolar. Böyle devasa bir yapıdan bahsediyoruz. Çok ciddi mesai harcadık. Tüm vergi sigorta borçlarımızı taksitlendirdik. Tekrar İBB'nin ihalelerine girebilir hale geldik. 2019'un sonunda sadece dört şirket zararı açıkladı. 2023 sonu itibariyle bakarsanız tamamı 12 tane İBB şirketi Türkiye'de ilk 500 şirket arasına girdi. Bizden önceki dönemde bu sayı maksimum altı idi.”* Zamanla İmamoğlu ile yönetim anlayışında farklılıklar oluştuğunu gördüğünü ve belediye şirketleri üzerindeki yetkisini 2023’te bıraktığını belirtti: *“Çok ciddi değişiklikler oldu yönetim anlayışında. Benimle Ekrem İmamoğlu'nun arasında sorunlar oluştu. Güven noktasında, eskisi kadar sağlam bir noktada olmadığımızı düşündüm.* *Ben oraya başarılı olmak ve Ekrem İmamoğlu'nun yolculuğunda onun yanında, onunla beraber cumhurbaşkanlığına kadar gitmeyi düşünerek başladım. Çünkü onunla konuştuğumuzda ‘Bu yolun sonu inşallah cumhurbaşkanlığı ve bakanlıktır’ şeklinde bir ifadesi vardı. Zaman içerisinde gördüm ki çalışma şekli çok farklılaştı. Bu yola girebilmek için farklı birtakım yöntemler, finans kaynakları geliştirme, gayri yasal, benim sorumlu bulunduğum şirketlerin de olduğu alanı zorlayan, yönetimi de zorlayan birtakım yapılanmalar oldu. Bu yapılanmalardan ben rahatsız oldum. Bırakmayı tercih ettim.”* Ekrem İmamoğlu’nun talimatıyla İBB’nin mali olarak zarar gördüğü işler yapıldığını öne sürdü: *“Bir yatırımla ilgili bizim şirketlerimizden bir tanesinin zararına yol açan bir teklifi iş insanı Murat Gülibrahimoğlu masaya getirdi. Bize geliyor, biz bunu doğru bulmuyoruz, zararına yol açacağı için direkt reddediyoruz. Fakat kendisi ısrar ediyor ve en son bizi Başkan çağırıyor. Başkan, şirketin zararına olacak, Murat Gülibrahimoğlu'nun lehine olacak bu konuda bana dönerek ‘Bu talimatımdır. Murat Gülibrahimoğlu nasıl istiyorsa öyle olacak’ şeklinde bir beyanı oldu. Böyle bir-iki tane olay yaşadım.”* Ertan Yıldız, davanın tutuklu sanığı CHP eski Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun İSTAÇ adına çalışma yürüten bir şirketten 1.2 milyon dolar rüşvet alarak İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’e teslim ettiğine yönelik iddiada bulundu. *“Ekrem İmamoğlu’nun da bundan haberdar olduğunu söyleyeyim. Hatta Aykut Erdoğdu da buradayken şunu da söyleyim, İmamoğlu bize ‘Aykut’a dikkat edin. İki alır bir buçuğunu getirir. Kalanı kendine alır’ da demişti.”* ## İmamoğlu salonu terk etti Yıldız hem itirafçı ifadelerinde hem de mahkeme savunmasında sistem ifadesini kullandı. Mahkeme başkanı Yıldız’a sistem kelimesini sordu. **Mahkeme Başkanı:** İfadenizde de bahsetmiştiniz. Bu sistem kelimesi ne demek? Ne anlama geliyor? **Ertan Yıldız**: Çok açık aslında. Kaynak yaratmak için kullanılan bir yapı. Birkaç ayağı var. **Mahkeme Başkanı:** Nereye kaynak yaratıyorlar? **Ertan Yıldız:** Çok açık değil mi? **Mahkeme Başkanı:** Açıkla o zaman. **Ertan Yıldız:** İki şey için. Biri siyasi amaçlar diğeri de kişisel zenginleşme. Mahkeme başkanının ardından Ekrem İmamoğlu sorular sordu. Ertan Yıldız önemli bir kısmına “cevap vermek istemiyorum” diye yanıt vermedi. **Ekrem İmamoğlu:** Kendisi bana bir firmayla gizli ortak diye ithamda bulundu. Yalan bir ifadede bulundu. Sadece söylediğiniz doğru mu, değil mi? **Ertan Yıldız:** Cevap vermek istemiyorum. İmamoğlu, Yıldız’ın seçimlerde Bakırköy Belediye Başkanı olmak istediğini belirtti. **Ekrem İmamoğlu**: 2023'ün Kasım’ında ilişkimi kestim dediniz. Şimdi tutarsızlıklar çok fazla. Yerel seçim vakti yaklaştığında, bana Bakırköy Belediye Başkanı olmak istediğinize dair, oldukça fazla sayıda akışla bilgi geldi. **Ertan Yıldız:** Bakırköy Belediye Başkanlığı istediğimi benden hiç duydunuz mu? **Ekrem İmamoğlu:** Evet, kısmen duydum. Başka insanlardan da bu şekilde akış oldu... **Ertan Yıldız:** Benim Bakırköy Belediye Başkanı olmak istediğim doğru değildir Sayın Başkanım. Ben zaten siyasetten kopmak istiyordum. Meclis üyeliği de çok fazla vaktimi almayacağı için ilişkimiz kopmasın diye bu anlamda kabul ettim. **Ekrem İmamoğlu:** Bu da tabii yalandır, onun da altını çizeyim. **Ertan Yıldız:** Bu yalan değildir, senin söylediğin yalandır. İmamoğlu, ifadesinde örgüt ve sistem ifadelerini kullanan Yıldız’a örgüt iddiasını sordu. **Ekrem İmamoğlu:** Örgüt yöneticisi misiniz? **Ertan** **Yıldız:** Ben buna cevap verdim. **Ekrem İmamoğlu:** Evet mi hayır mı? **Ertan Yıldız:** Değilim. **Ekrem İmamoğlu:** Yandaş medya.. Yeni Şafak, Akit gibi medya kuruluşları size ‘gölge başkan’ gibi bir tanımlamada bulundu. Ortada örgüt var mı? **Ertan Yıldız:** Buna ben değil mahkeme karar verecek ama ben yapı hakkında bildiklerimi az önce anlattım. **Ekrem İmamoğlu:** Şirketleri yönetmek görevi verdim ben size. **Ertan Yıldız:** Sistem kurarsınız, o sistem çalışır. **Ekrem İmamoğlu:** Demek siz de sistem kurdunuz. **Ertan Yıldız:** Tamam bu sistemi beraber kurduk. **Ekrem İmamoğlu:** Dolayısıyla sistem kurduk yani. **Ertan Yıldız:** Evet, yönetim sistemi... **Ekrem İmamoğlu:** Tamam. Bildiğimiz sistem o yani. Ne iddianamede yazan sistem, ne de senin daha önce çalıştığını söylediğin sistem. Birçok sanığın sorular yönelttiği Yıldız’a avukatlar da sorular sordu. Avukat Baran Kaya soru sorarken mahkeme başkanı müdahale etti. **Mahkeme Başkanı:** Bu sorular sanığı yormaya hizmet ediyor şu an. Satır satır, satır satır soruluyor, biz de farkındayız. **Baran Kaya**: Sanığı yormaya... **Mahkeme Başkanı:** Evet. Sürekli aynı şeyi yapıyorsunuz çünkü. Aynı soruyu, aynı cümleyi, aynı paragrafı evirip çevirip, evirip çevirip aynı şeyi sormanın bir anlamı yok. Bize de bir katkısı yok. **Baran Kaya:** 25 soru sordum, 25 sorunun 10 tanesine müdahale ettiniz Sayın Başkan. **Mahkeme Başkanı:** Avukat Bey'in mikrofonunu kapat, başka avukata geç. Soruları kesildi, kesildi! Mahkeme başkanın bu tavrı, Ekrem İmamoğlu ve bazı avukatların da tepkisini çekti. Ekrem İmamoğlu “Kendi kendine savunma yapsın” diyerek salondan ayrıldı. İmamoğlu’nun avukatı Fikret İlkiz de salondan çıkarken “Bu asla mahkeme değil,” diyerek tepki gösterdi. ## Tutuksuz sanıklar da ifade verdi Duruşma 26 Ağustos Çarşamba ve 27 Ağustos Perşembe günü de tutuksuz sanıkların savunmasıyla geçti. Makyol A.Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Çebi de ifade verenler arasındaydı. İmamoğlu’nun korumalarının kameraları bantlaması ve jammerla güvenlik önlemi aldığı otelin de sahibi olan Çebi, İmamoğlu’nun belediye başkanlığı döneminde İBB’den hiç iş almadığını, AK Parti’li Kadir Topbaş döneminde 1,5 milyar değerinde iki iş aldıklarını belirtti. Kreş yapılması için verdiği paranın kendileri için sembolik bir rakam olduğunu belirten Çebi, *“Tamamen eğitime katkı sunmak maksadıyla yaptığımız bir bağıştır. Dolayısıyla bu kreş projesi üzerinden, örgütsel finansman amacı güdüldüğü iddiası doğru değildir”* dedi. Çebi, İmamoğlu’nun görüşmelerini yaptığı oteldeki kameranın bantlanmasının İBB koruma personelinin rutin bir uygulaması olduğunu belirtti: “*Kameraların bir tanesinin kapatılması diğerlerinin çalışmasını engellememiş, herhangi bir görüntü kaybı meydana gelmemiştir. Otelde jammer kullanılmasından ötürü iletişimde herhangi bir aksamanın gerçekleşmediği belirtildi. Yapmış olduğum araştırmalarda otelde iletişim hizmetlerinde bir anlık bile olsa herhangi bir kesinti yaşanmadığı bilgisine ulaştım.”* İfadelerin ardından bir süre ara veren mahkeme başkanı, salonda ifadesi alınmayan tutuksuz sanık olmadığını belirtti. Haftaya aylık tutukluluk incelemesi yapacağını belirten mahkeme başkanı, tutuklu sanıkların tahliye taleplerini almaya başladı. Haftaya da tutukluların ve avukatlarının talepleri alınacak. Bu çerçevede Ekrem İmamoğlu da söz alacak. Ancak İmamoğlu’nun esas savunmasını yapacağı tarih hâlâ belirsiz. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Kedi, keçi’yi yemeden: İsrail’in masal dünyasında Türkiye hangi rolde? URL: https://www.fayn.press/kedi-keciyi-yemeden-israilin-masal-dunyasinda-turkiye-hangi-rolde/ Last updated: 2026-09-02T12:36:53.000Z *Had Gadya*, İsrail’de söylenen bir çocuk şarkısıdır; küçük bir keçinin başına gelenleri anlatır. 1560 yılına kadar giden kaynaklarda yer alan şarkı kısaca şöyle başlar: *“Babamın iki gümüş sikke karşılığında satın aldığı,* *Bir küçük keçi, bir küçük keçi.”* Kedi gelir ve keçiyi yer. Köpek gelir ve kediyi ısırır. Sopa gelir ve köpeği döver. Ardından bu zincire başka güçler eklenir; her gelen kendinden öncekini alt eder. Şarkının farklı yorumları vardır. Bunlardan birinde küçük keçi İsrail’i, ardından gelen saldırganlar ise birbirini yenen ya da birbirine zulmeden ardışık imparatorlukları ve güçleri temsil eder. Hangi hayvanın hangi tarihsel gücü temsil ettiği konusunda farklı yorumlar bulunsa da temel örüntü değişmez: İsrail saldırıya uğrar, bir imparatorluğun yerini başka bir imparatorluk alır, ardından o imparatorluk da başka bir güç tarafından yıkılır ve tahakküm döngüsü devam eder. Bu açıdan *Had Gadya*, Yahudi tarihinin yoğunlaştırılmış bir tarih felsefesi olarak da okunabilir. Bunu aklımızda tutalım ve birkaç gün önce sosyal medyaya düşen başka bir görüntüye bakalım. Yakın zamanda Mossad’ın başına getirilen Roman Gofman, Yahudi takviminde yeni yıl anlamına gelen Roş Aşana yaklaşırken Ağlama Duvarı olarak da bilinen Batı Duvarı’nda Selihot duasını okurken görüntülendi. Selihot Yahudilikte Tanrı’dan bağışlanma, merhamet ve şefkat dilemek amacıyla okunan tövbe dualarıdır. Özellikle Roş Aşana ve Kefaret günü Yom Kipur öncesindeki dönemde kişinin kendisini sorgulaması, hatalarını kabul etmesi ve hem Tanrı’yla hem de diğer insanlarla ilişkilerini düzeltmesi öne çıkar. Gofman’ın bağışlanma taleplerinin akıbetinin ne olacağını bilemiyorum. Fakat İsrail’in Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’deki gelişmeleri giderek *Had Gadya*’daki güç zincirine benzer bir mantıkla okuduğunu düşünüyorum. Bunun yakın tarihli örneklerinden biri Suriye. ## Suriye’deki küçük keçi 23 Ağustos 2026’da Ürdün’de, ABD arabuluculuğunda [Mossad Direktörü Roman Gofman ](https://fikirturu.com/jeo-politika/mossadin-olasi-yeni-baskani-neden/?ref=fayn.press)ile Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Eş-Şeybani arasında önemli bir güvenlik görüşmesi yapıldı. Toplantının ana amacı, son dönemde artan İsrail-Suriye gerilimini azaltmak ve daha kalıcı bir güvenlik düzenlemesi inşa etmekti. Ancak görüşmenin arka planında yalnızca İsrail-Suriye ilişkileri yoktu. Türkiye’nin Suriye’de giderek artan askerî ve stratejik rolü de masadaydı. İsrail’in küçük keçinin kedi tarafından yenilmesinden korktuğu için olsa gerek, Gofman 14 Ağustos’ta Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani’yi telefonla aradı. Ana konu Türk askerî varlığı, silah ve İHA desteği ile üs kullanımıydı. En azından yapılan açıklamalar bu yöndeydi. Görüşmenin yeterince ikna edici olmadığı düşünülmüş olacak ki 18 Ağustos’ta İsrail İdlib’deki Ebu el-Duhur Hava Üssü’nü vurdu. Üstelik sosyal medya anlatılarına Türk subaylarının bulunduğu meselesi de kurnazca yerleştirildi. [Türkiye-İsrail: Savaş yok ama kavga daha büyükAnkara ile Tel Aviv’in sıcak savaşa girmesi şimdilik uzak ihtimal. Ama Suriye’den Doğu Akdeniz’e, Kürt meselesinden enerji koridorlarına uzanan çok daha büyük bir hegemonya mücadelesi yaşanıyor. Mesele yeni Ortadoğu’nun doğum sancısı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-eaad99db-b0f4-4b1d-be47-dfe665813dfc.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/israil-turkiye-Site-Sosyal-f96528a2-4a52-4b49-b583-045ed9339684.jpg)](https://www.fayn.press/turkiye-israil-savas-yok-ama-kavga-daha-buyuk/) Bu noktadan sonra sahne daha netleşti. Mesele artık yalnızca İsrail-Suriye ilişkileri değildi; Türkiye-İsrail rekabeti de Suriye sahasına taşınıyordu. Türkiye’nin Suriye’de kalıcı bir askerî varlık oluşturması, özellikle hava savunma sistemleri, radarlar, İHA’lar, üs kullanımı ve eğitim desteği üzerinden Suriye ordusuna daha fazla entegre olması, İsrail’in Suriye hava sahasındaki hareket serbestisini sınırlayabilir. Bu nedenle Türkiye, İsrail’in yeni Suriye güvenlik hesabında giderek daha merkezi bir aktör haline geliyor. Şam ise İsrail’in güvenlik kaygılarını tamamen reddetmiyor. Ancak Suriye ordusunun nasıl yeniden yapılandırılacağına ve Türkiye ile ne tür bir savunma işbirliği kurulacağına İsrail’in karar veremeyeceğini savunuyor. Görüşmelerin Mossad üzerinden yürütülmesi ve Suriye heyetinde Dışişleri Bakanı’nın yanı sıra üst düzey istihbarat yetkililerinin bulunması da ilişkilerin şimdilik klasik diplomatik normalleşmeden çok güvenlik ve istihbarat kanalları üzerinden ilerlediğini gösteriyor. Bölgedeki yükselen tansiyonu fark eden ABD ise 23 Ağustos’ta Amman’da Suriye ve İsrail temsilcilerini bir araya getirerek taraflar arasında bir çatışmasızlık ve koordinasyon mekanizması kurulması ihtimali üzerinde durdu. Böyle bir mekanizma, askerî uçuşlar, üsler, konuşlandırmalar ve bazı operasyonlar konusunda önceden bildirim yapılmasını ve kırmızı hatların belirlenmesini içerebilir. ## Mesele yalnızca yaklaşan İsrail seçimleri mi? Bütün bunları yalnızca yaklaşan İsrail seçimleri üzerinden okumak bana yeterli gelmiyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Yeni başlayanlar için Furkan Vakfı ve Kuytul’un ilginç hikayesi URL: https://www.fayn.press/yeni-baslayanlar-icin-furkan-vakfi-ve-kuytulun-ilginc-hikayesi/ Last updated: 2026-08-31T07:15:53.000Z Bir mühendislik diploması, Mısır’daki Ezher’den alınmış bir dinî eğitim icazeti ve otuz yılda kurulan bir cemaat ağı… Oysa 19 Ağustos 2026 sabahı polis Adana’nın Seyhan ilçesi Reşatbey Mahallesi'ndeki eve girdiğinde, geriye kalan tek şey kelepçeli bir "hocaefendi" oldu. Alparslan Kuytul’un 30 yıla yayılan serüveni, 1990’ların İslamcı bölünmesinin yarattığı sonuçlardan yalnızca biri. Bir fikir hareketinin nasıl lider kültüne dönüştüğünün, oradan nasıl suç isnadına evrildiğinin bir örneği. Alparslan Kuytul’un Adana’dan Ezher’e, oradan İran’a ve şimdi tekrar Adana’da bir mahkemeye uzanan hikayesini tüm tarafların gözünden yakından inceleyelim. ## Bir mühendisin dönüşümü Alparslan Kuytul 1965'te Adana'nın Karataş ilçesinde doğdu. Çukurova Üniversitesi Mimarlık-Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nden 1991'de mezun oldu. Mühendislik ona yeterli gelmedi. O dönemdeki İslamcı gençlerin bazıları Arapça ve İslami İlimler için öğrenmek için Kahire, Şam ve İslamabad’a gidiyordu. Kuytul, Mısır'ı tercih etti. 1993’te el-Ezher Üniversitesi Şeriat Fakültesi'nde İslam hukuku okumaya başladı. Dört yıl sürecekti bu eğitim. O sırada Türkiye'de İslamcılık bir kavşaktaydı. Refah Partisi 1994'te belediyelerde ilk büyük zaferini kazanmış, "İslam demokrasiyle uyuşur mu?" tartışması bütün cemaat çevrelerini ikiye bölmüştü. Bir taraf, İslami yaşama dönük özgürlüklerin ve nihayetinde bir İslam devletinin demokratik kanallardan elde edilebileceğini savunuyordu. Diğer taraf İslam ile demokrasinin teorik olarak bağdaşmadığını, düzenin içinde değil dışında kalarak "devrimci" yöntemlerle hareket edilmesi gerektiğini iddia ediyordu. Kuytul ikinci safta yer aldı. Demokrasiyi "küfür nizamı" olarak tanımladı. ## Furkan'ın kuruluşu Kuytul, henüz Kahire'deyken, 1994'te Adana merkezli Hak’la batılı ayıran anlamına gelen furkandan yola çıkarak Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı'nı kurdu. 1988'de açtığı Kardeşler Kitabevi'nin küçük sohbet halkası, artık kurumsal bir çatıya kavuşuyordu. Kuytul, İslam’ı siyasetin merkezine koyan ve Müslüman dünyanın gerilemesinde Batı sömürgeciliğinin önemli bir rol oynadığını savunan Müslüman Kardeşler’in Mısır'daki söylemiyle İran rejiminin devrimci dilini sentezleyip kendine özgü bir Anadolu İslamcılığı üretmeye çalıştı. Müslüman Kardeşler’in önde gelen liderlerinden 1966’da idam edilmiş Seyyid Kutub'un *Yoldaki İşaretler*inden ilhamla "Öncü Nesil" adlı bir kadro projesi tasarladı: Kur'an ve sünnet merkezli, Hz. Muhammed'in eğitiminden geçen ilk Müslüman nesil olan sahabe neslini örnek alan, "Allah'ın yeryüzündeki hâkimiyeti" için mücadele edecek bir gençlik. Bu, kırılmanın ikinci katmanıydı. İlk kırılma İslamcılığın demokrasiyle ilişkisindeydi; ikincisi bizzat Kuytul'un hareketini diğer İslami çevrelerden ayırmasıydı. Furkan Vakfı, diğer İslami ya da seküler STK'larla işbirliği yapmayı reddetti, kendisini tek meşru adres ilan etti ve kendisi dışındaki hemen bütün İslamcıları "düzenin cemaatleri" olarak damgaladı. ## “Hocaefendi” ve “Hocahanım” Vakıf asıl büyümesini 2011'de yaşadı. Gönüllülerinden topladığı bağışlarla online televizyon kanalı, dergi, sosyal medya ekipleri ile Adana'dan tüm Türkiye'ye açılmaya başladı. 2011 tesadüf değildi. AK Parti-Gülen hareketi ortaklığının "demokrasiyle bu iş olur" diyen kesimi temsil ettiği bu dönemde, demokrasi karşıtı çevreler bir hayal kırıklığı yaşıyordu. Kuytul bu boşluğu, 1990'ların radikal söylemini yeniden canlandırarak doldurdu. Tüm bu söylem inşasında Kuytul ısrarla Selefi olmadığının Hanefi mezhebine tabi olduğunun da altını çiziyordu. _This post is for paying subscribers only._ ### Akbank Caz Festivali: İstanbul’un 36 yıllık caz tonu URL: https://www.fayn.press/akbank-caz-festivali-istanbulun-36-yillik-caz-tonu/ Last updated: 2026-09-03T11:30:51.000Z 36 yıl, bir müzik festivalinin yalnızca geçmişini değil, birkaç kuşak dinleyicinin müzikle kurduğu ilişkinin değişimini de izleyebilmesi için yeterince uzun bir süre. Akbank Caz Festivali bugün tam bu noktada duruyor. Bir yanda John Coltrane’in mirasına uzanan James Carter, Arturo Sandoval, Emin Fındıkoğlu ve Sibel Köse; diğer yanda hip-hop, elektronik müzik, broken beat ve farklı anlatı biçimleriyle cazın sınırlarını genişleten Kassa Overall, Joe Armon-Jones, Samora Pinderhughes ve yeni kuşaktan pek çok isim var. Bu çeşitlilik, cazın bugün ne olduğu sorusunu da festival programının merkezine taşıyor. Türler arasındaki sınırların giderek geçirgenleştiği, özellikle genç dinleyicinin müziği katı kategoriler üzerinden takip etmediği bir dönemde festival de cazı sabit bir tanımdan çok, dönüşmeye devam eden bir müzik alanı olarak ele alıyor. Mekânlar, gece hayatı, ekonomik koşullar ve dinleyicinin şehirde hareket etme biçimleri, festival yapmanın koşullarını da yeniden belirliyor. Akbank Caz Festivali Direktörü Gözde Sivişoğlu ile festivalin geçmiş ile gelecek arasında kurduğu dengeyi, yeni Londra caz sahnesinin etkisini, Türkiye’deki genç müzisyenleri, yeni dinleyici arayışını ve 36 yıl sonra hâlâ “bir dinleyici olarak şaşırabilmenin” neden önemli olduğunu konuştuk. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Gozde-Sivisoglu_Festival-Direktoru_Fayn.png) Gözde Sivişoğlu **Akbank Caz Festivali 36’ncı yılına giriyor. Bir festival bu kadar uzun süre devam ettiğinde, bir yandan kendi hafızasını taşırken bir yandan da güncel kalmak zorunda. Programı oluştururken festivalin geçmişinden korumaya özen gösterdiğiniz ama bir yandan da değiştirmek için çalıştığınız şeyler neler?** 36 yıl çok uzun bir zaman. Bu kadar uzun süre yaşayan bir festivalin en önemli gücünün hafızası olduğuna inanıyoruz. Akbank Caz Festivali’nin geçmişten gelen çok güçlü bir müzisyen, mekân ve dinleyici hafızası var. Bunu korumak bizim için çok önemli. Çünkü festivalin kimliğini yalnızca bugün yaptıklarımız değil, 36 yıl boyunca biriktirdikleri de oluşturuyor. Fakat hafıza hiçbir zaman geçmişte kalmak anlamına gelmiyor tabii ki. Bizim için hafıza, festivalin içeriğinde bu mirası bugünün müziğiyle sürekli yeniden ilişkilendirmek demek. Bir yandan Emin Fındıkoğlu, İmer Demirer ve Sibel Köse gibi Türkiye caz tarihinin önemli isimlerine, James Carter ve Arturo Sandoval gibi caz geleneğini farklı biçimlerde sürdüren müzisyenlere yer verirken; Kassa Overall, Joe Armon-Jones ve Samora Pinderhughes gibi bugünün müziğini dönüştüren sanatçıları da programın doğal bir parçası olarak görüyoruz. Bugün dünyada cazın nerelere dokunduğunu takip ederek hem geçmiş hem gelecek arasında bir köprü kurmaya çalışıyoruz. Değiştirmekten çok dönüştürmeye ve birlikte dönüşmeye gayret ediyoruz. Bu nedenle, bizim için en önemli mesele festivalin hafızasını korurken merakını canlı tutmak oluyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Emin-Findikoglu_Fayn.png) Emin Fındıkoğlu **Bu yılki programa baktığımızda Joe Armon-Jones, Kassa Overall ve Samora Pinderhughes gibi hip-hop ve elektronik müzikle güçlü ilişkiler kuran isimlerden James Carter, Arturo Sandoval ve Emin Fındıkoğlu gibi cazın farklı kuşaklarını temsil eden müzisyenlere uzanan bir seçki var. Sizin için bir müziği ya da müzisyeni “caz festivalinin parçası” yapan şey nedir?** Bunun tek bir formülü olmayabilir diye düşünüyorum. Sadece festivaller için değil sanırım hayatın her alanında önemli olan bir denge kurabilmek ve bu dengeyi güçlü bir şekilde yansıtabilmek oluyor. Festivalinizin, müziğinizin ve işinizin bir parçası bu denge aslında. Cazın en güçlü taraflarından biri zaten sürekli dönüşebilmesi. Doğaçlama, etkileşim, farklı müziklerle ilişki kurma ve kendini tekrar etmeme hâli cazın ruhunda var. O nedenle Kassa Overall’ın hip-hop’la, Joe Armon-Jones’un elektronik müzikle ya da Samora Pinderhughes’un farklı müzikal ve farklı anlatılarla kurduğu ilişkiyi cazdan bir uzaklaşma olarak görmüyoruz. Tam tersine, cazın bugün nasıl yaşadığını gösteren örnekler olarak görüyoruz. Müziğinde bir merak ve özgürlük alanı olması bizi ve seyircilerimizi ilgilendiren önemli unsurlardan biri aslında. Bir müzisyenin sahnede risk alması, kendi sesini araması ve dinleyiciye yeni bir şey söyleme isteği bizim için çok önemli. Festival olarak bu duygunun peşinden gitmeye çalışıyoruz. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Samora_Pinderhughes_Fayn.png) Samora Pinderhughes > “Cazın bugününü anlayabilmek için tarihini bilmek gerekiyor.” **Özellikle Kassa Overall, Sarathy Korwar ve Samora Pinderhughes gibi isimlerde müzik yalnızca estetik bir arayış değil; kimlik ve toplumsal meseleler de öne çıkıyor. Festival programını oluştururken müzisyenin anlattıkları müziğin kendisi kadar belirleyici olabiliyor mu?** Kesinlikle olabiliyor. Müzik bence herkes için her zaman sadece seslerden ibaret değil. Bir sanatçının dünyaya nasıl baktığı, hangi meselelerden beslendiği ve müziğini neden yaptığı da o müziğin bir parçası. Ama burada bir denge olduğunu düşünüyorum. Müziğin kendisinin güçlü ve özgün olması gerekiyor, o müziğin arkasındaki düşünce, hikâye ve sanatçının dünyayla kurduğu ilişki programa başka bir katman ekliyor. Özellikle bugün genç müzisyenlerde bu çok belirgin. Kendi kimliklerini, yaşadıkları toplumu, şehir hayatını ya da kişisel deneyimlerini müziklerinin içine taşıyorlar. Bence bu, cazın tarihsel olarak sahip olduğu ifade özgürlüğünün bugün aldığı biçimlerden biri. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Kassa-Overall_Fayn-1.png) Kassa Overall **Programda dikkat çeken başka bir hat da Momoko Gill, Yazmin Lacey, Joe Armon-Jones ve Kinkajous gibi güncel Britanya sahnesinden isimlerin yer alması. Son on yılda özellikle Londra merkezli yeni caz sahnesi uluslararası ölçekte çok görünür hâle geldi. Siz bu sahnenin caz dinleyicisini ve festival programcılığını nasıl değiştirdiğini düşünüyorsunuz?** Londra sahnesi son yıllarda dünyadaki en heyecan verici müzikal laboratuvarlardan biri hâline geldi. Bunun en önemli nedenlerinden biri, çok farklı kültürlerin ve müzik geleneklerinin aynı şehirde birbirleriyle sürekli temas hâlinde olması. Yeni nesil Londralı müzisyenlerde caz, hip-hop, broken beat, elektronik müzik, dub, afrobeat, soul gibi türler arasında çok doğal bir geçiş görüyoruz. Bu müzisyenler dinledikleri her şeyi müziklerinin içine alıyorlar. Dünyadaki her caz sahnesine dikkat ettiğimiz kadar, Britanya sahnesini dikkatle takip ediyoruz. Şanslıyız ki bu sene British Council desteği ile birçok farklı janrdaki sanatçıyı misafir edebiliyoruz. Ayrıca, bu durum yıllar içinde dinleyiciyi de değiştirdi. Caz dinleyicisi dünyayı, sanatın her disiplinini, yaşadığı şehri takip ediyor. Birçok farklı duygudan, müzikten etkileniyor. Bir dinleyici aynı anda birçok farklı türler arasında dolaşmayı sevebiliyor. Bu farkındalık festivalin içeriği açısından bizim için çok ilham verici. Çünkü dinleyicinin müzikal merakının çok geniş ve önemli olduğunu düşünüyorum. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Kinkajous_Fayn.png) Kinkajous **Bir tarafta Arturo Sandoval ve John Coltrane’in 100\. doğum yılına odaklanan James Carter projesi, diğer tarafta Sasha Berliner, Shuteen Erdenebaatar, Jakob Bänsch, Leo Asal gibi yeni kuşağın temsilcileri var. Festival programında caz tarihine referans veren isimlerle henüz kendi tarihini yazmakta olan müzisyenler arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?** Bu dengeyi aslında bir tür müzikal diyalog olarak düşünüyoruz. Bir festivalin yalnızca geleceğe bakması da yalnızca geçmişe bakması da bize eksik geliyor. Önemli olan bir denge kurabilmek ve körü olabilmek. Cazın bugününü anlayabilmek için tarihini bilmek gerekiyor. Ama o tarihi sürekli yeniden yorumlayan genç müzisyenleri de iyi dinlemek gerekiyor. James Carter’ın John Coltrane’e yaklaşımı bizim için geçmişe dönük bir nostalji değil; Coltrane’in müziğinin bugün bir müzisyende nasıl yeniden hayat bulduğunu görmek. Aynı şekilde Sasha Berliner, Shuteen Erdenebaatar, Jakob Bänsch veya Leo Asal gibi isimleri programa almak da geleceğe dair bir merak. Henüz kariyerlerinin başındalar ama belki birkaç yıl sonra caz tarihinin başka bir bölümünü onların üzerinden konuşacağız. Festival programını hazırlarken biraz da bu karşılaşmaları yaratmaya çalışıyoruz. Kuşaklararası etkileşime çok önem veriyoruz. **Bu yıl ACT Night başlığı altında ACT Music ile ayrıca bir program oluşturulmuş. Robinson Khoury’den Young European Stars’a ve Dhafer Youssef’e uzanan bu seçki, festival içinde küçük bir festival gibi de okunabilir. Böyle bir plak şirketi işbirliğine gitme fikri nasıl ortaya çıktı; ACT’nin bugünkü Avrupa caz sahnesindeki konumunda sizi özellikle ilgilendiren neydi?** ACT Music uzun zamandır Avrupa caz sahnesini yakından takip eden ve sadece bilinen isimlere değil, yeni sanatçılara da alan açan bir yapı. Festivalimizin yaklaşımımızla da burada ciddi bir ortaklık gördük. ACT Night zaten halihazırda ACT Music’in kendi içeriği, Berlin’de gerçekleştirdikleri çok özel bir içerik. Bu içeriğin çok ilham verici ve değerli olduğunu düşünüyoruz. Biz de bunu festivalde birlikte gerçekleştirelim istedik. Tek tek sanatçıları programa dahil etmek yerine, ACT’nin Avrupa cazına nasıl baktığını İstanbul’daki dinleyiciye bütünlüklü bir şekilde göstermek istedik. Robinson Khoury’den Young European Stars’a, Dhafer Youssef’e uzanan programın farklı kuşakları ve farklı müzikal dünyaları bir araya getirmesi de bu nedenle önemli. Bir plak şirketi işbirliğinden çok, Avrupa cazının bugünkü fotoğrafına birlikte bakmak gibi düşünüyoruz. Hatta bu işbirliği sadece bir konser serisi olarak kalmayacak festivalimizde, 29 Eylül’de “Off the Record with ACT Music” buluşması gerçekleştiriyoruz. Bağımsız plak şirket kültürünü konuşacağız, biraz plak dinleyeceğiz, ACT’nin yöneticileri ile bir araya geleceğiz. > “Gençler müziğin türüne değil, ilgisini ne kadar çok çektiğine bakıyor.” **Program yalnızca uluslararası isimleri İstanbul’a getirmiyor. Danae Palaka, VELVELE, Emin Fındıkoğlu +12 ve Sibel Köse’nin Türkiye-Polonya arasında kurduğu proje gibi buradaki sahneye ve farklı kültürel karşılaşmalara alan açan işler de var. Türkiye’deki caz ve doğaçlama sahnesini bugün nasıl görüyorsunuz; festival bu sahnenin gelişiminde nasıl bir rol üstlenmek istiyor?** Türkiye’de çok yetenekli ve çok meraklı bir yeni kuşak var. Özellikle genç müzisyenlerin farklı türleri, farklı coğrafyaları ve farklı üretim biçimlerini takip etmesi bizi çok heyecanlandırıyor. Türkiye’deki caz sahnesinin büyüklüğünü ve üretimini iyi anlamak ve takip etmek gerekiyor. İstanbul başta olmak üzere farklı şehirlerde çok çeşitli doğaçlama müzikler, yeni topluluklar ve türler arası çalışmalar ortaya çıkıyor. Festivalin burada iki yönlü bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Birincisi, Türkiye’den sanatçıların daha geniş bir dinleyiciyle üretimlerinin buluşmasına alan açmak. İkincisi ise onları uluslararası sanatçılarla, farklı ülkelerden müzisyenlerle ve yeni üretimlerle bir araya getirmek. Bazen bir festivalin en değerli çıktısı tek bir konser değil, o konser sayesinde başlayan yeni bir karşılaşma oluyor. Biz de bu karşılaşmaların çoğalmasını istiyoruz. **“Şehrin Caz Hali” uzun süredir festivalin sloganı. Fakat İstanbul’un gece hayatı, bağımsız müzik mekânları, ulaşım alışkanlıkları ve ekonomik koşulları 36 yıl içinde büyük ölçüde değişti. Bugün İstanbul’da festival yapmanın geçmişe kıyasla en zor tarafı ne? Şehirle kurduğunuz ilişki nasıl değişti?** İstanbul her zaman çok dinamik bir şehir oldu ama son yıllarda bu dinamizm çok daha hızlı bir değişime dönüştü. Mekânların değişmesi, ulaşım, ekonomik koşullar, insanların şehirde vakit geçirme biçimleri… Bunların hepsi festival programını doğrudan etkiliyor. 36 yıl önce bir festivalin şehirle kurduğu ilişki ile bugün kurduğu ilişki aynı değil. Artık sadece iyi bir konser programlamak yeterli değil; insanların o konsere ulaşabilmesi, kendini orada rahat hissetmesi ve festival deneyiminin bütünü önemli. Ama “Şehrin Caz Hali” ifadesinin hâlâ çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Çünkü İstanbul’un kendisi değiştikçe festivalin şehirle kurduğu ilişki de değişiyor. Biz de festivali tek bir merkezde değil, mümkün olduğunca şehrin farklı noktalarına yayılan bir deneyim olarak düşünmeye devam ediyoruz. Bu kadar hızlı değişen bir şehirde kalıcı bir bağ kurabilmek bazen zorlu olsa da bu bağı her zaman canlı tutmak aynı zamanda çok heyecan verici ve keşif dolu oluyor. **Caz festivallerinin önündeki önemli meselelerden biri de yeni ve daha genç bir dinleyici yaratmak. Özellikle bu yılki türler arası programın buna güçlü bir kapı açtığı görülüyor. Akbank Caz Festivali’nin mevcut seyircisinin dışında ulaşmak istediğiniz bir dinleyici var mı? Genç kuşağın festivale ve genel olarak caza yaklaşımında nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?** Elbette var. Yeni dinleyici yaratmayı tüm festivallerin en önemli sorumluluklarından biri olarak görüyoruz. Dünyadaki önemli caz festivallerine baktığımızda da benzer bir dönüşüm görüyoruz. Genç bir dinleyiciye “şunu dinlemelisin” demenin çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Dünyada da birçok festivalin artık bu yaklaşımın ötesine geçtiğini görüyoruz. Gençlerin zaten dinlediği müziklerden yola çıkarak onları cazın farklı dünyalarıyla buluşturmak çok daha doğal bir yol. Bir genç elektronik müzik dinliyorsa oradan cazın elektronikle kesiştiği bir müzisyene, hip-hop seviyorsa caz ve hip-hop arasındaki ilişkiye, alternatif müzik dinliyorsa doğaçlamaya uzanan bir yol açabilirsiniz. Bence genç dinleyicinin en önemli farkı, müzik türlerine bizim geçmişte alıştığımız kadar katı sınırlar koymaması. Bugün bir müzisyeni dijital bir platformda dinlediğinde, çoğu zaman önce “Bu hangi tür?” diye bakmıyor. Müzik ilgisini çekiyorsa onu dinliyor ve oradan başka bir müziğe geçiyor. Festival programcılığının da bu özgürlüğü takip etmesi gerekiyor. Dünyadaki birçok önemli caz festivali de programlarını bu nedenle giderek daha melez bir yapıya taşıyor. Biz de Akbank Caz Festivali’nde cazın bu genişleyen dünyasını görünür kılmayı ve farklı müziklerden gelen dinleyicilerin kendilerini programın içinde bulabilecekleri alanlar yaratmayı önemsiyoruz. Bence yeni dinleyici kazanmanın en güçlü yollarından biri de tam olarak bu: Dinleyiciyi değiştirmeye çalışmak yerine, onun zaten sevdiği müziklerden caz dünyasına yeni kapılar açmak. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Jakob_Manz_Fayn.png) Jakob Manz **Son olarak sizi biraz festival direktörlüğünden çıkarıp müzik dinleyicisi Gözde Sivişoğlu’na soralım: Bu yılki programdan, işiniz gereği değil de tamamen kişisel merakınızla seyircilerin arasına karışıp izleyeceğiniz üç konser hangileri olurdu?** Bu soru benim için en zor olanı çünkü programın tamamına çok fazla emek verdik ve her konserin başka bir nedeni var. Ama tamamen kişisel merakıma göre dört isim seçmem gerekirse: Sasha Berliner, Jakob Manz, Kassa Overall ve Samora Pinderhughes. JazzTimes tarafından “genç bir malet ustası” olarak tanımlanan, ödüllü bir vibrafoncu ve besteci Sasha Berliner sahnedeki enerjisini, Almanya’nın en gözde caz müzisyenlerinden biri olan Jakob Manz liderliğindeki Young European Stars’ın özgün doğaçlamalarını heyecanla bekliyorum. Kassa Overall’ın hip-hop, caz ve elektronik müzik arasında kurduğu dil beni çok meraklandırıyor. Samora Pinderhughes ise müziğiyle anlattığı hikâye ve sahnedeki ifade biçimi açısından çok özel bir yerde duruyor. Ama tabii ki festival zamanı bu dört konserle sınırlı kalmayacağım. Çünkü program yaparken bir müzisyeni defalarca dinliyorsunuz, sonra onu sahnede izlediğinizde bambaşka bir şeyle karşılaşabiliyorsunuz. Festival direktörü olmanın en güzel taraflarından biri de hâlâ bir dinleyici olarak şaşırabilmek. 🎷 Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### GTA VI çılgınlığı: Bir video oyunu nasıl küresel fenomene dönüştü? URL: https://www.fayn.press/gta-vi-cilginligi-bir-video-oyunu-nasil-kuresel-fenomene-donustu/ Last updated: 2026-08-29T07:24:10.000Z 13 yıldır sabırsızlıkla beklenen aksiyon-macera video oyunu Grand Theft Auto VI (GTA VI), henüz piyasaya sürülmeden dünya çapında tüm eğlence endüstrisini sarsan devasa bir popüler kültür olayına dönüştü. Öyle ki ABD Ordusu’na bağlı 3\. Piyade Tümeni’nde, sözleşmesini 2 ila 6 yıl uzatan askerlere GTA VI’nın çıkış gününde oynayabilmeleri için resmi olarak dört günlük [özel izin hakkı tanındı.](https://www.nbcnews.com/politics/trump-administration/army-unit-reenlist-grand-theft-auto-game-rcna593589?ref=fayn.press) Rockstar Games şirketinin geliştirilmek için bir milyar doları aşan bütçe ayırdığı oyunun çıkış tarihi 19 Kasım 2026 olarak kesinleşti. Çıkışı daha önce iki kez ertelenen oyunun 6 Mayıs 2025’te yayınlanan ikinci fragmanı, ilk 24 saatte 475 milyon [izlenmişti](https://www.hollywoodreporter.com/business/digital/grand-theft-auto-6-trailer-views-record-1236210396/?ref=fayn.press). Bu büyük heyecanı şimdi de oyun tarihinde eşi görülmemiş bir pazarlama hamlesi takip ediyor. Oyunun *Grand Theft Auto VI: An Extended Look* adlı yeni tanıtımı geleneksel video platformlarından önce ilk kez 27 Ağustos’ta Netflix’te yayınlanacak. Bir video oyununun yeni tanıtımının adeta bir boks maçı veya dev bir Hollywood prömiyeri gibi sunulması akıllara şu soruyu getiriyor: Bir video oyunu nasıl bu kadar büyük bir imparatorluğa dönüştü? ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Jason_and_Lucia_Robbery_landscape.jpg) Oyun karakterlerinden Jason ve Lucia ## GTA’nın doğuşu ve Rockstar hikayesi Grand Theft Auto’nun hikâyesi, programlama ya da oyun geliştirme eğitimi bulunmayan Sam ve Dan Houser kardeşlerin sinema tutkusuyla başladı. İngiliz kardeşler, suç filmlerinde rol alan anneleri Geraldine Moffat ile müzisyen babaları Walter Houser’ın etkisiyle büyüdü. Çocukluk yıllarında Amerikan suç filmleri ve gangster sinemasıyla tanışan ikiliden Sam video oyunlarına, Dan ise edebi hikâye anlatımına ilgi duyuyordu. Sam'in üniversite yıllarında video oyunu dağıtımcısı BMG Interactive’de çalışmaya başlamasıyla kardeşlerin yolu oyun sektörüyle kesişti. 1990’ların ortasında İskoç stüdyo DMA Design’ın geliştirdiği Race’n’Chase adlı oyun ile karşılaştılar. Sam projedeki sıradan polis-suçlu kovalamacasını kanun kaçağı olma fikrine dönüştürdü. Dan ise hikâye, karakterler ve kara mizah örgüsünü inşa etti. Proje 1997’de Grand Theft Auto adıyla piyasaya çıktı. Merkezine aldığı suç teması nedeniyle büyük tartışmalar yaratsa da yaklaşık 1,5 milyon kopya sattı. Kardeşlerin 1998’de kurduğu oyun şirketi Rockstar Games, oyunları yalnızca teknik yazılımlar olarak görmüyordu. Şirketin vizyonu sinema, müzik ve popüler kültürden beslenen interaktif oyunlar tasarlamaktı. Ekip, 1999 yılında piyasaya sürdüğü GTA II ile ilk oyunun başarısını katlayarak 2 milyondan fazla satışa ulaştı. ## Tüm zamanların en çok satan ikinci oyunu Asıl büyük kırılma noktası ise 2001’de çıkan GTA III oldu. GTA III, oyuncuların her köşesini keşfedebildiği, istediği sokağa girebildiği interaktif ve üç boyutlu bir dünya sundu. Modern video oyunlarının standartlarını belirleyen GTA III 14 milyondan fazla sattı. Ardından gelen GTA: Vice City ve GTA: San Andreas adlı iki devam oyunu, bu formülü daha da geliştirerek GTA’yı küresel bir fenomene dönüştürdü. 2008’de stüdyonun kendi tescilli oyun motoruyla geliştirdiği GTA IV, ilk gününde yaklaşık 310 milyon dolarlık satış gerçekleştirdi. 2013’te gelen GTA V, Amerikan rüyasının karanlık yüzünü işleyen sert bir hicivdi. Yapım, ilk üç günde bir milyar dolarlık bir hasılata ulaştı. Ardından gelen GTA Online modu sayesinde de tek seferlik bir video oyunu olmaktan çıkıp 10 yıldan uzun süredir aralıksız para basan küresel bir ekonomik güce dönüştü. GTA V tek başına 230 milyondan fazla kopya sattı. Serinin toplam satışları ise 475 milyona yaklaştı. Ayrıca PS3, PS4 ve PS5 olmak üzere üç ayrı konsol neslinde de satış rekorlarını sürdürdü. GTA, Minecraft’ın ardından tüm zamanların en çok satan ikinci oyunu olma unvanını koruyor. ## Şimdi sıra GTA VI’da: Netflix şovu GTA VI’ya yönelik büyük beklenti, serinin ulaştığı devasa ölçeği gösteriyor. Ünlü Amerikalı suç çifti Bonnie ve Clyde’ın 1930’larda banka soyup cinayet işleyerek geçirdikleri maceralı hayatlarından esinlenen oyunda, Lucia adlı kadın karakter de başrollerden biri olacak. Lucia, GTA serisinin tarihinde oyuncuların kontrol edebileceği ilk kadın baş karakter olacak. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Jason_and_Lucia_02_landscape-1.jpg) Oyun karakterlerinden Jason ve Lucia Oyuna yönelik ilginin boyutu yalnızca fragmanların saatler içinde milyonlarca kez izlenmesiyle sınırlı değil. Tanıtımda kullanılan The Pointer Sisters şarkısının dinlenmeleri bile yüzde 182 bin arttı. Tüm bu göstergeler, oyunun geliştirme sürecindeki ertelemelere rağmen oyuncular arasındaki heyecanın canlı kaldığını ortaya koyuyor. 🦉 Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Semyon Aralov: Millî Mücadele döneminde Lenin tarafından Ankara’ya gönderilen büyükelçi URL: https://www.fayn.press/semyon-aralov-milli-mucadele-doneminde-lenin-tarafindan-ankaraya-gonderilen-buyukelci/ Last updated: 2026-08-31T06:14:10.000Z Rusya Federasyonu’nun Ankara Büyükelçiliği, 30 Ağustos Zafer Bayramı’na henüz 11 gün varken, 19 Ağustos’ta X hesabından bir [mesaj yayınladı.](https://x.com/RusEmbTurkey/status/2090111436827635936?ref=fayn.press) Mesaj, Millî Mücadele döneminde bizzat Lenin tarafından Ankara’ya gönderilen büyükelçi Semyon Aralov’un anılarından bir kesitti: *“1922 yılının yaz ayları Türkiye’de, Türk ordusunun İngiliz Yunan istilacılarına karşı geniş bir genel taarruz hazırlığıyla geçti.* *Taarruz büyük bir gizlilik içinde hazırlanıyordu. Kemal Paşa’nın cepheye giderken, köşkünde meclis üyelerine bir çay partisi vereceğini etrafa yaydığı ve bu durumun gazetelerde resmî olarak ilan edildiği yazılmaktadır. Bu doğrudur. Ama bundan başka Mustafa Kemal Paşa, elçiliğimizde onun da katılacağı büyük bir kabul töreni düzenlememizi, bunu bütün Ankara’ya yaymamızı, öteki devlet elçilerini de kabul törenine çağırmamızı benden rica etti. Herkes toplanıp Mustafa Kemal’in gelişini beklediği sırada yaveri gelerek Mustafa Kemal’in biraz rahatsız olduğunu ve gelemeyeceğinden ötürü özür dilediğini haber verdi. Mustafa Kemal ise bu sırada gizlice cepheye, Konya’ya hareket etmişti.* *Sonraları, bazı kuşkuculara şöyle dedim, görüyor musunuz, Mustafa Kemal bize, Sovyet temsilcilerine ne büyük bir güven gösterdi.”* Rus Büyükelçiliği bu paylaşıma “Unutmuyoruz” etiketini de eklemeyi ihmal etmedi. Belki de biraz “unutmayın” demek istedi. Zira dünyada dengeler değişiyor, ittifaklar yeniden şekilleniyor ve bütün bunlar da Ankara-Moskova ilişkilerini yakından ilgilendiriyor. ## “Unutmuyoruz” vurgusu Son günlerde Türkiye-Rusya ilişkilerine dair önemli noktalardan biri, 7-8 Temmuz’da NATO’nun Ankara Zirvesi’nde alınan kararlardı. Zirvede, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle başlayan ve beşinci yılını doldurmak üzere olan savaşta Kiev yönetimine 140 milyar euroluk destek paketi de açıklanmıştı. [Sülale Ankara’da toplandı: NATO’nun eski düzeni resmen bittiAnkara’daki NATO Zirvesi, ittifakın yeni düzeninin pazarlığıydı. Liderler masada güvenliği konuştu, birkaç salon ötede milyarlarca dolarlık silah pazarlıkları yapıldı. Avrupa’nın daha fazla rol üstleneceği yeni NATO düzeninde Türkiye kazananlarından biri olmanın hesabının peşindeydi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-a17594f8-1f2f-4374-a395-62613ddfffdb.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/nato-summit_fayn-2-f1c0f74d-1439-4dd8-8c37-195fef3cac75.webp)](https://www.fayn.press/ankarada-sulale-toplaniyor-natonun-eski-duzeni-resmen-bitiyor/) Ama daha önemlisi S-400 meselesi var. Türkiye’nin 2019’da Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi almasının ardından Washington Ankara’yı ABD’nin “hasımları” için uyguladığı CAATSA yaptırımları kapsamına aldı. Türkiye, projesinde yer aldığı beşinci nesil savaş uçağı F-35 programından da çıkarıldı. Yerli savaş uçağı KAAN’ın ilk etabı için gerekli ABD yapımı F110 motorları da hâlâ onay bekliyor. Ankara’daki NATO zirvesi kapsamında gerçekleşen Cumhurbaşkanı Erdoğan-ABD Başkanı Trump görüşmesinden bu sorunların çözümü konusunda olumlu mesajlar gelmiş, zirvenin hemen ardından S-400’lerin üçüncü bir ülkeye satılacağı iddia edilmişti. [S-400’ler: Geldikleri gibi gidiyorlar mı?Hem F-35 hem de diğer savunma sanayii alanlarında Türkiye ile ABD arasında kriz haline gelen Rus yapımı S-400 hava savunma sisteminin, üçüncü bir ülkeye gönderileceği konuşuluyor. Sistem, Rusya’dan 2019’da alındı, uzun yıllar “paketi bile açılmadı” diye tartışıldı, anlaşılan şimdi de gidiyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-ec0e1bc4-fe7f-4a07-8602-a1bc58462c23.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/s400ler-satildi_fayn-2-ad4f6965-77fc-4e20-9d98-468ad4c7d227.webp)](https://www.fayn.press/geldikleri-gibi-gidiyorlar-mi/) O günlerde “bugün-yarın açıklanacak” denilerek televizyonlarda uzun uzun tartışılan S-400 satışı konusu hâlâ açıklığa kavuşmadı. Zira böyle bir satış için Rusya’nın onayı, tabii öncelikle de Putin’in ikna edilmesi gerekiyor. Bu başlıklara bir de ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşı, İsrail’in bölgeyi istikrarsızlaştıran saldırılarını, Ermenistan-Azerbaycan yakınlaşmasını eklerseniz Ankara ile Moskova’nın ajandasının kabarık olduğunu görürsünüz. Enerji ve Karadeniz’in güvenliği gibi işbirliği alanları da mevcut. Aslında ikili ilişkilere hakim olan fikrin, “Birbirimize ihtiyacımız var ama birbirimize de bir türlü güvenemiyoruz” olduğunu söylemek mümkün. İşte bu ortamda, Rusya Büyükelçiliği’nin “unutmuyoruz” etiketini de *“Biz Millî Mücadele yıllarından size çok destek vermiştik, Mustafa Kemal Paşa da Sovyet elçisi Aralov’a ne kadar büyük güven duyuyordu, ortalık karışık, unutmayın ha!”* diye okumak mümkün. Peki Rusya’nın, işgal yıllarında Ankara’ya desteği neydi, Semyon Aralov kimdi, Lenin onu görevlendirirken neler demişti? Aralov anılarında neler anlatıyor? ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Ilg--n-manevralar---1.jpg) Sovyet Rusya elçisi Aralov, Nisan 1922'deki Ilgın Manevralarını, Mustafa Kemal Paşa'nın hemen arkasında izledi. ## Kırılma anı: Sakarya zaferi 1921 yılı Kasım ayında henüz Sovyet Rusya’da yeni rejimin inşa çalışmaları devam ediyordu. Menşeviklerin, iktidara gelecek kadar güçlü olduğu tek yer olan Gürcistan’ı Şubat ayında işgal eden Bolşevikler, bir yandan da doğudaki Japon işgalini sonlandırmak için çalışıyordu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurulmasına daha bir yıldan fazla zaman vardı. Ama Vladimir İlyiç Lenin’in bir gözü de güneydeydi. Düşmanı olarak gördüğü Batılı emperyalist güçlerin Anadolu’daki işgali sürüyordu. Moskova, sadece iki ay önce Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Türk ordusunun, Anadolu’nun içlerine ilerlemek isteyen Yunan ordusuna karşı kazandığı Sakarya zaferinden sonra atılacak adımları tartışıyordu. Top seslerinin Ankara’dan duyulduğu bu savaş sonunda gelen zafer, dünyada olduğu gibi Moskova’da da Ankara hükümetine karşı bakışı değiştirmiş, yeni Türk hükümetinin zafere ulaşabileceği izlenimini vermişti. Moskova’nın Ankara’ya yardımları Haziran 1920’de başlamıştı ama Sakarya zaferinden sonra arttı. Tarihçi yazar Dr. Selim Erdoğan, Ankara ile Moskova arasındaki yakınlaşmanın bir çıkar ilişkisi olduğunu söylüyor: > *“Moskova, bizim ne kara kaşımıza kara gözümüze hayrandı ne de Bolşevizm’i Anadolu’da yayıp da daha sınıf bilinci olmayan Anadolu insanını komünist yapmak gibi bir amacı vardı. Çarlık yanlısı Beyaz Rus Ordusu’nu iç savaşta destekleyen İngiltere, Fransa gibi emperyal kuvvetlere karşı koyması gerekiyordu. Güçlü bir Osmanlı’ya ya da o olmazsa Türk devletinin güçlü bir ordusuna ihtiyacı vardı.”* Bolşevik Rusya ciddi bir abluka altındaydı. Sadece güney cephesi açıktı. Türkiye'de devam eden Millî Mücadele kaybedilirse abluka tamamlanmış olacaktı. İngilizler Anadolu’ya hakim olamasın diye Ankara’yı desteklemeye karar vermişlerdi. Tam da bugünlerde Litvanya’da Rus elçisi olarak görev yapan bir isim Moskova’ya çağrıldı: Semyon İvanoviç Aralov. ## “Çarlık’ın savaşları güvensizlik yarattı, sabırlı olun” Aralov, Ekim Devrimi’nden sonra Bolşeviklerin safına katılan eski bir askerdi. İç savaşta Lev Troçki’nin kurduğu Kızıl Ordu’ya bağlı istihbarat teşkilatının ilk başkanı oldu. Devrimci Askeri Konsey üyesiydi. Sovyet-Polonya Savaşının ardından yapılan barış görüşmelerine katıldı. Ona yeni görevini teklif edecek kişi, kısa bir süre önce Ankara ile dostluk anlaşmasına imza atan Dışişleri Komiseri Georgi Çiçerin’di. Aralov, elçi olarak Ankara’ya gönderilecekti. Aklından geçen ilk düşünce şu oldu: *“Ciddi bir iş, büyük bir sorumluluk. Acaba üstesinden gelebilecek miyim?”* Aralov o günden itibaren notlar tutmaya başladı. Bu notları 1960 yılında *Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları: 1922 - 1923* adıyla yayınladı. Kitap, Anadolu’daki istiklal mücadelesine Sovyet Rusya’nın bakış açısını anlamak açısından önemli. Semyon Aralov, Ankara’ya hareket etmeden önce asıl görüşmeyi devrimin lideri Lenin ile yaptı. Aralov, eski bir asker olduğu için özellikle seçilmişti. Lenin’in Aralov’a çizdiği Anadolu tablosu şöyleydi: > *“Türkler, milli kurtuluşları için savaşıyorlar. Bunun için Merkez Komitesi, askerlik işlerini bilen birisi olarak sizi oraya gönderiyor. Emperyalistler Türkiye’yi soyup soğana çevirdiler, hâlâ da soyuyorlar. (…) Mustafa Kemal Paşa tabii ki bir sosyalist değildir. Ama görülüyor ki iyi bir teşkilatçı. Kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare ediyor. İlerici, akıllı bir devlet adamı. Kendimiz fakir olduğumuz halde Türkiye’ye maddi yardımda bulunabiliriz. Bunu yapmamız gereklidir.”* Lenin’in bu görüşmede Aralov’a önemli tavsiyeleri de vardı: > *“Çarlık Rusyası, yüz yıl boyunca Türklerle savaştı. Bu tabii, Rusya’nın Türkiye’nin amansız düşmanı olduğuna dair propagandalarla halkın hafızasında derin izler bıraktı. Güvensizlik ağır geçer. Sabırlı, nazik, güler yüzlü ve dikkatli olunuz. Halka saygı gösteriniz. Dil öğreniniz.”* ## Moskova’dan Ankara’ya doğru Aralov bir ekiple beraber Aralık ayı sonunda yola çıktı. Batum üzerinden denizyolu ile Samsun’a ulaştı.Oradan da Ankara’nın yolunu tuttu. Yolda kaymakamlarla, esnafla, köylülerle yaptığı konuşmaları tek tek not aldı. Bu notlarda Rusya’dan gelen topların, Türkler arasında Rusya’ya bakışı değiştirdiğini yazıyor. Lenin’i herkesin tanımasına şaşırıyor: > *“Konuştuğum bir köylü, ‘Ruslar iyi insanlar. Çar’ı kovdular, derebeyini de kovdular. Bize yardım ediyorlar’ dedi. Bu bizi duygulandırdı. Türk köyünde ne gazete var ne propagandacılar. Ama köylüler bütün meselelerimizi biliyorlar, Lenin’i biliyorlar, işçi köylü iktidarını biliyorlar.”* Aralov, Ocak’ın son günlerinde Ankara’ya ulaştı. Mustafa Kemal Paşa ile ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: > *“Gazi Mustafa Kemal ile ilk karşılaşmamız 30 Ocak 1922 tarihinde oldu ve çok dostça geçti. Yeni Türkiye’nin lideri beni çok sade bir şekilde kabul etti. Bana, ‘Ortaklaşa amacımız emperyalizmle savaşmak, doğu halklarını sömürgecilerin boyunduruğundan kurtarmaktır. Müşterek çabalarımızla başarıya ulaşacağımıza inanıyorum. Rusya’nın ve büyük lider Lenin’in Türkiye’ye yaptığı yardımlar için teşekkür ederim’ dedi.”* ## “Mustafa Kemal’in gözleri çeliktendi” O günlerde dünyadaki birçok kişi gibi Aralov’un da kişiliğini merak ettiği bir isimdi Mustafa Kemal. Notlarında ilk görüşmelerindeki izlenimlerini de kaleme almış: > *“Mustafa Kemal’in bütün dış görünüşüne tonunu veren ve güçlü iradesini gösteren gözleri çeliktendi. Benim ilk konuşmamı dinlerken onları böyle görmüştüm. Masanın başına geçip küçük fincanlarla koyu kahvemizi içerken gözleri biraz koyulaştı, daha yumuşak, daha tatlı bir hâl aldı. Bu ayrımı bundan sonraki karşılaşmalarımızda da hem yalnız benimle değil, onun yakın çevresindeki kişilerle, İsmet ve Fevzi Paşalarla olan konuşmalarında da gördüm. Savaş vazifelerini çözümlerken yanında bulunduğum anlar olmuştu. Bu sıralarda gözleri karşısındakini görmüyor izlenimi verirdi.”* ## Millî Mücadele’de Sovyet yardımları Millî Mücadele’de Sovyetlerden gelen yardımlar hep konuşulur. Selim Erdoğan, *Büyük Taarruz / Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu* kitabında bunun bir dökümünü yapmış. Farklı kaynaklarda değişik sayılar da var ama hepsi birbirine yakın. - Tüfek: 36 bin 316 - Ağır ve hafif makineli tüfek: 297 - Top: 70 - Piyade tüfeği mermisi: 43 bin 619 sandık - Top mermisi: 142 bin 884 - Top kaması: 11 - El bombası: 4 bin 323 - Gaz maskesi: 19 bin 359 Selim Erdoğan, bu yardımların ordu için ne anlama geldiğini de şöyle açıklıyor: > *“Kullandığımız tüfek ve tüfek mühimmatın yüzde 37’si, kullandığımız top ve Anadolu’da İmalat-ı Harbiyenin top kaması takarak ya da mevcut toplara gönderilen kamalar sayesinde kullanılabilir hale getirdikleri topların toplam yüzde 20’si, ağır makinalı tüfeklerin yüzde 11’i Sovyet Rus yardımlarıyla gelmiştir.”* İstanbul Üniversitesi’nden tarihçi Prof. Dr. Cezmi Eraslan, Aralov’un gerek askerî yardımların gerekse tarafların birbirine bakışının daha uyumlu olmasında katkısının olduğunu söylüyor. Ama yardımlarla ilgili önemli bir ayrıntıyı da hatırlatıyor: > *“Sovyet hazinesinden çıkmamış olmakla beraber, Türkiye'nin istediği para yardımı da Buhara Özerk Cumhuriyeti üzerinden ama yine Sovyet hükümeti vasıtasıyla Türkiye'ye ulaştırılmıştır. Tabii Sovyet yönetiminin bu para naklinden hak ettiklerinin çok çok üstünde bir komisyon aldıklarını da unutmamak gerekir.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Mustafa-Kemal-Pa--a-Aralov-1.jpg) Mustafa Kemal Paşa'nın sol tarafında Sovyet Rusya elçisi Aralov, sağ tarafındaysa Azerbaycan elçisi Abilov yer alıyor. ## Taarruza aylar kala güç gösterisi Aralov’un Türkiye günlerinden kalan fotoğraflar genellikle 1922’nin Nisan ayında Ilgın’da gerçekleştirilen süvari manevraları, yani tatbikatları sırasında çekilmiş. Aralov bu geziye Mustafa Kemal Paşa ile birlikte katıldı. Tatbikatın öncesi, sonrası ve yaşananlara ait birçok ayrıntıyı hatıratında anlatıyor. Bu gezide önemli bir isim daha var. Mustafa Kemal Paşa ile Aralov’un görüşmelerine çoğunlukla katılan Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Abilov. Gezi sırasındaAkşehir’de çekilen fotoğrafta Mustafa Kemal Paşa’nın bir yanında Sovyet Rusya Elçisi Aralov, diğer yanında Azerbaycan Elçisi Abilov var. Mustafa Kemal Paşa, zorluklarla kurulan ordunun geldiği noktayı Ruslara da göstermek istiyordu. Bu seyahatte Aralov ve Abilov’u, nalbant okuluna, imalat-ı harbiye atölyelerine götürdü, süvarilerin manevralarını izletti. Fahrettin (Altay) Paşa komutasındaki süvari kolordusu mevcudiyeti, 550 subay, 9 bin 900 er, 9 bin 480 hayvan, 6 bin 450 tüfek, 48 makineli tüfek, 16 top ve 4 bin 800 kılıçtı. 26 Ağustos 1922’de başlayacak Büyük Taarruz’dan önce gerçekleşen tatbikatta süvarilerin uyumu ve eğitim düzeyi izleyenleri etkiledi. Mustafa Kemal Paşa’nın isteğiyle Aralov, askerlere hitaben bir konuşma yaptı: > *“Yiğit ve cesur askerler, size Kızıl Ordu erlerinin savaş selamını getirdim. Gazi Mustafa Kemal Paşanız, Rus askerlerinin ve Sovyet halkının topraklarından 14 ülkenin emperyalistlerini, bu arada Ukrayna’dan da Yunanlıları attığını ve kendi yurdunu kurtardığını söyledi. Rus işçileri ve köylüleri iktidarı ellerine aldılar ve yeni bir devlet kuruyorlar. Değerli dostlarım, sizin de yeni Türkiye’nin düşmanlarını yenmenizi, aziz yurdunuzu kurtarmanızı, İzmir ve İstanbul şehirlerini geri almanızı dilerim. Kızıl Ordu, sizin de yiğitlerinizle orduya ve bağımsız Türkiye’ye şeref kazandıracağınıza inanmaktadır.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Zafer-ordusunun-s--varileri-1.jpg) Ciddi bir eğitim sürecinden geçen süvariler, 30 Ağustos'ta zaferin kazanılmasında etkili oldu. ## Büyük Zafer’den sonra ilk buluşma Türk ordusu 30 Ağustos 1922’de Yunan işgal ordusunu Dumlupınar’da bozguna uğrattı, 9 Eylül’de de İzmir kurtarıldı, Mustafa Kemal Paşa, 2 Ekim’de Ankara’ya döndü, 11 Ekim’de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Aralov, tüm bu süreç boyunca Ankara’daydı. Aralov’un kafasında soru işaretleri vardı, bizzat Mustafa Kemal Paşa’ya sordu. Kitabında o konuşmayı şöyle anlatıyor: > *“Türk ordusu Yunan cephesini yarıp Ege Denizi ile Marmara Denizi’ne ve Boğazlara doğru ilerlerken, biz elçilikte Türk ordusunun İstanbul’a gireceğine, Boğaz’ın Anadolu yakasını ve doğu Trakya’yı işgal edeceğine inanıyorduk. Ankara’ya dönüşünden sonra Mustafa Kemal Paşa ile karşılaştığım zaman ona bu meseleyi sordum. Mustafa Kemal, İstanbul’a girmenin imkansız olduğunu bana anlatmaya çalıştı. ‘Ordu yorulmuştu, ayrıca ordunun ana üsle bağlantısının kesilmesi tehlikesi de belirmişti. Sonra İngilizlerin durumu da açık değildi. Mudanya Anlaşması, Ankara için stratejik bakımdan olduğu kadar politik bakımdan da başarıdır’ dedi.”* Prof. Dr. Cezmi Eraslan’a göre Rusların böyle bir beklentide olmalarının sebebi Boğazlar hakkındaki tarihi niyetleri: > *“Rusların genel beklentisi, kendi güvenlikleri ve emperyal faaliyetleri için kadim politikası, boğazlar üzerinden sıcak denizlere inme, dolayısıyla boğazları bir şekilde kontrol etme esasına dayanır. Şimdi destek verdikleri mücadelenin sonunda galip kuvvetlerin doğrudan boğazlar üzerine yürümesi onların beklediği bir şey elbette. Burada Mustafa Kemal Paşa'nın gerçekçi yaklaşımını görmek gerekir. Yani orduyu İstanbul tarafına geçirirseniz yani çarpışır ve geçirirseniz Anadolu'da birtakım problemler ortaya çıkabileceği endişesi vardır. Çanakkale ve İstanbul Boğazları bölgesine giriş ya da hareket emri verildiği zaman da Türk askerine silahların namlusunu yere çevirerek yürüme emri verilmiştir. Yani biz burayı alacağız ama savaşsız ya da sizinle araya kan koymadan almak istiyoruz mesajı İngiltere tarafına verilmiştir. Savaşla alınsa idi Türkiye'nin batıya yanaşması, daha sonra Batı'yla işbirliği yapması pek mümkün olmayacaktı.”* ## Aralov’un dönmesine neden olan olaylar Semyon Aralov, anılarında sık sık Türkiye Büyük Millet Meclisi İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey ile fikir ayrılıklarına yer veriyor. Rauf Bey, Birinci Balkan Savaşı sırasında komuta ettiği Hamidiye Zırhlısı ile ün yapmıştı. Hamidiye Kahramanı olarak tanınıyordu. Ama Mondros Mütarekesi’ne Osmanlı adına imza atan da o olmuştu. Bir süre İngilizler tarafından Malta’ya sürgün edilse de ilk andan itibaren Millî Mücadele’de yer aldı. Cumhuriyet’in ilanından sonra ise Atatürk ile yolları ayrıldı. Aralov kitabında, onun başından beri Mustafa Kemal’e karşı olduğunu düşündüğünü not etmiş. Türkiye’den ayrılmasına yol açan süreci de Rauf Bey’e bağlamış: > *“Bardağı taşıran damla, Rauf Bey’in güya ‘prestijini sarsmak amacıyla Mustafa Kemal Paşa ile mücadele etmek için Türk komünistlerini örgütlediğim’ yolunda Atatürk’e söylediği iftira ve yalanlar oldu.”* Prof. Dr. Cezmi Eraslan ise farklı bir noktaya vurgu yapıyor: > *“Rauf Bey'le fikir ayrılıkları söz konusu olmuştur. Dolayısıyla çok açık ve net ifade edilmese de, kaynaklara yansımasa da hükümetin, Aralov’un Lozan Konferansı sırasında, özellikle Boğazlar konusundaki sürece müdahil olma çabalarından rahatsız olarak bunu ifade etmiş olmaları son derece muhtemeldir.”* Semyon Aralov 1923’te, ancak henüz Cumhuriyet ilan edilmemişken Ankara’dan ayrıldı. Atatürk ile son karşılaşmaları Rus elçiliğindeki bir davette gerçekleşti. ## Aralov’lu mesajın hatırlattıkları İşte yazının başında bahsettiğimiz, Rus Büyükelçiliği’nin “unutmuyoruz” vurgusu yaparak sözlerini paylaştığı Sovyet elçisi Aralov’un Kurtuluş Savaşı ile ilgili notları böyle. Aralov, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik döneminde Ankara’daydı. Türkiye yıllarına dair anılarını da 1960’ta kaleme aldı. Kitabı, Soğuk Savaş’ın atmosferinin izlerini de taşıyor. Stalin’in II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye’yi Batı’ya iten tehditlerinden hiç bahsetmeyip, Atatürk sonrası politikaları eleştirerek bitiriyor: > *“Gazi Mustafa Kemal Paşa zamanında cumhuriyetçi Türkiye feodal ayak bağlarıyla birlikte emperyalist esareti de kaldırıp atmıştı, oysa Türkiye’nin sonraki yöneticileri ABD ve diğer devletler ile politikalarını değiştirdi. (…) Bu tür politikaların Türkiye’yi mahvedebilecek derecede tehlikeli bir yol olduğunu söylemeye gerek var mı? Türkiye’nin çıkmazdan kurtuluşu için yol birdir. Mustafa Kemal Atatürk’ün politikasına dönüş, ülkenin siyasal ve ekonomik bağımsızlığının yeniden kurulmasına, Türk halkının ulusal çıkarlarına uygun barışsever dış politikaya dönüş.”* Kim bilir, belki de bugün Rusya Büyükelçiliği’nin, Aralov’u hatırlatarak vermek istediği mesaj bu son cümlelerde gizlidir. *Not: Türkçeye çevrilen “Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları: 1922 - 1923” kitabı, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan baskılarıyla bugün halen raflarda.* 🦉 Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Yiyebilsek de beslenemiyoruz: Sebze ve meyvelerin besin değeri neden eridi? URL: https://www.fayn.press/yiyebilsek-de-beslenemiyoruz-sebze-ve-meyvelerin-besin-degeri-neden-eridi/ Last updated: 2026-08-31T14:24:16.000Z Çarşıda, pazarda, hastane önünde konuştuğumuz 65 yaş üstü insanlardan sık sık duyduğumuz bir şikayet var: “Doktor, bol bol meyve ye, dedi ama hem pahalı hem eski tadı yok hem de çocukluğumuzda olduğu gibi bol değil, var olan da bir garip…” Bu şikayetlerinde yalnız değiller. Üstelik doktorlar da onlarla hemfikir. Onlar da “Artık yaşlılara vitamin almak için bol bol meyve ye diyemiyoruz o yüzden vitamin hapı yazmak zorunda kalıyoruz,” diyorlar. Evine kilo kilo meyve götürebilecek ekonomik güçte olanlar bile, aslında vitamin haplarına mahkum olmadıklarını sanmamalı. Zira artık ne tüketirsek tüketelim, ne kadar tüketirsek tüketelim, vücudumuz sağlıklı olarak var olabilmesi için gerekli temel besin öğelerini tam olarak alamıyor. Yapılan bilimsel [araştırmalar](https://www.mdpi.com/2304-8158/13/6/877?ref=fayn.press) gösteriyor ki elma, portakal ve muzun da içinde bulunduğu 20 meyve ve domates, patates gibi birçok sebze, besin yoğunluklarını en az yüzde 50 oranında kaybetti. Yani gerçekten de sebze ve meyvenin hem eski tadı hem de eski besleyiciliği yok. ## Nereye gitti Bursa şeftalileri? Yaşı biraz ilerlemiş olanlar, sulu sulu, ısırınca insanın ağzına neşe de dolduran Bursa yarma şeftalilerini özlediklerini sık sık dile getiriyorlar. Ama artık ne pazarda ne de kaliteli meyve satmasıyla bilinen manavlarda o şeftalilerden yok. Niye yok diye sorduğunuzda da aldığınız yanıt belli: “Yarma şeftali mi kaldı, artık yalnız etli şeftali var.” Pazar esnafı ve manavlar bir mevsimde 15 kilo meyve veren yarma şeftali fidesinin yerini 60 kilo meyve veren yeni şeftali fidelerinin aldığını söylüyor. Üstelik, eskiden bir tane şeftaliden aldığımız vitamin ve minerali artık 10 tane şeftaliden alır hale gelmiş durumdayız. Şeftali sadece küçük bir örnek. İnsan müdahalesiyle yorulan toprakta, patatesten domatese, nohuttan buğdaya, yetişen tüm ürünlerin besin değerleri neredeyse en dip seviyede. Sorun öyle derin ki “Meyvede kalan vitamine de razıyız” desek bile yine de olmuyor. Çünkü yeni tarımın artık olmazsa olmazı tarım ilaçları, meyvelerde kalan mineralleri bağlayarak işlevsiz hale getiriyor. Sözün özü, artık doğal yollardan dahi beslenerek yeteri kadar vitamin ve mineral alamıyoruz. ## Tarım ürünleri artık dünya nüfusuna yetmiyor Peki, dünya bu duruma nasıl geldi? _This post is for paying subscribers only._ ### Aysu Türkoğlu: “Bir hayatımız var, onu güzel yaşamak lazım” URL: https://www.fayn.press/bir-hayatimiz-var-onu-guzel-yasamak-lazim/ Last updated: 2026-08-29T07:23:48.000Z 1886-1924 yılları arasında yaşamış ünlü dağcı George Mallory’e, başarısız deneyimlerinin ardından tekrar Everest’e tırmanmaya karar verince bu ısrarının nedenini sorarlar. O da şöyle cevaplar: *“Çünkü Everest hâlâ orada duruyor.”* Sonra da ekler: *“Bu maceradan aldığımız tek şey katıksız keyif. Hayatın amacı da bu zaten, keyif almak.”* Bu hikâyeyi Aysu Türkoğlu’na anlatıp ne düşündüğünü sorduğumda gözleri parlayarak “İşte tam olarak bu,” dedi. Sonra o da ekledi: *“Sevdiğim işi yapabilmek. Beni ayakta tutan şey bu.”* Aysu Türkoğlu, 2001 doğumlu genç bir milli yüzücü. 2022’de Manş Denizi’ni yüzerek geçti. 60 kilometrelik bu yolculuk, tam 16 saat 28 dakika sürdü. Böylece Manş Denizi’ni geçen en genç Türk sporcu unvanı, Türkoğlu’nun oldu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Aysu-Turkoglu-04_Fayn.png) Yetmedi, bundan bir yıl sonra da Kuzey İrlanda ile İskoçya arasındaki Kuzey Boğazı’nı yüzerek geçen ilk Türk kadın ve en genç sporcu oldu. Bir sonraki yıl bu başarıyı Yeni Zelanda’da, 7 saat 21 dakikalık Cook Boğazı geçişi izledi. Adını yazdırdığı ilkler, cesurca attığı kulaçlarla sadece yüzücülere değil, herkese ilham olan Aysu Türkoğlu’yla, hikayesini bir de kendinden dinlemek için Kadıköy Moda’da bir araya geldik. ## “Pozitif tarafa odaklanmak bana iyi geliyor” Bir kafenin görece sakin bir yerinde bir masaya oturuyoruz. Hava ve zemin şartları müsait, Aysu Türkoğlu’ndan hikâyesini dinlemeye hazırım. Ve fakat “Yüzmeye nasıl ve kaç yaşında başladın?”, “Köpek balıklarından korkmuyor musun?” gibi sorular asla ilgimi çekmiyor. Onunla ilgili merak ettiğim ilk şey şu: Daimi güler yüzü. Hani yüzerken köpek balıklarıyla dahi karşılaşsa onları güler yüzüyle sakinleştirebilir ve birlikte yüzmeye ikna edebilir gibi geliyor bana. Bunu nasıl başarıyorsun diye soruyorum, şöyle açıklıyor: > *“Öyle görünüyorsam ne mutlu bana çünkü bu tamamen içimden gelen bir şey. Dünyada ve hayatlarımızda olup bitenlere baktığımızda mutsuz olacak çok fazla konunun olduğunu görüyoruz zaten. Ama ben her zaman pozitif taraftan beslenmeye çalışıyorum.”* Elbette Aysu’nun hayatında da mutsuz olduğu, zorlandığı anlar var: kendi tabiriyle “canının çıktığı”, hatta bazen acıdan ağladığı çok zor antrenmanlar mesela. Ama o pes etmeyip hocasının komutlarına uymaya devam ettiğini söylüyor. “O antrenmanda çok ağlamıştım ama karşılığını da aldım” dediği anlar, çektiği tüm acıların da üstünü örtüyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Aysu-Turkoglu-02_Fayn.png) ## “Yaptığım işten ben tatmin olmuşsam gerisi çok da önemli değil” Herkesin malumu, yaygara koparmanın, gürültü çıkarmanın haklı görünmekle paralel ilerlediği bir dönemde yaşıyoruz. Fakat Aysu Türkoğlu’nda işler öyle yürümüyor. Sessiz, derinden, su sıçratmadan tarihe geçecek işler yapıyor. “Bu sessizlik, yaygarasızlık seni besliyor mu?” diye soruyorum, *“Yaptığım işten kendim tatmin olmuşsam gerisi çok da önemli değil,”* diye giriyor söze. Sonrasında, ancak kendinden ve yaptıklarından emin bir insanın ağzından çıkabilecek sözler geliyor: *“O paylaşmış, bu paylaşmış beni çok etkilemiyor. Ben kendimden emin miyim, evet; verdiğim emeklerin karşılığını aldım mı, evet… O zaman tamam. Bu tatmin olma duygusu bana hem sakinlik hem de dinginlik katıyor.”* En son böyle bir tatmin duygusunu ise Ağustos ayında Japonya’nın kuzeyindeki Tsugaru Kanalını yüzdüğünde yaşamış. Hem yüzmek anlamında hem de organizasyonel olanaklar açısından oldukça zorlayıcı geçen etabı başarıyla tamamlamasının ardından bir an önce İstanbul’a dönmek için gün saydığını anlatıyor. Zira orada öyle büyük bir doygunluğa ulaşmış ki gözü ne Tokyo’yu ne alışveriş imkanlarını ne de kimin ne paylaşım yaptığını görmüş: *“En nihayetinde ben istediğim başarıyı yakaladım ve hedeflerime bir tik daha attım. Bu bana yetti, gerisine bakmadım bile.”* ## “Bilinmezlik, benim için müthiş bir haz” Köpek balığı çıkabilir, deniz anası çarpabilir, hipotermi yaşanabilir… Bir kez o suya atladıktan sonra geri kalanı çok büyük bir bilinmezlik. Fakat Aysu bu durumu *“Beni korkutan şey de çeken şey de bilinmezlik”* diye anlatıyor. İşin sırrını da şöyle veriyor: > *“Bilinmezlik benim için de çok büyük bir problem. Çünkü suya atlıyorum ve ne zaman çıkacağımı bilmiyorum. Baktığınızda bu müthiş bir korku. Ama her seferinde kendi sınırımı aştığımı görmek, o gurur duygusu en az o korku kadar baskın bende.”* Sonra yine en son yüzdüğü Tsugaru’dan bir örnek veriyor. 10 saat yüzdükten sonra tekneden gelen akıntı uyarısını ve o esnada aklından geçenleri şöyle anlatıyor: > *“O an kendime şunu söyledim: ‘Manş’taki Aysu bunu yapamazdı, evet. Ama sen onun üzerine pek çok antrenman yaptın, kendini geliştirdin. Sen burayı aşabilirsin.’ Ve üç saat boyunca o akıntıya karşı o motivasyonla yüzdüm. Sonrasında tekneden, ‘Aysu, yedin kanalı. Akıntıyı kırdın, şu an koyun içerisine girdik.’ mesajı geldi. İşte tüm bunları deneyimleyebilmek benim için harika bir şey.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Aysu-Turkoglu-01_Fayn.png) ## “Sudan her çıktığımda döner denize teşekkür ederim” Bir uzun mesafe yüzücüsünün, saatlerce aralıksız yüzebilen bir insanın denize karşı en çok beslediği hissiyatın ne olduğu benim için büyük bir merak konusu elbette. *“Onunla asla inatlaşmam ve ona çok saygı duyarım.”* Aysu’nun ilk söylediği cümle bu oluyor. Bu cevabı bekliyordum aslında. İşini bu kadar seven insanın, suya çok fazla saygı duymasından başka ne olabilirdi ki? Aysu bu hissin çocukluğundan beri içinde olduğunu söylüyor: > *“Ben Bodrumluyum ve küçükken en büyük zevklerimden biri deniz kabuğu toplamaktı. Dalabildiğim yere kadar dalar ve deniz kabuğu toplardım. O zamandan bu zamana hiçbir şey değişmedi. Ne zaman bir deniz kabuğu alsam denize ‘Alıyorum ama inşallah kusura bakmıyorsundur.’ derim. Ben ona ne verirsem onun da bana onu vereceğini bilirim. O yüzden sudan her çıktığımda döner denize teşekkür ederim.”* ## “Kendimi bir sonraki geçişle tehdit ediyorum” Aysu Türkoğlu 2001 doğumlu, yani buram buram bir Z kuşağı. Hani şu bazılarının odaklanamamakla, yeteri kadar sabırlı olmamakla itham ettiği kuşaktan. Bu “kuşak” meselesi için neler düşündüğünü soruyorum. Her sabah beşte kalkan ve ağzına kadar dolu bir gün yaşayan bir Z kuşağı olarak yanıt veriyor: > *“Ben bu kuşak ayrımını hiçbir zaman kafamda bir yere konumlandırmadım. Çünkü her insan kendine özel. Ben de tabii ki yoruluyorum, odağımın kaybolduğu zamanlar oluyor. Akşam eve gidip yemeğimi hazırlayıp yedikten sonra ‘Bu ne ya, bunu kendime neden yapıyorum?’ dediğim günler elbette oluyor. Ama vazgeçmiyorum, ertesi gün sabah beşte tekrardan kalkıp kaldığım yerden devam ediyorum.”* Aysu’ya göre hangi kuşaktan olduğu fark etmeksizin, birinin böyle büyük bir motivasyonla yataktan kalkması, düşse de yılmaması ve çok çalışmasının tek anahtarı var: sevdiği işi yapma imkanı. Herkese kısmet olur cinsten bir imkan değil elbet, ama Aysu bu şanslı gruptan. Bu yüzden de “ama”sız bir disiplini var. İnsan ister istemez “Hiç mi yorulmuyorsun?” diye sormak istiyor: > *“Çok yoruluyorum, gerçekten çok yoruluyorum. O anlarda kendime hep aynı şeyi söylüyorum: ‘Aysu, önündeki geçişi düşün. Çok yorulacaksın. İşte tam da bu antrenmanlar sayesinde o yorgunluğu da yeneceksin ve devam edeceksin.’ Her seferinde bu duyguya giriyorum. Bir bakıma kendimi aslında bir sonraki geçişle tehdit ediyorum.”* ## “İkinci bir mesleğim var: Motivasyon konuşmacılığı” Aysu Türkoğlu sadece bir yüzücü değil. O aynı zamanda bir motivasyon konuşmacısı, yani bir anlatıcı. “Anlatmak” onun için ne ifade ediyor, merak ediyorum. “Fazıl Say vesilesiyle oldu.” diyor: > *“İngiltere’den Bodrum’a indiğim gün Fazıl Say’ın Bodrum’da konseri vardı. Ailemle beraber konsere gittik. Konser esnasında beni çok güzel sözlerle sahneye davet etti. Ben sahneye çıktım -ki hayatımda daha önce hiç olmamıştı- ve kendime ilk söylediğim şey, ‘Umarım kekelemem.’ oldu. Orada gayet net ve kısa cümlelerle kendimi ve yaptıklarımı anlattım. Ondan sonra bir baktım ki topluluk önünde konuşabiliyormuşum. Diğer geçişler ve gelen başarılar derken farklı farklı yerlerdeki organizasyonlara çağırmaya başladılar. En nihayetinde de ‘keynote speaker’ oldum. Hâlihazırda motivasyon konuşmacılığını da bir meslek olarak kendime ekledim yani.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Aysu-Turkoglu-05_Fayn.png) Tam da bu noktada bir konunun altını kalın kalın çiziyor: > *“Birçok insan anlamamakta ısrar etse de benim mesleğim yüzücülük. ‘Eee başka ne yapıyorsun?’ şeklinde sorular alıyorum ve galiba beni en çok bu soru sinirlendiriyor ve üzüyor. Bir futbolcuya ya da bir basketbolcuya böyle bir soru soruluyor mu, hayır. Bana da sorulmamalı o zaman. İşte motivasyon konuşmacılığı onlara da bir cevap oluyor aslında; hem yüzücüyüm hem de motivasyon konuşmacısıyım.”* ## “Biraz da bireysel sporlara destek verelim lütfen” Türkiye’de amatör sporcuların “sponsor bağımlı” hareket etmek zorunda kalmaları üzücü bir gerçek. Aysu’ya “yetki sende olsa” diyerek bir kapı açıyorum. Kapıdan içeri giriyor ve aslında ne olması gerektiğini şöyle anlatıyor: > *“Kapılar biz amatör sporlarla ilgilenen sporculara o kadar kapalı ki… Her şeyimiz ‘başarı’ temelli. Oysa o sporcu o an başarısız olsa bile ilerisi için deneyim kazanmış oluyor. Bir sonrakinde de başarısız olacak belki. Ama bu, üçüncüde de başarısız olacağı anlamına gelmez. İlk iki deneyimin tecrübesiyle üçüncüde başaracak belki. Bunu hiç düşünmüyoruz.”* Bundan sonrasını kendinden örnek vererek aktarıyor. Aysu, bahsettiği o kapalı kapıları kendisi de bizzat deneyimlemiş. Sponsorluk için dosya verdiğinde ilk gelen sorunun, “Sen oradan oraya yüzebilir misin?” olduğunu söylüyor. Bu kapıları açan ve fark edilmesini sağlayan şey ise, Manş Denizi’ni geçmesi olmuş: > *“Manş’ın ardından Kuzey Kanalı’nı da geçince beni fark ettiler. ‘Bu kız birer birer hepsini tekte yüzüyor’ durumu oluşunca bana yönelme oldu. Seven Oceans parkurlarının altısını tamamladım ve altıda altı yaptım. Bunları ilk geçişte başarılı bir şekilde yapma oranı %45 civarında. Ama yapamayabilirdim de… Okyanustaydım sonuçta, her şey olabilirdi. O yüzden biraz olsun inanmalarını isterdim.”* Aysu sözlerini *“Biraz da bireysel sporlara destek verelim lütfen,”* diyerek tamamlıyor. Çünkü ona göre, takım sporlarına verilen desteğin çeyreği amatör sporculara verilseydi, şu anda nice başarılar söz konusu olurdu. ## “Bir sporcudan önce bir insanım” Aysu Türkoğlu, iyi bir sosyal medya kullanıcısı. Sosyal medyada, özellikle Instagram’da hayatının farklı anlarından paylaşımlar yapıyor. Günlük rutinlerini, zorlu antremanlarını ya da mutlu olduğu anları paylaşmanın ona nasıl geldiğini sorunca şöyle yanıtlıyor: > *“Instagram ve dahi sosyal medya platformlarında anlatmak istediğim şu: ‘Evet, ben bir sporcuyum ama öncesinde bir insanım.’ Bir geçiş sonrası çıkıp bir yerlere gidemeyeceksek ve eğlenemeyeceksek ne anladım ben o işten? Hawaii’ye gidip yüzüp geri dönmek mi yoksa geçişten sonra biraz daha takılıp sörf yapmak mı mesela… Zaten bence insanlar da böyle filtresiz bir yapım olduğu için bana yakınlık hissediyorlar.”* “Peki sen neleri takip edersin?” diyerek araya giriyorum. Çok renkli bir cevap geliyor: *“Ben iyi bir YouTube ve TikTok kullanıcısıyım aslında. YouTube’da Ayhan Sicimoğlu’nu çok izlerim. Çok eski bir videosu olsa da açarım. Avrupa Yakası benim için bir resetlenme noktasıdır, çok izlerim. Yeni yerler, yeni mekanlar tanıtan videolara bayılırım. Ve bir de futbol yorum programları. Maç biter bitmez HTalks’u hemen açarım mesela.”* Yüzerken bir playlisti olduğunu pek çok yerde söylediğini biliyorum. Ben de bu playlistin demirbaş üç parçasını öğrenmek istiyorum. Bir fazlasıyla şöyle yanıtlıyor: > *“Birinci sırada her zaman Empire Of The Sun’dan We Are The People şarkısı var. Fazıl Say’dan Nocturne de her listemde vardır. Ve her geçiş listemin olmazsa olmazı bir Galatasaray marşı. Sampiyonlar Ligi giriş müziğini de listeye ekleyebiliriz.”* Yine bir Aysu Türkoğlu takipçisiyseniz “gezmek” denilen mefhumun da hakkını verdiğini rahatlıkla görebiliyorsunuz: > *“Ben gezmeyi çok seven biriyim. En sevdiğim de şudur: Mesela doğum günümde Berlin’e gittim, arkadaşlarım da yanıma gelecekti. Sabah kalktım ve dedim ki antrenman yapayım. Oranın bir yerlisiymiş gibi bir havuza gittim, antrenmanımı yaptım, çıktım bir kafede kahvemi içtim ve otele dönüp arkadaşlarımı bekledim. Orada yaşayan biri gibi hissetmek duygusu bana iyi geliyor.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Aysu-Turkoglu-03_Fayn-1.png) ## “Zihnim ve bedenim izin verdiği sürece yüzerim” Aysu için, “Uzun mesafe yüzücülüğünün Everest’i” olarak tanımlanan Oceans Seven serisinin altı geçişi geride kaldı. Sırada Cebelitarık Boğazı var. > *“Cebelitarık’ı da 2027’nin nisan-mayıs-haziran sekansında yüzerim diye düşünüyorum. Zira hava koşulları en iyi o dönemde oluyor. Bu, Oceans Seven’ın son parkuru. Ama dünyada denizler, okyanuslar bol. Zihnim ve bedenim izin verdiği sürece yüzerim.”* Sohbetimizin sonunda en çok merak ettiğim soruyu soruyorum: “‘Aysu çok iyi bir sporcudur’dan önce senin için söylenmesini istediğin cümle nedir?” > *“Aysu, hayatı çok güzel yaşayan bir insan, demelerini isterim. Spor, benim hayatımda en çok yer kaplayan unsur ama bir tane hayatımız var ve onu güzel yaşayamadıktan sonra geri kalan her şey anlamını yitiriyor.”* 🦉 Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### ABD’ye komünizm mi geliyor? URL: https://www.fayn.press/abdye-komunizm-mi-geliyor/ Last updated: 2026-09-02T06:09:53.000Z Amerikan siyasetinde uzun yıllar boyunca yükselmenin yolu belliydi: Parti yönetimiyle iyi geçinmek, büyük bağışçıları ürkütmemek, televizyon ekranlarında ölçülü konuşmak ve Washington'ın yazılı olmayan kurallarına fazla takılmamak. Şimdi o kuralların bazıları bozuluyor. New York'ta 30 yıllık Demokratları deviren sosyalistler, Detroit'te işçi sınıfı siyasetiyle yükselen adaylar, Colorado'da baristalık yaparken Kongre'ye seçilen 29 yaşındaki bir demokratik sosyalist ve Twitch'te saatlerce yayın yapan bir yayıncı… Amerikan solunun yeni yüzleri, eski siyasetin alışık olduğu insanlara pek benzemiyor. Belki de asıl ilginç olan bu isimlerin sosyalist olması değil; siyaseti nerede, nasıl ve kimlerle yaptıkları. Parti merkezlerinden çok mahalle örgütlerine, televizyon stüdyolarından çok sosyal medyaya, büyük bağışçılardan çok sokağa ve internet kültürüne yaslanıyorlar. Üstelik karşılarında yalnızca Cumhuriyetçiler yok. Demokrat Parti'nin merkezindekiler de bu yeni solun nereye gideceği konusunda endişeli. ## Demokratları yeterli bulmayanlar Joe Biden yönetiminin İsrail'e verdiği açık çek, Demokrat Parti'yi kendi genç, ilerici, Arap ve Müslüman seçmenlerinin bir bölümüyle karşı karşıya getirmişti. Partinin eski ilerici starları bile tabandaki bu öfkeyi dizginleyemiyor. Partinin sol kanadını yıllar sonra sokağın diliyle yeniden ana akıma taşıyan New York Temsilciler Meclisi Üyesi Alexandria Ocasio-Cortez hâlâ solun en popüler figürü olabilir. Ama Kasım 2025’te oyların yüzde 50’sinden fazlasını alarak New York Belediye Başkanı seçilen 34 yaşındaki, Uganda doğumlu, Müslüman ve kendini demokratik sosyalist olarak tanımlayan Zohran Mamdani’nin estirdiği rüzgar, yeni kuşağın artık Alexandria Ocasio-Cortez’in açtığı yolla yetinmediğini gösteriyor. 2028 için başkanlık hesapları yapan Ocasio-Cortez’in merkeze göz kırpan siyasetiyle, Mamdani’nin doğrudan kiraya, sınıfa ve geçim derdine odaklanan dili arasındaki makas giderek açılıyor. Aslında bu kopuşun faturası, Trump'ın 2024 zaferiyle zaten kesilmişti. Elbette Trump'ın 2024'te kazanmasını yalnızca Gazze'de İsrail’e verilen destekle açıklamak mümkün değil. Ekonomi, göç, Biden yönetimine yönelik genel memnuniyetsizlik ve Trump'ın kendi seçmen koalisyonu da sonuçta belirleyiciydi. Ama Demokrat Parti için o günden bugüne değişmeyen asıl mesaj çok net: Seçmenin önemli bir kısmı artık "Aman daha kötüsü gelmesin diye bari size oy vereyim" demeye razı değil. ## Baristalar 30 yıllık vekillere karşı Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşü ve ardından 2025’te Zohran Mamdani’nin New York belediye başkanlığı yarışı Demokratik Sosyalist örgüte asıl büyük sıçramayı yaptırdı. Mamdani, kapitalizmin kalesinde sosyalizm bayrağı açıp Wall Street'e ufak çaplı bir kalp krizi yaşatırken, Amerika Demokratik Sosyalistleri'nin (DSA) [ulusal üye sayısı](https://www.cityandstateny.com/politics/2026/01/dsas-membership-nearly-doubled-start-mamdani-campaign/410966/?ref=fayn.press) 51 binden 93 bine fırladı. 2026’da ise bu dalga rekor kırdı. [Örgütün verilerine göre](https://www.dsausa.org/news/jul2026%5Fnpc%5Fnewsletter/?ref=fayn.press) Amerika Demokratik Sosyalistleri, 4 Temmuz itibarıyla 120 bin üyeye ulaşarak tarihinin en yüksek seviyesini gördü. 120 bin kişi Amerikan nüfusu düşünüldüğünde hâlâ küçük bir sayı. Ama siyasette sayı kadar örgütlenme biçimi de önemli. Demokratik sosyalistler adaylarını doğrudan sokağın içine yerleştiren çok sıkı bir taban siyaseti kuruyorlar. Peki kurdukları bu taban siyasetiyle tam olarak neyin peşindeler derseniz, dertleri epey somut. ## Amerika Demokratik Sosyalistleri radikal demokrasi istiyor Hayatımızı etkileyen koca koca kararların bir avuç elitin iki dudağı arasına sıkışmasına itirazları var. Onlara sorarsanız, o çarkı kim çeviriyor, o hayatı kim yaşıyorsa söz hakkı da bizzat onda olmalı. _This post is for paying subscribers only._ ### Ankara’da bazılarına tatil yok URL: https://www.fayn.press/ankarada-bazilarina-tatil-yok/ Last updated: 2026-08-25T13:12:20.000Z Ankara muhabirlerinin devinimi büyük ölçüde Meclis’e bağlı. Meclis açıkken kendimizi içinde bulduğumuz kanlı canlı koşturmacası bol tempo, yaz geldiğinde yerini başkentin kuru sıcağıyla uyumlu rehavete bırakır. Siyasetin tansiyonu düşer, sinirler yatışır. Az biraz da dinlenilir. Yeni döneme güç toplanır. Ama bu yaz, başka bir yaz. Bazı partiler yazı kış hazırlığıyla geçiriyor. Mesela DEM… PKK’nın silah bırakmasını hızlandırmak için Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanunun çıkması için çok uğraştı ama işi bununla bitmedi. Daha kanunun nasıl uygulanacağı meselesini takip etmek var. Bu konuda hükümetle eş başkan sayılırlar. [İkinci ‘Yetmez ama evet’ vakası: Süreç Yasasıİki yılın sonunda sürecin bir de yasası oldu. Meclis’te kabul edilen yasa “yetmez ama evet” sloganlı referandumu andırıyor. Önümüzdeki dönem sonuçlarıyla siyasete de etki edecek yasanın TBMM yolculuğuna dair bilinmesi gerekenleri ve bundan sonra olacakları Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-ebf5bd15-90ca-4234-b9ba-5e4ac2df5d02.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/cerceve_yasadan_sonra_fayn-2-e00e0cf5-f6b1-4613-b512-7fd1efd5de62.webp)](https://www.fayn.press/ikinci-yetmez-ama-evet-vakasi-surec-yasasi/) Bir de 6 Eylül 2026’da kongresi var. DEM’in önde gelenleri her ne kadar “formalite kongresi” deseler ve esaslısını gelecek Nevruz’dan önce yapacaklarını söyleseler de DEM’liler görünen o ki ne yazdan ne de sonbahardan bir şey anlayacak. En az DEM kadar boşluk bırakmamak zorunda olanlar ise YENİ Parti ve CHP. Biri adı gibi yeni olduğu ve örgütlenmesini bir an önce tamamlamak yükümlülüğünden, diğeri de gidenler gittikten sonra kendini ispat etmek mecburiyetinden ha babam de babam çabalamakta. ## Yine bir Kasım kurultayı YENİ Parti, yeni bir parti olarak CHP’nin içinden çıkmak zorunda kaldıysa bunun temelinde 3-4 Kasım 2023 tarihlerinde yapılan 38\. Olağan Kurultay var. [CHP Kurultayı: Ne oluyor?CHP’nin lider değişikliği yaptığı 38\. Kurultayı’nın hesap defteri bir türlü kapanmıyor. Partiye kayyum atanması olasılığını bertaraf etmek için yapılan olağanüstü kurultay derde derman olmadı. Kılıçdaroğlu, ricaları geri çevirdi. Parti içi savaş tekrar alevlendi. Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-6e7dff3a-c258-47a4-8173-2f2ac58b8602.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/bitmedi-gitti-kurultayi-fayn-61a5204f-568b-49f7-91bd-2671c3676ee5.webp)](https://www.fayn.press/chp-bitmedi-gitti-kurultayi/) O kurultayın bitmeyen davası YENİ Parti’yi doğurdu. Kuruluşundan yaklaşık iki buçuk ay sonra, 2026 Kasım’ında da nispet yaparcasına ilk kurultayını yapmayı hedefliyor. Siyasi tarihe ilginç bir not… _This post is for paying subscribers only._ ### Yapay zeka çağında fikir işçiliği URL: https://www.fayn.press/yapay-zeka-caginda-fikir-isciligi/ Last updated: 2026-08-30T05:42:03.000Z Elinde kağıt kalemle, önünde daktiloyla, cebinde tablet, kucağında bilgisayarla… Sahip olduğumuz araç ya da çağın getirisi nasıl olursa olsun, yazmanın doğasında biraz da kıvranmak var. İlk cümleyi kuramamak, yazıp silmek, düşünüp işin içinden çıkamamak ama en sonunda şöyle ya da böyle, kusurları ve hatalarıyla ortaya bir iş çıkarmak… Yazmak bir sonuç değil, bir süreç. Hem yazanı değiştirip dönüştüren, hem kendi kendini dokuyan bir canlı mekanizma. Fakat bugünkü dijital sistemin hızlı doğasında bu bekleyiş, bu yavaşlık bir delilik ve zaman kaybı gibi görülmeye de başlandı. Muhatabını anlık bir merakla kendine çeken, kullanıcısını doyumsuz bir şekilde sonraki akışa yönlendiren mekanik bir ritim oluştu. Bu sistem içinde fikir işçisi olarak kalabilmek her geçen gün daha zor, fakat bir yandan da kıymetli. Zira daha en başta kendi yazarını bile değiştirmeyen, kendi üreticisine dahi dokunmayan bir ürün, muhatabını ne kadar etkileyebilir ki? Bir editör, bir yazar ve bir bağımsız gazeteciyle, yapay zeka çağında yazma meselesini irdeledik. ## Yazarın zihinsel süreci hız takıntısından nasıl etkilenir? Algoritmalar artık daha çok, daha hızlı ve daha yüzeysel içerik üretimini ödüllendirmeye teşne.Editör Bade Osma’ya göre, bu hız takıntısının bir sonucu olarak, düşünme süreci ile yazma süreci gün geçtikçe birbirinden ayrıldı. Bunun da müsebbibi, yapay zeka. Yazarlar, bir cümle ya da paragraf kurma sürecinde aslında düşüncesini de inşa etmiş oluyor. Oysa bugünün içerik üreticileri, metinlerini komutlarla şekillendiriyor. Yapay zeka kendisine verilen başlık ve anahtar kelimelerle bir içerik üretirken yazara kalan daha çok editoryal düzenleme süreci oluyor. Walter Benjamin’in *Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Eseri* adlı makalesinde vurguladığı gibi, bir nesnenin mekanik olarak yeniden üretilmesi, onun tarihsel biricikliğini zedeliyor. Bugün yapay zeka tarafından hazırlanan metinlerde görülen “ruhsuzluk” tam da bundan kaynaklı: tarihsel değerin ve auranın yitirilmesi.Bade Osma’ya göre bu noktada yazmak bir düşünce ürünü olmaktan çıkıp bir seçme-ayıklama işçiliğine dönüşüyor ve bu da yazarın zihinsel derinliğini törpülüyor. Çünkü zihinsel çabanın yerine önceden hazırlanmış kodlar geçerken, yazarın bir metin üzerinde yoğunlaşma hakkı da elinden alınıyor. ## Yapay zeka çağında editörün görevi nedir? Editörün bir metni okurken onda baktığı ilk şey nedir? Bade Osma’ya göre editör, ilk iş olarak metnin, yazarının sesini taşıyıp taşımadığını anlamaya niyet eder. Zira yazarlığın temelini yaşanmışlık, gözlem, sezgi ve dünyayı farklı bir şekilde algılama kapasitesi kuruyorsa çatısını da tüm bunları anlamlı bir şekilde dile aktarabilme mahareti oluşturur. Osma bu konuda oldukça net: *"Yaratım ve yazım sürecini yapay zekâ aklına teslim eden yazar öncelikle kendi aklının otantizmine haksızlık ediyordur.”* Oysa bugünün anlatılarında küçük kusurlar da beklenmedik kırılmalar da yok. Deneyimle harmanlanmayan ruhsuz yazılar peyda oldu adeta. Osma bu metinlerin “aşırı açıklayıcı, fazlaca dengeleyici, çatışmalardan kaçınan, şaşmaz benzer ritimlerle ilerleyen, üslup bakımından birbirine benzer” olmaları yönüyle ayırt edilebilir olduklarını söylüyor. O yüzden birbirine benzer içeriklerin adeta bölünerek çoğaldığı bu ortamda, yazarın sesini duyabilmek bir editör için artık çok daha kritik bir maharet. ## Emek tamamen ortadan kalkmadı, tanımı değişti Yazarın zihinsel katkısını tamamen devre dışı bırakmadığı sürece, yapay zeka aslında yazma sürecine hizmet eden bir rol de üstlenebilir. Osma’ya göre bazen yazar için “çalışkan bir editoryal partner” olabilen yapay zeka, kaynak taraması yapmakta, yazarı tekrarlar ve çelişkiler konusunda uyarmakta kullanılabilir. Örneğin bağımsız yazar Fatma Öztürk, mart ayında bir saha çalışması için gittiği işçiler sokağında, işçilerle yaptığı sohbeti metne taşırken yapay zekanın kolaylaştırıcılığından faydalanmış. Fakat Öztürk, bu özetleyici taslağın, işçilerin yorgun gözlerindeki manayı ve ses tonlarındaki ince sitemi nasıl da ıskaladığını anlatıyor. Ona göre makine veriyi analiz etse de işçilerin soğuktan titreyerek sırada bekleyişini, konuşurken gözlerini kaçırdığı anı, soğuk havayı ve o anın insanı dönüştüren ağırlığını kavrayamıyor. İşte bu yüzden, teknik açıdan düzgün bir metin üretmek bu çağda artık ayırt edici bir beceri değil. Bade Osma’ya göre, artık “güçlü anlatı kurabilen, özgün bir bakış açısı geliştirebilen, her şeyden önemlisi saha deneyimi olan, yani günlük yaşamdan metin üretebilen” yazarlar kıymetlenmeye başladı. Yani yapay zeka emek piyasasını tamamen ortadan kaldırmadı, sadece emeğin tanımını değiştirdi. Osma’ya göre geçmişte ücret büyük ölçüde yazma eylemine ve bilgiye ödenirken, bugün giderek daha çok “düşünme, seçme, kurgulama, ayıklama ve özgünlük" için ödeniyor. ## Gazeteciliğin sahadaki vicdanı Haberin peşinden koşmak, bir dosyayı karıştırırken tesadüfen bulunan bir belgeye rastlamak, dışarıdaki insanın sessizliğinden bir hikâye kurmak… Bağımsız gazeteci Merve Kanan’ın saha deneyimi de Fatma Öztürk’le örtüşür cinsten. Kanan, yakın zamanda tanık olduğu bir mülteci hikayesini haberleştirirken, yapay zekanın olayları kendisine tarafsızca özetleyen bir dil önerdiğini söylüyor. Fakat ona göre bu metinler, ailenin yaşadığı trajediyi ve umutsuzluğu steril bir dille sıradanlaştırıyor. Oysa Kanan, bir bardak çay eşliğinde aileyle kurduğu samimi güven ilişkisinin, yüz binlerce verinin bir araya gelerek kuramayacağı cinsten bir vicdani muhakeme olduğuna inanıyor. Çünkü gazetecilik, tanıklık etme ve bunu yorumlama sanatıdır da aynı zamanda. Makine ise bu yeteneklere sahip değildir, sadece var olanı işler. Kanan’a göre, *“Yapay zekâ metin üretimini hızlandırır ama haberin peşine düşemez, güven inşa edemez ve bir tanığın gözlerinin içine bakarak konuya dair soru soramaz.”* Üstelik algoritma, etik ikilemlerde de ne yapacağını bilemez. Oysa bir gazeteci, haberin gerçekliği ve topluma sağlayacağı etki karşısında kendi ahlaki değerleri ile karar verir. Bu yüzden yapay zeka ne kadar hızlı metin üretirse üretsin sahada çalışan bir gazetecinin yerini tutamaz. ## Yavaş düşünme hakkı Peki algoritmaların domine ettiği bu çağda, bir yazarın “fikir işçisi” kimliğini koruyarak hayatta kalması mümkün mü? Algoritmalar bizi sadece çok üretmeye değil, aynı şeyleri üretmeye de zorluyor. Bu yüzden Bade Osma’ya göre mesele hayatta kalmak değil, ayırt edilebilir kalmak: *“Belki de ihtiyaç duyduğumuz yeni direniş biçimi, sürekli yazınsal üretim baskısına karşı, gerçekten sözü olana dek bekleyebilmektir.”* Bunun için de bir yazarın “yavaş düşünme ve üretme hakkı”nı elde tutabilmesi önemli. Zira geleceğin nitelikli yazarı, yapay zekayı bir araç olarak kullanırken kendi sesini, etik duruşunu, hayatı anlamlandırışını ve fikri bağımsızlığını koruyabilen kişi olacak. Üzerinde konuştuğumuz bu süreç aslında yazarlığı bir zanaata geri döndürme çabası… Zanaatkâr, eserinin başında gösterdiği ustalıkla övünür; fabrikada üretilen ise sadece bir üründen ibarettir. Yazarın ve zanaatkarın eserde bıraktığı eşsiz iz, tam da o yavaş düşünme hakkının bir ürünüdür. İnsan zihni her ne olursa olsun, steril ve hızlı üretimin soğukluğunu hissedip oradan uzaklaşmak istiyor. Dolayısıyla “Bunu okumak için beklemeye değer” diye düşünülen yazarlar, hızlı üretime galebe çalıp yapay zeka çağında fikir işçiliğinin hakkını verecek gibi duruyor. 🦉 Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Türkiye-İsrail: Savaş yok ama kavga daha büyük URL: https://www.fayn.press/turkiye-israil-savas-yok-ama-kavga-daha-buyuk/ Last updated: 2026-08-27T13:21:34.000Z Türkiye ve İsrail savaşa girer mi? İran Savaşı’nın benimsenmesi ve rutine girmesinden sonra canı sıkılan düşünce kuruluşlarının ortaya attığı en heyecan verici soru, bugünlerde bu. Oysa yanıt basit: Hayır. Çünkü dünyanın böyle bir sıcak savaşı kaldıracak gücü yok. Üstelik böyle bir savaş, her iki ülkenin de ağır yıkımı anlamına gelir. Ama iki ülkenin dozu giderek artan bir hegomanya mücadelesine girdiği, haritası yeniden çizilen Ortadoğu’yu birbirlerine bırakmama arzusu doğru. Bu mücadelenin temelindeyse, iki ülkenin kendi varlıklarını nasıl anlamlandırdığı konusundaki keskin görüş ayrılığı var. ## İsrail ve Türkiye’nin taban tabana zıt var oluşu İsrail, kendi güvenliğini ancak bölgenin istikrarsız olması durumda koruyabileceğini düşünüyor. Herkes kendi derdine düşerse, birbirleriyle çatışır ve rekabet ederse, kaynaklarını ve gücünü kendi sorunlarının çözümüne harcamak zorunda kalır. İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlarla ilgilenemez, Filistin sorununu çözmek için gerçek adımlar atamaz, ekonomik olarak da İsrail’i zora sokacak hamlelerde bulunamaz, ittifaklar kuramaz. Yani İsrail’in mevcut hükümeti için ne kadar çok bölgesel ve sınırların dışında kaos, o kadar mutluluk. Siz hiç İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu’dan bölgesel istikrar konulu bir açıklama duydunuz mu? Hayır. Duyduğunuz istikrar lafları da İran’ın yok edilmesi, İbrahim Anlaşmaları’na herkesin imza atması bağlamındadır. İran rejimi yıkılınca ortaya çıkması muhtemel koastan Tel-Aviv’e ne, değil mi? Türkiye ise oldum olası, bölgesel istikrardan söz eder. Üstelik tüm samimiyetiyle. Zira, Türkiye’nin doğal enerji kaynakları yoktur, ekonomik kalkınmasının yolu, ticaretten geçer ve ticaret yapabilmek için istikrar lazımdır. İş birliği lazımdır. Türkiye’nin de bazılarının yayılmacı dediği hevesleri yok mu? Var. Ama işgal ederek değil, yatırım yoluyla, nüfuzunu artırarak, moda deyimiyle yumuşak gücünü de devreye sokarak. Ankara, Arap Baharı döneminde savrulup, daha fazla çıkar sağlayacağını düşünerek, hırslı bir politika izleyip, kendini yalnızlaştırdı mı? Evet. Fakat hızla ikili ilişkileri geliştirip, bölgesel işbirliklerini de ön plana çıkardı mı, kesinlikle evet. Özetle varoluş formülleri birbirine taban tabana zıt iki ülkeden söz ediyoruz. Birinci mesele bu. Şimdi biraz daha yakından bakalım. ## İsrail, Suriye’yi neden bombaladı? 27 Ekim 2026’daki İsrail seçimleri öncesi Netanyahu’nun henüz kullanılmayan İdlib yakınlarındaki Ebu Zuhur hava üssünü, “Türkiye’ye mesaj verdik” diye bombalaması, iki ülke savaşa mı gidiyor, boş heyecanını yarattı. Bu heyecana kapılanlar, muhtemelen bölgede başka bir ülkenin, Lübnan’ın hava kuvvetlerinin olmadığını ve konunun Suriye ile ilişkisini bilmiyorlar. Yani Lübnan Hava Kuvvetleri’nin adı var, ama elinde bir kaç saldırı helikopterinden başka bir şey yok. Neden? Bildiniz, İsrail istemediği için. ABD ve Batı, Lübnan’a savaş uçağı satmıyor. Zaten alacak paraları da yok. Üstelik bu yeni bir durum değil, yıllardan beri böyle. Suriye’de rejim değişirken İsrail, ülkeyi günlerce bombaladı. Nereleri? Hava üssü olan, olma potansiyeli olan yerleri. Çünkü tıpkı Lübnan’da olduğu gibi İsrail, Suriye’nin de hava gücü olsun istemiyor. “Ay ne olacak iki tane uçaktan, bir tane hava üssünden” demeyin. İsrail’in yaşam felsefesi bunun üzerine kurulu. Büyüyüp terörist olabilirler diye eşiktekini, beşiktekini, daha yürümeye bile başlamamış olanı, anasından doğmak üzere olanı dünyanın gözü önünde, tereddüt etmeden kitleler halinde öldüren bir ülkeden söz ediyoruz. Kendisine tehdit olabileceğini düşündüğü bir ülkenin hayallerinde bile uçak uçurmasına izin verir mi, sanıyorsunuz? Ama elbette başka hava üssü olma potansiyeli olan yerler varken, buranın vurulmasının da özel bir anlamı var. Ama bu anlam Mekke’de aranmalı. [Mekke Savunma Paktı Anlaşması hakkında bilmeniz gerekenlerTürkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de imzaladığı savunma anlaşmasının amacı ne? ‘Birine saldırı, hepsine saldırı sayılır,’ tam olarak ne demek? Ankara yeni bir nüfuz alanı mı açıyor, yoksa başkalarının savaşlarına sürüklenme riskini mi alıyor? Aklımıza takılan sorulara yanıt aradık.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-5e648e7c-95e6-4429-ac12-fc520630fe64.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mekke-anlasmasi-2-f76b467e-16e6-4956-b942-5c8283956f8f.webp)](https://www.fayn.press/mekkede-liderler-masada-savunma-pakti/) Türkiye, Pakistan ve İbrahim Anlaşmaları’na imza atmak için artık pek de hevesli görünmeyen Suudi Arabistan, henüz detaylarını bilmesek de, Mekke Savunma Paktı kurdu. Belki, bir ihtimal, Mısır’ın da bu yapıya katılma ihtimali var. Mekke Paktı hakkında çok şey söylenebilir, söyleniyor da. Fakat temel felsefesi önemli: Bölgeselleştirme. Ne demek bu? Bölgedeki çatışmalara, anlaşmazlıklara, bölge dışı ülkeler müdahil oldukça meseleler daha da içinden çıkılmaz oluyor. Çünkü bölge çıkarlarını ve istikrarını değil, kendi çıkarlarını önceliyorlar; bir yeri tamir etme bahanesiyle, başka bir sorunun tohumunu atıyorlar. “Biz başta güvenlik olmak üzere, meselelerin politik yönlerini kendi aramızda çözelim,” diyorlar. Sırtını Batı’ya ve ABD’ye dayamış İsrail için, bu düşüncenin kendisi bile kabus olsa gerek. Mekke Paktı bu potansiyeli hayata geçirebilir mi? Gerçekten işe yarar mı?Bu soruların yanıtları ayrı bir tartışma konusu. Ama bu paktın kurulması bile, başlı başına İsrail’i endişelendirecek bir şey. Mekke Paktı’nın ‘Kimseye karşı değiliz’ demesi İsrail’e, “İyi tamam o zaman” dedirtecek değil. Tabii ki, Tel-Aviv, paktı kendisine karşı algıladı bile. Ama bu da şaşırtıcı değil, kavgayı kendileri başlatıp, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile altıgen ya da Hektagon kurmaktan söz eden bizzat Netanyahu’ydu. Başkalarının elinin armut toplamasını beklemiyordu herhalde. İşte, Ortadoğu’da sınırlar yeniden çizilirken, türbülanstan türbülansa girilirken, bunları da Gazze’de soykırıma girişerek ve sonra da Trump’ı İran’a saldırmak için ikna ederek İsrail hızlandırmışken, bölgedeki rakibi Türkiye ile her düzlemde mücadele etmek zorunda hissetmesi şaşırtıcı değil. Üstelik ortada Suriye meselesi var. Türkiye’nin Suriye’deki etkisi malum. İki ülke, güneyi benim, kuzeyi senin, gibi bir statükoda anlaşmış gibi duruyorsa da, daha doğrusu, ABD, şimdilik iki müttefiki arasında orta yol bulmak için bu formülü önermiş gibi gözükse de, günün sonunda, ne İsrail, Türkiye’nin Suriye’deki nüfuzundan memnun, ne de Türkiye, İsrail’in Suriye’yi Durziler üzerinden bölerek, toprak bütünlüğüne ve istikrarına karşı çalışmasından. fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ## Küresel jeo-ekonomik mücadele Fakat mesele yalnızca güçle de alakalı değil. Asıl mesele, küresel jeo-ekonomik mücadelenin de iki ülke arasında kıyasıya yaşanıyor olması. Türkiye ve İsrail arasında özellikle İran Savaşı’ndan sonra iyice artan gerilim aynı zamanda petrolün, gazın ve yeni ticaret yollarının belirleyeceği bölgesel bir hegemonya savaşı. Zira her iki ülke de enerji merkezi olmak istiyor ve İran Savaşı’nın bunun için yeni fırsatlar doğurduğunu düşünüyor. Ankara ve Tel Aviv’in Avrupa’nın vazgeçilmez enerji kapısı olma hedefi ve bunun için giriştikleri mücadelenin savaş meydanıysa Doğu Akdeniz’den [Hürmüz Boğazı](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/)’na uzanan enerji haritası. Bu savaşın detaylarını da şu haberimizde okuyabilirsiniz: [İsrail-Türkiye: Enerji haritasında büyük nüfuz savaşıİran Savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’na alternatif arayışları hız kazanınca İsrail-Türkiye bölgesel nüfuz savaşı da keskinleşti. Bu mücadelenin meydanıysa Doğu Akdeniz’den Hürmüz Boğazı’na uzanan enerji haritası.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-b9fd69ef-d953-4dd0-8c80-e89a9722c024.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/israil-turkiye-enerji-savasi_fayn-28e8155e-7dde-495c-bb1c-45ab737634d3.webp)](https://www.fayn.press/israil-turkiye-enerji-haritasinda-buyuk-nufuz-savasi/) Özetle kavga göründüğünden de büyük. Bu kavgada kimin kazanacağını söylemek de zor. Bu, bir kaç faktöre bağlı. Türkiye’de hükümetin Terörsüz Türkiye dediği sürece mesela. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, çerçeve yasa geçtikten sonra boşuna “terörsüz bölge” ifadesini kullanmadı. Hatırlayın, bu süreç, Gazze’de soykırımla eş zamanlı başlamış ve “İç cepheyi güçlendirmemiz gerek” diyerek kamuoyuna sunulmuştu. Adı her ne olursa olsun bu sürecin hedefinin Türkiye için yeni bir jeopolitik düzenleme olduğu söylenebilir. Bölgenin en önemli ve büyük devlet dışı aktörü Kürtleri, bölgesel siyasetin dışına itmek yerine, onları Türkiye, Irak, Suriye ve İran devletlerinin sınırları içinde ve Türkiye’nin güvenlik çıkarlarına uygun bir biçimde sisteme dahil edip istikrarı güçlendirmek. Bunun önündeki en büyük engel de İsrail. Zira, İran’daki Kürtleri Tahran rejimini yıkmak için devreye sokma aklını ABD’ye kimin verdiği çok belli. Suriye Demokratik Güçleri’nin de, “İsrail provoke etmeye çalışıyor ama süreci birlikte başaracağız” [demesi](https://www.instagram.com/p/DcVbub4l7wq/?hl=en&ref=fayn.press) de şaşırtıcı değil. Öbür belirleyici etken de şüphesiz ABD’nin tutumu. ABD, Suriye ve genel olarak Ortadoğu konusunda inisiyatifi İsrail ve Türkiye arasında paylaştırmayı tercih eder gibi duruyor ama son kararını da verebilmiş değil gibi. Elbette gönlünden geçen iki müttefikinin iş birliği olurdu ama bu hiç mümkün gözükmüyor, en azından şu aşamada. İbranice Fauda, Arapça’da da Fawda kaos demek. Meşhur Fauda dizisinin adı oradan geliyor ve galiba durum biraz da o dizideki gibi, yaşamsal çıkarlar farklı ama hiç beklenmedik gelişmeler de olayları kaosa sürüklemeye teşne. ### Zaman neden hızla geçiyor? URL: https://www.fayn.press/zaman-neden-hizla-geciyor/ Last updated: 2026-08-31T13:19:08.000Z “İki sene önceydi, beş yıl evveldi, onun üstünden on yıl geçti…” dendiğinde zihniniz hangi yıllara gidiyor? Geçen sene dediğimin üstünden en az iki üç yıl geçmiş. Beş sene evvel diyorum, meğer yıl 2017’ymiş. Eşe dosta, arkadaşlarıma soruyorum. Galiba onlar da aynı zaman kırılmasının içinde. Kimse yaşından haberdar değil. Şimdi hangi yıldayız? O da meçhul. Böyle kafası karışıklara kötü bir haberim var: Bu yazının yazıldığı an itibariyle, 2027’nin gelmesine 133 gün kaldı. Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, 2027’deyiz. Bu yıl 97’liler 30 yaşına girecek, 30’lar hakkında yeni 20’ler diyorlar, umarım öyledir. 2007’li dendiğinde gözünüzde bir ilkokul çocuğu canlanıyorsa durun; o artık askere gidebilir, evlenebilir ya da tam şu an bir üniversitenin çimlerinde yayılıyor olabilir. Her şey mümkün de bir şeyi anlamak zor: Zamanı bu kadar su gibi geçiyormuş gibi hissettiren şey ne olabilir? ## Büyüdükçe zaman da mı hızlanır? Siz hiç “Bugünü de yedik” diyen bir çocuk, “Göz açıp kapayıncaya geçti” diyen bir küçük gördünüz mü? Ben görmedim. Çocukken zaman gittikçe tükenen değil harcadıkça çoğalan bir şey gibi. Merak edip sebebini araştırdım. Zaman öyle civcivli bir konu ki sosyal bilimcilerle fizikçileri, sayısalcılarla sözelcileri aynı anda cezbetmiş. Önce psikolojinin açıklamalarına bakalım. Zaman algısı, yaşlanma ve bellek gibi konularda çalışan psikologlar William J. Friedman ile Steve Janssen’in “Aging and the Speed of Time” makalesinde ele aldıkları başlıklardan biri, hatırlanan anıların azalmasıyla ilgili. Çocukken yaşadıklarımız henüz “hatıra” olamayacak kadar yeni ve taze: okulun ilk günü, bisiklete ilk biniş, ilk kez gidilen bir yer… Bir sürü heyecan verici ilk var hayatımızda. Yaş ilerledikçe artık bizi pek bir şey şaşırtmıyor, her şey rutinin bir parçası haline geliyor. Geriye dönüp bakınca hatırladığımız çok da parlak bir anı yoksa, “koca yıl nasıl geçmiş” demek kaçınılmaz oluyor. Friedman ile Janssen’in bir diğer teorileri de yaşımızın hayatımıza oranına bağlı. 10 yaşındaki biri için bir yıl demek hayatının yüzde 10’u demek. 50 yaşındaki birinin aynı uzunluğu hissetmesi için ise beş yıl geçmesi gerek. Zamanı kocaman gövdesiyle bir ağaç gibi düşünelim. Ve onu kollarımızla sarmaya çalıştığımızı. Gençken kolumuzun uzunluğu ağacın çapına yetmiyor. Büyümekse insana “Bu ağaç bu kadar küçük müymüş?” dedirtiyor. fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ## Yaşlanmanın getirileri Şimdi işin içine biraz fizik, biraz da biyoloji katalım. Makine mühendisi ve malzeme bilimi profesörü Adrian Bejan, “Why the Days Seem Shorter as We Get Older” makalesinde konuyu zihinsel görüntülerin beyindeki işlenişiyle açıklıyor. Bejan’a göre, zihnimiz belirli bir zaman diliminde ne kadar fazla yeni görüntü işliyorsa yaşanan zaman da bize o kadar uzun ve dolu dolu geliyor. Fakat yaşımız ilerledikçe bu işleme kapasitesinde de bir düşüş yaşanıyor. Mesela göz hareketlerimiz yavaşlıyor. Görsel uyaranların işlenme hızı düşüyor. Genç bir zihin aynı 24 saat içinde daha yoğun bir görsel ve zihinsel akış deneyimlerken yaş aldıkça bu akışın ritmi değişiyor. Yani gençken zihnimiz full HD 4K televizyon gibiyken yaşlandıkça tüplü televizyona doğru evriliyor. Zihnimizde işlenen “kare” sayısı azaldıkça da o gün haddinden fazla kısaymış, çok hızlı geçmiş gibi hissettiriyor. ## İşin diğer yüzü Tüm bu açıklamaların kulağa mantıklı gelen tarafları olsa da hikaye bu kadar basit değil. Friedman ve Janssen’in çalışmasındaki en dikkat çekici bulgulardan biri, 20 yaşındaki bir genç ile 70 yaşındaki bir yetişkinin zaman algısı hakkındaki düşünceleri arasında çok da bir fark olmaması. İkilinin 1800’den fazla kişiyle yaptığı çalışmada iki gruba da “Geçen hafta, geçen ay ya da geçen yıl senin için ne kadar hızlı geçti?” diye soruluyor. Cevaplar şaşırtıcı: Gençler de zamanın jet hızıyla geçtiğini düşünüyor. Yani yaşın ilerlemesiyle zamanın çabuk geçmesi arasında doğrudan bir korelasyon yok. Fakat çok daha uzun zaman dilimleri söz konusu olduğunda, mesela “Son on yıl nasıl geçti?” diye sorulduğunda aradaki makas açılabiliyor. ## Akıp giden günlerimiz Belki de mesele hangi yaşta olduğumuzda değil, nasıl bir hayat yaşadığımızdadır. Çünkü Friedman ve Janssen aynı makalede diyor ki sebeplerden biri de zaman baskısı. Modern hayat, ıssız bir tepede perşembeden pazartesiden habersiz yaşamamıza müsaade etmiyor. Öyle olabilseydi zaman bize gerçekten sonsuz gibi gelebilirdi. Hatta bizi yutabilirdi. Ama sürekli bir yerlere yetişmeye, yapılacaklar listesini tamamlamaya çalışırken ve bir de üstüne her boş anımızda video kaydırırken vakit hiçbir şeye yetmiyor, yetemiyor. Ne kadar mümkün tartışılır, ama zamanın yavaşlaması için önce sizin yavaşlamanız gerekiyor. Daha sakin aktiviteler, yeni deneyimler, dinlenmiş bir zihin ve beden… Zaman denen şey pek başına buyruk. Üstelik müdanasız. Siz peşinden koşsanız da o yine yolunda gidecek. Belki bir daha hiçbir şey, hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bir yaz tatili tadında hissettirmeyecek. Ama molalar, hatırlanmaya değer ışıltılı anlar, bizi şaşırtan ilkler hâlâ var. Olmaya da devam edecek. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### “Çocuk adam” işini biraz konuşalım mı? URL: https://www.fayn.press/cocuk-adam-isini-biraz-konusalim-mi/ Last updated: 2026-08-21T07:29:12.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* bu hafta Erkan Mumcu, Şamil Tayyar ve Bülent Arınç arasındaki kavgayı balkondan seyrediyor. Bakanlık garantörlüğünde verilen sözlere rağmen aylardır ödenmeyen hakları için yeniden başkentte eylemde olan Doruk Maden işçilerinin eşlerine mikrofon tutuyor. Mustafa Öztürk ile Süleymancılar ve onlara düzenlenen operasyon hakkında konuşuyor. *The Economist*’in neden Daron Acemoğlu’na daldığını anlamaya çalışıyor. Mabel Matiz’de müstehcenlik arıyor. Avrupa Atletizm Şampiyonası’nın sonuçlarını değerlendiriyor. Her zamanki gibi daha fazlası da var. Hazırsanız başlayalım. ## Madenci ailelerinin evinde de direniş var Doruk Maden işçileri aylardır direnişte. İşçiler ödenmeyen ücretleri, tazminatları ve gasbedilen hakları için yılın ilk aylarında Eskişehir’den Ankara’ya yürüdü. Yaklaşık dokuz gün süren yürüyüş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki eylemle devam etti. Verilen taahhütlere rağmen alacaklarını yine tahsil edemeyen madenciler şimdi yeniden direnişte. Gözaltılar ve müdahalelere rağmen süren mücadelelerinin bir tarafı da aile evlerinde yaşanıyor. İşçiler eylem alanlarında haklarını ararken eşleri borçları, faturaları, çocukların ihtiyaçlarını ve sofrayı düşünüyor. Eve girmeyen ücret, büyüyen borçlar ve ertelenen ihtiyaçlar, direnişin ailelerin hayatındaki karşılığını gösteriyor. *Fayn*, Doruk Maden işçilerinin eşleri ile buluştu. [Madenci ailelerinin evinde de direniş var: “Maaş yok, borç çok”Doruk Maden işçilerinin aylardır sürdürdüğü direniş, sadece maden sahasında ya da eylem alanında değil. İşçiler dışarıda direnirken, aileleri de evlerinde aynı mücadelenin yükünü taşıyor. Sofraya konulamayan yemek, kaygılanan çocuklar, çoğalan borçlar… Doruk Maden işçilerinin eşleri anlatıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-9f058cf1-fd0a-4742-b900-60594734a56c.png)FaynSevim Saylam![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/madenci-esleri_fayn-2-24b35632-44ca-461b-95fa-be5b4c3d1104.webp)](https://www.fayn.press/madenci-ailelerinin-evinde-de-direnis-var-maas-yok-borc-cok/) ## 367 krizinde neredeydin? Tarafları Erkan Mumcu, Şamil Tayyar ve Bülent Arınç olan bir kavga var. Konu da 2007’deki cumhurbaşkanı seçiminde kimin “Erdoğan’ı sattığı”. Peki 2007’de ne olmuştu? Yavuz Sinangil o günleri ve bugünkü kavganın kılavuzunu yazdı. [Erkan Mumcu, Arınç ve Tayyar’a karşı: Kavgayı anlama kılavuzuBir dönem AKP içinde siyaset yapmış Erkan Mumcu, Bülent Arınç ve Şamil Tayyar, son günlerde sosyal medyadan büyük bir kavgaya tutuştu hatta düello daveti bile yapıldı.Konu, 2007’deki cumhurbaşkanı seçimi. Aradan yaklaşık 20 yıl geçti. Kavgada geçen olayları hatırlamak için hafızayı tazeleyelim.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-2d166ba8-f057-4580-b29e-fae5e2f6f268.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/kavgayi-anlama-kilavuzu_fayn-2-f1be10dc-26e1-405a-9614-39ab7f53f0bd.webp)](https://www.fayn.press/erkan-mumcu-arinc-ve-tayyara-karsi-kavgayi-anlama-kilavuzu/) ## Hepsi aşırı zengin ama “bazıları” kanunsuz “Onunla ilgisi yok bununla ilgisi var” tipi operasyonlarda sıra tarikatlara geldi. Hepsi birbirinden zengin tarikatların “hepsinin değil bazılarının” bu zenginliğin yolunda mali suçlara karıştıklarını öğreniyoruz. Bu “bazılar”dan biri de Süleymancılar. *Fayn* sorularını ilahiyatçı Prof. Mustafa Öztürk’e yöneltti. [İlahiyatçı Prof. Mustafa Öztürk: “Menzil’in dosyasını açın, aynı arızaları bulursunuz; mesele neden Süleymancılar?İlahiyatçı Prof. Mustafa Öztürk’e göre Süleymancılara yöneltilen mali suçlamalar, cemaatler dünyasında istisnai değil. Peki neden operasyon Süleymancılara yapıldı? Öztürk’e göre yanıt, cemaatin siyasi iktidarla ters düşmesinde ve Alihan Kuriş’in Ekrem İmamoğlu’yla kurduğu söylenen temasta aranmalı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-2f3e5253-99e8-40a6-b0f8-2cf2e85a321e.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/suleymancilar-kimdir_fayn-c3ea6f24-dd21-4e27-a9ef-26b306d84a05.webp)](https://www.fayn.press/ilahiyatci-prof-mustafa-ozturk-menzilin-dosyasini-acin-ayni-arizalari-bulursunuz-mesele-neden-suleymancilar/) ## İBB davası 2\. celse 1\. hafta Hafta başında ikinci celsesi başlayan İBB davasında Ekrem İmamoğlu’nun savunması yine alınmadı. Mahkeme Başkanı “uygun yerde, makul bir süre içinde” alınacağını belirtti. Savunma hakkının elinden alındığını belirten İmamoğlu, kendisini rüşvet almakla suçlayan iki iş insanıyla sert tartışmalar yaptı. *Fayn*, ikinci celsesi başlayan İBB davasında yaşananları aktarmaya devam ediyor. [İBB davası 2\. celse 1\. hafta İmamoğlu: Savunma hakkım elimden alınmıştırHafta başında ikinci celsesi başlayan İBB davasında Ekrem İmamoğlu’nun savunması yine alınmadı. Mahkeme Başkanı “uygun yerde, makul bir süre içinde” alınacağını belirtti. Savunma hakkının elinden alındığını belirten İmamoğlu, kendisini rüşvet almakla suçlayan iki iş insanıyla sert tartışmalar yaptı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-455efe46-190d-4a14-bee8-53c99af98d2c.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/why-is-ekrem-imamog-lu-jailed-fayn-1-0f1cc8b9-9fbf-427f-8940-2cbe1afe38e1.webp)](https://www.fayn.press/ibb-davasi-2-celse-1-hafta-imamoglu-savunma-hakkim-elimden-alinmistir/) ## *The Economist* neden Daron Acemoğlu’na gıcık? *The Economist* 17 Ağustos’ta Daron Acemoğlu’nu doğrudan hedefe koyan, "dünyanın en nüfuzlu iktisatçısı tuhaf biçimde ikna edicilikten uzak" temalı zehir zemberek bir makale yayımladı. Acemoğlu buna oldukça net bir cevap verdi. Yazıyı “doğrudan bir itibar suikastı ve tetikçilik” olarak niteledi. Peki dergi Acemoğlu’na durduk yere niye daldı? Okan Dülger yazdı. [The Economist, Daron Acemoğlu’na neden diş biliyor?The Economist, taze Nobelli Daron Acemoğlu’nu neden açıktan hedefe koydu? Derginin zehir zemberek makalesi ve Acemoğlu’nun “bu bir itibar suikastı” çıkışıyla patlayan kavgada arka plan epey karanlık. The Economist’in deyişiyle “dünyanın en nüfuzlu iktisatçısı” ile küresel sermayenin derdi ne?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-7f3638d1-1c3c-4f70-bd92-c82104468933.png)FaynOkan Dülger![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/daron-acemoglu-the-economist_fayn-2-8f101632-975d-47b7-b424-0d5ad140fc23.webp)](https://www.fayn.press/the-economist-daron-acemogluna-neden-dis-biliyor/) fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ## Kuyu tipi cezaevi nedir? Çorlu Karatepe Cezaevi ile birlikte anılan “kuyu tipi cezaevi” kavramı ilk günden beri tartışmalı bir mesele. Gündeme geldiğinde ve hayata geçtiğinde ağır suçlular için bile “insanlık dışı” olmakla eleştirilmişti. Tutuklanarak görevden uzaklaştırılan Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, Ahbap Derneği soruşturmasında tutuklanan Haluk Levent ve Oğuzhan Uğur, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan, İmamoğlu’nun danışmanı Murat Ongun ve son olarak da gazeteci Cem Küçük Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde bulunan Karatepe Ceza İnfaz Kurumu'na konuldu. Tuğba Özer planları ve görselleriyle bu yapıyı inceledi. [Güneşin girmediği ‘kuyu tipi’ Silivri’den bile soğukUzun yıllardır gazetecilerden siyasilere pek çok ismin ‘yolunun düştüğü’ Silivri Cezaevi kötü şöhretini bugünlerde kalanların ‘kuyu tipi’ olarak tanımladığı Çorlu Karatepe Cezaevi’ne bırakmış görünüyor. Kuyu tipi cezaevlerinde mahkumlar güneş, rüzgar, hava, yağmur ve hatta sese bile hasret.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-2ebe337f-264a-4270-be5f-186248e7da05.png)FaynTuğba Özer![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/kuyu-tipi-cezaevleri_fayn-2-1c32ba10-6b4a-4f4a-aaec-ac46bf5ef408.webp)](https://www.fayn.press/gunesin-girmedigi-kuyu-tipi-silivriden-bile-soguk/) ## Leylek ölümlerini durdurun Ormanlarımızı yakan denetimsiz elektrik hatları göç yolundaki leylekleri de öldürüyor. Bir haftada 150’den fazla leylek elektrik akımına kapılarak öldü. İşine gelince bir leylek üzerinden dünyaya hava yapmak için ajansları seferber eden ülkemiz için leyleklere güvenli bir göç rotası sağlamak çok mu zor? Zekiye Kaçak Bakırhan yazdı. [Leyleklerin ölüm yolu: TürkiyeOrmanlarımızı yakan denetimsiz elektrik hatları, göç yolunda leylekleri de öldürüyor. Bir haftada 150’den fazla leylek, elektrik akımına kapılarak öldü. Leyleklere güvenli bir göç rotası sağlamak çok mu zor?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-af8633a7-d21e-462d-9208-2ccee34e9567.png)FaynZekiye Kaçak Bakırhan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/leyleklerin-olum-yolu_fayn-2-e629df3b-148e-4699-898e-eeca33741412.webp)](https://www.fayn.press/leyleklerin-olum-yolu-turkiye/) ## Şurası mı müstehcen? Mabel Matiz’in yeni şarkısı *Ha Leylim* için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “müstehcenlik” suçlamasıyla resen soruşturma başlatıldı. Klibine de çabuk tarafından erişim engeli geldi. Karar şimdilik *YouTube* tarafından uygulanmadığından klip Türkiye’den izlenebiliyor. Soruşturma açıldığından beri “Nesi müstehcen?” sorusu soruluyor. Zehra Çelenk, sorunu cevabın klibe kare kare bakarak aradı. [Arzuya suçüstü: Kim korkar görünür arzudan?Düğün var, gelin var, damat var; memleketin makbul hayat tasavvurunun bütün dekoru yerli yerinde. Bir tek arzu uslu durmuyor. Mabel Matiz’in yaptığı belki de bu: Karikatürize edilerek zararsızlaştırılamayan, yokmuş gibi davranılamayan arzuyu hayatın ortasına, üstelik neşesinden vazgeçmeden bırakmak.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-27145332-16f6-4301-9e4a-a62c20c65c74.png)FaynZehra Çelenk![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mabel-matiz-ha-leylim_fayn-1-c7a5b1ce-f4be-449d-a484-2ec07f8aa0fe.webp)](https://www.fayn.press/arzuya-sucustu-kim-korkar-gorunur-arzudan/) ## Erkekler ne zaman büyür? Newcastle Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre Britanya’daki kadınların ciddi bir kısmı erkeklerin inadına geğirmesinden, hızlı araba kullanmasından, gece saat 2'de fast food yemesinden ve çok fazla oyun oynamasından şikayetçi. 10 kadından 3’ü, “olgunlaşmamış erkeklerin saçmalıklarına katlanamadıkları için” ilişkilerini bitirdiklerini söylüyor. Yaklaşık yüzde 46'sı eşlerine annelik de yapmak zorunda kaldıklarını düşünüyor. Şimdi gelin isterseniz bunun üzerine biraz konuşalım. Bakalım nerelere varabiliyoruz? [Erkekler neden olgunlaşmıyor?Kadınlar genellikle erkeklerden sadece fiziksel değil zihnen de daha hızlı olgunlaşıyor… Peki erkekler ne zaman büyür? Yoksa bazı erkekler, duygusal açıdan hiç mi büyümez? Bilimsel olarak kadınla erkeğin arasındaki farklılığın temeli ne?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-11aaa5be-f2fd-4dd2-a2cd-0897fd1a45c3.png)FaynAyşe Tor![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/erkekler_neden-olgunlasmiyor_fayn-2-323d1c12-da1f-4504-bcd1-b30fbdd77fe8.webp)](https://www.fayn.press/erkekler-neden-olgunlasmiyor/) ## Zekice kurgulanmış bir komedimiz var Olivia Wilde yönetmenliğini yaptığı üçüncü filmi *The Invite* ile izleyiciyi bir çift buluşmasına davet ediyor. Tek mekânda geçen film, mizahı kadar ilişkiler üzerinden tartışmaya açtığı konularla da epey konuşuldu. Biz de konuştuk. [Tatlı bir karmaşaya davetiyeniz var: The InviteOyunculuk kariyerini kamera arkasına da taşıyan Olivia Wilde, üçüncü filmi The Invite ile izleyiciyi bir çift buluşmasına davet ediyor. Tek mekânda geçen film, mizahı kadar ilişkiler üzerinden tartışmaya açtığı konularla da epey dikkat çekiyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-d191a7a4-df55-4633-baf9-90ea0946fe84.png)FaynÖzgür Yılgür![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/the-invite_fayn-2-bb4d79c1-91ce-4a54-8cb2-80eaac1a68af.webp)](https://www.fayn.press/tatli-bir-karmasaya-davetiyeniz-var-the-invite/) ## Ne siyah ne de beyaz Avrupa Atletizm Şampiyonası’nın ilk kez uğradığı İngiltere’de yedi günlük heyecan fırtınası dindi. Türkiye en kalabalık takımıyla gittiği şampiyonadan bir kürsüyle döndü. Bu bir felaket mi, yoksa olması gereken miydi? Şampiyonayı *Eurosport*’ta yorumlayan Şevket Furkan Erbay’dan bir Türkiye analizi… [Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda Ay-Yıldızlıların karnesiAvrupa Atletizm Şampiyonası’nın ilk kez uğradığı İngiltere’de yedi günlük heyecan fırtınası dindi. Türkiye en kalabalık takımıyla gittiği şampiyonadan bir kürsüyle döndü. Bu bir felaket mi, yoksa olması gereken miydi? Şampiyonayı Eurosport’ta yorumlayan Şevket Furkan Erbay’dan bir Türkiye analizi…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-c9d41a39-248f-4bfd-bbb6-31c1dbca9736.png)FaynŞevket Furkan Erbay![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/avrupa-atletizm-sampiyonasi_fayn-2-362a9f37-40f6-4686-bc0c-f4b2b48afbef.webp)](https://www.fayn.press/ne-siyah-ne-de-beyaz/) ## Bot meselesi Dikkat ettiyseniz artık efendi gibi saat kurup gidip çok beklenen bir konserin biletini falan alamıyorsunuz. Vize randevusu zaten vizecilere para vermeden kim bulmuş da almış? “Bot” adıyla bilinen yazılımlar bütün bu randevuları ve biletleri toplamakla kalmıyor dünyada internet trafiğinin yüzde 60'ını da üzerinden döndürüyor. Tabii bir de işin siyasi gündem botları meselesi var… [Önüm arkam sağım solum “bot”Bir anda tükenen konser biletleri, hemen biten vize randevuları, e-ticaret sitelerinden yığınla gelen mesajlar… “Bot” diye bilinen yazılımlar hayatımızı esir almış durumda. Dünyada internet trafiğinin yüzde 60′ı onlar üzerinden dönüyor. Tabii siyasi gündem de botların çok uzağında değil.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-2eeb4462-d3d6-4ad5-9454-55526ad4b5bc.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/sanal-bot-kusatmasi_fayn-2-8117b4c0-630a-425f-b339-6a76908b209f.webp)](https://www.fayn.press/onum-arkam-sagim-solum-bot/) ## Rantsal dönüşüme karşı umut var mı? 17 Ağustos depreminin üzerinden 27 sene geçti. Şehrin özellikle de para eden yerleri “kentsel dönüşüm” diye yıkıldı. Rant diye bağıra bağıra yapıldı. Mahallelerin kimliği, dokusu, tarihi yok edildi. Üstelik şehir de hâlâ depreme hazır falan değil. Emre Ünsallı, 1 Umut Derneği ile bu mahallelere ve kimliklere baktı. [Kentsel dönüşüm rantına karşı hâlâ “1 Umut” var17 Ağustos depreminin üzerinden 27 sene geçti. Ülkenin tamamına yayılan “kentsel dönüşüm” süreci inşaat firmalarının lehine gelişiyor. Bazı mahalleler yok oluyor, kimliğini, dokusunu kaybediyor. “1 Umut” adlı dernekse bu mücadelede mahallelinin yanında.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-0a90cd65-52c2-463f-8947-9441cec444ba.png)FaynEmre Ünsallı![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/kentsel-donusum-ranti_fayn-2-420282b1-d73f-423a-b945-609d4b4cfadc.webp)](https://www.fayn.press/kentsel-donusum-rantina-karsi-hala-1-umut-var/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Divider_Fayn-Oneriyor-2.png) ## Uluslararası Hypatia Bilim ve İletişim Festivali, bilimle aramızdaki duvarları kırmaya geliyor ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Hypatia-Bilim-ve-I--letis--im-Festivali.png) Bilim sadece amfilere, laboratuvarlara, akademik konferanslara hapsolmuş bir alan mıdır? Sıkıcı teorilerden ibaret, sadece birbirinin dilinden anlayan dar bir zümrenin tekelinde midir? [Uluslararası Hypatia Bilim ve İletişim Festivali](https://www.hypatiabilimfestival.com/?ref=fayn.press), bilimle aramızdaki duvarları kırmaya geliyor. Kuantum, yapay zeka, evrim, iklim krizi… Aslında hayatımızın tam ortasında duran ama çoğunlukla sosyal yaşamdan kopuk kalan tüm bu konular 25-29 Ağustos tarihleri arasında, İzmir Foça’da masaya yatırılacak. Film gösterimleri, stand-up gösterileri, çocuklar için interaktif atölyelerle dolu programda Cambridge Üniversitesi Fizik Bölümü başkanı Mete Atatüre de onur konuğu olacak. Alanında öncü bilim insanlarıyla aynı masada sohbet etmenin mümkün olduğu festival, özellikle bilime ve öğrenmeye meraklı çocuklar ve gençler için kaçırılmaz bir fırsat. [Detaylı bilgi için](https://www.hypatiabilimfestival.com/?ref=fayn.press) ## Bir casusun gözünden Anadolu Bazıları ona Çöl Kraliçesi diyor, bazıları sınırları cetvelle çizen kadın. Gertrude Bell’den bahsediyoruz. İngiliz arkeolog, seyyah ve tabii casus… Peki biliyor muydunuz Bell, birçok kez Anadolu’ya seyahatler yapmış… Daha da önemlisi İstanbul’dan İzmir’e, Isparta’dan Konya’ya yüzlerce fotoğraf çekmiş. Bu şehirler hakkında günlükleri, mektupları var. Fi tarihinden kalma meseleleri balık hafızalarda tazelediğimiz Fil Hafızası'nın yeni bölümünde Gertrude Bell’in gözünden 20\. yüzyılın başında Anadolu’ya bakıyoruz. ## Cem Dinlenmiş, Fayn için çizdi ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/3.jpg) ### İBB davası 2. celse 1. hafta İmamoğlu: Savunma hakkım elimden alınmıştır URL: https://www.fayn.press/ibb-davasi-2-celse-1-hafta-imamoglu-savunma-hakkim-elimden-alinmistir/ Last updated: 2026-08-20T20:37:09.000Z Yaklaşık bir aylık aranın ardından, 53'ü tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davasının ikinci celsesi 17 Ağustos’ta başladı. İlk celsesi 17 hafta süren davada en kritik isim olan Ekrem İmamoğlu’nun ifadesi alınmamıştı. 8 Temmuz’da gerçekleşen ve zaman zaman gerginliğin yükseldiği ilk celsede, mahkeme başkanı ile İmamoğlu arasında savunma süresi tartışması yaşanmıştı. İmamoğlu, mahkemenin savunmasını kısa tutmasını istemesine tepki göstermişti. Bunun üzerine mahkeme başkanı, İmamoğlu’nu salondan çıkarttırıp “savunma yapmak istemediğini söyledi” diye zabıt tutturmuştu. [İBB Davası: Savunma hakkı mahkemenin kronometresine takıldıİBB davasının ilk celsesi tartışmayla bitti. İmamoğlu, savunmasını kısa tutmasını isteyen mahkemeye tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’nu salondan çıkarttı, “savunma yapmak istemediğini söyledi” diye zabıt tutturdu. 17 hafta İmamoğlu’nun savunması alınmadan geçti.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-f9ebb7a9-64a3-463e-bb11-f89610c9c78b.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ibb-davasi_onyedinci-hafta_fayn-a0b6a3a3-5f04-4bed-bcc0-04b765a5b256.webp)](https://www.fayn.press/ibb-davasi-savunma-hakki-mahkemenin-kronometresine-takildi) İlk celsesi bu tartışmayla son bulan davanın ikinci celsesinde neler yaşanacağı merak konusuydu. ## 17 Ağustos Pazartesi ## “Uygun yerde, makul bir zamanda savunmayı alacağız” 17 Ağustos Pazartesi günü, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in de izlediği duruşma Silivri’de yapılan yeni salona alındı. Son celsede mahkeme kararıyla salondan çıkartılan İmamoğlu, ikinci celsede salondaydı. Salona geldiğinde Özgür Özel’i selamlayan İmamoğlu, ilk gün söz almadı. Onun yerine avukatı Hasan Fehmi Demir talepte bulundu. Müvekkilinin susma hakkını kullanmadığını ancak mahkemenin bu yönde bir karara vardığını vurguladı. > *“Müvekkilin sorgusunun yapılmasını, savunma olanağının verilmesini, aksi durumun savunma hakkının açıkça, adil yargılanma hakkının da ihlal edilmiş sayılacağını belirtiyoruz. Yargılamaya müvekkilin savunmasıyla başlanmasını talep ediyoruz.”* Ancak mahkeme başkanı yine de Ekrem İmamoğlu’nun savunmasıyla başlamadı. **Mahkeme Başkanı:** Biz geçen celse zaten bunu savunma yapılmadığı için susma hakkı olarak değerlendirdik. Anladığım kadarıyla da şu anki beyanlarınızı zaten bir feragat gibi değerlendiriyoruz. Şu anki izleyeceğimiz sırayı belirledik. Bu sırayla ilerleyeceğiz ancak uygun yerde, makul bir süre içinde savunmanızı alacağız. O anlamda savunma hakkının engellenmesi gibi bir husus söz konusu değil. Davayı izleyen Özgür Özel gazetecilere yaptığı açıklamada mahkeme başkanına tepki gösterdi. > *"Hakim diyor ki, 'Savunma hakkını kullandıracağım ama belirsiz bir gün, benim bildiğim bir gün… Sonra avukatlara diyor ki 'Önceden söyleyeceğim.' Bir de söylemeseydin. Ekrem İmamoğlu savunma yapacağı günü bilmeyecek. Mahkeme heyeti 'Bir ara, uygun yerde, makul zamanda' diyor. Yani yerine, zamanına, süresine hâkim karar verecek. Oysaki asla kısıtlanamaz savunma hakkı. Gerçekten burada artık göstermelik bir yargılama bile yapılmıyor."* İkinci celse tutuksuz sanıkların savunmalarıyla devam etti. Bir dönem CHP Parti Meclisi üyesi olan Baki Aydöner de savunma yaptı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’ne yönelik yapılan operasyonda tutuklandığını belirten Aydöner, Aziz İhsan Aktaş’tan rüşvet aldığı iddialarını kabul etmedi. Aziz İhsan Aktaş davasında da hakimin bu rüşvet iddiasını sorduğunu anlattı. > *“Sizin gibi Sayın Ağır Ceza Hâkimi soru sordu: ‘Siz Baki Aydöner için dekont vermişsiniz, 100 bin dolar da para verdiğinizi iddia etmişsiniz’ dedi. ‘Nedir bu?’ ‘Beşiktaş Belediyesi'nin dekontlarıyla karıştı, ben Baki Aydöner'e para vermedim’ dedi. Ben soru sırası bana gelince sordum: ‘Sayın Aziz İhsan Aktaş, siz bana para vermediniz mi?"’dedim. Döndü bana, ‘Verdim mi diyeyim?’ dedi ve vermediğini söyledi.”* Savunma yapanlar arasında sanatçı Ercan Saatçi de yer aldı. Para aklama iddialarını kabul etmeyen Saatçi, *“Hatta bu konuda ben inceleme bile talep ediyorum şirket hesaplarının. Çünkü para karşılığında hiçbir mal, ürün almadık diyen firma, açıkçası hesaba yani hesabımıza para yatırmış, ürünü de teslim almış. Teslimat makbuzu dahil hepsi hazırdır.”* dedi. Örgüt üyeliği suçlamasına da tepkiliydi. > *“Vallahi ben hayatımda hiçbir örgüte üye olmadım. Şöyle arkamı döndüğümde bir tek Ekrem Bey'i tanıyorum. Yani onu da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu için bütün Türkiye tanıyor. Onun dışında ben kimseyi tanımıyorum. Ben ilk gözaltına alınıp Vatan Caddesi'ne sabahın 06.30'unda getirildiğimde, ‘Hangi örgüte üye olduğunu orada görürsün’ demişti polis arkadaşlar. İçeri girdim 400-500 kişi vardı, bir kişiyi tanımıyorum. Sonradan koğuşlara gelince Ekrem Bey'i gördüm.”* ## 18 Ağustos Salı ## Tora Pekin: “Savcılığın ifade verenleri baskı altına alma hamlesi” Davanın ikinci günü de Ekrem İmamoğlu söz aldı. Savunma hakkının elinden alındığını belirtti. *“Mahkeme başkanının, ‘Benim için savunma hakkından feragat etmiş, kabul ediyorum’ diye bir cümlesi oldu. Bunu şiddetle reddediyorum. Çünkü ben susma hakkımı kullanmadım. ‘Susma hakkını kullandı’ kavramı tamamen uydurma bir kavramdır. Ben de ona karşılık feragat etmediğimi belirttim.”* **Mahkeme Başkanı:** Savunma yapmayınca biz onu Usul Kanunu’na göre dedik. **Ekrem İmamoğlu:** Savunma hakkımı kullanmadım. Feragat diye bir kelimeyi de kabul etmiyorum. Duruşmada ilk olarak etkin pişmanlıktan yararlanan iş insanı Seyfi Beyaz savunmasını yaptı. Savunmasının ardından Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyaz’a soru sordu. **Mehmet Murat Çalık:** 2022’de para verip iskan aldığınızı söylemişsiniz fakat iskanı 3 yıl önce almışsınız. Bu konuda ne diyorsunuz? **Seyfi Beyaz:** 10 senelik bir mevzu. Şu an teyit edemem. **Mehmet Murat Çalık:** Başkası mı yaşadı Seyfi Bey, ben sizin ifadenizden okudum. Çalık’ın ardından söz alan davanın avukatlarından İsmail Emre Telci ile Seyfi Yılmaz arasında çarpıcı diyaloglar yaşandı. **Avukat İsmail Emre Telci:** İfadenizde "Hatırladığım kadarıyla Tuncay Yılmaz ve Hasan İmamoğlu parayı elden geri almaya gelmişlerdi." diyorsunuz. Bu kişiyi duyduğunuz kadarıyla dahi olsa Tuncay Yılmaz olabilir mi, belki hatırlamışsınızdır şimdi? **Seyfi Beyaz:** Savcılıkta bir isim söylendi. Ben o anda yani bu takip ettiği için bu işleri, onun olabileceğini düşündüm. **Avukat İsmail Emre Telci:** Onun olabileceğini düşündünüz. Yani savcılıktan bir isim istendi, o yüzden mi söylediniz? **Mahkeme Başkanı:** Tahmin belirtmiş. **Seyfi Beyaz:** Tahmin. **İsmail Emre Telci:** Yok, savcılıktan bir isim istendiğini açıkça şu an beyan etmiş oldu, kayıtlara geçti. Bu diyalogların ardından kürsüye Seyfi Yılmaz’ın kardeşi Muzaffer Yılmaz geldi. Mehmet Murat Çalık, Yılmaz’ın “Rüşvet olarak 12 tane mülk verdik” yönündeki savcılık ifadesini hatırlattı. **Mehmet Murat Çalık:** Şimdi siz de üç tane ifade vermişsiniz. Bir ifadenizde, ‘İskan işlerinin halledilmesi için Adem'e 7 dükkan, 5 daire verdik’ demişsiniz. Bu ifadenizi tekrarlıyor musunuz burada? **Muzaffer Beyaz:** Ben burada tamamen abimden duyduklarımı söyledim. Ben öyle biliyorum. Onun için de öyle yazdırdım. Doğrudan net bir bilgim yok burayla ilgili. Duyduklarımı anlattım. İki kardeşin savcılıkta ve mahkemede verdiği farklı bilgileri izleyen duruşma savcısı, mahkemeden talepte bulundu. Savcı, Muzaffer Beyaz’ın “savunmasındaki çelişkiler” nedeniyle tutuklanmasını talep etti. Avukatları bu talebe tepki gösterdi. Savcının bu talebini Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin “ifade verenleri baskı altına alma hamlesi” olarak değerlendirdi. > *“Bakın, savcının yaptığı şey, avukatlar soru sormadan önce sanığı baskı altına almak. Ve bundan sonraki sanıkları da baskı altına almak. Savcılığın yaptığı eylem, daha önceki yasak sorgu usulünün bir devamı niteliğindedir. Bunun adını koyalım.”* Ara veren mahkeme, savcının tutuklama talebini reddetti. Savunma yapan Beylikdüzü Belediyesi’nin eski başkan yardımcısı Veysel Erçelik, etkin pişmanlık başvurusunu kendi isteğiyle yaptığını ve baskı görmediğini belirtti. > *“İddia edildiği gibi herhangi bir baskı altında yani şantaj altında ifade vermedim. Hatta sayın soruşturma savcısı ile şöyle bir görüşmemiz olmuştu: ‘Veysel, cezaevi şartları zor, hatta görüyorum, kilo da vermişsin. Sen de, ben de inançlı insanlarız. Cezaevinden çıkmak için işte yalan beyan, kendini de, bizi de vebal altına sokacak bildirimlerde bulunma’ diye telkinleri olmuştur.* *Ben geriye dönüp kendi CV'me baktığımda, kendi durumuma baktığımda; pişmanlık niye pişmanlık? Buradaki pişmanlık, suç işlediğimin pişmanlığı değil. ‘Benim burada ne işim var?’ pişmanlığıydı.”* İş insanı Yüksel Hamzaoğlu da savcılık ifadesindeki bazı kritik noktaların “duyum” olduğunu açıkladı. **Savcı:** Yine beyanlarınızda “ Adem Soytekin para talep ettiği için inşaatlardan daire vermek zorunda kaldık. Bu taleplerin İmamoğlu'ndan geldiğini biliyorum” şeklinde beyanınız var. **Yüksel Hamzaoğlu:** Söylenilen, duyduğumuzu söyledik yani. ## 18 Ağustos Çarşamba ## İmamoğlu ve iş insanları arasında sert tartışmalar İmamoğlu ile savunmalarını yapan iş insanları Mustafa Keleş ve Cevat Üneş arasında sert tartışmalar yaşandı. İki iş insanı da İmamoğlu’nun kendilerinden rüşvet aldığını iddia etti. Bu iddiaya İmamoğlu sert tepki gösterdi. Seslerin yükseldiği duruşma salonunda kavgayı aratmayan diyaloglar yaşandı. **Ekrem İmamoğlu:** Mustafa Bey, güzel bir hikaye yazdın az önce. Seni esefle kınıyorum. Şantiyede ziyaret etmişim, senden bir villa istemişim, ‘Ben buranın belediye başkanıyım, bana vermeyip kime vereceksin’ demişim. Tümüyle yalanlarında boğul. Büyük bir iftira attın. Senin şantiyeni ben kalabalık bir ekiple gezdim. Sonra şantiyenin içinde yine kalabalık bir ekiple projeyi anlattın. **Mustafa Keleş:** Üç defa tek başına gelmedin mi? **Ekrem İmamoğlu:** Tek bir defa geldim senin şantiyene, bir defa! Çok fena yalancısın sen. Şantiyeni bir defa ziyaret ettim. **Mustafa Keleş:** Benim hayatımda iftira, öyle şey olmaz Sayın Başkan. **Ekrem İmamoğlu:** Ya senin hayatın iftira! Senin hayatın iftira! Kişinin itibarıyla oynuyor, yalan konuşarak benim itibarımla oynadı, iftira attı. İftira attı, efendim. Kınıyorum seni. "Senden villa istemişim" falan… Bir de diyorsun ki "5 yıl boyunca benim hiçbir maddi işim olmadı" diyorsun, dedin mi az önce Ekrem İmamoğlu'yla? **Mustafa Keleş:** Villa isteyip de “Onu da şu adamın tapusu üzerine tapu yapacaksın" dedin mi, demedin mi? **Ekrem İmamoğlu:** Bakın yalana bak ya! Bakın yalana… Sen kötü bir müfterisin! Müfterisin, bu laflarını ve iftiralarını sana havale ediyorum. Seni Allah ıslah etsin. **Mustafa Keleş:** Allah seni de ıslah… **Ekrem İmamoğlu:** Allah seni de ıslah edemez, zor. **Mustafa Keleş:** Senin bu lafların herkese söker, bana sökmez. **Ekrem İmamoğlu:** Aşağılık adam. **Mustafa Keleş:** Aşağılık adam sensin! Bana "aşağılık adam" diyemezsin! Ben senden büyüğüm. Bu sert tartışmanın ardından Ekrem İmamoğlu güçlükle sakinleştirildi. Ancak dakikalar sonra yeni bir sert tartışma yaşandı. İş insanı Cevat Üneş, İmamoğlu’nun kendisinden 500 bin lira istediğini, taksit taksit ödediğini iddia ettti. İmamoğlu yine tepki gösterdi. **Ekrem İmamoğlu:** Allah Allah. Emin misin? Ben senden para istedim, öyle mi? **Cemal Üneş:** İstemedin mi Başkanım? **Ekrem İmamoğlu:** Emin misin yani? Ben senden para istedim ve getirdin. **Cemal Üneş:** Seçime mi giriyorsun dedim. Dedin ki, "Buraya bir para lazım" dedin. "500 bin" dedi. Ben dedim ki, "Sen benim durumumu da aşağı yukarı bilmen lazım. Ve benim öyle bir para ödeyecek bir durumum da yok" dedim. **Ekrem İmamoğlu:** Ben de sana dedim ki, "500 bin lira vereceksin" öyle mi? **Cemal Üneş:** Evet, evet. **Ekrem İmamoğlu:** Ben dedim sana. **Cemal Üneş:** Sen bana dedin. Mehmet Çakılcıoğlu'na yönlendirdin. Biz onunla senet yaptık işte 5 tane. **Ekrem İmamoğlu:** Vah ki vah. Ne diyeyim sana? Allah yardımcın olsun senin de. **Cemal Üneş:** Sadece benim değil de senin de yardımcın olsun. Ne diyeyim, ne diyelim yani? ## 19 Ağustos Perşembe ## “Örgüt var mı yok mu?” tartışması İmamoğlu benzer bir tartışmayı tutuklandıktan sonra itirafçı olan İBB’nin eski Bilgi İşlem Daire Başkanı Naim Erol Özgüner ile de yaşadı. İmamoğlu, savunmasını yapan Özgüner’e bu davada bir örgüt olup olmadığını sordu. Mahkeme başkanı, bir süre sonra İmamoğlu’nun Özgüner’i “baskı altına almaya çalıştığını” öne sürerek sorulara müdahale etti **Ekrem İmamoğlu:** 5 sene beraber çalıştık. Bir suç örgütü var mı? **Erol Özgüner:** Ben o konuda net bir şey söyleyemem başkanım ama ben bir suç örgütü üyesi değilim. **Ekrem İmamoğlu:** Suç örgütü üyesi değilsin ama suç örgütü var mı? **Erol Özgüner:** Var ya da yok diye bir şey söyleyemem. **Ekrem İmamoğlu:** Söyleyemezsiniz, tamam. Şimdi tam da işte buradan ifadeyle şuna geleceğim: Yani az önce "Platform veri sızdırabilir ama ben bunu bilmem" diyorsunuz, "Bence de yoktur" diyebiliyorsunuz. Böyle hani çelişkili cevaplar veriyorsunuz. Erol Bey, ne oldu size? **Mahkeme Başkanı:** Bu soruya cevap vermek zorunda değilsiniz. Ya böyle bir soru yok ki yani? **Ekrem İmamoğlu:** Soruyorum. "Ne oldu size?" diyorum. Aşağılamadım, bir şey yapmadım. **Mahkeme Başkanı:** Ne oldu diye bir soru mu var yani Ekrem Bey? **Ekrem İmamoğlu:** Ama siz benim soruma niye itiraz ediyorsunuz? Bırakın kısıtlamayı da, bırakın kendisi cevap versin. **Mahkeme Başkanı:** Sanığı baskı altına almaya çalışıyorsunuz. **Ekrem İmamoğlu:** Savunma da yapma, soru da sorma… **Mahkeme Başkanı:** Hâlâ aynı algıya devam etmeyin. Yapsaydınız verdik süre. Sert tartışmalarla geçen duruşmalar hafta boyunca geç saatlere kadar sürdü. Dava önümüzdeki hafta da tutuksuz sanıkların savunmalarıyla devam edecek. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasının ne zaman alınacağı ise hâlâ belirsiz. fayn'a abone olun ​​Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Erkan Mumcu, Arınç ve Tayyar’a karşı: Kavgayı anlama kılavuzu URL: https://www.fayn.press/erkan-mumcu-arinc-ve-tayyara-karsi-kavgayi-anlama-kilavuzu/ Last updated: 2026-08-22T16:44:57.000Z Sosyal medya son günlerde, bir dönem AKP’nin içinde birlikte çalışmış isimlerin tartışmasıyla çalkalanıyor. Ortalık toz duman. Bir yanda Erkan Mumcu, diğer yanda Bülent Arınç ve Şamil Tayyar. Tabii eski ve yeni siyasetçilerden ve gazetecilerden bolca yorum da geliyor. İş ekranda düello davetine kadar gitti. Tartışmanın odağında 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçimi var. Dile kolay, üzerinden neredeyse 20 yıl geçmiş. Pek çok kimse, hele de yaşı 30’un altında olanlar, ne e-muhtırayı ne 367 krizini ne de Anayasa Mahkemesi’nden dönen cumhurbaşkanlığı seçimini biliyor. Bu tartışmayı anlamak için hafızamızı tazelemek hatta bir kavgayı okuma kılavuzu hazırlamak lazım. Ama önce kim, ne dedi, kısaca bakalım. Çünkü bu patırtının ardında sadece o günkü olaylar değil, belli ki önümüzdeki dönemde gündeme gelme ihtimali yüksek olan konulara göndermeler de var. ## Kavga nasıl başladı? AK Parti, 14 Ağustos 2026’da 25\. kuruluş yıldönümünü kutladı. BBC Türkçe, AK Parti kurucularından iki önemli isimle röportaj yaptı. Bu isimlerden biri AKP iktidarının ilk başbakanı ve 11\. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’dü. [Gül’ün röportajdaki](https://www.youtube.com/watch?v=8q8db%5FXhtcQ&ref=fayn.press) son cümlesini, “AKP’nin kuruluş vizyonundan uzaklaştığı” yönünde bir eleştiri olarak okuyabiliriz: > *“Bugün hâlâ o kuruluş vizyonunun Türkiye için geçerli olduğu kanaatindeyim. AK Parti o vizyona tekrar sahip çıkarsa ekonomik, demokratik, hukuk açısından Türkiye’ye, Türkiye’nin geleceğine çok şey kazandırır diye düşünüyorum.”* BBC Türkçe’nin diğer röportajıysa, eski TBMM Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’laydı. Arınç da [röportajın sonunda](https://www.youtube.com/watch?v=bMSN%5FRFhlt0&ref=fayn.press), Erdoğan’ın kendisinden sonraki aday için, “Gönlümden geçen, 2007’deki gibi ‘Kardeşim filandır’ diyebilmesi” dedi. Erdoğan o dönemde, bu sözüyle Abdullah Gül’ü işaret etmişti ama Arınç röportajda bir isim vermedi. Tam da bunlar konuşulurken sosyal medyada Abdullah Gül ve Bülent Arınç’ı hedef alan, hatta bu iki ismi Recep Tayyip Erdoğan’a kumpas kurmakla itham eden, işin içine Gülen örgütünü de katan bir röportaj dolaşıma girdi. Konuşan kişi, bir dönem Anavatan Partisi’nde Mesut Yılmaz’ın prensi olarak görülen, sonra AK Parti’nin ilk döneminde Milli Eğitim ve Turizm Bakanlıkları yapmış, ardından partiden ayrılıp bir süre Anavatan’ın Genel Başkanlığı’nı yürütmüş olan Erkan Mumcu’ydu. ## Yedi yıl sonra yeniden pişirilen röportaj Aslında röportaj yeni değil, [2019’da yapılmış.](https://www.youtube.com/watch?v=QJDLidhW2R8&t=5s&ref=fayn.press) Gazeteci Barış Terkoğlu, Erkan Mumcu ile bu mülakatı Oda TV’deyken yapmış. Röportajdan kesilip sosyal medyada dolaşıma giren bölümde Mumcu, 2007’de krizlere, e-muhtıralara sahne olan cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili şöyle diyor: > *“367 kumpası, Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı adayı olamasın ki yerine Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçilebilsin diye, en az iki yıl önceden tasarlanmış ve ‘o laikçi’ çevreleri de aletleştirmiş bir kumpastır. Projenin, fikrin sahibi FETÖ’dür. Ama asıl proje, cumhurbaşkanını seçme iradesini Tayyip Erdoğan'a bırakmamak, daha da ileri bir cümle söylüyorum, o gün Tayyip Erdoğan ve askerler arasında da varılması muhtemel bir mutabakatı imkansızlaştırmaktır. Ve başarılmıştır, başarılı olmasındaki büyük pay sahiplerinden birisi de Bülent Arınç’tır. Bülent Arınç, ‘Eğer ikinizden birisi aday değilse, ben aday olacağım ve hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğim’ diyerek aslında Tayyip Erdoğan'ın seçeneklerini ortadan kaldırmış ve daha doğrusu onu ‘Kardeşim Abdullah Gül’ açıklamasına mecbur etmiştir.”* Mumcu, Erdoğan ile dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt arasında 4 Mayıs 2007’de yapılan, pek çok iddiaya konu olan ve ne konuşulduğu hâlâ açıklanmayan Dolmabahçe görüşmesinde, cumhurbaşkanı adayının kimliği üzerinde bir mutabakata varıldığını da iddia ediyor. Mumcu’ya göre Gül’ün adaylığı bu mutabakata aykırıydı. Mumcu, Gül için “majestelerinin valisi” ifadesini de kullanıyor. ## Tartışma başlıyor Erkan Mumcu’nun 7 yıl önce verdiği bu eski demeç sosyal medyada yeniden gündeme gelip çokça tartışılınca, devreye eski AK Parti milletvekili Şamil Tayyar girdi. Hemen hatırlatalım, Şamil Tayyar, AKP kurulmadan önce Anavatan Partisi’ni izleyen gazetecilerden biriydi. Yani tanışıklıkları eskiye dayanıyor. > Erkan Mumcu’nun 2007’deki cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden Abdullah Gül ve Bülent Arınç’a yönelik ağır sözleri, AK Parti’ye destek veren hesaplarda ciddi karşılık buluyor. > > Bunda Gül ve Arınç’ın son dönem eleştirilerine öfkenin payı yadsınamaz. > > Özetle. > > Mumcu, Gül ve Arınç’ın… > > — Şamil Tayyar (@samiltayyar27) [August 16, 2026](https://x.com/samiltayyar27/status/2089061959614214243?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) /figure> Tayyar, X platformundan uzunca [bir mesaj paylaştı, ](https://x.com/samiltayyar27/status/2089061959614214243?ref=fayn.press)Gül ve Arınç’a yönelik bu “ağır sözlerin”, AK Parti’ye destek veren tabanda ciddi karşılık bulmasında, bu iki ismin son dönemdeki eleştirilerine öfkenin payı olduğunu söyledi. Sözü 2007’deki seçime getirdi: > *“Erkan Mumcu ise 20 milletvekiline sahip ANAP’ın Genel Başkanı olarak oylamayı boykot etti. Oysa daha önce pozitifti. Parti kararının alınacağı ANAP MKYK toplantısında gelen bir telefon sonrası tavrını değiştirdi. (…) Mumcu boykot etmeseydi 367 garabeti olmayacak, ilk turda 351 oy alan Gül seçilmiş olacaktı. (…) Ne hazindir, o tarihte askerî vesayetle iş birliği yaparak AK Parti’nin cumhurbaşkanlığı seçimine takoz koyan Mumcu, sırf Gül ve Arınç antipatisi yüzünden bugün sempati topluyor.”* Mumcu’dan “Şamil Efendi!” diye başlayan [cevap gecikmedi](https://x.com/ErkanMumcu63/status/2089081309058457633?ref=fayn.press). “Fırıldak”, “yiyor mu?” gibi ifadelerin yer aldığı mesajıyla Tayyar’ı canlı yayında tartışmaya davet etti. Tayyar ise “Kafa ayık değilken klavyeden uzak dur. (…) Seni çukurunda hezeyanlarınla baş başa bırakıyorum” [diyerek](https://x.com/samiltayyar27/status/2089109437482975374?ref=fayn.press) bu çağrıyı karşılıksız bıraktı. > Şamil efendi! > Öyle uzaktan sallayıp kaçamazsın. > Ben her sözümün ve kararımın arkasındayım. > Sen ve yaranmaya çalıştıkların gibi fırıldak değilim. > Hangi kanalda istersen canlı yayında sen bildiklerini ( bilmeden salladıklarını da) söyle, ben belgeleri ve tanıkları ile gerçeği… [https://t.co/drS4UJPWp1](https://t.co/drS4UJPWp1?ref=fayn.press) > > — Erkan Mumcu (@ErkanMumcu63) [August 16, 2026](https://x.com/ErkanMumcu63/status/2089081309058457633?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) /figure> ## Gül’e George Clooney’li mesaj Tartışma durmadı tabii, devam etti. Ama bir noktada Erkan Mumcu, eski röportajlarının parti içi kavgalar için kullanıldığını ifade eden bir [mesaj attı.](https://x.com/ErkanMumcu63/status/2089721772459364353?ref=fayn.press) *“İktidardan pay istiyorsunuz ama ihtirasınız büyük, cesaretiniz küçük. Aile içi meselelerinize beni karıştırmayın”* dedi. Bir dönem Abdullah Gül’ü, ABD’li aktör George Clooney’ye benzetenler vardı. Mumcu, buna atıfla şöyle bitirdi mesajını: > *“Ben FETÖ ile kavga ederken kiminiz Hermafro sesinizle gülüyor, kiminiz George Clooney tebessümünüzle susuyordunuz. O gün yapamadığınızı bugün yapabileceğinizi mi umuyorsunuz? Artık rüzgar Batı'dan esmiyor bunu ne vakit anlayacaksınız?”* ## Düelloya davet Tam da bunun üstüne Bülent Arınç devreye girdi. O da [uzun bir mesaj attı.](https://x.com/bulent%5Farinc/status/2089789225227161888?ref=fayn.press) Gül’ün nasıl seçildiğini anlattı, Mumcu’yu yalan söylemekle suçladı: > *“Açıkça söylemeliyim ki kendisi burada da çok büyük bir yalanın içerisindedir. Sayın Erdoğan; milletvekillerimiz, parti teşkilatları ve kanaat önderleriyle çok önemli istişareler yaptı. Son istişareyi benimle yapacağını söylemişti. 23 Nisan günü öğleden sonra Meclis Başkanlığı makamına geldiler. İki dost, iki arkadaş olarak bu konuyu çok detaylı konuştuk ve sonunda kendisi de ‘Hayırlı olsun, bizim de adayımız Abdullah Bey’dir’ dedi. Ben bununla ilgili pek çok televizyon kanalında o günü anlattım. Bu tercih hepimizin, bütün milletvekillerimizin de coşkuyla karşıladığı bir tercih oldu ve Sayın Erdoğan’ın, Sayın Gül’ün adaylığını açıkladığı konuşmasındaki samimiyeti ben bugün hâlâ hissediyorum.”* > Erkan Mumcu’nun geçtiğimiz günlerde yaptığı bazı açıklamaları duydum. 20 yıldan beri kendisiyle bir iletişimim, bir ilişkim yok. Bu yüzden kendisini muhatap da almak istemem. Ancak bu açıklamalarda bizzat beni ve Sayın Abdullah Gül’ü hedef almasından dolayı birkaç cümle söylemek… > > — Bülent Arınç (@bulent\_arinc) [August 18, 2026](https://x.com/bulent%5Farinc/status/2089789225227161888?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) igure> Mumcu’nun oylamasına girmediği krizli seçim için de “*Erkan Mumcu, Meclise girmemek suretiyle Doğru Yol Partisi ile birlikte bu kumpasın içerisinde oldu. Hatta 20 kişilik grubunu bir odaya kilitlediğini ve kesinlikle oy kullanmaya gitmeyeceklerini söylediklerini ifade ettiler,”* diye not düştü. Erkan Mumcu, Arınç’a yine sert bir mesajla karşılık verdi. Onu da ekranda tartışmaya çağırdı, karşısındaki cepheyi de o dönem DYP’nin başında olan Mehmet Ağar ile genişletti: > *“Sana yiğitçe bir düello teklif edeceğim. Haydi bari sen gel canlı yayına. Ama lütfen karakter ikizin Ağar'ı da yanında getir. Hem, şu kozmik odayı, hocaefendi muhabbetinizi, olimpiyat sevginizi, 1 Mart tezkeresini ve 367 tezinin mucidinin kim olduğunu, Gezi provokasyonunu da anlatmış olursunuz.”* ## 2007’de ne oldu? Kavga böyle de, temeli nereye dayanıyor? O yüzden 2007 yılına dönmek gerek. AKP, iktidara geleli beş yıl olmuştu. Bu süre içinde Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Ahmet Necdet Sezer oturuyordu. Ama 2000 yılında seçilen Sezer’in yedi yıllık görev süresi 16 Mayıs 2007’de dolacaktı. Peki yeni cumhurbaşkanı kim olacaktı? O dönem cumhurbaşkanını halk değil, TBMM seçiyordu. AK Parti’nin 354 milletvekili vardı. İlk iki turda milletvekili tam sayısının üçte ikisi olan 367 oy gerekliydi ama bu şartın aranmadığı üçüncü turda, AKP istediği adayı kendi oylarıyla rahatça seçebilirdi. Tartışma erken başladı. Hem de hiç beklenmeyen bir noktadan. Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, 26 Aralık 2006’da Cumhuriyet gazetesinde bir yazı kaleme aldı. Kanadoğlu’na göre 367, sadece ilk iki turda seçilebilmek için gerekli oy sayısı değildi. Ona göre seçimin yapılacağı toplantının başlaması için de 367 milletvekilinin Meclis Genel Kurulu’nda hazır olması gerekiyordu. Aksi halde oylama yapılamazdı. Bu olay, siyasetin yargı eliyle dizayn edilmeye çalışılmasının örneklerinden biri olarak siyasi tarihimizde yerini buldu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Cumhuriyet-s--zde-de--il---zde-1.png) 2007'deki cumhurbaşkanı seçimine günler kala, dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın açıklamaları çok tartışılmıştı. ## “Sözde değil özde” Kanadoğlu’nun o güne kadar kimsenin duymadığı bu tezi tartışıladursun seçime günler kala asker de tartışmaya başka bir açıdan girdi. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 12 Nisan’da yaptığı yıllık değerlendirme toplantısında yakın dönem siyasi tarihine geçecek şu açıklamayı yaptı: > *“Cumhuriyetin temel değerlerine, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti idealine, devletin üniter yapısına bağlı ama sözde değil özde, bunu davranışlarına yansıtacak bir kişinin seçilmesini umuyorum.”* Gergin günlerdi. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’den de rejim tehlikede uyarıları geliyor, 14 Nisan’da Ankara’da Cumhuriyet mitingi düzenleniyordu. ## “Adayım Abdullah Gül kardeşim” Tam da o günlerde AKP’de ibre Abdullah Gül’e dönüyordu. Meclis Başkanı Bülent Arınç da Erdoğan’a “Ya sen, ya ben, ya Abdullah Gül” demişti. Askerinse, eşinin başı açık olmasından dolayı Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’e sıcak baktığı konuşuluyordu. Erdoğan, 24 Nisan günü AK Parti Grup toplantısında partisinin adayını açıkladı: > *“11\. Cumhurbaşkanı adaylığı için yaptığım son değerlendirmeler, tüm bu araştırmalar neticesinde bir ismi ortaya çıkardım. O da değerli, bugüne kadar beraber bu yolda olduğumuz, bu hareketi beraber kurduğumuz Abdullah Gül kardeşimizdir.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Milliyet-s--zde-de--il---zde-ba--l--y--m-1.png) Abdullah Gül, adaylığının açıklamasından sonraki ilk röportajında Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'a cevap verdi. Gül, aday olduktan sonra ilk röportajlarından birini Milliyet gazetesinden Fikret Bila’ya verdi, “Sözde değil, özde bağlıyım” dedi. ## 367 gölgesinde seçim günü Seçim günü bu tartışmalarla geldi. Takvimler 27 Nisan’ı gösteriyordu. AK Parti’nin 354 milletvekili vardı. 153 milletvekili olan CHP zaten oylamaya katılmayacağını açıklamış ve oylamada 367 milletvekili hazır bulunmazsa sonucu Anayasa Mahkemesi’ne götüreceğini de ilan etmişti. Erkan Mumcu’nun genel başkanlığını yaptığı Anavatan’ın 20, Mehmet Ağar’ın genel başkanlığını yaptığı DYP’ninse 4 milletvekili vardı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Mumcu-A--ar.png) Anavatan Genel Başkanı Mumcu ve DYP Genel Başkanı Ağar'ın oylamaya girmemesi gazetelerin ilk sayfalarında yer aldı. Mumcu, oylamadan hemen önce partili milletvekillerine Genel Kurul’a katılmama çağrısı yaptı. Ağar da katılmayacaklarını açıkladı. Ama bu iki partiden ikişer milletvekili Cumhurbaşkanı seçimine katıldı. Gazeteler ertesi gün Ağar’ın bu iki milletvekili için “Beni arkadan bıçakladılar” dediğini yazdı. Fakat katılanlar da yetmedi. İlk turda 361 milletvekili oylamaya katıldı, Gül’e 357 oy çıktı. Deniz Baykal’ın genel başkanı olduğu CHP, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya hazırlanıyordu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Genelkurmaydan-sert-a----klama-1.png) Cumhurbaşkanı seçiminde ilk tur oylamanın yapıldığı 27 Nisan'ın akşamında Genelkurmay'dan e-muhtıra geldi. ## Gece yarısına doğru gelen e-muhtıra Gündüz saatlerindeki oylama koşturması bitmiş, haber merkezleri boşalmıştı. Günlerden cumaydı. Saatler gece yarısına yaklaşırken Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinden açıklama geldi. En dikkat çeken bölümü şuydu: > *“Son günlerde, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde öne çıkan sorun, laikliğin tartışılması konusuna odaklanmış durumdadır. Bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından endişe ile izlenmektedir. Unutulmamalıdır ki, Türk Silahlı Kuvvetleri bu tartışmalarda taraftır ve laikliğin kesin savunucusudur. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir.”* Açıklama şöyle bitiyordu: > *“Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir.”* Siyasi tarihi darbelerle iç içe geçmiş Türkiye’nin, 27 Nisan Bildirisi ile şimdi bir de “e-muhtırası” olmuştu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, Başbakan Erdoğan’ın telefonuna önce çıkmadı, daha sonra da bu bildiriyi kendisinin yazdığını açıkladı. ## Sır Dolmabahçe görüşmesi 28 Nisan Cumartesi günü Bakanlar Kurulu olağanüstü toplandı. Erdoğan sonunda Büyükanıt ile telefonla konuşmuştu. Toplantı sonrası açıklamayı Adalet Bakanı Cemil Çiçek yaptı. “Başbakanlığa bağlı bir kurum olan Genelkurmay’ın hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir hukuk devletinde düşünülemez” dedi. Erdoğan ve Büyükanıt bir hafta sonra 4 Mayıs 2007’de, Erdoğan’ın İstanbul Dolmabahçe’deki çalışma ofisinde görüştü. Bugüne kadar ne görüşüldüğüne dair çeşitli komplo teorileri ortaya atıldı. Ama 135 dakika süren görüşme hakkında iki isim de bir şey söylemedi. Erdoğan, "Büyükanıt açıklarsa, ben de açıklarım" derken, Büyükanıt, "Benimle mezara gidecek" açıklamasını yaptı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Cumhuriyet-AYM-se--im-iptal-1.png) AYM, oylama sırasında 367 milletvekili bulunmadığı için ilk tur seçimi iptal etti, hükümet seçim kararı aldı. ## Cumhurbaşkanlığı seçimine AYM’den iptal 27 Nisan bildirisiyle Dolmabahçe görüşmesi arasındaki dönemde çok önemli bir gelişme daha oldu. Anayasa Mahkemesi, CHP’nin başvurusu üzerine 1 Mayıs’ta cumhurbaşkanı seçimi sırasında Meclis Genel Kurulu'nda en az 367 milletvekilinin bulunması gerektiğine hükmetti ve Meclis'teki birinci tur oylamayı iptal etti. AKP hemen genel seçim kararı aldı. 6 Mayıs'ta yapılan iki yoklamada da CHP milletvekilleri Genel Kurul salonuna girmedi, toplantı yeter sayısı olan 367 bulunamadı, 11\. Cumhurbaşkanı seçilemedi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Milliyet-G--l-se--im.png) Krizle geçen ayların ardından Abdullah Gül, 28 Ağustos 2007'de 11\. Cumhurbaşkanı seçildi. ## Önce genel seçim sonra cumhurbaşkanı Türkiye belki de en hızlı seçim süreçlerinden birine girdi. Temmuz ayında genel seçim yapıldı. AKP 341, CHP 112 sandalye kazanırken bu kez bir önceki dönem Meclis dışında kalan MHP de 71 milletvekili ile parlamentodaydı. MHP, cumhurbaşkanı seçiminde genel kurula da girdi, böylece fiilen 367 sorunu aşıldı. 28 Ağustos 2007’de Abdullah Gül, 11\. Cumhurbaşkanı seçildi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kritik anlarda hep yaptığı gibi, siyasete yön veren adımlarından birini daha atmıştı. ## Bu tartışma nereye gider? İşte günlerdir Erkan Mumcu, Şamil Tayyar ve Bülent Arınç’ın odağında olduğu tartışmanın dayandığı geçmiş bu. Mumcu’nun Arınç ve Gül’ü suçladığı eski bir videosunun kim tarafından yayıldığı belli değil. Ama konunun daha çok su götüreceği, AKP’de parti için rekabet sertleştikçe yeniden ısıtılıp gündeme gelme ihtimalinin de olduğu şimdiden belli gibi. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** TEŞEKKÜRLER Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi desteklediğiniz için teşekkürler. Bültenlerimizi çevrenize de tavsiye ederek bu topluluğu büyütmemize yardımcı olabilirsiniz. ### The Economist, Daron Acemoğlu’na neden diş biliyor? URL: https://www.fayn.press/the-economist-daron-acemogluna-neden-dis-biliyor/ Last updated: 2026-08-26T16:37:10.000Z Ekonomi dünyasının zirvesinde şu sıralar epey gürültülü bir kavga var. Bir tarafta taze Nobelli Daron Acemoğlu, karşısında küresel kapitalizmin ağır abisi *The Economist.* Dergi, 17 Ağustos’ta Acemoğlu’nu doğrudan hedefe koyan, "dünyanın en nüfuzlu iktisatçısı tuhaf biçimde ikna edicilikten uzak" temalı zehir zemberek bir makale [yayımladı](https://www.economist.com/finance-and-economics/2026/08/17/the-worlds-most-influential-economist-is-oddly-unconvincing?ref=fayn.press). Acemoğlu’nun buna verdiği [cevap](https://x.com/DAcemogluMIT/status/2089859506809229425?s=20&ref=fayn.press) ise epey net. Yazıyı doğrudan bir itibar suikastı ve tetikçilik olarak niteledi. Üstelik "işin arka planında çok daha sıkıntılı bir durum var, zamanı gelince anlatacağım" diyerek meselenin salt akademik bir fikir ayrılığı olmadığını iddia etti. İyi de bu ne demek? Arka planda kimlerin parmağı var? Dünyanın en saygın ekonomi dergisi ile dünyanın en nüfuzlu iktisatçılarından birini kanlı bıçaklı hale getiren aslında neyin kavgası? ## The Economist Acemoğlu için nasıl bir eleştiri yayımladı? Kavgayı tam olarak okuyabilmek için önce karşıdaki rakibin kim olduğuna bakmak gerekiyor. The Economist sıradan bir dergi değil; küresel kapitalizmin ve serbest piyasa düzeninin en köklü kalelerinden biri. _This post is for subscribers only._ ### Madenci ailelerinin evinde de direniş var: “Maaş yok, borç çok” URL: https://www.fayn.press/madenci-ailelerinin-evinde-de-direnis-var-maas-yok-borc-cok/ Last updated: 2026-08-23T16:26:20.000Z Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik işçileri aylardır direnişte. İşçiler ödenmeyen ücretleri, tazminatları ve gasbedilen hakları için yılın ilk aylarında Eskişehir’den Ankara’ya yürüdü. Yaklaşık dokuz gün süren yürüyüş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önündeki eylemle devam etti. Verilen taahhütlere rağmen alacaklarını eksiksiz tahsil edemeyen madenciler, şimdi yeniden direnişte. Gözaltılar ve müdahalelere rağmen süren mücadelelerinin bir tarafı da aile evlerinde yaşanıyor. İşçiler eylem alanlarında haklarını ararken eşleri borçları, faturaları, çocukların ihtiyaçlarını ve sofrayı düşünüyor. Eve girmeyen ücret, büyüyen borçlar ve ertelenen ihtiyaçlar, direnişin ailelerin hayatındaki karşılığını gösteriyor. ## “Mücadeleyi bir çıkış kapısı olarak gördük” Aynur Özdemir’in eşi de Doruk Madencilik işçilerinden. Eşi ücretsiz izinler nedeniyle yer altında çalışamadığı dönemde farklı işler yapmak zorunda kalmış. Saman ve kütük taşımış, inşaat işçiliği yapmış, yurtdışına gitmiş ancak orada da ücretini alamamış. Aynur ise kantinde ve temizlik işlerinde çalışmış, dikiş dikmiş. Kazandığı parayla borçlarını kapatmaya çalışmış ancak faizler nedeniyle borçtan çıkamamış. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Aynur-Ozdemir-1_fayn.png) Aynur, bugün sürdürdükleri mücadeleyi aileleri için bir çıkış yolu olarak görüyor. *“Hani bir çıkış kapısı, bir ışık olarak gördük biz bunu. Bizim evimize maaş girmiyor. Hiçbir şekilde dönmüyor. Annem, babam, kardeşim üç beş bin lira harçlık şeklinde gönderiyor ama bu pek yeterli olmuyor. Taşıma suyuyla değirmen dönmez. O da her öğün bulunmaz bizde,”* diyor. Yıllarca çalışarak kurdukları hayatın borçlar nedeniyle ellerinden gitmesinden korktuklarını anlatan Aynur, bir yıl boyunca kazandıklarının büyük bölümünü borçlara yatırdıklarını söylüyor. Ancak ödenen para ana borcu azaltmak yerine faize gidiyor: > *“Ana para hâlâ duruyor açıkçası. Biz sadece faizleri ödedik. Yemedik, içmedik. Çoluğumuzdan çocuğumuzdan kıstık. Bir şeylerimizi kaybetmeyelim, bir şeylerimiz elimizden gitmesin diye. Ama başarılı olamadık.”* ## Telefonla ulaşamayınca e-nabız’a bakmak Yokluk çocukların hayatına da yansıyor. Aynur, çocuğunun kendisinden ihtiyaç istemek yerine verilen harçlığı biriktirdiğini anlatıyor: *“Benim çocuğum bunu harcamıyor. Biriktirip ‘Eğer yine o dönemde maaşımızı alamazsak kendi ihtiyaçlarımı buradan karşılarım’ diyor. Ona nasıl bir gelecek vereceğim?”* Evdeki yokluk sofraya da yansıyor. Eşi eylemdeyken yemek yapıp sofraya oturmanın bile kendisine zor geldiğini söyleyen Aynur, *“Onlar orada o haldeyken insanın yiyesi içesi de gelmiyor. Ben şu sofraya oturmak istemiyorum. Yemek yapıp da şu sofraya eşim olmadan oturmak istemiyorum,”* diyor. Eşinin eylem alanlarında gözaltına alınması da Aynur’un kaygısını büyütüyor. Eşinden haber alamadığında telefonundaki konum uygulamasından nerede olduğunu kontrol ediyor. Enerji Bakanlığı önünde olduğunu görmek ona güven veriyor. Ancak telefon kapandığında endişesi büyüyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Aynur-Ozdemir-2_fayn-1.png) Bir keresinde eşinin nerede olduğunu öğrenemeyince arkadaşlarını aradığını, ardından e-Nabız üzerinden son hastane kontrollerini kontrol ederek gözaltından çıktığını anladığını anlatıyor. Bütün bu kaygılara rağmen eşinin mücadelesiyle gurur duyduğunu belirten Aynur, *“Gerçekten çok kötü bir durum. Hani aslında bir nevi gurur da duyuyoruz eşlerimizle. Çünkü bir hak mücadelesi başlatmışlar. ‘Hakkımızı almadan gelmeyiz’ diyorlar,”* ifadelerini kullanıyor. ## “Dört ayda bir maaş giren evde ne olur?” Sibel Çiftçi’nin evinde de benzer bir bekleyiş var. O da çocuklarıyla parka gidiyor, birlikte vakit geçirerek hem onların hem kendisinin biraz olsun nefes almasını sağlamaya çalışıyor. *“Zor bir süreçten geçtik. Yaşamayacağımız şeyler yaşadık. Çocuklarımla genelde vakit geçiriyorum. ‘Hadi gel parka gidelim, hadi gel şuraya gidelim’ diyorum. Çocukların kafası dağılsın, benim de kafam dağılsın diye uğraşıyorum,”* diyor. Ancak evdeki geçim sıkıntısı, çocuklarla geçirilen zamanın arkasında ağır bir yük olarak duruyor. Maaşın aylarca ödenmediği dönemde mutfağın nasıl döndüğünü anlatan Sibel, *“Düşünün, dört ayda bir maaş giren evde ne olur? Dört ayda 10-15 lira yatırıyor, artanı yok. Zeytin, peynir, domates, ekmek yediğim oldu, soğan ekmek bile yediğim oldu. Çocuklarım ‘Anne şunu alalım, bunu alalım’ diyordu, erteliyordum. 3-4 senedir düzenli bir market alışverişim olmadı,”* sözleriyle yaşadıkları yoksulluğu anlatıyor. Sibel de bu süreçte çalışmak zorunda kalmış. Okullarda iki yıl temizlik görevlisi olarak çalıştığını ancak aldığı ücretin asgari ücretin altında olduğunu söylüyor. Buna rağmen madenden aldığı ücretin kendisi için daha değerli olduğunu belirtiyor: *“Madenden aldığım kendi param daha bereketli.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Sibel-Ciftci_fayn.png) ## Çocukların kaygılı bekleyişi Maaşların düzensizliği aileyi kredi kartlarına yüklenmeye zorlamış. Nakit para bulamadıkları için ihtiyaçlarını kartlarla karşılayan aile, sonunda borçların altında kalmış. Sibel, *“Maaşlar yatmayınca, para gelmeyince, her şeyimiz kartla dönüyor. Artık devamlı karta girmek zorunda kaldık. Nakit hiç yok, bulamazsın. Devamlı kart, kart, çektir, çektir. Yani tabii ki ödeyemedik,”* diyor. Borçlar büyüdükçe eve ve arabaya icra gelmiş. Eşi dışarıda ek iş yaparken kayınvalidesi de tarlaya gidip günübirlik çalışmış. Sibel için bütün bu sürecin en ağır taraflarından biri ise çocuklarının yaşadığı kaygı. Çocuklarının derslere odaklanamadığını, babalarını düşündüklerini anlatıyor. Çocukların *“Anne biz ders yapmayacağız, okumayacağız. Babamızı düşünüyoruz. Babam ne yapıyor? Orada ne yiyor, ne içiyor?”* diye sorduklarını söylüyor. Sibel, yaşananlara rağmen eşinin yanında olduğunu özellikle vurguluyor: *“Bu zorlu süreçte hep yanındaydım. İyi, kötü hep yanındayım eşimin.”* Çocuklarıyla birlikte eylem alanına gittiğinde eşini o halde görmek ise Sibel’i derinden etkilemiş: > *“Eşimi o halde gördüğüm için kendimi tutamadım. Ağlamaktan mahvoldum,”* diyor. Ardından yaşananlara ilişkin sorusunu soruyor: *“Kendi hakkımız olanı neden bu şekilde alıyoruz? Kendi hakkımız sonuçta. Çalmadık, çökmedik. Hak mı bu, reva mı bu?”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Sibel-Oyku-Ciftci_fayn.png) ## “Babamla gurur duyuyorum” Bu direnişin yükünü yalnızca yetişkinler taşımıyor. Sibel’in kızı Öykü de babasının eve dönmesini bekliyor. Babasını televizyonda gördüğünde üzülüyor, arkadaşları neden eylemde olduğunu sorduğunda “hakkını almak için orada” olduğunu anlatıyor. Kumbarasında biriktirdiği parayı da babası için saklıyor. Öykü’nün babasından istediği ise büyük bir şey değil: *“Onunla vakit geçirmek istiyorum. Onunla böyle televizyon izlemek, oyun oynamak istiyorum. Gelmesini istiyorum.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Oyku-Ciftci_fayn.png) Doruk işçileri eylem alanında aylardır ücretlerini ve diğer haklarını almak için beklerken, evlerinde de başka bir direniş sürüyor. Aynur’un telefon ekranından eşinin konumunu kontrol etmesi, Sibel’in yıllardır düzenli market alışverişi yapamadığını anlatması, Öykü’nün kumbarasında babası için para biriktirmesi aynı mücadelenin evlerdeki yansımasını ortaya koyuyor. İşçilerin “Hakkımızı almadan gelmeyiz” diyerek sürdürdüğü direniş, artık yalnızca maden sahasında ya da eylem alanında yaşanmıyor. Sofraya konulan yemekten çocukların harçlığına, biriken borçlardan telefon ekranındaki konuma kadar uzanan bir bekleyişe dönüşüyor. İşçiler dışarıda haklarını almak için direnirken, aileleri de evlerinde aynı mücadelenin yükünü taşıyor. ****Doruk Madencilik'te ne oldu?** Doruk Madencilik işçilerinin ücretleri ve kazanılmış hakları için mücadelesi aylardır sürüyor. Eskişehir Mihalıççık’taki maden, Yıldızlar SSS Holding bünyesinde faaliyet gösteriyor. İşçiler uzun süredir ücretlerinin düzenli ödenmediğini, zorunlu ücretsiz izin uygulandığını ve kıdem, ihbar, fazla mesai gibi haklarının gasp edildiğini belirtiyor. İşçiler, yılın ilk aylarında alacaklarının ödenmesi için Mihalıççık’tan Ankara’ya yürüdü. Yaklaşık dokuz gün süren yürüyüşün ardından Ankara’ya ulaşan madenciler, eylemlerini burada sürdürdü. Eylemler sırasında işçiler birçok kez gözaltına alındı. Direniş sürecinde bakanlıklar ve kamu yetkilileri devreye girerek işçilere ödemelerin yapılacağı konusunda garantör oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘Madencilerin alacakları ödendi, sorunları çözüldü’ dedi. Ancak verilen sözlere ve yapılan görüşmelere rağmen ücret ve diğer işçilik alacaklarının bir kısmı ödenmedi. Bunun üzerine işçiler yeniden Ankara’ya gelerek eylemlerini sürdürmeye devam ediyor. Temmuz ayında Doruk işçilerinin yanı sıra Elazığ’daki Eti Gümüş işçileri de direnişe başladı. Yıldızlar SSS Holding’e bağlı Eti Gümüş işçileri, ücret ve diğer haklarının ödenmemesi üzerine iş bırakarak eyleme geçti. İşçiler, hakları karşılanmazsa Ankara’ya yürüyeceklerini açıkladı. Direnişin ardından şirketle yapılan görüşmeler sonucunda mutabakat sağlandı ancak işçilerin alacaklarına ilişkin sorunlar tamamen çözülmedi. Bunun üzerine Doruk Maden ve Eti Gümüş işçileri Ankara’da birlikte eylem yapmaya başladı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde sürdürülen eylemlerde polis müdahalesi ve gözaltılar yaşandı. İşçiler 10 günde dört kere, Bağımsız Maden İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ile Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu beş kere gözaltına alındı. Madencilerin temel talebi; ödenmeyen ücretlerin, kıdem ve ihbar tazminatlarının ve diğer alacaklarının eksiksiz ödenmesi. İşçiler, hakları karşılanmadan direniş alanlarını terk etmeyeceklerini ifade ediyor. 🦉 Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Tatlı bir karmaşaya davetiyeniz var: The Invite URL: https://www.fayn.press/tatli-bir-karmasaya-davetiyeniz-var-the-invite/ Last updated: 2026-09-01T12:25:22.000Z Bir ilişkinin kötüye gittiğini ne zaman anlarsınız? Partnerinizle duygusal ya da sosyal olarak paylaşacak bir şeylerinizin kalmadığını anladığınızda mı mesela? Veya aranızdaki ten uyumunun kaybolduğunu fark ettiğinizde mi? Yoksa aradaki bağların koptuğunu içten içe hissetseniz de mutluymuş gibi görünme telaşının baskın geldiği anda mı? Bu soruları kendinden emin bir şekilde yanıtlamak çok zor elbette. Hele ki hayatın hızla bir rol yapma oyununa dönüştüğü, performans kaygılarımızın tavan yaptığı şu günlerde… Fakat sıklıkla dertsiz başımıza dert alıp, asla tek ve sabit bir cevabı olmayan bu meseleleri sorgularken buluyoruz kendimizi. Ne de olsa insanlık olarak üzerine sayfalarca kitap yazdığımız, sayısız şarkılar bestelediğimiz meselelerin başında geliyor ilişkiler. *Booksmart* (2019) ve *Don’t Worry Darling* (2022) ile oyunculuk kariyerinin yanına yönetmenliği de ekleyen Olivia Wilde, yeni filminin satır aralarına bu soruları gizlemiş. İspanyol yönetmen Cesc Gay’in *Sentimental* (2020) filminden uyarlanan *The Invite*, bir akşam yemeğinde buluşan komşu iki çiftin masasına davet ediyor bizleri. Ufak bir mekânda geçen film, hem çok başarılı bir romantik komedi hem de sıkı bir zihin jimnastiği vadediyor. Bize de bu sporu yapmak kalıyor. _This post is for subscribers only._ ### Avrupa Atletizm Şampiyonası'nın ardından Ay-Yıldızlıların karnesi: Ne siyah ne de beyaz URL: https://www.fayn.press/ne-siyah-ne-de-beyaz/ Last updated: 2026-08-21T06:58:54.000Z Son dört sezondur üzerine koyarak ilerleyen “Herkülyen” İsmail Nezir’in 400 metre engellide bileğinin hakkıyla kazandığı bronz madalya, geniş Türkiye kafilesinin Birmingham macerasındaki yegâne hasat oldu. *“Tarihin en kalabalık kadrosuyla şampiyonaya gidiyoruz”* nidasıyla başlayan Ada seyahatinde, tek madalyayla döndüğümüz bir serüvendi. Böylece Ay-Yıldızlıların Süreyya Ayhan ile 2002’de başlayan madalyalı saadet zinciri üst üste 10 şampiyonaya çıktı. Nereden baktığınıza bağlı olarak, on Avrupa Şampiyonası’ndan en az bir madalyayla dönmeyi bir istikrar metriği olarak sunabilirsiniz. Ancak bu veri, yarışan atletlerin yıl içindeki grafiğiyle Birmingham’daki performanslarını aynı çizelgeye koyduğunuzda ortaya çıkan kronik tabloyu değiştiren bir durum değil. İyi anlaşılması için şu benzetmemi mazur görün: Bu durum, play-off’tan çıkıp âlây-ı vâlâ ile Birleşik Devletler yolunu tutan ve Dünya Kupası sahnesinde perişan olan futbolcuların serüvenini akla getiriyor. Bereket ki Nezir’in madalyası ve birkaç genç atletin finali, facia bir tabloyu önledi ama ortada pek kutlanası bir başarı da yok. Şimdi fotoğrafa biraz daha derinlikli bakalım. Avrupa Atletizm Şampiyonası, tarihinde ilk kez İngiltere’de düzenlendi. Ada’nın atletizm kenti Birmingham’daki organizasyon ilk günlerde seyirci eksikliği yüzünden eleştiri alırken, performanslar ekran başındaki izleyiciyi tatmin etti. Merakla beklenen kadınlar 800 metrede, İsviçreli Audrey Werro’nun koştuğu tarihi şampiyona rekoru, bayrak yarışlarındaki çekişme, İtalya ile Büyük Britanya arasında son yarışa kadar uzayan ve Akdenizlilerin kazandığı madalya tablosu liderlik savaşı, çok keyifli geçen mesafe yarışları, çekiçte Bence Halasz, ciritte de Julian Weber’den gelen şampiyona rekorları en başa yazılması gereken notlar arasındaydı. Önümüzdeki olimpiyatın programındaki yeni branşlar, yarı maraton ve maraton yürüyüşte kırılan dünya rekorları ise Birmingham 2026’nın kreması oldu. ## 50 atletli Türk takımı ne yaptı? Bu ahval ve şerait içindeki şampiyonada Türkiye 50 kişiyle sahne aldı (1500’e yakın atletin bulunduğu organizasyonda kıyas için mini bilgi: Yunanistan 60, Norveç 56, İrlanda 47, İsveç 33 sporcuya sahipti). Gerçi bunun 11 kişilik bölümü, yeni oluşturulan branşlar sebebiyle kolayca kota alınan yürüyüşteydi ama yine de rakam bazında Ay-Yıldızlıların tarihinde gidilen en kalabalık Avrupa Atletizm Şampiyonası’nı geride bıraktık. Son yıllarda daha sık tartışılmaya başlayan “zirve performans” sorunu, Birmingham’da apaçık bir şekilde ortaya çıktı. Türkiye’de antrenörlerin sezonun en önemli yarışmasını hedeflemekten ziyade baraj geçmeye odaklanması ve periyotlama üzerine kafa yormaması, atletlerin kalibresi ile ortaya koydukları derece arasında ciddi farklar oluşturdu. Türkiye 400 metre rekortmeni Kubilay Ençü’yü ele alalım. İsmail Nezir ile aynı grupta çalışan Ençü, 2026 Türkiye atletizm sezonuna damga vurdu ancak Birmingham’da hiçbir iz bırakamadı. İzmirli atlet, bu sezon Türkiye rekorunu 45.27’ye indirdiği 400 metre branşının seçmesinde en zayıf yarışlarından birini koştu. Oysa tüm bir sezon bu an için çalışan Kubilay’ın 45 saniyenin sonunu bulması, onu rahatlıkla yarı finale yazdıracaktı. Milli atlet daha baştan hiç içine giremediği yarışta 46.13 ile serisinde altıncı olup elendi. Kadınlar 200 metrede 23.09’luk Türkiye rekorunu geçen ay kıran, 25 yıllık büyükler rekorunu az bir rüzgâr farkıyla ıskalayan Sıla Koloğlu ise 23.65 ile beklentilerin çok uzağında kaldı ve tur atlayamadan Birmingham’a veda etti. Yıl içinde 60 metreyi dokuz kez aşan diskçi Ömer Şahin’in 62.77’lik dereceyle geldiği şampiyonada 57.74’lük atışla 21’inci sırada kalması, çekiçte deneyimli Özkan Baltacı ve Halil Yılmazer’in bu yılki derecelerinden beşer metre aşağıda atarak son sıralarda yer alması, Ersu Şaşma’nın seçmede sıfır çekmesi, 800 metrede 1:45.14 gibi bir derece koşan Ömer Faruk Bozdağ’ın şampiyona yarışında 1:48.41’e düşmesi de diğer performans farklılıklarına örnek olarak gösterilebilir. Türkiye’nin 50 atleti içinde bu yıl kendilerini şampiyonaya getiren derecelerin yakınına veya üzerine gelebilen sadece 12 kişi olması, Türkiye Atletizm Federasyonu teknik ekibinin *peakperformance* (zirve performans) sorununa ciddi bir şekilde eğilmesini gerektiriyor. ## Umut veren gençler Şampiyonanın Türkiye için umut veren notlarına gelince, listenin başına yeni kuşağın genç atletlerini koymak gerekiyor. Bir süredir bayrağı Yasmani Copello’dan devraldıkları 400 metre engellide çok iyi işler yapan İsmail Nezir ve Berke Akçam, Birmingham’da da başarılıydı. Nezir, 48.16’lık en iyisini yaptığı yarı finalin ardından harika bir final koşarak üçüncü olurken, sakatlıktan yeni kurtulan Akçam da yarı finale kaldı ve iki sırayla finalden oldu. Üç adımcı Can Özüpek, üçüncü Avrupa finalinde kişisel en iyi derecesini neredeyse tekrar ederek (16.73) kıtanın en büyük organizasyonunda ilk beşe adını yazdırdı. Ciritte bu yıl 61 metreyi aşan Esra Türkmen, kritik anlardaki özgüveniyle dikkat çekerken, finalde Avrupa altıncılığına yükseldi. Diskin büyük yeteneği Özlem Becerek, nihayet şanssızlığını kırıp finalde yarıştı ve üzerindeki ölü toprağını silkeledi. Yarı maraton yürüyüşte ise en kariyerli iki isimden Salih Korkmaz Avrupa beşincisi, Meryem Bekmez ise Avrupa 14’üncüsü oldu. ## Tuğba Danışmaz’ın azmi Tüm bu isimlerin yanında son Avrupa ikincisi üç adım atlamacı Tuğba Danışmaz için ayrı bir paragraf açmak lazım gelir. Şampiyonanın tanıtımında görseli kullanılan Ay-Yıldız formalı tek isim olan Danışmaz, bir türlü tamamen bitmeyen müzmin sakatlığı ve sezon içinde oturtamadığı yarışma ritmine karşın, büyük sahnede nasıl yarışılması gerektiğinin dersini verdi. Tuğba, sezonun derece sıralamasında 15’inci sırada gittiği Birmingham’da seviyesini yükseltip finalde ilk beş arasına adını yazdırarak herkese örnek oldu. Danışmaz seçmede 14.23, finalde de iki faulün ardından sıfır çekme baskısı altındayken 15 santim geriden basarak atladığı 14.33 ile bir atletin zihinsel gücünün nasıl bir fark yarattığını gösterdi. Yılın en iyi performansını finale denk getiren Tuğba madalya alamamış olabilir, ama nasıl yarışılmasına dair harika bir örneğe imza atarak ödevini fazlasıyla yapmış oldu. 🏃‍♀️ ​​Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Leyleklerin ölüm yolu: Türkiye URL: https://www.fayn.press/leyleklerin-olum-yolu-turkiye/ Last updated: 2026-08-22T15:15:39.000Z Geçen yıl hayatını kaybeden ve leyleklerin babası olarak bilinen [Ziraat Profesörü İsmet Arıcı’nın](https://www.trakus.org/tr/haber/5196/dogaya-adanmis-bir-omur---leylek-lerin-babasindan-aci-haber--?ref=fayn.press) vasiyet gibi son isteklerinden biriydi: “Leylekler elektrik tellerinde ölmesin.” Hayatının son dönemini Alman eşi Franziska Arıcı ile birlikte leyleklerin korunmasına adamıştı [İsmet Hoca](https://www.trakus.org/tr/haber/5196/dogaya-adanmis-bir-omur---leylek-lerin-babasindan-aci-haber--?ref=fayn.press). Bursa’da Ulubat Gölü çevresindeki köylerde, elektrik hatlarının yalıtımının yapılmasını, yüzlerce elektrik direğinin tepesine akım geçirmeyen yapay leylek yuvaları yerleştirilmesini büyük bir mücadele sonucu başarmıştı. [Yaren leylek ve Âdem Amca kavuşmasının](https://tr.wikipedia.org/wiki/Yaren%5F%28leylek%29?ref=fayn.press) 15 yıldır tekrarlandığı [Eskikaraağaç köyü](https://tr.wikipedia.org/wiki/Eskikaraa%C4%9Fa%C3%A7?ref=fayn.press), Profesör Arıcı ve eşi Franziska’nın çabalarıyla 2011 yılında Avrupa Leylek Köyleri Birliği’ne Türkiye’den kabul edilen tek köy olmuştu. Bursa Karacabey’de 8 Ağustos’ta meteor yağmurlarını izlemek için binlerce insanın katıldığı [buluşmada](https://www.fayn.press/yildizlarin-altinda-25-bin-kisi-perseid-meteor-yagmuru/), Franziska Arıcı kısa bir konuşma yaptı. Eşinin son isteğini hatırlattı ve “Leylekler artık sizlere emanet,” dedi. Leyleklerin babasının vasiyetine sahip çıkabildiğimizi söylemek zor. Türkiye, leylekler için her yıl biraz daha tehlikeli bir yere dönüşüyor çünkü. Keşke göçmen kuşların en önemli geçiş güzergahlarından biri olan Türkiye, leylekleri korumak için verilen örnek mücadelelerle, Yaren leylek ve Âdem amcanınki gibi çok özel hikayelerle konuşulsa hep. Ama son yıllarda en çok da önlenemeyen toplu leylek ölümleriyle gündeme geliyor. Yıllardır önlem alınmayan elektrik dağıtım hatları ve demiryolu elektrifikasyon sistemleri, Türkiye rotasını leylekler için bir ölüm tuzağına çeviriyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/leyleklerin-olum-yolu-06_fayn.png) ## Leylekleri de koruyamıyoruz Göçmen kuşların en önemli geçiş güzergahlarından biri olan Türkiye, her yıl leyleklerden kartallara yüz binlerce göçmen kuşa ev sahipliği yapıyor. Dünyadaki leylek nüfusunun yüzde 90’ı göç rotası olarak İstanbul’u kullanıyor. İlkbahar döneminde Afrika’dan Avrupa’ya göç eden 400 bin civarı leyleğin, İstanbul semalarından geçtiği tahmin ediliyor. Avrupa’dan Afrika’ya dönüşse daha kalabalık. Leylekler, aralarına yeni katılan yavrularıyla birlikte özellikle ağustos ve eylül aylarında Afrika’ya doğru dönüşe geçiyor. Bir milyon civarı leyleğin İstanbul hava sahasını özellikle de Sarıyer, Çamlıca tepeleri, Büyükçekmece ve Küçükçekmece hattını kullandığı tahmin ediliyor. Ağustos ayının ikinci haftasıyla birlikte leyleklerin geriye göçü başladı. Avrupa’dan Afrika’ya dönüyorlar ya da onlarcası gibi dönemiyorlar. Dönüş yolculuğu daha yeni başlamışken, leyleklerin hayatı mola için kondukları bir elektrik direğinde acı bir şekilde sona erebiliyor. İstanbul Küçükçekmece’de olduğu gibi. Küçükçekmece Gölü’nün kuzeyindeki Tahtakale mevkisinden Bahçeşehir’e uzanan hat boyunca, son bir haftada onlarca leylek ölü halde bulundu. Leyleklerin demiryolu hattındaki elektrifikasyon tellerinde elektrik akımına kapılarak öldükleri düşünülüyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/leyleklerin-olum-yolu-04_fayn.png) Kuş gözlemcisi Erdem Kuruca’nın ortaya çıkardığı leylek ölümleri üzerine çevreciler alanda çalışma yaptı. 101 leylek ölüsü tespit edildi. Bölgedeki leylekler, ölüm saçan tellere konmasınlar diye sopalarla uzaklaştırılmaya çalışıldı. Leylekleri uzaklaştırmak için dronlar da kullanıldı. Yaralı bulunan yedi leylek, İstanbul Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ne götürüldü. Leyleklerden bazıları yolda çevrecilerin kucağında yaşamını kaybetti. Demiryolları Bölge Müdürlüğü, toplu leylek ölümlerinin yaşandığı noktada acil önlemler alınacağını duyurdu. Ölü leylekleri bulan kuş gözlemcisi Erdem Kuruca, kalıcı adımlar atılması gerektiğini söylüyor: > *“Direklerin üzerinde kocaman ‘ölüm tehlikesi’ yazıyor ama leylekler okuryazar değiller ne yazık ki. Bu türler kilometrelerce yol katediyor. Üreme alanlarına ulaşabilmek adına, çölleri, denizleri ve nicesini aşıyorlar ve sonrasında gelip aşamadıkları şey, bu elektrik telleri oluyor. Şu an göçün daha başlangıcındayız, on binlerce leylek daha gelecek. TCDD Bölge Müdürlüğü’nün duyurusu gerçekten önemli ve sevindirici. Ancak bizim için önemli olan başta Trakya ve Marmara olmak üzere göç yolları üzerindeki riskli demiryolu ve elektrik hatlarının belirlenmesi ve gerekli önlemlerin alınması, kalıcı adımlar atılması.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/leyleklerin-olum-yolu-08_fayn.png) ## Leylek ölümleri artıyor İstanbul Silivri’deki Alipaşa Köyü’nde yalıtım yapılmayan elektrik direkleri de leylekler için bir ölüm hattına dönüşmüş durumda. Köyün üzerinden geçen leylek sürüleri konaklamak için kondukları direklerde elektrik akımına kapılarak ölüyor. Mahalle sakinleri her sabah direklerin altından ölü leyleklerin toplandığını, her gün ölü leyleklere yenilerinin eklendiğini iddia ediyor. Tekirdağ Marmaraereğlisi Bahçelievler Mahallesi’nden de üzücü görüntüler geldi. Mahalledeki yüksek gerilim hattı boyunca bir tarlada 30 leylek ölü bulundu. Marmaraereğlisi Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Mine Olgaç, ölü leyleklerde yanık izleri olduğunu söylüyor: > *“Burası çok rüzgâr alan bir bölge. Elektrik tellerinin birbirine çarpması sonucu kondukları anda çarpılıp öldüklerini düşünüyoruz. Avcıların da çok tercih ettiği bir bölge, leylek vurduklarını duymuştum ama öyle bir olay değil, yanık izleri vardı leyleklerde. Ben olay günü bölgeye gittiğimde çiftçi bir arkadaşımız, ‘Bu kadar olmuyordu ama her zaman olan doğal bir olay’ dedi bize. İnsanların umursamazlığı var. Bu nasıl doğal bir olay olabilir, tamamen insan ihmali sonucu.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/leyleklerin-olum-yolu-01_fayn.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/leyleklerin-olum-yolu-02_fayn.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/leyleklerin-olum-yolu-03_fayn.webp) Bölgede elektrik dağıtımından Trakya Elektrik Dağıtım şirketi TREDAŞ sorumlu. Şirketin kurumsal iletişim uzmanı Şafak Şanlı, leyleklerin öldüğü hat boyunca bakım çalışması yapılacağını söylüyor: > *“Normalde önlem amaçlı, izolasyon çalışmaları yapıyoruz, leylek yuvaları yerleştiriyoruz. Orası geçen sene göç güzergahında değildi, leylekler bu sene o rotayı da kullanmaya başlamış. Önümüzdeki hafta üç kilometrelik hatta, aralıklarla izolasyon çalışması gerçekleştirilecek. Planlı elektrik kesintileriyle gerekli bakım çalışmaları yapılacak.”* Göçmen kuşların farklı rotaları kullanmaya başlaması bir mecburiyet aslında. Kuş Kolektifi’nden Seda Elhan, kuşların konaklama alanları daraldığı için riskli alanlara yöneldiğini söylüyor: > *“Mersin ve Eskişehir gibi farklı bölgelerden gelen benzer bildirimler, yaşananların tek bir noktadaki olaydan ibaret olmadığını gösteriyor. Güvenli konaklama alanlarının azalması, kuşların enerji ve demiryolu hatları gibi riskli yapılarda toplanma ihtimalini artırabiliyor. Bu nedenle göç döneminde yaşanan bu tür vakaların yalnızca tek tek olaylar olarak değil, kuşların göç ve konaklama davranışlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor.”* ## Leylekleri elektrik çarpmasından korumak mümkün mü? Aslında göçmen kuşları elektrik çarpmasından koruyabilmek için bazı umut verici çalışmalar var. Bu çalışmalardan örnekler veren Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Dr. Şafak Arslan, kalıcı bir çözüm için daha kapsamlı bir çalışmanın şart olduğunu vurguluyor: > *“2020 ve 2021 yılları arasındaki çalışmalarımızda, elektrik çarpmasının, süzülerek göç eden türler arasında başlıca tehditlerden biri olduğunu ortaya koyduk. O dönem dağıtım şirketleri de bu konuda sınırlı bilgiye sahipti. Toroslar ve Ankara’da elektrik şirketleriyle birlikte izolasyon çalışmaları yaptık ve bu alanlarda elektrik çarpması vakasının sıfıra indiğini gördük.* > *Son dönemde bir Avrupa Birliği çalışması kapsamında, İstanbul, Ankara, Toroslar ve Osmaniye hattında beş binden fazla elektrik direğinin izole edilmesi çalışması başlatıldı. Güvenli göç yolları hedefimiz var. Bu sadece dağıtım şirketlerinin sorumluluğunda olan bir şey değil; demiryolları gibi kamu kurumlarının, güneş ve rüzgâr enerji santraline sahip olan kuruluşların iletim hatlarının da güvenli hale getirilmesi gerekiyor.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/leyleklerin-olum-yolu-07_fayn.png) ## Leylekleri koruyamayan ve koruyan ülkeler Leyleklerin sonbahar göç yolculuğu yeni başlamışken başka birçok ülkeden de üzücü haberler kayıtlara geçiyor. İsrail’de Tovlan çöplüğü yakınlarında 30’dan fazla ölü leylek [bulundu.](https://www.jpost.com/environment-and-climate-change/article-905741?ref=fayn.press) Leyleklerin elektrik akımına kapılarak öldüğü belirlendi. Bulgaristan’da da Gabrovo’daki bölgesel katı atık depolama sahası yakınlarında, 20’den fazla leylek elektrik akımına kapılarak [öldü.](https://www.bta.bg/en/news/bulgaria/1182692-over-20-dead-storks-found-near-gabrovo-electrocution-suspected?ref=fayn.press) Bazı ülkelerse leylekleri elektrik hatlarından koruyabilmeyi yıllar önce kalıcı önlemlerle büyük ölçüde başarmış görünüyor. Mesela Almanya. 1970'li ve 80'li yıllarda Almanya'daki genç leylek ölümlerinin %60'ından fazlası elektrik çarpması kaynaklıydı. Federal Doğa Koruma Kanununa eklenen kuş koruma maddesiyle, tüm orta gerilim elektrik direklerinin yalıtılması ve değiştirilmesi, elektrik dağıtım şirketlerinin yasal zorunluluğu oldu. Avrupa’da en yoğun leylek nüfusuna sahip ülkelerden Macaristan’da da yıllarca her göç sezonunda trafo patlamaları sonucu yüzlerce leylek ölüyordu. “Kuş Dostu Macaristan” projesiyle ülkedeki tehlikeli hatların haritası çıkarıldı, yalıtımları yapıldı. Yeni yapılan tüm hatların yer altından geçirilmesi zorunlu oldu. İspanya’da da açık çöp depolama alanlarının yakınındaki yalıtımsız hatlar, geçmişte leylekler için tam bir ölüm tuzağıydı. Doğal hayatı koruma derneklerinin yoğun baskısıyla enerji şirketleri milyonlarca euroluk bütçelerle hatları yeniledi. Çöplüklerin çevresindeki binlerce elektrik direği, kuş korumalı hale getirildi. ## Dünyanın ilk leylek hastanesinden bugünlere İhmaller sonucu katliama varan leylek ölümlerinin yaşandığı bu coğrafyada, bir zamanlar leyleklerle kurulan bağ çok daha güçlüydü belki de. Dünyanın ilk leylek hastanesinin 19\. yüzyılda Osmanlı döneminde Bursa’da kurulduğu pek bilinmiyor mesela. “Gurabahane-i Laklakan” yani “Yaralı Leylekler Hastanesi”nde uzun yıllarkanadı veya bacağı kırık, uçamayacak durumda olan leyleklerin ve göçmen kuşların tedavisi yapıldı. 1931’de kapatılan ve yıllarca atıl kalan bu hastane binası, 2010 yılında yeniden hizmete açıldı. Şu anda sadece göçmen kuşlara değil, sokak hayvanlarına da hizmet verilen bir hastane burası. Yine Bursa’da onlarca yıl önce yaşanan eşi benzeri görülmemiş bir olay, bu topraklarda leylek ve insanlar arasındaki bağın ne kadar güçlü olduğunun anlaşılabilmesi için önemli. 1934 yazında Bursa Orhangazi'de kartalların bir leylek yuvasına saldırıp yavruları öldürmesi üzerine, yüzlerce leylek kartallara karşı bir savaş başlattı. Günlerce süren, Aydın semalarına kadar yayılan ve başka bölgelerden leyleklerin de desteğe geldiği çatışmalar sonucunda, çok sayıda leylek ve kartal yaşamını yitirdi. Sadece [Türkiye’deki ulusal basın değil](https://www.sozcu.com.tr/cogu-kisi-bilmiyor-uzerinden-91-yil-gecti-turkiye-de-kartallar-ile-leylekler-arasinda-aylarca-suren-p198175?ref=fayn.press), *The Newyork Times* gibi dünya gazeteleri de günlerce bu olayı manşetlerinden [aktardı.](https://www.nytimes.com/1934/12/02/archives/storks-defeat-eagles.html?ref=fayn.press) Çatışma bölgelerinde yere düşen yaralı leylekler, köylüler tarafından hemen koruma altına alındı, evlerde tedavi edildi. Dönemin gazete kayıtlarına göre, Aydın ve çevresindeki bazı binalar, sadece yaralı leyleklerin cerrahi müdahaleleri ve kanat sargıları için geçici revirlere dönüştürüldü. Savaşmaktan bitkin düşen leyleklerin beslenmesi için halk ve yerel esnaf, nehir kenarlarına kilolarca taze balık, et ve sakatat bıraktı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/leyleklerin-olum-yolu-05_fayn.png) Türkiye leylekleri yine koruyabilir, yeter ki kalıcı adımlar atılsın. Bu adımların atılabilmesi için [Eko Alan](https://ekoalan.movements.mov/?ref=fayn.press) sayfasında kuş gözlemcisi Erdem Kuruca tarafından bir imza kampanyası başlatıldı. Kampanya çağrısının muhatapları, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, TEDAŞ, TEİAŞ, ilgili dağıtım Şirketleri,TCDD ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü. Kampanyada bu kurumlara riskli demiryolu, iletim ve dağıtım hatlarının acilen belirlenmesi, mevcut risklerin incelenmesi ve göç dönemi devam ederken daha fazla leyleğin ölmesini beklemeden harekete geçilmesi çağrısı yapılıyor. Çünkü leyleklerin daha yeni başlayan göçünün bir buçuk ay daha sürmesi bekleniyor. 🌱 Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Bir casusun gözünden Anadolu URL: https://www.fayn.press/bir-casusun-gozunden-anadolu/ Last updated: 2026-08-20T19:28:51.000Z Merhabalar, Fil Hafızası’na hoş geldiniz! Fi tarihinden kalma meseleleri balık hafızalarda tazelemek üzere mercek altına alıyoruz. Gerçekten hikayesini bildiğiniz kaç casus var? Hem de hayatı bir filme konu olan… James Bond’dan bahsetmiyoruz. Adını büyük ihtimalle duyduğunuz başka bir casustan bahsedeceğiz bugün… Ama az bilinen bir yönüyle… Gertrude Bell’den bahsediyoruz. İngiliz arkeolog, seyyah ve tabii casus… Bazıları ona Çöl Kraliçesi diyor, bazıları sınırları cetvelle çizen kadın. Peki biliyor muydunuz Bell, birçok kez Anadolu’ya seyahatler yapmış. Daha da önemlisi İstanbul’dan İzmir’e, Isparta’dan Konya’ya yüzlerce fotoğraf çekmiş. [Fil Hafızası](https://www.fayn.press/etiket/fil-hafizasi/)'nın bu bölümünde Gertrude Bell’in gözünden, 20\. yüzyılın başında Anadolu’ya bakacağız. Hadi başlayalım. fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ## Gertrude Bell kimdir? ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/gertrude-bell-2.jpg) Önce size biraz Gertrude Bell’den bahsedelim, casus olmadan önceki hayatından… Tam adı, Gertrude Margaret Lowthian Bell… 1868’de, İngiltere’nin Durham Kontluğu’nda ayrıcalıklı bir ailenin kızı olarak doğdu. Çocukluk yıllarına ait çok sayıda fotoğraf var. Oxford Üniversitesi’nde okuyan ilk beş kadından biri. Dahası Tarih bölümünü birincilikle bitirdi. 1892’de amcasının İngiliz büyükelçisi olduğu İran’a gitti. Farsça öğrendi. İlk kitabı “Persian Pictures”ı da burada yazdı. Sonra hep seyahatte görüyoruz kendisini. Dağcılık merakı da vardı. Alpler’de zorlu yolculuklar yaptı. Dağcılık merakı da vardı. Alper’de zorlu yolculuklar yaptı. İngiliz The Guardian gazetesi, Bell’in 1902 yazında Finsteraarhorn’un henüz tırmanılmamış kuzeydoğu yamacında 53 saat boyunca bir ipte asılı kalarak hayata tutunduğunu yazıyor. Gertrude Bell’in Osmanlı sınırları içinde yer alan Beyrut ve Filistin’e gittiğini görüyoruz. 1899’dan yılında bolca fotoğraf çekmiş. İstanbul’a gelişi de aynı yıl… Bu ilk gezisinde İstanbul için özetle yazdıkları şöyle: > *"Dünyanın hiçbir yerinde ışık, İstanbul'daki kadar değişken ve büyüleyici değil; sanki su ve gökyüzü sürekli bir renk oyunu içinde."* Gertrude Bell, Çanakkale, Bursa ve Mudanya’yı da gezdi. Bursa’nınsa dinginliğinden etkilenmiş. 1900 yılında uzun aylar boyunca, Osmanlı topraklarında dolaştı. Filistin, Suriye, Ürdün, Lübnan ve Irak’ta fotoğraflar çekti. Özellikle coğrafi özellikler ve arkeolojik kalıntılara odaklandı. Bakın burası, kayaya oyulmuş mimari yapılarıyla ünlü Petra. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/petra-urdun.png) Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra sınırlarının çizilmesinde etkili olacağı coğrafyayı bu dönemde yakından tanımaya başladığını görüyoruz. Bu fotoğraflar, Müslüman hacıların El Aksa’dan başlayan bir yürüyüşünden. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/kudus-1900-2.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/kudus-1900.png) Kudüs, 1900 Sonraki birkaç yıl Bell’in albümüne Kanada’dan Myanmar’a, Endonezya’dan Hindistan’a birçok yerden çektiği fotoğraflar eklendi. 1905’te de Antakya üzerinden yeniden Anadolu’ya geldi. Yine öncelikli çektiği fotoğraflar arkeolojik kalıntılar üzerine. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/antakya-1905.png) Antakya, 1905 İlginç bir rotası var… İskenderun, Urfa, Osmaniye, Adana, Mersin, Konya ve Eskişehir’den İstanbul’a ulaşan, 40 günü aşan bir yolculuk bu. Tabii arada uğradığı kasabalar da var. Ve artık bu kez notlarından bir casusun ruhunu hissediyorsunuz. Gittiği yerlerin, ekonomisine, nüfus yapısının kırılganlıklarına, stratejik konumuna dair notlar görüyorsunuz. Örneğin gezisinin ilk durağı İskenderun için, *“Konumu ona görünümünden çok daha büyük bir önem kazandırıyor. İç bölgelerin tüm ticareti buradan geçmek zorunda ve bununla birlikte huzursuz bir halklar ve çıkarlar karışımı da var.”* diyor. İşte bu gezinin ilk kısmı, Akdeniz’den İç Anadolu’ya doğru çizdiği bir rotada gerçekleşiyor. Elinde fotoğraf makinesi adım adım görüntülemiş gittiği yerleri. Bereketli topraklarını övdüğü Adana için de benzer bir durum var. 1909’daki Adana olaylarından 4 yıl önce özetle şöyle not almış: Diyor ki; *“Adana’da nüfus karışık ve gerilimden uzak değil; yüzeyin altında her an kargaşaya dönüşebilecek unsurlar olduğu hissediliyor.”* Adana’nın Kozan ilçesindeki Anavarza antik kentine ulaştığında tarih 20 Nisan 1905… O gün günlüğüne şunu yazmış: > *“Yakınımızda küçük bir çadırda kamp kuran bazı tüccarlar vardı. Beni kahve içmeye davet ettiler ve Türkçemden övgüyle söz ettiler. Tanrı yardımcıları olsun. Onlar Kayseri’den Müslümanlar ve Ermenilerdi, işleri koyun sürüleri ve yünleriydi. İnançlarından dolayı aralarında bir fark olmadığını söylediler. Bu duygularını alkışladım.”* Akdeniz’in en büyük akarsularından Ceyhan’da çektiği fotoğraflar da o dönem nehir üzerinde ulaşımın nasıl sağlandığını göstermesi açısından ilginç. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/ceyhan-19005.png) Ceyhan, 1905 Bell de buradaki salla karşıya geçmiş. Tarsus, Mersin, Silifke… Bakın bu fotoğraf, Kızkalesi’nin 1905’teki hali… ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/K--zkalesi.png) Kız Kalesi, 1905 Ama gördüğü, tanışıp konuştuğu insanları da fotoğraflamış… Mesela Toroslarda yaşayan yörükler gibi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/toroslar.png) Antik kentler ve çevrelerinde süren günlük hayat Bell’in objektifine yansımış. Torosları geçerken yolculuğu zorlu geçmiş. Öyle ki Karaman’a ulaştığında çok mutlu oluyor. Bell’in uzun bir süre geçirdiği şehirlerden biri Konya. O sırada İngiltere’nin Konya’daki diplomatik misyonunda Yüzbaşı Charles Doughty-Wylie de ateşe olarak çalışıyordu. Yüzbaşı o zaman evli. Eşiyle Konya’da çekilmiş fotoğrafları da var. Bell ile yüzbaşı arasında ilerleyen yıllarda büyük bir aşk doğdu. Doughty-Wylie, 1915’te Çanakkale’ye çıkarma yapan İngiliz askerleri arasındaydı. Daha çıkarmanın ilk günlerinde Sebdülbahir’de öldü. Mezarı da Gelibolu’daki Haraptepe bölgesinde. Kim bilir belki de Gertude Bell’in, ileride Osmanlı’nın eski toprakları üzerinde cetvelle çizilmiş devletleri kurarken gösterdiği tutkunun sebebi, sevgilisinin ölümünün intikamıydı. Oysa Doughty-Wylie, her ne kadar Çanakkale’ye çıkarken ölse de birçok kaynakta Türk dostu olarak geçiyor. Bell’in Konya’dan etkilendiği biliniyor, birkaç kez gitti, çokça fotoğraf çekti. Kentin huzurlu ortamından bahsediyor. Modern dünyanın gürültüsünün sanki buraya uğramadığını düşünüyor. İnceminare için şunları yazmış: > *"Bu medresenin kapısı, taşın üzerine kazınmış muazzam bir şiir gibi. Selçuklu sanatı, Osmanlı'nın sadeliğinden çok daha derin ve karmaşık bir ruh taşıyor."* 1907’deki ziyaretine İzmir’den başladı. Bu geziden albümüne yansıyan ilk fotoğraflar Kadifekale’den. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/kadifekale.png) Kadifekale, 1907 Önce Batı Anadolu’yı geziyor. Gezi, kendisi ve İngiltere açısından önemli. Onun Anadolu ve Suriye’ye uzanan uzun araştırma gezisi, II. Abdülhamid döneminin son yıllarına, II. Meşrutiyet’in hemen öncesinde denk geliyor. Hem devletin yapısına hem toplumun fay hatlarıyla ilgili tespitleri var. Bir seyyahın notlarının ötesinde savaşa giden dünyada, zayıflamış Osmanlı’nın topraklarına göz koymuş İngiltere için önemli tespitler bunlar. İzmir için şunları yazmış: > *“İzmir, halkları arasındaki denge sayesinde ayakta duruyor; bu dengeyi bozarsanız, burada hiçbir otoritenin kontrol edemeyeceği türden sorunlar çıkacaktır.”* Efes Antik kentinde bir hayli zaman geçirdiğini görüyoruz. Arkeolog da olduğu için belli ki Efes’e ilgisi büyükmüş… O kadar çok fotoğrafını çekmiş ki, başka bir kaynakta o döneme ait bu kadar çok fotoğraf bulmak zor… *“Efes’teinsan yalnızca harabeler arasında değil, hayaletler arasında yürür; tapınakların, tiyatroların, bir zamanlar dünyayı elinde tutmuş bir medeniyetin hayaletleri arasında”* diyor. Önce Söke üzerinden Bodrum’a kadar gitti, yol boyu üretim şekilleri, ticaret üzerine notlar aldı. Sonra yine Anadolu’nun içlerine yöneldi. Isparta ve Konya çevresinde gitti. Burası, Anadolu Selçuklu sultanı Alaaddin Keykubat’ın 13\. Yüzyılda yaptırdığı Sultanhanı Kervansarayı… Gertrude Bell, bolca fotoğrafını çekmiş… Bir sonraki iki gezisi 1909 ve 1911’de… Önce Bağdat’ı, Necef’i, Kerbela’yı geziyor. Sonraki yıllarda Irak’ın sınırlarını çizen kişi olacağını unutmayalım. O zaman tabii orası da Osmanlı toprağı. Bugünkü Türkiye sınırlarına geçişi Güneydoğu Anadolu Bölgesinden oluyor. Cizre, Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa, Malatya, Kayseri, Niğde, Eskişehir üzerinden yine İstanbul’a kadar geliyor. Yine çok sayıda fotoğraf var. Mesela bu fotoğraflar 1911’de Hasankeyf’ten… ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/hasankeyf.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/hasankeyf2.png) Hasankeyf, 1911 Gertrude Bell, 1909’da İstanbul’da yeni padişah 5\. Mehmed’in alayını da fotoğraflamış. Bell’in albümünde II. Meşrutiyet sonrası İstanbul’una dair kareler de var ama bunları o çekmemiş. Büyük Savaş yaklaşırken Osmanlı ve başkenti İstanbul için yazdıkları da önemli. İdari eleştirileri var. *"Bürokrasi burada devasa bir toz bulutu gibi; her şey hareket ediyor gibi görünüyor ama aslında hiçbir şey ilerlemiyor"* diyor. Osmanlı yapısının çökmekte olduğuna dair gözlemler yapıyor. Sonraki yıllar malum. 1914’te Birinci Dünya Savaşı başladı. Osmanlı ve İngiltere karşı cephelerdeydi. Gertrude Bell’in yıllardır gezip aldığı notlar aldığı ve yerler sıcak savaş bölgeleriydi. Bell de Mısır’a gitti. Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtan meşhur İngiliz casus Thomas Edward Lawrence,yani Arabistanlı Lawrence ile birlikte “Arap Bürosu” denilen istihbarat biriminde çalıştı. 1916’da Türk ordusu Kut-ül Amare’de İngiliz ordusundan 4 general, 481 subay ve 13 binden fazla asker esir almıştı. Bell’i İngiliz ordusuna takviye birlikler gelince önce Basra’da görüyoruz. 1917’de de, sonrasında uzun yıllar yaşayacağı Bağdat’a gitti. 26 Mayıs 1917’de şöyle yazmış: > *“Sanırım kendimi bu ülkenin kaderinden hiçbir zaman tamamen koparamayacağım… Bir halkın tamamının sevgisini ve güvenini etrafında hissetmek harika bir şey. Ama ah, savaşın bitmiş olması ve özgürce hareket edebilmek ne güzel olurdu.”* Savaş bitince, kaybedenlerin topraklarının kazananlarca bölüşüldüğü, yeni yeni devletlerin kurulduğu 1919 Paris Konferansı toplandı. Gertrude Bell, Paris’e de gitti. Cetvelle sınırları çizen kadın unvanını burada kazandı. Irak’ın sınırlarının çizilmesinde çok etkili oldu. Sonrasında da hayatı Irak’ta geçti. Bakın bu fotoğrafın sol tarafındaki üç kişi önemli. Osmanlı topraklarını parçalayan aktörler Mısır’da piramitin önünde yan yana. Winston Churchill, Arabistanlı Lawrence ve Gertude Bell birlikte poz vermişler. 1925’te kısa bir süre Londra’ya gitti ama yeniden Bağdat’a döndü. Bir gece aşırı dozda uyku ilacı aldı. Bir daha uyanmadı. İntihar mı etti hâlâ tartışılıyor. Mezarı Bağdat’ta… Kimi onu “Çöl kraliçesi”, kimi "Pasta keser gibi ülke bölen kadın", kimi "Cetvelle sınırları çizen kadın" kimi de "şark şeytanı" diye anıyor. Hakkında çok sayıda kitap ve makale var. Bir de Nicole Kidman’ın başrolünde oynadığı Çöl Kraliçesi filmi. Gertrude Bell’in Türkiye fotoğraflarının hikayesi de böyleydi işte. Newcastle Üniversitesi, Bell’inn, mektup, günlük ve fotoğraflarını erişime açmış durumda. Daha fazlasını oradan bulabilirsiniz. Balıksı hafızamızı fil hafızasına dönüştürmek için bir başka bölümde görüşmek üzere. Yeni bölümleri kaçırmamak için Fayn'ın [YouTube kanalına](https://youtube.com/faynstudio?ref=fayn.press) abone olun. ### Arzuya suçüstü: Kim korkar görünür arzudan? URL: https://www.fayn.press/arzuya-sucustu-kim-korkar-gorunur-arzudan/ Last updated: 2026-08-20T19:28:45.000Z Mabel Matiz’in yeni şarkısı “Ha Leylim” için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “müstehcenlik” suçlamasıyla resen soruşturma başlatıldı. Ardından şarkının video klibine erişim engeli kararı verildi; karar henüz YouTube tarafından uygulanmadığından klip Türkiye’den izlenebiliyor. Şarkı ve klibi paket olarak soruşturulmaya açıldığından beri “Nesi müstehcen?” konusu konuşuluyor. Merak edip önce kelimenin kökenine baktım. Müstehcen tuhaf bir kelime. Arapça kökeninde “çirkin görülen, ayıplanan” anlamı var. Yani kökünde doğrudan cinsellik yok ve kelimenin işaret ettiği şey çok ilginç: Çirkin olan değil, “çirkin sayılan”. İngilizcedeki “obscene” de bugün ağırlıkla cinsellikle ilişkilendirilse de daha geniş bir anlam geçmişine sahip. Latince obscenus/obscaenus sözcüğüne dayanıyor. “Uğursuz, kötüye alamet” anlamlarının yanı sıra “iğrenç, tiksindirici, edebe aykırı” anlamlarında kullanılmış. Dil yaşayan bir şey, kelimeler de zaman içinde elbette değişiyor. Yine de müstehcen sözcüğünün anlam tarihinde çirkin bulma, kirli sayma ve ayıplamanın bu kadar belirgin olması dikkat çekici. Mabel Matiz’in kendisi ise adının çağrıştırdığı sakız kadar kendine özgü, renkli ve çekici bir figür. Seveni kadar sevmeyeni de çok. Ben kendisini sever, müziğini de beğenirim. Sevdiğim bir kadın arkadaşım lafı ne zaman açılsa *“Ben Mabel’i sevmiyorum; aşığım ona aşık!”* der. İmgesiyle türlü gönüllere dokunabilen, “kalplere vur bir zımba” türünden bir sanatçı. Geleneksel “yılın aile yapımıza ve toplumsal değerlerimize tehdit” kontenjanından soruşturulan Mabel Matiz şarkısının klibinde bir düğün var. Renk paletinden sanat yönetimine 90’lar estetiğiyle çekilmiş, ayrıntılarda da coşmaya devam eden güzel bir klip ve fıkır fıkır bir şarkı. Kalabalık, gösterişli, memleket usulü bir düğün. Hazal Türesan gelin ki o da Mabel gibi kolayca “kadınsı/erkeksi” gibi sıfatlara sığmayan, kendine özgü bir çekiciliğe sahip biri olduğundan, klibin “gelin” seçimi ayrıca ilginç. Son dönemde yokluğu çekilen ikonik pop kanaat önderi koltuğuna giderek daha sağlam yerleşen Seda Sayan düğünün ve kuşkusuz muhitin “hükümet kadın”ı. Takılar, kostümler, oyunlar, sofralar, akrabalar, gül yaprakları, yelpazeler, düğün esrimesi ve yorgunluktan yerlere serilen insanlar… Şarkı 9/8’lik ritmiyle zaten bizi son derece tanıdık bir coğrafyaya çağırıyor. Düğün sahnesinde bildiğimiz Mabel mikrofonda, klipteki ikinci Mabel ise sarı saçları, hafif parlatıcısı, kendine has haliyle düğünün ortasında gelip damadın karşısında oturuyor. Müzik ve hayat bir an duruyor. Sonra damat kendini tüm kıvraklığıyla ortaya atıp tek başına dans etmeye başlıyor. ## Damat kime bakıyor? Gelinle damat arasında pek bir elektrik yok. Mevzu başka yerde. İki erkek düğün boyunca birbirine bakıyor. Bakışıyorlar, sadece. O iki bakış birbirine değdiği andan itibaren, normal düğünlerde görmeye çok alışık olmadığımız türden bir arzu, tütsü gibi etrafa yayılıyor. Biliyorsunuz temelde iki insanın hayatlarını birleştirme mutluluğundan çok “ele güne karşı” yapılan bir gösteriş harekâtı olan düğünlerimizde arzu hatta aşk, sevgi pek başrolde değildir. Çoğunlukla gösteriş ve toplumsal kodlar konuşur. Klibimizin finalinde, düğün bitiyor, ahali dağılıyor ya da yorgunluktan devriliyor ve sarı Mabel’le damat karşılıklı oynamaya başlıyor. Kurtlarını dökmeye desek daha doğru olur. Esas eğlence ve tutkunun “çılgın kalabalıktan uzakta” yaşanacağına dair bir işaret. Bu kadar. _This post is for subscribers only._ ### Erkekler neden olgunlaşmıyor? URL: https://www.fayn.press/erkekler-neden-olgunlasmiyor/ Last updated: 2026-09-03T16:46:54.000Z Öfke patlamaları, küsüp günlerce konuşmama, duyguları doğru adlandıramama, sorumluluk üstlenmekten kaçınma, sorun varsa faturayı karşısındakine kesme, empati kuramama… Ve bu konuları açacak, taleplerinizi masaya koyacak olursanız geçiştirme, hatta ortamı veya ilişkiyi terk etme… Tanıdık geldi mi? Gerçi tersi de geçerli ama pek çok kadın, tarif ettiğim erkek modeline aşina. Şaşılacak olan, onca akıllı, güzel, güçlü ve farklı geçmişlerden gelen kadının bu durumu kabullenmesi. Sorsanız, “Erkekler isterse 65 yaşına gelsin, çocuk kalır,” derler. İyi de neden böyle? Sorun, erkek çocuklarını yetiştirme biçimi mi? Kültürel kodlar mı, genetik aktarım mı? Yoksa sorun -yine- kadınlarda mı? ## Bu erkeklerin literatürde bir adı da var: “Çocuk adam” *“Berk’le incir çekirdeğini doldurmayacak bir mesele yüzünden kavga ettik yine. Hatalı olduğunu kabul etmediği gibi çekip gitti. Ama bu sefer love bombing’lerine (aşk bombalaması) kanmayacağıma yemin ettim. Aramadım, mesajlarına da cevap vermedim. Bir gün bakkaldan telefon geldi: ‘Cansu Hanım burada sahipsiz bir çanta var. Baktık soran eden yok, açtık. İçinden sizin numaranızın yazılı olduğu bir zarf çıktı…’ Önce çantanın gizemini çözemedim, bakkala gittim. Çantayı gördüğüm anda anladım: Meğer Berk öküzü eşyalarımı çantaya doldurup oraya bırakmış. Mektupta bana ne kadar değer verdiğini yazıyor ama özür dileyememiş bir türlü.” – Cansu, 37* _This post is for subscribers only._ ### Güneşin girmediği ‘kuyu tipi’ Silivri’den bile soğuk URL: https://www.fayn.press/gunesin-girmedigi-kuyu-tipi-silivriden-bile-soguk/ Last updated: 2026-09-01T12:25:29.000Z *“Kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.”* Tekirdağ’daki Çorlu Karatepe Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bir ayını dolduran komedyen Deniz Göktaş “kuyu tipini” bu sözlerle tanımlıyor ve [ekliyor:](https://x.com/idgoktas/status/2084292430711369819?s=20&ref=fayn.press) *“Öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor.*” Göktaş, YouTube’da milyonları aşan izlenme oranlarına ulaşan *Ölü Deniz* isimli gösterisinin ardından "cumhurbaşkanına hakaret" ve "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik" suçlamalarıyla 3 Temmuz’da tutuklandı. Göktaş’ın bir aydan uzun süredir tutuklu bulunduğu Çorlu Cezaevi “kuyu tipi” olarak biliniyor. Bu tür cezaevlerinde kalanlar günlerini neredeyse hiç güneş görmeden, fiziksel ve sosyal bir tecrit içinde geçiriyorlar ve bu yüzden de kendilerini bir kuyunun dibinde gibi hissediyorlar. _This post is for subscribers only._ ### Önüm arkam sağım solum “bot” URL: https://www.fayn.press/onum-arkam-sagim-solum-bot/ Last updated: 2026-08-19T21:07:51.000Z “Bot” aslında İngilizce “robot” kelimesinin kısaltması. Teknolojide ise genellikle insanların yaptığı belirli işleri otomatik olarak gerçekleştiren yazılım programı anlamına geliyor. Türkiye’de “bot” konusunun şu aralar en sıcak tartışıldığı başlık, vize meselesi. İş insanından yurt dışındaki üniversitelerden kabul alan öğrencisine kadar on binlerce kişi aynı sorunla uğraşıyor: Vize randevusu alamıyorlar. Haziran ayında *Lighthouse Reports* öncülüğünde 12 ülkeden 14 medya kuruluşu ortak bir çalışmayla aracı kurumları mercek altına aldı. Türkiye’den *Kısa Dalga*’nın katıldığı araştırmaya “millî güvenlik” gerekçesiyle erişim engeli getirildi ama konu uzun süre tartışıldı. [“Vize imparatorluğu” haberi milli güvenlik sorunuymuşKısa Dalga’nın, VFS Global’in Türkiye’deki faaliyetlerini konu alan “Vize imparatorluğu” başlıklı araştırma dosyasına mahkeme tarafından erişim engeli getirildi. Gerekçe, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” olarak gösterildi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-8bdde8d3-dc2b-487b-963a-ed32837b9684.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/vize-kuyru--u-1-625df650-c486-4107-8f09-7b65ced97dc2.jpg)](https://www.fayn.press/vize-imparatorlugu-haberi-milli-guvenlik-sorunuymus/) Araştırma sonuçlarından biri, botlar aracılığıyla randevuların bloke edildiğini ve sonradan satıldığını gösteriyordu. 11 Ağustos’ta İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın başlattığı bir soruşturma konuyu yeniden gündeme taşıdı. 37 kişinin tutuklandığı soruşturmanın odağında da yine bu bot meselesi ve randevuların toplu şekilde alındığı iddiası [vardı.](https://www.adalet.gov.tr/vize-randevularini-bot-yazilimlarla-toplayan-yapilara-yonelik-sorusturma?ref=fayn.press) Bot konusunda tek sorun bu değil tabii. Adeta botlar tarafından kuşatılmış durumdayız. Komplo teorilerinin merkezinde, dünya internet trafiğinin yarısından fazlasında, konser bileti sırasında, e-ticaret satış sitelerinin deposunda… Botlar artık her yerde. ## Trump’ı Rusların “bot”ları mı seçtirdi? 27 Temmuz’da New Yorker’da çıkan bir yazının başlığı, aslında durumu tam olarak anlatıyor. [“Botlar hayatımızı nasıl ele geçirdi?”](https://www.newyorker.com/culture/the-lede/how-bots-took-over-our-lives?ref=fayn.press) Yazı, 2016’daki ABD Başkanlık seçimiyle başlıyor. Çünkü sadece ABD değil, dünya da internet botlarını en çok o zaman konuşmaya başladı. Bir komplo teorisi ortaya atıldı. Buna göre seçimlere yabancı müdahalesi olmuş, otomatik çalışan propaganda ağları büyük ölçekte dezenformasyon yaymıştı. Bu teoriye göre Trump'ın yükselişinin sorumlusu botlardı. O dönemde, Rusya merkezli siyasi propaganda ağlarının, Facebook ve Twitter gibi sosyal medya platformlarını kullanarak Amerikan seçmeni arasında kargaşa ve güvensizlik yaydığı yönünde, ayrıntıları tam netleşmemiş olsa da geniş kabul gören bir kanaat oluşmuştu. Trump'ın seçim zaferinin ardından, merkezi St. Petersburg'da bulunan ve bir "trol çiftliği" olarak görülen Internet Research Agency (IRA), Amerikan seçimlerine [müdahale etmekle suçlandı.](https://www.theatlantic.com/international/archive/2018/02/russia-troll-farm/553616/?ref=fayn.press) Bu iddia, daha sonra yapılan soruşturma sonucu yayımlanan [Mueller Raporu](https://www.justice.gov/archives/sco/file/1373816/dl?inline=&ref=fayn.press) ile kamuoyuna yansıdı. _This post is for paying subscribers only._ ### Zombi siyasetin kıskacında: Yeni Parti ezber bozabilir mi? URL: https://www.fayn.press/zombi-siyasetin-kiskacinda-yeni-parti-ezber-bozabilir-mi/ Last updated: 2026-08-21T10:55:14.000Z Alman siyaset bilimci Ulrich Beck, 1990’ların sonunda siyaset kurumlarının değişime ayak uyduramamalarını “zombi siyaset” olarak [tanımlamıştı](https://sk.sagepub.com/book/mono/individualization/chpt/zombie-categories-interview-with-ulrich-beck?ref=fayn.press#text-section-0-0). ABD’li yazar Jonathan Rauch ise bu kavramı popülerleştirerek 2009 yılındaki bir makalesinde “zombi parti” kavramını kullandı. Daha çok Batı demokrasilerindeki partiler için bu kavramı kullanan Rauch, tespitini kabaca şu üç gerekçeye dayandırıyordu: Fikri tükenmişlik: Parti, topluma sunacağı tutarlı ve yeni bir yönetim felsefesi üretemez hale gelir. Otomatik refleksler: Tıpkı beyinsiz bir zombinin yürümesi gibi parti de sadece ezberlenmiş sloganları tekrarlar, kültürel çatışma noktalarını kaşır ve kabileci dürtülerle hareket eder. Yıkılmama/ayakta kalma:İdeolojik ve vizyoner olarak "ölü" olmasına rağmen elindeki kurumsal güç, finansman ve sadık seçmen tabanı sayesinde seçim siyasetinde "sendeleyerek de olsa" varlığını sürdürür. ## Zombi nedir? Zombi kavramına hakim olmayanlar için açıklamakta fayda var. Zombi kabaca “yaşayan ölü” olarak tanımlanabilir. Haiti'de Vudu Mitolojisi çıkışlıdır. İnanışa göre zombi, bir büyücünün kontrolünde iradesiz bırakılan ve köle olarak çalıştırılan ruhsuz bir bedendir. Bu ölülerde beyin fonksiyonu yoktur ve sinir sistemi agresif olarak çalışır. _This post is for subscribers only._ ### Kentsel dönüşüm rantına karşı hâlâ “1 Umut” var URL: https://www.fayn.press/kentsel-donusum-rantina-karsi-hala-1-umut-var/ Last updated: 2026-08-17T13:38:38.000Z Kentsel dönüşüm özellikle İstanbul’da rant haline geldi. Tapusuz, güvencesiz hatta binaları eski mahalleler, inşaat şirketleri tarafından üstelik çoğu zaman mahalle sakinlerinin rızası olmadan sessiz sedasız bir şekilde boşaltılıyor. Birçok yerleşim alanında hayata geçirilen “riskli alan” ve “dönüşüm” kararları mahalle sakinleri üzerinde büyük baskı yaratıyor. Alınan kararlar çoğu zaman yoksul mahallelerini her bir dairesi milyon dolarlara satılan lüks sitelere dönüştüren inşaat sermayesini önceliyor. Hal böyle olunca kentin merkezinde yaşayan insanlar mahallerinden koparılarak kentin dışına doğru itiliyor. Yoksul insanların yaşadığı mahalleleri güvencesiz kılan uygulamalara karşı hukuk mücadelesi veren “1 Umut” Derneği bu duruma karşı çıkmaya çalışıyor. İmar hukuku uzmanı, hukukçu Erbay Yucak, kent planlamacılarından ve hukukçulardan oluşan gönüllü bir ekip, yıllardır sürüncemede bırakılan, her seçim döneminde tapu vaadiyle suistimal edilen gecekondu mahallelerinin hukuki güvenceye kavuşması için uzun yıllardır mücadele veriyor. ## Umutsuzluktan doğan bir umut hikayesi “1 Umut Derneği”, 17 Ağustos 1999’daki 7,4’lük yıkımın yarattığı umutsuzluğa karşı verilen bir mücadeleden doğmuş. Hikayeyi Hukukçu Erbay Yucak’tan dinliyoruz. > “*17 Ağustos Gölcük merkezli depremden sonra önce deprem bölgesine gidip arama kurtarma faaliyetlerine katıldık. Ardından, bölgeye yayılıp Yalova, Halıdere, Gölcük, Adapazarı, Düzce ve İzmit’te ‘Dayanışma Gönüllüleri’ adıyla bir inisiyatif oluşturduk. Kimimiz arama kurtarmacıydık, kimimiz çadır kurdu, kimimiz de bir şeyler yapabilme kaygısıyla nerede ne ihtiyaç varsa oraya gitti.”* _This post is for subscribers only._ ### İlahiyatçı Prof. Mustafa Öztürk: “Menzil’in dosyasını açın, aynı arızaları bulursunuz; mesele neden Süleymancılar? URL: https://www.fayn.press/ilahiyatci-prof-mustafa-ozturk-menzilin-dosyasini-acin-ayni-arizalari-bulursunuz-mesele-neden-suleymancilar/ Last updated: 2026-08-21T09:36:24.000Z 13 Ağustos Perşembe günü, Türkiye’nin en bilinen cemaatlerinden Süleymancılara yönelik bir operasyon haberi geldi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 17 ilde, aralarında Süleymancılar cemaatinin lideri Alihan Kuriş'in de bulunduğu 49 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. 17 Ağustos itibariyle Kuriş dahil 30 kişi tutuklandı. Alihan Kuriş liderliğinde çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak, kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık, Vergi Usul Kanunu'na muhalefetle suçlandılar. Adalet Bakanı Akın Gürlek, *"Burada dinî bir görüşe, dinî bir cemaate ya da sivil toplum kuruluşlarına karşı bir operasyon yok. Bu, tamamen mali yapılanmaya yönelik bir operasyon"* dedi. Operasyon sürerken cemaatin dev bir finansal yapı oluşturduğu da anlaşıldı. Süleymancılara ait olduğu iddia edilen adreslerde 200 kg külçe altın bulunduğu söylendi. Cemaat ile bağlantılı kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar TL'yi aşan tutarın çeşitli yöntemlerle yurt dışına çıkarıldığı iddia edildi. Peki, Süleymancılar kim? Bu yapı ne zaman nasıl ortaya çıktı? Siyasete karşı tutumları neydi? Nasıl bu kadar büyük bir finansal güç elde ettiler? AK Parti ile ilişkileri nasıldı? Bu operasyonun gerekçesi ne? Neden şimdi yapıldı? Tüm bu soruları ilahiyatçı Prof. Mustafa Öztürk’e sorduk. **Süleymancılar kimdir? Bu isim nereden geliyor?** “Süleymancı” tabiri, onlara muhalefet edenler tarafından kullanılan bir isim. Onlar kendilerine “Süleymanlı” ya da “İmam-ı Rabbani’nin evlatları” diyorlar. Bu isim de kurucularının Süleyman Hilmi Tunahan olmasından kaynaklanıyor. Zaten Süleyman Hilmi Tunahan’ın talebeleri olarak da [biliniyorlar](https://youtu.be/jMs3QH8ULqI?si=7T8VQfveAJgWK7ZI&ref=fayn.press). Süleyman Hilmi Tunahan, Osmanlı'nın medreselerinde son kuşak diyebileceğimiz bir süreç içinde dinî ilimler tahsil etmiş, dersiâmlık ve müderrislik gibi unvanlar almış, bu şekilde görevler de yapmıştır. Fakat Cumhuriyet döneminde müderrislik gibi vazifelerin icra edildiği okullar kapatılmış, medreseler ilga olmuştur. Dolayısıyla Tunahan, sıradan bir vaiz olarak kalakalmıştır. Onca yıllık ömrünün semeresi olan müderrisliği, boşa çıkmıştır, bu nedenle de Cumhuriyet'in kurucu kadrosuna, felsefesine ve laik rejime karşı iflah olmaz bir muhalefet tavrını benimsemiştir. O dönemlerde kendisi gibi yaklaşık 500 kişinin işsiz kaldığı söylenir. Bakarsanız, “Cenaze kaldıracak adam yoktu” gibi şeylerden söz edildiği bir dönem. Ama şunu da unutmamak lazım: 1926 ile 1938 arasında Elmalılı Hamdi Yazır da *Hak Dini Kur'an Dili’*ni yazıyordu o dönemde. O tefsir şimdi yere göğe sığdırılamıyor, belki günümüzdeki 60-70 ilahiyatçı o tefsir üzerinden kariyer yaptı. Süleyman Hilmi Tunahan kuytularda, köşelerde, orada burada talebe yetiştirmeye çalışır ama çoğu zaman talebe bulamaz. Hiç bulamadığı zaman iki kızını yetiştirmiştir, onlara icazet vermiştir. Okuttuğu şey Kur'an öğretimidir. Yeri gelmişken söyleyeyim, Süleyman Hilmi Tunahan'ın yazıp çizdiği hiçbir eser yoktur, birkaç sayfalık bir Elif-Ba cüzü vardır. Kur'an'ın harfi, harekesi üzerine. 1950'ler geldiğinde iktidar değişir. Görece serbestlik ortamında faaliyetler hızlanır. Sirkeci civarındaki Konyalı Lezzet Lokantası’nın sahibinin evinde ilk ders grubu oluşturulur. Bu yapı, kurucularını tasavvuf silsilesinin son halkası, son temsilcisi gibi görür, son Mohikan gibi. Bu anlayıştan hareketle, bu yapı ona mensup olanların gözünde bir çeşit Nuh’un gemisidir. Bu gemiye binenler kurtulmuştur, dışarıdakiler helâk olmuştur gibi bir yaklaşımları var. **Oluşturdukları yapı tarikat mı, cemaat mi nasıl tanımlamak lazım?** Son halka falan deseler de klasik, konvansiyonel anlamda bir tarikat yapısı değil. Süleymancıların iç yapısında İsmailağa'nın, Menzil’in ritüellerine benzer düzenli ritüeller, ayinler göremiyoruz. İşleyiş biçimi de öyle değil. Nev-i şahsına münhasır bir yapı. **Nev-i şahsına münhasır dediniz. Ne gibi?** Aslında İstanbul merkezli. Genellikle Akdeniz, Antalya, Kütahya, İç Ege... O muhitlerde daha aktifler. Önce taşradan şehre geldiler, fakat sonra şehirden taşraya doğru yöneldiler. Süleyman Hilmi Tunahan'a, “Anadolu'dan çocuklar ayak sürüyerek gelir bize, burada bir bakıma İstanbul beyefendisi haline getiririz” gibi bir söz de isnat edilir. Kılıkları kıyafetleri takım elbise, ceket, ama şehirlilik başka bir şey. Dinî yapıların hiçbirinde onu gözlemleyemiyorum. Fakat asıl farklarından biri Almanya’da çok güçlü olmaları. 1960'lı yıllar, yurt dışına işçi gönderdiğimiz yıllar. İşçilerin dinî, sosyal, kültürel ihtiyaçlarını karşılayacak hiçbir mecra, mahfil yok. Bunu ilk fark eden bu yapı olmuştur. Oradaki o gurbet duygularını, sahipsizliği giderecek bir kapı, bir sığınak işlevi olarak cemaat o boşluğu doldurmuştur. Millî Görüş'ten daha derin bir altyapıya sahipler; halkın kılcal damarlarına kadar uzanıyorlar. **Tam da onu soracaktım. Murat Yetkin de Alman Devleti ile ilişkilerine dikkat çeken bir yazı yazdı. Gülen Örgütü de başlangıçta Orta Asya'daki faaliyetleri nedeniyle Amerikan istihbaratının dikkatini çekmişti. Süleymancıların Almanya ile ilişkisini nasıl tanımlayabiliriz?** _This post is for paying subscribers only._ ### Kedisi kadar felsefesi de bol bir evren URL: https://www.fayn.press/kedisi-kadar-felsefesi-de-bol-bir-evren/ Last updated: 2026-08-19T10:27:56.000Z Bir yetişkin bir çocukla biraz olsun zaman geçirdiğinde onun hayata ne kadar farklı baktığını kolayca anlayabilir. Bu bakışta biz yetişkinlerin vazgeçtiği, hayatın karmaşası içinde unuttuğu ne varsa hepsi mevcuttur. Çocuğun bizim hesaplı dünyamızla ve aynılığı makbul sayan düzenle uyumsuzluğu da takdire şayandır. Gelin görün ki genel eğilim bu uyumsuzluğu bastırıp bilerek ya da bilmeyerek çocuğu alışacağı, uyuşacağı bir düzene hazırlamaktan yanadır. Böylece kollama yerini gitgide buyurmaya bırakır. Tam bu noktada çocuk, edebiyatla kendine bağımsız bir dünya kurabilir. Bir mevsim değişmesi gibi de düşünebiliriz bunu. Üşüdüğü mevsimi değiştirip baharı getirebilir. Sıcaktan bunaldığı yazın yerine sonbaharı koyar. Baharı isterse kışa çevirir, karı bekler. Bu yüzden çocuk edebiyatı ticarete, çıkarlara, ideolojik güdümlere feda edilemeyecek kadar kıymetlidir. Çocuk edebiyatı her şeyi yeniden keşfetmektir, farklı bir başlangıç, hayret ve hayranlıktır bir yanıyla. Hele ki hayal etme hakkını okurunun elinden almayan, ona ödev yüklemeyen, onun aklını ve duygularını azımsamayan, çocukluk dünyasının bilgeliğinden izler taşıyan gerçek bir yazarla karşılaşırsanız işte o zaman çocuk edebiyatının tadından yenmez. Tattıkça tatmak istersiniz, çok geçmeden de her yazarın başka bir tadı olduğunu fark edersiniz. Artık gerçek bir okursunuzdur. Henüz okuma serüveninin başındaki çocuğu, barışçıl bakış açısı ve reçetelerden uzak tavrıyla kollayan, edebiyat denizinde çok uzun yıllardır pupa yelken yol alan bir yazara lafı getirmek, anlatılanları somutlaştırmak şart oldu. Behiç Ak’tan başkası değil bahsedeceğim kişi. _This post is for subscribers only._ ### Yeni arkadaşım Noi ve çocuk kitabı yazmanın zorluğu URL: https://www.fayn.press/yeni-arkadasim-noi-ve-cocuk-kitabi-yazmanin-zorlugu/ Last updated: 2026-08-24T13:05:08.000Z Bir odadan çıkmadan, hikâyelerin içinde yol alarak çok uzaklara gidebildiğimi, o hikâyelerdeki hayali çocuklarla da arkadaş olunabildiğini, bir kitabın kapağını açmanın bir kapıyı aralamaktan çok da farklı olmadığını keşfettiğimde herhalde en fazla yedi yaşındaydım. Hayatı kırk yıl kadar önce kitap okumaya başlamakla bambaşka bir hale bürünmüş, dünyada bulamadığı yakınlığı kitapların içinde bulmuş bir insan olarak hâlâ ne zaman bir çocuk kitabı aralasam, kış akşamlarında pencereleri uğuldayan, marley zemini dünyanın en turuncu halısıyla kaplı, annemin katalitik sobayla ısıttığı o eski odaya gidiyorum. Orada kitaplarla geçirdiğim saatler çocukluğumun en ışıklı anıları. *Polyanna, Heidi, Tom Sawyer’ın Maceraları, Pinokyo, Robinson Crusoe, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah, Define Adası, Orman Çocuğu, Gizli Bahçe*… Yutar gibi okudum hepsini. Kendimden geçerek. Kim olduğumu, nerede olduğumu unutarak. Odamın kapısı açılsa, içeri Heidi girse şaşırmayacak durumdaydım. Onun evi bellediği dağlar, benim de evimdi. Yeşil çayırlar, çıplak ayaklar, keçiler, rüzgâr. İlkbaharın çiçekleri, kışın karla kaplı tepeleri… Her ne olursa olsun yaşama karşı merakını ve neşesini yitirmeyen Polyanna. Ormanları, nehir kıyıları, dostları ve bitmeyen keşifleriyle maceraperest Tom Sawyer… Hepsi arkadaşımdı. Benim bir çocuk olarak başıma gelmiş en acayip şey kitap okumayı keşfetmekti. Kırk yıllık okurluk kariyerimin vardığı noktada bir konuda hâlâ fikrim sabit: İyi bir çocuk kitabının yerini tutacak çok az şey var bir çocuğun hayatında. Peki bu “iyi” ne demek? Bir dönem çocuk edebiyatının mutfağında da çalışmış biri olarak, önümüze gelen dosyalarda arayıp tarayıp bulduğumuz ya da bulamadığımız şey tam olarak neydi anlatmam kolay değil ama daha ilk cümleden, hele de bu bir resimli kitapsa minicik bir illüstrasyon kırıntısından “iyi kitap”ın kendini belli ettiğini, diğerlerinden bir adım öne çıktığını biliyorum. Kısayı yazmak zor. Hele de çocuk gibi asla kandıramayacağınız, engin bir hayal gücüne sahip, yaratıcılık konusunda asla yarışamayacağınız, büyüyüp de sıradanlaşmamış bir okur kitlesini etkileyecek biçimde kısayı yazmak aşırı zor. Çocuk kitabı yazmak kolay sanılır ama tam tersi. Bilmem, belki iyi bir şiir yarışabilir iyi bir çocuk kitabıyla… Belki… _This post is for subscribers only._ ### İşareti takip et ki dünya sana yetişemesin URL: https://www.fayn.press/isareti-takip-et-ki-dunya-sana-yetisemesin/ Last updated: 2026-08-19T21:08:04.000Z Yeni çıkanlar rafında gördüm onu. İsmi de kapağı da ilginç bir kitap. *Eğlencelerin Sırrı*. Yazarı Francisco Casavella. Tanımadığım, daha önce duymadığım bir yazar. Kitabın arkasını çevirdim. Diktatör Franco sonrası hesaplaşma ve geçiş döneminde, 1980’ler İspanyası’nda bir büyüme hikâyesiymiş. Daha da ilgimi çekti. Hiç hesapta yokken onu da satın alıp çıktım. En güzel buluşmalar zaten hiç hesapta olmayanlar değil midir? Yalnız bir mesele vardı. Kitap yeni değildi. Metis Yayınları, Casavella’nın romanını 2021’de basmış (orijinali ise çok daha önce 1997’de yayımlanmış). Kitabevi görevlilerinin (ve kendi dikkatsizliğimin) azizliğine uğradım ama olsun ne çıkar bundan? Ama bir mesele daha var. Ben kitabı bir tür siyasi roman sanmıştım; o da değilmiş! Evet, Franco sonrası dönemdeyiz ama siyaset sadece bazı karakterlerin hatıralarında; zalim Franco ve şakşakçıları ve onların kurbanları bazı satırların arasında, arka fonda… Buna da tamam; her iyi kitabın dümdüz ettiği onlarca itiraz vardır. Bu iyi kitap da kendinden bekleneni yaptı; büyüsüyle beni sardı. *Eğlencelerin Sırrı*’nı elime aldım ve neredeyse bırakmadan okudum. Şimdi, yanlış nedenlerle de olsa iyi ki onunla karşılaşmışım diye düşünüyorum. _This post is for subscribers only._ ### Kızılgerdanla armağan ekonomisine dair cıvıldaşmalar URL: https://www.fayn.press/kizilgerdanla-armagan-ekonomisine-dair-civildasmalar/ Last updated: 2026-08-16T07:45:04.000Z Adı Robin. Göğsünde kızılımsı lekesiyle, çevik hareketleriyle birçok mitolojide uğurla, güzel haberle, iyilikle anılan kızılgerdanla adaş. Bu ilginç insanla henüz tanışmadıysanız *Armağan Yemişi* kitabı güzel bir fırsat. Bu denemeden hallice metinle onun evrenine girip Türkçedeki diğer kitaplarıyla devam etmek size umut verecek… Robin Wall Kimmerer dikkatimi ilk defa bitki zekâsı üzerine çevirdiğim bir kitapta geçen *Braiding Sweetgrass\** kitabıyla çekmişti; mor asterlerin yanında sarı altınbaşakların neden bu kadar güzel olduklarını ve bu iki çarpıcı renk yan yana geldiğinde neler olduğunu merak ediyordu. Evrim teorisinin söylediği rekabetin aksine, karşılıklılık ilişkileriyle topluluklar halinde yaşamanın doğada hayatta kalmada daha etkili olabileceğini ve bunun güzel örneklerini teşkil eden asterlerle altınbaşakları, çileklerle kabakları, semenderler, algları ve kutsal otları, bize sundukları armağanları ve dersleri anlatır bu kitabında. Ardından elime *Armağan Yemişi* geçti. Potawatomi halkından, botanikçi ve bitki ekoloğu olan Kimmerer ömrü boyunca Batı akademilerinde aldığı eğitimiyle Yerli halkların bilgeliğini iç içe örmeyi kendine dert edinmiş, bir yandan hakemli makaleler yazarken, bir yandan genel okura yönelik popüler kitaplar kaleme almış, ikisinde de başarılı olmuş bir yazar. _This post is for subscribers only._ ### İnsanlar ikiye ayrılır: Nemecsek’i tanıyanlar ve tanımayanlar URL: https://www.fayn.press/insanlar-ikiye-ayrilir-nemecseki-taniyanlar-ve-tanimayanlar/ Last updated: 2026-08-16T07:44:38.000Z fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Yetmez ama çerçeve URL: https://www.fayn.press/yetmez-ama-cerceve/ Last updated: 2026-08-17T07:32:00.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* editör masasını derledi, toparladı. Masamızdan bu hafta elbette çerçeve yasa düştü. Ayrıca Süper Lig’in başlangıcına, Sebahattin Şirin’in evinden çıkanlara, Mekke’deki liderlere ve Tuna Nehri’ne baktık. Haydi başlayalım. ## İkinci ‘Yetmez ama evet’ vakası Sinema tıkandı. Sürekli eski filmlerin devamını çekiyorlar. Siyasi gündemde de aynı sorun var. Nitekim kimilerine göre *Yetmez Ama Evet 2* filmini şu sıralar izlemekteyiz. Süreç yasasıyla ilgili bilmeniz gerekenleri ve bundan sonra olabilecekleri *Fayn* Ankara muhabiri aktarıyor. [İkinci ‘Yetmez ama evet’ vakası: Süreç Yasasıİki yılın sonunda sürecin bir de yasası oldu. Meclis’te kabul edilen yasa “yetmez ama evet” sloganlı referandumu andırıyor. Önümüzdeki dönem sonuçlarıyla siyasete de etki edecek yasanın TBMM yolculuğuna dair bilinmesi gerekenleri ve bundan sonra olacakları Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-e8ce8b61-6f0a-4cc6-a344-825d91383eb0.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/cerceve_yasadan_sonra_fayn-2-8b2c608e-327b-442d-bd31-746a962a5125.webp)](https://www.fayn.press/ikinci-yetmez-ama-evet-vakasi-surec-yasasi/) *Fayn* yasayı ayrıca birbirine zıt görüşteki hukukçu Doç. Dr. Vahap Coşkun ve siyaset bilimci Doç. Dr. Berk Esen ile [konuştu](https://www.fayn.press/1-yasa-2-gorus/). ## Spor sayfası da gözaltı dolu Öğle saatlerinde evinde başlayan arama gece yarısında son buldu. Bulunan 842 bin euro, 52 bin dolar, 19 bin sterlin, 796 bin TL ve 14 milyon TL değerinde altın ile mücevhere el konuldu. Bir ruhsatsız silah, yüzlerce mermi ve çelik yelek de bulundu. Adalet Bakanı Gürlek’e “Fenerbahçe’yi şampiyon yapacakmışsınız” diye yazdıktan sonra gözaltına alınan ultrAslan lideri Sebahattin Şirin evinden çıkmayan çok az şey kalmasına rağmen tutuklanmadı. Tutuklanması talep de edilmedi. [ultrAslan lideri Şirin’in hikâyesi: Taraftar cinayeti, Akın Gürlek paylaşımı, 65 milyon ve Öcalan sloganıAdalet Bakanı Gürlek’e “Fenerbahçe’yi şampiyon yapacakmışsınız” diye yazdıktan sonra gözaltına alınan ultrAslan lideri Sebahattin Şirin’in evinden bir servet, ruhsatsız silah ve mermiler çıktı. Savcılık tutuklama talep etmedi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-26304de7-3ff2-4f65-a9a1-796f163ecf39.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/sebahattin_sirin_fayn-4d0ef884-3260-4f1e-8d69-12064578bcc6.webp)](https://www.fayn.press/ultraslan-lideri-sirinin-hikayesi-taraftar-cinayeti-akin-gurlek-paylasimi-65-milyon-ve-ocalan-slogani/) Bu hafta spor dünyasından bir başka gözaltı haberi daha vardı. Orada silah, külah, mücevher, döviz çıkmadı. Sadece bir transfer haberi yanlış çıktı. Bu da spor muhabiri Burhan Can Terzi’nin halkı yanılttığı için gözaltına alınmasıyla [sonuçlandı](https://www.fayn.press/galatasaray-musialayi-almadi-savcilik-muhabiri-aldi/). ## Mekke’de liderler Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de imzaladığı savunma anlaşmasının amacı ne? ‘Birine saldırı, hepsine saldırı sayılır,’ tam olarak ne demek? Ankara yeni bir nüfuz alanı mı açıyor, yoksa başkalarının savaşlarına sürüklenme riskini mi alıyor? Aklımıza takılan sorulara yanıt aradık. [Mekke Savunma Paktı Anlaşması hakkında bilmeniz gerekenlerTürkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın Mekke’de imzaladığı savunma anlaşmasının amacı ne? ‘Birine saldırı, hepsine saldırı sayılır,’ tam olarak ne demek? Ankara yeni bir nüfuz alanı mı açıyor, yoksa başkalarının savaşlarına sürüklenme riskini mi alıyor? Aklımıza takılan sorulara yanıt aradık.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-fecbc85d-6ecd-463d-8b30-0b69bbb33099.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mekke-anlasmasi-2-37532572-3b1b-4586-aa14-c791abd99b24.webp)](https://www.fayn.press/mekkede-liderler-masada-savunma-pakti/) SPONSORLU Türk Eğitim Vakfı (TEV), 2026–2027 akademik yılında öğrencilere sunacağı bursların yeni dönem tutarlarını ve başvuru tarihlerini açıkladı. Mesleki ortaöğretimden üniversiteye, lisansüstü eğitimden sanat alanına kadar farklı kademelerde sağlanan burslarla bu dönem 20 bin 500’ün üzerinde öğrencinin eğitim yolculuğuna destek verilecek. [Detaylı bilgi için tıklayın ](https://www.tev.org.tr/anasayfa/tr?ref=fayn.press) ## Tuna nehri akmam demek üzere Avrupa’nın can damarı Tuna Nehri de artık kuraklıkla boğuşuyor. Üzerinde kurulu hidroelektrik santralleri de göz önüne alındığında bu aynı zamanda ciddi bir enerji krizi de demek. Peki Tuna nasıl kurtulur? Ya da kurtulur mu? Tarık Demirkan, Budapeşte'den bildiriyor. [Tuna Nehri akmam diyor: Tuna’da kırmızı alarm!“Tuna nehri akmam diyor” diye başlayan o marşı biliyoruz. Şimdi Tuna gerçekten akmamaya başlıyor. Bir zamanlar çoşkuyla vals yapan Tuna öylesine küçüldü ki hidroelektrik üretimi düşüyor, fabrikalar kapanıyor. Sular çekildikçe 80 yıllık savaş izleri bile ortaya çıkıyor. Peki Tuna bize ne anlatıyor?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-b1c0a10b-6088-41ce-9257-8b278c22c0b6.png)FaynTarık Demirkan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/tuna_nehri_fayn-2-e64df028-6c52-4415-a670-311e95a0b29b.webp)](https://www.fayn.press/tuna-nehri-akmam-diyor-tunada-kirmizi-alarm/) ## Gözler yıldızlardaydı Yılın o dönemi geldi. Çiftler meteor yağmurunu seyretmek için gözlerini göğe çevirdi. Daha iyi görmek için şehirlerin ücra köşelerine fedakarca seyahat edildi. *Fayn*, meteorları Bursa Karacabey’den takip etti. [Yıldızların altında 25 bin kişi: Perseid meteor yağmuruYıldızlar kaydı, alkış tutuldu. Bulutlar mızıkçılık yaptı. Bursa Karacabey’de yine orada olmayanı imrendiren görkemli bir meteor buluşması yaşandı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-af1148ba-7812-459e-8a64-35bc3a2f92b8.png)FaynZekiye Kaçak Bakırhan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/meteor_fayn-2-09eb6a9b-d1b8-4d93-94fc-8c6a2fcf83d6.webp)](https://www.fayn.press/yildizlarin-altinda-25-bin-kisi-perseid-meteor-yagmuru/) _This post is for subscribers only._ ### Süper Lig bu yıl ne vadediyor? URL: https://www.fayn.press/super-lig-bu-yil-ne-vadediyor/ Last updated: 2026-08-13T16:54:00.000Z Dünya Kupası’nın, hele ki 39 gün süren bir turnuvanın olduğu yaz aylarında “futbolu özledim” diyebilmek bir bakıma çılgınlık. Ama Türkiye’deyseniz, özlediğiniz sadece bir ayak topu sporundan çok daha fazlası olacağı için bu çılgınlık makul karşılanabilir. Tıpkı Simon Kuper’in artık herkesin bilip dillendirdiği, Türkçeye *Futbol Asla Sadece Futbol Değildir* şeklinde çevrilen eserindeki gibi. Futbolun sadece futbol olmadığına artık hepimiz hemfikiriz, sözkonusu Türkiye’yse buna kesinlikle eminiz. Bu yaz Dünya Kupası sağolsun kimse futboldan kopmadı, kopamadı. Ama lig yine de özlendi. Tam 34 hafta sürecek maratonun kapıları 14 Ağustos Cuma akşamı açılacak, bu hasret de bir kez daha dinecek. Bakalım bu kez ne olaylar, ne tartışmalar, ne cefalar, ne sefalar izlenecek… ## Süper Lig’de ne değişti? En büyük değişiklik 2026 Dünya Kupası’ndaki saha içi hakemlik ve VAR uygulamalarının Süper Lig’e de taşınması oldu. Buna göre oyundan çıkan futbolcunun sahayı 10 saniye içinde terk etmesi, geciktirilen taç ve kale vuruşlarında 5 saniyelik geri sayım uygulanması ve oyun sakatlık nedeniyle durmuşsa oyuncunun saha dışında 1 dakika beklemesi gibi çeşitli uygulamalar burada da devreye girecek. Ancak Dünya Kupası’nın en tartışmalı kararı olan su molası sadece hava sıcaklığı 32 derece ve üzerinde seyrettiğinde uygulanacak. Bunun dışında 18 takımlı yapı, herkesin kafasını karıştıran 14 yabancı kuralı ve genç yabancı teşviki hâlâ devam ediyor. Yani buna göre 14 yabancı oyuncunun 10'u için yaş şartı aranmazken, listenin 14'e tamamlanması durumunda kalan dört yabancı futbolcunun 1 Ocak 2003 ve sonrasında doğmuş olması gerekiyor. Geçen seneki statüden bir fark yok. ## Galatasaraylılar transfer bekleyişinde Sezona girerken tüm gündemin ana karakterleri olan dört takım hakkında birbirinden çeşitli senaryolar hâkim. Son dört yılın şampiyonu Galatasaray'ın aslında genel tabloda en az probleme sahip ekip olması beklenebilirdi. Gelgelelim burası Türkiye. Dünün bir önemi yok. Takımlarının transfer anlamında görece geç kaldığını düşünen taraftarlar sıkıntıda. Rakipler sükseli hamleler yaparken Sarı-Kırmızılılar bu süreçte oldukça sakindi. Bu da taraftarda psikolojik bir ters refleks yarattı. Bu -kısmen haklı- telaş somut bir aksiyonsuzluğa dayansa da takımın sakin kalması için bazı gerekçeler de var. Galatasaray hâlâ ligin en yüksek piyasa değerine sahip ekiplerinden biri. Aynı zamanda şampiyonluk anlamında en tecrübelisi. Şu an bir panik transferi yapmak yerine doğru oyuncuları bulup beklemek için kredisi olan bir takım varsa da ta kendisi. Rakipleri Avrupa kupalarına katılım için son birkaç haftadır ön eleme maçlarına çıkarken Okan Buruk'un ekibi ilk resmi maçını Çorumspor'la oynayacak, ilk Şampiyonlar Ligi maçına da 8-10 Eylül arasında çıkacak. Yine de Sarı-Kırmızılılar ligin ilk bölümünü bu psikolojik baskıyı da göz önüne aldığımızda bazı eksikliklerle tedirgin şekilde oynayarak geçirebilir. Bu sebeple ellerindeki kalite ve tecrübeye yaslanmaları kaçınılmaz. ## Fenerbahçe'de gelecek nostalji ile buluşuyor Şehrin diğer yakasındaki Fenerbahçe, sezona en büyük değişikliklerle giren takımlardan biri. Aziz Yıldırım’ın dokuz yıl sonra yeniden başkanlığa gelişi ve 2020’li yıllarda şampiyonluğa en çok yaklaşan Fenerbahçe takımının mimarı İsmail Kartal’ın teknik direktörlük koltuğuna bir kez daha oturmasıyla birlikte Sarı-Lacivertliler, nostalji ve gelecek arasında bir çizgide ilerlemeye karar verdi. Kadroya Pep Guardiola'nın Manchester City'sinde yüksek ayak kalitesiyle tanınan tecrübeli savunmacı Nathan Ake ve saha dışındaki olumsuz geçmişi göz ardı edilen Mason Greenwood gibi piyasa değeri oldukça yüksek oyuncular transfer edildi. Sarı-Lacivertlilerin yeni dönemine uygun şekilde nostalji yağmuruna bir de takımın eski golcüsü Vedat Muriqi eklendi. Belçikalı yıldız Romelu Lukaku'nun transferi ile de hücum opsiyonları genişledi. Halihazırda elde bulunan Marco Asensio, Anderson Talisca, Matteo Guendouzi, N'Golo Kante, Milan Skriniar gibi yıldızlar da hesaba katıldığında kadronun da pek dar olduğu söylenemez. Ancak Fenerbahçe şu an maaş yükü ve yaş ortalaması oldukça yükselmiş bir kadroyla sezona başlıyor. Amaçları transfer dönemi sonlanmadan kadroyu mümkün olduğunca hafifletip geriye kalan nokta hamleleri gerçekleştirebilmek olacak. ## Beşiktaş'ta yeni bir yüz, yeni bir kimlik Son yıllarda ezeli rakiplerinin yükselen kalitesine ayak uyduramayan Beşiktaş için de önemli değişiklikler söz konusu. Futbol Direktörlüğü görevine 10 yılı aşkın sürenin ardından geri dönen Önder Özen, takımın parolasını “yıldız, oyundur” şeklinde açıkladı. Takımın yeni teknik direktörü Vincenzo Italiano da kolektif bir kimliğin inşası üzerine odaklanmak istiyor. Bu da zaman, sabır ve istikrar gerektiriyor. Ancak bunlar Süper Lig ve günümüz dünyası için kolay karşılanan gereklilikler değil. Siyah-Beyazlılar yeni döneme bakış açılarını belirttikten sonra kadroya önemli eklemeler de yaptı. Dünya Kupası’nda çeyrek finale kadar yükselen Belçika’nın en formda oyuncusu, Arsenal'ın yıldızı Leandro Trossard’ı kadrosuna kattı. Kaleyi, ayak kalitesi de kurtarışları kadar dikkat çeken Alman file bekçisi Alexander Nübel’e teslim etti. Salih Özcan ve İlhan Fakılı gibi değerli yerli oyuncularla anlaştı. Üstüne bir de Italiano ile Fiorentina döneminde çalışan eski golcüsü Dusan Vlahovic ile tekrar buluştu. Beşiktaş, oyuna yeni bakış açısı ve kadroya eklediği kaliteli hamlelerle birkaç senedir başını sokamadığı şampiyonluk yarışına istediği girişi yapabilir gibi duruyor. ## Trabzonspor Salah'la vites arttırdı Bu büyük mücadeleye en üst perdeden giren bir diğer takım da Trabzonspor. Birkaç senedir potansiyelli, nispeten uygun maliyetli ve ileride satış değeri üretebilecek genç oyunculara yatırım yapan Bordo-Mavililer, bu sezon net bir strateji değişikliğine gitti. Genç ve potansiyelli oyunculara dayalı sürdürülebilir bir transfer politikası yerine taraftarı heyecanlandıracak, takımı doğrudan şampiyonluk yarışına sokacak yüksek maliyetli transfer hamlelerine geçiş yapıldı. Süper Lig’in şimdiye kadar belki de en kariyerli isimlerinden olan Muhammed Salah’a imza attıran Karadeniz ekibi için tek başına bu hamle bile doğrudan şampiyonluk yarışı anlamına gelecekken sadece bununla kalınmadı. Oyuncu satışlarından ciddi bir gelir elde edildi. Bunun üstüne Aral Şimşir, Noah Saviolo ve Dünya Kupası’nda Yeşil Burun Adaları ile oldukça ses getiren sol bek Sidny Cabral gibi genç oyuncular da kadroya katıldı. Trabzonspor, son yıllarda uyguladığı parmak ısırtacak kadro planlaması modeli ve Salah hamlesinin yanına ekleyebildiği genç yeteneklerle birlikte önümüzdeki sezonun, hatta birkaç yılın en rekabetçi ekiplerinden biri olmaya aday. Bu durumda uzun yıllar sonra Süper Lig’in dört büyüğünün de sezona somut anlamda iddialı başladığı nadir zaman dilimlerinden birindeyiz. Dördü de riskli, maaş yükü oldukça yüksek ama yeterince rekabetçi kadrolarla yeni dönemlerine giriş yapıyor. ## Anadolu'da durum ne? Bu yaz döneminde Konyaspor, Başakşehir, Kasımpaşa, Göztepe ve Eyüpspor gibi ekipler de kadrolarına kayda değer eklemeler yaptı. Başakşehir, Konferans Ligi elemelerinde Inter Turku karşısında hayal kırıklığı yaşasa da Nuri Şahin’in ekibi bu maçları bir şekilde unutturmaya çalışacak. Konyaspor’un Arthur Masuaku hamlesi, Göztepe’nin çoğunluk hissesine sahip Sport Republic şirketinin bağlantıları ile İngiltere’den getirdiği yeni transferler ve Kasımpaşa’nın 2010'lu yılları andıran merak uyandırıcı hamleleri onları diğer Anadolu takımlarından birkaç kademe yukarı çıkarıyor. Lige yeni yükselen ekiplerden Amed SK’nin kaleye Alban Lafont’u ve hücum hattına da Nijeryalı golcü Gift Orban’ı eklemesi de öne çıkan hamleler arasında. ## Bizi ne bekliyor? Türkiye’de bir futbol sezonuna girerken cevap verilmesi en zor sorulardan biri bu. Yaptığı transfer haberi yüzünden gözaltına alınan gazeteciler, yasadışı bahis meselesinin harlanıp harlanıp gün yüzüne çıktığı dönemler, tüm ülke gündemini tek bir geceyle vakumlayabilen derbiler, hakem tartışmaları, başkan atışmaları, sezon ilerledikçe yoğunlaşan teknik direktör sirkülasyonu, politikacıların sahaya yansıyan propagandaları ve tribün tartışmaları derken neyle, ne zaman, nasıl ve nerede karşılaşacağımızı kestirmek gerçekten güç. Her bir futbolsever sadece birkaç saniyeliğine gözlerini kapatıp tam 34 hafta sonrasını hayal etmeye çalışsa bile neyle karşılaşacağını kestiremez. Bunu bu yaz Dünya Kupası’nda Harry Kane’i lanetlediğini söyleyen Ganalı ünlü medyum Nana Kwaku Bonsam bile önceden söyleyemez. Ancak bildiğimiz şey şu ki yine önümüzdeki dokuz ay büyük bir gümbürtüyle geçecek. Sükûnet dilekleriyle… ⚽ Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Mekke Paktı toplanıyor URL: https://www.fayn.press/mekkede-liderler-masada-savunma-pakti/ Last updated: 2026-08-31T10:32:29.000Z 7 Ağustos 2026’da Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın liderleri bölgenin kaderinde önemli bir etkisi olacağı şüphe götürmez bir anlaşmaya imza attı: Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Anlaşma metni paylaşılmadı. Bildiklerimiz şimdilik yapılan açıklamalardan ibaret. Ayrıca anlaşmanın yürürlüğe girmesi, Anayasa gereği Meclis’te onaylanmasına bağlı. Muhtemelen detayları da ancak orada öğreneceğiz, ama bu paktın ilk toplantısını İstanbul'da yapmasına da engel değil. 31 Ağustos'ta üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanları toplanarak yol haritası belirlemeye çalışacak. ## Nereden icap etti? Mekke Paktı ile ilgili resmî açıklamalara bakacak olursak, ittifak bu üç ülkenin birbirlerine yönelik “bundan sonra dostuz” beyanı. Hiçbir ülkeye de karşı değil ama aynı zamanda kolektif caydırıcılığı artırmayı hedefliyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, çelişki gibi gözüken bu durumu şöyle açıklıyor: > *"Caydırıcılık gücünüzü artırıyorsunuz. İkinci bir husus da, bu türden ittifaklara girmenin yolu, dışarıya mesaj vermekten ziyade, bu ittifaka imza atan ülkelerin birbirlerinin güvenliğine tehdit olmayacaklarını, tersine aslında birbirlerinin güvenliğine garanti olacaklarını ortaya koyuyorlar, taahhüt ediyorlar. Başlangıç noktası bu. Bir güvenlik ittifakına girdiğiniz zaman dışarıdaki bir aktöre karşı değil, içeride 'biz birbirimize artık bundan sonra dayanışma halindeyiz, birbirimizden diğerine zarar gelmez' meselesi."* Açıklamalara göre Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan savunma işbirliklerini her yönüyle geliştirmeyi amaçlıyor. Ama siz, bu her yönüyle vurgusunu, özellikle savunma sanayisinde işbirliğini geliştirmek olarak okuyabilirsiniz. ## Suudi Arabistan ya da Pakistan savaşa girerse, Türkiye de mi savaşa girmiş sayılacak? Anlaşmanın ABD saldırılarına misilleme olsun diye, İran’ın Körfez ülkelerine, tabii bu arada Suudi Arabistan’a da saldırdığı bir zamanda yapılması dikkat çekmedi değil. Ama Türkiye, anlaşmanın hazırlıklarının 2 yıl 8 ay sürdüğünü ısrarla vurgulayarak meselenin İran-Suudi Arabistan gerilimiyle ilgili olmadığını söylemeye çalışıyor. Üstelik tek gerilim Suudi Arabistan-İran değil. Hindistan ve Pakistan da birbirlerine oldum olası düşmanlar ve ara sıra çatışmaktan da geri kalmıyorlar. Zaten savunma paktına yönelik Türkiye içinden eleştiriler de en çok bu noktada yoğunlaşıyor: Suudi Arabistan ve Pakistan çeşitli savaşların eşiğinde gezinirken, bizim onlarla ne işimiz var? _This post is for paying subscribers only._ ### Sıcak ve kalabalıktan uzaklaşmak isteyenlere alternatif kaçış rotaları URL: https://www.fayn.press/sicak-ve-kalabaliktan-kacma-isteyenlere-alternatif-kacis-rotalari/ Last updated: 2026-08-19T13:07:21.000Z Yaz neredeyse sona eriyor. Birkaç hafta içinde yazlıklardan şehre göç başlayacak. Bazılarımız için asıl şimdi tatil zamanı! Ama nereye? Ağustos’ta Ege veya Akdeniz’e gitseniz fiyatlar tepe yapmış, popüler yerler büyükşehirden farksız, yapılacak edilecek, görülecek şeyler belli. O zaman bir değişiklik yapmaya ne dersiniz? İster vizesiz yurt dışı, ister yurdumun dağları, vadileri, köyleri olsun, alternatif seçenekleri Fayn sizler için hazırladı. ## Kaçkarlar’da bulut olsam Gazeteci, yazar ve rehber Uğur Biryol’un 11 yıl önce kurduğu [Pokutsal Turizm](https://pokutsal.com/?ref=fayn.press) , Karadeniz’i yerel, bilgili rehberlerle gezmek isteyenler için ideal. Uğur abimizi bizzat tanır ve çok güveniriz, yıllar önce Pokut-Sal yaylalarını sayesinde gezdim. Web sitesinde rotaların zorluk derecelerini yazmaları da önemli zira bazen trekking turları acemiler için çok zorlu olabiliyor. *Hemşin yaylaları (7 Gün)* 16 Ağustos 2026 - 22 Ağustos 2026 Kişi Başı: 41 bin TL Zorluk derecesi: Orta Kaçkar Dağları eteklerinde kurulmuş büyüklü küçüklü onlarca yaylanın içinden bir tercih yapmak çok zor. Pokutsal’ın bu turu Palovit Vadisi üzerinden yükselen Sal, Pokut, Hazindağ, Amlakit ve Samistal yaylalarına odaklanıyor. Kaçkar Dağları ekosistemi içinde yer alan yaylalar, gurbetçi Hemşinli ve Lazlar’ın büyük bir bölümünün yazlarını geçirdiği, eskiden çokça hayvanlarıyla birlikte göç ettiği bir alanken şimdilerde sayfiye olarak kullanılıyor. Turda Hala Deresi boyunca uzanan köylerin yukarısında adını kaplıca turizmiyle duyurmuş Ayder’in yanı sıra Kavrun, Ceymakcur, Paakçur, Huser ve Avusor gibi yaylaları görmek mümkün. Çamlıhemşin’den Fırtına Vadisi’ne doğru devam edildiğinde ise Çat’tan başlayarak Elevit, Haçevanak, Karunç, Trovit, Palovit, Apevanak gibi yaylalar uzanıyor. Bir de Verçenik tarafı var ki o daha da ulaşılmaz görüntüsüyle insanı cezbediyor. Yaklaşık 50 km’lik bir yolla ulaşılan bu masalsı güzergâhta *“Hemşin yaylalarında yattum uyuyamadum, aradum sevduğumi daha dayanamadum…”* türküsüyle yollara düşülüyor… *Kaçkarlar'da bulut olsam (4 Gün)* 05 Eylül 2026 - 08 Eylül 2026 Kişi Başı 32 bin 500 TL Zorluk derecesi: Orta Kaçkarlar'ı daha kısa sürede gezmek isteyenler için alternatif program.İçerisinde buzul gölleri, yaylalar, köyler ve eşsiz manzaraların olduğu; yerel yaşama dokunabileceğiniz bir Kaçkar macerası. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/galeri_8-1.jpg) Fotoğraf: Pokutsal Turizm *Orta Karadeniz (3 Gün)* 11 Eylül 2026 - 13 Eylül 2026 Kişi Başı: 22 bin 500 TL Zorluk derecesi: Kolay Pokutsal Tur ilk kez bu bölgede program açmış. Orta Karadeniz’in karakteristik yerleşimlerinde ve sembol mekânlarında geçirilecek üç günün detayları için siteyi ziyaret edin. _This post is for paying subscribers only._ ### Orman yangınları: Yanlış politikalar yakıyor, doğru politikalar koruyor URL: https://www.fayn.press/orman-yanginlari-yanlis-politikalar-yakiyor-dogru-politikalar-koruyor/ Last updated: 2026-08-13T08:12:59.000Z Fransa ve İspanya'da ormanları kasıp kavuran, yüzbinlerce insanı evini barkını terk etmeye zorlayan yangınlar zorlukla kontrol altına alınsa da henüz tehlike geçmiş değil. Yeni sıcak hava dalgalarıyla birlikte Türkiye dahil Avrupa’nın her noktasında yangın riski sürüyor. Fransa'daki orman yangınlarının yüksek gerilim hattı çevresinde çalıştırılan bir çalı temizleme makinesinden çıktığı açıklandı. İspanya’daki büyük yangınların arkasında da ağır makinelerden çıkan kıvılcımların olduğu tespit edildi. Türkiye’deki son yangınların bir kısmının arkasında da denetimsiz elektrik hatları, yazın yığılıp toplanmayan çöpler ve hatta temizlenmeyen kuru otlar var. [Para hırsı Türkiye’nin orman yangınlarından da sorumluCumhurbaşkanı Erdoğan, orman varlığının “yüzde 12” artırıldığını ağaçlandırma çalışmalarında Türkiye’nin Avrupa’da birinci sırada yer aldığını söylese de Türkiye’de ormanlar kâr hırsı ve yangınlarla tahrip olmaya devam ediyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-334f3fe6-0312-4178-9e4c-a16b7969c9a9.png)FaynAylin Elçi![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/orman-yanginlari-fayn-38d1eeb2-5b11-4144-a45c-a2677cb61d66.jpg)](https://www.fayn.press/para-hirsi-turkiyenin-orman-yanginlarindan-da-sorumlu/) [Uzmanlara göre](https://www.dw.com/en/why-europes-wildfires-are-getting-harder-to-stop/a-78194776?ref=fayn.press) son dönemlerde çıkan bu yangınları körükleyen, sadece insan kaynaklı iklim değişikliği değil, yetersiz planlama ve alevlerin hızla yayılmasına izin verecek şekilde dikilen ormanların birleşimi… Türkiye’nin de yeni bir yangın rejimiyle karşı karşıya olduğunu belirten Çankırı Karatekin Üniversitesi Yangın Ekoloğu ve Bütüncül Yangın Yönetimi Uzmanı Doç. Dr. Okan Ürker nedenleri [şöyle sıralıyor:](https://www.gazetekadikoy.com.tr/gundem/yangin-sezonu-uzuyor-risk-buyuyor?ref=fayn.press) > *“İklim koşulları yangının büyümesi için uygun ortamı hazırlarken; kırsal alanların terk edilmesi, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin azalması, orman içindeki yanıcı bitki materyalinin birikmesi, yerleşimlerin orman alanlarına doğru genişlemesi ve parçalı arazi yönetimi de yangının afete dönüşmesini kolaylaştırıyor.”* Türkiye Ormancılar Derneği Başkanı Hüsrev Özkara’ya göre yangınların sayısı ve şiddetinin artışı sadece iklim krizi ile açıklanamaz. Son 10 yılda 2 bin 841 [yangın çıktı ](https://www.evrensel.net/haber/5994286/alinmayan-onlemler-olume-gonderilen-isciler-ormanlar-boyle-kul-oluyor?ref=fayn.press)ki bu bir önceki on yılda çıkan yangınların neredeyse iki katı: _This post is for subscribers only._ ### Huysuz Virjin: Makbul olmaya çalıştı, yine de baskıdan kurtulamadı URL: https://www.fayn.press/huysuz-virjin-makbul-olmaya-calisti-yine-de-baskidan-kurtulamadi/ Last updated: 2026-08-15T12:59:04.000Z Türkiye’nin ilk, gelmiş geçmiş en meşhur ve en sevilen drag performans sanatçısı Seyfi Dursunoğlu, yarattığı Huysuz Virjin karakteriyle yarım asır boyunca gece kulüplerinden gazinolara, beyaz perdeden televizyon ekranlarına milyonlarca izleyiciye ulaştı. Huysuz Virjin o kadar benimsendi ki adeta aynı bedende yaşayan başka bir insan olarak bağımsızlığını ilan etti ve çoğu zaman yaratıcısı Dursunoğlu’nun hayatına hükmetti. Hazırcevaplığı, parlak zekâsı ve zengin kelime dağarcığı sayesinde en müstehcen şakaları ve hakaretamiz çıkışlarıyla dahi seyircisinin gönlünde yer edinen Huysuz’un popülaritesi, Dursunoğlu’nun 2020’deki ölümünden sonra da hafızalarda ve dijital mecralarda sürüyor. Oysa Huysuz Virjin 1970 yılında Ermeni şivesiyle kantolar söyleyen bir zenne olarak İstanbul gece hayatının efsanevi mekânlarından Kulüp 12’de sahneye çıktığında, Dursunoğlu 40 yaşına merdiven dayamış bir devlet memuruydu. ## Huysuz Virjin nasıl ortaya çıktı? Seyfi Dursunoğlu, 1 Ekim 1932’de Trabzon’da saat tamircisi Mehmet Bey ile Selvi Hanım’ın altı çocuğunun en küçüğü olarak dünyaya geliyor. Aile 1938’de İstanbul’a taşınıyor. _This post is for subscribers only._ ### ultrAslan lideri Şirin’in hikâyesi: Taraftar cinayeti, Akın Gürlek paylaşımı, 65 milyon ve Öcalan sloganı URL: https://www.fayn.press/ultraslan-lideri-sirinin-hikayesi-taraftar-cinayeti-akin-gurlek-paylasimi-65-milyon-ve-ocalan-slogani/ Last updated: 2026-08-21T16:37:29.000Z Öğle saatlerinde evinde başlayan arama gece yarısında son buldu. Tam 8,5 saat sürmüştü. Aramalarda bulunan 841 bin 895 euro, 51 bin 953 dolar, 18 bin 865 sterlin, 795 bin 825 TL, 14 milyon TL değerinde altın ve mücevhere el konuldu. Yaklaşık 65 milyonu bulan bu döviz ve altınların kaynağı henüz bilinmiyor. Bir ruhsatsız silah, yüzlerce mermi ve çelik yeleğin de bulunduğu evin sahibi Galatasaray’ın ultrAslan diye adlandırılan taraftar grubunun lideri Sebahattin Şirin… Asıl adıyla Muzaffer Şirin… ## Geçmişteki bir cinayet Muzaffer adını kullanmamasının nedeni yıllar önce karıştığı bir cinayet nedeniyle olabilir. İtalya'da mühendis olarak çalışan Oktay Akdemir, Türkiye'ye gelmiş ve 14 Aralık 1991’de Ali Sami Yen Stadı'ndaki Galatasaray- Beşiktaş maçını izlemişti. Maçın ardından boynundaki Beşiktaş atkısıyla Şişli’de otobüs beklerken bir grup Galatasaray taraftarının saldırısına uğrayıp hayatını kaybetti. O saldırıyla ilgili 14 kişi tutuklandı. Aralarında o dönem konfeksiyon işçiliği yapan Muzaffer yani Sebahattin Şirin de vardı. Bir süre tutuklu yargılanan Şirin, cezaevinden çıktıktan sonra tribün kariyerini de hızlandırdı. Zamanla grup lideri olarak hem tribünde hem de kulüp içinde söz sahibi oldu. Galatarasay’ın hocalarıyla da başkanlarıyla da yakın ilişki kurdu. Bu sayede sık sık medyada da görünür hale geldi. Kimi zaman basına demeç veriyor, kimi zaman da sosyal medyadan görüşlerini açıklıyordu. ## Gürlek Bakan, Fenerbahçe şampiyon iddiası 8 Ağustos’ta da sosyal medya hesabından dikkat çeken bir metin yayınladı. Muhatabı son dönemin tartışılan ismi Adalet Bakanı Akın Gürlek’ti. Sayın Akın Gürlek diye başlayan paylaşımında Fenerbahçe’nin bu sene şampiyon yapılacağını iddia etti. _This post is for paying subscribers only._ ### Nejla Işık: Cesaretin, dayanışmanın ve umudu kaybetmemenin hikâyesi URL: https://www.fayn.press/nejla-isik-cesaretin-dayanismanin-ve-umudu-kaybetmemenin-hikayesi/ Last updated: 2026-08-17T13:37:37.000Z EDİTÖR'ÜN NOTU [FNF Türkiye](https://www.freiheit.org/tr/turkiye?ref=fayn.press) iş birliği ile hazırladığımız bu yazı dizisinin her bölümünde sivil toplumdan akademiye, ekonomiden politika çevrelerine çalışmalarıyla fark yaratan isimlerin ilhâm veren hikâyelerine mercek tutuyoruz. Çalışmalarını takip ettiğiniz ve hikâyesini merak ettiğiniz isimler varsa [hello@fayn.co](mailto:hello@fayn.co) e-posta adresinden editör masamıza iletebilirsiniz. İki yıl süren orman nöbeti, gözaltılar, para cezaları, Ankara’da Meclis önündeki protestolar, park nöbetleri, açlık grevi, hapis… Akbelen Direnişi, yedi yıldır farklı zorluklarla sınanıyor. Muğla’nın Milas İlçesi’ne bağlı İkizköy’de, direnişin başladığı Akbelen Ormanı artık yok. Orman, on binlerce ağacıyla termik santrallere kömür çıkarmak için yok edildi. Sonra sıra Maden Kanunu’nda nokta atışı verilen koordinatlarla [zeytinliklere geldi.](https://www.fayn.press/yandik-yetmedi-satiliga-cikan-son-ormanlarimiz/) En [sonunda da ](https://www.fayn.press/yandik-yetmedi-satiliga-cikan-son-ormanlarimiz/)bir gecede alınan [acele kamulaştırma kararıyla](https://www.fayn.press/kamu-yarari-bunun-neresinde/), köylülerin evleri tarlaları ellerinden alınmaya çalışıldı. Kömür çıkarma uğruna giderek ağırlaşan bir tablo var İkizköy’de. Ama her seferinde yeniden başlamak, vazgeçmemek de var. Bunda muhtar Nejla Işık’ın kararlı duruşunun etkisi büyük. Kömürün karasının dört kuşağın hayatını gölgelediği, acılar yaşattığı bir hikayesi var Nejla Işık’ın. Cesaretin, dayanışmanın olduğu ve umudun hep sürdüğü bir hikâye. O, hikayesiyle sadece ülke sınırlarında ilham vermiyor. İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin 2024 yılında dünyaya ilham veren [100 kadın listesine](https://www.fayn.press/nejla-isik-keske-akbelen-yok-edilmeseydi/) de Türkiye’den tek giren isim olmuştu Nejla Işık. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/6-1.png) ## Çiftçi ailenin çiftçi kızı İkizköy doğumlu, çiftçi bir ailenin iki kızından biri. Nejla Işık’ın çocukluğu, gençliği, İkizköy’de geçmiş. Köylerinde bulunan tek ilkokulda okumuş. Şimdi ortaokul mezunu. 1987 yılında kurulan Yeniköy Termik Santraline kömür çıkarılması için istimlak edilen ilk köy olan Sekköy, Nejla Işık’ın anneannesinin ve dedesinin köyü. Bu köyden birçok aile Çanakkale Gökçeada’nın Uğurlu Köyü’ne zorunlu göç ettirilmiş. Nejla Işık’ın topraklarından ayrılmak istemeyen anneannesi ve dedesiyse ölene kadar Milas’ın bir mahallesinde yaşamışlar: > *“Çocukluğumda, nenemin, dedemin yaşadıkları hep anlatılırdı. Toprakları yok edilmiş, geçmişi silinmiş; üç kuşak sürmüş, şimdi dördüncü kuşak çocuklarımıza uzandı kömürün zararı.”* Nejla Işık’ın baba tarafıysa, topraklarının büyük bölümünün kömür için maden sahasına dönüştürüldüğü Karacahisar köyünden: _This post is for subscribers only._ ### İkinci ‘Yetmez ama evet’ vakası: Süreç Yasası URL: https://www.fayn.press/ikinci-yetmez-ama-evet-vakasi-surec-yasasi/ Last updated: 2026-08-18T13:16:28.000Z Cumhur İttifakı üyesi AKP ve MHP’nin Terörsüz Türkiye, DEM Partisi’nin ise Barış ve Demokratik Toplum Süreci adını verdiği sürecin sonunda yasası da oldu. 12 maddeden oluşan Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun, TBMM’de soluksuz bir maraton sonucunda kabul edildi. [Çerçeve yasa neyi çözüyor, neyi erteliyor?Çerçeve yasa, PKK’nın silah bırakmasından sonra devletin nasıl hareket edeceğini tarif ediyor. Ama Türkiye’nin geleceğine ilişkin asıl tartışma, metnin düzenlediklerinden çok düzenlemedikleri etrafında dönüyor. Teklifin getirdiklerini inceledik, olası sonuçlarını uzmanlara sorduk.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-b2478c9a-e280-4d6c-9e65-bd74c95c5f0b.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/cerceveyasa_fayn-e7084654-48c2-4db5-8fff-d0e65fdc60dd.webp)](https://www.fayn.press/cerceve-yasa-neyi-cozuyor-neyi-erteliyor/) İki yıldır devam eden süreç gibi yasası da 12 Eylül 2010’da yapılan ve [“yetmez ama evet”](https://www.bbc.com/turkce/articles/c4g965xdy0do?ref=fayn.press) sloganıyla bütünleşen anayasa değişikliği referandumunu hatırlatıyor. O dönemdekiAnayasa değişikliklerinin demokratikleşme adına yetersiz olduğu ancak askerî vesayetle mücadele ve bireysel hakların genişletilmesi için olumlu bir adım sayıldığı savunulmuştu. Bir benzeri bugün çerçeve / kök / kod kanun adlarıyla anılan bu yasa için geçerli. O dönemin “yetmez ama evet”çilerinin bir kısmı sonra pişmanlık yaşadı. Bazıları yapılması gerekeni yaptıklarını, hiçbir şey yapmamak yerine bir şey yapmayı desteklediklerini söyledi. Bugün de demokratikleşmenin ‘d’si geçmeksizin yürütülen süreç ve yasası için bir benzeri geçerli. Bazıları ‘bu daha başlangıç’ umuduna sarılıyor, bazıları ise ‘ufukta hiç emare yok’ diyerek [hayıflanıyor](https://www.fayn.press/1-yasa-2-gorus/). İnananı da inanmayanı da, savunanı da yereni de olan yasanın devamı nasıl gelecek ya da gelecek mi, görülecek. Şüphe götürmeyen, yasanın çıkmasının yeni bir aşamayı daha başlatacak olması. Kamuoyu şimdiye kadar bir fikir sahibiydi. Yeni aşama onu karar sahibi kılacak. Bunun hesabıyla partiler takındıkları tutumları, yasa Meclis’te görüşülürken kayda geçirdiler. Önümüzdeki seçimin sonucunu belirleyecek temel meselelerden biri yasanın getireceği sonuçlar olacak. Gelecek dönemin tartışma başlıklarına geçmeden önce yasanın Meclis safahatını kayda geçirmekte fayda var. ## Nasıl başladı? Yasa teklif olarak ortaya çıkana kadar yapılan tartışmalar, Meclis’te ortaya konulan performansların yanında naif kaldı. AK Parti’nin pişirdiği teklif, MHP, DEM Parti, CHP ve Hüda Par’dan 367 milletvekilinin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu. Bu yönüyle, Meclis’te örneği olmayan bir gelişmeydi. Teklife imza atan partilerin genişliği, Yeni Parti’nin tutumunu da tartışmaya açtı. Daha önce Meclis’te kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinin İmralı Adası’nda hükümlü PKK lideri Abdullah Öcalan ile görüşmesine o dönemin CHP’si mesafeli durmuştu. O dönemin CHP’sinin, bugün ise Yeni Parti’nin teklife imza atmama tavrı, ilk aşamada ikircikli bir tutum olarak değerlendirildi. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, bunu iktidar partisinin izlediği yönteme bağladı: > *“Siyasi yaklaşımımızda bir değişiklik yok, ancak usul ve üslup açısından son derece yanlış bir iş. Teklif metnini sır gibi saklayıp boş kâğıtlara imza alıp diğer siyasi partiye yolladıktan yarım saat sonra Meclis Başkanlığı’na teslim etmek meselenin ruhuna aykırı.”* Yeni Parti’nin tavrını beğenen oldu, beğenmeyen oldu. Partiyi oy hesabıyla cesur olmamakla suçlayan kadar, şiddetle tavır almamış olmaması nedeniyle yerenler de eksik olmadı. _This post is for paying subscribers only._ ### Tuna Nehri akmam diyor: Tuna’da kırmızı alarm! URL: https://www.fayn.press/tuna-nehri-akmam-diyor-tunada-kirmizi-alarm/ Last updated: 2026-08-22T06:14:40.000Z Nesillerdir Türkiye’de yaşayan hemen herkesin bildiği, 1877-1878’deki Osmanlı Rus Savaşı’ndan miras bir marş vardır, “Tuna nehri akmam diyor” diye başlayan. Osmanlı’nın yüzyıllarca hakim olduğu Tuna boylarına vedasının da simgesidir. Tuna, uzak bir coğrafyanın bize yabancı bir nehri değil yani. Bugün hâlâ Türkiye’de yaklaşık 21 bin kişi [Tuna ismini taşıyor.](https://isimatlasi.com/isim/tuna/?ref=fayn.press) Tuna nehri, Avrupa’nın hafızasına da yerleşmiş bir melodi aynı zamanda. Johann Strauss’un “Mavi Tuna” valsiyle zarifçe akıp giden o nehir, bugün aynı coğrafyada bambaşka bir hikâye anlatıyor: Sular çekiliyor, valsin ritmini veren Tuna’nın kendisi susuyor. Avrupa’nın da can damarı olan Tuna’daki kuraklığın boyutu, Macaristan Başbakanı Peter Magyar’ın dramatik bir sesle yaptığı konuşmasına da yansıdı. > *“Önümüzdeki 4-5 gün en kritik dönem. Tüm yurttaşları elektrik tüketiminde ciddi bir tasarrufa çağırıyorum. Lütfen evlerde elektriği az kullanın. Sanayi işletmeleri de üretimlerini buna göre düzenlesinler. Bu krizi aşıncaya kadar en az yüzde 30 daha az elektrik kullanılmalı. Durum ciddi. Ülkemiz böylesi bir doğal felaketle ilk kez yüz yüze geliyor.”* Peter Magyar’ın sözünü ettiği doğal felaket kuraklık! Suları çekilen göllerin, kuyularda derinlere inen su seviyesinin, kuruyan pınar ve akarsuların ardından beklenen en büyük darbe de geldi: Tuna nehrinde su seviyesi trajik bir şekilde azalmaya başladı. Bu ise Macaristan’daki tek nükleer enerji santralinin faaliyetini tehlikeye sokan bir gelişme. Paks şehrinde Tuna nehri kıyısında 1980’li yıllardan beri aktif olan nükleer santral, soğutma amaçlı olarak Tuna nehrinin sularını kullanıyor. Nehrin hızla azalan su seviyesi ise artık nehir sularının tesise pompalanmasını mümkün kılmıyor. İşte bu nedenle de birkaç gün içinde tesisteki reaktörler arka arkaya durduruldu. Peter Magyar’ın o dramatik konuşmasını yaptığı saatlerde son reaktörün durdurulması da artık an meselesiydi. Uzmanlar eğer su seviyesi 2 cm daha azalırsa nükleer tesisin güvenliği için son reaktörü de kapatmak zorunda kalacaklarını söylüyorlardı. Oysa Macaristan’da üretilen elektrik enerjisinin neredeyse yarısı bu tesisten geliyor. Bir ülke bugünden yarına elektrik üretiminin yarısını kaybederse bunu nasıl telafi eder? Sanayi ve üretimdeki, vatandaşlarının kamu ve özel yaşamlarındaki enerji ihtiyacını nasıl karşılar? İşte Macaristan bugünlerde tam da bununla yüzleşiyor. ## Diğer ülkelerde durum ne? İster nükleer ister hidroelektrik santralde olsun, enerji üretiminde Tuna nehri sularına ihtiyaç duyan başka ülkeler de var. Bunlar arasında özellikle Romanya, Macaristan’a benzeyen derin bir enerji krizi yaşıyor. Romanya’da Tuna nehri kıyısında faaliyet gösteren Cernavoda Nükleer Santrali de düşük su seviyesi nedeniyle soğutma faaliyetlerinin tehlikeye girmesiyle yüzleşince bir reaktörünü durdurdu. İkinci reaktörün de her an durdurulabileceği açıklandı. _This post is for paying subscribers only._ ### Galatasaray Musiala’yı almadı, savcılık muhabiri aldı URL: https://www.fayn.press/galatasaray-musialayi-almadi-savcilik-muhabiri-aldi/ Last updated: 2026-08-12T12:34:41.000Z “Galatasaray, Musiala ile büyük ölçüde anlaştı.” Bu transfer haberi onu önce karakolluk yaptı. Nezarethaneye konuldu. İfadesi alındı. Yetmedi savcılığa sevk edildi. Adliye nezaretini de gördü. Önce savcılıkta sonra da mahkemede sorgulandı. [“Gazeteciler yargılanmayacak”](https://www.fayn.press/hani-bu-yasadan-gazeteciler-yargilanmayacakti/) diyerek sunulsa da özellikle yargı haberleri yapan gazetecilerin tutuklanmasına neden olan “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” yasası bu kez transfer haberi yapan bir spor muhabirini vurdu. Süreç, 26 Temmuz’da spor muhabiri Burhan Can Terzi’nin Galatasaray’la ilgili bir transfer haberi nedeniyle başladı. Terzi, sosyal medya hesabından Bayern Münih’te forma giyen dünyaca ünlü Jamal Musiala’nın Galatasaray ile büyük ölçüde anlaştığını duyurdu. Ses getiren bu haber daha sonra birçok spor mecrasında yayınlandı. Galatasaray yönetimi beş gün sonra yazılı bir açıklama yaparak transfer haberini yalanladı: > *"Jamal Musiala’nın Galatasaray’a transfer olacağı yönündeki iddialar gerçek dışıdır. Bu iddiaların ısrarla gündemde tutulması, kamuoyunu yanıltmaya ve kulübümüzün transfer çalışmalarını itibarsızlaştırmaya yönelik bir algı oluşturma çabasıdır."* _This post is for subscribers only._ ### Yıldızların altında 25 bin kişi: Perseid meteor yağmuru URL: https://www.fayn.press/yildizlarin-altinda-25-bin-kisi-perseid-meteor-yagmuru/ Last updated: 2026-08-13T16:22:29.000Z Yılın o dönemi geldi. Adına Perseid meteor yağmuru denilen bir şenlik var gökyüzünde. Dünya, güneşin yörüngesinde ilerlerken, her yıl temmuz ve ağustos aylarında [Swift-Tuttle Kuyruklu Yıldızı’nın](https://tr.wikipedia.org/wiki/109P/Swift-Tuttle?ref=fayn.press) bıraktığı toz bulutundan geçiyor. Bu geçiş sırasında toz bulutundaki parçacıklar havayla sürtünerek ısınıyor ve gökyüzünde parlak ışık çizgileri, yani meteorlar oluşturuyor. Halk arasında yıldız kayması olarak bilinen bu durumun en yoğun yaşandığı dönem, Perseid meteor yağmurları dönemi. Dünyanın Kuzey Yarımküresi, Perseid meteor yağmurlarını izlemek için daha avantajlı. Türkiye de en avantajlı ülkelerden biri. Bir de bu yıl, meteor yağmurları yeni ay dönemine denk geldi. Yani ay karanlık, ışığıyla gökyüzünü aydınlatmıyor. Bu karanlığın üstüne bir de şehirden yani ışık kirliliğinden uzak bir yerdeyseniz, gökyüzü size güzel sürprizler sunabiliyor. Hafta sonu gökyüzünün sürprizlerine tanık olmak için binlerce kişi Bursa Karacabey’deki Yeniköy Sahili’nde bir araya geldi. Yaban Hayatı fotoğrafçısı Alper Tüydeş’in kurucusu olduğu etkinlik, altıncı yılında 25 binden fazla kişinin katıldığı devasa bir buluşmaya dönüştü. Türkiye’nin dört bir yanından gelenler vardı. Fayn, bu büyük gökyüzü buluşmasını yerinde izledi. ## Nasıl başladı? Perseid meteor yağmuru gözlem etkinliğinin fikir sahibi, kurucusu, doğma büyüme Bursa Karacabeyli yaban hayatı fotoğrafçısı Alper Tüydeş. Onu en çok, Karacabey’in Eskikaraağaç Leylek Köyü’nden dünyaya duyurduğu çok özel bir hikayeyle tanıyoruz. 15 yıldır tekrarlanan [Adem amca ve Yaren leyleğin buluşma hikayesiyle.](https://tr.wikipedia.org/wiki/Yaren%5F%28leylek%29?ref=fayn.press) _This post is for subscribers only._ ### 1 yasa, 2 görüş URL: https://www.fayn.press/1-yasa-2-gorus/ Last updated: 2026-08-12T07:53:38.000Z 15 Ekim 2024’te, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin bir anda gündemi alt üst eden, PKK’nın silah bırakması ve bunun akabinde Abdullah Öcalan’ın Meclis’te konuşması çağrısı yapmasıyla [başlayan](https://www.fayn.press/adini-siz-koyun-sureci/) süreç, yaklaşık iki yıl sonra ilk somut çıktısını verdi. Önce Ağustos 2025’te Meclis’teki tüm partilerden vekillerin katılımıyla kurulan Komisyon çalışmaya başladı. Siyaset bilimcilerden şehit gazi ailelerine, Kürt meselesine akıl yormuş isimlerden askerlere pek çok isim dinlendi. Ama dağ fare doğurdu; komisyon neredeyse hiçbir şey demeyen bir rapor hazırladı. Akabinde bir sessizlik dönemi yaşandı. “Süreç rafa kalktı”, “Somut hiçbir adım atılmıyor”, “Süreç zaten hiç olmadı ki” gibi yorumlar dillendirilirken, nihayet aylardır konuşulan, beklenen yasa tasarısı gündeme geldi. Büyük bir gizlilikle hazırlanan ve 12 maddeden oluşan metnin adı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi hararetli tartışmalardan sonra Adalet Komisyonu’ndan geçti, Genel Kurul’da görüşmelerine başlandı. Mevcut tasarıyı sonuna kadar destekleyen de var, çok şüpheyle yaklaşan da… Biz de her iki görüşün temsilcileriyle de konuştuk. Meclis’te kurulan komisyona ilk görüş verenlerden, hatta bir yasa taslağı sunan, yıllardır Kürt meselesi üzerine çalışmalar yapan Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Doç. Dr. Vahap Coşkun ile konuştuk. Coşkun, yaşanan sürecin sadece PKK’nın silahsızlandırılması olduğunun altını çiziyor ve akabinde Türkiye’nin demokratikleşmesinin kapısını açabileceğine inanıyor. _This post is for subscribers only._ ### Vahap Coşkun: “Bu sürecin uzun vadede Türkiye’nin demokratikleşmesine çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum” URL: https://www.fayn.press/vahap-coskun-bu-surecin-uzun-vadede-turkiyenin-demokratiklesmesine-cok-buyuk-katki-saglayacagini-dusunuyorum/ Last updated: 2026-08-11T09:59:48.000Z **Bu mevcut çerçeve yasa hayata geçtiğinde işler mi? Pratikte hayat nasıl akacak? Toplumda karşılığı nasıl olacak?** Ben işleyeceği kanısındayım. Zira PKK'nin vermiş olduğu silahsızlanma kararı, taktik veya geçici bir karar değil, stratejik ve daimî bir karar. Sürecin başladığı 2024'ten bugüne kadar gerek Öcalan ve gerek örgütün diğer yöneticileri, birçok defa silahı kesin olarak bıraktıklarını ve bu karardan geri dönüşün mümkün olmadığını ifade ettiler. Dolayısıyla bu karar bir şekilde hayata geçecek. Bu yasada bir ortaklaşma var çünkü yasa bu süreci yürüten iki taraf arasındaki uzlaşmanın bir eseri. Hem PKK'nin stratejik kararını ve hem de devlet ile PKK arasındaki mutabakatı dikkate aldığımızda, bu yasanın iş göreceğini düşünüyorum. Kaldı ki devlet, kendisi bakımından gerekli tedbirleri almış durumda. İlk etapta, toplumda infial uyandırabilecek olan kişiler -Öcalan ve örgüt yöneticileri- kapsam dışında tutulmuş. Muhtemelen süreç ilerlediğinde, insanlar sürecin yürüdüğünü hissettiklerinde ve endişeleri azaldığında, daha sonraki etaplarda Öcalan ve diğer örgüt yöneticileri için de birtakım düzenlemeler yapılabilir. **Sizce toplum bu sürece nasıl bakıyor?** Kanımca genel olarak Türkiye toplumu, özelde de Kürtler bu süreci daha en başından satın aldılar. Kürt toplumu, çatışmadan ve savaştan yoruldu. Ayrıca Kürtlerin çok büyük bir bölümünde, bu meselenin silah ile çözülemeyeceği mutlak bir kanaate dönüştü. Bir başka deyimle Kürtler için artık “Silah mı yoksa siyaset mi?” diye bir tartışma yok. Halk tavrını siyasetten yana koydu, hem de çok açık bir biçimde. Türkiye toplumunda da iki yıllık süre zarfında sürece dair sert bir karşıtlık oluşmadı. İki yılda önemli eşikler aşıldı; mesela Öcalan ile görüşmeler başladı, PKK kendini feshetti ve silah yaktı, Meclis Komisyonu’ndan bir heyet İmralı’da Öcalan ile görüştü. Toplumda bu gelişmelere ciddi bir reaksiyon gösterilmedi. Zannımca bunun en önemli sebeplerinden biri, bugüne kadar hep çözüm süreçlerinin karşısında durmuş olan Bahçeli'nin bu kez sürecin lokomotifliğini üstlenmesiydi. Bahçeli, milliyetçi kesimlerden gelecek olan tepkileri absorbe etti. Ayrıca Meclis’te çok büyük bir siyasi mutabakat da oluştu. Bu itibarla, bu saatten sonra da Türkiye toplumunda da sürece yönelik sert bir karşı koyuş beklemiyorum. **Bu tabloyu anlıyorum ama kastım biraz daha günlük hayat pratiklerinin nasıl olacağı… Sayılarını tam bilmediğimiz sayıdaki PKK’lı Türkiye’ye gelip normal hayata karıştığında neler olabilir? Mersin'de milliyetçi biriyle böyle dağdan inmiş biri komşu olduğunda sorun çıkar mı? Mesela Çetinkaya Mağazası saldırısının faili Çetin Arkaş hapisten çıktı ve “Pişman değilim” söylemleri çok tepki çekiyor.** Siyasetin terbiye edici bir tarafı var; kimi sorunlar hayatın içerisinde çözülecek. Hâlihazırda bir süreç var ve bu süreç içerisinde taraflar kendi tabanlarına hoş gelen söylemleri kullanabiliyorlar. Kimi söylemler diğer tarafı rahatsız edebiliyor. Fakat görebildiğim kadarıyla toplum genelde şuna bakacak: Çocuklar ölmüyorlar ve Türkiye’de de kıyamet kopmuyor. Ülkenin birliğine ve bütünlüğüne yönelik de herhangi bir tehlike söz konusu değil. Bu güven ve rahatlama hali birçok sorunun aşılmasını sağlayacaktır. _This post is for subscribers only._ ### Doç. Dr. Berk Esen: “Bu süreçten demokratikleşme çıkma ihtimalini yüzde sıfır olarak görüyorum.” URL: https://www.fayn.press/doc-dr-berk-esen-bu-surecten-demokratiklesme-cikma-ihtimalini-yuzde-sifir-olarak-goruyorum/ Last updated: 2026-08-11T09:59:54.000Z **Bu çerçeve yasa pratikte işler mi?** Bu çok kapsamlı soruya kısa cevap vermek kolay değil. O nedenle genel bir tablo çizerek başlamak isterim. Ben çerçeve yasasının kendisinden değil ama yapılış biçimi, tartışılma şekli ve içeriği açısından çeşitli riskler görüyorum. Bence süreç bitmeyecek. Sürecin zaten amacı sadece PKK’ya silah bıraktırmak değildi, onun ötesinde, muhalefete kaybettirecek bir oyun kurmaktı. Dolayısıyla iktidarın amacı bu konuda nihai bir sonuç elde etmekten ziyade, süreç üzerinden birtakım siyasi kazanımlar elde etmek diye düşünüyorum. Şimdi bu görüşümü biraz açayım. Ben bu çerçeve yasa tasarısına baktığım zaman kısmi bir af amacıyla hazırlandığını görüyorum. PKK önder kadrosuna ve Abdullah Öcalan'a bir af getirilmiyor ve o konuda hiçbir bağlayıcı pozisyon alınmıyor. Bu konu son derece muğlak bırakılmış. Açıkçası uzun vadede de böyle bir adım atılmasını siyaseten çok zor görüyorum. Dolayısıyla belli eylemlere katılanları ve belli dönemleri kapsayan kısmî bir af var. Süreç neredeyse tamamen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın inisiyatifine bırakılıyor. MGK kararı deniyor ama tabii MGK üyelerinin önemli bölümünü hatta neredeyse hepsini Erdoğan belirlediği için nihai karar mekanizması yine büyük ölçüde Cumhurbaşkanı’nın kontrolünde. Türkiye’ye dönük olarak PKK'nın silah bırakmasının gerçekleşebileceğini ama sürecin iktidar açısından siyasi kazanımları devam etmediği durumda sıkıntılar çıkabileceğini düşünüyorum. İktidar ilk etapta DEM Partili milletvekillerinden anayasa ve erken seçim konusunda destek isteyecektir. Sonraki aşamada da seçim sürecinde ana muhalefetle arasına mesafe koyan bir Kürt siyasi hareketi oluşturmayı hedefleyecektir. Bu iki gelişme sekteye uğrar ve DEM Parti tabanında iktidar karşıtlığı yüksek seviyede olursa, süreç tıkanabilir. İşin bir boyutu bu ama bir boyutu daha var ki o hiç konuşulmuyor. **Nedir bu hiç konuşulmayan boyutu?** PKK'nın silah bırakması deniyor ama PKK zaten Türkiye'ye karşı eylemlerini çok büyük oranda azaltmıştı, neredeyse Türkiye içinde hiçbir eylem yapmıyordu. Ama Kuzey Irak'ta, Suriye'nin kuzeyinde ve tabii İran'da konuşlanmış doğrudan PKK'lı olmasa bile PKK'yla iltisaklı çok fazla savaşçı var. Suriye'de başka bir süreç yürüyor, o sürecin başarılı olduğunu varsayacak olursak tahminen Irak'taki bir kadro silah bırakacak. Bu kadronun bir kısmı belki Süleymaniye'ye de gelmeyecek, orada kalacak ya da İran'a geçip PJAK'a katılacak. Öte yandan İran'da bir savaş devam ediyor ve Trump'ın İran'da Kürtleri silahlandırmaya çalıştığını biliyoruz. Dolayısıyla bu silah bırakma kapsamına PJAK da dahil edilecek mi? Edilmezse bu ileride bir sorun haline gelecek mi? Sürecin pratikte böyle önemli soru işaretleri de var. Ayrıca şu da bence çok net bir şekilde gözüküyor. Bunu Kürt siyasetçiler ve kamuoyu belki çok kabul etmeyecektir ama belli ki PKK askerî olarak zaten kaybetmiş. Getirilen yasanın aslında 1990'lı yıllardan hatırladığımız pişmanlık yasasının biraz daha süslü bir versiyonu olduğu görülüyor. Onun ötesinde siyaseten elde edilmiş somut bir kazanım göremiyorum. Çok net bir şekilde ifade edilmese de PKK sahada kaybetti ve havlu atma sürecine bir siyasi boyut kazandırılıyor. Zaten Ruşen Çakır'ın Duran Kalkan'la yaptığı [mülakat](https://www.youtube.com/watch?v=LqZCe%5FjDJXs&ref=fayn.press) ve İrfan Aktan’ın Nurettin Demirtaş ile yaptığı[ söyleşi](https://www.youtube.com/watch?v=sV4hrAU%5FnDQ&t=262s&ref=fayn.press) bunu gösteriyor. Ne kazandınız sorusuna ikna edici bir cevap veremiyorlar. Benim tahminim, Türkiye'deki milliyetçi çevreler de bu nedenle çok yüksek sesli tepki göstermiyorlar çünkü aslında kaybeden PKK ve iktidarın da çok fazla taviz vermediği yönünde bir izlenim var. _This post is for subscribers only._ ### Türkiye’nin yarınını aradığımız iki köy URL: https://www.fayn.press/turkiyenin-yarinini-aradigimiz-iki-koy/ Last updated: 2026-08-16T20:49:14.000Z > *“Türkiye 2030 itibariyle su fakiri bir ülke olacak.”* Bu cümle onarıcı ve sürdürülebilir tarım uygulamaları konusunda eğitim veren, İzmir’de doğmuş büyümüş, hayvancılıkla uğraşan Edwin Clarke’ın, Kahramanmaraş’ın 800 nüfuslu Soğukpınar köyünde verdiği eğitimde en iz bırakanlardan biri. Zira Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün verilerine göre en iyimser senaryoda bile 2030 yılında, bölgedeki su stresi yüzde 80’in üstüne [çıkacak](https://www.wri.org/applications/aqueduct/water-risk-atlas/?ref=fayn.press#/?advanced=false&basemap=hydro&geoStore=0103742d088cc8b722ac444ed9163f79&indicator=1b4f2592-09fd-4ac4-afcd-5a0a9a63617b&lat=38.11727165830543&lng=33.24462890625001&mapMode=analysis&month=1&opacity=0.5&ponderation=DEF&predefined=false&projection=absolute&scenario=optimistic&scope=future&threshold&timeScale=annual&year=2030&zoom=7). Su stresi, eldeki su miktarının suya olan talebi karşılamıyor olması demek. Konu iklim krizi olduğunda özellikle büyük şehirlerde yaşayanların geleceğe dönük verilerle ilişkisi mesafeli olabiliyor. Uzak bir geleceği düşünmek yerine, kredi kartı borcunu düşünmeyi tercih edebiliyoruz oysa ana geçim kaynağı tarım olan insanlar için durum hiç de böyle değil. Onlar iklim krizini en derin haliyle şu anda hissediyorlar. *Fayn*, bu duruma tanıklık etti, Kahramanmaraş’ta ana geçim kaynağı tarım olan iki köyde verilen susuzluk mücadelesini gözlemledi. [Hayata Destek Derneği](https://www.hayatadestek.org/?ref=fayn.press)’nin bölgede yürüttüğü çalışmalar kapsamında köyün susuzluk sorununa çözümle giden Edwin Clarke’ın eğitimini dinledi. ## Depremin ardından şiddetlenen su sıkıntısı Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit ilçesine bağlı komşu köyler olan Kaleköy ve Soğukpınar’daydık. _This post is for subscribers only._ ### Klima rehberi: Doğru serinlemenin yolları URL: https://www.fayn.press/klima-rehberi-dogru-serinlemenin-yollari/ Last updated: 2026-08-08T12:37:17.000Z Türkiye’de bu yaz havalar bir öyle, bir böyle. Ama kesin olan bir şey varsa o da sıcak olunca tam sıcak olduğu, yakınca hakkıyla kavurduğu ya da nemiyle boğduğu… Sıcak hava dalgalar halinde gidip geliyor, geldiğinde de kendimizi klimaların altına atmaktan başka yol bırakmıyor. Avrupa da çok farklı değil. Hatta kuzey Avrupa ülkeleri bile nasibini alıyor sıcaktan: Danimarka’da sıcaklıkların 37 dereceye ulaşmasıyla 1975’te kırılan rekor aşıldı ve bu sıcaklık tüm zamanların en yükseği olarak değerlendirildi. Ancak Avrupa’da klimaların bizdeki kadar yaygın olduğu söylenemez. Malum, iklim değişikliği olmasa bugüne kadar akıllarına gelmeyecek bir sıcaklık ortalamasına sahiplerdi. Uluslararası Enerji Ajansı klima veri tabanı istatistiklerine göre, Fransa’da evlerin yalnızca yüzde 25’inde bu soğutma araçlarından var. İskandinav ülkelerindeyse yüzde 5’ten bile az. Almanya’da da klima kullanımı o kadar yüksek değil ama yazın soğuk, kışın sıcak tutan çevreci ısı pompaları devlet desteğiyle yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. AB ülkelerinin bundan sonraki yaz gündemi belli gibi: Bir yandan alışkın olmadıkları sıcaklarla baş etmeye çalışırken bir yandan da klima çevreye zarar veriyor mu tartışmaları sürüyor. [Klimalı mı olsun, klimasız mı? Avrupa bölündüAvrupa rekor sıcaklarla boğuşurken siyasiler parlamentoda klima tartışması içinde. Brüksel’de klima kullanımı, bir “feodalizm” tartışmasına dönüştü bile. Peki diğer ülkelerde durum ne?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-a3bf6b13-42aa-4b54-8970-494913e60d5f.png)FaynSelin Öztunçman![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/avrupanin-klima-imtihani_fayn-b8cad30f-c47a-41af-8edc-664de53925f4.webp)](https://www.fayn.press/klimali-mi-olsun-klimasiz-mi-avrupa-bolundu/) İyi de bu klimalar tam olarak nasıl çalışıyor? Ne yapıyor da küresel ısınmayı artırıyor? Başka alternatif serinleme yolları neler? ## İlk klimalardan bugüne Serinleme ihtiyacımız aslında epey eski ama klimalı hayatımızın tarihi modern şehirleşmeyle paralel. O yüzden klimanın tarihini de 19\. yüzyıldan başlatmak mümkün. _This post is for subscribers only._ ### Sihirli değnek yasası URL: https://www.fayn.press/sihirli-degnek-yasasi/ Last updated: 2026-08-09T05:54:07.000Z Merhaba Türkiye bu hafta aslında çerçeve yasayı konuşmak istedi ama içinde ne yazdığını son ana kadar bilmediği için pek de konuşamadı. O yüzden en çok Muhammed Salah’ı konuştu. Paslanmamak için biraz Lozan tartıştı. Enerji santralleri için doğanın üstüne üstüne gitti ve yine gözü yollarda kahramanını bekledi. *Fayn* da olan biteni derledi. ## Şu çerçeve yasayı bir anlayalım Çerçeve yasa ya da Abdullah Öcalan’ın tabiriyle “kök yasa” Meclis yolunda. Tez zamanda gelmesi bekleniyor. Bekleniyor da… Türkiye'nin geleceğine ilişkin asıl tartışma, metnin düzenlediklerinden çok düzenlemedikleri etrafında dönüyor. Teklifin getirdiklerini inceledik, olası sonuçlarını uzmanlara sorduk. [Çerçeve yasa neyi çözüyor, neyi erteliyor?Çerçeve yasa, PKK’nın silah bırakmasından sonra devletin nasıl hareket edeceğini tarif ediyor. Ama Türkiye’nin geleceğine ilişkin asıl tartışma, metnin düzenlediklerinden çok düzenlemedikleri etrafında dönüyor. Teklifin getirdiklerini inceledik, olası sonuçlarını uzmanlara sorduk.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-502dc140-d562-4d6b-b970-d0bf5889531c.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/cerceveyasa_fayn-e35b5a65-9375-4068-98c4-972e6ac66bff.webp)](https://www.fayn.press/cerceve-yasa-neyi-cozuyor-neyi-erteliyor/) ## Tartışmalara doyulamayan anlaşma: Lozan Menemen bir, Lozan iki. Bunların tartışması bitmez. Bu seferki iddia Türkiye’ye laikliği Lozan ile sömürgecilerin dayattığı. İddianın kaynağı Paris’teki École Pratique des Hautes Études’de hukuk tarihi dersleri veren Lena Salaymeh’in *Serbestiyet*’e verdiği röportaj. Yavuz Sinangil, Salaymeh’in atıfta bulunduğu Lozan’ın 38 ila 43’ncü maddelerini önüne açtı. Hem iddianın temelini hem de “Lozan'da laiklik nasıl gündeme geldi?” sorusunun cevabını aradı. [Lozan: Sömürgeleştirdi mi, prangaları mı kırdı?Bitmeyen Lozan Antlaşması tartışmalarına Fransa’da hukuk tarihi dersi veren bir akademisyenin sözleri üzerinden bir yenisi daha eklendi. Bu seferki iddia, Türkiye’ye laikliği “sömürgeciler dayattı. Lozan’da laiklik nasıl gündeme geldi, kim ne istedi, yakından baktık.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-06deb1e8-e69f-4cf3-bd29-46f40e42fb9f.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/lozan-fayn-2-b4f27101-471e-4de4-a96c-30778bc7537b.webp)](https://www.fayn.press/lozan-somurgelestirdi-mi-prangalari-mi-kirdi/) ## Bir transferden fazlası Muhammed Salah Trabzonspor’da. Böyle deyince tuhaf tınlıyor. Ada basınına da tuhaf tınlamış olacak ki günlerdir bu transferi konuşuyorlar. Niye geldi? Kaça geldi? Oynamaya mı ense yapmaya mı geldi? *Fayn*’ın spor kanadına bağlanıyoruz. [Salah: Türkiye’ye gelen en büyük transfer mi?Haftalardır Türkiye gündeminden düşmeyen Muhammed Salah Trabzonspor’a imza attı. “Türkiye’ye gelen en büyük transfer” yorumları yapılan Salah’ın farkı ne? Neleri başardı? İngiltere’de oynadığı dönemde ırkçılığın ve nefret suçlarının düşmesine sebep olan Salah’ın ilham veren hikayesi…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-08cb7f20-b28f-48e3-bae3-286866257f35.png)Faynİbrahim Bora Kaya![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/salah_fayn-2-e4978c31-631d-4abf-9894-b38c651930e3.webp)](https://www.fayn.press/salah-turkiyeye-gelen-en-buyuk-transfer-mi/) BİR DUYURU ****Mülkiyeliler Birliği**, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini tercih edecek başarılı öğrencileri desteklemek ve Mülkiye'nin akademik birikimini gençlerle buluşturmak amacıyla ****Başarı Bursu Programı** başlatıyor. 2026 YKS sonuçlarına göre Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine kayıt yaptıran ilk 1.000 içerisinde yer alan öğrencilere 9 ay boyunca her ay net asgari ücret tutarında, ilk 5.000 içerisinde yer alan öğrencilere 9 ay boyunca her ay net asgari ücretin yarısı tutarında, ilk 10.000 içerisinde yer alan öğrencilere 9 ay boyunca her ay net asgari ücretin üçte biri tutarında başarı bursu verilecek. Mülkiyeliler Birliği yeni kuşakları, 167 yıllık birikiminin parçası olmaya davet ediyor. ****Detaylı bilgi almak için** ****mulkiye@mulkiye.org.tr** **e-posta adresine yazmanız yeterli.** ## İspanya, Fas, göçmenler ve gerçekler 30 Temmuz 2026’da yaklaşık 70 bin kişinin Fas’tan İspanya toprağı Ceuta’ya ulaşmaya çalışması, kimine göre İsrail’in Filistin’i destekleyen İspanya’ya saldırısıydı. Kimine göre AB’nin bittiğinin ifadesiydi. Kimine göre de Arapların Avrupa’yı istilasıydı. Aslında yaşananları yalnızca göçle açıklamak doğru değil. Çünkü bu tablo aynı zamanda jeopolitiğin bir parçası. Meseleyi anlamak için önce Ceuta'nın neresi olduğunu anlamak lazım. Carlos Ortega Sanchez, *Fayn* için yazdı. [İspanya-Fas krizi: Göç değil güç mücadelesiTemmuz sonunda on binlerce Faslı’nın İspanya’ya geçmeye çalışması yalnızca bir göç hikâyesi değildi. Kimilerine propaganda malzemesi olan bu kriz, sınırların artık haritalarla değil; diplomasi, istihbarat ve insan hayatı üzerinden çizildiğini gösterdi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-f1a8f3c6-47b2-432c-8e40-b69ead7604f5.png)FaynCarlos Ortega Sánchez![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ispanya_fas_gocmenkrizi_fayn-b469c457-d6c5-4185-9d87-99431145ba0e.webp)](https://www.fayn.press/ispanya-fas-krizi-goc-degil-guc-mucadelesi/) _This post is for subscribers only._ ### Çerçeve yasa neyi çözüyor, neyi erteliyor? URL: https://www.fayn.press/cerceve-yasa-neyi-cozuyor-neyi-erteliyor/ Last updated: 2026-08-10T11:49:04.000Z PKK'nın silah bırakmasından sonra örgüt üyelerine uygulanacak hukuki çerçeveyi oluşturan ve devletin nasıl davranacağını belirleyen çerçeve yasa teklifi Meclis’e sunuldu. Teklifin en dikkat çeken düzenlemesi, PKK’nın silah bıraktığının MİT, TSK ve MGK tarafından teyit edilecek olması. Bu teyitten sonra PKK ile ilişkili soruşturma, kovuşturma ve mahkûmiyet kararları tek tek ele alınacak. 12 maddeden oluşan metnin adı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi. Adından da anlaşılacağı üzere, teklifte demokratikleşmeye, hukuk devletini güçlendirmeye ya da fikir özgürlüğünü genişletmeye yönelik herhangi bir düzenleme bulunmuyor. Teklif, iktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürecin ilk yasal düzenlemesi. Kürt sorununun ülkenin tüm sorunlarının kök nedeni olduğunu düşünen DEM Parti ise süreci “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırıyor. [PKK’dan silahlara veda: Şimdi ne olacak?“Adını siz koyun süreci”nde 10 ayda silah bırakma aşamasına gelindi. PKK’dan bir grup, 11 Temmuz Cuma günü Süleymaniye kırsalında silahlarını yakarak bıraktı. Nereden nereye gelindi ve bundan sonra ne bekleniyor? Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-72cd61e3-6de3-4cf7-b9f0-f3bd51cca021.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/pkk-silah-birakiyor-2_fayn-2-2f8976a9-a6bf-4716-925e-11e53a3615da.webp)](https://www.fayn.press/pkktan-silahlara-veda-turkiyenin-hayirli-cumasina-dogru/) Metin büyük bir gizlilik içinde ve şeffaflıktan uzak bir biçimde hazırlandı. AKP milletvekillerinden metni okumadan imzalamaları istendi. Sonuçta, Meclis’teki 592 milletvekilinin 360’ının imzasıyla teklif TBMM Başkanlığı’na sunuldu. ## Teklif neyi amaçlıyor? İktidara yakın hukukçulara ve süreci destekleyenlere göre, düzenleme PKK’nın silah bırakmasından sonra uygulanacak prosedürleri tanımlıyor. Bir af niteliğinde de değil, silah bırakma sürecini hukuken yönetmeyi amaçlıyor. Teklifi destekleyenlere göre, silah bırakmanın tamamlandığı MİT, TSK ve MGK tarafından teyit edilmeden birçok hükmü de yürürlüğe girmeyeceği için devlet ile PKK arasında bir müzakere de sayılmamalı. Yine destekleyenlere göre çerçeve yasa, devlet kurumlarının hangi yetkileri kullanacağını açık biçimde belirlediği için ileride hukuki tartışmaları da azaltacak. Teklife şüpheyle yaklaşanlara göreyse, adı af olarak konulmasa bile, infaz indirimi içermesi fiilen af anlamına geliyor. ## Neyi, nasıl düzenliyor? Çerçeve yasa teklifi, terör örgütü olarak tanımlanan bütün örgütleri değil, yalnızca PKK ve KCK’yı kapsıyor. Kurucular, üyeler, örgüte bilerek yardım edenler, propagandasını yapanlar çerçeve yasadan yararlanabilecekler. Düzenleme, PKK ile ilgili suçlar nedeniyle Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Kanunu'na muhalefet edenleri de kapsıyor. Çerçeve yasadan faydalanacaklar hakkındaki soruşturma ve kovuşturmalar ertelenecek. Ama bunun da koşulları var. _This post is for paying subscribers only._ ### İspanya-Fas krizi: Göç değil güç mücadelesi URL: https://www.fayn.press/ispanya-fas-krizi-goc-degil-guc-mucadelesi/ Last updated: 2026-08-12T10:26:10.000Z 30 Temmuz 2026’da yaklaşık 70 bin kişinin Fas’tan yüzerek ya da sınır kapılarını kullanarak Afrika kıtasındaki İspanya toprağı Ceuta’ya ulaşmaya çalışması, kimine göre Filistin’i destekleyen İspanya’dan İsrail’in intikam alma aracıydı, kimine göre AB’nin bittiğinin ifadesiydi, kimine göre de Arapların Avrupa’yı istilasıydı. Çoluk çocuk denizden çıkan, yüzen insan görüntüleri, elbette göç, AB, aşırı sağ gibi hiç bitmeyen tartışmalara yeni bir benzin oldu. Ama Ceuta'da yaşananları yalnızca göçle açıklamak mümkün değil. Çünkü bu tablo aynı zamanda jeopolitiğin de bir parçası. Ve bence asıl mesele bunların çok daha ötesinde, devletlerin kimin ölebileceğine karar verme gücünde. ## Ceuta neden bu kadar önemli? Meseleyi anlamak için önce Ceuta'nın neresi olduğuna bakalım. Ceuta ve Melilla Afrika kıtasındalar. İspanya’nın üzerine kurulduğu İber yarımadasının karşısında bir yere düşüyorlar. Yüzölçümleri sadece 19 ve 12 kilometrekare, ancak taşıdıkları jeopolitik ağırlık büyük. Buralar, Avrupa Birliği'nin Afrika kıtasındaki tek kara sınırı. Her iki şehir de İspanya'nın deniz aşan Özerk Şehirleri statüsünde. Fas ise yıllardır bu şehirlerin kendisine ait olduğunu savunuyor. Fakat burada önemli bir ayrıntı var. Ceuta ve Melilla hiç sömürge olmamışlar. Ceuta 1668'den, Melilla ise 1497'den beri İspanya'nın toprağı sayılıyor. Yani modern Fas devleti kurulmadan yüzyıllar önce de buralar İspanya’ya aitti. Birleşmiş Milletler de bu iki şehri hiçbir zaman sömürgeden arındırılması gereken bölgeler listesine almadı. Özetle, hukuken Madrid ya da Sevilla ne kadar İspanyol ise Ceuta ve Melilla da o kadar İspanyol. Bugün Ceuta'da yaklaşık 83 bin kişi yaşıyor. Nüfusun yaklaşık yarısı Hristiyan, yüzde 43'ü ise Müslüman. Küçük Yahudi ve Hindu toplulukları da şehrin sosyal dokusunun bir parçası. Ancak Ceuta'yı benzersiz yapan yalnızca bunlar değil. Şehir, Schengen sistemi içinde özel bir statüye sahip. _This post is for paying subscribers only._ ### Salah: Türkiye’ye gelen en büyük transfer mi? URL: https://www.fayn.press/salah-turkiyeye-gelen-en-buyuk-transfer-mi/ Last updated: 2026-08-10T06:03:19.000Z "Gerçekten geliyor mu?" Önce Beşiktaş ile anılmaya başlamıştı, sonra rotası Trabzonspor’a döndü. Ama adı daha Türk takımlarıyla geçmeye başladığı ilk andan itibaren herkesin aklındaki soru buydu. Çarşamba günü Atatürk Havalimanı'na sırtında 61 yazılı bordo-mavi formayla inen adam bu soruya cevabı verdi: "Trabzon, hazır mısın? Sizi duyabiliyorum." Liverpool ile yıllarca Premier Lig'e damga vuran Muhammed Salah, ardından kulübün mottosunu ekledi: "Her yer Trabzon." Şimdi herkesin kafasındaki soru şuna dönüştü: "Salah, Türkiye'ye gelen en büyük transfer mi?" Büyüklüğün ortak bir biriminin olmadığı futbolda bunu nasıl ölçeceğiz? Bonservis bedeliyle mi? Ki Salah bedelsiz geldi. Kupa sayısıyla mı? İkisi Premier Lig, biri de Şampiyonlar Ligi olmak üzere son takımıyla toplam dokuz kupa kazandı. Attığı goller, yaptığı asistlerle mi? Efsanesi olduğu Liverpool'da 315 maçta 191 gol, 93 asist kaydetti. Maç başına 0,9 gol katkısı verdi. _This post is for subscribers only._ ### Karabiga kömürün karasından nasıl kurtulur? URL: https://www.fayn.press/karabiga-komurun-karasindan-nasil-kurtulur/ Last updated: 2026-08-10T06:03:50.000Z Ne uluslararası taahhütler ne de kasım ayında Antalya’da yapılacak “İklim Değişikliği Taraflar Konferansı COP 31”... Türkiye, iklim değişikliğindeki olumsuz etkisi tartışmasız olan kömürü, enerji üretiminde kullanmaktan vazgeçecek gibi değil. Yeni kömürlü santral projesi yok ama santral kadar devasa ek ünite planları var. Kahramanmaraş’ta [Afşin Elbistan A Santrali](https://www.fayn.press/kagitta-yesil-gercekte-siyah/)’ne iki yeni ünite yapılması girişiminden sonra şimdi de Çanakkale Karabiga’daki termik santrale, kapasiteyi iki katına çıkaracak devasa bir ek ünite planlanıyor. Çanakkale, kömürlü santrallerden yıllardır çok çekmiş şehirlerden biri. Halihazırda aktif çalışan beş kömürlü termik santral var. Karabiga’da Cengiz Enerji’ye ait Cenal Entegre Termik Santrali, bu santrallerin hem en büyüğü hem de en tartışmalısı. 2012 yılından bu yana açılan ve kazanılan onca davaya rağmen durdurulamayan santral, 2017 yılında üretime başladı. Şimdi de yeni bir ek ünite için ÇED başvurusu yapıldı. Karabiga’da, kazanılsa da kaybedilen uzun ve karmaşık yargı mücadelesinin verdiği bir yılgınlık var. Ama çevreciler yeni bir kömürlü santral demek olan bu üniteye izin vermemek için tekrar kenetlendi. Yakın zamanda ek ünite planlarını [mahkeme kararıyla durduran](https://www.evrensel.net/haber/5991663/afsin-elbistan-a-termik-santrali-ek-unite-projesine-mahkemeden-iptal-karari?ref=fayn.press) Afşin Elbistan’daki çevreciler de dayanışmayı büyütmek için onlara destek veriyor. _This post is for subscribers only._ ### Spider-Man bize ne anlatıyor? URL: https://www.fayn.press/spider-man-bize-ne-anlatiyor/ Last updated: 2026-08-09T05:54:22.000Z **Spider-Man Brand New Day* hakkındaki bu yazı, filmi henüz izlememiş olanlar için sürpriz kaçırıcı bilgiler içerebilir. Yeni *Spider-Man* filmi *Brand New Day*’in belki de en iyi sahnesinde, Tom Holland’ın canlandırdığı Peter Parker kısa süreliğine dünyayı kurtarmayı bırakıp bir Rus hamamına gidiyor. Üzerinde yalnızca iç çamaşırı ve maskesiyle, Florence Pugh’nun canlandırdığı Yelena Belova’nın sıcak su havuzuna giriyor. Yelena, Peter’ın bedeninden çok internetteki hayatıyla ilgileniyor. Spider-Man hakkında üretilen “yakıştırmaları” ve hayran çizimlerini gördüğünü söylüyor. İnsan bütün dünyaya kim olduğunu unutturabilir, diyor film burada, ama internetin onu kimlerle yakıştıracağına maalesef engel olamaz. Anlayacağınız Marvel evreninde mahremiyetin son kalesi artık maske değil, arama geçmişini zamanında silmek. Film bu küçük şakada en büyük meselesini ele veriyor: Peter kendi yüzünü saklayabilir ama kendi imgesini kontrol edemez. Bedeni onun, internetteki bedeni herkesin. Üstelik bu kez sorun yalnızca dışarıdakilerin Peter’ı nasıl gösterdiği değil. Peter da artık kendi bedenini kontrol edemiyor. _This post is for subscribers only._ ### Lozan: Sömürgeleştirdi mi, prangaları mı kırdı? URL: https://www.fayn.press/lozan-somurgelestirdi-mi-prangalari-mi-kirdi/ Last updated: 2026-08-09T07:32:46.000Z İmzalanmasının üzerinden 103 yıl geçti ama Lozan Antlaşması tartışmaları hiç bitmiyor. Bazen komplo teorilerinin merkezine yerleşen gizli maddeleri gündeme geliyor, bazen de o hiç bitmeyen zafer mi hezimet mi tartışmalarıyla anılıyor. 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması bu sefer de bir röportajla hiç düşmediği gündem maddeleri sıralamasında tekrar öne geçti. Röportajı veren kişi, Paris’teki École Pratique des Hautes Études’de (EPHE) hukuk tarihi profesörü olan Lena Salaymeh. 2 Ağustos Pazar günü [Serbestiyet’te yayınlanan röportajında](https://serbestiyet.com/haberler/roportaj-lena-salaymeh-turkiye-yeni-somurgeciligin-ilk-orneklerinden-biriydi-245438/?ref=fayn.press), “Türkiye, yeni sömürgeciliğin ilk örneklerinden biriydi” diyen Salaymeh, Türkiye’ye laikliğin Lozan’da dayatıldığını savundu. Salaymeh, “yeni sömürgeciliği”, sömürgeciliğin kurumsallaştırılmış*,* hukukileştirilmiş ve gizlenmiş bir biçimi olarak tanımlıyor. “*Yeni sömürgecilik koşullarında bir devlet özerkmiş gibi görünür, ancak gerçekte uluslararası yönetişim sistemi ve yeni sömürgeci devletlerin vekilleri aracılığıyla kontrol edilir,”* diyor. _This post is for subscribers only._ ### Yapay zeka çağında müzik: Kimin emeği, kimin sesi? URL: https://www.fayn.press/yapay-zeka-caginda-muzik-kimin-emegi-kimin-sesi/ Last updated: 2026-08-07T04:13:26.000Z Bir şarkı dinliyorsunuz ve sizi yakalıyor, sözleriyle bir bağ kuruyorsunuz. Sonra bu parçanın bir insan tarafından değil de yapay zeka tarafından yapıldığını öğreniyorsunuz. Hâlâ aynı şekilde hissetmeye devam eder misiniz? Bu soru artık teorik değil. Nitekim Deezer, platforma günlük yüklenen müziklerin %44’ünün yapay zeka ile üretildiğini açıkladı. Spotify’da da tamamen yapay zeka ile üretilen bir albümün milyonlarca dinlenmeye ulaştığı görüldü. Türkiye’de ise Ankara Echoes ve Nikbinler gibi gruplar üzerinden yapay zekaya dair tartışmaların karşımıza çıktığını görüyoruz. Tartışmalar yalnızca müzik üretiminde yapay zekanın kullanılmasıyla da sınırlı değil: Müzikle kurduğumuz ilişkiye, yaratıcılık anlayışımıza ve sanatçı emeğine yüklenen anlama dair çerçevelerle genişleyerek büyüyor. Peki bu dönüşüm, müzik üretimini erişilebilir bir hale mi getiriyor, yoksa emeğin ve özgünlüğün sonuna mı işaret ediyor? ## Yapay zeka destekli müzik ayrı bir yerde Peki yapay zeka müzik üretiminde tam olarak nasıl kullanılıyor? Burada bir ayrımın var olduğunun altını çizmek önemli. Yapay zeka destekli müzik üretimi ile tamamı yapay zeka ile oluşturulmuş müzik farklı anlamlara sahip. Bazı yapay zeka araçları mix ve mastering gibi teknik süreçleri hızlandırıyor, bazıları ise doğrudan şarkı üretebiliyor. Örneğin Suno gibi uygulamalar, verilen metin üzerinden belirlediğiniz türe göre ritim, şarkı sözü ve vokal oluşturabiliyor. Dolayısıyla bir müzisyenin, kayıt temizleme veya demo hazırlama süreçlerinde yapay zekadan faydalanması ile metin komutları üzerinden tamamı yapay zeka ile oluşturulan parçaların birbirinden ayrı yerde durduğunu belirtmek gerekli. İkisi arasındaki fark, etik açıdan bazı soruları gündeme getiriyor ve tartışmaların büyük bölümü, bu ayrımın bulanıklaştığı noktada yoğunlaşıyor. ## Müziği mi demokratikleştiriyor, pazarı mı büyütüyor? Yapay zeka, müzik üretiminde farklı olanaklar yaratırken üretimin yeni sınırlarını da belirleyen bir konumda. Özellikle prodüksiyon süreçlerinde yapay zeka destekli yazılımlardan faydalanılması öncelikli olarak üretim maliyetlerini düşürdüğü gibi bu süreçleri hızlandırıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İçeriği bilinmeyen çerçeve yasa Meclis’te: Tepeden inme demokrasi URL: https://www.fayn.press/icerigi-bilinmeyen-cerceve-yasa-mecliste-tepeden-inme-demokrasi/ Last updated: 2026-08-05T11:44:08.000Z Çerçeve yasa ya da Abdullah Öcalan’ın tabiriyle ‘kök yasa’nın Meclis’e getirilmesi an meselesi. Teklifte ne yazdığı hâlâ bilinmiyor ama 4 Ağustos Salı günü Meclis’e getirilmesi bekleniyor. İktidar milletvekillerinden beklenense teklifi okumadan imzalamaları. AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, partisinin milletvekillerine gönderdiği notta, “Çerçeve Kanun Teklifinin tüm milletvekillerimizin eksiksiz imzalamaları kararı alınmıştır” dedi ve salı günü 17:00’ye kadar süre verdi. AKP milletvekilleri daha önce de yaptıkları gibi okumadıkları bir metni imzalıyorlar. İktidar partisi, Meclis’te grubu bulunan partileri de teklif hakkında bilgilendirecek ama onlarla da metni paylaşmayacak. Ancak yine de iktidarın, teklifin yalnızca AK Partili bütün milletvekillerince değil, Meclis’teki diğer partilerce de imzalanması yönünde bir beklentisi var. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, çerçeve yasaya ilişkin TBMM Başkanı Kurtulmuş’un “partilerin ortak teklifiyle gelecek” açıklamasına karşın kendilerine bir ziyaretin olmadığını[ belirtti:](https://t24.com.tr/yazarlar/murat-sabuncu/ozgur-ozel-cerceve-yasa-cikarken-demirtas-cezaevinden-izleyecek-bu-olmaz-onu-artik-evinde-ziyaret-etmek-istiyorum,56473?%5Ft=1785782562910&ref=fayn.press) > *“Kimsenin bilmediği bir metin olması elbette sıkıntı, bir de olmayan bir metne ‘mutabakatla gelecek’ denmesi de bir sıkıntı.*” ## İçeriği bilinmeyen metin DEM Partili Cengiz Çandar’a göre taslaktaki ayrıntıları sadece üç kişi biliyor: PKK lideri Abdullah Öcalan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın. Öcalan’ın metni bilmesinin yeterli olduğunu düşündüğü anlaşılan DEM Parti’nin çerçeve yasa için umutları yüksek. Hatta içeriği bilinmeyen teklifi Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “yeni bir evrenin başlangıcı” olarak[ değerlendirdi.](https://www.demparti.org.tr/tr/aysegul-dogan-kok-yasa-butunluklu-demokratiklesme-programinin-ilk-halkasi-olarak-degerlendirilmeli/22813/?ref=fayn.press) Ağızlarından çıkan Kürtçe bir iki kelimenin bile Meclis tutanaklarına bilinmeyen bir dil olarak geçirildiği DEM, içeriği de bilinmeyen çerçeve yasa çıktıktan sonra demokratikleşme adımlarının atılacağını umuyor. Onlara göre, demokratik siyaset alanının genişlemesi, yerel demokrasinin güçlenmesi ve yargı reformu gibi başlıklar, bu yasa geçtikten sonra gelecek. Ancak gazetecilerin sık sık hapse atıldığı, yargının siyasallaştığına dair kanaatin epey kabul gördüğü, baskın kültürden farklı düşüncelere ve tutumlara sahip olanların tutuklandığı bir ortamda, yasal düzenlemelerden çok, bir kültür ve yaşam biçimi olan demokrasi için gerekli iklimin nasıl yaratılacağı net değil. _This post is for paying subscribers only._ ### Kim bu Deniz Kızı Eftalya? URL: https://www.fayn.press/kim-bu-deniz-kizi-eftalya/ Last updated: 2026-08-16T07:56:20.000Z Deniz Kızı Eftalya’yı mutlaka duymuşsunuzdur… Ama nasıl? Eftalya, denizden gelip denize giden esrarengiz bir kadın mıydı? Yoksa Şark bülbülü olarak da anılmış muhteşem bir ses mi? Ayrıca bu lakabı neye borçluydu? [*Sanatatak*](https://sanatatak.com/?ref=fayn.press)’ın Haziran ayında İş Vapur’da düzenlediği [Kültür Hatları Festivali’nde](https://sanatatak.com/hayati/kultur-hatlari-festivali-basliyor/?ref=fayn.press) Evrim Hikmet Öğüt’i dinlemesem Eftalya’yı pek çoğumuz gibi eksik veya yanlış tanıyacaktım. Eftalya’ya dair gazete haberleri, eşi ve kendisiyle yapılmış söyleşiler ve kitapları titizlikle inceleyen etnomüzikolog Prof. Öğüt, bugüne kadar efsanenin nasıl anlatıldığını, hakkındaki tartışmaları feminist biyografi yazımı perspektifinden değerlendirdi. Evrim Hoca’yı dinlerken İstanbul kültürünün önemli simgelerinden Deniz Kızı Eftalya’yı ne kadar az tanıdığımı fark ettim. Çocukluğumdan beri adını duyduğum Eftalya, ilk kez ete kemiğe ve en çok da bir ruha büründü. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Evrim-Hikmet-------t-1.jpg) Prof. Dr. Evrim Hikmet Öğüt ## Eftalya anlatısının üç dönemi İstanbullu öksüz ve yetim bir Rum kızıyken Türk musikisi icrasıyla tanınan, 30’larının başında Fransa’da ilk kaydını yapan, assolist olduktan sonra dahi başarısı müzisyen Sadi Bey’le evliliğine yorumlanan Deniz Kızı Eftalya’ya dair hikâyelerin aslını araştıran Prof. Evrim Hikmet Öğüt, Eftalya anlatısını üç döneme ayırıyor: _This post is for subscribers only._ ### Türkiye’de kahramanlık algısı: Toplumun yüzde 59’u yeni bir kahraman bekliyor URL: https://www.fayn.press/turkiyede-kahramanlik-algisi-toplumun-yuzde-59u-yeni-bir-kahraman-bekliyor/ Last updated: 2026-08-07T04:13:31.000Z Çocukluk kahramanınız oldu mu hiç? Bir çizgi roman kahramanı olabilir bu. Ya da hayranlık duyduğunuz bir sporcu, bir sanatçı, belki de yakınınızdan biri, aileden… Örnek aldığınız, size ilham veren, zor zamanlarda hayata tutunmanızı sağlayan… Belki de siz hayatta kendi kahramanı olmayı seçenlerdensinizdir. Peki, size göre hangi özellikler bir insanı kahraman yapar? Süper güçlerle donatılmış olmak mı yoksa etten kemikten yaratılmış olsa dahi başkalarının iyiliğini kendisinin önünde tutabilmek ve bu dünyada vicdan pusulası şaşmadan yaşayabilmek mi? Bu aralar ister istemez kahramanlık üzerine düşünüyoruz. Bir dönem Türkiye’nin en güvenilir insanları listelerinde en üst sıralarda yer alan, yaptığı yardım faaliyetleri ve kurduğu AHBAP derneği ile neredeyse bir halk kahramanı statüsüne ulaşan Haluk Levent’in tutuklanması ve hakkındaki dolandırıcılık iddiaları kahramanlığa dair düşündüğümüz her şeyi sorgulattı. Christopher Nolan’ın *the Odyssey* filminin de gösterime girdiği ve kahramanlık anlatılarının yeniden gündeme geldiği şu günlerde, Veri Enstitüsü’nün “kahramanlık algısı” üzerine yaptığı araştırma, bu ihtiyacın arka planına ışık tutuyor. Türkiye’de birey ve toplum düzeyinde insanların kahramanlığa atfettikleri özellikler ve kahramandan beklentilerinin siyaset sahnesine nasıl yansıdığını inceleyen çalışma, Türk toplumunun değerlerine, beklentilerine ve gelecek vizyonuna dair çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. ## “Gerekirse kuralları çiğneyebilecek güçlü bir lider” tercihi Araştırma verileri, son on yıldır siyasi türbülanslar, ekonomik krizler ve doğal felaketlerle sınanan ülkemizde “kahramanlara geçmiş yıllara kıyasla daha çok ihtiyaç duyulduğunu” gösteriyor. Kahramanı tanımlayan özellikler arasında “adil olma” ve “cesaret” gibi nitelikler ön plana çıkarken, kahramandan en büyük beklentinin adalet oluşu, mevcut düzenin işleyişine dair duyulan memnuniyetsizliğin boyutunu yansıtması açısından önemli. _This post is for paying subscribers only._ ### Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu tutuklandı URL: https://www.fayn.press/uskudardan-sonra-etimesgut-erdal-besikcioglu-gozaltinda/ Last updated: 2026-08-03T08:13:43.000Z Etimesgut Belediyesi'ne yönelik 30 Temmuz'da yapılan operasyonun ardından Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu dahil 40 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında Etimesgut Belediye Başkan Yardımcıları Mutlu Kerimoğlu, Taylan Özgüven ve İhsan Bahri Bellek de var. Soruşturmayı Ankara Batı Başsavcılığı yürütüyor. Gerekçe yolsuzluk ve rüşvet iddiaları. Behzat Ç. rolü ile tanınan sinema, dizi ve tiyatro oyuncusu Erdal Beşikçioğlu, CHP’den Etimesgut adayı olduğu 31 Mart 2024’teki yerel seçimlerde, yüzde 56,61 oyla belediye başkanı seçilmişti. ## Ankara Başsavcısı Haziran’da değişti Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) 12 Haziran 2026 kararnamesiyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Aykut Çelik, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na atanmıştı. Özgür Özel, Aykut Çelik’in CHP’li belediyelere yönelik İstanbul merkezli operasyonlarda görev aldığını hatırlatmış ve *“Şimdi Sayın Çelik'in Ankara'ya gelmesiyle birlikte bu tarz, bu üslup ve bu işte CHP'yi yıpratmaya yönelik operasyonel faaliyetler Ankara'ya da taşınırsa, bu tabii son derece rahatsızlık verici olur.”* demişti. Temmuz ayında Ankara’da CHP’nin kalelerinden, Çankaya Belediyesine operasyon yapıldı. 15 Temmuz’da, CHP’li Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner tutuklandı. Güner, geçmişte Özgür Özel'in, Hulusi Akar'a yönelik sözleri nedeniyle karşılaştığı tazminat davasının avukatlığını üstlenen bir isimdi. Güner gözaltındayken yapılan protesto yürüyüşünde, Özgür Özel Ankara’da yeni bir düzen kurulduğunu söylemişti: *"Son atamalarda Ankara'da yeni bir düzen kuruldu. O düzen İstanbul'daki sistemi Ankara'ya getirmenin düzeniydi. Bugün Çankaya Belediyesi'ne yapılan operasyon uzun süredir sipariş edilen bir kötülüğün hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir."* ## Son 15 günde dördüncü operasyon Özgür Özel’in 90 milletvekiliyle birlikte CHP’den istifa edip YENİ Parti’yi kurduğu son günlerde belediyelere yönelik operasyonların da hız kazanması dikkat çekiyor. Gözaltına alınan ve tutuklanan belediye başkanlarının hepsi, CHP’nin vitrindeki isimleriydi. Özel, 21 Temmuz’da CHP’den ayrılacaklarını açıkladı. Hemen öncesinde, 15 Temmuz’da Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner tutuklandı. 23 Temmuz’da da CHP’li İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet ve eşi Murat Hürriyet'in de aralarında bulunduğu 20 kişi tutuklandı. Hürriyet, 2019’daki yerel seçimde yüzde 49,92 oy alarak belediye başkanı olmuş ve Kocaeli’nin merkez ilçesi İzmit’te 15 yıl süren AK Parti dönemini bitirmişti. Fatma Kaplan Hürriyet, 2024’te de yüzde 49,06 oy alarak ikinci kez İzmit Belediye Başkanı olmuştu. Hakkında AKP’ye geçeceği yönünde iddialar bulunan Hürriyet, x platformunda sabitlediği mesajında, büyük harflerle “AKP’YE GEÇECEĞİME PAŞA PAŞA YATARIM…” dedi. > AKP’YE GEÇECEĞİME PAŞA PAŞA YATARIM... [pic.twitter.com/o6R6OC1hIk](https://t.co/o6R6OC1hIk?ref=fayn.press) > > — Fatma Kaplan Hürriyet (@fatmakaplan) [July 29, 2026](https://x.com/fatmakaplan/status/2082565729136619525?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) h2 id="%C3%BCsk%C3%BCdar%C4%B1n-ilk-kad%C4%B1n-belediye-ba%C5%9Fkan%C4%B1-tutukland%C4%B1">Üsküdar'ın ilk kadın belediye başkanı tutuklandı. 29 Temmuz’da da operasyonun adresi İstanbul’un Üsküdar Belediyesi olmuştu. Üsküdar’ın ilk kadın Belediye Başkanı Sinem Dedetaş 31 Temmuz'da sevk edildiği mahkemece tutuklandı. [Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklandı29 Temmuz’da gözaltına alınan CHP’li Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklandı. Dedetaş’ın dışında üç isim için daha tutuklama kararı verildi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-218030df-a332-4349-a1ca-212f1f1a135e.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/sinem_dedetas_fayn-aaeb0bf0-f1c2-4321-bb60-7b35e2e02f91.webp)](https://www.fayn.press/uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetas-gozaltinda/) Dedetaş, tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yakın isimlerden biri. 31 Mart 2024 seçimlerinde oyların yüzde 49,93’ünü yani Üsküdar’daki her iki seçmenden birinin oyunu almayı başarmış ve ilçedeki 20 yıldır süren AK Parti yönetimine son vermişti. 🦉 Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Geçmiş günlerin hâlâ yakınlarda olduğu hissi URL: https://www.fayn.press/gecmis-gunlerin-hala-yakinlarda-oldugu-hissi/ Last updated: 2026-08-07T04:13:40.000Z Siz de tecrübe etmişsinizdir, bazen içimize nereden geldiği belli olmayan bir his çöreklenir. Kötü ya da iyi bir histir bu. Şu anda bahsedeceğimse tuhaf bir his. Uzun zamandır yalnız benim değil, bu ülkede yaşayan birçok insanın hissettiğini düşündüğüm bir duygu. Onu tarif etmek ve ona isim verebilmek için epey düşündüm. Sonunda buldum: Geçmiş günlerin hâlâ yakınlarda olduğu hissi. Bu duygunun en önemli özelliği özlemi, melankoliyi ve bıkkınlığı bir arada barındırması. Nostaljiden bahsetmiyorum yalnızca. Tekrara hapsolmaktan da söz ediyorum, geçmişteki çıkmazların, acıların bugünkülerle aynı ya da benzer olmasından. _This post is for subscribers only._ ### Bana (da) sarıl İzmirli Ahmet! URL: https://www.fayn.press/bana-da-saril-izmirli-ahmet/ Last updated: 2026-08-02T20:09:16.000Z Bu yazı Ahmet Güntan’ın yeni romanı *Sarıldım Çiftliği*’ni merkeze alacak ama orada kalmayacak. Hop oturup hop kalkacak. Onu başkalarına anlatmak derdine düşmeden, elli yıllık yazma uğraşı içinde şahsıma verdiği ilhamdan, cesaretten bahsedecek. Bahis deyince de uzun uzadıya giden bir incelemeye kalkıştığım anlaşılmasın. Herhangi bir Ahmet Güntan yazısı/ şiiri okurken bana ne oluyor, peşine düştüğüm dert bu. Onun *Sarıldım Çiftliği*’nde yaptığı gibi metnin içinde usul usul yürürken başıma bir şey geldi, onu anlatıp çekileceğim. Çünkü bir kitaptan size kalan tartımlı cümleler, afili aforizmalar değil, bir duygu, bir sızı, bir sezgi, belki de yalnızca bir ses ya da renktir. Güntan her yazdığıyla sizi bambaşka bir kapının ağzında bekler, bekler yanlış oldu. O ya kapının ardındadır ya da siz geldiğinizde çoktan tüymüştür. Hikâyenin sahibi yazar değil, muhatabı da okur değilmiş gibi gelir kucağınıza bir duygu durumu bırakır. Durum da duygu da okudukça dingilder. Misal, romanı okurken olur olmaz yerde kullandığı büyük harfleri görünce azıcık işkillendim. Gene bir “sizin kurallarınız bana vız gelir vızz” hali mi yoksa yattığın yerde uyuklayarak okuyorsan kalk, ayaktaysan çık dolaş diyen bir hale davet mi? Usul usul dediğime bakmayın, bodoslama metnin içine girmenizi, anlatıcı Kozak’ta mı dolaşıyor, görür görmez âşık olduğu tilkisi Battal’la mı konuşuyor, onunla birlikte gezinmenizi ve Battal’la muhabbete katılmanızı istiyor. Elbette yakanıza yapışan bir istek değil bu, ben burada çok mutluyum okur, gelsene, bak böyle bir hayat mümkün, diyen müzikli bir ses onunki. Kreşendosu da ters köşesi de çok sağlam! Ne demek istediğimi, onun ağzından anlatmazsam hatrım kalır: _This post is for subscribers only._ ### Yiyun Li: Roman kahramanı gibi bir yazar URL: https://www.fayn.press/yiyun-li-roman-kahramani-gibi-bir-yazar/ Last updated: 2026-08-02T06:44:18.000Z Bir roman düşünelim. Genç bir kadın hakkında olsun. Bu genç kadın otoriter bir yönetimin hüküm sürdüğü, propaganda makinesinin tıkır tıkır çalıştığı bir ülkede doğup büyüsün. İlaveten çok küçük yaşlardan itibaren annesinin ağır duygusal istismarına uğrasın. Bu manipülatif, onu sürekli eleştiren ve nankörlükle suçlayan annenin yaptıklarını görmeyen yahut görmezden gelen bir babası olsun. On yaşındayken okulunda düzenlenen bir kompozisyon yarışmasına, bu tür yarışmaların ikiyüzlülüğü ve gereksizliği hakkında bir kompozisyonla katılsın. Bu yazı sebebiyle öğretmenler odasına çağırılıp aralarında annesinin de bulunduğu öğretmenler tarafından alaya alınıp kınansın. Okulunda öğretmen olan annesi diğer öğretmenlerle bir olup onunla alay etmekle kalmasın, evde de bu yaptığının hesabını ağır şekilde sorsun. Okulda başarılı bir öğrenci olsun. Ülkesindeki zorunlu askerlik görevi sırasında angaryalardan kurtulmak için, inanmadığı ama çok başarılı propaganda metinleri yazsın. Üniversiteye gidip hücre biyolojisi okusun. _This post is for subscribers only._ ### Odysseus benim! URL: https://www.fayn.press/odysseus-benim/ Last updated: 2026-08-02T06:43:59.000Z fayn'a abone olun Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Bağımsız ve nitelikli gazeteciliğe alan açma çabasına mütevazı bir tuğla da siz koyun, Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Tahtı reddeden kraliçe: Judit Polgár URL: https://www.fayn.press/tahti-reddeden-kralice-judit-polgar/ Last updated: 2026-08-07T04:13:49.000Z "Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım." *Baba* filminin bu en meşhur repliği, çoğu zaman siyasi sahnede de işler. Birine bir makam ve güç teklif edildiğinde bu kolay kolay reddedilemez. Hele ki bir ülkenin en yüksek koltuğu mevzubahis olduğunda genelde bunun lafı bile edilmez. Vakti gelen oturur. Bu yaz Macaristan'da yaşananlar ise tam aksinin de mümkün olduğunu kanıtladı. Aralarında Rubik Küpü'nün mucidi Ernő Rubik'in de bulunduğu, Macaristan'ın bilim, kültür ve spor dünyasından 16 tanınmış isim, ülkenin bir sonraki cumhurbaşkanı olarak Judit Polgár'ı önerdi. Yeni Başbakan Péter Magyar da bu öneriyi sahiplendi. Hemen ertesi gün, *"Ülkemizin birliğe, barışa ve tüm Macarların gurur duyabileceği bir cumhurbaşkanına ihtiyacı var,"* diyerek Polgár'la görüşeceğini açıkladı. Polgár teklifi geri çevirdi: *"Bölünmüş bir ulusu birleştirmenin tarihi sorumluluğunu üstlenecek yeterli gücü kendimde hissetmiyorum."* Bu cevap şaşırtıcı gelebilir, ancak Polgár’ın karakterine pek aykırı değil. 50 yaşındaki satranç ustası, kariyeri boyunca kendisine biçilen rolleri de benzer şekilde sorguladı. Her iki cinsiyetin de eşit şartlarda boy ölçüşebileceği bir spor branşında kadın turnuvalarıyla sınırlanmayı reddetti, açık kategoride mücadele etti. Şimdi de bir devletin uzattığı makamı nazikçe geri çeviren Polgár'ı daha iyi tanımak için hikâyenin başına gidelim. ## Rejime meydan okuyan sistemin meyveleri Ağaç yaş iken eğilir atasözünün hakkını veren bir ailesi var Polgár'ın. 1976’da Budapeşte’de, bazı kaynaklarda “deney” diye anılan iddialı bir eğitim projesinin içine doğan Polgár, üç kız kardeşin en küçüğüydü. Babası László, daha çocukları doğmadan şu fikre bağlanmıştı: Dahi doğulmaz, dahi yetiştirilir. Ona göre, erken yaşta tek bir alana sistemli biçimde ve sevgiyle yönlendirilen her çocuk olağanüstü sonuçlara ulaşabilirdi. Projenin nesnesi olarak satrancın seçilmesinde ekonomi de rol oynadı. Neticede 64 kareden oluşan bir tahta ve 32 adet taş yeterli. Saha, salon veya pahalı ekipmanlar yok. Hepsi bu kadar. Fakat hikâye, "dâhi baba ve üç kızı" anlatısından ibaret değil. Zira öğretmen olan anneleri Klára da evdeki eğitimin temel sorumlusuydu. Kızlarının derslerini, yabancı dillerini ve gündelik çalışma düzenini üstlenirken Zsuzsa (Susan), Zsófia (Sofia) ve Judit'i düzenli biçimde okula göndermek yerine onlara evde eğitim verdi. Gerekli sınavlara ise dışarıdan giriyorlardı. _This post is for paying subscribers only._ ### Cem Küçük vakası: Gizli tanıkla gelen gizli tanıkla gitti URL: https://www.fayn.press/cem-kucuk-vakasi-gizli-tanikla-gelen-gizli-tanikla-gitti/ Last updated: 2026-08-05T11:48:04.000Z 14 Mayıs 2023 Genel Seçimleri’nden önce “Erdoğan kaybederse biz dahil herkes yargılanır,” demişti. Erdoğan kaybetmedi ancak o aradan üç yıl geçmeden iki kolunda jandarma eşliğinde gözaltına alındı. Cem Küçük'ün canhıraş savunduğu sistem, bu kez onu vurdu. Daha önce Küçük’ün başkalarına yaptığı gibi, o da peşinen suçlu ilan edildi. Küçük'ü ilk suçlayanlar da, ilk yalnız bırakanlar da kendi mahallesi oldu. Uzun süre başkalarına parmak sallayıp sonu gözaltıyla bitenlere Rasim Ozan Kütahyalı ve Tamar Tanrıyar'dan sonra Cem Küçük de eklendi. Kütahyalı ve Tanrıyar gibi Küçük de gazeteci olduğu iddiasında. Ama onun da halkın objektif haber alma hakkına ne kadar saygı duyduğu ve katkı sağladığı tartışmalı. ## Cem Küçük nasıl Cem Küçük oldu? Aslında kendisi bir yayınevinde uzun yıllar editörlük yaptı. Medya sektöründe çalışmaya Yeni Şafak Gazetesi’nde yazarak başladı. Televizyonla da aynı grubun kanalı TVNet ile tanıştı. İktidar ile Gülen Örgütü’nün ortaklık yaptığı yıllarda güllük gülistanlık geçinip gitti. Pensilvanya tabelalarının altında fotoğraflar çektirdi. Yıllarca hizmet ettiği Gülen Örgütü’nün Ergenekon, Balyoz, Şike gibi operasyonlarında tutuklanacak isimleri günler öncesinde ekranlardan anons etme görevini üstlendi. Köşe yazılarında iş insanı Aydın Doğan dahil onlarca insanı tutuklanacaklar diye hedef gösterdi. İktidarın “darbe” olarak nitelendirdiği 17 Aralık operasyonlarında bile televizyon ekranlarında Gülen Örgütü’nü savundu: > *"Hükümet - Cemaat kavgası değil bu. Bu hükümetle yargı ve emniyetteki yapılanmalar arasındadır. Cemaatin tüm dünyada okul hizmeti ve çeşitli hizmetler yapan bu güzel insanları hakkında iftira atmak olmaz."* İktidarın zamanla Gülen Örgütü’nün bileğini büktüğünü gören Küçük de dümeni “Reis’e” kırmaya başladı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından o artık Gülen Örgütü’yle verilen savaşta iktidarın bir neferiydi. Sadece Gülenciler ile yetinmiyor, iktidara muhalif kim varsa gözüne kestiriyordu. Gazetecisi, sanatçısı, iş insanını ayırt etmeksizin hedef gösteriyor, köşesinde ve ekranlarda tehdit ediyordu. Sık sık “devlet büyüklerim” ifadesini kullanıyor, hatta kendisine MİT’e yakın imajı çiziyordu. Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in ifşalarında “çakma MİT’çi” diye yer verdiği Küçük, muhalif isimlere yönelik birçok soruşturmada onları peşinen suçlu ilan etmek için ön saflarda yer alıyordu. ## “Arada insan yalan…” Adeta bir misyon yüklenmişcesine ekran ekran gezdirilip “soruşturmaların ne kadar sağlam delillerle” yapıldığını anlatıyordu. Kimi zaman *"MASAK raporuna göre (CHP Parti Meclisi üyesi) Berkay Gezgin, İBB'den bir milyon TL almış"* kimi zaman da “(*İBB Spor Kulübü Başkanı* *Fatih) Keleş’in evinde balya balya, tam iki milyon dolar nakit para bulundu. Üstelik bu para, evdeki parkenin altına saklanmış. Görüntüler var,”* gibi gerçek olmayan bilgiler onun üzerinden servis ediliyordu. Bilgilerin yalan olduğu ortaya çıktığında da *“Arada insan yalan... şey ağzından bir şey kaçırabilir”* gibi açıklamalar yapmakta da bir beis görmüyordu. Gazeteci Fatih Altaylı gözaltına alınıp tutuklandığında “Müsvedde tutuklandı” diye paylaşım yaparak sevinen Küçük, uzun yıllar ekranlarda boy gösterdi. _This post is for paying subscribers only._ ### Nedir bu yeni dünya düzeni? URL: https://www.fayn.press/nedir-bu-yeni-dunya-duzeni/ Last updated: 2026-08-01T12:23:10.000Z Dünya giderek daha tehlikeli bir yer olmuyor mu? Gerçi hiçbir zaman tam güvenli bir yer sayılmazdı. Savaşlar, çatışmalar, eşitsizlikler… Ezilenler ve ezenler hep vardı. Ama İkinci Dünya Savaşı’nın yıkımından sonra insanlık bir karar vermişti: Bir daha asla. Bunun için yeni dünya düzeni kurulacaktı, kuralları, kurumları, değerleri olan bir dünya. Bu yeni düzen kusursuz değildi. Her zaman, herkes için de işlemedi. Fakat bugün, bu düzen gözümüzün önünde yıkılıyor. Yerine ne gelecek? Kuralsızlığın ve kaba gücün dünyası mı? Yoksa eski hastalıklarından kurtulmuş yeni bir düzen mi? Yeni ve adil bir dünya düzeni için umut var mı? Fayn'ın açıklayıcı video serisi Buradan Başla'nın yeni bölümünde gazeteci Ayşe Karabat anlatıyor: fayn'a abone olun Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Bağımsız ve nitelikli gazeteciliğe alan açma çabasına mütevazı bir tuğla da siz koyun, Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş tutuklandı URL: https://www.fayn.press/uskudar-belediye-baskani-sinem-dedetas-gozaltinda/ Last updated: 2026-08-03T08:24:08.000Z CHP’li belediyelere yönelik operasyon furyasında bu kez tutuklanan isim, yıllarca AK Parti’nin kalesi olarak bilinen İstanbul Üsküdar'da, yüzde 50'ye yakın oyla belediye başkanı seçilen Sinem Dedetaş oldu. Dedetaş ile birlikte Özel Kalem Müdürü Alihan Koçoğlu, mimar Burçin Çevik ve müteahhit Bülent Orhan hakkında da tutuklama kararı verildi. Belediye Başkan Yardımcısı Ceyhun Ünlü ve Adem Altıntaş ise adli kontrol talebiyle serbest bırakıldı. Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş, 29 Temmuz Çarşamba sabahı erken saatlerde gözaltına alınmıştı. Sinem Dedetaş, gözaltına alındıktan bir gün sonra, sosyal medya hesabından kendi el yazısıyla paylaştığı notunda, *"Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmayı hak ettiğim ve hayal ettiğim yer elbette nezarethane değildi"* demişti. ## İddialar İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın operasyon sabahı yaptığı açıklamada, "yapı ruhsatı verilmesinde yetkisi bulunmayan Kent A.Ş. görevlilerinin, kriptolu haberleşme uygulaması üzerinden oluşturulan iletişim ağıyla ada-parsel bazlı renklendirmeler içeren tablolar hazırlayarak belediye personelini yönlendirdiği ve ruhsat sürecini koordine ettiği" öne sürülmüştü. İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın açıklamasında "müteahhitlerin yapı ruhsatı alabilmek için Kent A.Ş. ile sözleşme imzalamaya zorlandığı, mevzuata aykırı iskan ruhsatları karşılığında rüşvet alındığı ve bazı ödemelerin Belediye Başkanı Sinem Dedetaş'ın danışmanı U.M.'ye parça parça teslim edildiğinin HTS kayıtları, baz verileri ve şüpheli ifadeleriyle tespit edildiği" iddiaları da vardı. Üsküdar Belediyesi’ne daha önce de operasyon yapılmış, Belediye Başkan Yardımcısı Filiz Deveci dahil dokuz kişi tutuklanmıştı. Sinem Dedetaş, yaklaşık üç ay önce yaptığı konuşmada şöyle demişti: > *"Bu süreç bu şekilde hiçbir yere gitmeyecek. Hepimizi içeri alsanız da bu milletin yüzü gülmeyecek. Bunlar milletin yüzünü güldürmüyor. Bu ekonomi bu şekilde düzelmiyor. Bize istediğiniz kadar iftira atabilirsiniz. Nasıl olsa serbest, kimseye bir şey olmuyor! O yüzden diyorum ya, umarım adalet herkese eşit işler. O zaman belki bu kadar rahat iftira atılamaz."* ## Üsküdar’ın ilk kadın belediye başkanı Sinem Dedetaş, Üsküdar’ın ilk kadın belediye başkanı. 31 Mart 2024 seçimlerinde oyların yüzde 49,93’ünü aldı. Yani Üsküdar’daki her iki kişiden birinin oyunu almayı başardı ve ilçedeki 20 yıldır süren AK Parti yönetimine son verdi. [Üsküdar’ın ilk kadın belediye başkanı: Sinem Dedetaş kimdir?CHP’nin adayı Sinem Dedetaş, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Üsküdar’ın ilk kadın belediye başkanı seçildi. Peki Dedetaş kimdir, daha önce hangi görevlerde bulundu, Üsküdar için vaatleri neler?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-efcba338-5d5a-49bb-8d99-23f836713979.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/u-sku-dar-belediye-bas-kan--sinem-dedetas--kimdir-fayn-adf7e6e7-a194-4986-9955-470a7745085f.jpeg)](https://www.fayn.press/uskudarin-ilk-kadin-belediye-baskani-sinem-dedetas-kimdir/) Dedetaş, 1981'de Eskişehir'de doğdu, İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaatı ve Deniz Bilimleri Fakültesi’nden mezun oldu. 2019 yılında Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığını kazanmasının ardından Şehir Hatları A.Ş’ye Genel Müdür olarak atandı. Böylelikle İBB iştirakının ilk kadın genel müdürü oldu. Dedetaş, İBB’deki görevinden önce ulusal ve uluslararası firmalarda yapısal analiz, yapısal tasarım mühendisi, plan onay mühendisi gibi pozisyonlarda mesleğini icra etti. Ardından meslektaşı olan eşi ile kendi şirketini kurdu. 2014 - 2016 yılları arasında TMMOB Gemi Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüttü. Şehir Hatları A.Ş’nin ilk kadın genel müdürü olarak öne çıkan icraatlerinden biri 2019 öncesi atıl bir halde duran tarihi Haliç Tersanesi’ni faaliyete geçirmesi oldu. Böylelikle uzunca bir süredir terk edilmiş halde duran tersaneyi, dünyanın yaşayan ve üreten en eski tersanesine dönüştürdü. Göreve geldiğinde 1 milyon TL olan tersane cirosu, 2022 yılında 163 milyon TL’ye kadar çıktı. ## İstanbul’da operasyon düzenlenen 16’ncı belediye başkanı CHP’nin, Türkiye genelinde birinci parti çıktığı 31 Mart 2024 seçimlerinde, İstanbul’da sadece Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na yeniden seçilmedi, İstanbul’un ilçe belediyelerinin büyük çoğunluğu da ana muhalefet partisine geçti. İstanbul’da 39 ilçe var. CHP, son seçimde bu belediyelerinin 26’sını kazanmıştı. İBB ile birlikte bu sayı 27’yi buldu. Ama şu ana kadar 16’sına, yani İBB ile birlikte Adalar, Ataşehir, Avcılar, Bayrampaşa, Beşiktaş, Beykoz, Beylikdüzü, Beyoğlu, Büyükçekmece, Esenyurt, Gaziosmanpaşa, Silivri, Şile, Şişli ve son olarak da Üsküdar Belediye Başkanlarına yönelik operasyonlar yapıldı. 2024’te seçilip halen görevde olanlarsa Bakırköy, Çatalca, Çekmeköy, Eyüpsultan, Kadıköy, Kartal, Küçükçekmece, Maltepe, Sancaktepe, Sarıyer ve Tuzla Belediye Başkanları. ## Operasyonlar, el değiştirenler İstanbul’da CHP’li belediyelere yönelik ilk operasyon 30 Ekim 2024’te yapıldı ve Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer tutuklandı. Bir yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi ama hâlâ görevine iade edilmedi, Esenyurt’u kayyum yönetiyor. Daha sonra Şubat 2025’te Beykoz Belediye Başkanı Alaattin Köseler tutuklandı. Yerine CHP’li Özlem Vural Gürzel belediye başkan vekili seçildi ama Gürzel, Eylül 2025’te AK Parti’ye katıldı. 19 Mart 2025’ten sonra İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik başlayan operasyon ve tutuklamalar birçok ilçeye yayıldı. Üsküdar, başkanına yönelik operasyon yapılan İstanbul’daki 16’nci CHP’li belediye. Çoğunda CHP’li isimler başkanvekili olarak seçilse de Esenyurt gibi Şişli Belediyesi de kayyum tarafından yönetiliyor. Bayrampaşa ve Gaziosmanpaşa Belediyeleri de belediye meclisindeki oylamayla AKP’ye geçti. ## YENİ Parti’ye geçecek miydi? Üsküdar Belediyesi’ne operasyon tam da CHP’den YENİ Parti’ye geçişlerin olduğu bir döneme denk geldi. YENİ Parti İstanbul Milletvekili Gökhan Zeybek, operasyonun yapıldığı 29 Temmuz Çarşamba gününü işaret ederek “Yarın çok sayıda belediye başkanımız, belediye meclis üyemiz, il genel meclisi üyemiz partimize katılım sağlayacaklar” demişti. Sinem Dedetaş’ın bu isimlerden biri olup olmadığı konusunda bir açıklama yok. Ancak İmamoğlu’na yakın isimlerden biri olduğu biliniyor. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Yeni Parti, Eski Parti, Malum Parti… URL: https://www.fayn.press/yeni-parti-eski-parti-malum-parti/ Last updated: 2026-09-02T08:27:13.000Z Merhaba *Fayn Haftalık*’ın editör masasından bu hafta kritik sorulara cevaplar düştü. Ankara’da neler oluyor? Neler olabilir? Kusursuz fırtına nedir? Hamam böcekleri bakanın fişini nasıl çekti? Türkiye yıllar sonra gazetecilik görünce nasıl şaşırdı? Doktorumu CİMER’e şikayet edebilir miyim? Hepsini cevapladık. Hazırsanız başlayalım. ## CHP’de ikinci isyana doğru Yeni Parti’ye geçişler sürüyor. Eski Parti’de ise Kılıçdaroğlu’nun demokrasi şöleni sürüyor. Önce grup başkanvekilliği seçiminde kriz çıktı. Şimdi de yeni bir isyanın ayak sesleri duyuluyor. Malum Parti de bildiğiniz gibi. Siyasi rakiplerine şafak operasyonlarına devam ediyor. Operasyonlar geçen hafta Üsküdar Belediye Başkanı [Sinem Dedetaş](https://drive.google.com/drive/u/1/folders/13qmm%5FwCyU3curBZ7%5F7Ou4%5FX24I3qLRFl?ref=fayn.press) ve Etimesgut Belediye Başkanı [Erdal Beşikçioğlu](https://drive.google.com/drive/u/1/folders/13qmm%5FwCyU3curBZ7%5F7Ou4%5FX24I3qLRFl?ref=fayn.press)’na uzandı. Ankara Muhabiri siyasette yaşananları ve başkentin gündemini derledi. [CHP’de ikinci isyana doğruCHP’den taslarını taraklarını toplayıp giden Özelciler YENİ bir hikâye yazmaya koyuldular ama kalan sağların kime yar olacağı belirsiz. Değişimcilerin kırkı çıkmadan CHP’de yeni isyanın ayak sesleri duyulmaya başladı. Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-2cfa57ec-f225-40bf-9a66-62b002d047cd.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/chpde_ikinci_isyana_dog--ru_fayn-46ca50de-d8ea-4dbb-a777-fb6b63a421e5.webp)](https://www.fayn.press/chpde-ikinci-isyana-dogru/) ## Vali, oğlu, şimdi de eşi: Gülistan Doku dosyasında ne oluyor? Gülistan Doku’nun kaybolduğu gün valilik konutunda ne oldu? Eşi ve oğlunun ardından tutuklanan Handan Sonel’e, çalışanların gözlemlerinden oğlunun davranışlarına, cesedi yok etmek için para teklif ettiği iddiasına kadar pek çok soru soruldu. Sonel hepsini reddetti. *Fayn* dosyayı inceledi. [Vali, oğlu, şimdi de eşi: Gülistan Doku dosyasında ne oluyor?Gülistan Doku’nun kaybolduğu gün valilik konutunda ne oldu? Eşi ve oğlunun ardından tutuklanan Handan Sonel’e, çalışanların gözlemlerinden oğlunun davranışlarına, cesedi yok etmek için para teklif ettiği iddiasına kadar pek çok soru soruldu. Sonel hepsini reddetti. Fayn dosyayı inceledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-49d97b0b-5a21-41f0-98ae-2f31ef36929c.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/gulistandoku_fayn-6523e9d9-9e7a-45b1-af1b-3b28f036e018.webp)](https://www.fayn.press/vali-oglu-simdi-de-esi-gulistan-doku-dosyasinda-ne-oluyor/) ## Kusursuz fırtına İnsanlar mutsuz. Gençler evlenmek, aile kurmak istemiyor. Hatta burada kalmak bile istemiyorlar, çoğu gitmenin yollarını arıyor. Bulan gidiyor. Böyle olunca 2001 yapımı felaket filminin adı yaşadıklarımıza tam oturuyor. *Fayn* ülkenin nabzını tutan isimlerle yaptığı söyleşi serisinde sorularını bu kez Future Bright’ın kurucusu, araştırmacı, stratejist, yazar Akan Abdula’ya yöneltti. [Akan Abdula: “Dünyada fırtına, Türkiye’de ise kusursuz fırtına yaşanıyor”Tek kişilik haneler rekor kırıyor, orta sınıf eriyor, gençlerin hayalleri silikleşiyor. Türkiye’nin bugünkü ruh hâli melankolik. İnsanlar geleceklerini sürekli ertelemekten yorgun. Akan Abdula, Türkiye’nin demografik, ekonomik ve toplumsal dönüşümünü anlatıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-788261ad-3919-4852-951d-4f8e75d48ab5.png)FaynSemin Gümüşel Güner![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/akan-abdula-fayn-e4427082-b161-46ff-a314-71f6d1fe7b64.webp)](https://www.fayn.press/akan-abdula-dunyada-firtina-turkiyede-ise-kusursuz-firtina-yasaniyor/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/divider-fayn-reklam-3.png) ## Fiba Salon İKSV yeni adıyla gelecek sezona hazırlanıyor ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/salon-iksv-fiba.jpg) İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Şişhane'deki performans mekânı Salon İKSV, Fiba Grubu’yla uzun soluklu bir iş birliği başlatarak sonbahar sezonuna yeni ismiyle giriyor. Fiba Salon İKSV, yeni sezonda tiyatro oyunları, edebiyat ve bilim sohbetleri, caz kulübü akşamları gibi etkinliklere de evsahipliği yapacak. Sezon boyunca tüm etkinliklerde sınırlı sayıda bilet, Fiba Grubu’nun desteğiyle öğrencilere %50 indirimli sunulacak. Sonbahar programının tamamı eylül ayında duyurulacak. ## Hamam böcekleri kazandı Hindistan’da tıp fakültesine giriş sınavı sorularının satılması skandalı nedeniyle mayıs ayında başlayan ve ülke geneline yayılan kitlesel protestolar, Eğitim Bakanı’nın istifasını getirdi. Hindistan Yüksek Mahkemesi Başkanı gençler için "hamam böceği" benzetmesi yapmış, protestocular bu lakabı sahiplenmiş, kendilerine “hamam böcekleri” adını vermişti. Sonuçta nüfusun ezici çoğunluğunu oluşturan ve istihdamda yer alamayan, eğitimde de soruları çalınan gençlerin öfkesi kazandı. Bakan kaybetti. [Hindistan’da hamam böceklerinin zaferiHindistan’da sınav sorularının satılması ve genç işsizliğiyle tetiklenen protestolar, Eğitim Bakanı’nı istifaya zorladı. Gençler, protestolar sırasında kendilerine yapılan “hamam böceği” benzetmesini gururla sahiplendi. Şimdi Hindistan siyasetinin yeni bir aktörü var: Hamamböceği Halk Partisi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-0af51129-507a-4c0d-a58b-3dc1931a8337.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hamam_boceklerinin_zaferi_fayn-2-edcf7ec2-57e8-4375-92c0-c78a6b151f7b.webp)](https://www.fayn.press/hindistanda-hamam-boceklerinin-zaferi/) ## Türkiye “kamu yararı” ilkesiyle tanışırken BirGün gazetesi muhabiri Ebru Çelik, CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılımıyla gerçekleşen üye katılım törenine casting ajanslarından figüran taşındığını ortaya çıkardı. Gazeteciliğin gazetecilik gibi yapılmasına uzun zamandır alışık olmayan Türkiye’de çarşı pazarı karıştırdı. Butlan CHP’si Çelik’i savcılığa hedef gösterdi. Haberi atlayanlar linçe koyuldu. Çelik’in dört başı mamur haberi, gerçek gazetecilik ve etkileri üzerine biraz düşürdük. [Ebru Çelik’in hatırlattığı gazetecilikBirGün gazetesi muhabiri Ebru Çelik’in, CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılımıyla gerçekleşen üye katılım törenine casting ajanslarından figüran taşındığını ortaya çıkarması gündemde. Haber, birçok kişi için ne zamandır unuttuğumuz gazetecilik örneği.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-297c0148-ca2b-4e6b-8d6f-f9147cbb5552.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ebrucelikbirgun-673f9e42-97f7-45c7-b069-60da88fe1f08.webp)](https://www.fayn.press/ebru-celikin-hatirlattigi-gazetecilik/) ## Berlin Teknik Üniversitesi’nde ilk Türk rektör Berlin Teknik Üniversitesi’nin 250 küsur yıllık tarihinde koridorlarda yürüyen ilk Türk rektör Prof. Dr. Fatma Deniz oldu. Nisan 2026’da göreve başladığında arkasında bıraktığı yol basit bir kariyer öyküsünden fazlasını anlatıyordu: Bursa’da bir kız lisesinden Münih’teki bir teknik üniversiteye, oradan Kaliforniya’ya, sonunda da Almanya’nın en büyük teknik üniversitelerinden birinin en tepesine uzanan, birkaç kıtayı ve birkaç dili aşan bir güzergâh... [Bursa’dan Berlin’e: Fatma Deniz’in koridorlarıBursa’da bir kız lisesinin birincisi, otuz yıl sonra Berlin Teknik Üniversitesi’nin ilk Türkiye kökenli kadın rektörü oldu. O, “beyin okumayı” bilen bir bilim insanı. Fatma Deniz’in hikâyesi, bir “ilk”in ötesinde, kimliği gizlemeden nasıl yükselinebileceğinin de hikâyesi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-984cf8f3-81dd-48ce-9339-af8f69c3e919.png)FaynMurat Batmankaya![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/fatma_deniz__fayn-67cfc999-4e91-4077-a14b-c91d0d2cedf7.webp)](https://www.fayn.press/bursadan-berline-fatma-denizin-koridorlari/) fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ## Bodrum nasıl kurtulur? “Bodrum’u Yunan Adaları ile değil Ibiza ile kıyaslayın” lafları ortalarda abuk sabuk gezinedursun Bodrum adım adım çökmeye devam ediyor. Gümbet, Gündoğan, Merkez ve Türkbükü’ne kanalizasyon akıyor. Turgutreis, Kadıkalesi, Cennet Koyu, Aspat aşırı yapılaşmayla, Gümüşlük çapalarla boğuşuyor. Peki bir kurtuluş umudu var mı? Mehveş Evin yazdı. [Bodrum’un kurtuluş reçetesi: Erişte!Gümbet, Gündoğan, Bodrum Merkez ve Türkbükü’ne kanalizasyon akıyor. Turgutreis, Kadıkalesi, Cennet Koyu, Aspat aşırı yapılaşmayla, Gümüşlük çapalarla tahrip oluyor. Bodrum ve Ege’yi kurtarmanın yolu, deniz çayırlarını korumaktan geçiyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-57999815-f8fe-451f-8855-95a13b9304b4.png)FaynMehveş Evin![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/bodrumun_kutulus_recetesi_fayn-2-0d224588-3cb3-4a4c-861b-6128621d9a5c.webp)](https://www.fayn.press/bodrumun-kurtulus-recetesi-eriste/) ## Aralarında 3 bin yıl ve bir IMAX olan iki anlatıcı Christopher Nolan’ın *Odyssey*’i gerçekten de beklenmeyeni başardı. Uzun zamandır sinemaya gitmeyenleri hatta hiç gitmemiş olanları kaldırıp salonlara götürdü. Üç saatlik bir destanı izletti. *Odyssey* beğeneniyle, beğenmeyeniyle, tekniğiyle, tercihleriyle konuşulmaya devam ediyor. Delal Arya, Homeros ve Nolan arasındaki 3 bin yılı ve IMAX kamerasını yazdı. [Aynı hikâyenin iki dokusu: Homeros’tan Nolan’a OdysseiaChristopher Nolan’ın Odyssey filmi yalnızca bir uyarlama değil; destan ile sinemanın karşılaşması. Aralarında üç bin yıl ve bir IMAX kamerası olsa da Homeros ile Nolan aynı anlatı tezgâhında çalışıyor. Bu ortaklık nerede güçleniyor, sinema destandan nerede ayrılıyor? İnsan evine ne zaman dönüyor?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-3893c625-9e0b-4b64-b983-ed93f15b29eb.png)FaynDelal Arya![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/nolan_ve_homeros_fayn-1-321e8d7f-bfa2-42f0-9dea-e61e8b3d1f9c.webp)](https://www.fayn.press/ayni-hikayenin-iki-dokusu-homerostan-nolana-odysseia/) ## Popa siyaset karışınca İki artı iki her zaman dört eder. Bir şey ya aktır ya karadır. Pop müzik eğlencedir, politikayla bir ilgisi yoktur. İşte o iş her zaman öyle değil. 9 Ağustos’ta İstanbul’da konser verecek Zara Larsson’ın politik meselelerde takındığı net tavır popun yeni bir ifade alanına dönüşüp dönüşmediğini gayet de sorgulatıyor. [Pop müzik politik olabilir mi?Pop müzik gerçekten apolitik mi, yoksa sınırlar sessizce kayıyor mu? 9 Ağustos’ta İstanbul’da konser verecek Zara Larsson’ın hem şarkılarında hem de politik meselelerde takındığı net tavır eğlenceyle sınırlı olduğu düşünülen popun yeni bir ifade alanına dönüşüp dönüşmediğini sorgulatıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-8e9fc623-d038-4436-90b5-3e4395e0aa7c.png)FaynBeril Tekay![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/zara-_larsson_fayn-2-8db2c1c3-8280-478f-8a2f-dac334271189.webp)](https://www.fayn.press/pop-muzik-politik-olabilir-mi/) ## Doktorumu CİMER'e şikayet etsem mi? “13 bin TL muayene ücreti. Sadece nakit veya havale.” Sizce böyle bir doktor ücreti CİMER’e şikayet edilir mi? Edilmez mi? Peki genel olarak bir şeyi CİMER’e şikayet etmek konusunda ne düşünüyorsunuz? Ahlak Bekçisi okurumuzun CİMER tereddütünü aldı; hipokrat yemini, serbest piyasa ve genel olarak şikayet müessesesi perspektifinden değerlendirdi. [Bak sen şu doktorun yaptığına…Bir okurumuz randevu almak istediği doktorun fahiş muayene ücretini ve vergi kaçırma ihtimalini CİMER’e şikâyet etmeyi düşünmüş. Ama bu doktoru arkadaşı tavsiye ettiği ve arkadaşı doktordan memnun olduğu için ikilemde kalmış. “Şikâyet etsem mi etmesem mi?” diye soruyor, Ahlak Bekçisi yanıtlıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-a2f47a89-b3da-4024-a7b2-335548fc0d9e.png)FaynGönç Selen![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/doktorumu-cimere-sikayer-etsem-mi_fayn-2-d945b024-4bfb-41d7-b6e3-e0bc6d0c8e67.webp)](https://www.fayn.press/bak-sen-su-doktorun-yaptigina/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/Divider_Fayn-Oneriyor-4.png) ## Üç gün boyunca bir antik kenti tiyatro sahnesine dönüştürecek festival ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/bergama-tiyatro-festivali-07-fayn-1.webp) 7\. Bergama Tiyatro Festivali 7-9 Ağustos tarihleri arasında izleyicilerle buluşmaya gün sayıyor. Üç gün boyunca antik kenti bir tiyatro sahnesine dönüştürecek festivale gün sayarken, sözü festivali mümkün kılan gönüllülere bıraktık. Bu yaz kendinize bir iyilik yapın, Bergama’ya kalpten bağlı insanların, el birliğiyle devam ettirdiği Bergama Tiyatro Festivali’ne yolunuzu düşürün deriz. [Bir kenti festival yapanlar: Bergama’nın gönüllü kahramanları7\. Bergama Tiyatro Festivali 7-9 Ağustos tarihleri arasında izleyicilerle buluşmaya gün sayıyor. Üç gün boyunca antik kenti bir tiyatro sahnesine dönüştürecek festivale gün sayarken, sözü festivali mümkün kılan gönüllülere bıraktık.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1460e6ab-c31e-4e14-a8ca-0fc1c3783b24.png)FaynIlgaz Gökırmaklı![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/bergama_tiyatro_festivali_fayn-1-fccf71d9-fcb5-4263-87a6-65deff99a6cc.webp)](https://www.fayn.press/bir-kenti-festival-yapanlar-bergamanin-gonullu-kahramanlari/) fayn'a abone olun Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Bağımsız ve nitelikli gazeteciliğe alan açma çabasına mütevazı bir tuğla da siz koyun, Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### CHP’de ikinci isyana doğru URL: https://www.fayn.press/chpde-ikinci-isyana-dogru/ Last updated: 2026-08-04T11:43:10.000Z Ankara Bölge İdare Mahkemesi’nin 21 Mayıs’ta verdiği [mutlak butlan](https://www.fayn.press/butlanli-mutlakiyet-donemi/) kararı, yaklaşık 60 gün sonra Türkiye'nin 190'ıncı partisini doğurdu. 91 milletvekiliyle ortaya çıkan YENİ Parti, CHP'nin 24 yıllık "ana muhalefet" statüsünü bir hamlede alıverdi. Ülkede ilk defa ana muhalefet partisi seçimsiz şekilde değişti. Ve bu, çok iyi hazırlanılmış, semboller yüklenmiş bir kuruluş günü hikayesi yazılarak gerçekleştirildi. Partinin kuruluş başvurusu, 24 Temmuz 2026 Cuma günü, Lozan Antlaşması’nın yıldönümünde yapıldı. Bu, birinci semboldü. Başvurunun ardından Özgür Özel milletvekilleriyle birlikte Hacı Bayram-ı Veli Camii'ne giderek, cuma namazı kıldı. Orası, Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı sonrasında Heyet-i Temsiliye ile birlikte 23 Nisan 1920 günü cuma namazını kıldığı cami. Bu, ikinci semboldü. YENİ Partililer Atatürk’ün yaptığı gibi camiden Birinci Meclis’e de yürüdü. Özel orada *“Aynı kararlılıktayız. Ne Lozan’dan ne Misak-ı Milli sınırlarından ne Türkiye’nin bölünmez bütünlüğünden ne partimizin ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerinden bir adım, bir santim başka bir yerdeyiz*” dedi. Bu, üçüncü semboldü. Partinin kurucular kurulu ilk toplantısını Anadolu Kulübü’nde yaptı. O kulüp de Atatürk’ün talimatı, İsmet Paşa’nın ilk başkanlığı ile kurulmuştu ki, bu da dördüncü semboldü. ## Hızına yetişilemeyenler YENİ Parti’nin kuruluş dilekçesinin verilmesi ile, partinin genel başkanının seçilip, parti organlarının yerli yerine oturtulması neredeyse 24 saat bile olmadan tamamlandı. 80 kişilik Parti Meclisi (PM), 15 kişilik Yüksek Disiplin Kurulu (YDK) ve Meclis Grup Yönetimi'nde görev alacak isimler bir batında ortaya çıkarıldı. Bu hukuki kuruluştu. Siyasi kuruluşun gerçekleşeceği ilk kurultaya kadar görev yapacak Özel ile yakın çalışacak kurmay ekip ise dar tutuldu. Geçiş süreci yönetimi olarak adlandırılan Merkez Yönetim Kurulu’nda (MYK) bazı pozisyonlara yapılan atamalar aynı zamanda bir zorunluluğun sonucu oldu. Daha önce CHP’de genel sekreterlik görevini yürüten Selin Sayek Böke ya da Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gül Çiftçi değişimcilerin önde gelenleri oldukları halde YENİ Parti’ye gelmediler. Yargıtay’dan ‘değişimciler’ lehine çıkabilecek bir karara karşı[ CHP’de bırakılan ](https://www.fayn.press/secilmislerin-ozgur-yuruyusu/)bu isimler yerine, gelebilenlerden atamalar yapıldı. Örneğin İstanbul milletvekili Yunus Emre, Böke’nin yerine genel sekreter oldu. Ama CHP dönemindeki gibi Ali Mahir Başarır, Murat Emir ve Gökhan Günaydın YENİ Parti'nin de grup başkanvekilleri oldu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/ankara-muhabiri_grafik1___fayn.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/ankara-muhabiri_grafik2___fayn.webp) Parti ilk grup toplantısını alışık olduğu bir yerde, CHP’nin grup salonu olarak bilinen salonda yaptı; diğer grup salonlarının durumu, milletvekili sayısı gibi etkenleri göz önünde bulunduran Meclis başkanlığının takdiri bu yönde oldu. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir kenti festival yapanlar: Bergama’nın gönüllü kahramanları URL: https://www.fayn.press/bir-kenti-festival-yapanlar-bergamanin-gonullu-kahramanlari/ Last updated: 2026-08-01T18:10:28.000Z Bir avukat, bir hemşire, bir çiftçi ve aşçı bir araya gelirse ortaya ne çıkar? Birbirinden farklı meslekleri ve hayatları olan insanların yer aldığı, “ne alaka” dedirten bir fıkra anlatmayacağım size. Ortak noktaları Bergama ve tiyatro aşkı olan bu insanların yaptıklarını anlatacak olsam, hikâyelerine ancak "bir peri masalı" derdim. Bergama Tiyatro Festivali (BTF) ekibinden bahsediyorum. Her türlü zorluğa rağmen festival yapmaktan geri durmayan bir ekip var karşımızda. Gönüllülük esasıyla çalışan, yukarıda saydıklarımın da dahil olduğu kocaman bir ekip, bu yıl yedinci kez Bergama'yı köklerinden aldığı ilhamla dev bir tiyatro sahnesine dönüştürecek. İlki 2018’de yapılan ve bölgeye özgü tasarımıyla dikkat çeken BTF, 7-9 Ağustos tarihleri arasında 30'dan fazla oyun, performans ve etkinliğe ev sahipliği yapmaya gün sayıyor. Bu yıl festivalin programına yön veren düşünce ise dört kelimeyle özetleniyor: Değişmek. Denemek. Yanılmak. Yeniden başlamak. ## Zeus Altarı’ndan ilhamla atılan adımlar Her yıl kendini yeniden tanımlayan festival, bu cümleyi bir slogan değil, kendi hikâyesinin özeti olarak benimsiyor. Ekibin ifadesiyle festival; gördüklerinden, duyduklarından, tanıştıklarından ve geride bıraktıklarından oluşuyor. _This post is for subscribers only._ ### Hindistan’da hamam böceklerinin zaferi URL: https://www.fayn.press/hindistanda-hamam-boceklerinin-zaferi/ Last updated: 2026-07-30T09:56:19.000Z Hindistan’da tıp fakültesine giriş sınavı sorularının satılması skandalı ve genç işsizliği nedeniyle mayıs ayında başlayan ve ülke geneline yayılan kitlesel protestolar, Eğitim Bakanı’nın istifasını getirdi. Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "gençlerin özlemlerine, hayallerine ve beklentilerine saygı duyduğunu" söyledi. "Ulus karşıtı güçlerin mevcut durumdan faydalanma" ihtimalini engellemek amacıyla istifa ettiğini açıkladı. ## Ne olmuştu? [2 milyon 200 bin](https://www.pw.live/neet/exams/neet-ug-2026-vs-2025-state%E2%80%91wise-registered-appeared-and-qualified-numbers?ref=fayn.press)den fazla adayı etkileyen tıp fakültesi giriş sınavı, mayıs ayında yapıldı. Sınav sorularının satıldığının ortaya çıkması ülkede büyük bir infial yarattı. Süreç içerisinde bir düzineden fazla öğrenci intihar etti. Öğrenciler ve gençler sokaklara çıktığında polisin sert müdahelesiyle karşılaştılar. Hindistan Yüksek Mahkemesi Başkanı da gençler için "hamam böceği" ve "parazit" benzetmesi yaptı. _This post is for subscribers only._ ### Akan Abdula: “Dünyada fırtına, Türkiye'de ise kusursuz fırtına yaşanıyor” URL: https://www.fayn.press/akan-abdula-dunyada-firtina-turkiyede-ise-kusursuz-firtina-yasaniyor/ Last updated: 2026-08-04T05:07:18.000Z Dünya ve Türkiye gündemi akıl almaz bir hızla değişiyor, biz de bir süredir bu baş döndürücü haber akışından gözümüzü kaldırıp büyük resme bakmaya ve “Nasıl dönüşüyoruz?” sorusuna yanıt aramaya çalışıyoruz. Bunun için ülkenin nabzını tutan kişilerle söyleşiler yapıyoruz. “Nasıl dönüşüyoruz?” serisinin ilk [söyleşisinde](https://www.fayn.press/daha-milliyetci-daha-partili-daha-fakir-ve-daha-kirilganiz/), Panorama TR’nin araştırma direktörü Osman Sert daha partili, daha milliyetçi, daha fakir ve daha kırılgan olduğumuzu anlatmıştı. Bu kez sorularımızı Türkiye’nin en önde gelen veri analizi ve araştırma şirketlerinden [Future Bright](https://futurebright.com.tr/?ref=fayn.press)’ın kurucusu, araştırmacı, stratejist, yazar Akan Abdula’ya yönelttik. Dört bir yanımızdaki savaşların neden çıktığından artık evlenmek ve çocuk sahibi olmak istemeyen gençlere, çevremizde olan biten birçok değişimi konuştuk. 23 senedir çeşitli markalar için veri analizi yapan, sekiz senedir de toplumsal araştırmalar, analizlerle Türkiye’nin ve dünyanın dönüşümünü okumaya, takip etmeye ve anlamlandırmaya çalışan Abdula’nın dikkat çektiği rakamlar çok çarpıcı: Dünyanın en hızlı yaşlanan ülkelerindeniz. Fransa’nın 115 yılda yaşadığı yaşlanma sürecini biz 38 yılda yaşamış olacağız. 26 yılı geçti. 12 yılımız daha kaldı. Türkiye’de şu anda 6,2 milyon hanede tek kişi yaşıyor; tek çocuklu ailelerin oranı yüzde 40. **Bugün bulunduğumuz durumu nasıl tanımlarsınız?** Dünyada fırtına, Türkiye'de ise kusursuz fırtına. **Dünyadaki fırtınadan kastınız ne? Bu fırtına ne zaman ve nasıl başladı?** Dünyadaki fırtına neoliberalizmin ölümüyle başladı. Neoliberalizm öldü ama hâlâ yerine ne koyacağımızı bilemiyoruz. Neoliberalizm aslında Çin modeli ile ABD modelinin çatışmasıyla ölmeye başladı. Bu iki modele biraz daha yakından bakarsak, bugün yaşadığımız fırtınayı daha iyi anlamlandırabiliriz. Çin modeli tamamen devlet destekli bir yatırım modeli. Devlet hangi sektöre yatırım yapacağına ve o sektörde kimin oyuncu olacağına karar veriyor. Örneğin, 5G’de Huawei'yi seçti, Çin Kalkınma Bankası da Huawei’yi milyarlarca dolarla destekledi, marka bugün dünyada bir numara. Çinliler, zekice bir şey daha yaptılar ve Asya'nın tüm tedarik zincirlerini, lojistiği kontrol altına aldılar. Aslında Çin modeli de çok sağlıklı değil. Devlet desteğini çekse bankacılık sistemi, gayrimenkul şirketleri hep batık. Ama devleti kimse çekemiyor ve devletin kasası ihracatta hâlâ artıda oldukları için dolu. Bugün, çok net bir şekilde, devlet destekli şirketlerle devlet destekli şirketlerin birbiriyle çatıştığı bir dünya var. **Peki, bütün bunlar olurken Çin’in karşısında ABD ne yaptı?** Liberalizmin, neoliberalizmin son 20-30 yıldaki mucidi ABD, ‘Devlet aslında çok karışmaz, bırakın şirketler istediklerini yapsınlar’ dedi. Başta şirketleri kendi haline bırakmayı tercih etti. Ama Çin çok hızlı gidince ABD de artık ‘Bu modele karşı benim sabrım yok’ dedi ve buna göre davranmaya başladı. Kendi bebekleri neoliberalizmi sepete koydular, bırakmak için cami arıyorlar, adeta neoliberalizmi çöpe attılar. **Bu çatışmada ABD’nin hesabı ne?** ABD şunun farkına vardı; cihazlar, elektrikli arabalar gibi somut ürünlerde Çin’e karşı bu savaşı kazanma ihtimali yok. Ama ABD için kazanılabilecek çok önemli ikinci bir alan daha var: Soyut ürünler dediğimiz dijital ürünler. Burada ABD hâlâ bir numarada. ABD'nin en değerli 500 şirketinin listesinde, ilk 10 şirket -dijital şirketler, veri şirketleri, teknoloji şirketleri- toplam değerin %40'ını oluşturuyor. ABD, agresif Çin politikasının somut ürünler ve tedarik zincirinin kontrolünü ele geçirdikten sonra ABD’nin dijital şirketlerinin peşine düşeceği kanaatinde… Bu yüzden de, “O zaman ben bu ABD’li dijital şirketlerin önündeki olası bütün bariyerleri kaldırayım ve dijital şirketlerimin rakipleri olan Çin modellerini olabildiğince yavaşlatayım” diyor. **Bu dijital şirketlerin önündeki bariyer nedir?** Bu şirketlerin önünde tek bir bariyer var: Avrupa Birliği (AB). AB dijital şirketlerin disipline kavuşturulması noktasında emek sarf eden tek yapıydı. İnsan haklarını, data işleme şeklini, sınırlamaları, tekel olma halini hepsine sınırlamalar getirdi, bu şirketlere devasa cezalar yazdı. ABD, AB’nin bu süreçlerinin Çin’e zaman kazandıracağını düşündü ve AB’nin bu politikasını sıfırlamaya karar verdi. İki üç sene önce kesilen cezaları duymamaya başladık. Trump’ın yemin töreninde arkasında dizilen insanlar (Elon Musk, Mark Zuckerberg, Jeff Bezos gibi) da bununla ilgiliydi. AB’nin buradaki bütün otoritesi sıfırlandı. Yapay zeka şirketlerinin hızlanması, daha çok veri üretimi demek. Daha çok veri üretimi için daha çok veri merkezine, daha çok enerjiye, daha çok suya ihtiyaç var. ABD bu nedenle, AB’nin son 10-15 yılda hayata geçirdiği sürdürülebilirlik projelerinin büyük ölçüde rafa kaldırılması konusunda da ısrarcı. Çünkü başka türlü bu veri merkezlerinin ayakta kalma ihtimalleri yok. Son dönemdeki savaşlara baktığımızda da bu sürecin etkisini görüyoruz. **Yaşanan çatışmalarla, savaşlarla bunların ilgisi ne?** Örneğin, Venezuela’yı 13 yıldır yöneten Maduro bir gece aniden yatağından alındı. Venezuela, enerji kaynakları açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biri ama enerji kirli ve çıkarılması pahalı. Ama kirli enerji diye bir şey kalmadı. Artık enerjinin her gramı, kirlisi temizi, hepsi önemli. İran ile de savaşa girildi çünkü İran Çin'e enerji sağlıyordu. Özetle aslında dünyadaki fırtına şundan kaynaklanıyor: Bir, neoliberalizm öldü, devletler her şeyi ele geçirdi. İki, teknolojinin önündeki insanı koruyan tüm bariyerler kalktı. En azından bu bariyerlerin mücadelesini veren Avrupa Birliği'nin tüm otoritesi sarsıldı. Bütün o fotoğraflar, Trump’ın karşısında çocuklar gibi dizilmiş Avrupa Birliği liderleri. Bu mesajlar dünyaya bilerek verildi. ABD “Artık bunların bir önemi yok. Biz koşacağız” demiş oldu. Devletlerin korkunç şekilde her şeye müdahale ettiği, inanılmaz bir güç empoze ettiği ve şirketleri açık şekilde araçsallaştırdığı bir döneme girdik. > “Hem teknoloji tarafından çarpıldık hem de Türkiye'de bildiğimiz bütün gerçeklerin yavaş yavaş yok olduğu bir döneme girdik.” **Peki, Türkiye’nin kusursuz fırtınasını anlatır mısınız?** _This post is for paying subscribers only._ ### Pop müzik politik olabilir mi? URL: https://www.fayn.press/pop-muzik-politik-olabilir-mi/ Last updated: 2026-07-31T10:29:04.000Z İki artı iki her zaman dört eder. Bir şey ya aktır ya karadır. Pop müzik eğlencedir, politikayla bir ilgisi yoktur. Bu tür kesinlikler tanıdık geliyor, belki de bu yüzden tam tersinin olabileceğini düşünmeyi pek de akla getirmiyoruz. Pop müziğin toplumsal olanla mesafeli bir alan gibi kurgulanmasının da bir payı var bunda elbet. Sonuçta ticari kaygıların da etkisiyle bu müzik türü geniş kitlelere hitap etmeyi amaçlıyor ve bunun için de tartışma yaratacak konulardan uzak durmaya çalışıyor. Bu kurgu, kadın sanatçılar söz konusu olduğunda daha da belirgin. Kadın pop yıldızları çoğu zaman bedenleri, stilleri ve arzulanabilirlikleri üzerinden görünür oluyor. Uzatılan mikrofonlara aşk ve romantik ilişkilere dair açıklamalar yapmak gayet doğal karşılanırken toplumsal olana dair bir şeyler söylemek riskli kabul ediliyor. Belki de bu yüzden, pop müzik sahnesinde açık bir politik tavır sergileyen kadınlar hâlâ ayrıksı ya da kural dışı olarak algılanıyor ve birçok yaptırımla karşılaşabiliyor. Ama bu sınırlar her geçen gün biraz daha esniyor. Zara Larsson da bunun küçük ama çarpıcı bir örneği. Zara Larsson’ın adını Ağustos ayında vereceği İstanbul konseri nedeniyle sosyal medyada sıklıkla duymaya başladık. Üstelik yalnızca müziğiyle değil, söyledikleriyle de dolaşıma giriyor. Peki kim bu Zara Larsson? ## Temel özgürlük alanlarını vurgulayan şarkılar 1997 doğumlu Zara Larsson, İsveçli bir pop yıldızı. Katıldığı bir yarışmayı kazanmasıyla müzik dünyasına adım atıyor. _This post is for subscribers only._ ### Aynı hikâyenin iki dokusu: Homeros’tan Nolan’a Odysseia URL: https://www.fayn.press/ayni-hikayenin-iki-dokusu-homerostan-nolana-odysseia/ Last updated: 2026-08-02T06:44:46.000Z Bir uzak yol gemi kaptanının kızı olduğum için çocukluğumun önemli bir bölümünü babamın o sırada dünyanın neresinde olduğunu merak ederek geçirdim. Uyumadan önce bir ritüel gibi, “Babam şimdi nerede?” diye sorardım anneme. Annemin verdiği cevaplar hiçbir zaman haritada bir nokta olarak kalmazdı. Adı masalları andıran limanlar, fırtınalı denizler, başka dillerin konuşulduğu şehirler ve günlerce karanın görünmediği yolculuklar girerdi araya. Babam uzak denizlerde yol alan bir hikâye kahramanına dönüşürdü. Onu gözümde biraz Sinbad, biraz Odysseus gibi canlandırırdım. Her seferin ardından eve döndüğünde yorgun, sakallı ve tuz kokan bir yarı insan. Ama yanında getirdiği papağanlar, maymunlar ve egzotik bitkilerle bir kahramandı aynı zamanda. Annemin hikayelerindeki haritada olmayan yerlerden çıkıp gelmiş bir yarı tanrıydı. Şimdi geriye dönüp baktığımda, Homeros’un Odysseia’sının bana hiçbir zaman yalnızca Odysseus’un destanı gibi gelmediğini hatırlıyorum. Yüzeyde eve dönmeye çalışan bir adam, kaybolan gemiler, fırtınalar, devler ve büyücüler var. Altında ise yolculuğu anlatanların, dinleyenlerin, hatırlayanların ve dönüş ihtimalini canlı tutanların ördüğü daha karmaşık bir yapı uzanıyor. Christopher Nolan’ın The Odyssey’ini izlerken de aklım sık sık bu yapıya gitti. Nolan’ın yüzeyde Homeros’tan neleri çıkardığından çok, derinlerde onunla ne kadar benzer düşündüğünü fark ettim. Aralarında yaklaşık üç bin yıl ve bir de hayli gürültülü IMAX kamerası var. Yine de ikisi de hikâyeyi düz bir yol gibi değil, ileri geri işleyen bir dokuma tezgâhı gibi kuruyor. ## Nolan’ın arkasına saklandığı kadın Homeros’la Nolan arasındaki en önemli bağlardan biri, Odysseus’u evi olan İthaka’da bir dokuma tezgâhının başında bekleyen karısı Penelope. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/JohnWilliamWaterhouse-PenelopeandtheSuitors-1912-.jpg) Penelope and the Suitors - John William Waterhouse (1849-1917) Her iki eser de görünürde Odysseus’un Troya’dan dönüşünü anlatıyor. Fakat Matt Damon’ın canlandırdığı Odysseus denizlerde yol alırken İthaka’daki zamanı Penelope yönetiyor. Saraydaki yüzü aşkın talip için olay örgüsü son derece basit: Odysseus ölmüş, Penelope içlerinden birini seçecek, seçilen adam sarayın ve krallığın yeni sahibi olacak. Filmde Anne Hathaway’in canlandırdığı İthaka kraliçesi seçimini kayınpederi Leartes’in kefenini bitirdiğinde yapacağı sözünü vermiş. Bu yüzden gündüz kefeni dokuyor ve gece herkes uyuduktan sonra kumaşı ilmek ilmek söküyor. Talipler kumaşın tamamlanmasını beklerken Penelope erkeklerin beklediği o basit sona razı olmuyor, zamanı eğip büküyor, Odysseus’un dönebileceği ihtimalini açık tutuyor ve hikayeyi kendi bakış açısıyla yeniden kurguluyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Bodrum’un kurtuluş reçetesi: Erişte! URL: https://www.fayn.press/bodrumun-kurtulus-recetesi-eriste/ Last updated: 2026-08-01T08:08:06.000Z Özellikle yaz aylarının en tercih edilen, nüfusu birkaç aylığına yaklaşık bir milyona (normalde 200 bin civarı) çıkan Bodrum’un bir görünen, bir de görünmeyen yüzü var. Görünen yüzü malum. Plajlar, mekanlar, dağa taşa dikilen -ve bin şükür ki zamanında kat sınırı ve beyaz boyama zorunluluğu getirilen- evler… Görünmeyen yüzüyse çok acı… Gümbet Atık İstasyonu'ndan sızan arıtılmamış atıksular yüzünden Büyük ve Küçük Resif gibi dalış noktalarında bile görüş düştü. Deniz çayırları, mercanlar üzerinde müsilaj benzeri tortular var. Bodrum merkezde ise belediye binasının altından geçen kanaldan periyodik olarak lağım akıyor. Gündoğan ve Türkbükü koyu, aşırı yapılaşma ve yetersiz altyapı nedeniyle ağır organik yük altında. Arıtma tesislerinin kapasitesi yetmiyor ve koya verilen atık sular, bölgede kulak iltihabı gibi bakteriyel vakalara yol açıyor. Geçmişteki yoğun balık çiftliği faaliyetleri yüzünden Salih Adası ve Güvercinlik’te deniz zemini 20 yıllık organik madde birikimiyle kaplı… Moraliniz bozulduysa üzgünüm, dahası da var. Kirliliği alarm seviyesine gelen Bodrum koy ve kıyılarından sadece birkaç örnek verdik. Bodrum Yarımadası’nda bildiğiniz, gittiğiniz, yüzdüğünüz her koy büyük baskı altında. O kadar ki bu gidişle Bodrum, önümüzdeki 10 yılda turizm gelirlerine elveda diyebilir! Koylardaki bu büyük baskıyı [Project Posidonia- Deniz Çayırları Projesi](https://www.ecolegacymed.org/project-posidonia?ref=fayn.press) inceledi. Bodrum’da yürütülen bilimsel araştırmalardan çıkan veri ve önerileri inceledik. Hangi bölgenin ne kadar ve neden kirlendiğini, hatta oksijensiz kalan noktalara ve çözüme baktık. ## Deniz çayırı, nam-ı diğer erişte nedir? Önce deniz çayırı nedir, ne işe yarar, anlayalım: Hani sığ yerlerde bazen yosunla karıştırılan, bazılarını huylandıran, bu nedenle hunharca sökülüp atılan hatta yerine kum dökülen bitkiler var ya, işte onun adı deniz çayırı ya da halk arasındaki deyimiyle erişte (Posidonia Oceanica). Yosunlar arasında yer almayan, kökleri olan, çiçek açan Akdeniz’e özgü bu bitki, ekosistem için hayati. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/1--deniz---ay--r---1.jpg) Köklerinde yüksek oranda karbon hapseden bu müthiş bitki, deniz tabanına oksijen sağladığı için, iklim değişikliğiyle mücadelede çok kritik bir öneme sahip. Abartmıyoruz, bilim insanlarının mavi karbon ekosistemleri dediği; karbonu uzun süre depolayarak küresel ısınmayı yavaşlatan tropikal bölgelerdeki mangrov ormanları kadar önemli Posidonia… Kıyı erozyonunu engelleyen deniz çayırları, hem deniz canlıları için bir yuva hem de suyu filtrelediği için berraklığın garantörü. _This post is for paying subscribers only._ ### Vali, oğlu, şimdi de eşi: Gülistan Doku dosyasında ne oluyor? URL: https://www.fayn.press/vali-oglu-simdi-de-esi-gulistan-doku-dosyasinda-ne-oluyor/ Last updated: 2026-07-30T21:38:02.000Z Gülistan Doku’nun kaybolmasından altı yıl sonra, ikinci operasyon yapıldı. İlk operasyonda tutuklanan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve oğlu Mustafa Türkay Sonel’in ardından bu operasyonda da valinin eşi Handan Sonel 25 Temmuz’da tutuklandı. 5 Ocak 2020’den beri haber alınamayan Gülistan Doku’nun hikayesini Fayn okurları için [kaleme almıştık](https://www.fayn.press/gulistan-dokunun-ablasi-peslerini-birakmadi-arkasina-siginilan-gucler-artik-cezaevinde/). Altı yıl boyunca kardeşini savcı gibi, dedektif gibi arayan Aygül Doku’nun pes etmemesi sonucunda altı yıl sonra ilk operasyon Nisan ayında yapılmıştı. [Gülistan Doku’nun ablası peşlerini bırakmadı: Arkasına sığınılan güçlerin bazıları artık cezaevindeAltı yıl boyunca kardeşini savcı gibi, dedektif gibi arayan Aygül Doku pes etmedi; Eski Vali’den onun gücünü kullanan oğluna, bilişim polisinden Başhekime uzanan karanlık ağ sonunda aydınlanmaya başladı. Arkasına sığınılanlar ın bir kısmı artık cezaevinde.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-15de7233-4ccc-48ce-abc9-4c380a2ff27e.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/1gulistan-doku-625f7ba2-3cce-4455-9f5a-830abfab042a.png)](https://www.fayn.press/gulistan-dokunun-ablasi-peslerini-birakmadi-arkasina-siginilan-gucler-artik-cezaevinde/) Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ile birlikte 11 kişinin tutuklandığı bu ilk dalgadan sonra savcılık hâlâ Gülistan’ın cenazesini arıyor. Onlarca noktada yapılan kazılarda bir sonuç alınamadı. Vali Sonel ve diğer şüpheliler hakkında iddianame hazırlanması beklenirken ikinci dalga operasyonla 17 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında en dikkat çekici kişiyse valinin eşi Handan Sonel oldu. İddiaya göre Handan Sonel’in Gülistan’ın akıbetinden bilgisi vardı. Hatta oğlunun Gülistan’ı öldürdüğünü bir sabıkalıya söyleyip cesedi yok etmesi için para teklif etmiş ama bu kişiyle anlaşamamıştı. Yine iddialara göre, bunun üzerine Doku’nun naaşını valinin görev yaptığı Tunceli bölgesindeki korucular yok etmişti. ## Bilgi notlarındaki iddia Bu iddialı bilgiler basına verilen “bilgi notunda” yer aldı. Fayn olarak bu tarz bilgi notlarını, şüphelilerin ve avukatların cevapları ortaya çıkmadan yayınlamayı meslek etiği açısından doğru bulmuyoruz. Çünkü son dönemde, birçok operasyonun düğmesine basılır basılmaz basına servis edilen Ankara merkezli bilgi notlarıyla şüpheliler daha emniyete veya jandarmaya bile gitmeden, cevapları bile beklenmeden, bu notlara dayandırılarak medya aracılığıyla suçlu ilan ediliyor. Peki şüpheliler, basında yer alan bu nottaki bilgilere karşın sorgularında ne dediler? Onlara neler soruldu? Savcılığın iddialarının kaynağı ne? Fayn bu soruların cevabını ulaşabildiği soruşturma evraklarında aradı. İlk olarak Handan Sonel ile başlayalım. ## Valilik konutundan çıkan ifade Nisan ayında hem eşi hem de oğlu tutuklanan Handan Sonel, üç ay sonra aynı akıbeti yaşadı. Handan Sonel’in gözaltına alınmasının dayanağı, valilik konutunda çalışan bir kadının verdiği ifadeydi. Evraka göre, vali konutunun mutfak bölümünde çalışan Selvi Y.’nin ifadesi 29 Haziran’da alındı. _This post is for paying subscribers only._ ### Bursa’dan Berlin’e: Fatma Deniz’in koridorları URL: https://www.fayn.press/bursadan-berline-fatma-denizin-koridorlari/ Last updated: 2026-09-02T08:30:57.000Z 🦉 [**FNF Türkiye*](https://www.freiheit.org/tr/turkiye?ref=fayn.press) *iş birliği ile hazırladığımız bu yazı dizisinin her bölümünde sivil toplumdan akademiye, ekonomiden politika çevrelerine çalışmalarıyla fark yaratan isimlerin ilhâm veren hikâyelerine mercek tutuyoruz. Çalışmalarını takip ettiğiniz ve hikâyesini merak ettiğiniz isimler varsa* [**hello@fayn.co*](mailto:hello@fayn.co) *e-posta adresinden editör masamıza iletebilirsiniz.* TU Berlin’in (Berlin Teknik Üniversitesi) 250 küsur yıllık tarihinde, koridorlarda yürüyen ilk Türk kadın rektör Prof. Dr. Fatma Deniz oldu. Nisan 2026’da göreve başladığında arkasında bıraktığı yol basit bir kariyer öyküsünden fazlasını anlatıyordu: Bursa’da bir kız lisesinden Münih’teki bir teknik üniversiteye, oradan Kaliforniya’ya, sonunda da Almanya’nın en büyük teknik üniversitelerinden birinin en tepesine uzanan, birkaç kıtayı ve birkaç dili [aşan bir güzergâh](https://www.tu.berlin/en/about/organization/executive-board/president?ref=fayn.press). Lakin sanılmasın ki bir kariyer hikâyesinden söz edeceğim. Hayır, bu bir kadının, hatta bir “yabancı”nın, genellikle beyazların ve erkeklerin doldurduğu bir koltuğa nasıl oturduğunun hikâyesi… Deniz’in ismi Almanya’da geniş kitlelerce, 2025’in Aralık ayında yapılan rektörlük seçimiyle duyuldu. Ne var ki asıl hikâyesi seçim gününden çok önce, iki farklı kıtada, iki farklı bilim geleneğinde şekillenmeye başlamıştı: Türkiye’deki lise sıralarında, Münih’teki bilgisayar bilimi laboratuvarlarında, Kaliforniya’nın nörobilim merkezlerinde... Dolayısıyla onun uzun birikimini ve bu birikim üzerine inşa edilen kamusal görünürlüğünü elde bulunan Almanca kaynaklar üzerinden bir araya getirmek, bize, her vesile ile başka bir ülkede, fırsatlar cennetinde, yeni bir hikâye arayanlara ilham verebilir. ## Bursa’da bir başlangıç Fatma Deniz, 11 Haziran 1983'te, o dönem Batı Almanya'nın Bavyera eyaletine bağlı Münih'te doğdu. Ailesi, birçok Türkiye kökenli göçmen ailesinin izlediği yolun tam tersini izleyerek, Deniz henüz çocukken Türkiye'ye döndü. Bu tersine göçün ardından çocukluğu ve ilk gençliği [burada geçti.](https://de.wikipedia.org/wiki/Fatma%5FDeniz?ref=fayn.press) Bursa’daki bir kız lisesinde okudu ve 2001’de okulunu [birincilikle bitirdi](https://dtj-online.de/erste-tuerkeistaemmige-rektorin-fatma-deniz-als-tu-praesidentin-ins-amt-eingefuehrt/?ref=fayn.press#:~:text=Offiziell%20ist%20Deniz%20bereits%20seit,%C3%B6ffentlichen%20akademischen%20Einrichtung%20in%20Deutschland.). Bu ayrıntı, sonraki yıllarda kendisiyle yapılan neredeyse her röportajda ve biyografik notta tekrar eder — sanki gazeteciler, onun akademik yolculuğunun ilk adımının da bir "en iyisi olma" adımı olduğunu vurgulamak ister gibi. Alman basınının bu ısrarı, kendi başına bir gözlemi hak ediyor: Deniz’in hikâyesi, Almanya’da göçmen kökenli bireylerin başarı öykülerinin nasıl bir "olağanüstülük" çerçevesine oturtulduğunun da bir örneği. Deniz, liseden sonra Münih’e bu kez bir öğrenci olarak döndü. Ludwig-Maximilians-Üniversitesi’nde hesaplamalı dilbilim (Computational Linguistics; en sade tanımıyla, insan dilinin bilgisayarlar ve matematiksel modeller aracılığıyla modellenmesi, analiz edilmesi ve işlenmesini inceleyen bilim dalıdır) yandalıyla birlikte Münih Teknik Üniversitesi’nde bilgisayar bilimi okudu ve 2008’de diploma sınavını [üstün başarıyla verdi.](https://de.wikipedia.org/wiki/Fatma%5FDeniz?ref=fayn.press) Öğrenciliği sırasında, Amerika’daki Caltech’te (California Institute of Technology) hesaplamalı sinir sistemleri üzerine bir diploma tezi de [yazdı](http://tu.berlin/en/about/organization/executive-board/president?ref=fayn.press). Ludwig-Maximilians-Üniversitesi'nde yan dal olarak seçtiği hesaplamalı dilbilim, onun insan beyninin dili işleme pratikleriyle makinelerin dil temsilleri arasındaki o görünmez köprüyü (yapay zekâyı) yıllar öncesinden keşfettiğini gösteren ilk işaretti. ## Beyin okumak: Bir araştırmacının rotası 2008-2013 arasında Deniz, TU Berlin’de ve Bernstein Hesaplamalı Sinirbilim Merkezi’nde, insan beynindeki görsel bilinç süreçleri üzerine [doktora yaptı](https://de.wikipedia.org/wiki/Fatma%5FDeniz?ref=fayn.press). Doktora sonrasında ise Berkeley’e, Kaliforniya Üniversitesi’ne geçti. Burada Helen Wills Nörobilim Enstitüsü ve Uluslararası Bilgisayar Bilimi Enstitüsü’nde araştırmacı olarak [çalıştı.](https://www.tu.berlin/en/about/organization/executive-board/president?ref=fayn.press) Deniz’in araştırma alanı, dil işlemenin insan beynindeki yerleşimini görüntüleme yöntemleriyle incelemek. Bu çalışmalardan çıkan bulgulardan biri, somut ve soyut kavramların dillerden bağımsız olarak beyin korteksinde benzer biçimde temsil edildiği, dinleme ile okuma arasındaki işlemleme farklarının ise sanıldığından az olduğu yönünde. Bu da öğrenme teknikleri açısından sonuçlar [doğuruyor](https://de.wikipedia.org/wiki/Fatma%5FDeniz?ref=fayn.press). Son yıllarda bu çalışmalar, büyük dil modelleri ve yapay zekâ bağlamında da bir karşılık buluyor. Deniz, insan ve makinelerdeki dil temsilleri üzerine konuşmalar [yapıyor](https://de.wikipedia.org/wiki/Fatma%5FDeniz?ref=fayn.press). TU Berlin’deki akademik kadrosuna 2023’te, "Biyolojik ve Yapay Sistemlerde Dil ve İletişim" kürsüsünün başına geçerek [katıldı.](https://www.tu.berlin/en/ueber-die-tu-berlin/organisation/universitaetsleitung/vizepraesidentin-fuer-digitalisierung-und-nachhaltigkeit/fatma-deniz?ref=fayn.press) Deniz’in akademik üretkenliği, salt beyin görüntüleme çalışmalarıyla sınırlı kalmadı, veri biliminin metodolojik sorunlarıyla da ilgilendi. 2017’de, UC Press’ten çıkan "The Practice of Reproducible Research: Case Studies in Data Science" adlı [derlemeye](https://www.ucpress.edu/books/the-practice-of-reproducible-research/paper?ref=fayn.press) editör olarak katıldı ve kitaba iki tonlu Mooney görüntülerinden oluşan bir veri tabanı üretme yöntemini anlattığı bölümle katkıda bulundu. *Nature Communications*’ta 2023’te yayımlanan ve anlatı konuşmasının insan beyin korteksindeki sesbirimsel bölütlenmesini ele alan bir [makalede](https://www.nature.com/articles/s41467-023-39872-w?ref=fayn.press) de imzası var. Bu çalışmalar, kariyerinin idari basamaklarına geçmeden önce, onu alanında sağlam bir araştırmacı olarak konumlandırıyor. Rektörlük koltuğuna, kendi laboratuvarı ve yayın listesi olan bir bilim insanı olarak oturduğunu gösteren bir arka plan... ## Krizdeki bir üniversitenin başına geçmek Deniz’in idari kariyeri, 2024’ün Nisan ayında, TU Berlin’in dijitalleşme ve sürdürülebilirlikten sorumlu rektör yardımcılığına atanmasıyla [hız kazandı](https://www.berlin-university-alliance.de/items/2026/260401-fatma-deniz-tu-berlin-praesidentin.html?ref=fayn.press). Bu görevde dijital modernizasyon süreçlerini yönetti, sürdürülebilir araştırma verisi altyapıları kurdu. Berlin’in üniversiteler arası mükemmeliyet birliğinde de "kaynakları paylaşma" alanını ve ortak bir Veri ve Yapay Zekâ Merkezi stratejisini [ileri taşıdı](https://www.berlin-university-alliance.de/items/2026/260401-fatma-deniz-tu-berlin-praesidentin.html?ref=fayn.press). Aralık 2025’te, TU Berlin senatosu yeni rektörü seçmek üzere toplandığında, yarış beş adaydan ikisine indi: görevdeki rektör Geraldine Rauch ve Deniz. İki turlu seçimde Deniz, gerekli üçte iki çoğunluğun oldukça üzerinde bir destekle, [42 oyla kazandı](https://www.turkiyetoday.com/lifestyle/turkish-computer-scientist-fatma-deniz-elected-rector-of-tu-berlin-3210790?ref=fayn.press); Rauch 18 oyda kaldı. Deniz, seçim sonucunun ardından çok mutlu olduğunu söyledi ve görevi "büyük bir güven ve saygıyla" devraldığını [belirtti.](https://www.hurriyet.de/news/aktuelles/historischer-meilenstein-tuerkische-wissenschaftlerin-fatma-deniz-wird-praesidentin-der-tu-berlin-133731516?ref=fayn.press) Devraldığı üniversite, kolay bir miras değildi. *Tagesspiegel*’e verdiği ilk röportajda, kendisine üniversitenin içinde bulunduğu krizin boyutu hatırlatılıyor. Ders sunumlarının kısılması gerekeceği, bazı binaların bakımsız durumu, hatta bir profesörün alaycı biçimde derslerin metroda, araştırmanın afet yardım çadırlarında yapılması gerekebileceğini söylemesi... Deniz’in yanıtı ise net: Bu koşullarda dahi "harika şeyler" başarılabileceğine dair bir şans görmeseydi göreve talip olmayacağını [söylüyor](https://www.tagesspiegel.de/wissen/neue-tu-berlin-prasidentin-fatma-deniz-wir-mussen-effektiver-arbeiten-nicht-mehr-15093960.html?ref=fayn.press). Alman basınına yansıyan bir başka demecinde ise yeni görev anlayışını özetler biçimde, üniversitenin daha fazla değil, daha etkin çalışması gerektiğini [vurguluyor.](https://www.tagesspiegel.de/wissen/neue-tu-berlin-prasidentin-fatma-deniz-wir-mussen-effektiver-arbeiten-nicht-mehr-15093960.html?ref=fayn.press) Deniz, rektörlüğe seçilmesiyle birlikte, Berlin Üniversiteler Birliği’nin (Berlin University Alliance) en üst karar organı olan Yönetim Kurulu’na da katılmış oldu. Bu birlik, Berlin’deki büyük araştırma üniversitelerinin ortak stratejik [çatısı niteliğinde.](https://www.berlin-university-alliance.de/items/2026/260401-fatma-deniz-tu-berlin-praesidentin.html?ref=fayn.press) Deniz ve beraberindeki rektör yardımcıları ekibi, üstün araştırma, yenilikçi eğitim, disiplinlerarası işbirliği, sürdürülebilir kalkınma ve dijital dönüşüme net biçimde odaklanarak üniversiteyi yönetmeyi hedeflediklerini [açıkladı.](https://www.berlin-university-alliance.de/items/2026/260401-fatma-deniz-tu-berlin-praesidentin.html?ref=fayn.press) Deniz görevine resmen 1 Nisan 2026’da başladı. TU Berlin’in yeniden kuruluşunun 80\. yıldönümüyle çakışan bir törenle, Mayıs ayında resmi olarak göreve [getirildi.](https://dtj-online.de/erste-tuerkeistaemmige-rektorin-fatma-deniz-als-tu-praesidentin-ins-amt-eingefuehrt/?ref=fayn.press#:~:text=Offiziell%20ist%20Deniz%20bereits%20seit,%C3%B6ffentlichen%20akademischen%20Einrichtung%20in%20Deutschland.) Açılış konuşmasına Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere üç dilde bir selamlamayla başladı, ardından Alman anayasasının güvence altına aldığı "bilim özgürlüğünün büyük ayrıcalığından" [söz etti.](https://dtj-online.de/erste-tuerkeistaemmige-rektorin-fatma-deniz-als-tu-praesidentin-ins-amt-eingefuehrt/?ref=fayn.press#:~:text=Offiziell%20ist%20Deniz%20bereits%20seit,%C3%B6ffentlichen%20akademischen%20Einrichtung%20in%20Deutschland.) Mükemmelliğin tesadüfen ortaya çıkmadığını, insanların sorumluluk aldığı, birlikte büyük bir şey için çalıştığı ve yeni yollar denemeye cesaret ettiği zaman ortaya çıktığını [söyledi.](https://dtj-online.de/erste-tuerkeistaemmige-rektorin-fatma-deniz-als-tu-praesidentin-ins-amt-eingefuehrt/?ref=fayn.press#:~:text=Offiziell%20ist%20Deniz%20bereits%20seit,%C3%B6ffentlichen%20akademischen%20Einrichtung%20in%20Deutschland.) ## Bir kadın, bir "yabancı", bir koltuk Deniz’in devraldığı kurum, küçük bir kurum değil: [*Tagesspiegel*’](https://www.tagesspiegel.de/wissen/neue-tu-berlin-prasidentin-fatma-deniz-wir-mussen-effektiver-arbeiten-nicht-mehr-15093960.html?ref=fayn.press)in tabiriyle Almanya’nın en büyük üniversitelerinden biri. Böylesine büyük ve kriz içindeki bir kurumun başına, hem "ilk kadın" hem "ilk Türkiye kökenli" sıfatlarını aynı anda taşıyarak geçmek, Deniz’in üstlendiği sorumluluğun ölçeğini de gösteriyor. Deniz’in atanması, Almanya’da göç tarihinin bir dönüm noktası olarak da okundu. Bu atama Alman göç tarihinde önemli bir kırılma noktası [sayılıyor.](https://www.tagesspiegel.de/wissen/neue-tu-berlin-prasidentin-fatma-deniz-wir-mussen-effektiver-arbeiten-nicht-mehr-15093960.html?ref=fayn.press) [ZDF’in bir haberinde](https://www.zdf.de/play/reportagen/forum-am-freitag-154/forum-am-freitag-vom-22-mai-2026-100?ref=fayn.press) de altı çizilen nokta benzer: Deniz, bir teknik üniversitede bu göreve gelen, Türk göç geçmişine sahip ilk kadın. Bu "ilk"liğin ağırlığını kendisi de biliyor gibi görünüyor. Deniz, yeni rolüne "alçakgönüllülükle" baktığını Alman Basın Ajansı’na (dpa) söylemiş. Bu, kürsüde bir zafer edasından çok, üstlenilen sorumluluğun farkındalığına işaret eden bir cümle. Nitekim selefi Geraldine Rauch’un görevi, tartışmalı bir sosyal medya paylaşımı yüzünden erken gölgelenmişti. Rauch, 2024 Mayıs’ında, Türkiye’de Filistin yandaşı bir gösteride çekildiği öne sürülen ve İsrail Başbakanı’nı gamalı haçla birlikte gösteren bir fotoğrafı beğenmiş, sonrasında da özür dilemek zorunda kalmıştı. Rauch'un adı, o andan itibaren üniversite dışında da tartışmalı ve krizle özdeşleşen bir isim olarak anıldı. Deniz'in seçim kampanyası ve söylemi ise tam tersi bir zemine, kutuplaşmadan uzak, bilimsel yetkinliğe ve kurumsal güvene dayanan bir zemine oturdu. Senatonun 42'ye 18 gibi geniş bir farkla onun lehine oy kullanması da bu tercihin bir yansıması sayılabilir. Deniz'in seçimi, bu anlamda üniversitenin siyasi gerilimden uzaklaşıp istikrara dönme arayışının da bir işareti olarak okunabilir. Deniz’in kendi kamusal duruşu, kimliğinin farklı katmanlarını aynı anda görünür kılmaktan çekinmeyen bir duruş: Bir yandan bilgisayar bilimci ve nörobilimci kimliğini, öte yandan Bursa’da başlayan öyküsünü, üç dilli selamlamasında olduğu gibi bir arada taşıyor. Bu, "entegrasyon" kavramının klasik, tek yönlü tarifinin ötesine geçen bir tavır: geldiği yeri gizlemeden, ait olduğu yeni kurumun en tepesinde durabilmek. Türk-Alman basınının Deniz’i ele alış biçimi de bu açıdan dikkate değer. Hürriyet.de’nin haberinde, TU Berlin’in kendi tarihinde ilk kez bir Türkiye kökenli bilim insanını başkanlığa seçtiği vurgulanırken, Deniz’in seçim sonrası "büyük bir güven ve saygıyla" görevi devraldığına dair sözleri [aktarılıyor.](https://www.hurriyet.de/news/aktuelles/historischer-meilenstein-tuerkische-wissenschaftlerin-fatma-deniz-wird-praesidentin-der-tu-berlin-133731516?ref=fayn.press) Bu tür haberlerde sık karşılaşılan bir çerçeveleme var: Deniz’in başarısı, yalnızca kendi biyografisinin bir sonucu olarak değil, Almanya’daki geniş Türkiye kökenli toplulukların (çoğu aileleri ilk kuşak "misafir işçi" olarak gelmiş bir nüfusun) sembolik bir kazanımı olarak da okunuyor. Deniz’in kendisi, bu sembolik yükü taşıdığının farkında görünüyor ama söylemini bir mağduriyet ya da mücadele anlatısının ötesinde, yetkinlik ve güven üzerine kuruyor. Seçim sonrası açıklamasında üniversite için çizdiği vizyon da bunu yansıtıyor: bilimsel mükemmelliği başkentte somutlaştıran modern bir teknik üniversite kurmak için güvenilir yapılara, öğrenmenin, gelişimin ve net sorumlulukların norm olduğu bir kültüre ihtiyaç olduğunu [söylüyor.](https://www.hurriyet.de/news/aktuelles/historischer-meilenstein-tuerkische-wissenschaftlerin-fatma-deniz-wird-praesidentin-der-tu-berlin-133731516?ref=fayn.press) ## Devam eden bir hikâye Fatma Deniz’in hikâyesi, henüz yazılmakta olan bir hikâye. Dört yıllık görev süresi daha yeni başladı. TU Berlin’in içinden geçtiği yapısal kriz, önündeki en [büyük sınav.](https://www.tagesspiegel.de/wissen/neue-tu-berlin-prasidentin-fatma-deniz-wir-mussen-effektiver-arbeiten-nicht-mehr-15093960.html?ref=fayn.press) Görevi ne kadar başarıyla yürüteceği, üniversitenin bütçe kısıtlamalarından bina sorunlarına uzanan gündelik meselelerinde nasıl sonuçlar üreteceği, önümüzdeki yıllarda ayrıca yazılacak bir bölüm. Ama şimdiden söylenebilecek bir şey var: Bursa’daki bir kız lisesinin birincisi, otuz yıl sonra Berlin’in en büyük teknik üniversitelerinden birinin başına oturdu. Üstelik bunu, ne kökenini ne de cinsiyetini bir yük olarak taşıyarak başardı. Bilakis ikisini de bir arada, açıkça görünür kılarak yaptı. Onun hikâyesi, Almanya’daki Türkiye kökenli toplulukların uzun göç tarihine eklenen yeni bir sayfa. Aynı zamanda, bilim insanlığı ile idarecilik arasındaki geçişin de kendine özgü bir örneği. İki kimliği bir arada taşımanın verdiği zenginliğin, önümüzdeki dört yılın TU Berlin’i için ne anlama geleceğini, zaman gösterecek. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Ebru Çelik’in hatırlattığı gazetecilik URL: https://www.fayn.press/ebru-celikin-hatirlattigi-gazetecilik/ Last updated: 2026-07-27T16:45:46.000Z CHP’nin genel başkanlığına, mahkemenin verdiği mutlak butlan kararıyla dönen, haftalardır “İnsan içine çıkamıyor” diye eleştirilen Kemal Kılıçdaroğlu, cumartesi İstanbul’da üye katılım törenine katıldı. Tören tam da CHP’den istifaların ardından Özgür Özel’in genel başkanlığında YENİ Parti’nin kurulmasının bir gün sonrasına denk gelmesi açısından da önemliydi. Ama toplantı daha yeni bitmişti ki BirGün gazetesi muhabiri Ebru Çelik’in özel haberi gündemin ilk sırasına oturdu. [Habere göre](https://www.birgun.net/haber/kilicdaroglunun-rozet-toreninde-skandal-yuzlerce-figuran-parayla-torene-tasindi-725666?ref=fayn.press), CHP’nin rozet takma törenine, üç farklı cast ajansından 20 servisle yüzlerce figüran taşınmıştı. Ebru Çelik organizasyondan, daha önce çalıştığı işyerinde uğradığı hak kaybı nedeniyle haberini yazdığı bir kişinin attığı mesajla haberdar olduğunu yazdı. Gönderilen mesajda Kılıçdaroğlu’nun rozet takacağı tören için 950 TL ücret verileceği yazılıydı. Gazeteci Çelik de kendisini figüranların arasına yazdırıp haberin peşinden gitti. Çelik’in her aşamasına tanıklık edip görüntülediği olaya göre, Mecidiyeköy'de bulunan Trump AVM'nin önünde sabah saat 09.00'da toplanan figüranlar Sarıyer'deki Rauf Denktaş Kültür Merkezi'ne götürülüyor. Çelik, figüran olarak gelen tüm kişilerin Kılıçdaroğlu'yla bir ilgisi olmadığını, kiminin emekli, kiminin işsiz, kiminin ise atanamayan sınıf ya da matematik öğretmeni olduğunu öğreniyor. Aralarında İmamoğlu’nu destekleyen bile var. İran, Özbekistan ve Mısır vatandaşlarının da içerisinde bulunduğu figüranlar servisten salonun arka bahçesinde indiriliyor. Ebru Çelik’in haberine göre, burada gruba "Halkın umudu Kılıçdaroğlu", "Hak, hukuk, adalet", "Gençliğin umudu Kılıçdaroğlu", "Kahraman Kemal" sloganları öğretiliyor ve hep birlikte alkış tutmaları, ıslık çalmaları söylenerek provalar yapılıyor. Saat 12.00'de başlayan etkinlik öncesinde salonun alt ve üst katına yerleştirilen figüranları cast direktörleri alkış ve slogan atmaları için yönetirken, içerisinde cast direktörlerinin de bulunduğu yaklaşık 50 erkek figürana CHP Gençlik Kolları yelekleri giydiriliyor. ## Haberi atlayanların linç yarışı Daha o akşam, hükümete yakın birçok kanalın tartışma programında haberin nasıl gerçek olamayacağı, bunun bir kumpas olduğu iddiaları havalarda uçuşmaya başladı. Oysa o gün orada aynı kanalların tümünün muhabirleri de vardı. Eskiden olsa haberi atlayan muhabirlerinden hesap sorarlar, muhabirler de haber merkezine en azından haberi atlamanın utancıyla başı önde girerdi. Onun yerine bir linç kampanyası başladı. Akademisyen Deniz Ülke Kaynak’ın tv100’deki sözleri de çok tartışıldı. Kaynak, *"Geride kalanlarla ilgili partinin içerisinde, orada burada böyle operasyon yapabilir. Yani hakikaten içeriden birisi, üç tane cast ajansından birini getirir, 'Kılıçdaroğlu'nun ekibi yaptı' iddiası üstüne eklenir."* dedi. ## CHP’den suç duyurusu BirGün muhabirinin haberi duyulur duyulmaz ilk açıklama, organizasyonu düzenleyen, CHP’nin yine mahkeme kararıyla İstanbul İl Başkanlığı’na getirilen Gürsel Tekin’den geldi. Tekin, haber için kumpas iddiasında bulundu: > *“Açık ve net söylüyorum; hiçbir kirli tarafta olmadım. Bu tuzağı kuran kimse kardeşim de olsa sayın savcılar dibine kadar gidecekseniz. Bu kurulan FETÖvari tezgahın sorumluları kimse mutlaka bulmamız lazım. Bulacağız, kimse merak etmesin. Kocaman salonda 70 kişi fazla olsa ne olur, eksik olsa ne olur?”* Tekin, araştırma yaptıklarını, etkinlik alanına bir arabanın geldiğini, gelenlerin görevinin Kılıçdaroğlu için salonda negatif slogan atmak olduğunu iddia etti. Haberi veren basın kuruluşlarını “kirli medya” olarak nitelendirdi. Yetmedi, haberi yapan gazeteci için hakaret içeren bir ses kaydı dinletti. Yine yetmedi, CHP savcılığa suç duyurusunda bulundu; BirGün muhabiri Ebru Çelik, Web Yayın Koordinatörleri Uğur Koç ve Berkant Gültekin ile Sözcü TV muhabiri "şüpheli" olarak gösterildi. Dilekçede, söz konusu haberlerin "gerçek dışı, yalan ve iftira içerdiği" öne sürülürken, "dezenformasyon yasası" olarak bilinen "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "iftira" maddelerinden soruşturma açılması istendi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığa da [soruşturma başlattı](https://www.birgun.net/haber/istanbul-cumhuriyet-bassavciligi-ndan-figuran-haberimize-dair-aciklama-sorusturma-baslatildi-725763?ref=fayn.press). ## Yayında gelen açıklama Tartışmalar tam gaz sürerken, cast ajanslarından Merss Prodüksiyon’un sahibi Ömer İne, Pazar akşamı tv100 yayınına bir açıklama gönderdi. Açıklama, kumpas iddialarını, unutulmuş muhabirliği hatırlatan haberi linç sırasına girenleri boşa düşürdü: > *"CHP'ye gönül veren bir birey olarak, törende yakın dostum Samet Özkaş'a destek olmak amacıyla ajansımın tüm imkanlarını kendi irademle seferber ettim. Bu organizasyon ve teknik destek karşılığında CHP Genel Merkezi'nden veya İl Başkanlığı'ndan kesinlikle hiçbir maddi bedel alınmamıştır. Çalışmalarımız herhangi bir talimatla değil; dostluk bağı, yürekten inanç ve gönüllülük esasıyla yürütülmüştür. Desteğimizin ticari veya siyasi bir pazarlık gibi yansıtılmasını üzüntüyle karşılıyoruz."* ## Unutulan gazetecilik BirGün muhabiri Ebru Çelik, kendisine gelen bir ihbarı değerlendirdi, haberin peşinden gitti, tüm aşamalarına şahit olup görüntüledi. Bu haliyle birçok kişi Çelik’in haberinin yılın gazetecilik başarısı olduğunu söylüyor. BirGün Gazetesi de muhabirin ve haberinin arkasında duruyor. CHP’nin tepkisi ise şu ana kadar ortaya çıkan bilgilerle havada kalıyor. Yıllardır basın özgürlüğünü savunan CHP, haberi yapan muhabiri ve gazetesini hedef tahtasına koymaya devam ediyor. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Bak sen şu doktorun yaptığına… URL: https://www.fayn.press/bak-sen-su-doktorun-yaptigina/ Last updated: 2026-08-10T12:18:45.000Z *Merhaba sevgili Ahlak Bekçisi,* *Normalde hiç huyum değildir, ancak son zamanlarda CİMER ve EGM’nin şikayet platformlarına elim giderken buluyorum kendimi.* *Genelde emin olduğum konularda gönül rahatlığıyla şikayette bulunabilirim ama bu sefer bir ikilemdeyim.* *En yakın arkadaşımın uzun süredir gittiği ve bana tavsiye ettiği bir dermatoloğa randevu almak için mesaj attım. Burası Nişantaşı'nda doktorun kendi özel kliniği. Arkadaşım bana randevu ücretinin 7 bin 500 lira olduğunu söyledi. Bana fazla gelse de yaşadığım sıkıntıyı çözmek için vermeye razı oldum.* *Kliniğe mesaj attığımda ise randevu ücretinin 13 bin lira olduğunu ve sadece havale veya nakit ödeme alabildiklerini söylediler. Bu bilgi içime nasıl oturdu anlatamam… Astronomik bir muayene ücreti talep edip bir de bunun vergisini vermemeleri moralimi bozdu. Vergi verenlerin suçu ne? Vermeyenler de bunu nasıl açıkça yapabiliyor?* _This post is for subscribers only._ ### Kalan sağlar sağ mıdır? URL: https://www.fayn.press/kalan-saglar-sag-midir/ Last updated: 2026-09-02T08:26:53.000Z *Fayn Haftalık*’tan selamlar. Masamızı şöyle bir topladık. Gündemimizle geldik. CHP’yi birinci parti yapan kadro CHP’den ayrıldı. Butlanlar kaldı. Şimdi ne olacak? Oğuzhan Uğur dosyası bir garip dosya. Peki içinde ne var? İnsanlık tarihi ve tarihe ait eserler Zendaya’nın oyuncağı mı? Bu sorulara bakarken bir de kendi aile dizimimize baktık. Hazırsanız başlayalım. ## Seçilmişlerin Özgür yürüyüşü Özgür Özel, 21 Temmuz 2026 Salı günü bir süredir beklenen açıklamayı yaptı. CHP’yi birinci parti yapan kadro, aslında bir anlamda kapatılan ve tekrar aynı isimle açılıp başına Kemal Kılıçdaroğlu atanan partiden ayrılıyor. Peki kim gidiyor? Kim kalıyor? Yeni parti nerede oturuyor? Ankara muhabiri derledi. [Seçilmişlerin Özgür yürüyüşüCHP’de kopuş artık iddia değil, takvim. Özgür Özel’in veda gibi başlayan konuşması yeni bir partinin doğum ilanına dönüştü. Kim gidiyor, kim kalıyor, perde arkasında nasıl bir plan işliyor? Kritik ayrışmasının kulisini Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-bb17ed49-f0d6-46c6-a87f-59f0ab17ce84.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ozgur_ozel-yeni-parti_fayn-338c24a6-5035-453f-af63-205ecddd71a6.webp)](https://www.fayn.press/secilmislerin-ozgur-yuruyusu/) ## Hürmüz Boğazı yine düğüm düğüm Yaz başında imzalanan ABD-İran mutabakatı beklendiği gibi kısa ömürlü oldu. Trump, NATO zirvesinde esti gürledi. Sonra da başa döndük. Aslında konu dönüp dolaşıp Hürmüz Boğazı'nın kimin kontrolünde olacağında tıkanıyor... [Hürmüz Boğazı yine düğüm düğümHaziran ayında imzalanan ABD-İran mutabakatı beklendiği gibi kısa ömürlü oldu. Ateşkesi çökerten Hürmüz Boğazı’nın kimin kontrolünde olacağı kavgası. Şimdi iki taraf da zamanın kendi lehine çalıştığına inanıyor, bu da yeni ve daha büyük bir savaş riskini büyütüyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-8ed239c5-2b34-447b-a747-f32fb6fb734d.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hurmuz-bogazi-dugum-dugum_fayn-27280132-b95b-4fcc-81ae-18c54f2e0a70.webp)](https://www.fayn.press/hurmuz-bogazi-yine-dugum-dugum/) ## Oğuzhan Uğur dosyasında ne var? AHBAP soruşturması Oğuzhan Uğur’a uzandı. Gözaltına alınırken tekrarlana tekrarlana normalleştirilmiş suçlar yine işlendi ve işlem sırasında alınan görüntüler servis edildi. Sonra da ifadesinde iddialara makul açıklamalar vermesine rağmen tutuklandı. Peki dosyada ne var? *Fayn* inceledi. [Oğuzhan Uğur dosyasında ne var?Deprem günlerinde aynı safta duran iki isim, bugün aynı soruşturmanın gölgesinde. Oğuzhan Uğur’un ifadesi, polis kamerasından MASAK raporlarına uzanan dosya ne anlatıyor?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-79c4d791-ae22-4ab3-882b-10dca9a0164d.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/oguzhan-ugur_fayn-d034ed2e-db10-437a-a307-bb189063d665.jpg)](https://www.fayn.press/oguzhan-ugur-dosyasinda-ne-var/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/divider-fayn-reklam-2.png) ## Arkadaş düğün sezonu açıldı ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/ds-damat_fayn-01.webp) Yaz demek biraz da arkadaş düğünü sezonu demek. Paçanızı saran tatlı ve telaşlı heyecanı duyuyoruz. O yüzden damadın en yakın arkadaşlarına bir öneriyle geliyoruz. Gecenin sonu bir havuzda bitse de fiyakanız bozulmayacak, müziğin ritmine kendinizi kaptırıp yakayı paçayı dağıtsanız da özgüvenli şıklığınızı koruyacak bir stile ihtiyacınız var, biliyoruz. D’S Damat smokinleri tam da bu ihtiyacınıza hitap ediyor. Gelin arabasının şoförü, arkadaş masasının organizatörü, gecenin hem en koşturanı hem en eğleneni sağdıçlar, bu şıklığı hak ediyor. Çünkü damadın en yakın arkadaşına D’S Damat yakışır. [Smokin D’S Damat’tan alınır](https://www.dsdamat.com/smokin-damatlik-tum-urunler/?ref=fayn.press) ## O küpeler neden orada? Christopher Nolan’ın son filmi Odyssey’in basın toplantısında Zendaya’nın taktığı 3.000 yıllık küpeler bazı haklı soruları gündeme getirdi. Mesela insanlık tarihine ait eserler ünlüler tarafından aksesuar olarak kullanılabilir mi? Ya da kökeni İran’dan Hindistan’a, Anadolu’dan Afrika’ya uzanan bu hazineler Batı’ya nasıl ulaştı? Nasıl oyuncak haline geldi ve neden kendi yurtlarına geri dönemiyor? Tarık Demirkan yazdı. [Odysseus evine döndü, peki çalınan hazineler ne zaman dönecek?Christopher Nolan’ın son filmi Odyssey’in basın toplantısında Zendaya’nın taktığı antik İran döneminden üç bin yıllık küpeler bir soruyu gündeme getirdi: Kökeni İran’dan Hindistan’a, Anadolu’dan Afrika’ya uzanan bu hazineler Batı’ya nasıl ulaştı ve neden kendi yurtlarına geri dönemiyor?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-62e1a89e-1dee-4bd9-a22b-c720b8397888.png)FaynTarık Demirkan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/calinan-hazineler_fayn-2-9da38167-a517-417c-8afc-5475ce221c2d.webp)](https://www.fayn.press/odysseus-evine-dondu-peki-calinan-hazineler-ne-zaman-donecek/) ## İlle de şehir olsun Öncelikle Allah imkanı olan kimseye yazı İstanbul’da geçirtmesin. İmkanı olmayanlara da imkan versin inşallah. Ama eğer imkanlılardan değilseniz, yakın gelecekte imkanlanacak gibi de görünmüyorsanız bu şehirde yaz geçirmenin yolları konusunda biraz desteğe ihtiyacınız olabilir. İşte o destek biziz. [İlla ki İstanbul, illa ki yaz gezmesi diyenlereYazın buralar pek fena ama kenti gezmeyi kafaya koyanları durdurmak ne haddime. O zaman belki serin, ferah ve hafif rotalar ve birkaç hayatta kalma önerisi sunabilirim size.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-210a3145-deec-45e5-85f8-9a67151fbfaa.png)FaynÇağla Öztek![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/istanbul-gezmesi_fayn-2-d7e09bf5-35cd-408e-8c1f-bdadfa5b4cac.webp)](https://www.fayn.press/illa-ki-istanbul-ille-ki-yaz-gezmesi-diyenlere/) ## Meryem Hanne’nin ilham veren hikayesi 6 Şubat depremlerine Adıyaman’da yakalanan Meryem Hanne Erbil annesini, babasını, erkek kardeşini ve sağ kolunu kaybetti. Aynı zamanda bir para atlet olan Meryem, Adıyaman Üniversitesi Sosyoloji bölümü son sınıf öğrencisi. “Hayatta kaldıysam bunun bir sebebi olmalı” dedi. Spora yeniden başladı. Para Atletizm Türkiye Şampiyonası’ndan üç altın madalya ile döndü. *Fayn*, Meryem’in ilham veren hikayesini ve hedeflerini dinledi. [72 saat enkaz, üç Türkiye şampiyonluğu: Adıyamanlı Meryem Hanne’nin yeniden doğuşu6 Şubat depremlerinde annesini, babasını, kardeşini ve sağ kolunu kaybeden 21 yaşındaki Meryem Hanne Erbil, yalnızca üç haftalık hazırlığın ardından katıldığı ilk Para Atletizm Türkiye Şampiyonası’nda üç Türkiye şampiyonluğu kazandı. Şimdi hedefi milli takım ve dünya paralimpik oyunlar.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-9614cf72-cdc8-4c9c-b7e4-c06bd3e33369.png)FaynRabia Çetin![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/meryem-hanne-erbil_fayn-2-2ba122e6-f383-40eb-a474-408ff1fcadd6.webp)](https://www.fayn.press/72-saat-enkaz-uc-turkiye-sampiyonlugu-adiyamanli-meryem-hannenin-yeniden-dogusu/) ## Oradaydık: Timewalk Exhibition Uygarlığın 12 bin yıllık tarihinin içinde yürüdüğünüzü düşünün. Göbeklitepe’den başlayıp, Babil’in Asma Bahçeleri’nden geçip, Mısır’daki piramitlere doğru gittiğinizi... Londra’da açılan Timewalk Exhibition’da zamanda bir yolculuğa çıktık. [Tarih ayaklarınızın altından akarken…Uygarlığın 12 bin yıllık tarihinin içinde yürüdüğünüzü düşünün. Göbeklitepe’den başlayıp, Babil’in asma bahçelerinden geçip, Mısır’daki piramitlere doğru gittiğinizi. Londra’da açılan “Timewalk Exhibition”da zamanda bir yolculuğa çıktık. Göbeklitepe ile ilgili son haberleri de Londra’da öğrendik.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-ca712a93-543c-4a07-96bd-acfac5b9463e.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/timewalk-exhibition_fayn-49e8f244-b298-45d0-aed9-1af907d64714.webp)](https://www.fayn.press/tarih-ayaklarinizin-altindan-akarken/) ## Bir durumumuz var Yeni yeni kavramlar çıkıyor. Bazen de var olan şeyler yeni isimler alıyor. Örneğin “situationship”. Yani bir zamanların “biz şimdi neyiz”i ya da “takılıyoruz”u. Tabii biraz daha detayı da var. Aslı Ortakmaç, “situationship” rüzgarını inceledi ve açıkladı. [Biz şimdi neyiz: Situationship rüzgarı neden esiyor?Situationship son yılların popüler terimlerinden… Türkçe karşılığı durumdaşlık. Tanımı zor ama şöyle özetlenebilir: ilişkinin keyfi var ama sorumlulukları yok gibi. Peki kimine göre çok özgürleştirici ve sahici kimine göre güven vermeyen “situationship” aslında ne? Kim neden tercih ediyor?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-f00a955b-5b25-48f4-b29e-4522027eee2e.png)FaynAslı Ortakmaç![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/situationship-fayn-2-119c1a46-151e-4108-9149-920f1946856d.webp)](https://www.fayn.press/biz-simdi-neyiz-situationship-ruzgari-neden-esiyor/) ## Bir aile dizer miyiz? Son dönemlerde derdine derman arayanların yolu ara sıra da aile dizimine çıkıyor. Aile dizimi bilimsel açıdan kabul gören bir yöntem değil. Pratikte de tartışmalı. Biz terapide Doğu mistisizminden ziyade Alman materyalizmini seviyoruz. Ama herkesin ihtiyacına da kimse karışamaz. O yüzden önyargılarımızla yuvarlanıp gitmeyelim bir temsilci seçip aile dizimine gönderelim, deneyimleyip değerlendirelim dedik. Temsilci olarak da Sinem Hızarcı’yı seçtik. Şimdi deneyimini dinlemek için ona bağlanıyoruz. [Aile diziminde neler yaşadım?Aile dizimi gerçekten kuşaklar boyunca taşınan yükleri görünür kılan güçlü bir deneyim mi, yoksa ikna edici bir hikâye mi? Kendi aramızda karara varamayınca editörümüz Sinem’i görevlendirdik. Bir gün boyunca o çemberin içinde gördüklerini, yaşadıklarını hem katılımcı hem gazeteci gözüyle anlattı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-64bc40dd-af7b-4e2b-900a-0c792d0b7033.png)FaynSinem Hızarcı![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/aile-dizimi_fayn-1-a132fa18-1cba-49c2-9c6b-ccdd96f9b73d.webp)](https://www.fayn.press/aile-diziminde-neler-yasadim/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/Divider_Fayn-Oneriyor-3.png) ## Bodrum akşamlarında farklı bir alternatif: Stand-up geceleri ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/fayn-oneriyor_bodrum-tuzbiber.webp) Türkiye’de mizah yapmak artık iyiden iyice riskli bir iş ama izlemek hâlâ riskli sayılmaz. TuzBiber ekibi üç yıldır Bodrum’un karakterli mekanlarından Flamm ile bir işbirliği yapıyor ve açık havada, ay ışığı ve dalga sesleri eşliğinde mizah severleri stand-up’çılarla bir araya getiriyor. Üç senedir ilk sahne hep Deniz Göktaş’ındı ama bu sene durum maalesef malum. Ama yine de program zengin. 30 Temmuz’da Özge Özel, 4 Ağustos’ta magazini seviyeli muhabbet, titiz araştırma, derin bilgi ve eğlenceyle harmanlayan Şokopop, 6 Ağustos’ta Cüneyt Nergiz ve 13 Ağustos’ta ise mizah kültürünün en kral isimlerden Serkan Altuniğne sahnede olacak. Flamm adres: Yalı Mahallesi 30\. Sokak No:3 Göktürkbükü. Biletlere TuzBiber Stand-Up’ın [internet sitesi](https://tuzbiberstandup.com/?ref=fayn.press) üzerinden ulaşmak mümkün. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Tarih ayaklarınızın altından akarken… URL: https://www.fayn.press/tarih-ayaklarinizin-altindan-akarken/ Last updated: 2026-07-25T12:15:24.000Z İnsanoğlunun geçmişine duyduğu merak hiç bitmez. Tarihte bilinen ilk müze aslında düşündüğümüzden çok daha eski bir dönemde kuruldu. M.Ö. 530’da İkinci Babil İmparatorluğu’nun son kralı Nabonidus, antik eserlere olan ilgisiyle tanınmıştı. Kendisi, tarihteki ilk arkeolog olarak kabul ediliyor. Kızı, prenses ve başrahibe Ennigaldi-Nanna, bugün Irak’ın güneyindeki Ur kentinde birçok antik eseri bir araya getirdi. Bu müze de 1925 yılında arkeolog Leonard Woolley'nin Ur'daki saray ve tapınak kompleksinin bazı kısımlarını kazdığı sırada keşfedildi. Kazıda, yan yana düzgünce dizilmiş, M.Ö. 20\. yüzyıla kadar giden düzinelerce eser bulundu. Çoğu Sümer, Akad ve eski Babil’den kalmaydı. Eserlerin yanına üç dilde yazılmış kil etiketler konulmuştu. Ennigaldi de tarihteki ilk müze küratörü kabul ediliyor. 1471’de Papa IV. Sixtus’un Roma halkına antik bronz heykeller bağışlamasıyla dünyanın en eski sürekli halka açık müzelerinden biri, Capitoline Müzeleri ortaya çıktı. Modern anlamda ilk müze adını taşıyan kurumlardan biri de 1683’te İngiltere’de açılan Oxford’daki Ashmolean Müzesi. Günümüzde müzeler, kentlerin en önemli çekim alanları. Her yıl milyonlarca insan, şehirden şehre, ülkeden ülkeye gezerken müzelere özel bir zaman ayırıyor, kimi gezilerini müzelere göre planlıyor. 0:00 /0:26 1× Görsel efektler, güçlü ses tasarımı ve çok duyulu anlatımla sanki geçmişe yolculuk ediyorsunuz. Ama tarihi eserlerin sergilendiği müzeler de kuşakların ilgilerindeki değişime göre, gelişen teknolojiyi de kullanarak sürekli bir dönüşüm içinde. Ziyaretçilere, özellikle de yeni kuşaklara ulaşmanın yolları aranıyor. İşin içine daha fazla “deneyim” katılıyor. Hikâyeler ekleniyor, farklı duyular devreye sokuluyor. Bu sebeple son yıllarda “deneyim müzeciliği” öne çıkmaya başladı. İşte bunun son örneği olan “Timewalk Exhibition” da 22 Temmuz’da Birleşik Krallık’ın başkenti Londra’da açıldı. Üstelik bir Türk şirketi tarafından. ## Zamanda yolculuğa çağrı “Timewalk Exhibition”, Londra’daki en büyük kentsel dönüşüm alanlarından biri olan Royal Docks’taki dev kongre ve fuar merkezi ExCeL London’da yer alıyor. Bölge her yıl biraz daha gelişiyor. Deneyim müzesine girişte bir kulaklık alıyorsunuz ve onu taktığınız anda zamanda bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Kulaklık, yolculuğunuza eşlik eden hikâyeleri dinlemek için 26 ayrı dil seçeneği sunuyor. Ayrıca çocuklara özel anlatım imkânı da var. Türkçeyi seçince bu yolculukta size Selçuk Yöntem ve Devrim Yakut eşlik ediyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/timewalk-exhibition_fayn-01.webp) Girişteki sütunlu salonda tarihteki 21 farklı medeniyet hakkında bilgi veriliyor. İçeriye adım attığınız anda karşınıza çıkan sütunlar, her birinden özel hikâyelerle 21 farklı medeniyeti anlatıyor. Görsel şölen Göbeklitepe ile başlıyor. Göbeklitepe, yerleşik hayatın başlangıcında, daha sonraki zamanlara çok önemli esin kaynağı olacak keşiflerin gerçekleştiği bir yer. Bir anda duvarda Göbeklitepe’nin insanları size doğru yürümeye başlıyor. Ayaklarınızın altından kumlar akıyor. Görsel efektler, güçlü ses tasarımı ve çok duyulu anlatımla sanki 12 bin yıl öncesine, tarihin sıfır noktasına gidiyorsunuz. T biçimli dikilitaşlar hemen yanınızda yükseliyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/timewalk-exhibition_fayn-03.webp) Müzede çocuklar için özel anlatım seçeneği de bulunuyor. Sonra uygarlığın bilinen en erken dönemlerini izleyerek yüzyıllar boyunca insan yaşamının izlerini sürüyorsunuz. Dinlediğiniz ses, sadece tarihte bırakmıyor sizi, aslında bugüne de getiriyor: > *“Farklı kültürler, farklı topraklar, farklı zamanlar. Asırların, okyanusların birbirinden ayırdığı toplumlar. Buna rağmen hepsi aynı amacın peşindeydi. Geride kalıcı bir iz bırakmak. Dünyayı anlamak, ölülerini onurlandırmak, hatırlanmak…”* Şehirleşmenin ve bilgi sistemlerinin ortaya çıktığı Babil’e; ölümsüzlük ve kozmik dengenin peşindeki Antik Mısır’a; matematik, astronomi ve döngüsel zaman anlayışıyla evreni kavrayan Maya uygarlığına; Moai heykellerinin ataları ve koruyucu figürler olarak kültürel ve ruhsal önem taşıyan Rapa Nui’ye gidiyorsunuz. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/timewalk-exhibition_fayn-02.webp) Babil’in asma bahçelerinde geziyor, Mısır yazıtlarının tam da içinde yürüyorsunuz. Rapa Nui’de heykellerin arasında dolaşıyorsunuz. Bu sırada kulağınızda hep her medeniyete ait farklı ama tarihin akışını hissettiğiniz hikâyeler var. ## 22 milyon sterlinlik yatırım Timewalk Exhibition, dünyada deneyim müzeciliğinin ilk örneklerinden Efes ve Ayasofya Deneyim Müzelerini kuran DEM Müzecilik tarafından açıldı. Açılış için şirketin davetiyle Türkiye’den bir grup gazeteciyle birlikte Londra’ya gittik. Müzeyi hayata geçirmek için kendi alanlarında uzman tarihçilerin danışmanlığında, kreatif direktörler, profesyonel senaristler, 2D ve 3D sanatçılar, mimarlar ve teknoloji uzmanlarından oluşan 250 kişilik bir ekibi çalışmış. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/timewalk-exhibition_fayn-05.webp) DEM Müzecilik'in Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Uğur Esin ve CEO'su Eda Bildiricioğlu, gelecek yıl da İtalya'da bir deneyim müzesi açacaklarını söyledi. DEM Müzecilik Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Uğur Esin, bu müzeyi Türkiye’den yurtdışına bir kültür ihracatı olarak tanımladı. *“En büyük hedefimiz, binlerce yıllık kültürel mirası koruyarak gelecek nesillere aktarmak ve tarihin evrensel hafızasını birlikte yaşatmak”* dedi. Esin, Londra’daki deneyim müzesi için şu ana kadar 22 milyon sterlinlik bir yatırım yaptıklarını söyledi. Önümüzdeki 1,5 yılda 500 bin ilâ 600 bin ziyaretçiye ulaşmayı hedefliyorlar. Giriş ücretleri de güne, saate ve yaşa göre 22-45 sterlin arasında değişiyor. Şirketin bir sonraki deneyim müzesi projesi ise İtalya’nın başkenti Roma’da Kolezyum’da hazırlanıyor, gelecek yıl açılacak. Sonra sırada Japonya ve ABD var. ## Göbeklitepe ve Karahantepe’den yeni haberler Uygarlık tarihinin olduğu gibi, Londra’daki müzenin de başlangıç noktası olan Göbeklitepe’deki kazılar insanlık tarihini yeniden yazıyor. Ona hemen yakınındaki Karahantepe de eşlik ediyor. Sadece o kadar da değil, Şanlıurfa’da Taş Tepeler denilen bölgede 10 alanda kazılar sürüyor. Taş Tepeler Projesi Koordinatörü ve Göbeklitepe ile Karahantepe’deki kazıların başkanı Prof. Dr. Necmi Karul da Timewalk Exhibition’ın açılış töreni için Londra’daydı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/necmi_karul_web_1200px-1.jpg) Taş Tepeler Projesi Koordinatörü Prof. Dr. Necmi Karul, sadece son bir ayda bile heyecan verici buluntulara ulaştıklarını söyledi. Karul’u yaz aylarında kazı bölgesinin dışında bulmak kolay değil. Haziran’da başlayan kazılar, dört ay sürüyor. Biz de hazır fırsat yakalamışken kendisiyle Göbeklitepe’yi ve kazılardaki son durumu konuştuk. Ve anladık ki, heyecan verici yeni keşifler açıklanmayı bekliyor. ## Yeni yapılar ortaya çıkıyor Kazılardaki her yeni keşif, yeni bir bilgi öğretiyor. Bu, kimi zaman beslenme alışkanlıklarıyla, kimi zaman sembollerin anlamıyla, kimi zaman inanç dünyasıyla, kimi zaman da mimariyle ilgili. Prof. Dr. Necmi Karul ile öncelikle Göbeklitepe’deki son buluntuları konuştuk: > *“Göbeklitepe’de mevcut büyük çatının benzeri bir alan, hemen o çatının arkasında, kuzeyinde var. Orada yeni bir strateji ile kazılara başladık. Alanın genelini, çok geniş bir ölçekte kazmayı planlıyoruz ve buna da başladık. Yüzeyden itibaren dörtgen yapılar gelmeye başladı. Çatıyla korunan alandaki büyük binaların benzerlerinin orada da olduğunu biliyoruz. Göbeklitepe’deki önceki kazılar bize çok şey öğretti, şimdi o birikimle Göbeklitepe’deki yeni alanları açıyoruz.”* Karahantepe’deki çatı projesininse bu yıl tamamlanması planlanıyor. Çatı hayata geçmeden önce doğu terastaki tüm işlerin bitirilmesi için çalışılıyor. Ama bu yılki kazıların başlamasının üzerinden sadece bir ay geçmesine rağmen heyecan verici buluntular ortaya çıkarılmış: > *“Çok ilginç yeni yapılar ve yeni buluntular var. Daha önce açığa çıkardıklarımızla ortak özellikleri olan ama onlardan farklı yeni binalar var, yeni heykeller var. Bu heykellerin ikonografisi daha önce gördüklerimizden biraz daha farklı.”* Tabii bunlar hemen bulunduğu gün açıklanacak şeyler değil. Önce temizliğinin bitmesi ve değerlendirilmesi gerekiyor. Yine de birkaç hafta içinde, yani bu yılki kazı sezonu bitmeden yeni keşiflerin açıklanması bekleniyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/timewalk-exhibition_fayn-06.webp) Timewalk Exhibition'daki zaman yolculuğu sizi farklı uygarlıkların tarihiyle tanıştırıyor. ## Aynı madde, aynı döngü, aynı hikâye Timewalk Exhibition’daki zaman yolculuğu ve sonrasında Prof. Necmi Karul ile yaptığımız kısa sohbet, geçmiş ile bugünün birbirine ne kadar yakın olduğunun da göstergesi. Zaten müzeden çıkarken kulağınıza yansıyan son mesaj da geçmişin, bugünkü senden çok da farklı olmadığını hatırlatıyor: > *“Bedeninizdeki su, bugün bütün bildiğimiz uygarlıklardan önce de vardı. Sizi siz yapan madde çok daha eski bir yolculuktan geldi, sönmüş yıldızlarda doğdu evrene dağıldı. Bugün yaşayan, sizden önce yaşamış herkes aynı maddeden, aynı döngüden, aynı hikâyeden geldi. Ve sen de bunun bir parçasısın. Aslında hep öyleydin…”* fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Aile diziminde neler yaşadım? URL: https://www.fayn.press/aile-diziminde-neler-yasadim/ Last updated: 2026-08-03T07:14:02.000Z Bir pazar günü erken saatlerde evden çıkıyorum. Heyecanlı adımlarla bomboş yollardan vapur iskelesine iniyor, yaptığım deniz yolculuğundan sonra haritadan bakarak tarif edilen adresi bulmaya çalışıyorum. Bugün bilinen bilinmeyen her şey masaya yatırılacak, belki de dönüşte başka bir insan olacağım. Nihayet stüdyo olarak kullanılan bir apartman dairesinin salonundayım. Benden önce katılımcılardan sadece biri gelmiş, benden sonra kalan üçünün de gelmesiyle tamamlanıyoruz. Önce tanışıyor, kısa bir sohbet eşliğinde çayımızı içiyoruz. Fakat tüm bu sohbeti masada bırakmamız ve gün boyu birbirimizin hikayesi hakkında yorum yapmamamız gerekiyor. Böyle tembihleniyoruz. Hazır olduğumuzda salondaki yerimize geçiyor ve bir çember oluşturacak şekilde sandalyelerimize yerleşiyoruz. Yol boyu yaptığım “Sabahın bu saatinde ne yapıyorum böyle?” sorgulamalarıma yenileri ekleniyor. Diğer katılımcılarla tanışırken kendim hakkında ne kadar doğruyu söylemeliyim diye tereddüt ediyorum. Mesela mesleğimi paylaşmalı mıyım? Paylaşırsam buraya neden geldiğim anlaşılır mı? Sonunda fazla ayrıntı vermeden doğruyu söylüyorum. Belli mi olur, belki tüm bu yapacağımız çalışmanın işe yarayacağı tutar da sırf ben gerçekleri söylemedim diye olaylar iyice karışır. Ben Sinem, editörüm, bugün aile dizimine geldim çünkü acaba bazı sorunlarımın benim bilmediğim bir kaynağı var mı diye merak ediyorum. Ki bu doğru. Ama gerçeğin tamamı da değil. Ben Sinem, editörüm, bugün aile dizimine geldim çünkü yazıişleri ekibime aile dizimini deneyimleyeceğim ve hakkında bir yazı yazacağım diye söz verdim. _This post is for subscribers only._ ### Hürmüz Boğazı yine düğüm düğüm URL: https://www.fayn.press/hurmuz-bogazi-yine-dugum-dugum/ Last updated: 2026-07-26T09:06:19.000Z Ateşkes, umutlu olmasa da en azından merak uyandırıcı bir biçimde başlamıştı. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in, İran’a saldırarak başlattığı, petrol fiyatlarının dans etmesine, tedarik zincirlerinin zora girmesine ve dolayısıyla zorlanan ekonomilere yol açan savaşa haziran ortasında imzalanan bir mutabakat muhtırası ile ara verilmişti. O zaman kaleme aldığım yazıda, mutabakatın bir sonraki krize kadar ateşkes olduğunu, imzalanan metnin yeni sorunlar çıkarmaya aday olduğunu [yazmıştım,](https://www.fayn.press/abd-iran-mutabakati-bir-sonraki-krize-kadar-ateskes/) ancak ne yalan söyleyeyim bu kadar hızlı bir çöküşü beklemiyordum. Neredeyse tüm dünyaya “Maşallah” dedirten mutabakat 40 gün bile yaşamadı. Fakat ilginç olan şuydu: Çatışmalar yeniden başladığında ilk çatışmalar kadar duygusal ve ekonomik türbülanslar yaratmadı, hatta galiba neredeyse kanıksandı bile. Üstelik ciddi bir tırmanma potansiyeli olmasına rağmen. Peki ne oldu ve nerede patladı haziran mutabakatı? ## Hürmüz ey Hürmüz Kazan-kazan mantığını anladığına dair emareler vermekte zorlanan ve tutumuna bakınca kaybet-kaybet stratejisini çok daha uygulanabilir bulan Tahran yönetimi, öteden beri, dünya petrol trafiğinin şah damarı olan Hürmüz Boğazı’nı stratejik bir araca dönüştürmeyi hayal ediyor ve bunu yüksek sesle söylüyordu. _This post is for paying subscribers only._ ### Seçilmişlerin Özgür yürüyüşü URL: https://www.fayn.press/secilmislerin-ozgur-yuruyusu/ Last updated: 2026-07-28T14:04:58.000Z Özgür Özel, 21 Temmuz 2026 Salı günü CHP Grup kürsüsüne yakasında altı oklu rozetle çıktı. *“…Bugün bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım ve huzurunuzdayım…”* dedi. Tarihi değil, tarihe not düşen bir konuşma yapmaya geldiğini söyledi. 2023 seçim yenilgisinden bugüne olanı biteni özetledi. Yargının “sakatlandı” dediği 38\. Olağan Kurultay’ı anlattı: > *“…Seçim ilerlerken seçim yaklaşırken hep sordular bize, hep sordular. ‘Size gelip devletten konuşan var mı? Öyle bir yerlerden, derin yerlerden mesajlar geldi mi? Bir mutabakata vardınız mı? Bir taahhütte uzlaştınız mı?’ Ben hep ‘Yok’ dedim. ‘O zaman olmaz’ dediler. ‘Size ne partiyi, ne bu düzeni vermezler’ dediler. ‘Buralarda bu işler böyle dönmez, pazarlığı yapacaksın, taahhütte bulunacaksın, zararsız sistemin içerisinde olduğunu kanıtlayacaksın ancak ondan sonra gelip Genel Başkanlık oynayacaksın’ dediler.”* İsmini vermeden Kemal Kılıçdaroğlu’nu şikâyet etti: > *“Yedi yıllık ilçe başkanıyla üçüncü kez tanışıp memnun olan yerine; partinin 10 farklı ilinde çayı demleyen emekçinin adını bilen, torununun adını bilenler iktidara geldi.”* CHP’den gitmeye mecbur bırakıldıklarını anlattı: > *“Delegenin seçtiklerine karşı sarayın yetkilendirdikleri karar verecek. Sonra diyor ki ‘Arkadaşlar gitmeyin partiden. Durun burada, oturun burada. Bakın yakında, eylülün sonunda kurultay başlatacağım. Seneye nisana doğru sonlandıracağım. Yedi ay boyunca bizim birbirimizi yememizi, mahallelerde kavga etmemizi, bilmem neyi izlemek istiyor saray. Ben teşneyim bana verilen role. Gel sen de geç karşıma, tutuşalım parti içi güreşe. AK Parti bir dönem daha seçtirmek için Erdoğan’ı, baksın kendi işine.’ Yok öyle yağma, yok öyle yağma.”* Vakit tamam, veda hüzünlü ama umut var demeye getirdi: > *“Bugün mecbur bırakılmış, vakti gelmiş, hüzünlü bir vedanın hemen eşiğindeyiz. Ancak yeni bir başlangıcın sarsılmaz umudunu içimizde taşıdığımızı da milletimizle paylaşmak isterim. Bu partinin evlatları Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu ülkenin kurucu partisi olduğunun, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu partinin kurucusu olduğunun, bu partinin onun iki eserinden birisi, gurur duyduğu bir eseri ve onun emaneti olduğunun farkındadır…”* CHP’nin işgal altında olduğunu savundu: > *“…Artık partimiz butlanla, yargı kollarıyla, saray duvarları arasına sıkışmış bir esaretin ve bir işgalin altındadır. İşgal altında olan; Atatürk’ün mirasını korumanın sorumluluğu da artık bu salondadır, bizim omuzlarımızdadır.* > *Biz binayı terk ettik ama çıkarken mirası, emaneti alıp da çıktık. Miras bizdedir. Meşruiyet bizdedir. Yetki bizdedir, görev bizdedir.”* _This post is for paying subscribers only._ ### İllaki İstanbul, illaki yaz gezmesi diyenlere URL: https://www.fayn.press/illa-ki-istanbul-ille-ki-yaz-gezmesi-diyenlere/ Last updated: 2026-08-10T14:15:39.000Z İstanbul su üstüne kurulmuş bir kent; Marmara ve Karadeniz’in tuzuna yatırılmış, iki denizi birbirine taşıyan akıntılar ve tepelerinden denize koşan tatlı dereleriyle şekillenmiş… Öte yandan İstanbul rüzgarlara mahkum bir kent; dört bir yönden gelip nemli bir pusla örtülü bedenini ısıtan, soğutan, kurutan, çürüten, yeşerten hava akımlarıyla bir tür aşk-nefret ilişkisi yaşayan… İstanbul, açgözlü, çaresiz, tutkulu, meraklı, bencil insanların işgali altında bir kent; binlerce yıl onu arzulayan kalabalıklar tarafından bir yandan ruhu beslenmiş, öte yandan böğrü deşilip, betonla doldurulmuş… Bu kenti mevsimler yönetmez. Mevsimler tıpkı İstanbul gibi suya, rüzgara, insana ve tabii topografyaya boyun eğer. Akdeniz’le Karadeniz arasında bir yerde asılı kalan bu coğrafyada kenti saran tepeler, bağrında bir koridor açan Boğaz ve denizleri aşıp gelen rüzgarlar nedeniyle ilçe ölçeğinde mikroiklimler oluşur. Öyle ki Beykoz’dan körpe karalahana pazara geldiğinde Çengelköy’de son hıyarlar hasat edilir. Kadıköy’ün bahçelerinde turunçlar henüz yeşilken, ada ahalisi sokaklarında tatlanan portakalları yemeye başlar. Sözün özü yolunuz buraya bir şekilde düşmüşse, kendinizi ister evsahibi ister konuk kabul edin, mevsimine bakmadan İstanbul’un suyuna, rüzgarına ve insanına göre hareket etmeniz hayrınızadır. Başa çıkması kolay olduğu kadar sunduğu deneyim çeşitliliği açısından da baharları tek geçerim. Rüzgarı kesebilecek hafif bir yağmurluk ve soğan tipi bir kombinle bu kentin o kendini bilmez insan kalabalığına karışmak hoştur… Ancak yaz ya da kış aylarında işler biraz sarpa sarar. İstanbul’un kışı başka bir yazının konusu olsun, bugün sözüm “illa ki yazın İstanbul’da gezeceğim” diyenlere… Öncelikle şapka, güneş gözlüğü, güneş kremi, su, yelpaze, rahat ayakkabılar, [İstanbulkart](https://www.istanbulkart.istanbul/?ref=fayn.press), [Müzekart](https://muze.gov.tr/?ref=fayn.press) ve telefon şarjı her İstanbul gezgininin çantasında bulunmalı. Ayrıca gecesiyle gündüzüyle kapsamlı bir aktivite rehberi bulmak da zor değil. Temmuz özelinde olmasına rağmen tüm yaz için ilham verici. [Temmuz’da İstanbul çıldırıyor!Harbiye’den Gülhane’ye, Kadıköy’den Maçka’ya yükselen müzik sesleri... Geceleri Topkapı Sarayı’nın önünde uzayan kuyruklar… Kültür, sanat ve eğlencenin merkezi İstanbul’un Temmuz seçkisi emrinize amade.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-5d339821-68a4-497d-9f06-17ef274abdd5.png)FaynAyşe Tor![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/temmuzda-istanbul_fayn-c89e36af-66d0-45e6-be3e-b13192863f64.webp)](https://www.fayn.press/temmuzda-istanbul-cildiriyor/?ref=fayn-dosya-newsletter) Benim derdim başka. Acı verici sıcak nemi ciğerine doldurmaktan, asla kurumayan terin tuzuyla cildinin yanmasından, kafası karışıp dili pelteleşene kadar susuz kaldığını fark etmekten çekinmeyenler için, bunca yıllık İstanbul ve rehberlik deneyimlerimden yola çıkarak birkaç öneri ekleyeceğim sadece. Toplanın… ## Tek yol deniz Toplanın ve sabah erkenden denize açılın. Bir tam gününüz varsa Anadolu Kavağı'na gidiyoruz. Bu yolculuk Akdeniz ikliminde başlayacak, Boğaz mikroklimasından geçip Karadeniz’e kadar uzanacak. Bu iklim yolculuğunda [Şehir Hatları’](https://sehirhatlari.istanbul/tr?ref=fayn.press)nın fiyat performans avantajı, üç farklı vapur keyfiyle üç farklı keşif vaat ediyor. İki kıta arasında salına salına giden Uzun Boğaz Turu, Eminönü’nden başlayıp Anadolu Kavağı’na uzanan, yedi duraklı yaklaşık iki saatlik bir yolculuk. Dönüş vapuru iki buçuk saat sonra Anadolu Kavağı’ndan ayrıldığı için gezmeye, görmeye ve elbette yemeye yeterli zaman kalır. Yoros (Hieron) Kalesi’ne 20 dakikalık yokuş yukarı yürümek zorlayıcı olabilir ama tepedeki manzara ve Karadeniz’in serin rüzgarı çekilen çileye değer. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/istanbul-gezmesi_fayn-01.png) Fenikeliler’den beri Boğaz’ın kuzey girişini kollayan bu kalede M.Ö. 1\. yüzyılda “adil rüzgarlar sunan tanrı (Ourios)” Zeus için bir tapınak inşa edilmiş. Khalkedon ve Byzantion kentlerinin balıkçılarının Karadeniz’e açılırken Zeus’a selam gönderdikleri duyuluyor sanki. Zeus’un yanıtı da hâlâ havada asılı: Pruvanız neta, rüzgarınız kolayına olsun… Şu Karadeniz’e açılmış tekne de denizlerin tanrısı Poseidon’un desteğiyle çarpışan kayalardan az önce kurtulmuş Altın Post’un peşindeki Argonatlar’dır belki. Sonları hayırlı olsun. Zamanı ve dünyayı bir tepeden seyrettikten sonra, denize nazır bir çay bahçesinde ya da bir balık restoranında mola vermek gerekir tabii… Aman yemek uzamasın ve vapur kaçmasın. Yaz boyu cumartesi günleri Uzun Boğaz Turu’nun bir de Mehtap Gezisi versiyonu var. Bostancı’dan başlıyor, 2,5 saatte tamamlanıyor ve daha serin, daha romantik bir program sunuyor. Dönüş yoluysa ay takvimini dikkate alıp plan yaptıysanız mehtap, yoksa Samanyolu garantili. ## Birkaç serin sefer Sadeleşmek ve karada daha çok zaman geçirmek isteyenler için iki saatlik iki sefer daha var aklımda. Biri sadece Boğaz’ın Anadolu kıyılarında seyreden ve dokuz iskeleye uğrayan Üsküdar-Anadolu Kavağı motoru. Beykoz’da inip Kundura Hafıza Müzesi’nin de içinde bulunduğu [Beykoz Kundura](https://beykozkundura.com/?ref=fayn.press)’ya uğranabilir. Öncesinde programına bakmak ve kayıt yaptırmak iyi olur. Ardından göçmen kuşların bir kısmının ağaçlarında mola vermeyi sevdiği Mecidiye Kasrı’na gidilir belki. Müzekart çantadan çıkar ve Boğaziçi’nin bu ilk kagir ve modern üslupla inşa edilmiş mini sarayında bir tur atılır. Bahçedeki kafede soluklanıp İstanbul’a kuzeydeki bir tepeden uzun uzun bakılır. Beykoz’daki öteki serin alternatifse 200 yıllık bir cam öyküsü anlatan Beykoz Cam ve Billur Müzesi. Bu sıcakta tabana kuvvet yokuş çıkmayın, kapısına kadar belediye otobüsü gidiyor. Ama dönerken denize koşan dar sokaklarda tarih kovalamanın zevki için yürünebilir. Koyu yeşil bir ormanla sarmalanmış Abraham Paşa’nın çiftliğinden geriye kalan yüksek tavanlı, buz gibi serin, taş ahırda göz kamaştıran bir koleksiyon var. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/istanbul-gezmesi_fayn-02.png) Büyük ve bol ağaçlı bahçesinde tombul tembel tavşanlar ve tavuskuşları atıştırma molası verenlere yarenlik ediyor. Son Boğaz seferi de Eminönü’nden kalkıp Rumeli Kavağı’na gidiyor. Yine yolda inesi gelen olursa Emirgan iskelesini öneririm. Emirgan’da çınar altında denizi kahveye şeker edip saatlerce oturmak mümkün tabii. Tamam lale mevsimi değil ama bir gayret Emirgan Korusu’na yürüyüp Lale Müzesi ve köşkleri de içeren güzel bir tur mu yapılsa acaba? Belki dönüşte [Sakıp Sabancı Müzesi](https://www.sakipsabancimuzesi.org/?ref=fayn.press)’ne de uğranır, Yoko Ono “İçses ve İçyapı” sergisiyle sizi bekliyor. Bu planda her daim gölgesine sığınılacak bir ağaç, serinliğinden faydalanılacak bir su yapısı, en kötü ihtimal klimasından faydalanılacak bir kapalı mekan bulunuyor. ## Adalarda akşam Sabah Prens Adaları’na giden bir vapura atlamak, uzun zamandır yaz düşlerimin bir parçası değil. Hak ettiği denize ulaşmaya çalışan, ulaşınca da yarın yokmuş gibi betonuyla ve çöpüyle denizi dolduran kalabalıklar beni ürkütüyor. Akşamüstü burnunu adalara çevirmiş vapurlar daha tatlı, daha sakin oluyor sanki. Akşama doğru anakaradan gelenler sahilde toplanınca adaların ormanlarındaki kıvrım kıvrım patikalar sessizleşiyor, biten günün sıcağıyla çıtırdayan çamlar, yuvasına geciken birkaç kuş, günboyu esmeyi bekleyip sırası geldiğince hevesle esen meltem kalıyor geriye. Dünya insanın kulağına fısıldıyor: Hadi biraz yürü, geç vakte kadar vapur var nasılsa… Büyükada’da bir gece geçirip, sabah serinliğinde yürümeye devam etmek de iyi bir fikir. Şöyle denizin koluna girip, Maden tarafına doğru yürüyüp yolun sonunda [Adalar Müzesi](https://adalarmuzesi.org/cms/?ref=fayn.press)’ne uğramak ve Büyükada Rum Yetimhanesi Sergisi’ne göz atmak hiç fena olmaz. ## Kız Kulesi kaçamağı Öyle tam gün gezmelere, akşam başka yataklarda yatmalara gelemeyenler için de bir fikrim var: [Kız Kulesi kaçamağı](https://kizkulesi.gov.tr/?ref=fayn.press). Üstelik bildiğim kadarıyla en ekonomik zaman yolculuğu seçeneği bu. Müzekart’ı gösterip sadece motora para vererek 2500 yıl geriye gidilebiliyor. Sabahtan Salacak ya da Karaköy iskelesinden kalkan motora atlayıp bir sonraki sefere kadar, yani en az bir saat Boğaz’ın orta yerinde mahsur kalmanın tadına doyulmuyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/istanbul-gezmesi_fayn-03.png) Yapı, 2023’te tamamlanan restorasyonla en çok bilgi sahibi olunan 18\. yüzyıl sonundaki haline döndürülmüş ve neredeyse çırılçıplak bırakılmış. Baylan’ın en minik şubesi, tuvalet, birkaç bilgilendirme tabelası, birkaç top ve İstanbul… Bu halini seviyorum. Konuklarını eğlemekle uğraşmıyor. Zaman güzelliği fark etmekle geçiveriyor zaten. Omuzlarına İstanbul’un pusu ya da güneşini almış; dizlerine Boğaz mavisi bir ipek örtü sermiş, İstanbul’un iki yakası da bu örtüye iğne oyası olmuş. Kıyısından ya da balkondan uzun uzun kenti seyretmekten başka çare kalmıyor. Bir süre sonra güçlü kuzey akıntısına direnen bir kayanın üzerinde Karadeniz’e doğru sürüklenme hissi başgösteriyor. Bu kentteki herkesi, her şeyi görmüş ve gören, kökleri 30 metre aşağıdaki zemine sabit ama hep hareket halinde bir kaya… Aşk ve ölümle baharatlandırılmış efsanelerle örülü taş duvarlar, 1980’lerde siyanürle dolu, bugün betonla körleştirilmiş bir sarnıç, askerlere, bekçilere, hastalara ve her zaman Boğaz’a gözkulak olmuş bir bina… Bir yerlerde okumuştum, sakin bir havada kıyısından denizin derinliklerine bakıldığında 12\. yüzyıl Doğu Roma dönemi kulenin kalıntıları görülebiliyormuş. Çok uğraştım ama göremedim; ya deniz asla yeterince durgun, rüzgar yeterince yumuşak olmuyor, ya kalıntılar çok derine gömülü ya da ben konuklarını eğlemekle uğraşmayan Kız Kulesi’nde kendime boş yere eğlence arıyorum. Oysa dünyayı ve İstanbul’u onun kadim gözünden görmek, başlı başına en büyük eğlence. ## Tarihi yarımada sırları Buraya kadar hep denizde kaldık ama biliyorum ki birileri de yazın en vahşi sıcağında ‘İstanbul’un enleri’ni görmekte inat ediyordur. Tarihi Yarımada bir taşla tüm İstanbul’un vurulabildiği tek yer. Burada kentin kat kat tarihinin büyük bölümü gözle görülebiliyor, üzerinde yürünebiliyor ve en görkemli yapı örnekleri ziyaret edilebiliyor. Uzun uzun anlatmayacağım ama birkaç öneri vermeden de sizi salmayacağım. Ayasofya, Topkapı Sarayı, Arkeoloj Müzeleri, Sultanahmet Cami, Yerebatan Sarnıcı ve Hipodrom’u kapsayan ve hakkıyla gezilecekse iki gününüzü alacak bir serüven bu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/istanbul-gezmesi_fayn-04.png) Sultanahmet’te ilk kez gezecekseniz ya da daha önce gelip sağa sola bakıp köfte yiyip döndüyseniz, lütfen bir de rehberli bir tur yapın. Harika şeyler göreceksiniz ama büyüleyici öykülerin bir bağlama oturması ve anlam kazanması için yol göstericiye ihtiyaç duyabilirsiniz. Önden biraz tarih dersi çalışmak iyi tabii ama tuvalet, bilet kuyruğu gibi lojistik konular da zorlayıcı olabiliyor. Yine de varsayalım yaz sıcağında 8500 yıllık kent tarihinin içine tek başınıza dalmaya karar verdiniz. Öncelikle limandaki gezi gemilerinin [durumunu](https://www.cruisemapper.com/ports/istanbul-port-71?ref=fayn.press) kontrol etmeden evden çıkmayın. Galata’ya yanaşan gemi sayısı, Tarihi Yarımada’da yaşayacağınız zorluklarla doğru orantılı. Zira yolcu kapasitesi 7 bin ila bin arasında değişen bu gezi gemilerinden üç tanesi limandaysa, aynı anda gemiden inip aynı yere yani Tarihi Yarımada’ya giden ortalama 12 bin kişi var demektir. Yerebatan ve Şerefiye sarnıçları nemli ama serin sığınaklardır, kıymetini bilin. Ağır bir restorasyon sürecinden geçen Ayasofya en zorlu ve terli serüveniniz olacak. Topkapı Sarayı’nın avlularında güneşten kaçınmak mümkün ve ayrıca son avluda İstanbul'un tüm rüzgarlarını selamlamak müthiş tatmin edici. Yine de benim tercihim Fatih’in balkonu. Hazine Koleksiyonu’nun ilk odasından çıkıp muhteşem Boğaz rüzgarı ve manzarasıyla karşılaştığınız o anda bundan daha doğru yere doğru şekilde inşa edilmiş bir balkon olamayacağını farkediyorsunuz. O genç adamın dehasını, yeni başkentinin tüm güzelliklerine uzanan ve merkezine zarif bir havuzun yerleştirildiği bu balkonda görmek mümkün, özellikle sıcak yaz günlerinde. Sarayın bahçesinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri de serin, loş ve hazinelerle dolu bir sığınak. Hazır Şark Eserleri bölümü de sıkı bir restorasyonun ardından açılmışken mutlaka ziyaret edilmeli. Bana kalsa tam bir ferah gün geçer burada. Duygu ve bilgi akışından bitap düştükçe yaşlı ağaçların gölgelediği tarihi eserlerin kıyısında bir kahve molası vermeye doyum olmuyor. Gölgesi az olduğundan Hipodrom’da fazla oyalanmamak gerek. Keza Sultanahmet Cami’nin açık ve kapalı alanları da sıcaktan payını alıyor. Her ikisi de yağmurlu günlerde harika oluyor bence. Hele avludaki revakların altında durup yağmurun caminin irili ufaklı kubbelerinden dökülmesini izlemek, ezan sesi düşünülerek tasarlanmış akustiğin yağmur sesini de bir tür şükran duasına dönüştürdüğüne tanık olmak çok huzur verici. Bunca laftan “yazın gidin, baharda gelin” anlamı çıksın istemem elbette, bu kentin her mevsimi, her iklimi ve mikroiklimi denemeye değerdir. Her birini yavaş yavaş, tadını çıkararak, tekrar tekrar yaşamak eşsiz bir serüven. Yoksa bunca insanın burada işi ne olabilir ki? 🦉 Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Biz şimdi neyiz: Situationship rüzgarı neden esiyor? URL: https://www.fayn.press/biz-simdi-neyiz-situationship-ruzgari-neden-esiyor/ Last updated: 2026-07-28T10:43:00.000Z Fonda dalga sesleri, masada paylaşılmış birkaç meze, telefonlardan biri elden ele dolaşıyor. Bir yandan İbrahim Selim'in *Foto'n Gitti* programından kısa videolar açılıyor, bir yandan herkes kendi hayatından bir örnek anlatıyor. Sonra arkadaşımız Pınar telefonunu masaya bırakıyor. “Size bir şey soracağım.” Hepimiz dönüyoruz. “Biriyle görüşmeye başladım.” “Ee, güzel.” “Yok... öyle değil.” Bir an duruyor. “Bazen üç saat telefonda konuşuyoruz. Gün içinde 50 mesaj geliyor. Sonra iki gün hiç yazmıyor. Ardından hiçbir şey olmamış gibi geri dönüyor.” Masanın diğer ucundan o klasik soru geliyor. “Peki, sevgili misiniz?” Pınar gülüyor. “İşte onu bilmiyoruz.” Masada kahkahalar yükseliyor. Ardından herkes aynı anda konuşmaya başlıyor. “Yazıyorsa seviyordur.”, “Yok canım, kesin başka biri vardır.” “Bence biraz bekle.”, “Yüz yüze konuştunuz mu?” _This post is for subscribers only._ ### Oğuzhan Uğur dosyasında ne var? URL: https://www.fayn.press/oguzhan-ugur-dosyasinda-ne-var/ Last updated: 2026-07-27T16:42:20.000Z 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremi yan yana getirmişti iki figürü. Biri bağış topluyor, diğeri de var gücüyle ona destek oluyordu. Babala TV adlı YouTube kanalının kurucusu Oğuzhan Uğur, şimdi kara para aklamaktan tutuklu [Haluk Levent’](https://www.fayn.press/haluk-levent-hakkinda-gercekten-ne-biliyoruz/)in adıyla özdeşleşen AHBAP Derneği’nin deprem sonrası bağış toplamasına en fazla destek veren isimler arasındaydı. Hem geleneksel medyadan hem de sosyal medya hesaplarından AHBAP’a bağış yapılması için çağrılar yaptı. Babala’ya ulaşan yardımların da AHBAP’a yönlendirildiğini duyurdu. AHBAP soruşturması kapsamında Haluk Levent ve dernek kurucuları örgüt kurup kara para aklamakla suçlanınca tüm gözler Oğuzhan Uğur’a çevrildi. Onun AHBAP’a verdiği desteğin de incelenmesi gerektiği iktidara yakın kalemler tarafından dillendirildi. [‘AHBAP’ ifadelerinin anlattığı tablo: MASAK raporu ile operasyon arasındaki 17 ayın sırrıTürkiye ‘AHBAP’ şaşkınlığı içinde. Sebebi, halkın güvenip milyarlarca lira bağışladığı dernek ve Haluk Levent’e yönelik iddialar. 14 kişi tutuklandı ama MASAK’ın 2025’teki raporuna ve teknik takibe rağmen derneğin 17 ay daha para toplamasına nasıl göz yumulduğu bir başka tartışma konusu.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-a667853d-ee5c-4c8d-b239-e3751d820d09.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/haluk-levent-ifade_fayn-1-796b3824-882d-4693-98a6-9631205e2f34.webp)](https://www.fayn.press/ahbap-ifadelerinin-anlattigi-tablo-masak-raporu-ile-operasyon-arasindaki-17-ayin-sirri/) ## Devlete güven Tepkiler üzerine Uğur, önce sosyal medyasından açıklama yayınladı. Bağış paralarıyla bahis oynadığı iddia edilen Haluk Levent’in suistimaline uğramış olma ihtimaline dikkat çekti: *“Eğer o dönemki mücadelemiz, fayda sağlamak için attığımız adımlar ve yardım çabalarımız suistimal edilmişse amasız fakatsız bunun hesabını sormak için biz de en ön safta yer alacağız ve kendi adımıza hukuki süreçleri başlatacağız. Devlet onaylı bir kurumun hem o onayı hem beni hem de bana güvenen insanları para için aldatması söz konusuysa, yaşayacağım duygusal yıkımı ve hayal kırıklığını da göz ardı edip tüm imkanlarımla doğrunun peşinden gideceğim.”* Uğur hedef gösterildiğine de dikkat çekti. AHBAP’ın izinle hareket eden bir kurum olduğunu hatırlattı: *“Ben de o dönem hem AHBAP’a hem de AFAD’a bağış yaptım. Devlet kurumumuz AFAD için de, yetkili kurumların izni ile faaliyet gösteren AHBAP için de çağrı yaptım. Alın terimizin tek kuruşuna halel gelmişse miktara bakılmaz ‘hak’ denir, mücadele edilir. Edeceğiz. Kimsenin şüphesi olmasın.”* Ancak Uğur’un bu açıklaması da tepkileri dindirmedi. Kısa bir süre sonra ikinci açıklamasını yayınladı. _This post is for paying subscribers only._ ### Odysseus evine döndü, peki çalınan hazineler ne zaman dönecek? URL: https://www.fayn.press/odysseus-evine-dondu-peki-calinan-hazineler-ne-zaman-donecek/ Last updated: 2026-07-23T20:10:21.000Z *Odyssey* filminde “Bilgelik Tanrıçası” rolüyle, güzelliği ve zekasıyla gönüllerde taht kuran Zendaya 5 Temmuz’da filmin tanıtımı için Londra’da düzenlenen bir basın toplantısına zarif bir Antik Yunan kostümüyle çıktı. Ama onu kameraların ilgi merkezine oturtan şey kıyafeti değil, küpeleri oldu. Antik olduğu besbelli olan ve güneşi simgeleyen bu altın küpelerin kökeninin ne olduğu, nereden geldiği günlerce internet ahalisini meşgul etti. Sonuçta küpelerin esrarı çözüldü. Küpeler İran asıllıydı, üç bin yıllık bir hazinenin parçası olduğu tahmin ediliyordu ve basın toplantısı için özel olarak Londra’daki bir mücevherciden kiralanmıştı. Anaakım medya, sonrasında çok da irdelemediği şu sorunun peşine düştü: Antik Yunan tarihinin en tanınmış efsanelerinden biri, ünlü yönetmen Christopher Nolan tarafından sinemaya uyarlanıyordu ama neden Antik İran kültürü bu şekilde ön plana çıkarılıyordu? Asıl soru ise bu olağanüstü küpelerin kökeniydi: Üç bin yıllık olduğu tahmin edilen paha biçilmez takılar hangi yollardan geçerek Zendaya’ya ulaşmıştı? Daha da ötesi, ülkelerin tarihi ve ulusal sembollerini oluşturan bu hazineler, nasıl Batı dünyasının zenginlere pazarladığı metalar haline geliyordu? ## Antik Yunan efsanesinin tanıtımında Antik İran takısı Zendaya’nın küpeleri Baron London adındaki ünlü mücevhercinin koleksiyonuna aitti. Aslına bakılırsa “Materials from the old World” koleksiyonu, eskiyle yeninin bir sentezi olarak mücevherci tarafından yeniden yaratılan ve kiralanması için süper zenginlere sunulan antik takılardan oluşuyordu. Altın küpelerin güneşi simgeleyen ve paha biçilmez kabartılar içeren ana gövdesi, üç bin yıllık bir hazinenin parçasıydı. Bu büyük define Batı İran’daki Zwiye yerleşim yeri yakınlarında büyük bir ihtimalle 1947 yılında kaçak kazılarda bulunmuş ve bilinmeyen yollardan ülke dışına çıkarılmıştı. Küpe bu medalların üzerine inciler yerleştirilerek yaratılmıştı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/calinan-hazineler_fayn-01.png) Asur, İskit ve Med medeniyetlerinin kesişme noktalarını oluşturan bu bölgede üç bin yıl önce boy veren uygarlığı anlayabilmek için büyük önem taşıyan bu hazine arkeologlar tarafından incelenmemiş, hazine avcıları tarafından apar topar yurtdışına kaçırılmıştı. _This post is for paying subscribers only._ ### 72 saat enkaz, üç Türkiye şampiyonluğu: Adıyamanlı Meryem Hanne’nin yeniden doğuşu URL: https://www.fayn.press/72-saat-enkaz-uc-turkiye-sampiyonlugu-adiyamanli-meryem-hannenin-yeniden-dogusu/ Last updated: 2026-07-22T09:05:38.000Z *"Hayatta kaldıysam bunun bir sebebi olmalı diye düşündüm. Böylece spora yeniden başladım. Hayata yeniden dönmemde spor bana güç verdi, kendime olan güvenimi kazandım. İnsanların içine yeniden karıştım, özgürlüğümü sanki yeniden kazandım…"* Bu sözler, 6 Şubat depremlerine Adıyaman’da yakalanan Meryem Hanne Erbil’e ait. Erbil, depremde annesini, babasını, erkek kardeşini ve sağ kolunu kaybetti. Babasının cansız bedeniyle yan yana 72 saat enkaz altında kaldı. Aynı zamanda bir para atlet olan Meryem Hanne, Adıyaman Üniversitesi Sosyoloji bölümü son sınıf öğrencisi. Onun adını, temmuz ayında Diyarbakır’da 69 sporcunun katılımıyla düzenlenen Para Atletizm Türkiye Şampiyonası’nda elde ettiği başarıyla duyduk. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/meryem-hanne-erbil_fayn-02.png) Para Atletizm Türkiye Şampiyonası U20 kategorisinde 100 metrede, gülle atmada ve cirit atmada Türkiye şampiyonu olan Meryem Hanne, üç altın madalya kazanarak büyük bir başarıya imza attı. Üstelik bu başarıya sadece üç haftalık bir hazırlık sürecinin ardından ulaştı. Bu madalyalar, depremin ardından yeniden hayata tutunma mücadelesinin bir nişanesi. _This post is for subscribers only._ ### Messi’nin son tangosu: “Tarihin en iyisi” tartışmaları bitecek mi? URL: https://www.fayn.press/messinin-son-tangosu-tarihin-en-iyisi-tartismalari-bitecek-mi/ Last updated: 2026-07-19T21:45:23.000Z Lanet kırılamamıştı. Bir futbolcunun maç sonucunda üzüntüsünü yansıtabileceği tüm jest ve mimikleri milyonlar ekran başında izledi. Yedek kulübesine saklandı, kupa seremonisinde gözyaşları dinmedi. Rakip takımdakiler de dahil sahada ter döken tüm futbolcular yanına gelip teselli etti. TV ekranlarındaki taraflı tarafsız izleyiciler işkenceye dönüşen kupa töreninin artık sona ermesini ister oldu. 26 Haziran 2016’da New York’un 8 km batısındaki bir sahada oynanan futbol maçında yıkılan Arjantinli bir futbolcu için görkemli kariyerinin milli takım safhası sona ermiş görünüyordu. O anlar, Güney Amerika kıtasının şampiyonası olan Copa America final maçında yaşandı. Şili penaltılarla Arjantin’i eledi ve kupayı kazandı. Maçın hemen ardından yıkılmış durumdaki o isim, Lionel Messi’ydi. Sonrasında milli takımı bıraktığını açıkladı. Final maçında penaltı kaçırmış, o güne dek sorgulanan milli takım performansı ve liderlik meziyetleri değerlendirmelerinde bir kez daha sınıfta kalmıştı. Ancak tüm bu veda kararına rağmen ülkesi (ve belki de sponsorları) onu bırakmadı. 29 yaşındaki Messi’yi ikna için dönemin Arjantin milli takımı teknik direktörü evine kadar gitti. Arjantin halkı, nasıl bir diğer ikon Maradona’ya da en zor gününde sahip çıktıysa, Messi’nin arkasında da kenetlendi, kararından cayması sağlandı. Geri dönüş işe yaradı. O günden sonra saha sonuçları 180 derece değişti. 2018’de mili takımın başına teknik direktör olarak Lionel Scaloni getirildi. O tarihten bu yana Arjantin iki Copa America (2021, 2024) kazandı. Ve beklenen günde bu süre zarfında geldi, Messi için kariyerindeki son eksik halka da tamamlandı. Dünya Kupası da kaptanın ellerinde 2022’de havaya kalktı. Şimdi dünya genelinde tüm futbolseverlerin gözü yeniden Arjantin’in üzerinde. Geçen dört yılda Messi’nin yeni kupa doğrultusunda hedefini cilaladığı anlaşılıyor. Tartışmalı hakem kararları ve milli takım üzerindeki ırkçılık-Siyonizm desteği tartışmaları ayyuka çıkmış olsa da Messi arkadaşları yeni bir kupa için kapıları sonuna kadar araladı. Tüm bu serüveni daha ironik kılan unsur ise Messi’nin 10 yıl önce kariyerinin en kötü gecesini geçirdiği stada dönecek olması. Sonrasında ikna edilerek geri döndürülse de mili takımı bırakmasına yol açan Şili maçının oynandığı, New Jersey’deki MetLife stadyumunda Messi kariyerinin son Dünya Kupası finaline çıkacak. _This post is for subscribers only._ ### Karanlığa kahkahalar fırlatırken URL: https://www.fayn.press/karanliga-kahkahalar-firlatirken/ Last updated: 2026-07-22T07:10:05.000Z George Orwell, 1946 yılında yazdığı, bugün hâlâ çok okunan denemelerinden birinde en sevdiği bardan bahseder. Barın ismi daha en baştan çarpar: “Su Altında Ay” (*The Moon Under Water*). Londra’nın ara sokaklarından birindeki, her akşam aynı sandalyeye oturan müdavimleriyle, mimarisi ve aksesuarlarıyla Viktoryen tarzdaki mekânı uzun uzadıya anlatır Orwell. Kış aylarında içindeki iki şöminenin çıtır çıtır yandığı, ailelerin rahatça geldiği, çocukların bahçesinde oynayabildiği, fıçı siyah biranın eksik olmadığı, oda oda yapısı, anaç barmaidleri ve ucuz yemekleriyle eşsiz bir yerdir burası. Orwell, böylelikle kusursuz bir pub’ta olması gerekenleri sıralar. Sahte tavan kirişlerinin, meşe süsü verilmiş plastik panellerin olmadığı, modern çirkinliklerden azade Su Altında Ay’da tüm müşteriler isimleriyle tanınır, rahatça konuşulan bir sessizlikte muhabbetin dibine vurulur. Aspirin bile satılan bu pub’ın en güzel yanıysa bahçesidir. Çınar ağaçlarının altındaki küçük masaların etrafında demir sandalyeler, bahçenin en güzel köşesinde çocuklar için salıncaklar ve kaydırak, bebek arabalarının sıra sıra dizilebildiği bir alan vardır. Babanın tek başına dışarı çıktığı, annenin çocuklarla evde kaldığı düzen çok uzaktadır. Derken Orwell, sezgileri güçlü, gözü açık okurların çoktan fark etmiş olduğunu söylediği bir gerçeği açık eder: “Su Altında Ay diye bir yer yok.” _This post is for subscribers only._ ### Kitap satan kırtasiyelerden kırtasiye satan kitapçılara URL: https://www.fayn.press/kitap-satan-kirtasiyelerden-kirtasiye-satan-kitapcilara/ Last updated: 2026-07-20T12:18:42.000Z İlk kitaplarımı kırtasiyelerden aldım. Baruthane Caddesi’nin üstünde iki kırtasiye var o zamanlar. Biri caddenin ortasında sağ köşede. Biri caddenin üst başında, solda. İkisi de bildiğimiz, eski usul kırtasiye: Kalemler, defterler, boyalar, cetveller… Ama ikisinde de birer kitap rafı var. Çok ya da az resimli kitaplar, bazı klasiklerin çocuklara göre kısaltılmış, sadeleştirilmiş versiyonları… Ne zaman bu dükkânlara girsem o rafların önünde illa biraz duruyorum. Boyum yetişmiyor mu, elime almaya utanıyor muyum bilmiyorum ama her kırtasiyeye girdiğimde kitap sırtı okuma ritüelimi gerçekleştiriyorum. Kitaplar çok değişmiyor, çoğu zaman aynı sırtları tekrar tekrar okuyorum; ama bazen aralarına birkaç yeni kitap katılıyor, neden bilmiyorum seviniyorum. Harçlığım elverdiğince bir-iki tane alıyorum bazen, seçmesi çok zor. Her seferinde aldığımı birkaç kez okuyorum, her okuduğumda da tuhaf bir şey oluyor, sayfaların arasından başka bir manzara çarpıyor gözüme, önceden şöyle gelip geçmiş gibi görünen bir karakter daha fazla ete kemiğe bürünüyor. Çocukluk hiç geçmeyecek, o kırtasiyeler hiç kapanmayacak, kitaplar hep böyle satılacak sanıyorum. _This post is for subscribers only._ ### Milli dava olarak kadın bedeni: Erken Cumhuriyet döneminde güzellik yarışmaları URL: https://www.fayn.press/milli-dava-olarak-kadin-bedeni-erken-cumhuriyet-doneminde-guzellik-yarismalari/ Last updated: 2026-07-19T13:44:38.000Z 80’ler ve 90’lar boyunca güzellik yarışmaları Türkiye’de oldukça popülerdi. Özal’ın özgürlük yanılsaması yaratan liberal politikalarının gazetecilikteki yansıması olan magazin haberciliğinin, yeni yeni yükselen özel kanallardaki magazin içerikli programların patlama yaptığı bu dönemde, sadece dereceye giren güzeller değil, tüm katılımcılar, jürisi, organizatörü, dedikodusu ile yarışmanın bizatihi kendisi de kitlesel ilgi çekmesi niyetiyle parlatılıyordu. Bu yarışmalarda ilk üçe girenlerin çoğu tazeliklerini ve çekiciliklerini kaybettikleri düşünülen yaşlara kadar modellik, sinema ve televizyon oyunculuğu, sunuculuk, hatta şarkıcılık yaptılar. Böylelikle magazin tarihimizde müstesna yerlerini aldılar. Bugün bazılarını skandal sayılan vukuatlarıyla veya başka sektörlerdeki başarılarıyla hâlâ konuşuyoruz: Hülya Avşar, Defne Samyeli, Arzum Onan, Çağla Şıkel, Neşe Erberk, Jülide Ateş, Demet Şener, Güzide Duran, Demet Akalın… Bu yazıda size, bir araştırmadan yola çıkarak, Cumhuriyet’in ilk kuşak güzellik yarışmalarından, onlara yüklenen anlamlardan ve ilk güzellik kraliçelerinin serencamından söz etmek istiyorum. Işık Kandolu’nun İletişim Yayınları’dan çıkan *Cumhuriyet’in Güzelleri* başlıklı kitabı, Cumhuriyet gazetesinin 1929-33 yılları arasında düzenlediği güzellik yarışmalarını analiz ediyor. Kandolu bu yarışmaları Cumhuriyet’in ilk on yılında yapılan reformların bir parçası olarak görüyor ve yarışmalara katılan genç kadınlar etrafında iktidarın kurduğu dili analiz ederken, bu kadınların kişisel tecrübelerini de aktarıyor. _This post is for subscribers only._ ### Ancak çılgınlar çevirir bunu URL: https://www.fayn.press/ancak-cilginlar-cevirir-bunu/ Last updated: 2026-07-19T10:37:06.000Z [Karanlığa kahkahalar fırlatırkenOlaylar, güzellikleri saymakla bitmeyecek Su Altında Ay adlı barda George Orwell karanlığa kahkahalar fırlatırken cereyan ediyor. Toplumsal hayatta ne yoksa burada var. Barın içi erdemlerini yitirmemiş insanlarla tıka basa dolu.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-e4c9809e-dda1-462e-9d77-3ba7aa3b3b05.png)FaynBurcu Aktaş![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/karanliga-kahkahalar-firlatirken-fayn-0278314f-fc74-4c07-b9e6-a4670bafd937.webp)](https://www.fayn.press/karanliga-kahkahalar-firlatirken/) ### ‘AHBAP’ kazığı URL: https://www.fayn.press/ahbap-kazigi/ Last updated: 2026-08-01T07:58:28.000Z Merhaba *Fayn Haftalık*’ın masasından bu hafta çıkanları sıralayalım. Haluk Levent tutuklandı. Mutlak Butlanoğlu partiyi salmamaya kararlı. Karadeniz’de hedef ranta peşkeş çekilmeyen tek dönümün bile kalmaması. S-400’leri satıyoruz. Az kullanıldılar, kozmetik olarak iyi durumdalar, takas düşünmüyoruz. Nolan’ın *Odyssey*’i bugün gösterime giriyor. Başlayalım mı? ## ‘AHBAP’ ifadelerinin anlattığı tablo AHBAP soruşturmasında derneğin kurucusu Haluk Levent ile birlikte 14 kişi tutuklandı. Levent kendisini “yolsuzluk değil usulsüzlük var” diyerek savundu. MASAK’ın 2025’teki raporuna ve teknik takibe rağmen, derneğin 17 ay daha para toplamasına nasıl göz yumulduğu da bir başka tartışma konusu. *Fayn* iddiaları ve şu ana kadar bildiklerini derledi. [‘AHBAP’ ifadelerinin anlattığı tablo: MASAK raporu ile operasyon arasındaki 17 ayın sırrıTürkiye ‘AHBAP’ şaşkınlığı içinde. Sebebi, halkın güvenip milyarlarca lira bağışladığı dernek ve Haluk Levent’e yönelik iddialar. 14 kişi tutuklandı ama MASAK’ın 2025’teki raporuna ve teknik takibe rağmen derneğin 17 ay daha para toplamasına nasıl göz yumulduğu bir başka tartışma konusu.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-13479509-10bf-4442-b975-932aea0d8084.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/haluk-levent-ifade_fayn-1-4b3fc673-bcd3-4580-a5ab-0ab9dbea86d9.webp)](https://www.fayn.press/ahbap-ifadelerinin-anlattigi-tablo-masak-raporu-ile-operasyon-arasindaki-17-ayin-sirri/) ## CHP ne zaman salınacak? Mutlak Butlanoğlu, CHP’yi salmayınca Özgür Özel ve ekibinin yeni parti kurması kaçınılmaz olmaya başladı. Özel, partinin ismi meselesi için “Şimdilik Yeni Parti diyelim” dedi. Nitekim kulislerde de partinin adının gerçekten Yeni Parti olacağı konuşuluyor. Peki bu parti ne zaman kurulacak? Fayn Ankara muhabiri derledi. [CHP ne zaman salınacak?“CHP’yi salın” cümlesi artık muhalefetin en büyük iç savaşının sloganı. Ama asıl hikâye o cümlenin çok ötesinde: Yeni parti ne zaman kurulacak, neden hâlâ bekleniyor, kim kiminle pazarlık yapıyor, masada hangi yedek planlar var? CHP kulislerinde dolaşan son bilgileri Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-499b44dd-797f-49bc-9135-ed8e138740be.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/chp-ne-zaman-salinacak_fayn-2-dd0c9928-ca7c-44cd-99bb-47bde75c09bb.webp)](https://www.fayn.press/chp-ne-zaman-salinacak/) ## Çırpınır mı Karadeniz? Rize’nin Pazar ilçesinde yüzlerce yıldır adıyla yaşayan bir köy, Balıkçılar Köyü… 400 nüfuslu köyde hemen hemen her hanenin bir teknesi var. Aileler birlikte denize açılıp ekmeklerini denizden çıkarıyorlar. Ama Balıkçılar’da aylardır huzur yok. Çünkü kocaman bir rant sahası olarak görülen Karadeniz’de bu köyün de ranta dönüşmesi ve bir patrona kâr sağlaması lazım… [Kafes doldu Karadeniz!Balık çiftliklerinin yeni rant sahası Karadeniz. Hibeler, teşvikler, hızlı onaylar derken şirketler denizi de parselledi. Rize’de bir köy, AKP’li patronun balık kafeslerine karşı topluca direnişte.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-9ae3d471-2eea-4bcd-bcde-a833c1d4cd5b.png)FaynZekiye Kaçak Bakırhan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/rize-balikcilar-koyu_fayn-2-62e913e9-7179-4f0c-a235-fb1ae133f905.webp)](https://www.fayn.press/kafes-doldu-karadeniz/) fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ## Kırmızılı Kadın’a veda Konya’nın ünlüsü, “Kırmızılı Kadın” olarak bilinen Sultan Özcan hayatını kaybetti. Ardında hayat hikayesiyle yazdığı kıpkırmızı bir senfoni bıraktı. Hikayesini, “32 yıllık gazetecilik hayatımın tartışmasız en özel hikayesiydi” diyen Başak Çubukçu’dan dinliyoruz. [‘Kırmızılı kadın’ Sultan’a veda32 yıllık gazetecilik hayatımın tartışmasız en özel hikayesiydi. Sultan Özcan, 2016 baharına kadar sadece Konya’nın ‘Deli Kızı’ idi. Yollarımızın kesişmesiyle o artık Türkiye’nin ‘Kırmızılı Kadını’ oldu. Sultan bu dünyadan ayrılırken ardında hayat hikayesiyle yazdığı kıpkırmızı bir senfoni bıraktı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-6ad8b9b6-bc4d-4603-8e5f-981864c0137d.png)FaynBasak Cubukcu![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/kirmizili-kadin-sultan_fayn-2-fb32e477-edc4-4c44-9a0d-dd27ac7125dc.webp)](https://www.fayn.press/kirmizili-kadin-sultana-veda/) _This post is for subscribers only._ ### ‘AHBAP’ ifadelerinin anlattığı tablo: MASAK raporu ile operasyon arasındaki 17 ayın sırrı URL: https://www.fayn.press/ahbap-ifadelerinin-anlattigi-tablo-masak-raporu-ile-operasyon-arasindaki-17-ayin-sirri/ Last updated: 2026-07-27T16:42:26.000Z 16 Temmuz günü, AHBAP soruşturmasında derneğin kurucusu Haluk Levent ile birlikte 14 kişi tutuklandı. Türkiye’nin gündemine oturan AHBAP Derneği’nde usulsüzlük iddiasıyla başlatılan soruşturmayla ilgili “Haluk Levent hakkında gerçekten ne biliyoruz?” başlıklı ilk [yazımızda](https://www.fayn.press/haluk-levent-hakkinda-gercekten-ne-biliyoruz/) Levent’in sicilini, kariyerini, AHBAP’ı nasıl kurduğunu ve neyle suçlandığını anlattık. [Haluk Levent hakkında gerçekten ne biliyoruz?Yıllarca yardım kahramanı olarak anıldı. Şimdi kara para aklama, örgüt kurma ve dernek kaynaklarının kullanımı iddialarıyla soruşturuluyor. Fayn’ın ulaştığı soruşturma evrakları, dosyanın görünen kısmından çok daha fazlasını anlatıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-6a177ca6-0a02-4a21-8c1e-fcb0504f248a.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/haluk-levent-hakkindakiler_fayn-50ee99d9-7a42-4b54-93b5-fe06e239e53f.webp)](https://www.fayn.press/haluk-levent-hakkinda-gercekten-ne-biliyoruz/) Depremzedelere yapılan yardımlarla bahis oynadığı, kara para akladığı iddia edilen, günlerdir tüm Türkiye’nin tepkisini üzerine çeken Haluk Levent suçlamalara ne dedi? Gözaltına alındığı günden bu yana sadece sosyal medyadan *“Asıl bombayı bekleyin. Yakında yapacağım açıklamalarda göreceksiniz.”* açıklamasını yapan Haluk Levent’in sorgusunda neler yaşandı? Yanıtlar burada… ## Kendi avukatı neden yoktu? *Fayn*’ın ulaştığı tutanaklara göre, 12 Temmuz Pazar günü öğle saatlerinde gözaltına alınan Haluk Levent’in sorgusuna 14 Temmuz Salı günü öğle saatlerinde başlandı. Ancak Levent’in yanında henüz bir yıllık tecrübesi olan, barodan atanmış bir avukat vardı. Peki, adliyelerle haşır neşir olan Levent’in uzun yıllardır avukatlığını yapan tecrübeli isim neden orada değildi? Fayn bunun nedenini araştırdı. Yargı kaynaklarından edindiğimiz bilgiye göre aslında Levent’in uzun yıllardır avukatı olan tecrübeli bir isim ifade için hazırdı. Ancak emniyete gittiğinde kendisine soruşturma dosyası kapsamında onun da ifadesine başvurulma ihtimali olduğu söylendi ve bu nedenle de Levent’in işlemleri sırasında sorguya girmesine izin verilmedi. Avukatsız kalan Levent’e İstanbul Barosu’ndan bir avukat gönderildi ve sorgu başladı. ## “Para çekme yetkisi bende” Levent’e ilk önce itirafçı olmak isteyip istemediği soruldu. İtirafçılıktan faydalanmak istemediğini belirten Haluk Levent, Şile Belediyesi’ne yolsuzluk operasyonunda tutuklanan asistanı Yeliz Kaya’ya ait, iki bankadaki hesabı kendisinin kullandığını belirtti. Haluk Levent, AHBAP’ı kurduktan sonra iki yıl finansmanını kendi kazançlarıyla sağladığını öne sürdü. > *“Tüm yardımları kendi cebimden yaptım. Elazığ depremi sonrasında bağışlar gelmeye başladı. Bu bağışlarla vatandaşımıza yardımlar yapmaya başladım. Yönetim kurulu ara ara değişti. Para çekme yetkisi bankalarda tarafıma aittir. Parasal anlamda derneğin tek yetkilisi benim.”* Sorguda AHBAP Derneği’ne ilişkin çeklerin kimler tarafından, nasıl kullanıldığı sorulan Haluk Levent, derneğe ait çekleri kişisel işlerinde teminat olarak kullandığını söyledi. _This post is for paying subscribers only._ ### The Odyssey: Nolan’ın eve dönüş hikâyesi URL: https://www.fayn.press/the-odyssey-nolanin-eve-donus-hikayesi/ Last updated: 2026-07-20T18:49:45.000Z Joseph Campbell’a göre insanlığın binlerce yıldır anlattığı hikâyelerin özünde aynı denklem yatar. Kahraman evinden ayrılır ve bir yolculuğa koyulur. Başından türlü türlü şeylerin geçtiği bu yolculuğun sonunda ise yeniden evinde alır soluğu. Mekan aynıdır, suretler aynı… Fakat ne o ev ne evde kalanlar ne de kahramanın kendisi aynı değildir artık. Hikâye başladığı yere dönse de arada geçen zaman her şeyi değiştirmiştir. Mevzubahis bu formül, 2 bin 700 yıl kadar önce Homeros tarafından *Odysseia* destanı ile yazmıştı aslında. Onun hikâyesinde İthaka Kralı Odysseus, on yıl süren Truva Savaşı’nın sonunda evine, eşine ve oğluna dönmeye çalışır. Fakat eve dönüş yolunda kaybolur ve on yıl boyunca yolunu bulmaya uğraşır. Bu dönüş yolu esnasında başına gelen insani ya da mistik her olay da Odysseus’u bir iç yolculuğa sürükler. Antik anlatılardan bilim kurguya kadar birçok farklı hikâyede bu antik matematiği takip ediyoruz kısacası. Formülü kadar, destanın kendisi de defalarca yorumlandı elbette. Batı edebiyatının temel taşlarından kabul edilen bu epik eseri, bu sefer de *Inception* (2010), *Interstellar* (2014) ve The Dark Knight serisi gibi filmlerin yönetmeni Christopher Nolan’ın gözünden izliyoruz. Üstelik 250 milyon dolara yaklaşan bir bütçe, Anne Hathaway, Tom Holland, Robert Pattinson, Charlize Theron, Zendaya, Lupita Nyong'o, Elliot Page ve daha birçok yıldız ismin yer aldığı görkemli bir oyuncu kadrosu ve teknolojinin sağladığı imkânlar eşliğinde… Peki bizim perdede izlediğimiz şey, tüm bu üretim ve pazarlama bütçelerine değer bir eser mi? _This post is for subscribers only._ ### CHP ne zaman salınacak? URL: https://www.fayn.press/chp-ne-zaman-salinacak/ Last updated: 2026-07-21T10:36:07.000Z Mutlaka duymuşsunuzdur. CHP’nin atanmış ve seçilmiş iki kanadı arasındaki savaşı yaz sıcağında, tatil havasında, günü gününe takip etmek epey güçleşmiş olsa da illaki kulağınıza çalınmıştır: Mahkemenin mutlak butlan kararıyla CHP Genel Başkanlığına atanmış Kemal Kılıçdaroğlu’na [komedyen Deniz Göktaş](https://www.fayn.press/uc-tisort-uc-boxer-bir-deniz/)’ın, “CHP’yi salın” dediği. [Selahattin Demirtaş’ın](https://www.fayn.press/etiket/selahattin-demirtas/) kendisini ziyarete teşebbüs etmemesi yönündeki mesajından ders çıkarmamış Kılıçdaroğlu, Göktaş tutuklanıp İstanbul Adliyesi’nde mahkemeye çıkmayı beklerken koşa koşa onunla görüşmeye gitmişti. Göktaş, Kılıçdaroğlu ile görüşmek istememiş. Ama komedyene göre, “emrivaki bir şekilde” bir araya gelmişler. Göktaş’ın avukatı, ikilinin arasındaki diyaloğu, yani Göktaş’ın Kılıçdaroğlu’na “CHP’yi salın” dediğini açıklayınca Kılıçdaroğlugiller ayaklandı. Avukatı sert şekilde yalanladı. Bunun üzerine Deniz Göktaş bir açıklama yaptı, olayı doğruladı ve *“Madem geldiniz milyonlarca gencin bir ricası var; ‘Lütfen CHP’yi salın’ dedim. Ben bunu söyledikten sonra başını salladı, sonra da gitti*.” diye anlattı. İşte Göktaş’ın bu “salma” tabirini CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel aldı, slogan yaptı. Partinin başına döndükten sonra çıktığı ikinci televizyon programında kendisi için *"Partiden gitmesi doğru değil. Hiç kimsenin partiden ayrılma lüksü yoktur. Kendi içimizde çatışma değil, tam tersine ülkeyi bu hale getirenle bizim mücadele etmemiz lazım,"* diyen Kılıçdaroğlu’na bu söz üzerinden meydan okudu: > *“Mademki bölünmek istemezsin, mademki bölünme olursa AK Parti‘ye yarayacak diye sanki bölebilecekmiş gibi konuşursun; buradan açıkça söylüyorum. İkimiz tüm üyelerle genel başkanlık yarışına girelim, kaybeden CHP’yi salsın, siyaseti bıraksın.* > *Sayın Kılıçdaroğlu çağrı yapıyorum. İkimiz yarışalım iki milyon üyeyle. Yüzde 90’ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum. ‘Bilmiyorum, duymuyorum, konuşmuyorum’ diyerek değil, siyaset iddia ile olur. ‘Partiyi birinci parti yapmazsam siyaseti bırakıyorum,’ demiştim, yaptım. ‘Yüzde 90 oy almazsam siyaseti bırakıyorum’ diyorum. Galibiyet iddia işidir. Ortaya koyuyorum. Buyursunlar, bekliyorum.”* Kılıçdaroğlu böyle bir meydan okumaya ancak ve ancak bir şekilde “evet” der: koşulların kendi lehine olduğundan kesinlikle emin olduğunda. Nitekim Kılıçdaroğlu’nun sözcüsü Müslüm Sarı, Özel’in çağrısına şu cevabı verdi: > *"Öyle bir dünyadayız ki, edepsiz edepliyi bastırır, haksız haklıyı astırır, kurultaya şaibe bulaştıranlar kurultay için çağrı yapar… Arınıp gelenlerle tertemiz bir kurultay yapacağız…"* ## Kılıçdaroğlu salmıyor, sallıyor Kılıçdaroğlu ya da bir başka deyişle Genel Merkez yönetimi, olağanüstü kurultaya kulak asmadığı gibi olağan kurultayı da en erken 2027 Nisan sonunda yapmak niyetinde. Kurultay takviminin gelecek eylülün ikinci haftasında başlatılması, 2027’nin nisan ortası ya da sonuna da yetiştirilmesi öngörülüyor. Oysa daha önce anlattık, Özel tarafının [acelesi var.](https://www.fayn.press/chpde-secilmisler-adim-adim-yeni-partiye/) [CHP’de seçilmişler adım adım yeni partiyeCHP’deki savaşın üçüncü haftasında seçilmişler gönülleri kazanmaya, atanmışlar imkanları zorlamaya devam etti. Yaşananlar ve yaşatılanlar değişimcileri hızla yeni bir partiye yönlendiriyor. Fayn Ankara muhabiri Özel’in başında olacağı yeni parti için fikir jimnastiği öneriyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-39bdf99c-6db3-4a70-a0fb-0b3ce4638811.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ozgur-ozel-yeni-parti_fayn-d037a4b4-590a-445a-9bef-e83f04940808.webp)](https://www.fayn.press/chpde-secilmisler-adim-adim-yeni-partiye/) Adli tatil 20 Temmuz’da başlıyor. 26 Temmuz’a kadar kurultay kararı alınmazsa partinin seçime katılamayacağı iddiasındaki Özelciler, bir yandan tüm hukuki yolları tüketmek öte yandan kendi yollarını çizmek derdinde. _This post is for paying subscribers only._ ### Macaristan kritik oylamada, eski lider Orban dünya şampiyonasında URL: https://www.fayn.press/macaristan-kritik-oylamada-eski-lider-orban-dunya-sampiyonasinda/ Last updated: 2026-07-18T08:50:56.000Z *“Herkesin yası farklıdır: Orban da Dünya Şampiyonası’nda finali seyrederek yas tutuyor.”* Seçimlerden bu yana en kritik günlerini yaşayan Macaristan’daki durumu ifade eden bu alaycı cümleler, ülkenin önemli mizahçılarından Edina Pottyondy’ye ait. Haftalardır beklenen ve [Péter Magyar](https://www.fayn.press/yatak-odalarinizin-gozetlenmesini-istiyorsaniz-oyunuzu-iktidar-partisine-verin/)’ın vaatlerini gerçekleştirebilmesi için zorunlu ön adım sayılan ünlü 17\. anayasa değişikliği teklifi 13 Temmuz Pazartesi günü Macar parlamentosunda oylanarak kabul edildi. Ve aynı gün sosyal medyada “Macaristan’da demokrasi 2026’da sona ermiştir” paylaşımı yapan eski başbakan Viktor Orban, “Dünya Kupası finallerini seyredeceğim” açıklamasıyla Macaristan’ı terk etti, New York’a uçtu. Oysa Orban’ın lideri olduğu FIDESZ grubu, “demokrasinin sonu” diye tanımladıkları bu anayasa değişikliğini protesto etmek için neler yapmamıştı: Tüm muhalif parlamenterlerin istifa etmesi alternatifi değerlendirilmiş ama bu adımdan sonra vazgeçilmişti. Parlamentonun önünde mumlar yakılmış, anlamlı demokrasi nöbetleri tutulmuştu. Tüm FİDESZ’li parlamenterlere o gün siyah matem kıyafetleriyle meclise gelmeleri talimatı verilmiş ve herkes de buna uymuştu. İşte tüm bunlar olurken, son yirmi yıla damga vuran büyük şef “Viktor Orban” ki Peter Magyar onu parlamentoda naklen yayınlanan konuşmalarında kürsüde hep “mafya lideri” olarak anıyordu, ülkeyi terk etmişti. _This post is for paying subscribers only._ ### ‘Kırmızılı kadın’ Sultan’a veda URL: https://www.fayn.press/kirmizili-kadin-sultana-veda/ Last updated: 2026-07-19T08:01:05.000Z Sabahında gördüm... Pazar gecesi saat 02.37’te telefonuma düşen bir mesaj. Gönderen kişi Konya’dan bir meslektaşım İbrahim Büyükeken: *“Sultan Abla vefat etti, mekânı cennet olsun.”* Aldığım haberle önce bir an duraksadım, sonrası malum, sicime dönüşen gözyaşları... Sultan hiçbir zaman benim için sadece bir haber değildi. Benim için bir milattır Sultan. 40 yaşımda aldığım hediyedir... Evet, 32 yıllık gazetecilik hayatımın tartışmasız en özel hikâyesiydi. Ama itiraf edeyim hikâyenin güçlü olmasının yanı sıra bu haberi değerli kılan bir diğer unsur da her an yüreğim ağzımda, can çekişe çekişe hazırlamamdı. İki gün boyunca hissettiğim tek şey buydu. Sultan aramızdaki kırmızı ipi bir anda yakabilir ve koparabilirdi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/kirmizili-kadin-sultan_fayn-01.webp) Fotoğraf: Kerim Atıcı (**Konya Merhaba Gazetesi)* ## İlk Buluşma, ilk heyecan... İlk buluşmamız çok kolay olmadı. Sultan’ın sabit bir güzergahı vardı ama hangi saat aralığında nereden geçiyordu o meçhul... Köşe kapmacamız saatler sürdü. Ve en nihayet Sultan karşımda beliriverdi. Yine ‘kırmızılar’ içinde. Elinde de yere kadar uzanan torbasıyla... Aman Allah’ım, dün gibi! O an yaşadığım heyecan ve içimde patlayan ‘ciyak’ sesleri, yazıyı kaleme alırken yine benimle. Yüzümde de gülümseme... _This post is for subscribers only._ ### Göz süzme mevsimi: Kadının kadınla yaz imtihanı URL: https://www.fayn.press/goz-suzme-mevsimi-kadinin-kadinla-yaz-imtihani/ Last updated: 2026-07-14T16:35:36.000Z Aylardır hayalini kurduğunuz tatil zamanı nihayet gelmiş. Kremlerinizi sürüp güneşin altında şöyle boylu boyunca uzandınız. Şezlongda artık iyice piştiğinize karar verince, “Hadi denize girelim” dediniz. Ama önce aşmanız gereken bir engel var: Podyum. Yanlış duymadınız. İster kumsal ister iskele olsun, şezlongunuzdan denize varıncaya kadar önünden geçtiğiniz her kadın ve bazen erkekler de sizi göz ucuyla, tepeden tırnağa süzecek. Yürürken arkanızdan izlendiğinizi hissedeceksiniz. O bakışlar, adeta hassas tartı gibi beden kitle endeksinizi şıp diye analiz edecek. Bununla kalmayacak, ‘mayonuz yakışmış mı, aksesuarınız uyumlu mu?’ hepsini değerlendirecekler. Varsa yanındakiyle fikir alışverişi yapacaklar. Siz denize varmaya çalışırken bu delici bakışlar teninizi güneşin UV ışınlarından daha fazla kavuracak. Kaçımız buna ruhen hazırız bilmiyorum ama birbirimize ettiğimiz bu eziyetten bir kurtuluş yolu olmalı. ## Sosyal medya ve “plaj vücudu” baskısı Dürüst olmak gerekirse, plaj mevsimi açılmadan aylar önce stresini kadınlar üzerinde hissettirmeye başlıyor. Sosyal medya, kadınları bir anda “plaj vücuduna sahip olanlar” ve “olmayanlar” diye ikiye ayırıyor. İkinci grubu yeren ve bu durumdan kurtulmaları için ürün pazarlayan paylaşımlar (mucizevi selülit kremleri, “5 günde 5 kilo” verdiren kürler, tek seansta incelten egzersizler gibi) hemen dolaşıma giriyor. Arada yaz mevsiminden keyif almak için fit olmanın zorunlu olmadığını savunanlar olsa da sektörün gürültüsü bu grubun sesini bastırıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Haluk Levent hakkında gerçekten ne biliyoruz? URL: https://www.fayn.press/haluk-levent-hakkinda-gercekten-ne-biliyoruz/ Last updated: 2026-07-17T20:18:57.000Z 1997 yılında tutuklandı, 9 ay 15 gün cezaevinde yattı. 2010’da bir kez daha tutuklandı. Bu kez de 3 ay cezaevinde kaldı. Dolandırıcılık, karşılıksız senet gibi suçlar vardı sicilinde. Türk rock müziğinin önemli ismi Haluk Levent zamanla unutturdu bu kötü sicilini. Kendisini sosyal yardım işlerine vakfetti. Çevre ve insan odaklı olaylarda ön saflarda yer alıyor, yangın, deprem gibi afetlerde hep ilk koşan isimlerden oluyordu. Kimi zaman, sonrasında ülkeden kaçacak olan bir savcıyı, kimi zaman da bir bakanı kahraman yapan ülkemiz, Maraş Depremi’nde de ihtiyaç duyduğu “kahraman” olarak onu seçmişti. Toplumdaki kutuplaşma, iktidarın liyakatsiz atamaları, yöneticilerin şeffaf ve hesap verir olmaması, en ihtiyaç duyulduğu anda çadır sattığının ortaya çıkması gibi nedenlerle Kızılay benzeri resmî yardım kuruluşlarına güvenmeyen vatandaşlar, Haluk Levent’in Ahbap Derneği’ni bağış yağmuruna tuttu. Deprem sürecindeki yardımların detaylarına geçmeden önce son kahramanımız Haluk Levent’in hikayesini anlatmamız lazım. ## Konserler ve adliyeler arasında bir yaşam 1968 yılında Adana’da doğdu, dokuz kardeşin sekizincisiydi. Çeşitli üniversitelerde eğitimine başladı ama sürdüremedi. Ailesinin maddi sıkıntıları vardı. Bir yandan ticaretle ilgilendi ama başarılı olamadı. Çeşitli şehirlerde şarkı söyleyerek para kazanmaya çalıştı. Bazen ihtiyacı olan birine yardım için şarkı söylüyordu, bazen hayatını kazanmak için… 1992’de İstanbul’a geldi. 1990’lı yıllarda yıldızı tam anlamıyla parladı. Anadolu Rock’ın zirveye çıktığı yıllardı. 1993'te çıkardığı *Yollarda* albümüyle Anadolu rock müziğinin önemli bir ismi haline geldi. Artık tüm Türkiye onu tanıyor, albümleri yok satıyordu. Konser konser gezen sanatçının bir ayağı da adliyelerdeydi. İlk adliyelik olmasının nedeni karşılıksız çekti. Ağustos 1997’de yargılanan Levent suçlu bulundu, 9 ay 15 gün hapis yattı. Çıktıktan sonra sanat hayatına devam etti. Bu sırada da sık sık karşılıksız senet, alacak verecek davalarıyla yine adliyelerde görülüyordu. 2010’da çete şüphelisi haline de geldi. O yılın nisan ayında İstanbul polisi bir çeteye yönelik operasyonda Haluk Levent’i de gözaltına aldı. “Yağma'', ''tehdit'' ve ''çek senet tahsilatı'' gibi suçlamalarla yürütülen soruşturmada çete lideriyle Haluk Levent’in telefon kayıtları dinlemelere takılmıştı. Bu dinlemeler üzerine gözaltına alınan Haluk Levent’in de 16,5 yıla kadar hapsi istendi. İddianamede Haluk Levent’in tefecilere olan yüklü miktardaki borçlarını daha az ödemek veya hiç ödememek amacıyla çeteyle ilişki içine girdiği iddia edildi. Haluk Levent’e de zorla senet imzalatıldığının ortaya çıktığı davada Levent, 2018 yılında beraat etti. Nisan 2010’daki çete soruşturmasında mahkeme serbest bıraktı. Ancak bu özgürlüğü fazla sürmedi. Temmuz 2010’da “dolandırıcılık ve karşılıksız çek" suçlarından kesinleşmiş üç aylık hapis cezası nedeniyle cezaevine gönderildi. Üç yıl sonra bir kez daha çete soruşturmasına adı karıştı. Bu kez şüpheli değildi. Adana merkezli bir çete çökertildi. Haluk Levent'in de bu çeteden faizle borç para aldığı, borcunu ödeyemeyince tehditle borcundan daha yüksek meblağlı senetlere imza attırıldığı ortaya çıktı. Levent, bu olayların ardından bir süre sessizliğe gömüldü. ## 2020’ler ve yardımsever Haluk Levent’in parlaması Haluk Levent, şanlı şöhretli bir sanatçı olduğundan beri yardımsever, çevre konusunda duyarlı kimliğiyle de öne çıktı. Yardıma ihtiyacı olanlar için gelirlerini bağışladığını açıkladığı konserler düzenliyordu. Bu konserler arasında Gazze için olan bile vardı. Ona duyulan güven yüksekti; zaman içinde çevresinde de ona güvenen, onunla hareket eden bir yardımsever kitle oluştu. Sosyal medyada çok aktiflerdi. Bazen bir barınak yaptırılıyor, bazen ihtiyacı olan bir yaşlı ya da çocuk ameliyat ettiriliyordu. Özellikle sosyal medyadan yardım ve destek taleplerini yönlendiriyor, hayırseverlerle ihtiyaç sahipleri buluşturuluyordu. 2017’de, bu yardım faaliyetlerini farklı bir aşamaya taşıdı ve Anadolu Halk ve Barış Platformu yani Ahbap’ı kurdu. _This post is for paying subscribers only._ ### Eşit bir ilişki için rıza, onay ve ötesi… URL: https://www.fayn.press/esit-bir-iliski-icin-riza-onay-ve-otesi/ Last updated: 2026-07-14T13:08:37.000Z Kendi istek, ihtiyaç, talep ve duygularımız, sevdiğimiz ve sevmediğimiz şeyler nedir? Öncelikle kendi sınırlarımızı düşünerek başlayalım. Kendimden yola çıkayım. Özellikle benim ve benden önceki kuşakların kız çocuklara, kadınlara aktardığı -eğer şanslılarsa- cinsel eğitim bugünden epey farklı. Şanslı diyorum, çünkü bu kuşaklar için genel olarak bir cinsel eğitim söz konusu değildi. Ya da yokluğun, suskunluğun aktardığı eksik, yanlış ve cinsiyetçi bilgiler, davranışlar söz konusuydu. Sınırlarımıza sahip çıkmak, onayımız dışında yapılan cinsel, duygusal ve romantik davranışları durdurmak ve kendimizi değiştirip dönüştürmek için yapabileceğimiz pek çok şey var. Ve bunları hayata geçirmek için hiçbir zaman geç değil! Biliyoruz ki flört şiddeti, cinsel taciz, ısrarlı takip, cinsel saldırı gibi cinsel şiddet biçimlerinin tümü cinsiyetler arası güç ve iktidar ilişkilerinin birer sonucu. Şiddetin her biçimi, aynı zamanda bir kontrol eylemi. Yakın zamanda, ifşa haberlerini takip ettikçe içimde biriken sıkışıklığı ve umutsuzluğu hafifleten bir atölyeye katıldım. Cinsellik eğitmeni ve danışmanı Efsun Sertoğlu’nun eleştirel, feminist ve queer/kuir pedagojiden hareketle hazırladığı *Rızadan Onaya Feminist Bir Geçiş* adlı kapsamlı ve kapsayıcı cinsel eğitim atölyesi, koruyucu ve önleyici pratikler üzerine odaklandı. Atölyede kadınların bedenlerine, duygularına tekrar bakmalarını, sınırlarını, ihtiyaçlarını, isteklerini, haklarını tekrar hatırlamalarını sağlayan örnekler paylaşıldı ve pratik çalışmalar yapıldı bolca. Bu atölyede tuttuğum notlardan küçük bir rehber hazırlamaya niyet ettim. _This post is for subscribers only._ ### Tarihten ‘revolver’ hikayeleri URL: https://www.fayn.press/tarihten-revolver-hikayeleri/ Last updated: 2026-07-16T16:03:23.000Z Gizemli bir törenin en heyecanlı anının, en dikkat çeken unsuruydu bir dönem. Cemiyetin gizlice örgütlendiği dönemde İttihat ve Terakki’ye üye alınırken adaylar ince elenip sık dokunurdu. Üye olması kabul edilirse, o da bir gece vakti bu törene katılmak zorundaydı. Aday, önce cemiyet üyesi kılavuzuyla buluşur, törenin yapılacağı yere gözleri bağlı ve dolaştırılarak götürülürdü. Kapı, yalnızca kılavuzun ‘Hilâl’ parolasıyla açılıyordu. Oda içerisinde adayın cemiyete halen girip girmeme konusundaki isteği teyit edildikten sonra yemin merasimi başlıyordu. Sağ el Kur’an-ı Kerim üzerinde, sol el bir tabanca üzerinde yemin ediliyordu. Yemin töreninden sonra gözleri açılan üye, karşısında siyah peçeli ve yalnızca gözleri görünen kırmızı önlük giymiş üç kişi görüyordu. Girişi bu şekilde olan ancak çıkışı olmayan cemiyetten ayrılmak söz konusu değildi. Bu andan itibaren kişi kendisine verilen tüm görevleri yapmak zorundaydı. Süleyman Tekir, Kronik yayınlarından çıkan *İttihatçılık – Doğuş* kitabında, cemiyetin üye olma törenini böyle anlatıyor. Yemin ederken, adayın sol elini üzerine koyduğu silah da genellikle revolver tipi bir silah oluyordu. Bugünlerde revolverler yeniden gündemde. Bu kez Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’daki zirvenin ardından, NATO üyesi ülkelerin liderlerine hediye ettiği silahlarla. Özel ahşap bir kutu içinde hediye edilen “Gümüşay .357 Magnum” revolver, Makine ve Kimya Endüstrisi (MKE) tarafından 1990'lı yıllarda sınırlı sayıda üretilen nadir modeller arasında yer alıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/Cumhurba--kan--n--n_hediyesi_revolver-1.jpg) Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın NATO Zirvesi'nde liderlere hediye ettiği revolver Her lider hediye karşısında farklı bir tutum takındı; kimi şaşırdı, kimi sonradan gönderilmek üzere büyükelçiliğine teslim etti, kimi müzeye, kimi depoya koymaya karar verdi. Bizim televizyonlarda da bolca “Erdoğan bu hediye ile ne mesaj vermek istedi?” diye tartışıldı. Aslında revolver, yakın dönem Türk tarihinde bir dönemin simgesi. Hakan Boz’un editörlüğünde Timaş’tan çıkan "İttihat ve Terakki nasıl tartışılmalı?" kitabının adı boşuna *Bayrak, Kalpak, Revolver* değil. ## Neden tercih ediliyordu? Revolver, aslında fişekleri namlu gerisinde, dönen silindir bir haznede taşıyan ve her tetik çekişinde bu haznenin dönerek yeni fişeği ateşleme konumuna getirdiği bir tabanca türü. Genelde altı mermi aldığı için "altıpatlar" olarak da bilinir. Ama beşlisi de yedilisi de varmış bir zamanlar. İttihat ve Terakki döneminin simge tabancası olmasının sebebi, mensuplarının az tutukluk yapması ve seri atış kabiliyeti yüzünden daha çok bu silahı tercih etmesi. ## Osmanlı’da ilk revolver Revolver, ABD’li mucit Samuel Colt tarafından 1836’da geliştirilip patenti alındı. Tüm kovboy filmlerinde gördüğümüz tabancalar da revolver. Colt, 1847 yılında ABD’nin Connecticut eyaletinde kendi soyadını verdiği silah üretim şirketini kurdu. Colt, Osmanlı ile Rusya arasında 1853’te başlayan Kırım Harbi sürerken, 1854’te silahları bir gemiye yükleyip önce İstanbul’a ardından da St. Petersburg’a gitti. _This post is for paying subscribers only._ ### S-400'ler: Geldikleri gibi gidiyorlar mı? URL: https://www.fayn.press/geldikleri-gibi-gidiyorlar-mi/ Last updated: 2026-07-16T10:40:51.000Z Takvimler 12 Temmuz 2019’u gösteriyordu. Ankara’daki Mürted askerî üssüne Antonov ve İlyushin marka Rus nakliye uçakları inmeye başladı. Televizyonlar canlı yayına geçerken Millî Savunma Bakanlığı (MSB) [şu kısa açıklamayı](https://www.msb.gov.tr/SlaytHaber/1272019-78857?ref=fayn.press) yaptı: > *“Türkiye’nin hava ve füze savunma ihtiyacının karşılanmasına yönelik S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sisteminin tedarik sözleşmesi 11 Nisan 2017’de imzalanmıştır.* > *Sözleşme kapsamında S-400 Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sisteminin birinci grup malzemelerinin Mürted Hava Meydanı / Ankara’ya intikali 12 Temmuz 2019 tarihinden itibaren başlamıştır.”* O günden itibaren uçaklar peşi sıra Mürted’e indi, S-400’lerin birinci bataryasına ait malzemelerin intikali 25 Temmuz’da tamamlandı. İkinci batarya için seferler de 27 Ağustos’ta başladı. 15 Eylül 2019’da ikinci bataryanın malzemelerinin de gelişi tamamlandı. [Her bir bataryada](https://www.savunmasanayist.com/turkiyenin-tedarik-ettigi-s-400lerin-organizasyon-yapisi-nasil/?ref=fayn.press); bir adet 600 km menzilli arama radarı, bir adet angajman radarı, bir adet komuta kontrol aracı ve sekiz adet füze fırlatma aracı bulunuyordu. O gün [MSB’nin yaptığı açıklama](https://www.msb.gov.tr/SlaytHaber/1592019-20338?ref=fayn.press) şu cümleyle bitiyordu: > *“Sistemin kurulum çalışmaları ve kullanıcı personelin eğitimleri devam etmektedir. Sistemin Nisan 2020’de faal hale getirilmesi planlanmaktadır.”* Türk kamuoyu için o tarihten beri 2,5 milyar dolara alınan S-400’lerin akıbeti hep meçhul kaldı. Nisan 2020’den bu yana altı yıldan fazla bir zaman geçti. Ne sistemin faal hale getirildiğini duyduk ne de lazım olduğu anda kullanıldığını gördük. ABD ve İsrail’in İran’a 28 Şubat 2026’da başlattıkları savaş sırasında, İran topraklarından Türkiye’ye doğru ateşlenen füzeler de yine [MSB’nin açıklamasına göre](https://www.msb.gov.tr/SlaytHaber/1952eadb6a6d432ab520aa44fa83c608?ref=fayn.press), Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO hava ve füze savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirildi. ## ABD ile S-400 krizi Türkiye’ye ihtiyacı olan hava savunma sistemlerini vermeyen, parasıyla bile satmayan Washington ise Rusya’dan S-400 alınınca sert tepki gösterdi. Daha Rusya’dan uçaklar peş peşe S-400’ün parçalarını taşırken, ABD Türkiye’yi beşinci nesil savaş uçağı programı F-35’ten çıkardı. Türk Hava Kuvvetleri, 100 adet F-35 almayı planlıyordu. Bunların 30’u için de sipariş verilmişti. Haziran 2018’de de Teksas-Fort Worth'teki Lockheed Martin tesislerinde törenle ilk uçağın Türkiye’ye [teslimatı sembolik olarak yapılmıştı](https://www.aa.com.tr/tr/gunun-basliklari/turkiye-ilk-f-35ini-teslim-aldi/1181451?ref=fayn.press). Ambargoya kadar Türk Hava Kuvvetleri için üretilmiş F-35 sayısı altıyı buldu ama bunlar hiçbir zaman Türkiye’ye verilmedi. Halen depolarda tutuluyor. Sipariş edilen diğer uçaklar da konfigürasyonları değiştirilerek ABD Hava Kuvvetleri’nin sipariş defterine kaydırıldı. _This post is for paying subscribers only._ ### Kafes doldu Karadeniz! URL: https://www.fayn.press/kafes-doldu-karadeniz/ Last updated: 2026-07-14T13:58:00.000Z Rize’nin Pazar ilçesinde, yüzlerce yıldır adıyla yaşayan bir köy, Balıkçılar Köyü… 400 nüfuslu köyde hemen hemen her hanenin bir teknesi var. Aileler birlikte denize açılıp ekmeklerini denizden çıkarıyorlar. Ama Balıkçılar’da aylardır huzur yok. Çünkü Rize, Artvin ve Trabzon’da birçok balık çiftliği olan, AKP’nin Eski Rize Fındıklı İlçe Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Kuzuoğlu’nun şirketi, Balıkçılar köyünde de kafesli çiftlik kurmak istiyor. Köylü istemiyor, topyekün karşı çıkıyor ama AKP’li patron dinlemiyor. Çapasıydı, şamandırasıydı, hadi bir tane de kafesiydi derken denize yerleşmeye çalışıyor. Balıkçılar köylüleri aylardır limanda çadır nöbeti tutuyor. En ufak bir girişimi hemen püskürtmek için tetikteler. Evlerde de sürekli gözler pencerede, liman gözetleniyor. Direnişin öncüsü de kadınlar. Aslında Balıkçılar köyünde yaşananlar son dönemde Karadeniz’de çok yaygın bir huzursuzluk. Ege ve Akdeniz’de denizi kirlettikleri, kötü koku yaydıkları, su ekosistemini yok ettikleri iddiasıyla yıllardır çevre mücadelelerine konu olan balık çiftliklerinin yeni rotası Karadeniz çünkü. Peki Karadeniz bu kadar balık çiftliğini taşıyabilir mi? Bir deniz ülkesi olan Türkiye’de, kıyı balıkçılığında verim düşerken her yıl katlanan, ihracat rekorları kıran çiftlik balıkçılığının kazananı kim, kaybedeni kim? _This post is for subscribers only._ ### Kara elmasın peşinde: Denizli’de trüf avı URL: https://www.fayn.press/kara-elmasin-pesinde-denizlide-truf-avi/ Last updated: 2026-07-19T08:01:11.000Z Eskiden olsa yaz günü mantar avına çıkıyorum diyen birine şaşırırdık çünkü mantar kafamızda ilk ve sonbaharla, yağmur sonrasıyla özdeşleşmiş. Ama son yıllarda dünyayı peşinden koşturan trüf mantarı yazın da bolca yetişiyor. Üstelik uzaklarda da değil, ülkemizin Denizli gibi meşe ormanları bakımından zengin birçok bölgesinde. Denizli’yi bundan üç yıl önce ilk kez ziyaret ettiğimde yetişen meyve-sebzenin kalitesine, tandır kebabının tartışmasız ülkenin en özel lezzetlerinden biri olmasına, leblebisinin tadına, bağlarına hayran olmuş, neden bunları daha iyi tanıtamadığımıza üzülmüştüm. Geçen ay kültür-sanat ve gastronomi odaklı yaratıcı projeler üreten Callingmag’in bir etkinliği vesilesiyle gittiğimde bu kez bölgenin bir de trüf cenneti olduğunu öğrendim. Öyle ki Türkiye’nin ilk trüf ormanı Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Denizli’de kurulmuş. Doğal trüf alanlarının yanı sıra kültürünün çalışmaları da yapılıyor. _This post is for subscribers only._ ### Yunan adalarında ne buluyoruz? URL: https://www.fayn.press/yunan-adalarinda-ne-buluyoruz/ Last updated: 2026-07-16T16:03:43.000Z Haziranda yine Sakız’daydım. Yine diyorum çünkü dört yıldır gelenek haline geldi: Bütçeyi denkleştirebildiğimiz her fırsatta Midilli veya Sakız’a gidiyoruz. Öncelikli motivasyonumuz herkes gibi enflasyon yüzünden alıp başını giden uçuk fiyatlardan kaçmak ve bütçemize uygun yiyip içip gezebilmekti. Eh, Schengen derdini aşarsanız burnumuzun dibindeki adalara gitmek en makul seçenek: Feribotla en fazla bir saatte ulaşabileceğiniz bir Avrupa yaz tatili… Her gidişimizde biraz daha sevdik adaları. Sadece ekonomik sebepler değil bize çekici gelen… Özgürlüğü, huzuru, tarih ve kültürünü koruması, hatta çat pat konuştuğumuz adalıların rahatlığı, güleryüzlülüğünü sevdik. Aşina olduğumuz, doğallığı bozulmamış bir Ege ve Ege kültürü özlediğimiz. Bu güzellemenin içinde hayıflanma ve üzüntü de var maalesef. Her gidişimizde anakaraya bakıp kendimize şunu sorduk: Neden biz kendi sahillerimizi koruyamadık? Neden bu kadar kabalaştık? Neden bir tabak yemeğin, bir bardak şarabın hesabını yapar hale geldik? Neden güzelim mutfağımız bu kadar özensiz, kalitesiz bir noktaya geldi? Kazıklamak neden milli bir spor oldu? Ve neden artık kendi memleketimizde huzurlu, abartısız, kaliteli bir yaz tatili giderek neredeyse imkânsızlaştı? Sorular, “Neden Yunan’a gidiyoruz?”un cevaplarını da içinde barındırıyor. Şaka değil, bu yıl Yunanistan ve adalarına toplam 3,2 milyon Türk’ün gideceği [tahmin ediliyor](https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/yunan-adalarina-hucum-suruyor-7610289?ref=fayn.press). Geçen yıl kapı vizesinin de etkisiyle bu rakam 2,2 milyondu. Yani Türkiye’nin dördüncü büyük ili Bursa’nın nüfusu kadar Türk, Yunan topraklarında tatil yapacak. ## Her yer pahalandı, aynılaştı, çirkinleşti 15 yıldır her yaz Kuzey Ege’ye gidiyorum. Assos bölgesinde aradığım her şey var çünkü: Çeşme ve Bodrum’un beach çılgınlığından, gereksiz pahalılığından, yapılaşmasından uzakta, sakin koylar ve muazzam bir deniz… Küçük işletmelerde, kamplarda yenilen sade Ege yemekleri… Zeytinlikler, yemyeşil bitki örtüsü, Kazdağlarının güzelim köyleri… Pandemiden sonra durum radikal biçimde değişmeye başladı. Çanakkale’de emlak ve arsa fiyatları uçtu. Seçimlerde çıkarılan imar izinleri, bağ evlerinden bozma villalar, *tiny house* çılgınlığı, yatırım amaçlı yazlık yaptırma sevdası derken tüm bunlar Edremit Körfezi’nin kuzeyinde baskı yarattı. Yıllardır Assos’ta yiyip içtiğimiz tesislerde bile şemsiye-şezlong kapma yarışı başladı. Halka kalan küçücük parasız alanlarsa yoğunluktan tat vermez oldu. Beş yıl içinde denize girdiğimiz koydaki iskele sayısı altıya çıktı. Herkes kafasına göre müzik çalmaya başladı. Yan yana yapılan ve her yaz sonu sökülen iskeleler, çakıltaşı kaplı sahilden denize girmeyi kolaylaştırsa da denizi temizleyen çayırların sökülmesi, balık ve ahtapot yuvalarının dağıtılması demekti. Bir mekân, tıpkı Bodrum’daki gibi kum bile döktürdü sahiline. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir tür aşiret dizisi URL: https://www.fayn.press/bir-tur-asiret-dizisi/ Last updated: 2026-07-12T08:31:34.000Z Merhaba İBB Davası bu hafta kendini aştı. Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını kısa tutması istendi. İtiraz edince tersini söylemesine rağmen “Susma hakkını kullandı” diye zabıt tutuldu. Ankara’da düzenlenen NATO zirvesi sona erdi. Zirve yer yer 108 bölümdür devam eden bir aşiret dizisini andırdı. Sayılar diyor ki son beş yılda daha milliyetçi ve daha fakir olmuşuz. Biz demiyoruz. Sayılar diyor. Erkeklerimizi sosyal medyada tetikleyen iki konu var. Nafaka ve kadın komedyenler. İkisine de bu hafta bültende yer verdik. Dünya Kupası’nda da sona geliyoruz. Futbol tarafı bir yana, kalan yanlarda gördüklerimize şu ana kadar çok bayılmadık. Gelin detaylara geçelim. ## Aşiret Ankara'da toplandı NATO zirveleri son zamanlarda birbirinden pek hazzetmeyen, ama aynı soyadını taşımaya mecbur, aralarında da bir çeşit suç ortaklığı bulunan uzak akrabaların sülale buluşmasını andırıyor. Ankara’daki de eksik kalmadı. Diğer yandan da NATO da bildiğimiz NATO değil. Pakt içinde yeni bir düzen kuruluyor. Türkiye’nin hesabı da bu yeni düzeninin kazananlarından olmak. [Sülale Ankara’da toplandı: NATO’nun eski düzeni resmen bittiAnkara’daki NATO Zirvesi, ittifakın yeni düzeninin pazarlığıydı. Liderler masada güvenliği konuştu, birkaç salon ötede milyarlarca dolarlık silah pazarlıkları yapıldı. Avrupa’nın daha fazla rol üstleneceği yeni NATO düzeninde Türkiye kazananlarından biri olmanın hesabının peşindeydi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-8e04416d-2164-4508-9de1-adb76ab60010.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/nato-summit_fayn-2-fe8103e1-b2ba-46c5-8784-d679fc0efca2.webp)](https://www.fayn.press/ankarada-sulale-toplaniyor-natonun-eski-duzeni-resmen-bitiyor/) ## Gereği önden düşünülmüş gibi İBB Davası’nda bu hafta İBB Davası standartlarına göre bile inanılması zor şeyler yaşandı. 142 ayrı eylemle suçlanan ve 2 bin 500 yıla kadar hapsi istenen Ekrem İmamoğlu’ndan savunmasını kısa tutması istendi. İmamoğlu mahkemeye tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’nu salondan çıkarttı ve “savunma yapmak istemediğini söyledi” diye zabıt tutturdu. *Fayn* bu hafta mahkeme salonunda yaşananları derledi. [İBB Davası: Savunma hakkı mahkemenin kronometresine takıldıİBB davasının ilk celsesi tartışmayla bitti. İmamoğlu, savunmasını kısa tutmasını isteyen mahkemeye tepki gösterdi. Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’nu salondan çıkarttı, “savunma yapmak istemediğini söyledi” diye zabıt tutturdu. 17 hafta İmamoğlu’nun savunması alınmadan geçti.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-84f0a454-5c74-442b-bac1-f87080006cdd.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ibb-davasi_onyedinci-hafta_fayn-0b611d68-ec4d-4d07-a448-54e194636f0b.webp)](https://www.fayn.press/ibb-davasi-savunma-hakki-mahkemenin-kronometresine-takildi/) _This post is for subscribers only._ ### Dünya Kupası bir şenliktir URL: https://www.fayn.press/dunya-kupasi-bir-senliktir/ Last updated: 2026-07-23T20:15:35.000Z Türk Sinematek’in kurucularından yönetmen ve şair Onat Kutlar sinemaya dair yazılarını derlediği kitabına isim bulmak ister. Bunun için Ernest Hemingway’in ölümünden sonra eşi tarafından yayımlanan ve 1920’lerin başında parasız bir yazar olarak Paris günlerini anlattığı anı kitabı *Paris bir Şenliktir*’i ziyaret eder. Hemingway, Paris’te dostlarıyla geçirdiği renkli günleri nostaljik bir samimiyetle yad eder. Kutlar, işte burada sinemanın kendisindeki anlamıyla bir özdeşlik bulur. Onun için şiirselliği ve derinliğiyle 'sinema bir şenlik'tir. Tıpkı Dünya Kupası gibi. Yeni formatı sayesinde dünyanın dört bir yanından 48 takımın katılımıyla gerçekleşen Dünya Kupası’nda bir aylık süre geride kaldı. Daha önce 32 takımlı formatın toplamında 72 maç oynanırken şu anda aynı süre içinde 96 müsabaka tamamlandı. Önümüzde sekiz tanesi daha var. Bu süreçte kimileri sonunu getiremese de yarattıkları sürprizlerle futbolseverlerin coğrafyasına yeni isimler kattı. Ancak turnuva boyunca sabit kalan tek şey belki de Trump'ın Amerika'ya dair rüyalarının oyuna düşen gölgesiydi. İran kafilesinin vize kriziyle başlayan siyasi müdahaleleri, ABD'li forvet oyuncusu Balogun’un kırmızı kart cezasının bir telefon ile ertelenmesine kadar vardı. Trump'ın dahli ile Dünya Kupası şenliği sirke dönmenin sınırlarını zorladı. Yine de sahadaki oyun, coşkusuyla ve kendine has poetikasıyla masadakilere üstün geldi. Dünya Kupası artık tüm takımlara yalnızca üç galibiyet uzaklıkta sahibini bekliyor. Kupanın son düzlüğüne girmeden hemen önce bir bakalım, bu kupada şimdiye kadar neleri geride bıraktık? ## ABD'nin ileri üçlüsü: Pulisic - Balogun - Trump 6 Temmuz günü X akışınızda bir anda Amerikan Başkanı Trump’ın şaşırtıcı derecede futbol konuştuğunu ve devamında FIFA’nın ABD'li Folarin Balogun'un cezasını ertelediği haberlerini görmüş olmanız çok olağan. Zira yakın dönemin en açıklanamaz kararlarından birine şahit olduk. Bosna-Hersek maçında rakip defans oyuncusu Tarik Muharemovic’e yaptığı kontrolsüz müdahaleden dolayı direkt kırmızı kart ile oyun dışı kalan Balogun, haliyle bir sonraki turda Belçika karşısında sahaya çıkamayacaktı. *Avengers*’ın daimî üyelerinden “Kaptan Amerika”nın adıyla anılan Christian Pulisic’ten sonra takımın yıldızı olan ve çıktığı üç maçta üç gol atan santrforun eksikliği, ABD Teknik Direktörü Mauricio Pochettino'nun maç planlarını çok zora sokacaktı kuşkusuz. Neyse ki, “sağ kanat”tan Donald Trump desteğe yetişti. Trump, kameralar karşısında “dostu” FIFA Başkanı Gianni Infantino’yu arayıp bu kararın değişmesini talep ettiğini, en iyi oyuncularının sahada olması gerektiğine inandığını, hakemi suçlayan ve kırmızı kart kuralını tamamıyla gereksiz bulduğunu belirttiği açıklamalar ile basın toplantısını sonlandırdı. Sevgili dostu da kendisini kırmamış olacak ki tamamıyla “otonom” disiplin kurulunun gerekçeli kararında (oylama sonuçlarını açıklamaksızın) Balogun'un cezasının bir yıl süreyle ertelendiğini açıkladı. Dünyanın dört bir yanındaki federasyonlardan ve sporculardan itirazlar yükselse de Balogun Belçika karşısında sahaya çıktı. Yine de eğrisi doğrusuna vardı. Balogun’un etki gösteremediği maçta, ABD 4-1’lik mağlubiyet ile son 16 turunda turnuvaya veda etti. ## Kaçıncı son dans? 2022 Dünya Kupası yarattığı hikâyeler, mücadeleler ve finaliyle hepimizin hatıralarında tüm haklı tartışmalarına rağmen izlediğimiz en iyi kupalardan biri olarak kalacak. Elbette bunun başlıca sebeplerinden biri de o turnuvanın, pek çok dünya yıldızının milli takımlar düzeyindeki son dansı olmasıydı. Ronaldo, Modric, Messi, Lewandowski ve Neymar başta olmak üzere içimizde futbolun megastarlarına vedanın burukluğu olsa da onların son dansına şahit olmanın keyfini yaşıyorduk. Ama *Gibi* dizisinde İlkkan, Yılmaz'ı sinirlendirmek pahasına ne güzel diyor: Eğer Tanrı'yı güldürmek istiyorsan, ona planlarından bahset. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir diziye ağlarken aslında neye ağlarız? URL: https://www.fayn.press/bir-diziye-aglarken-aslinda-neye-aglariz/ Last updated: 2026-07-12T08:29:23.000Z Fayn’ın haftalık planlama toplantısında masaya getirdiğimiz konular pek çeşitli. Türkiye’de ve dünyada olanlar kadar o hafta okuduklarımız, izlediklerimiz de gündemimizin bir parçası. Bu haftaki masamızda üçüncü sezonuyla yine Netflix’in Top 10 listesinde ilk sıraya yerleşen *Zeytin Ağacı* da vardı. Dizinin seveni de çok, eleştireni de. Üç yakın kadın arkadaşın hikayesi üzerine kurulu dizi, kuşaklar boyunca aktarılan travmaların “aile dizimi” metoduyla çözülmesini ele alıyor. Ancak aile dizimi, bilimsel olarak kabul gören bir terapi yöntemi olmadığı için dizi de bu yaklaşımı nedeniyle eleştiriliyor. Biz ise toplantıda daha ziyade bilenler ve hiç duymayanlar olarak ikiye ayrılmıştık. Ben toplantıdan tam bir gün önce sekiz bölümü art arda izlemiş, daha doğrusu diziyi yutmuştum. Ve ilk iki sezonda başıma gelenlerin aynısı bu sezonda da olmuştu. Normalde izlediği şeylere ağlamak konusunda çok katı olan ben, gözyaşlarımı tutamamıştım. O yüzden taşıdığı tüm tartışmalar bir yana, benim masadaki asıl sorum başkaydı: Bu diziye neden bu kadar ağlıyordum? Hatta daha da ötesi, başıma çok nadiren gelen bir olay olsa da, kurgusal dünyaların karşısında bizi ağlatan şey tam olarak neydi? ## “Anne ben düştüm mü?” Bu soruya bir yanıt düşünürken zihnim beni başka çağrışımlara götürdü. Bundan birkaç sene önce, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde yirmi yıl boyunca tiyatro teorisi ve dramatik yazarlık dersleri veren, şimdilerdeyse düzenlediği çevrimiçi atölyelerle yazmayı herkes için öğrenilebilir kılan Beliz Güçbilmez’in, ismine “Manyetik Alan Metodu” dediği yaratıcı yazarlık derslerine katılmıştım. _This post is for paying subscribers only._ ### İşçi olduğunu 40’ından sonra idrak eden beyaz yakalı URL: https://www.fayn.press/isci-oldugunu-40indan-sonra-idrak-eden-beyaz-yakali/ Last updated: 2026-07-15T09:26:28.000Z Güzel başlayan ve haftasonu yapılacak aktivitelerin hayaliyle süslü cuma günüm, tam saat beşe beş kala aynen şöyle bitti: Teams denen sinir bozucu platforma birkaç mesaj düşmüştü. Hemen arkasından mailim ve WhatsApp senkronize olarak dans etmeye başladılar. Hayırdır inşallah demeye kalmadan telefonum zırladı. Baktım benim direktör. Hiç selam sabaha girmeden mevzuya daldı. Efendim, pazartesi sabahı 10’da genel müdürün yönetim kuruluna yapacağı sunum için gelecek senenin hedef raporlarının kendisine iletilmesini istiyormuş. Ben tam ağzımı açmak üzereyken, “Pazartesi 9 gibi bana iletirsin” dedi ve telefonu çat diye kapadı. Rica yok, lütfen yok, mümkün mü diye sormak yok! Sevgili direktörüm geçen hafta ülkenin en beğenilen ​​İnsan Kaynakları Başkanı ödülünü aldıktan sonra sahnede çalışan bağlılığı, işyerinde nezaket, esenlik mavraları okuyordu. Bir haftasonumu daha kendi elimle şirketime hediye etmenin verdiği derin bunalımla tuvalete koştum, kapıyı kitledim ve hüngür hüngür ağladım. ## Beyaz yakalı edebiyatıyla yıllarca kendimi kandırmışım Ancak 40 yaşını geçince, emeğimi satıp gelir elde eden bir işçi olduğumu idrak ettiğimi itiraf etmeliyim. Oysa yıllardır beyaz yaka edebiyatıyla hem onlar beni kandırmış hem de ben kendimi bir güzel inandırmışım. Özbenliğimden af diliyorum. İşin kötü tarafı, yıllardır fazla mesai ödenmeyen, kontratımda yazan iş tanımının üzerine katman katman binen ek sorumlulukları yiyip yutmuşum. Kontrat deyince merak ettim, tozlu dosyaların içinden sararmış, zamanında imzamı atarken sanki dünyanın en iyi futbol takımına gidiyormuşum gibi bir heyecan duyduğum o sayfalarda haftada 40 saat olarak belirtilmiş çalışma saatime baktım. Bir gülme aldı beni. Beyaz yaka diye diye kandırılmış bu işçi kardeşiniz, birçoğunuz gibi kirada oturuyor, çocuğu iyi kötü bir okula yolluyor. Bir tek bu zevkimiz kaldı ama aynen sizin gibi arada şöyle canı o havalı markaların birinden servet ödeyerek bir fincan kahveyi alıp höpürdetmek istiyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İBB Davası: Savunma hakkı mahkemenin kronometresine takıldı URL: https://www.fayn.press/ibb-davasi-savunma-hakki-mahkemenin-kronometresine-takildi/ Last updated: 2026-07-11T17:07:46.000Z İBB davasının ilk celsesi 17’nci haftada savunma kriziyle tamamlandı. Aslında bu hafta yargı tarihinde bir ilk yaşandı. Bir sanık, aynı binada üç ayrı salonda, üç ayrı suçlamayla yargılandı. Hem casusluk hem yolsuzluk hem de sahtecilikle suçlanan Ekrem İmamoğlu, Silivri’de duruşmalar arasında mekik dokudu. Hukukçuların, savunma hakkının ihlal edildiği eleştirilerine neden olan her üç davada da İmamoğlu’nun birer avukatı hazır bulundu. Avrupa Parlamentosu'nun (AP) Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor heyetiyle duruşmaları takip etti. ### 6 Temmuz Pazartesi ## “Anlaması mümkün değil” İmamoğlu, Pazartesi günü ilk önce casuslukla suçlandığı davaya katıldı. Ama avukatları söz alarak, “sahte diploma” davasının da diğer salonda başladığını söyleyip müvekkillerinin önce o davaya gitmesini talep etti. Mahkeme talebi kabul etti. Ekrem İmamoğlu jandarma tarafından iki kat aşağıda bulunan, diploma davasının görüldüğü salona götürüldü. İmamoğlu, iptal edilen üniversite diplomasına ilişkin "zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik" suçlamasıyla yargılandığı davada savunmasını yaptı. _This post is for subscribers only._ ### “Daha milliyetçi, daha partili, daha fakir ve daha kırılganız” URL: https://www.fayn.press/daha-milliyetci-daha-partili-daha-fakir-ve-daha-kirilganiz/ Last updated: 2026-07-15T09:26:46.000Z Gündemin bu kadar yoğun olduğu, her güne yeni bir krizle, yeni bir “bomba haberle” başlanan başka kaç ülke var, bilmiyorum. Olana bitene bakmaktan bazen büyük fotoğrafı kaçırabiliyoruz. Herkes genelde kendi yankı odasında, kendisi gibilerle Türkiye’nin inanılmaz bir hızda dönüştüğünü izliyor. Sadece siyasi meseleler değil, yaşam şartlarımız, alışkanlıklarımız, kaygılarımız, hayata bakışımız da değişiyor. Peki nasıl? Bir süre, bu sorunun peşine düşeceğiz. Yıllarca gazetecilik yaptıktan sonra sekiz yıldır kamuoyu araştırmaları yapan, aylık raporlarını sadece müşterileri ile paylaşan, kamuoyunda dengeli ve soğukkanlı analizleriyle bilinen Panorama TR’nin araştırma direktörü Osman Sert, bu soruyu yönelttiğimiz ilk isim. **Önce sıcak gelişmelerle başlayalım. Siyasetteki bu aşırı hareketlilik, sürekli yeni gelişmeler seçmeni nasıl etkiliyor? Artık herkesin alıştığı CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar muhalefeti zayıflatıyor mu, AK Parti’yi güçlendiriyor mu?** Türkiye’de demokrasi çok keskin ve sonu belirsiz bir darboğazdan geçiyor, bu tartışmasız. AK Parti’nin en büyük gücü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da en büyük gücü, bugüne kadar söylemlerinde, karşılaştığı sorunlarda sahici olmasıydı, bunu sahici bir şekilde kabullenmesiydi. Mesela çoğunluğun eleştirdiği “Allah affetsin” sözü, bir sahiciliktir. İyi bir şey yapıyorsa da kötü bir şey yapıyorsa da “Evet bu benim” diyordu. AK Parti buradan çok uzaklaştı, artık sahici bir parti yok karşımızda. İktidar birçok şey yapıyor ve bunların hiçbirini sanki kendisi yapmamış gibi hareket ediyor. Eskiden usulen de olsa belli konularda kendisini topluma anlatmak zorunda hissederdi. Artık böyle bir ihtiyaç da hissetmiyor. Bu, AK Parti’nin toplumla ve kendi tabanıyla bile bir ölçüde ayrışmasının, toplumun realitesinden, sokaktan daha fazla kopmasının bir sonucu. Sadece kendi mahallesini önemseyen, toplumun kalanıyla çok fazla bir bağ kurmayan, kendi mahallesine bile o nasıl olsa beni anlıyordur, diyerek her konuda izahat getirme ihtiyacı hissetmeyen bir yaklaşım. Bunun en son halkası, Cumhuriyet Halk Partisi’yle ilgili olan süreçler ve iktidarın havaya bakıp ıslık çalıyor olması. Sanki olaylar başka bir dünyada yaşanıyor, başka bir gezegende oluyor. Daha önceki Erdoğan “Ben bu davanın savcısıyım” diyebiliyordu. Şimdi ise bir tarafta yapılanların hukuki meşruiyeti olmadığı için sahiplenme sorunu var. Diğer tarafta o kadar ciddi bir güç var ki kendisini izah etmeyi, meşruiyet zemini kurma gereğini bile eskisi kadar hissetmiyor. > “Özel’in kuracağı yeni partinin neredeyse doğrudan CHP’nin bugünkü konumuna yerleşmesi muhtemel.” **Peki, muhalif seçmen CHP’deki kayyum sürecine, Özgür Özel’in yürüyüşüne nasıl bakıyor?** Özel’in yürüyüşüne gelince daha konuşmak için biraz erken ama haziran araştırmamız burada büyük bir devinim olduğunu söylüyor. 31 Mayıs kayyum operasyonu, İmamoğlu operasyonundan da daha fazla yanlış ve hukuk dışı bulunuyor. Özel’in yeni bir partiye evrildiği aşikâr. Görünen o ki eğer yeni parti kurulursa ve süreç beklendiği gibi giderse CHP yüzde 5 altı partiler arasında bir yer bulacak kendisine ve marjinalleşecek. Yeni partinin ise neredeyse doğrudan CHP’nin bugünkü konumuna yerleşmesi muhtemel. Şimdiden AK Parti’yi geçiyor gibi araştırmaları görünce 2023 cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi “Kılıçdaroğlu aday olur olmaz Erdoğan’ı geçti” haberlerini hatırlıyorum ister istemez. Ama ortada çok ciddi bir devinim olduğu muhakkak. _This post is for paying subscribers only._ ### Punchline arası: Komedi sahnesinde kadınlar URL: https://www.fayn.press/punchline-arasi-komedi-sahnesinde-kadinlar/ Last updated: 2026-07-09T22:00:31.000Z Deniz Göktaş’ın *Ölü Deniz* adlı stand-up gösterisi YouTube’da bir haftada 10 milyona yakın izlenmeye ulaştı. Göktaş sert, cesur ve ustaca kurgulanmış şakalarıyla izleyenlerin zihninde eleştirel bir alan açıyor. İzleyicinin buna paralel hissettiği “Göktaş’ın başına gelecek var” kaygısı da mizah ve siyaset arasındaki ilişkinin dönüştürücü bir toplumsal araç olabileceğini gözler önüne seriyor. Göktaş’ın hedef gösterilmesi, mizah yoluyla siyasi eleştiri konulu dalga boyu yüksek bir tartışmada dalgakıran etkisi yarattı. Deniz Göktaş, yurtdışından dönerken havalimanında 'dini değerleri aşağılama' ve 'cumhurbaşkanına hakaret' suçlamalarıyla gözaltına alındı, ardından da tutuklandı. Göktaş, komedi kültüründe “punchline” olarak bilinen “esprinin can alıcı noktası” ya da “nükte” diye çevirebileceğimiz son vuruşu komedi sahnesi ile sıradan hayat arasında bir yere, ustaca bir sakinlikle yerleştirmiş oldu. İçinde bulunduğumuz ifade kısıtlayıcı mengeneyi düşününce, kültürel üretim ve siyaset açısından tarihi bir ana daha tanıklık ediyor gibiyiz. Göktaş'ın tutuklanması, Türkiye'de mizahın siyasetle kurduğu ilişkinin ne kadar kırılgan olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koydu. Ama bu tablo yeni değil ve herkese eşit yansımıyor. Aynı sahnede, aynı riskleri göğüsleyerek performans sergileyen komedyen kadınlar, bu kırılganlığı çok daha az görünür bir şekilde yaşıyor. Tam da bu yüzden sormak gerekiyor: Mizahın açtığı eleştirel alan kim için, ne ölçüde erişilebilir? Bu soruları takip ettik ve bir buçuk sene boyunca çeşitli komedi kulüplerinde gösterileri, seyircileri ve komedyenleri gözlemledik. Bu yazıda takma isimlerle söz ettiğimiz komedyen kadınlarla derinlemesine görüşmeler yaptık. Sosyal medyada ve farklı platformlarda onların görünürlüğünü izledik, takipçileriyle kurdukları ilişkileri ve seyirci tahayyüllerini analiz ettik. _This post is for subscribers only._ ### Taliban’a rağmen binlerce kıza umut olan okul ve Zuhal’in hikayesi URL: https://www.fayn.press/talibana-ragmen-binlerce-kiza-umut-olan-okul-ve-zuhalin-hikayesi/ Last updated: 2026-07-09T22:00:18.000Z Dünyanın farklı yerlerinde türlü şekillerde kız çocuklarının ayaklarının altındaki zemin kayıyor. Bu kaygan zeminde, hayatta kalma içgüdüsüyle stratejiler geliştirmek zorunda kalıyorlar. Kök salmak, “Ben de buradayım” demek, onlar için kaçınılmaz. Afganistan’ın Herat kentinde yaşayan, 21 yaşındaki, güvenlik kaygıları nedeniyle bu haberde Zuhal olarak anacağımız genç kadın, onu topraktan sökmeye çalışanlara inat filiz verenlerden… Ve onun sayesinde, kendisiyle beraber ülkesindeki binlerce kız çocuğu da çiçek açıyor. Zuhal’in hikâyesinden, bir arkadaşım vesilesiyle haberdar oldum. Umutsuzluğun küresel sarmalında debelenip durduğumuz şu günlerde inadı ve başarısı hem yüzüme gülümseme hem de gözüme yaş getirdi. Arkadaşımın, “Zuhal ile Facetime vasıtasıyla görüşme imkânım olur mu?” diye heyecan içinde sorduğum soruya olumlu yanıt vermesiyle uzun zamandır pek de bir şeye sevinmediğimi fark ettim. Sanal dünyada da olsa tanışma fikriyle tarifsiz mutlu oldum. WhatsApp’tan mesaj atarak kısaca kendimi tanıttım. Hemen cevap verdi. Facetime üzerinden söyleşi yapmak üzere sözleştik. Söyleşi günümüz geldiğinde elektriklerin kesik olması nedeniyle kablosuz internete bağlanamayacağını haber edip, “İnternetin düzgün çektiği uygun bir yer arıyorum” diyerek gecikeceği için özür diledi. Hiç sorun olmadığını defalarca iletsem de Zuhal tekrarlayıp durdu: “Çok özür dilerim.” Söyleşi günümüzü pas geçmek zorunda kaldık çünkü internet bağlantısı epey kötüydü. Birkaç gün sonra tekrar denedik. Bu kez başardık ve ben karşımda pırıl pırıl, kara gözleri zehir gibi gencecik bir kadınla karşılaştım... _This post is for subscribers only._ ### “İsrail, Filistinli doktoru derhal serbest bıraksın” URL: https://www.fayn.press/israil-filistinli-doktoru-derhal-serbest-biraksin/ Last updated: 2026-07-07T11:25:36.000Z Dr. Hussam Ebu Safiyye… Filistinli çocuk doktoru ve Gazze’deki Kemal Adwan Hastanesi’nin başhekimi… 27 Aralık 2024'te kameralara yansıyan görüntülerde, beyaz doktor önlüğünü giymiş halde, Gazze'de bombardıman sonucu harabeye dönmüş bir caddede yürüyerek kendisini bekleyen İsrail askerlerinin bulunduğu zırhlı araca doğru ilerliyordu. Gazze’de soykırım yapan İsrail askerleri, 85 gün süren kuşatmanın ardından Kemal Adwan Hastanesi’ni ele geçirirken Dr. Ebu Safiyye ve diğer sağlık çalışanlarıyla hastaları da alıkoydu. Bir süre kendisinden haber alınamayan Ebu Safiyye, 500 günü aşkındır İsrail tarafından cezaevinde tutuluyor. [Kuzey Gazze’nin son hastanesinin başhekimi Ebu Safiyye nerede?İsrailli güçler 27 Aralık günü Kuzey Gazze’de hizmet veren son hastane olan Kamal Adwan’a saldırdı. Pek çok hasta ve sağlık personelinin hastaneden sürüldüğü baskında başhekim Dr. Hüsam Ebu Safiyye de alıkonuldu. Başhekimden o günden beri haber alınamıyor, hastane ise artık işlevsiz.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-a03e0376-dd40-4fc3-bf76-6ca7177adf88.png)FaynSinem Hızarcı![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ebu-safiyye_fayn-2-ed01c66f-82c3-4d12-8e2e-aed71eaa7b39.webp)](https://www.fayn.press/bashekim-ebu-safiyye-nerede/) İsrail askerlerinin 6 Aralık’ta hastaneye yaptığı baskında doktorun oğlu İbrahim de hayatını kaybedenler arasındaydı. O saldırıda en az 30 kişi öldürüldü, 20 kişi de yaralandı. ## Aylar sonra ilk görüntü Dr. Ebu Safiyye, 10 Haziran'da, 500 günü aşkın tutukluluğun ardından ilk kez kamuoyu önüne çıktı. İsrail Yüksek Mahkemesi duruşmasına Nafha Cezaevi'nden görüntülü bağlantıyla katıldı. Elleri kelepçeli, ayakları zincirliydi. Çok zayıf ve sağlıksız görünüyordu. Buna rağmen sakinliğini ve onurlu duruşunu koruyordu. Bir aydan kısa süre sonra avukatı onu Nitzan Cezaevi'nde ziyaret etti. ## “Bu beni son görüşünüz” Avukatı Nasır Ude, müvekkilini tanımakta güçlük çektiğini söyledi. Ebu Safiyye, ağır şekilde darp edilmişti ve görüşme sırasında zaman zaman bilincini kaybediyordu. Avukatı, doktorun her gün ağır fiziksel istismara maruz bırakılması, çekiçle dövülmesi nedeniyle sağlık durumunun son derece kritik hale geldiğini söyledi. Ebu Safiyye’nin avukatına sözleri, durumunu açıkça ortaya koyuyor: > *"Bu beni son görüşünüz olacak. Beni buraya öldürmek için getirdiler. Hayatta kalabileceğimi sanmıyorum. Bu son."* İnsan hakları kuruluşları ve ailesi ise Ebu Safiyye'nin düzenli olarak işkence gördüğünü gösteren belirtiler taşıdığını dile getiriyor. ## BM’den çağrı Dr. Ebu Safiyye’nin serbest bırakılması için son çağrı, Birleşmiş Milletler’e bağlı insan hakları organlarından biri olan Keyfi Gözaltılar Çalışma Grubu’ndan geldi. Çalışma Grubu, İsrail'in uygulamalarının İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ile Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin birçok maddesini ihlal ettiğine hükmetti. Yapılan açıklamada şöyle denildi: > "Uygun çözüm, Dr. Ebu Safiyye’nin derhal serbest bırakılması ve uluslararası hukuk uyarınca uygulanabilir bir tazminat ile diğer telafi haklarının kendisine tanınmasıdır." BM Keyfi Gözaltılar Çalışma Grubu, Ebu Safiyye dosyasının incelediği çok sayıdaki vakadan yalnızca biri olduğunu belirterek, bunun ülkede yaygın ya da sistematik bir keyfi gözaltı uygulamasına işaret edebileceğini de ifade etti. ## İsrail bildiğiniz gibi Ekim 2023’ten beri Gazze’ye saldırılarında en az 73 bin 98 kişiyi öldüren, 173 binden fazla kişinin de yaralanmasına sebep olan İsrail, hapishane şartları ve Dr. Ebu Safiyye’nin durumuyla ilgili de umursamaz tavrını sürdürüyor. İsrail Cezaevi İdaresi konuya ilişkin yorum talebine hemen yanıt vermedi. Daha önce ise Ebu Safiyye ve diğer doktorların cezaevinde kötü muamele gördüğü yönündeki iddiaları reddetmişti. İsrail Yüksek Mahkemesi de daha önce Ebu Safiyye'nin tahliye taleplerine ilişkin yorum yapmayı reddetmişti. Ebu Safiyye, İsrail tarafından hukuksuzca tutulan yüzlerce Filistinli sağlık çalışanından yalnızca biri. Aralarında onun da bulunduğu 14 doktor hâlâ İsrail'in gözaltı merkezleri ve cezaevlerinde tutuluyor. İki doktor ise bu cezaevlerinden sağ çıkamadı. İsrail saldırılarında hayatını kaybeden sağlık çalışanı sayısıysa 1700\. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/ebu-safiyye.jpg) Dr. Ebu Safiyye, İsrail askerleri tarafından 27 Aralık 2024'te alıkonulmuştu. ## Delilsiz esaret Çocuk hastalıkları uzmanı olan Ebu Safiyye, Gazze'nin büyük ölçüde yıkıma uğrayan sağlık sistemini dünyaya duyuran en önemli isimlerden biriydi. Saldırılarda çocuklarından birini kaybetmesine rağmen görevine devam etmiş, kendisinden önce çok sayıda sağlık çalışanının yaşadığı gibi hastalarını tedavi ederken gözaltına alınmıştı. İsrail ise Ebu Safiyye'nin "Hamas ile bağlantılı" olduğunu öne sürerek onu Yasadışı Savaşçılar Yasası kapsamında tutuyor. Ama bu iddiaları destekleyen herhangi bir delil kamuoyuna sunulmadı. Kendisi hakkında herhangi bir ceza davası açılmadı ve gözaltını haklı gösterecek istihbarat bilgilerinin bağımsız gözlemciler tarafından incelenmesine de izin verilmedi. İnsan hakları örgütleri de Dr. Ebu Safiyye için zamanın daraldığını söyleyerek, derhal serbest bırakılmasını istiyor. 🦉 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Bağımsız ve nitelikli gazeteciliğe alan açma çabasına mütevazı bir tuğla da siz koyun, Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılın. [Abonelik seçeneklerini inceleyin](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press). ### Sülale Ankara'da toplandı: NATO'nun eski düzeni resmen bitti URL: https://www.fayn.press/ankarada-sulale-toplaniyor-natonun-eski-duzeni-resmen-bitiyor/ Last updated: 2026-07-12T08:29:07.000Z NATO zirveleri son zamanlarda birbirinden pek hazzetmeyen, ama aynı soyadını taşımaya mecbur, aralarında da bir çeşit suç ortaklığı bulunan uzak akrabaların sülale buluşmasını andırıyor. 7-8 Temmuz’daki Ankara zirvesi de bundan azade değildi. Herkes "Aman kavga çıkmasın" diye diken üstündeydi. Ailenin en nüfuzlu, en öngörülemez ve sevilmese de mecburen katlanılan büyüğü bu sefer ne diyecek diye, herkes tedirgindi. Zaten gelir gelmez, döktürmeye başladı; İspanya’yı sevmiyordu, ticaret yapmak bile istemiyordu, İran’ı da bombalama emri vermişti, sülale de kendi üzerine düşeni yapmıyordu bir türlü. Aslında sülale içinde kırgınlıklar yok değil, ama zor bir dönemden geçildiği için halının altına süpürülmüş. Maksat, dosta düşmana birlik havası vermek. Yine de bir başkasıyla kıyıda köşede fısıltıyla üçüncü bir isim çekiştirilmeden de durulmuyor. Gülümsemeler biraz fazla ölçülü, tokalaşmalar biraz fazla uzun. Çünkü herkes biliyor ki masadaki mesele sıkıntılı, pamuk eller de cebe girecek. ## Yaşamadığı bir hayatı yaşıyormuş gibi yapan ev sahibi Farklı olan, bu seferki ev sahibinin abartılı hazırlıklarıydı. Hani vardır ya, verdiği davet iyi geçsin diye ortalığı telaşa veren ev sahipleri… Kırlentleri on kez çırpan, mutfağı yirmi kere denetleyen, aslında yaşamadığı bir hayatı yaşıyormuş gibi göstermek için hiçbir zaman kendisinin kullanmadığı ve fonksiyonel olmayan dantelli havluları sandıktan çıkartan, misafirler görmesin diye mobilyanın kenarındaki çiziğe üç gün sonra kaybolacak cilayı atan ev sahibi… [OHAL’li NATO zirvesiNATO Zirvesi nedeniyle Ankara adeta bir OHAL yaşıyor. Yasaklar, trafik kısıtlamaları, gözaltılar ve olağanüstü güvenlik önlemleri kenti teslim aldı. NATO’yu fabrika ayarlarına döndürmeyi hedefleyen, Trump’ın teşrif edeceği zirveyi ve hemşehrilerine edilenleri Fayn Ankara muhabiri yazdı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-d298515f-fecb-4951-9255-639780c4cfd8.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/NATO-Summit-2026-4-fayn-copy-3-d0c31a41-b25a-43ea-bf6c-635cd71b3de0.webp)](https://www.fayn.press/ohalli-nato-zirvesi/) Tabii bu arada ev halkına da kök söktürdü o ayrı. Adeta kaş göz işaretleriyle misafirler karşısında nasıl davranacağını çocuklarına anlatan eski usul bir ebeveyn. Çocuklarsa daha başlamadan sıkıldı bu toplantıdan. Misafirlerin onlara hediye getiresi yok, tam tersine varlıkları her daim baskı ve zulüm olmuş akrabaların bu seferki ziyareti de epey can sıkıcı. Ev sahibinin bu hummalı hazırlığı onu diğer sülale bireylerinden ayrı bir yere koydu tabii… Zira ev sahipliği sırası onlara geldiğinde hiç de böyle telaşa kapılmıyorlardı. Belki de kendilerini ispatlama dertleri olmadığından, sülale içindeki yerlerinden emin olduklarından. ## Ev sahibinin aman tadımız kaçmasın rolü Ev sahibinin tek telaşı, misafirlerini abartılı bir biçimde ağırlamak değildi. Asıl dert, toplantının kavgasız, gürültüsüz geçmesiydi. Eh, içeride tam olarak ne oldu bilemiyoruz ama tantana çıkmadığı anlaşılıyor. Zaten sonuç bildirgesini diplomatlar önceden hazırlamıştı, liderle kalan, beğendili kebap yiyip, üstüne Kahramanmaraş dondurması yalamaktı. _This post is for paying subscribers only._ ### Vicdanın sınırları seyahatle aşılamıyor URL: https://www.fayn.press/vicdanin-sinirlari-seyahatle-asilamiyor/ Last updated: 2026-07-09T22:27:52.000Z *“Merhaba Ahlak Bekçisi* *Benim bir süredir huzurumu bozan bir durum var. Biz eşimle maaşlı çalışıyoruz ve Türkiye ortalamasının üzerinde bir gelirimiz var. Belki para içinde yüzmüyoruz ama çok şükür geçim sıkıntısı da çekmiyoruz. Hayal ettiğimiz şeyleri gerçekleştirme imkânımız olduğu için kendimizi mutlu sayıyoruz.* *Ancak bu durum farklı şehirde yaşayan ablam ve eşi ya da emekli olan annem ve babam için geçerli değil. Açıkçası kıt kanaat geçinebiliyorlar diyebilirim. Onlara elimizden geldiğince ve izin verdikleri ölçüde yardımcı olmaya çalışıyoruz. Ancak onlara yardımcı olabilmek beni vicdanen rahatlatmıyor.* *Ailem geçim sıkıntısı çekerken bizim rahat yaşamamız beni zaman zaman huzursuz ediyor. Örneğin, biz son dönemde yılda birkaç kez yurtdışına tatile gidebildik. Ama onların gidememesi beni üzüyor ve gezilerimizde aklım onlarda kalıyor. Kendimizi rahatlatmak için gezileri kısıtlamamız bir çözüm mü? Ahlaken ne yapmamız gerektiğinden emin olamıyoruz. Ne dersiniz? Ne yapalım?* *Sevgiler selamlar,* *Adını vermek istemeyen bir okur.”* \*\* Değerli okurumuz, Gönderdiğiniz vakayı okurken, post-modern hayatın belirsizlikleri ve hengamesi içinde çoğumuzun unuttuğu ama gerektiğinde hepimizin sahip olması gereken bir duyguyu hissettiğinizi gördüm. O duygunun adı “huzursuzluk”. Evet, belki kulağa çok hoş gelmiyor. Pek çok insan bu duygu neden işe yarasın ki diyor belki de bu satırları okurken. Ama olumsuz bir durumdan huzursuzluk duymak, insan olduğumuzun ve ahlaki değerlere sahip olduğumuzu çok önemli bir göstergesi. İçinde bulunduğunuz bu durum aslında etiğin belki de en eski ve en derin sorularından birini sormamızı sağlıyor: *“Başkaları mahrumiyet içindeyken, benim refah içinde yaşama hakkım var mı?”* Sizi bu soruyu sormaya iten şeyin zannettiğiniz gibi ahlaki bir zafiyet değil, tam tersine gelişmiş bir vicdan ve empati yeteneği olduğunu düşünüyorum. Şimdi gelin size ciddi bir vicdani yük bindirdiği görülen bu durumu analiz edebilmek için felsefi bir harita oluşturmaya çalışalım. Bunun için de felsefe tarihinin büyük düşünürlerine başvuralım. ## Biraz ‘huzursuzluk’ hissetmek iyidir Burada önemli bir çizgi var. O da duyduğunuz “huzursuzluk” ile “suçluluk” duyguları arasındaki ince çizgi. Sizdeki huzursuzluk iyi ve yapıcı eylemlere dönüşebilir ki anlattıklarınızdan dönüşmüş gibi görünüyor. Siz elinizden geldiğince aile bireylerine yardımda bulunuyorsunuz. Üstelik bunu yaparken büyük bir incelik gösterip onurlarını da kırmamak için bu yardımları onların izin verdiği ölçüde yapıyorsunuz. Ancak bu huzursuzluk suçluluğa evrilirse ki yazdıklarınızdan buna da çok yaklaştığınızı anlıyoruz… İşte bu tehlikeli ve kimsenin işine yaramayacak gereksiz bir duygudur. _This post is for paying subscribers only._ ### Onun adı süresiz değil, yoksulluk nafakası! URL: https://www.fayn.press/onun-adi-suresiz-degil-yoksulluk-nafakasi/ Last updated: 2026-07-06T23:37:16.000Z İnsana saçını başını yolduracak kadar gerçeklerden uzak iddiaların, gerçekmiş gibi sunulabildiği bir dünyada akla karayı ayırt etmek iyice zorlaşıyor. Son örneklerden biri, nafaka hakkı üzerine yazılıp çizilenler. 10 yıl önce başlayan nafaka karşıtı propaganda meyvesini verdi. 4 Haziran 2026’da Anayasa Mahkemesi, Türk Medeni Kanunu’nun 175\. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini iptal etti.Gerekçeli kararın dokuz ay sonra çıkması beklense de Adalet Bakanlığı, önce yoksulluk nafakasının 12\. Yargı Paketi kapsamında yeniden düzenleneceğini açıkladı ancak Meclis'e sunulan pakette bu konuyla ilgili bir düzenleme yoktu. ## Nafaka meselesi hakkında doğru bildiğimiz yanlışlar Peki, söz konusu nafakanın süresiz değil, yoksulluk nafakası olduğunu… Sadece kadınların değil, erkeklerin de bu nafakaya başvurabildiğini… Türkiye’de bu tazminatın, boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği tespit edilen tarafa verildiğini… Mahkeme kararlarına rağmen erkeklerin neredeyse yarısının, eski eş ve çocuklarına bunu ödemediğini biliyor musunuz? Süresiz deyince çoğunluğun aklına kadınların boşandığı anda ömür boyu yan gelip yattığı, hatta milyarlara konduğu vakalar geliyor. Gerçek şu: Mahkemece yoksulluğu tespit edilen eşin, çocuklarıyla geçinmesine katkı amacıyla verilen nafaka, (çoğunlukla) erkeğin net gelirinin yüzde 15 ila 30’una tekabül ediyor. Yapay zekaya göre 2026’da verilen süresiz nafakanın miktarı 4 bin ile 7 bin lira arasında değişiyor. _This post is for subscribers only._ ### İzninizle harikalar ülkesi URL: https://www.fayn.press/izninizle-harikalar-ulkesi/ Last updated: 2026-07-07T08:34:06.000Z [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/fayn-kitap-sayi-5_sponsor.webp)](https://www.redhouse.com.tr/?ref=fayn.press) K A T K I L A R I Y L A Çocuklar için yazan bir yazarsanız, onlarla bir araya geldiğinizde sıklıkla iki istekle karşılaşırsınız. Hikâye anlatmanızı ve bir kitabın içinde olmayı talep ederler. Hemen isimlerini söyleyip yeni yazacağınız kitaba onları da dahil etmenizi rica ederler. Bu her iki istek de kurmaca bir dünyada dolaşma arzusudur ve çocukluğun vazgeçilmezidir. Bundan tam 164 yıl önce de bu arzu böyleydi. Alice’i düşünün… 4 Temmuz 1862’de Charles Lutwidge Dodgson, bizim bildiğimiz ismiyle Lewis Carroll arkadaşının kızlarını Thames Nehri’nde bir tekne gezintisine çıkardığında, üç çocuk ondan bir öykü anlatmasını istedi. O da kızlardan biri olan Alice hakkında hikâye uydurmaya başladı. Yorulduğunda “Arkası yarın”diyerek öyküyü sonlandıran adam, çocukların yalvarmalarına ve “Yarın şimdiii” diyerek ısrar etmelerine dayanamayıp beş kilometrelik tekne gezintisi boyunca anlatmaya devam etti. Gezinti bitip de evlere dönüldüğünde Alice, Charles Lutwidge Dodgson’dan kendisi için bu hikâyeyi yazmasını istedi. Dodgson, gece boyunca yazdı. Böylelikle *Alice Harikalar Ülkesinde* doğdu. Hayali yerler, hayali kahramanlar ve kütüphaneler hakkında en güzel kitapları yazmış olan Alberto Manguel, Alice’in doğumunu edebiyat tarihinde dönüm noktası ve bir mucize olarak nitelendiriyor. Yayımlandığı yıldan bu yana sembolize ettikleri üzerine hâlâ konuşulan bir roman *Alice Harikalar Ülkesinde*. Dünyanın birçok yerinde illüstratörlerin, ressamların farklı görsel yorumlarıyla özel baskıları yapılmaya devam ediyor. Kitaptaki atmosfer okurlar için ışıltısını yitirmemişe benziyor. Tüm bunları ve hikâyenin tekne gezisinde yaratıldığını düşününce Manguel’in “mucize” deyişine katılmamak imkânsız. Kurmaca karakterlerin ölümsüzlüğünün bizlerin ölümlü yaşamlarını çekilir, inançlı, dirençli kıldığını görmek edebiyatın en etkileyici yanı belki de. Okudukça onlara bağlanmakla kalmayıp yollarını yolumuz, hayallerini hayallerimiz, dertlerini dertlerimiz belliyoruz. İnsan Alberto Manguel’e bir kez daha hak veriyor: “Biyoloji bize kanlı canlı varlıklardan türemiş olduğumuzu söylüyor ama içten içe biliyoruz ki biz kalem kâğıttan türeme hayaletlerin kızları ve oğullarıyız.” Okuma zevkini bir kez olsun tatmışların Manguel’e katılacağına eminim. Peki diğerleri? Bilmekten ve faydacı yaklaşımlardan yorgun düşseler de katı yaklaşımlarından ödün vermeyen, edebiyatın hayal etme hakkı olduğunu unutanlar… Onlar edebiyatın ne işe yaradığının peşindeler! Şimdi yeniden Alice’i düşünün… Küçük bir kız çocuğunun tuhaf giyimli bir tavşanla karşılaşarak onun peşinden tavşan deliğine dalmasıyla başlayan bir hikâyeye nasıl direnilir! Kelimelerle dans edilen (kitabın Tomris Uyar çevirisi okunduğunda demek istediklerim daha iyi anlaşılacak), felsefe ve mantığın kol kola girdiği bir yer... Yaşadığımız dünyaya pek benzemiyor gibi görünen, dikkatli bakınca insanın tüm suçlarının, adaletsiz ve bencil yansımalarının belirdiği bir roman. Bir gemici dürbünü gibi uzayıp kısalıvermek, gözyaşlarında boğulmak, gülümseyen bir kedi, aynanın içine girebilmek… Edebiyatın faydaları peşinde koşanların kaçırdığı şeylerden sadece birkaçı. Onlar sayfalarda “yarar” arayadursun, Alice ideolojilerin, dillerin, dinlerin insanların arasına diktiği duvarları gölgede bırakalı çok oldu. 1862’den bu yana kimbilir kaç milyon insan Alice’le birlikte tavşan deliğine daldı. Alice’i hatırlamama sebep olan kişi altı yaşında. Beni her gördüğünde onun hakkında yazdığım kitabın bitip bitmediğini soruyor. Oysa ben onun hakkında bir kitap yazmıyorum. O öyle düşünüp bir macerada gezinmek istiyor. Sorusunu yanıtlarken her seferinde kitabın henüz bitmediğini ama ona derhal bir roman ya da öykü okuyabileceğimi söylüyorum. Okuyorum ki “kalem kâğıttan türeme” dostları hayal gücünü ve isteklerini kışkırtsın. Büyüdüğünde, edebiyatın, bireyi ve toplumu tahakküm altına alma planlarını altüst edebileceğini görsün. Okuma saatine başlarken bir parola var aramızda, kurmacanın derin dünyasına adım atmadan önce söylediğimiz bir cümle: İzninizle harikalar ülkesi. Kurmacadan cesareti çalıp yaşadığımız hayata özgürlüğü getirmeyi isteyen nüktedan bir ifade... *Alice Harikalar Ülkesinde ve ikinci kitap Aynanın İçinden Tomris Uyar’ın müthiş çevirisiyle Can Çocuk tarafından yayımlanıyor. Alberto Manguel’in Efsanevi Yaratıklar adlı kitabındaki oyunbaz denemeleri Lâle Akın’ın Türkçeleştirmesiyle Yapı Kredi Yayınları’nca basılıyor.* ![‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/fayn-kitap-gozden-kacmasin-kitap_sayi-5.webp) ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ![‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ‎ ](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/sponsor_fayn-kitap-divider.png) ## Yaz tatilinde dünyayı keşfetmek isteyen meraklı çocuklara birbirinden nitelikli üç öneri [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/fayn-kitap-sayi-5_sponsor-header.webp)](https://www.redhouse.com.tr/?ref=fayn.press) İspanya’da “Yılın En İyi Çocuk Kitabı” ödülüne değer görülen ve seçici kurulun, “Her yeni bilgiyle bakış açımızın nasıl da değiştiğini gösteren eşsiz bir okuma deneyimi,” diye nitelendirdiği *Keşifler Sokağı*, Saliha Nilüfer’in çevirisiyle Redhouse Kidz tarafından yayımlandı. Her gün geçtiğimiz sokaklara felsefe, sanat, tarih ve biyoloji gibi farklı disiplinlerle bakmayı bir oyuna dönüştüren kitap, detaylı çizimleriyle görsel okumanın yanı sıra kent hafızasına dair konuşmanın da kapısını aralıyor. Gizli Görev serisinin ilk iki kitabı *Bal Avı* ile *Buz Gaga* ise macerayla keşfi bir arada yaşamak isteyen çocuklar için. Jennifer Bell’in yazıp Alice Lickens’ın resimlediği ve Şirin Etik’in çevirisiyle yayımlanan seri, tehlike altındaki ender türlerin peşinde yağmur ormanlarından Antarktika kıtasına uzanıyor. Kitapları incelemek için Redhouse Kidz’in [*web sitesini*](https://www.redhouse.com.tr/?ref=fayn.press) ziyaret edebilirsiniz. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/fayn-kitap-gozden-kacmasin_sayi-5.webp) ****Sofrada Birlikte Olmak Şahane, Sula Bozis,** Yapı Kredi Yayınları Sula Bozis’in yemek kültürü hafızasına yaptığı katkılar devam ediyor. İstanbul Rumlarının günlük hayatından ayrıntıların, geleneklerin yer aldığı **Sofrada Birlikte Olmak Şahane*, 52 menü ve 156’yı aşkın tarif içeriyor. Bozis’in çocukluk ve gençlik anılarında 1950’li, 60’lı, 70’li yılların İstanbul’unu bulmak mümkün. Kitap, eksilerek değişen kent kültürünün de bir belgesi. ****Burger**, ****Carol J. Adams**, çeviren: Zerin Dirihan, Ayrıntı Yayınları Carol J. Adams, günlük hayatta sıradan görünen hamburgerin ardındaki endüstriyel hayvancılık, tüketim kültürü, toplumsal cinsiyet ve etik gibi pek çok meseleyi ele alıyor. Vegan feminist bakış açısına sahip yazar, hamburgerin zaman içinde pratik ve ekonomik bir yiyecek olmaktan çıkıp ulusal kimlik ve modern yaşamın simgelerinden biri haline gelişini örneklerle açıklıyor. Adams, veji burgerlerden “bitki bazlı et” yaklaşımlarına kadar uzanan hayvansızlaşma serüvenine de değiniyor. Yazarın **Etin Cinsel Politikası* kitabını teorik bulanlar **Burger*’i rahatlıkla okuyacaklar. Gıda ve et tüketimi üzerine eleştirel düşünmek isteyenler için. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/fayn-kitap-edebi-takip_sayi-5.webp) YouTube’da edebiyat, kültür sanat ve popüler kültür üzerine izlenebilecek yeni bir [kanal](https://www.youtube.com/@penguen.kultur?ref=fayn.press) yayın hayatına başladı: Penguen Kültür. Gazeteci, yazar Derviş Şentekin’in 1\. kaptan, sinema eleştirmeni ve deneyimli kültür sanat gazetecisi Olkan Özyurt’un 2\. kaptan olduğu kanal konu çeşitliliğiyle dikkat çekeceğe benziyor. Ekip, edebiyata pozitif ayrımcılık yapacağını açıkça söylüyor. Amaçları sınırlı sayıdaki kültür sanat mecrasını edebiyatçılar lehine genişletmek. Otuzuncu yılını kutlayan Penguen Kitabevi, youtube kanalı projesiyle belli ki dijital alanda da okurların buluşma noktası olma niyetinde. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/fayn-kitap-ayna_sayi-5.webp) “Bizde geçinmenin esas kuralı: Evvela çatmak, sonra çalmaktır. Mutlakıyette de budur, meşrutiyette de. Çatılacak makama çatamayan, sıraya girip de çalamayan aç kalır. Daima kanun üstünde ya bir hükümet ya bir cemiyet peyda olur. Su başlarını zorbalar alır. Onlara eyvallah diyerek boyun eğer, kanunu, insaniyeti, insafı, vicdanı çiğneyerek gittikleri yoldan gidersen yaşarsın. Aksi halde geçim kaygısından fırsat bulamazsın.” **Hüseyin Rahmi Gürpınar, Hakka Sığındık**, Everest Yayınları ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/fayn-kitap-test_sayi-5.webp) ## Kitaplarda tanıştığınız kişileri hatırlar mısınız? Biriyle tanışmanın sayısız yolu var. Kitap sayfalarında karşılaşmak da bunlardan biri. [TESTE BAŞLA](https://www.fayn.press/kitaplarda-tanistiginiz-kisileri-hatirlar-misiniz/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/07/fayn-kitap-pazar-gundemi-sayi-5.webp) Uçlarda yaşamış, ruhsal bir hastalıkla mücadele eden annenin habitatında büyümek ve o karanlık yerden şiir gibi bir metinle dönmek. Bunun adı yitirilmeyen sevgi. Melisa Kesmez yazdı. [Anneyle her şeye rağmen kurulan bağlarDeğişken ruh hali sebebiyle aşırılıklarla dolu, fırtınalı bir hayat yaşamış, çoğunlukla deliliğin sınırlarında gezmiş bir annenin çocuğu olmak... Fransız yazar Violaine Huisman bu hassas konuyu cesaretle ele alıyor, hem de sevgi dilinden hiç ödün vermeden.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-fb9294bc-592d-4ac8-95ff-29319bc3ee0b.png)FaynMelisa Kesmez![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/anneyle-kurulan-baglar_fayn-kitap-c552ab45-cc52-4cbf-be7b-db7872174fd9.webp)](https://www.fayn.press/anneyle-her-seye-ragmen-kurulan-baglar/) Tomris Uyar, edebiyatımızın başına gelen en iyi şeylerden biri. Öykücülüğü, çevirmenliği, denemeleri ve eleştiri yazılarıyla baştan ayağa bir edebiyatçı. Uyar’ın aramızdan ayrılışının üzerinden tam yirmi üç yıl geçti. Figen Şakacı, onun yaşama, edebiyata ve gencecik bir yazar adayına dokunuşunu yazdı. [Tomris’le “Aramızdaki Şey”Tomris Uyar’ın karşısındayım. Lamartine Caddesi’ndeki evinde. Turgut Uyar öleli taş çatlasa altı yıl olmuş fakat koridorun ucunda her an görüneceği umudu sönmemiş olan o evdeyim. Yüzünde bir ifade. Teybin kayıt düğmesine basıp aramızdaki sehpanın üzerine koyuyorum.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-692567cb-dd54-424d-968a-765c6668cdac.png)FaynFigen Şakacı![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/tomrisle-aramizdaki-sey_fayn_kitap-18764385-9452-47b4-afda-1d801b095f69.webp)](https://www.fayn.press/tomrisle-aramizdaki-sey/) fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin ve tüm içeriklerimize sınırsız erişin. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Kitaplarda tanıştığınız kişileri hatırlar mısınız? URL: https://www.fayn.press/kitaplarda-tanistiginiz-kisileri-hatirlar-misiniz/ Last updated: 2026-07-05T08:01:15.000Z fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Tomris’le “Aramızdaki Şey” URL: https://www.fayn.press/tomrisle-aramizdaki-sey/ Last updated: 2026-07-06T06:06:49.000Z Onu ilk gördüğümde on iki yaşındaydım. Kemalettin Tuğcularla kahrolmayı bırakıp, Reşat Nurilere hızlı geçiş yaptığım yıllar… Elime geçen her şeyi merakla, hayret ve hayranlıkla okuyorum. Külliyatıyla yatıp kalktığım ilk kadın yazar Adalet Ağaoğlu. *Yaz Sonu* ile tanışıp *Ölmeye Yatmak’la* kendimden geçtiğimi, hatta birkaç yıl sonra kendimi Fatma İnayet olarak tanıtıp yazarına mektup yazdığımı dün gibi hatırlıyorum. Henüz kendime ait bir odam yok ama hayallerim var. Ben de “onlar” gibi yazar olacağım. Kararım kesin. Okuldaki herkeste bir heyecan dalgası... Bu hafta sonu kitap fuarına gidersek, yazarlarla tanışabilir, uslu uslu oturup onların konuşmalarını dinleyebilir hatta daha da ileri gidip “kendilerine” dokunabilirmişiz. Demek ki onlar da senin benim gibi insan! Yağmurlu bir kasım günü, ayaklarımda şimdi bile sancısını hissettiğim plastik çizmeler; nasıl da sıkıyor. Elbette bunlar çocukken değil sonradan düşününce dertlenecek şeyler... Kalbim küt küt atarak koşuyorum Tepebaşı’ndaki Tüyap’a. _This post is for subscribers only._ ### Anneyle her şeye rağmen kurulan bağlar URL: https://www.fayn.press/anneyle-her-seye-ragmen-kurulan-baglar/ Last updated: 2026-07-06T06:06:16.000Z Yaşamın boyunca -ama sanırım en çok çocukluğunda- seni sinsice ya da aleni biçimde tesiri altında bırakan, hunharca değiştiren ve dönüştüren, parçalayan ve birleştiren, ne kadar büyüsen de yakanı bırakmayan, paçana yapışan şeyler hakkında yazmanın epey zor ama yine de önüne geçemediğin, engellenemez bir dürtü olduğunu düşünüyorum. Yazan kişi dönüp dolaşıp o kapıları zorluyor, her ne yazarsan yazsın o eski, uzak, alacakaranlık odalarda dolaşıyor, bazen tam o erişmesi gereken yere erişiyor, bazen de nafile, yanından bile geçemiyor. Garip şekilde çabamız hep o en eski yaralara bakmak. Bütün bunlar neden oldu? Başıma gelen hayatı, bu dünyada ben olma deneyiminin neye benzediğini, benimki gibi bir yaşamın bir insana ne yaptığını anlamaya çalışmak. Bu anlama çabası, bu bitimsiz yolun sonu ne yazık ki sıklıkla büyüdüğün eve çıkıyor. Çocuğu olduğun, bu dünyaya çocuğu olarak geldiğin insanlara. Anneni, babanı, seni bu dünyaya getirip büyüten insanları ve onların ebeveynliğini anlama ve anlamlandırma çaban, garip bir şekilde ne anlatırsan anlat yarattığın hikâye evrenini sinsi sinsi dolaşıyor, izini her yere bırakıyor, neredeyse her taşın altından çocukluk çıkıyor. Eğer bunu söyleyerek abartmış olmazsam, hayattaki en acayip deneyimin birinin çocuğu olmak olduğunu ve bu ikili ilişkinin senin hayatın boyunca karşılaştığın her şeyle ilişkini -kendinle bile- dramatik bir biçimde değiştirdiğini düşünüyorum. Dolayısıyla yazan kişinin de bir arı kovanını elinde küçük bir sopayla kurcalayan çocuk gibi habire o vızıltılı yerleri kurcaladığına inanıyorum. _This post is for subscribers only._ ### Üç tişört, üç boxer, Bir Deniz URL: https://www.fayn.press/uc-tisort-uc-boxer-bir-deniz/ Last updated: 2026-07-08T16:06:34.000Z Üç tişört, üç boxer. [Deniz Göktaş](https://www.fayn.press/etiket/deniz-goktas/) yurt dışına çıkarken attığı tweette valizini böyle anlatıyordu. Hayatımda hiç bu kadar “hafif” tatil yapamadığım için herhalde, onun adına sevinirken valizine imrenmiştim. Tatilini anlatırken bile bedelli askerlik ücretini ödediğini, uzun yıllar bu ülkede yaşayacağını, kaçmadığını, gerekirse ilk uçakla döneceğini özellikle yazıyordu. Söz verdiği gibi, döndü. 2 Temmuz’da, Türkiye’nin hafızası için ağır bir anlam taşıyan bir tarihte döndü ve havaalanında gözaltına alındı. Kendi ayaklarıyla dönen, sırt çantası kadar gösterişsiz bir genç adam, ters kelepçeyle emniyete götürüldü. Çünkü güç, gösterişi sever; korkutmayı sever. Deniz ise korkmuyordu. Cesaretin en az rastlanır biçimine sahipti: Pervasızlığa değil, göze almanın bilincine. On gün içinde, bu konu üzerine [ikinci yazım.](https://www.fayn.press/gosterissiz-gosteri-deniz-goktasi-neden-bu-kadar-sevdik/) Beni bilen bilir. Çok öyle devrimci bir romantizme sahip değilim. O racon yoktur bende. Birçok konuyu ele almamın bir tek sebebi oldu hep: Yazmak dışında bir yol görememek. En azından yazmak. Adaleti değilse bile hakikati kelimeler aracılığıyla bir nebze yerli yerine koyma hissi. _This post is for subscribers only._ ### Hakikatin kokusu, hafıza ve dünyaya bırakılmışlık: Gece Unutkandır URL: https://www.fayn.press/hakikatin-kokusu-hafiza-ve-dunyaya-birakilmislik-gece-unutkandir/ Last updated: 2026-07-07T11:29:39.000Z Koku, hafızanın en inatçı biçimlerinden biridir. Aynı zamanda sezgilerimizin de en eski dilidir. Yanan bir kablonun plastiği, kızartıcıda tutuşan ekmek ya da sarımsağı andıran o tekinsiz gaz kaçağı kokusu gibi bizi türlü tehditlere karşı uyarır. Koku, henüz gözümüzle göremediğimiz tehlikelerin ilk habercisidir. Bir yiyeceğin bayatladığını veya çürüdüğünü de çoğu zaman kokusundan anlarız. Ancak dünyada çürüyen yalnızca canlılar veya yiyecekler değildir. William Shakespeare’in *Hamlet*’inde muhafız Marcellus: *“Çürüyen bir şey var, Danimarka Krallığında,”* der. Bazen sistem de, toplum da çürüyebilir. Derinden işleyen, kılcal damarlara sızan ahlaki bir çürümedir bu. Her zaman görünür olmayabilir ama hissedilir, kokusu derinden alınır. O nedenle, kötü örneklerin toplumun geri kalanını nasıl sinsice etkilediğini anlatmak için dilimizde yozlaşmaya referans verirken “balığın baştan koktuğu” gerçeğinden dem vururuz. Benzer şekilde yozlaşmanın son noktasına gelindiğinde duyulan o kolektif çaresizlik ve şaşkınlık *“Tuz koktu,”* sözüyle ifade edilir. Tuzun bile koktuğu bir düzende artık sığınacak yer kalmamıştır. _This post is for subscribers only._ ### Neşemize de kelepçe URL: https://www.fayn.press/nesemize-de-kelepce/ Last updated: 2026-07-05T08:01:26.000Z Merhaba Otoriter rejimlerin ve açgözlü maden şirketlerinin literatürde pek geçmeyen ortak bir özelliği var: Yaz tatillerini sevmiyorlar. Temmuz başladı, sıcak ense pişiriyor, ama gündem zırnık yavaşlamıyor. İBB davasının karga tulumba tamamlanmaya çalışılan ilk celsesinde çıkan olaylar, NATO zirvesine hazırlanan Ankara’nın suni fiyakasını bozar mı bilinmez. Ama komedyen Deniz Göktaş’ın, tam da Sivas’ın yıldönümünde tatil dönüşü apar topar gözaltına alınması, biraz bozabilir. Üstelik yedi yıl sonra bir zamanlar savunulan Kaz Dağları’na bu kez yerli bir maden şirketi musallat oldu. Dahası da var: Soğuk bir bardak su alın, başlıyoruz. ## Deniz Göktaş’ın cazibesinin sırrı Pek çekici biri sayılmaz. Orta Anadolulu, orta sınıf bir ailenin ODTÜ’lü zeki çocuğu. Ürkekmiş de. Peki Deniz Göktaş neden bu kadar sevildi? Zehra Çelenk’e göre, insanlar onu yalnızca kendi adlarına söylenemeyeni söylediği için değil, kendi hayatlarını ilk kez bu kadar sahici, gösterişsiz ve zekice anlatılmış hâliyle gördükleri için seviyor. [Gösterişsiz gösteri: Deniz Göktaş’ı neden bu kadar sevdik?Deniz Göktaş politik olduğu için komik değil, gerçekten komik olduğu için politik “söz”ünün etkisi de büyüyor. İnsanlar onu yalnızca kendi adlarına söylenemeyeni söylediği için değil, kendi hayatlarını ilk kez bu kadar sahici, gösterişsiz ve zekice anlatılmış hâliyle gördükleri için seviyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-37aa3b34-8d08-4909-92a9-77c0f4947b11.png)FaynZehra Çelenk![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/deniz-goktas_fayn-3c3af46e-4b75-4bea-bf31-d0e16a758ecc.webp)](https://www.fayn.press/gosterissiz-gosteri-deniz-goktasi-neden-bu-kadar-sevdik/) edİTÖRÜN NOTU Mizahın işi yalnızca güldürmek değil, bazen de toplumun en hassas sinir uçlarına dokunarak düşündürmek. O sinir uçlarına dokunulan kişi alınabilir, öfkelenebilir, hatta soluğu CİMER'de alabilir. Bunların hepsi mümkün. Ama bir de fikir özgürlüğü var. Açıkça şiddete çağrı içermediği sürece birilerini rahatsız eden fikirleri ve esprileri dile getirebilmek en temel haklardan biri. **Fayn*, herkes için bu hakkı savunuyor. Son günlerde milyonlarca insanı güldüren, bazılarını ise rahatsız eden komedyen Deniz Göktaş'ın ters kelepçeyle gözaltına alınması, fikir özgürlüğüne yönelik kısıtlamaların genişletildiğini, neşenin bile cezalandırılmaya başlandığını düşündürüyor. Umarız sırada kahkahaya adli kontrol yoktur. ## AK Parti’nin Sakarya kampında neler oldu? Bugünlerde bir AK Parti vekili olmak, inanmakta güçlük çekeceksiniz ama çok zor. Bir yandan Sakarya’daki son kamptan aldığınız halkla bütünleşme talimatı, bir yanda gerçekler. Nitekim Ankara muhabirimizin gözlemine göre Erdoğan’ın enerjisi yerindeymiş; lakin partisi artık onunla aynı frekansta buluşamıyormuş. Neden mi? *Fayn* Ankara muhabiri kamptan arda kalanları derledi. [Erdoğan’a da yeni parti gerekAK Parti’nin Sakarya’daki son kampı milletvekillerine yine ‘nerede o eski kamplar’ dedirtti. Erdoğan’ın enerjisi yerinde ancak partisi artık onunla aynı frekansta buluşamıyor. Neden? Fayn Ankara muhabiri kamptan arda kalanları derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-26c7cef1-a410-4d8b-903c-60c6e653da25.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/akp-degerlendirme-toplantisi_fayn-678284d3-deee-4e73-be14-e8ba9d4437b3.webp)](https://www.fayn.press/erdogana-da-yeni-parti-gerek/) ## “Adamına göre” dezenformasyon Derken bir de Tamar Tanrıyar diye biri çıktı. AK Parti’nin Sakarya kampında yeterince cesur birkaç partilinin kapalı sohbetinin konusu olduğu kesin. Tanrıyar’ın Turkuvaz Grubu’na salladığı parmak kesilmedi, şöyle bir okşandı. *Fayn* bugüne kadar aynı suçlamaya maruz kalan diğer gazetecilere ne olduğunu ve Tamar Tanrıyar meselesinin arka planını derledi. [Gazeteci görünümlü birinin hikayesi…Tutuklanan kişilerin telefonlarındaki özel hayat görüntülerinin yayılmasına vesile kılınan Tamar Tanrıyar, iktidara yakın medya grubuna parmak sallayınca gözaltına alındı. Aynı suçlamayla gazeteciler kelepçelenip aylarca tutuklu kalırken, SEGBİS üzerinden ifade verip, adli kontrolle serbest kaldı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-601f804a-06e6-434d-8c15-bbc0d3be44d6.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/tamar-tanriyar_fayn-df0fb68c-e7fb-4009-97bf-6ea27125faba.webp)](https://www.fayn.press/gazeteci-gorunumlu-birinin-hikayesi/) _This post is for subscribers only._ ### İBB davasında 16. hafta: Ekrem İmamoğlu ile hakimin savunma sırası kavgası URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-16-hafta-ekrem-imamoglu-ile-hakimin-savunma-sirasi-kavgasi/ Last updated: 2026-07-03T17:07:04.000Z İBB davasının 16\. haftasında davanın önemli isimlerinden, İBB Başkan danışmanı ve Medya A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun savunma yaptı. 59’u tutuklu 414 sanıklı İBB davasında 16\. haftası tartışmalarla, savunmalarda dile getirilen önemli iddialarla, mahkeme heyetinin önceden kabul ettiği savunma sıralamasını değiştirmesi ve ilk celseyi 9 Temmuz’da bitireceğini açıklaması üzerine Ekrem İmamoğlu’nun yaptığı itirazlarla ve sonuçta salondan çıkarılmasıyla geçti. Haftanın ilk günü, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün’ün avukatlarının savunmalarıyla geçti. Avukatların savunmalarının ardından sıra Murat Ongun’daydı. Ancak Ongun’un avukatları savunmanın bölünmemesi için 29 Haziran Salı günü alınmasını talep etti. Talebi kabul eden mahkeme, pazartesi günü davayı beklenenden erken bitirdi. ## 30 Haziran Salı: “Prosedürü tamamlamak için ifade verdiğimin bilincindeyim” Salı günü ise Murat Ongun’un savunmasıyla başladı. Ongun, bazı gazetecilere talimat yayın yaptırdığı iddiasını kabul etmedi. *“İddianamede eylem 19 var. Benim ta Ankara'dan tanıdığım gazeteci abilerim de yargılanıyor o eylemde. Güya benim talimatımla halkı yanıltıcı yayınlar yapmışlar, üstelik utanarak söylüyorum, benden para alarak. Bizim mesleği bilmiyor bu iddianameyi yazanlar. Belli ki havuz medyasındaki gazetecileri, aldıkları gazeteci sanıyorlar. Bilseler, benim meslek büyüğüm olan Soner Yalçın'a, Ruşen Çakır'a, Şaban Sevinç'e, Yavuz Oğhan'a talimat veremeyeceğimi öğrenirlerdi. Hele ki onlara para karşılığı haber yaptırmayı teklif etsem önce sinkaflı bir küfür ederler, ardından beni yanlarından defederler; hırsları, öfkeleri geçmez Ekrem İmamoğlu aleyhine haberler yaparlar.”* İBB soruşturmasını yürüten dönemin başsavcısı Akın Gürlek’in Adalet Bakanı olarak atanmasının davanın siyasi olduğunu netleştirdiğini belirtti. *“Bakanlık performansında da Sayın Gürlek ne içten bir AK Partili olduğunu ortaya serdi. Hem tweetlerinde hem ziyaretlerinde. Sayın Başkanım ben şimdi ne yapmalıyım, ne düşünmeliyim? Şubat ayının 11’ine kadar Sayın Bakan Başsavcıyken bağımsız, siyasete mesafeli, önyargısız bir hukukçuydu da bize de önyargısız yaklaştı, tamam mı inanacağım ben? Yani sadece bir günde AK Parti’yi bu kadar içselleştirdi, bu kadar siyasi oldu diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına uyuyor mu?”* Ongun, davanın İBB değil Ekrem İmamoğlu davası olduğuna vurgu yaptı. *“Bunu özellikle de medya mensupları için söylemek isterim aflarına sığınarak. Bu davanın adı “İBB davası” değildir. Bu davanın adı “İmamoğlu davasıdır”. Bu dava da A'dan Z'ye siyasidir. Bunu siz de, biz de cümle alem de biliyor. O yüzden ben burada bir prosedürü tamamlamak için ifade verdiğimin bilincinde olan biriyim. Tıpkı neden tutuklandığımı bildiğim gibi. Bu davada benim gibi bir kısım sanıklar ve avukatları şapkalarından bir değil, on tavşan çıkarsa da nafiledir.”* Oprasyon için İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesinin ısrarla beklendiğini belirten Ongun, bunun nedenini cumhurbaşkanlığı adaylığının iptalini garantiye almak için olmadığını iddia etti. *“Ekrem Başkan tutuklanacaksa cezaevindeyken 2 ay sonra, 3 ay sonra, 5 ay sonra diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla operasyon için diploma iptali beklendi. Her şeyin sırrı işte bu kurguda. Bu iptal, yorumlandığı gibi, cumhurbaşkanlığı adaylığını, adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı Sayın Başkan. Diploma iptaliyle operasyonun ilgisi, anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken Ekrem İmamoğlu tutuklansa, Cumhuriyet Halk Partisi'nin resmi Cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu, demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Hareketlilik ilkesi ihlal edilmiş, seçimlere müdahale edilmiş olunacaktı.”* Önümüzdeki yıllarda da diploma iptalinden rektörün sorumlu tutulacağını vurguladı. *“Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanları şu olacak, inanın: ‘Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyondan önce Ekrem İmamoğlu'nun üniversite diploması iptal edildi. E bu iptali savcılık değil, üniversite yaptı. Bir lise mezunu cumhurbaşkanı adayı olmayacağına göre, birine sıradan bir belediye başkanı yolsuzluk operasyonu yaptık’ savunma argümanını yapacaklardı. Diploma iptali o yüzden ısrarla istendi. Zavallı rektör, düştüğü durumun farkında değil, kabak onun başına patlayacak.”* ## “Gizli tanıkların yalanlarını savcılar bile iddianameye koymamış” Murat Ongun aleyhinde tek bir delil bile olmadığını savundu. *“‘Tek delil yok’ dedim, ben dediğimi ispat ederim. 22 Mart akşamı polise ifade verme sırası bende. Ne soruyor polis bana? Bir ay önce bizim Medya A.Ş.'den teslim ettiğimiz resmî evrakları. Bunlar zaten resmî evrak, biz verdik. Bir evrak bulmuş gibi bana sormalarına gerek yok ki. Yasal dosyaların yasal evrakları. Suç delili değil. Başka? Gizli tanık ifadeleri; Çınar, Meşe, Doğan. Siz de sormadınız, Sayın Savcım da sormadı bir tane gizli tanık ifadesi. Neden? Çünkü gizli tanıkların yalanlarını iddianameye yazanlar bile koymamış yani, onlar bile pes etmiş. Bunun dışında ne var?”* Ongun, itirafçıların cezaevinden çıkmak için kurgulanmış ifadeler verdiğini, bunda da bazı AK Parti’ye yakın isimlerin avukatlığını yapanların etkin rol oynadığını söyledi. _This post is for paying subscribers only._ ### Geleceğe not: Ömer Kutluay & Darius Karutasu URL: https://www.fayn.press/gelecege-not-omer-kutluay-darius-karutasu/ Last updated: 2026-07-07T11:30:03.000Z A Milli Erkek Basketbol Takımı, geçen yaz NBA'de yıldızlaşan [Alperen Şengün](https://www.youtube.com/watch?v=pu1movO6zoA&ref=fayn.press)’ün merkezde olduğu güçlü bir çekirdekle EuroBasket finali oynadı. Türkiye, 2001’den sonra tarihinde ikinci kez Avrupa ikinciliğine ulaştı. O turnuva, eldeki jenerasyonun doğru parçalarla desteklendiğinde önümüzdeki yıllar için ciddi bir zemin sunabileceğini gösteriyordu. Bu yüzden İstanbul’da düzenlenen U17 Dünya Kupası’na da daha dikkatli gözlerle bakıyoruz. A Milli Takım seviyesine kimlerin ulaşabileceği, hangi oyuncuların kilit rolleri doldurabileceği, Türk basketbolunun yakın geleceği açısından önemli başlıklardan biri. Bu vitrinde öne çıkan iki isim var: Ömer Kutluay ve Darius Karutasu. ## Turnuvada neler oldu? Türkiye, kendi evindeki turnuvada C Grubu’nu firesiz geçti. İlk maçta Yeni Zelanda’ya karşı 25 sayı geriden gelip iki uzatma devresinin sonunda 112-100 kazandı. Ardından Slovenya’yı 87-66, Porto Riko’yu da 98-77 mağlup etti. Milli takım, üçte üç ile lider çıktığı grubun ardından son 16 turunda Venezuela’yı da 78-73 ile geçerek madalya yürüyüşünü sürdürdü. Bu dört maçta takımın hücum yükünü büyük ölçüde Ömer ve Darius taşıdı. Ömer Kutluay, 28 sayı, 9,8 asist, 6,8 ribaund ortalaması ile oynadı. Sayı, ribaund, asist, blok, top çalma, kaçan şut, top kayıpları ve yapılan faullerle hesaplanan verimlilik puanında da 30,3 gibi yüksek bir değere ulaştı. Turnuvanın asist lideri Ömer, verimlilikte Darius’un ardından ikinci sırada. Darius Karutasu 26,5 sayı, 11,5 ribaund ve 32,8 verimlilik ortalamasıyla Türkiye’nin en etkili ismi. _This post is for subscribers only._ ### Erdoğan’a da yeni parti gerek URL: https://www.fayn.press/erdogana-da-yeni-parti-gerek/ Last updated: 2026-07-07T11:30:21.000Z AK Parti gelecek ay 25\. yaşını idrak edecek. Çeyrek asır, dile kolay. Parti bir gelenek haline getirdiği milletvekilleriyle değerlendirme kampının 33’üncüsünü, doğum günü kutlamasından önce Sakarya’da yaptı. Seçime doğru gidilirken, muhalefet tarafında da hararet eksilmezken, bu kampın hareketli geçeceğine ilişkin beklenti yüksekti. Hele de kamptan birkaç gün önce yapılan MKYK toplantısında Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın ayrım gözetmeksizin teşkilat, parti grubu ve kabineye topyekûn ayar vermiş olması, beklentiyi katlamıştı. Erdoğan’ın o toplantıda “*Hiç kimse başına buyruk hareket edemez. Yetki sahipleri siyaseti ciddiye alacak, almazlarsa bedelini ödeyecek. Herkes işini liyakatle, sadakatle yapacak”* dediği biliniyordu. Erdoğan’ın hedefinde beyaz et sektörünün önde gelen şirketlerine aynı anda denetim kayyumu atanmasını sağlayarak iş dünyasıyla onu karşı karşıya getiren Adalet Bakanı Akın Gürlek’in olduğundan kimsenin şüphesi yoktu. Kulislerde Gürlek’in bu hamlesini diğer bakanlıklarla, özellikle de ekonomi yönetimi ile koordine etmeden yaptığı konuşuluyordu. Hatta normalde bu tür işlere kalkışırken Erdoğan’dan icazet alan Gürlek’in bu kez öyle yapmadığı söylentisi dolaşıyordu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in partili milletvekillerine “Polisiye tedbirlerle enflasyon düşmez” diye açık açık konuştuğu, konunun ilgilisi diğer bakanların da Gürlek’in uygulamaya koyduğu kararı sonradan öğrendiği ile çalkalanıyordu Ankara. Bunun üzerine gelen MKYK toplantısında Erdoğan’ın, “Birbirinizle koordineli çalışın” talimatı vermesi de hedefteki ismin Gürlek olduğunu bir kez daha teyit ediyordu. Ama sadece onunla sınırlı tutmuyordu meseleyi. Erdoğan’ın “*Kabinede, partide, Meclis'te, bürokraside görev verdiğimiz hiç kimse başına buyruk hareket edemez. 'Her koyun kendi bacağından asılır' anlayışının bizde yeri yoktur. Her arkadaşımız önce kendini oraya getiren iradeye, sonra da millete karşı sorumludur.”* diye esaslı bir çıkış yaptığı konuşuluyordu. ## 25 yıllık partinin çaylakları Kendi nam ve hesabına hareketlere giriştiği düşünülen Gürlek, karardan etkilenenler arasında AK Partili siyasilerin de olduğunu göz ardı etmişti. Nitekim karardan hızla dönülmüş ama tıpkı [Bilgi Üniversitesi vakasında](https://www.instagram.com/reels/DYpYJ3dIcsO/?ref=fayn.press) olduğu gibi, 25 yıllık AK Parti iktidarında nasıl olup da bu kadar çaylakça iş yapılabildiğine hayret edilmişti. Dolayısıyla “Çeyrek Asırlık Destan AK Parti” temalı kampta Erdoğan’ın milletvekilleri, grup yönetimi ve bakanları hazır bir araya gelmişlerken, birikmiş ne varsa konuşulacağı, bazı hesapların görüleceği, eteklerdeki taşların döküleceği beklentisi hakimdi. _This post is for paying subscribers only._ ### Temmuz’da İstanbul çıldırıyor! URL: https://www.fayn.press/temmuzda-istanbul-cildiriyor/ Last updated: 2026-07-01T17:03:24.000Z Yazın mega şehirde kalanlar hiç üzülmesin. Gündüz sıcaktan ve işlerinden boğulan İstanbullular, akşamları kültür sanatla serinleyecek. Gündüzleri özellikle gençler için avantajlı şehir turları düzenleniyor. Temmuz ayında o kadar çeşitli etkinlik var ki neyi seçeceğinizi şaşırabilirsiniz. İBB’nin düzenlediği açıkhava konserleri, çeşitli şirket ve bankaların sponsorluğundaki festivallerin yanı sıra halka açık gösteriler, gece müze turları, yazlık sinemalar, çocuk tiyatrosu da seçenekler arasında. 2026 yazını farklı kılan, İBB Kültür’ün düzenlediği çoğu ücretsiz, ulaşılabilir eğitim ve etkinlikleri artırarak devam ettirmesi… Zaten slogan, Bu Yaz İstanbul’da Umut Var! *(*[*Detaylı program Radar*](https://www.radarturkiye.com/?ref=fayn.press)*’da)*. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı ve İBB yetkilileri [adaletin tecellisini](https://www.fayn.press/etiket/ibb-davasi/) beklerken bu çabanın sürmesi çok değerli. İstanbul, sadece belli bir kitlenin değil, herkesin ulaşabileceği bir kültür sanat kenti örneği sunarak başka kentlere ve kurumlara da örnek oluyor. Her bütçe ve zevke uygun, en büyük -ve çoğunlukla pahalı- etkinlikten en alternatifine, farklı seçenekleri derledik. ## Müzede gece gezileri Müjdeler olsun, yazın yoğun ilgi gören anıtsal yapılar, gece saatlerinde de ziyarete açıldı! Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı, Türkiye’de geceleri gezilebilen anıtların tamamını [buraya tıklayarak](https://muze.gov.tr/NightMuseum?ref=fayn.press) inceleyebilirsiniz. **İstanbul Arkeoloji Müzesi** _This post is for subscribers only._ ### Klimalı mı olsun, klimasız mı? Avrupa bölündü URL: https://www.fayn.press/klimali-mi-olsun-klimasiz-mi-avrupa-bolundu/ Last updated: 2026-07-08T11:12:15.000Z Avrupalılar rekor sıcaklıklarla boğuşuyor. Kıtada en az bin 300 kişi aşırı sıcaklara bağlı sebeplerden hayatını kaybetti. Fransa’da Parisliler çareyi pencereleri alüminyum folyoyla kaplamakta ve Saint-Martin kanalında serinlemekte buldu. Almanya’nın efsanevi otobanında yüksek sıcaklıklar sebebiyle asfalt çatladı. Eriyen tren rayları yüzünden seferler aksadı. Berlinlileri tomalar serinletti. Zira kıtadaki hanelerin sadece yüzde 20’sinde klima bulunuyor. Geri kalanlar hiç alışık olmadıkları bu olağanüstü duruma karşı derme çatma çözümler bulurken, siyasiler ise klima kullanımının ne kadar doğa dostu olduğunu tartışmakla meşgul. Avrupa şu an ikiye ayrılmış durumda: Pro-klimacılar ve anti-klimacılar. Klimaları bir seçim vaadine dönüştürenler bile var. Kendini medeniyetin beşiği olarak gören AB ülkelerinde yaşanan klima krizi, Avrupa demokrasisinin sırmalarını döktü. İklim krizinin sınıfsal olduğunu biliyorduk. Peki ya en basit haliyle serinleme konseptinin de piramidin en tepesindekilere ait olduğunu? *Fayn* okurları için Avrupa’nın en büyük ekonomilerinde yaşanan klima tartışmalarını derledik. ## Her şeyden önce, klimalar nasıl çalışıyor? Klima sistemleri kapalı mekandaki ısıyı ve nemi alıp dışarıya [verir](https://www.aljazeera.com/news/2026/6/23/how-does-air-conditioning-work-and-how-does-it-affect-your-body?ref=fayn.press). Bu süreç, kapalı alandaki sıcak havayı içeri çekip soğuk evaporatör bobinlerinin üzerinden geçirmesiyle başlar. Bobinlerin içinde sıvı haldeki soğutucu akışkan ısıyı emer, gaz haline buharlaşır ve havayı soğutur. Ardından fan aracılığıyla soğutulmuş havayı tekrar odaya üfler. _This post is for subscribers only._ ### Sayıların arkasına bakmak: “Ev işleriyle meşgulüm” tercih mi, zorunluluk mu? URL: https://www.fayn.press/sayilarin-arkasina-bakmak-ev-isleriyle-mesgulum-tercih-mi-zorunluluk-mu/ Last updated: 2026-07-05T08:01:38.000Z Elif ile Emre hayata aynı çizgiden başladı. Üniversitede tanıştılar, aynı bölümden mezun oldular ve benzer maaşlarla işe girdiler. Çalışma hayatlarının ilk yıllarında kariyer yolculukları neredeyse aynı ilerledi. Sonra bir çocukları oldu. Zaman içinde Emre’nin kariyeri kesintisiz ilerlerken Elif, doğum, çocuk bakımı ve ev işleriyle çalışma hayatı arasında denge kurmaya çalıştı. Maaş farkı açıldı, kariyer basamakları arasındaki mesafe büyüdü. Bu fark Elif’in tercihlerinden mi kaynaklanıyordu? Yoksa hiçbir ücret bordrosunda görünmeyen ama milyonlarca kadının hayatını şekillendiren bakım yükünden mi? Elif ve Emre’nin hikayesi elbette kurgu ama gerçek hayatta milyonlarca kadının deneyimini yansıtıyor. İşgücü piyasasındaki cinsiyet eşitsizliği üzerine yaptığı çalışmalarla 2023 Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan Claudia Goldin, kariyerdeki bu ayrışmanın en belirgin kırılma noktalarından birinin bakım sorumluluğu olduğunu ortaya koyuyor. Bu ayrışmayı gördüğümüz bir diğer [çalışma](https://download.ssrn.com/nber/nber%5Fw31649.pdf?response-content-disposition=inline&X-Amz-Security-Token=IQoJb3JpZ2luX2VjEO3%2F%2F%2F%2F%2F%2F%2F%2F%2F%2FwEaCXVzLWVhc3QtMSJIMEYCIQDTzFQt%2BSSwphO3ncH2Bd031xhiDHxTC0F66n2lMc5p3AIhAOvgY%2Bqjl5gIjNueB2OYv81kVJdcOASiwwflAl7eynXLKsYFCLb%2F%2F%2F%2F%2F%2F%2F%2F%2F%2FwEQBBoMMzA4NDc1MzAxMjU3IgwUxFUY65q8AMzc%2F%2BYqmgWlhBTH2zn2uhHVMu1SgpzpHp6S%2FrmY0vWyB86A%2FB7hqNfWu4TO5DhYagaqz0WX3WTuZ2qcOMY4u3CZiAcxLALPIdZrsh6IRkGP972jPfmHg7dUyYSdnkfiZJMZb36UZ5q%2BIO9%2B5lsMAg72xIUM7cMQ0fXoMjVTnqxtMIVcCpEJYbGcyoeJdPFIqMw%2BRnrd3IPyrigaYBASiIWUdyFcOit2MsOdiA8BVIDo4qchWq1CO1sFzy4wP8Yal9ITfLNQcZDgxfBvmao%2BCY5zni1OPouN7a2iUmDHbORHaemCxDec3nUnu8o3QNOEzfWRsCwzMr%2B2GM8eOmEpJmr0it5cG6dCtcRbDgjybtm7U1d0n3rxFRr%2B2cN2rx7xFBPwD5VPnjSGDxUtYZpHbtI%2BROEJa4XyT5XxOo2tTKgQYIopq8qj60uuPq1sz0W%2BOx84Lss8Q4fQ4f2mkutm%2BbiNPAI0JJIATG5hYq8HW3xMdPKogTQzgT6k%2Fsy5y%2Bg1RVXIvs5%2FxsT7kcDn9XgdgS2JlOgMs1tXE1JIl2xFiBlZhC2bQqssANkoP9R7CDFVdsuvL3VGR3uZDLzGNVQ1VZpr91qvlv6yGHAeT0YCSRhApbDDdeO0cZ%2BSY0Kcty%2BfwmVuEbYm90%2BOD0mNmMqDyPguhzFOuUVHb1GPfgEzfuTFBqczcueajBzGBWD3Tzcts9VC7Zz3BceyQ9ZZK%2FPi964x1O%2FqebmwVvOg27ScFLZ9A%2F%2B2FeQOYMGSb0bRX09Njj%2BdL%2BznhVaLMV0UuiomNL7ACRwjXwe22UmYXft0xDIYKy4LP1b1hA80pDi6arox0oNAtezdRg%2BMuRP1X%2F%2FkcVf2q4sOW4U2vVEL%2BpWl7ZtRMBKX6WnLOYpo5yp%2FrhfR9GIwoPOa0QY6sAF7FL2ZRXJJJDNR5JkoZsWrfZJqFzDB47DcSlO83wAgAr6VUNSrDY%2BUEiUCuRVOUg4nTmrcPgYoQDqk2O968xjkZRsproMS3IDkskH6nTYLHY88OPENIG%2BsdnB5GU7UlAXXwD4HtWqDSsScmKsBbkEJcAqdedkfhyfS9Lq6SVHKWPMXCAcGH%2FD%2Bvk%2BALKsBJwn2o4eDWCVeGI8OGH8%2BcyuW19R7lm0p%2Fk2QdUL0JQCzkQ%3D%3D&X-Amz-Algorithm=AWS4-HMAC-SHA256&X-Amz-Date=20260608T130435Z&X-Amz-SignedHeaders=host&X-Amz-Expires=300&X-Amz-Credential=ASIAUPUUPRWEQ2F75OL4%2F20260608%2Fus-east-1%2Fs3%2Faws4%5Frequest&X-Amz-Signature=4f3039c3ed3326157f68aedeb2870af7e80dc8d89ec19d517ca27643b0162ea9&abstractId=4560576&ref=fayn.press) ise Henrik Kleven, Camille Landais ve Gabriel Leite-Mariante tarafından hazırlanan, 134 ülkeyi inceleyen kapsamlı bir atlas. _This post is for subscribers only._ ### Gazeteci görünümlü birinin hikayesi… URL: https://www.fayn.press/gazeteci-gorunumlu-birinin-hikayesi/ Last updated: 2026-07-07T11:31:01.000Z Gazeteci [İsmail Arı,](https://www.fayn.press/ismail-ari-hangi-dag-efkarliysa-orada-oldum/) Ramazan Bayramı’nda ailesini ziyaret etmek için gittiği Tokat’ta gözaltına alındı. Kelepçelendi, Ankara’ya kadar getirildi. Savcılık sorguladı, mahkeme tutukladı. 75 gün tutuklu kaldı, cezaevinde yerde bile yatırıldı. Yine gazeteci [Alican Uludağ ](https://www.fayn.press/tutuklama-istanbulda-yetki-ankarada-alican-uludag-davasi/)da Ankara’daki evinde akşam gözaltına alındı. Karayoluyla gece yola çıkarıldı, saatler süren yolculuk sonunda İstanbul’a getirildi. 22 saat içinde kendini Silivri Cezaevi’nde buldu, 90 gün tutuklu kaldı. İkisine de yöneltilen suçlama, 2022’de AK Parti ve MHP’li milletvekillerin “[Gazeteciler yargılanmayacak](https://www.fayn.press/hani-bu-yasadan-gazeteciler-yargilanmayacakti/)” diyerek savundukları “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” olmuştu. [Hani bu yasadan gazeteciler yargılanmayacaktı?“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla tutuklanan gazetecilere İsmail Arı da eklendi. Oysa yasa görüşülürken AK Parti ve MHP’li vekiller, “Gazeteciler yargılanmayacak” demişti. İlhan Cihaner, tutanakları paylaştı, “Asıl hedef gazeteciler oldu, Meclis adım atmalı” dedi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-f8ea2b25-d654-4920-b59f-68810f960f04.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/tutuklanan-gazeteciler_fayn-b0c4dbe3-e8b8-40df-a669-c03036817fd0.webp)](https://www.fayn.press/hani-bu-yasadan-gazeteciler-yargilanmayacakti/) Arı ve Uludağ gibi onlarca gazetecinin mağdur olmasına neden olan bu suçlama yine bir gözaltıyla gündeme geldi. Bu kez hakkında gözaltı kararı verilen, İBB davasıyla ilişkili kişilerin özel hayatlarına ilişkin dedikodu yayan gazeteci görünümlü biri oldu. Ve tabii ki uygulanan muamele de yukarıda bahsettiğimiz gazetecilerinki gibi olmadı. Ne saatlerce yol götürüldü, ne tutuklandı, ne de yerde yatmak zorunda bırakıldı. ## Tamar Tanrıyar kim? Bu kişi kendisini gazeteci olarak tanımlayan ancak meslek ahlakına ve kurallarına uygun haberleriyle bilinmeyen Tamar Tanrıyar… Son günlerde siyasette sebep olduğu tartışmalar ise her geçen gün büyüyen bir iç kavganın göstergesi… Gazeteci olmadığının en önemli kanıtlarından biri de, gözaltına alınmasına giden süreçte Turkuvaz Medya Grubu’na yönelik olarak ettiği “Size 1 Temmuz’a kadar müsade. Koptunuz koptunuz, yoksa beni susturamazsınız” yönündeki tehdit. Zira gazeteci kamu yararına bir bilgiye sahipse, bunu doğruladıktan sonra yayımlamakla yükümlü. Tamar Tanrıyar’ın gazetecilikle uzaktan bağı, bir dönemin ünlü magazincisi, Uçankuş Tv’nin sahibi Can Tanrıyar ile 2021’den bu yana evli olması. Tanrıyar çifti, kırmızı bültenle aranırken Almanya’da hayatını kaybeden ve bir dönem itiraf videolarıyla ünlenen Muhammed Yakut ile birlikte iş insanı Metin Güneş’e yönelik “yağma” suçundan 11 yıla kadar hapisle yargılanıyorlar. _This post is for paying subscribers only._ ### Dijital emzik çağı URL: https://www.fayn.press/dijital-emzik-cagi/ Last updated: 2026-07-07T11:31:21.000Z Bir zamanlar bebekleri susturmanın yolu emzikti. Biraz daha büyük çocuklar içinse oyuncak. Şimdilerde kriz anlarında sahaya sürülen başka bir “görevli” var: Tablet. Modern ebeveynliğin adeta İsviçre çakısı… Restoranda yemeğin gelmesini beklerken, arabada sıkılınca, market kuyruğu uzayınca ya da ebeveyn sadece birkaç dakikalık sessizlik istediğinde ekranlar adeta dijital bir can simidi gibi devreye giriyor. Hatta kimi zaman ailelerin en sabırlı bakıcısı, en ulaşılabilir oyuncağı ve en yorulmaz dikkat dağıtıcısı haline geliyor. Peki bu kadar sık başvurduğumuz ekranlar, çocukları yalnızca oyalıyor mu? Yoksa henüz inşaat halinde olan bir beynin mimarisini mi bozuyor? ## 11-15 yaş arası çocukların yüzde 80’i sosyal medya kullanıyor Bu soruların tek bir yanıtı yok. Çünkü çocukların beyin gelişimi aile ortamından beslenmeye, nitelikli eğitimden sosyal ilişkilere sayısız etken tarafından şekilleniyor. Bu nedenle bilim insanları bugün hâlâ teknolojinin beyin üzerindeki etkisinin sınırlarını tartışıyor. Yine de bir konuda fikir birliği var: Dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkisini anlamak istiyorsak, beynin en hızlı değiştiği iki döneme odaklanmalıyız. Erken çocukluk ve ergenlik. Tam da beynin çevresinden gelen her uyaranı adeta bir sünger gibi emdiği yıllar… 3-6-9-12 Yaş Kuralı’nı duymuşsunuzdur: 3 yaşından önce çocuklara TV dahil hiçbir şekilde teknolojik cihaz ve ekran gösterilmemesi, 6 yaşından önce kişisel oyun konsolunun olmadığı ve dijital araçları sınırlı süreli kullandığı bir dönem, 9 yaşından önce internetin ve ekranın ebeveyn eşliğinde kullanımı, 12 yaşından önce de sosyal medya yasağı… Buna rağmen ABD’de iki yaşına gelen çocukların yüzde 40’ının kendine ait bir tableti bulunuyor. Dört yaşına ulaştıklarında ise bu oran yüzde 50’yi aşıyor. Türkiye’de 0-5 yaş grubuna ait dijital cihaz kullanım istatistiği henüz yok. Bu, önemli ve giderilmesi gereken bir eksiklik. TÜİK’in en son [Çocuklarda Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması](https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/53638?ref=fayn.press)’nın verilerine göre 6-15 yaş arası çocukların internet kullanımı 2021 yılında yüzde 82 iken, 2024 yılında bu oran yüzde 91’e çıktı. Çocuklar interneti en çok video izlemek için kullanıyor. Sosyal medya kullanımları da 11-15 yaş aralığında yüzde 80’lere varmış durumda. Bu yıl Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, “[Çocuklar Güvende](https://www.aile.gov.tr/btgmd/e-hizmetler-yeni/cocuklar-guvende-web-sitesi/?ref=fayn.press)” platformu üzerinden ebeveynler için bir rehber yayımladı ve çocukların 0-3 yaş aralığında ekrandan tamamen uzak tutulmalarını, 6 yaşındaki çocuklar için ekran süresinin ise günde en fazla bir saat olması gerektiğini belirtti. Ayrıca 1 Mayıs'ta Resmî Gazete'de yayımlanan yeni düzenlemeyle 15 yaş altı çocukların sosyal medyaya erişimine kısıtlamalar getirildi. Ancak bir yandan da çocuklarına doğar doğmaz sosyal medya hesabı açan, onların en mahrem anlarını dijital ortamda paylaşan ve daha erken yaşlardan itibaren dijital bağımlılığı besleyen bir ebeveynlik anlayışı Türkiye'de giderek yaygınlaşıyor. Yetişkinler, Instagram’ın ünlü “anne-bebek” ve “anne-çocuk” hesapları arasına girmek için adeta yarış halindeler. ## Ne kadar izlediği kadar ne izlediği de önemli Boston Çocuk Hastanesi bünyesinde bulunan Digital Wellness Lab (Dijital Sağlık Laboratuvarı) tarafından hazırlanan son [araştırma notu](https://digitalwellnesslab.org/research-briefs/research-brief-technology-use-the-brain-during-key-developmental-periods/?utm%5Fmedium=email&%5Fhsenc=p2ANqtz-%5F4bfn8DR5Q6sH-PgwN16we3DmSITZgvUyfvMKin53mU0RgBTttf52DiSKdXdcBaUGG%5FLMtnHS-gTuzOS863NGMgY8jiQ&%5Fhsmi=424531770&utm%5Fcontent=424531770&utm%5Fsource=hs%5Femail) (“Kilit Gelişim Dönemlerinde Teknoloji Kullanımı ve Beyin – Erken Çocukluk”), yaşamın ilk beş yılında ekran kullanımının çocukların bilişsel gelişimi, dil edinimi ve sosyal-duygusal becerileri üzerindeki etkilerine ilişkin son on yılda yayımlanan bilimsel çalışmaları mercek altına alıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Orman kazandı sanmıştık URL: https://www.fayn.press/orman-kazandi-sanmistik/ Last updated: 2026-07-07T11:31:36.000Z 18 Ağustos 2019. O gün, Kazdağları’nın Çanakkale Kirazlı bölgesinde, altın çıkarmak için on binlerce ağacı katleden Kanadalı Alamos Gold’a karşı, Türkiye’nin dört bir yanından on binlerce insan bir araya gelmişti. Bu büyük buluşma ve alanda kararlılıkla 425 gün sürdürülen [“Su ve Vicdan Nöbeti”](https://t24.com.tr/cevre/425-gun-su-ve-vicdan-nobeti-tutan-cevrecilerden-kaz-daglari-icin-bakanliga-cagri-acilen-aciklama-yapin,942601?%5Ft=1782364875195&ref=fayn.press) sayesinde, Kanadalı şirket Türkiye’yi terk etti. Zarar verdiği alan rehabilite edilecekti. Öyle zannediyorduk. O söz verilen rehabilitasyon bir türlü başlamadı. 2025 sonlarında, Kanadalı Alamos Gold’un, haklarını yerli Nurol Holding’e ait TÜMAD Madencilik’e devrettiği ortaya çıktı. TÜMAD, yeni bir ÇED sürecine gerek bile duymadan, sahaya iş makinelerini soktu, çalışmalara başladı. Aradan geçen yedi yılda Kazdağları, her bir yandan büyük holdinglerin maden şirketleri tarafından sarıldı. Sadece Kazdağları da değil, ülkenin her bir yanı maden sahasına dönmüş durumda. [Fındık da zeytin de madene mi feda olsun?Ülke toprakları maden şirketlerine satılırken, topraklarını koruyanların isyanı da büyüyor. Maden şirketlerinin kuşattığı Ordu ve Giresun da ayakta.9![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-83473321-2509-4e4e-b2d9-e950a7c6e95e.png)FaynZekiye Kaçak Bakırhan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/giresun-ordu-maden_fayn-fb82d0e4-9d5b-4ba9-be67-cd365fcae9d8.webp)](https://www.fayn.press/karadeniz-findik-da-zeytin-de-madene-mi-feda-olsun/) ## Dron görüntüsüyle büyüyen bir direniş 2019 yılı Haziran ayının sonlarında, Çanakkale Kazdağları’nda çekilen bir dron görüntüsü, ülkede büyük bir infial yaratmıştı. Kanadalı bir şirket, Alamos Gold, altın için Kazdağları’nın altını üstüne getirmişti. 2012 yılından bu yana, çevrecilerin, yerel yöneticilerin birlikte mücadele ettiği Alamos Gold’un büyük ağaç katliamı, bu can yakıcı görüntüyle net bir şekilde ortadaydı artık. Üstelik ÇED raporunda belirtilenin kat kat üstünde bir ağaç kıyımıydı bu. TEMA Vakfı’nın yaptığı çalışmaya göre, 45 bin 650 ağacı kesmesi öngörülen Kanadalı şirketin, [Kirazlı’da kestiği ağaç sayısı 195 bindi](https://www.tema.org.tr/basin-odasi/basin-bultenleri/canakkale-kirazli?ref=fayn.press). Türkiye Ormancılar Derneği’nden bir heyetin sahada yaptığı çalışmalara göreyse, durum çok daha vahimdi. Ormanda, 209 hektarlık alanda tüm ağaçlar yok edilmişti. Dernek, kesilen ağaç sayısının 347 bin 815 olarak belirlendiğini [duyurdu.](https://t24.com.tr/cevre/kaz-daglari-nda-347-bin-agac-kesildi,847087?%5Ft=1782365199983&ref=fayn.press) _This post is for subscribers only._ ### Uzaylılara hazır mıyız? URL: https://www.fayn.press/uzaylilara-hazir-miyiz/ Last updated: 2026-06-30T13:13:18.000Z 8 Mayıs 2026'da Pentagon, Amerika Birleşik Devletleri’nin arşivinde saklanan 162 "gizli" UFO belgesini aynı anda yayımlayarak bir infial yarattı. ABD Başkanı Donald Trump’ın şeffaflık vaadiyle hayata geçirdiği PURSUE programı kapsamında[ https://www.war.gov/ufo/](https://www.war.gov/ufo/%20?ref=fayn.press) adresinden yayınlanan arşivlerde Apollo astronotlarının ses kayıtları, FBI raporları, askeri operasyonlarında çekilmiş kızılötesi videolar, polis tutanakları, vatandaş tanıklıkları, askeri raporlar, pilot uçuş raporları gibi bir sürü belge bir anda ortalığa saçıldı. Başta uzaylı fanatikleri olmak üzere herkes bu gizli dosyalara elbette balıklama atladı. Dünya bu dosyaları karıştırırken bir büyük “uzaylı” haberi de Hollywood’dan geldi. Daha önce *Üçüncü Türden Yakınlaşmalar* (*Close Encounters of the Third Kind*) ve *E.T.* gibi popüler kültüre damgasını vurmuş uzaylı-insan ilişkilerini konu alan filmlerinin yaratıcısı usta yönetmen Steven Spielberg yeni filmini bu tartışmaların tam ortasına tüm ihtişamıyla koydu. Haziran başında tüm dünyada gösterime giren *İfşa Günü (Discolosure Day)* filmi esmekte olan uzaylı rüzgârını fırtınaya çevirdi. Zira daha önce birebir ilişkiler üzerinden uzaylılarla temasımızı işleyen Oscarlı yönetmen, yeni filminde bakış açısını genişletip uzaylıların varlığının tüm dünyaya ifşa edilmesini ve toplumsal bir yüzleşmeyi gündemimize taşıyor. Emily Blunt, Josh O'Connor, Colman Domingo, Colin Firth ve Eve Hewson’ın başrollerinde yer aldığı film, dünya dışı varlıkların birdenbire gün yüzüne çıktığı, bir anda ifşa olduğu bir dünyayı hayal etmemizin yolunu açıyor. ## Dünyanın yarısı onları bekliyor Pentagon'un arşivlerinden çıkan görüntülerin çoğu bulanık, raporlar yer yer sansürlenmiş, belgelerin içeriği muallak. Spielberg’in filmine gelince, nihayetinde o da sadece bir film. Ama işin aslı artık kimsenin kanıtlarla ikna edilmeye ihtiyacı yok. Zira toplumsal araştırmalara bakılırsa dünya nüfusunun yarısı uzaylıların varlığına zaten inanıyor. Hollanda merkezli uluslararası pazar araştırması ve danışmanlık ajansı Glocalities’in geçen yıl 24 farklı ülkeden 26 bin 492 kişi ile konuşarak gerçekleştirdiği, bu konuda şimdiye kadar yapılmış en geniş[ ankete](https://avi-loeb.medium.com/surveys-on-the-existence-of-extraterrestrial-intelligent-life-and-effects-of-revealing-expert-1d47a5dd48ce?ref=fayn.press) göre, katılımcıların yüzde 47’si evrende gelişmiş başka uzaylı medeniyetler olduğuna inanıyor. Yüzde 61’i ise uzayda bizden başka canlı formlarının var olduğunu kabul ediyor. Anket, daha önce Almanya, İngiltere ve ABD’de yapılmış benzer çalışmalarla paralel sonuçlar ortaya koyuyor. Zira ABD hükümetinin 2021 tarihli kamuoyu yoklaması[ U.S. intelligence report](https://www.dni.gov/files/ODNI/documents/assessments/Prelimary-Assessment-UAP-20210625.pdf?ref=fayn.press) da Amerikalıların yüzde 65’inin, yani her üç kişiden ikisinin uzaylıların varlığına inandığını söylüyor. Özetle, milyarlarca insan için uzaylılar zaten var. Haliyle toplumdaki uzaylılar dünyamızı ziyaret etti ya da edecek düşüncesi, onlarla yüz yüze gelmemizin an meselesi olduğu beklentisi de giderek normalleşiyor. Günümüzde mesele artık uzaylılar var mı, yok mu meselesi değil. Bir sonraki aşamaya geçtik. Şimdi herkesin aklında şu soru var: “Uzaylılarla ne zaman tanışacağız? Gelirlerse ne yapacağız?” ## Başsız tavuk olmak içten bile değil Senaryo belli; gökyüzünde büyük metalik bir cisim beliriyor ve gelip gezegenimize konuyor. Onu daha dünyaya yaklaşırken tespit edip birbirini arayan bilim insanları, herkesten önce harekete geçip hızla silahları kuşanan askeri birimler, ilk bağlantıyı kurmak ve olayın yönetimini ele geçirmek için birbiriyle yarışan dünya liderleri, yerlere kapanıp tapınmaya başlayan ya da toplu intiharlara kalkışan tarikatlar, heyecanla alkışlayıp selfi çeken uzaylı fanatikleri, gelenlere taşla sopayla saldıran, dört bir yana koşup saklanan dehşete kapılmış sıradan insanlar… _This post is for paying subscribers only._ ### Renk renk, top top: Dondurma neşesi URL: https://www.fayn.press/renk-renk-top-top-dondurma-nesesi/ Last updated: 2026-07-02T17:24:36.000Z Yaz aylarının değişmeyen neşesi dondurmayı ilk kim keşfetmiş, kim külaha ya da tahta çubuklara koyup yemiş düşündünüz mü hiç? Sıcak havayla özdeşleşmiş olsa da eminim benim gibi kışın dondurma yemeyi seven de çok. Çocukluğumuzdan bu yana ödül ve neşeyi çağrıştırıp hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğu için hangi coğrafyalarda şekillenerek bugün sevdiğimiz formlarına geldiği, kullanılan malzemenin neleri etkilediği belki çok üzerine düşündüğümüz konular değil. Ama aslında hepsi aldığımız tadın üzerinde oldukça etkili. Farklı tarifler, yöntemler ve malzemelerle şekillenen bu serinletici tatlı binlerce yıldır severek tüketiliyor. Anadolu’dan Roma’ya, oradan Hindistan’a kadar uzanan bir hatta çeşit çeşit hikâye barındırıyor. ## Dondurmanın ortaya çıkışı Karı bal, meyve suyu ve şuruplarla karıştırarak tüketme alışkanlığının binlerce yıl öncesine uzandığı biliniyor. Çin’de, Pers İmparatorluğu’nda ve Antik Roma’da soğutulmuş tatlıların tüketildiğine dair farklı kayıtlar var. Roma döneminde dağlardan getirilen karın meyve özleriyle karıştırıldığı, Perslerin yer altında depoladıkları karı bal ve şuruplarla tatlandırdığı biliniyor. Tanıdık geliyor değil mi? Çukurova’da sokak tezgahlarında hâlâ kolayca bulabildiğimiz karsambaç da bu aileden. Bilinen en eski yaz serinliklerinden biri olan karsambaç, özellikle Adana, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Hatay çevresinde yaygın. Eskiden Toroslar’dan getirilen karın üzerine üzüm pekmezi, gül şurubu ya da mevsim meyvelerinden hazırlanan şerbetler dökülerek yapılırmış. Bugün çoğu yerde rendelenmiş buz kullanılsa da işin özü değişmiyor. Karı tatlandırarak tüketme geleneğinin yüzyıllardır farklı coğrafyalarda yaşadığını düşünürsek, karsambacı bugün hâlâ yaşatmamız ayrıca bir güzellik kazanıyor. Tabii yıllar içinde gelişerek çok daha popüler hale gelen versiyon sütlü dondurmalar. Ortaya çıkışıysa ilk buzlu tatlı örneklerinden çok daha sonra. Arapların Orta Doğu’dan Sicilya’ya taşıdığı şerbet ve buzlu tatlı kültürü, İtalya’da zamanla gelato geleneğine dönüşen yolun başlangıcı kabul ediliyor. Avrupa’da şekerin yaygınlaşmasıyla birlikte süt, krema ve yumurta tariflere girmeye başlıyor; bugünkü dondurma çeşitlerinin de zemini böyle oluşuyor. Gelato burada ayrı bir yerde duruyor çünkü İtalyanların tüm dünyaya nam salan en meşhur lezzetlerinden biri. Günlük hazırlanıp tüketilmesi en önemli ayrıcalıklarından. Klasik dondurmaya göre daha az hava içerdiği için daha yoğun ve kremamsı bir yapısı var. Bir de genelde daha düşük yağ oranıyla hazırlanıyor ve biraz daha sıcak servis edildiği için aroması daha net hissediliyor. Sanayileşmeyle birlikte Amerika bu işi biraz hızlandıran taraf oluyor. Dondurmanın seri üretimi, külaha doldurma sistemlerinin yaygınlaşması ve 1904 St. Louis Fuarı sonrası külahın popülerleşmesi derken iş günlük hayatın içine daha hızlı karışıyor. 1910’ların sonu ve 1920’lerde çikolata kaplamalı dondurmalar ve çubuklu ürünler de yavaş yavaş hayatımıza giriyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/unnamed-1.jpg) Dondurma yalnızca serinleten bir tatlı değil; çoğumuz için çocukluğun neşesini hatırlatan bir ödül gibi. ## Bizim hikâyemiz başka Anadolu, dondurmayı yalnızca soğuk bir tatlı olarak değil, başlı başına bir ustalık işi olarak ele alan bir coğrafya. Kahramanmaraş’ta keçi sütü ve salebin birleşiminden doğan o elastik kıvam, dünyanın başka hiçbir yerinde birebir karşılık bulmuyor. Kesilerek servis edilen Maraş dondurması yalnızca lezzetiyle değil yapım tekniğiyle de eşsiz. _This post is for paying subscribers only._ ### Gösterişsiz gösteri: Deniz Göktaş’ı neden bu kadar sevdik? URL: https://www.fayn.press/gosterissiz-gosteri-deniz-goktasi-neden-bu-kadar-sevdik/ Last updated: 2026-07-03T06:38:57.000Z Komedyen Deniz Göktaş’ın 1 Haziran’da Harbiye Açık Hava Sahnesi’nde gerçekleştirip son derece temiz ve düzgün bir prodüksiyonla, üstelik reklamsız olarak YouTube’a koyduğu yeni stand-up gösterisi “Ölü Deniz”, iki günde 1,5 milyondan fazla izlendi. Herkes Deniz’i konuşuyor. Ben de bu kadar çok sevilmesinin nedenini anlamak ve hakkında yazmak için oturup gösteriyi izledim. Uzun zamandır bir stand-up gösterisinde hatta herhangi bir şey izlerken bu kadar çok gülmemiştim. Son zamanlarda stand-up’a biraz mesafeliydim hatta. Bunun nedeni, komediyi hem yazan hem üzerine düşünen hem de izleyen biri olarak, özellikle ana akım stand-up’ın giderek daha fazla “aynısının laciverdi” erkeklik performanslarına yaslandığını düşünmemdi. İlişkilerin erkek gözünden anlatımı, iki satırda bir cinsiyetçi küfür, kendinden fazlasıyla emin erkek anlatıcının bitmek bilmez gösterisi… Elbette tek tük iyi örneklere de rastlanabiliyordu ama uzun süredir aynı yerden konuşup aynı reflekslerle ilerleyen bir alan hissi veriyordu bana. _This post is for subscribers only._ ### Aman NATO’muzun tadı kaçmasın URL: https://www.fayn.press/aman-natomuzun-tadi-kacmasin/ Last updated: 2026-06-29T05:26:25.000Z Merhaba Ankara’daysanız sokağa çıkmayın NATO var. Tipinizi NATO’nun beğenmeyeceğini düşünürlerse alınabilir veya paravanla kapatılabilirsiniz. Dünya Kupası seyrediyorsanız ona da dikkat edin. Asabınız bozulabilir. Bodrum’a gitmeyi düşünüyorsanız bir daha düşünün. Hazırsanız gündeme geçebiliriz. ## OHAL’li NATO zirvesi Türkiye NATO üyesi. Ama NATO’nun Türkiye’nin tarihinde pek de hoş bir yeri yok. Sevildiğini de söyleyemeyiz. En azından halk tarafından. Siyasilerimizde durum farklı. Ankara’daki zirve öncesi yayılan tutuklamalardan tutun şehrin NATO tayfaya “güzel” gözükmeyecek yerlerinin paravanla kapatılmasına kadar türlü tercihte bunu görebiliyoruz. Başkentte adeta bir OHAL’e dönüşen zirve hazırlığını ve 7-8 Temmuz'da liderlerin masasında olacak konuları *Fayn* Ankara muhabiri derledi. [OHAL’li NATO zirvesiNATO Zirvesi nedeniyle Ankara adeta bir OHAL yaşıyor. Yasaklar, trafik kısıtlamaları, gözaltılar ve olağanüstü güvenlik önlemleri kenti teslim aldı. NATO’yu fabrika ayarlarına döndürmeyi hedefleyen, Trump’ın teşrif edeceği zirveyi ve hemşehrilerine edilenleri Fayn Ankara muhabiri yazdı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1d57405e-c3f3-4c59-8257-f9ca3bd75a4a.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/NATO-Summit-2026-4-fayn-copy-05642c0e-dc98-452b-80fb-6d73c1d33706.webp)](https://www.fayn.press/ohalli-nato-zirvesi/) ## Değişen isimler, değişmeyen kavgalar Türkiye’nin belli konularda döngüsel bir tarihi var. Nitekim İnönü’nün Demokrat Parti’ye karşı sarf ettiği “Biz mutlakiyetten bugüne geldik, siz bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz” sözleri bugün tekrar tekrar hatırlatılıyor. Yavuz Sinangil, hafızaları tazelemek için “mutlakiyet” tartışmasının dününü yazdı. [1956’dan 2026’ya butlanlı mutlakiyet tartışması: Değişen isimler, değişmeyen kavgalarSiyasette tam 70 yıl sonra yine “mutlakiyet” tartışması var. İnönü’nün Demokrat Parti’ye karşı “Biz mutlakiyetten bugüne geldik, siz bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz” sözleri hatırlanıyor. Dönüp o günkü tartışmaya bakınca “Ya, bu ülkede gündem hiç mi değişmez” diye hayıflanmamak elde değil.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-ae605fcf-dafb-4334-993e-ed2fa2c63d8c.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/chp-mutlakiyet-tartismasi_fayn-fad53f04-457f-4f61-95fc-81dc1794d5fe.webp)](https://www.fayn.press/1956dan-2026ya-butlanli-mutlakiyet-tartismasi-degisen-isimler-degismeyen-kavgalar/) BİR RİCA Bir ricamız var. **Fayn* yazişlerinde yakında bir doktoralımız olacak. Haberleri dijital mecralardan takip edenlerin medyanın finansmanına yönelik bakış açılarını ölçmeyi amaçladığı kısa bir okur anketi var. Bu [***linkten**](https://forms.gle/hPTyBG4HuV8MioV37?ref=fayn.press) ankete katılıp araştırmaya katkıda bulunursanız çok seviniriz. Tamamlamanız üç dakika sürecek ve yanıtlarınız anonim olarak kaydedilecek. Değerli katkılarınız için şimdiden çok teşekkürler. ## Fiyaskonun sorumlusu: Kader Millî Takım bilmemkaçyüz Togg, bolca hamaset ve yanlış bıyık tercihleriyle gittiği Dünya Kupası’ndan son derece kötü bir performans, sorumluluktan köşe bucak kaçış ve yine hamasi açıklamalarla dönüyor. Şimdi sırada başarısızlığa kılıf olan bahaneler var. Ama sorumluluğu üstlenmeye yanaşan yok. Alp Ulagay yazdı. [Fiyaskonun ardındaki bahanecilik ve palavracılıkTürk Milli Takımı, Dünya Kupası’na erken havlu attı. “Kupayı alıp döneceğiz” diye ‘palavra atarak’ çıkılan macera, ikinci maçın sonunda hüsranla bitti. Şimdi sırada başarısızlığa kılıf olan bahaneler var. Ama sorumluluğu üstlenmeye yanaşan yok.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-96a332cf-98b6-4ee4-a676-72ee65509aa8.png)FaynAlp Ulagay![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/fiyaskodan-sonra-milli-takim_fayn-2-4fdc5492-1a9a-45dc-a3c4-8bb3d5ff70cb.webp)](https://www.fayn.press/fiyaskonun-ardindaki-bahanecilik-ve-palavracilik/) _This post is for subscribers only._ ### OHAL’li NATO zirvesi URL: https://www.fayn.press/ohalli-nato-zirvesi/ Last updated: 2026-07-07T08:33:43.000Z Malum, bu ülkede askerî darbelerin NATO yani Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü tarafından planlandığına dair yaygın bir kanaat vardır. Bu fikri paylaşmayan Ankaralı sayısı üç-beş kişiden fazla değildir muhtemelen. Ama o üç-beş kişi de son günlerde yüksek olasılıkla fikrini değiştirmiştir. Zira NATO’nun 36\. Zirvesi’ne 7 – 8 Temmuz tarihlerinde ev sahipliği yapacak Ankara’da yaşananlar ve yaşatılanlar da darbe sonrası gelen OHAL dönemlerini hiç aratmıyor. 2004’te de Türkiye NATO zirvesine ev sahipliği yapmış, bunun için İstanbul seçilmişti. O zamanlar bugünlerde Ankara’ya yapılanlar yapılmamıştı İstanbul’a. Antalya da bu tip zirveler için başka bir adres. Ama bu sefer, tarihi binaları ve kentin ortasından geçen deniziyle İstanbul ya da lüks otel kapasitesi, plajları ve zirve deneyimiyle Antalya yerine, bozkırın ortasındaki Ankara neden tercih edildi acaba? Devlet erkânı sizce sadece ‘Başkent’e de bir zirve deneyimi yaşatalım’ mı demiştir? ‘Ankara’nın da İstanbul’dan, Antalya’dan aşağı kalır tarafı yok mu?’ diye mi düşünmüştür? Her hafta perşembe günü geldi mi İstanbul’a göç eden devlet erkânı böyle mi düşünür? Tabii ki hayır. Olan şu: İstanbul ve Antalya’ya kıyamayanlar Ankara’ya kıydı. Tam turizm mevsiminin başında İstanbul ve Antalya’daki turistleri güvenlik önlemiyle, trafikle, polis baskısıyla kısıtlamayla rahatsız etmemek için kara talih kuşu Ankara’nın başına konduruldu. Hem de ne kondurma. ## Birilerinin gözüne görüntü kirliliği gibi gözüken gerçekleri gizleme faaliyeti Ankara’da son bir yıldır zirve için onlarca hazırlık toplantısı ve planlama yapıldı. Bir yandan da iktidar mensuplarının söylemeyi pek sevdiği şekilde ‘inşa ve ihya faaliyetleri’ yürütüldü. Misal Başkent, sivil havalimanı Esenboğa ve askerî havalimanı Mürted’den sonra liderleri ağırlamaya layık üçüncü havalimanına bu sayede kavuştu. Uzun yıllar boyunca askerî havaalanı olarak hizmet veren Etimesgut Havalimanı, 8 ayda, 44 uçağın aynı anda park edebileceği Ankara Havalimanı’na dönüştü. Yanı başına inşa edilen yeni bağlantı yollarıyla da gelecek heyetlerin zirvenin yapılacağı Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne yaklaşık 7 dakikada, civarındaki otellere de 15 – 20 dakikada ulaşabilmesi hedeflendi. ‘Bu ekonomik krizde Trump için havalimanı yapıldı’ eleştirileri arşa ulaştı ama galiba asıl maksat başkaydı. Ama bu bahaneyle yapılan havalimanı ve bağlantı yolları bundan sonra ağırlanacak tüm yabancı konukların, gözlerden kaçırılmak istenen ziyaretçilerin ve dahi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şehrin içine girmeden kestirmeden gidecekleri yere ulaşmalarını sağlayacak. _This post is for paying subscribers only._ ### İBB Davası’nda 15. hafta: Duruşmada sona yaklaşırken URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-15-hafta-durusmada-sona-yaklasirken/ Last updated: 2026-06-26T04:47:16.000Z Dokuz ismin daha tahliyesinin ardından 59 tutuklunun kaldığı 414 sanıklı İBB davasında 15\. hafta da savunmalarla tamamlandı. Davada savunma yapmayan tutuklu dört önemli isim kaldı. Bundan sonra sırasıyla Murat Ongun, İmamoğlu İnşaat Sanayi A.Ş.'nin Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, İBB Spor Kulübü Fatih Keleş ve görevden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu savunma verecek. Bu sürecin de iki hafta daha sürmesi bekleniyor. ## 22 Haziran Pazartesi: Savcı sanığı karıştırdı 22 Haziran Pazartesi günü ilk sözü alan Medya A.Ş. Etkinlik Koordinatörü Ceyda Kıryak oldu. Kıryak, iddianameyi incelediğinde savcının kendisinin görevini tam anlamadığını gördüğünü savundu: > *“Ben Ekrem İmamoğlu'nun katılacağı resmî, özel günler, açılışlar, temel atma törenleri gibi etkinliklerin planlanması ve sahadaki akışının hatasız bir şekilde yönetilmesinden sorumluydum. Sahadaki etkinlik ekibinde çalışıyordum. Ben öncelikle size ne iş yaptığımı, mesleğimi anlatmak istiyorum. Çünkü iddianameden gördüğüm kadarıyla iddianameyi hazırlayan savcılar tarafından benim tam olarak ne iş yaptığım anlaşılamamış. İhalelerin hangi tarihte yapılacağı, nasıl yapılacağı, nasıl evrak hazırlanacağı ya da yaptığımız etkinliklerin faturalarını tedarikçinin kime keseceği, ödemesini kimden takip edeceği, bunlar benim görev ve sorumluluk alanımda değildi.”* *“Hangi eylemimden dolayı yargılandığımı gerçekten bilmiyorum”* diyen Kıryak isyan etti: > *“Hayatla mücadele, hayatta ve ayakta kalabilme davam var benim. Yani bu 1,5 yıl sizler için çok bir şey ifade etmeyebilir ama benim hayatımda çok şey değişti. Yani ben maaşlı çalışan bir elemanım, annem ve oğlumla yaşıyorum. Ve bu 1,5 yıl içerisinde oğlumun düzeni bozulmasın diye bir seneye yakın evimi ayakta tutmaya çalıştım. Ama kirasını ödeyemediğim için şu an evim tahliye oldu. Eşyalarımın bir kısmı bir yerde, bir kısmı bir yerde. 18 yıldır benimle beraber yaşayan oğlum ve benim de yaşama sebebim olan oğlum, babasının yanına yerleşti. Ben binbir emek ve zorlukla okuttuğum oğlumun mezuniyetinde Silivri'deydim. Üniversite sınavına girdi, Silivri'deydim. Üniversiteye gitti buradayım. Ne için? Yani bunların vebalini kim ödeyecek bana? Siz mi?”* Savunmasının ardından savcı Kıryak’a soru sordu. Ancak sorusunda dakikalardır savunma yapan sanığı karıştırdığı ortaya çıktı. **Savcı:** İddianameye geçen husustaki beyanlarınızda Creative Media, Ersan Şık'ın sizi işe aldığını beyan ettiniz. Fakat abiniz Ersan Şık ise Creative Media isimli şirkette imza yetkisi olmadığını ve kimseyi işe almasının mümkün olmadığını beyan etmiş. Bu Creative Media isimli şirketle ilgili süreçleri nasıl gerçekleştirdiniz? **Ceyda Kıryak:** Öncelikle Ersan Bey benim abim değil, siz herhalde Güldem Hanım’la karıştırdınız. ## “13-14 ayda dört tane cezaevi gezdim” Kıyrak’ın ardından Kültür A.Ş. çalışanı Barış Kılıç savunmasını yaptı: > *“13-14 ayda dört tane cezaevi gezen bir insan olarak karşınızdayım. Tanımadığım çete lideri de kalmadı. Casper'ı, Dalton'u, Bayros'u yok bilmem nesi, Güngör'ü, Haznedar bütün konulara hakimim, soru sorunca cevaplayayım yani. Tanımadığım çete lideri de kalmadı.”* Kılıç’tan sonra kürsüye gelen etkinlikler düzenleyen bir özel sektör çalışanı Güldem Şık, İBB’de bir görevi olmadığını anlattı: > *“Neden bu davada, belediyede herhangi bir resmî ya da gayri resmî pozisyonu, yetkisi, onayı, imzası olmayan ben, sanık ve tutuklu olarak bulunuyorum? İddianame çıkana kadar bunun cevabını bulamadım, halen de bulabilmiş değilim; sadece tahmin edebilirim. Emrah Bağdatlı'yı tanıyor olmam olabilir. Emrah Bağdatlı benim 2008-2009 yani bankada şube müdürlüğümden tanıdığım bir müşterim. O zamandan bu yana zaman zaman konuştuğum, etkinlik sektörüne geçince de fikir alışverişi yaptığım bir tanıdığım, bir arkadaşım.”* Şık, Murat Ongun ile de kızının bursu için tanıştığını öne sürdü: > *“Kızımın yurt dışında okuması için bankadan tanıdığım, okulların araştırmasını yapan bir danışmanlık firması olan arkadaşımla görüşürken belediyenin öğrencilere burs verdiğini, Murat Ongun’u tanıdığını, görüştürebileceğini söylemişti. Bunun üzerine Murat Bey’den randevu aldım ve kızımla görüşmeye gittim. Kendimden ve burs talebimden bahsettim, bakacağını söyledi. Sonra da sonucu ile ilgili birkaç kere daha rahatsız ettim. Devamında kızım Belçika’da devlet üniversitesinden burslu kabul aldı. Belediye bursuna gerek kalmadı.”* ## “Örgüte üye CV ile alınır mı?” Savunma yapan Kültür A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı Doğan Hamit Doğruer de suçlamaları kabul etmedi: > *“Ben herhangi bir örgüte üye alınırken CV incelenip sonrasında mülakat yapılarak örgüte alınıldığını görmedim, duymadım. Siz buldunuz mu? Böyle bir şey olabilir mi? Eğer buradan çıkmamın yolu başkalarına iftira atmaksa ben onu yapmayacağım. Başkalarına iftira atarak buradan çıkmaktansa onurumla burada, cezaevinde kalmayı tercih ederim. Hakkımdaki tutuklama kararında ve devam eden tutukluluk incelemelerinde ‘kaçma şüphesi bulunduğu’ yazıyor. Bu gerçekten trajikomik bir değerlendirme. Ben kendi irademle gelip teslim olmuşken nasıl kaçma şüphesi olduğuna kanaat getirildi, anlayamıyorum. Benim pasaportum dahi yok.”* _This post is for paying subscribers only._ ### Bir kız çocuğunun dolap kapaklarına sığan Dünya Kupası'ndan, dünyanın daraldığı kupaya URL: https://www.fayn.press/bir-kiz-cocugunun-dolap-kapaklarina-sigan-dunya-kupasindan-dunyanin-daraldigi-kupaya/ Last updated: 2026-06-30T11:04:52.000Z 1982 Yazı çok acayip bir yazdı. Doğup büyüdüğüm kenti arkamızda bırakıp İstanbul’a taşınmıştık. Mösyo Monot bana takmıştı ve Biyoloji dersinden çakmıştım; yeni okuluma sağ salim başlayabilmek için mantarların üreme süreçlerini Fransızca ezberlemem gerekiyordu. Annem en son dedemin yaşadığı solgun evi aydınlatmak için çırpınıyordu. Babam Ortadoğu’nun bir yerlerinde para kazanıyor ve ara sıra bize Duty Free harikaları getiriyordu. Ailem, ülkem ve birçok tanıdığımız iki yıldır 1980 Darbesi’nin bitmeyen fırtınasında sessizce savruluyordu. Ergen bedenimin dertleri başımdan aşkın olduğundan, onların ne yaşadığını çok sonra fark edecektim. Benim için sadece yaşadığım şehir değişmiş, kardeşimden başka arkadaşım kalmamış ve bir de eve renkli televizyon gelmişti. Ve o yaz FIFA Dünya Kupası televizyondan canlı ve renkli yayınlanmıştı. Futboldan anlamazdım ama yeşil sahada, rengarenk giyinmiş erkeklerin bir topun peşinden koşturması tam anlamıyla hipnotik bir şeydi nedense. _This post is for subscribers only._ ### Bodrum’u, ‘Bodrum bitti’ diyenler bitirdi URL: https://www.fayn.press/bodrumu-bodrum-bitti-diyenler-bitirdi/ Last updated: 2026-07-13T10:21:37.000Z Bodrum, Türkiye’nin en ünlü, en tartışılan tatil beldelerinden biri. Bir aşk ve nefret süjesi… Bodrum’un herkese çağrıştırdığı bambaşka. Kimine göre yazın magazin haberlerinin vazgeçilmez adresi, ünlülerin, zenginlerin tatil yeri; kimine göre entelektüellerin, sanatçıların, bohem insanların adresi, kimine göre büyükşehirde yaşamak istemeyen ama dünyadan izole olmayı da göze alamayanların rotası… Tanımları da artırmak mümkün, Bodrum hakkında söylenecekleri de… Ama şurası kesin, Bodrum ne olursa olsun, kendine özgü büyüsü olan bir yer. Mazisiyle, hafızasıyla, doğasıyla, deniziyle, zeytin ağaçlarıyla, Bodrum’u Bodrum yapan insanlarla, belki de Bodrum’u apartmanlara boğulmaktan kurtaran kat sınırı olan beyaz Bodrum evleriyle… Gazeteci ve Bilgi Üniversitesi’nden emekli gazetecilik akademisyeni Esra Arsan da bir dönem Bodrum’a kaçıp başka bir hayat kurmayı deneyimleyenlerden. Arsan, bir akademisyen titizliğiyle 10 yıl yaz kış yaşadığı bu müstesna Ege coğrafyasını yıllar içinde gözlemlemiş ve buradaki kentsel değişimi, dönüşümü anlatan bir kitap yazmış:[*Goca Bodrum’dan Küçük İstanbul’a: Bir Dönüşüm Hikayesi*.](https://www.imge.com.tr/urun/goca-bodrum-dan-kucuk-istanbul-a-bir-donusum-hikayesi-esra-arsan-9786256455412?ref=fayn.press) Üçüncü baskısını yapan kitapta Arsan, Bodrum’un her geçen gün kendine has özelliklerini kaybettiğini çok çarpıcı örneklerle anlatıyor ve “Bu aslında bir Türkiye hikayesi” diyor. Dönüşümü anlatırken yeni terimler türetiyor: Homo entelektus, homo tüketimus, dolares… Esra Arsan ile dönüşen Bodrum’u ve Türkiye’yi konuştuk. **Bunca erozyona, inşaat yığınlarına, yetersiz altyapıya, kalabalıklara rağmen Bodrum’un hâlâ bir büyüsü var. Bunun sebebi ne sizce?** Bodrum'un büyüsü bence Türkiye'nin genelinden farklı bir yaşam vadetmesi insanlara. Kitapta da anlattığım gibi, Bodrum da Bodrum'un yerlisi de Bodrum'a gelenler de seküler. Ve özgür bir yaşam tarzını temsil ediyor Bodrum. Bir İç Anadolu kasabasına gittiğinizde göreceğiniz Türkiye ile Bodrum'a gittiğinizde göreceğiniz Türkiye birbirinden taban tabana zıt. Belki Bodrum'da göreceğiniz Türkiye, dünyanın pek çok rivierasında göremeyeceğiniz kadar özgürlükler vadeden bir gerçeklik. 1950’lerde, 1960'larda Bodrum, Türkiye entelektüel camiasının istediği, sevdiği, “Hadi gidelim Ege kıyısında rakımızı içelim, orada küçük taburelere oturalım. Hem halkla sohbet edelim, hem havamız dağılsın. Yeni bir coğrafyada buranın güzellikleriyle bir yandan da üretelim” dediği bir esinlenme kaynağıydı. 1980'ler sonrasında yorgun demokratların bir yerleşim yeri oldu. Çünkü 1980'lerin sonuna kadar Bodrum hâlâ düşük bütçelerle yaşanabilen küçük bir Ege kasabasıydı. Emeklinin, 1980'de 1402'lik olmuş akademisyenin veya işini kaybetmiş ya da içeriye girip çıkmış bilhassa sol kanattan entelektüellerin yerleştiği bir yer oldu. Çünkü orada Türkiye'nin genel gerçekliğine mesafe koyarak hem politik hem de iktisadi baskıdan uzaklaşıp küçük hayatlar yaşayabildikleri, kimsenin kimseye yan gözle bakmadığı, kaç göçün olmadığı, bir masada kadın erkek beraber içtiklerinde köylünün onları kınamadığı bir ortamda bulunmanın getirdiği rahatlık vardı. Bodrum yerlisinin bilhassa Girit göçmenlerinin hayata toplumdaki baskın kültürden daha farklı bakmaları, dini daha seküler algılayışları yani dinî ibadetlerini yerine getirdikleri halde içki içene, mini etekle dolaşana, bikinisiyle sahilden gelip dondurmacıdan dondurma alan kadına yan gözle bakmayışları gibi etkenler, bütün bunlar Bodrum'un çekici taraflarıydı. **Bodrum’da yatay mimarinin, kat sınırı olmasının ve ev önü bahçe kültürünün hâlâ devam ediyor olması da Bodrum'u kurtaran bir unsur herhalde…** Tabii kesinlikle… İnşallah bu hep devam eder, hiç bozulmaz. O otantik eski Rum evlerinin daha sonra Bodrum evine dönüşmesi, pek çok değerli Türk mimarın bunu yıllarca devam ettirerek yeni yapılan evlerde de aynı mimariyi korumaya özen göstermesi Bodrum'un çok güzel kalmasını sağladı ama maalesef şimdilerde o da artık gidiyor. Kat izni hâlâ verilmese dahi Bodrum'un genel mimarisinin yani literatüre Bodrum evi olarak geçmiş olan şeyin çok dışında ve ötesinde yapılan evler ve eski evlerin de yeniden genişletilmesi aşamasında yapılan çirkinlikler korkunç. Tam bir ihanet o güzelim mimariye. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** **Peki, siz neden böyle bir kitap yazmak istediniz?** Bunda Fatma Mansur'un *Ege'de Bir Kasaba* kitabının çok etkisi var. Fatma Mansur, Harvard'da doktorasını yapmış genç bir akademisyen olarak 1960'larda Bodrum'a geliyor ve aşık oluyor. O zamanlar Bodrum tabii çok bakir ve çok güzel. 40 yıl yaşıyor Bodrum'da. *Bodrum: A Town in the Aegean* adlı çalışması Brill'den çıkmış bir kent sosyolojisi çalışması. Orijinal kopyası Bodrum Belediyesi Cevat Şakir Halk Kütüphanesi’nde durur. Bodrum Deniz Ticaret Odası da Türkçe çevirisini yayımlayarak harika bir iş yaptı bence. Bodrum'a ilk geldiğimde rahmetli Aydın Uğur hocamın önerisiyle Fatma Mansur'un çalışmasını okumuştum. 1960'larda yaptığı gerçekten çok değerli bir çalışma ve o çalışmayı okuduğum zaman buraya göç etmiş bir akademisyen olarak muhakkak ben de burada bir şeyler yapmalıyım diye düşündüm. Ama beni yazmaya asıl teşvik eden şey, Bodrum'un gerçekten son 10 yıl içinde yaşadığı o değişimin, dönüşümün çok yıkıcı, çok dramatik ve çok vahşi oluşu yani bilhassa insan ilişkilerinin değişmiş olması. **Sizin ne zaman yerleştiniz Bodrum’a?** Biz 2015'te İstanbul'daki hayatımızı bırakıp Bodrum’a göçtük, gönüllü göçmen diyorum ben bu duruma. Barış Akademisyenliği süreci, yargılamalar vesaire tabii ki üstümüzde politik baskılar vardı ama en azından hapiste değildik. KHK ile işinden atılmış karı koca arkadaşlarımız, maaşları kesilmiş, pasaportlarına el konulmuş arkadaşlarımız vardı. Bodrum sahillerinden botlara binip kaçan akademisyenler vardı. Onların da psikolojik yükünü taşıyorduk. _This post is for paying subscribers only._ ### 2020’lerin yeni sözlükleri ve filin kuyruğu URL: https://www.fayn.press/2020lerin-yeni-sozlukleri-ve-filin-kuyrugu/ Last updated: 2026-07-17T04:57:40.000Z Son birkaç yıldır hayatımıza yeni bir kavramın girmediği ay yok neredeyse. Önce narsisizm, ghosting, gaslighting, travma, toksik ilişki, sınır ihlali gibi psikolojik terimler dolaşıma girdi. Duygusal ilişkilerden iş hayatına, sürekli tekrar eden ömür törpüsü desen ve döngüleri kolaylıkla açıklıyor gibi görünen bu tanımları öyle sevdik ki soframızdan eksik etmez olduk. Geçen yıl, psikolojik jargonun gündelik hayatı nasıl kuşattığı üzerine [yazmıştım.](https://www.diken.com.tr/psikolojik-jargonla-hayattan-kacis-herkes-travmali-ya-da-narsist-kimse-sorumlu-degil/?ref=fayn.press) Bir süredir herkes travmalıydı, herkes narsistti, herkes toksikti ama kimse “sorumlu” değildi. Karmaşık ilişkiler, kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ve sorumluluklar giderek psikolojik bir sözlüğün içinden okunmaya başlanmıştı. İnsanların kendilerini ve başkalarını anlamaya çalışırken başvurduğu dil değişmişti. Dertleşme denen şey bile bir kavram bombardımanına dönüşmüştü. Pratikte pek bir şey değişmiyordu ama şöyle ağız dolu dolu “narsist herif!” demek insanın içinin şişini biraz olsun indirebiliyordu. Şimdi bu psikolojik jargonun etkilerine hâlâ rastlıyoruz ama bir yandan da başka bir kavram ailesinin yükselişini izliyoruz. Yepyeni bir İngilizce kavram seti açıldı önümüze: *Bed rotting, doomscrolling, quiet quitting, soft life, revenge bedtime procrastination*… Böyle yastıklı yorganlı bir yatak odası terminolojisi bütün hayatı kuşatmaya başladı. _This post is for subscribers only._ ### Fiyaskonun ardındaki bahanecilik ve palavracılık URL: https://www.fayn.press/fiyaskonun-ardindaki-bahanecilik-ve-palavracilik/ Last updated: 2026-06-26T04:47:57.000Z Türk Milli Takımı ümitle ve şevkle gittiği 2026 Dünya Kupası’nda daha ikinci maçının sonunda çıkış kapısının yolunu gördü. Düşünün, turnuvanın henüz dokuzuncu gününde ve oynanacak bir grup maçı daha varken elendi. Halbuki Türkiye çok da zor gözükmeyen D grubuna düştüğünde beklentiler bambaşkaydı. Grupta Dünya Kupası favorilerinden hiçbiri yoktu. FIFA dünya sıralamasında birbirine yakın dört takımın yer aldığı bir grupta, Türkiye uzmanlara göre liderliğin az farkla da olsa favorisiydi. Hatta Amerikalı analizci Nate Silver kendi hazırladığı PELE sıralamasında Türkiye’yi turnuva öncesi en iyi 14’üncü takım olarak belirlemişti. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Türkiye dişine göre iki rakip, Avustralya ve Paraguay karşısında birbirinin benzeri iki maç oynadı. İlk maçta erken, ikinci maçta çok erken bir gol yiyip yenik duruma düşünce geri kalan süreyi skoru kovalayarak geçirdi. Ama belli ki bu skor dezavantajına göre hazırlık yapılmadığından her iki maçta da son derece verimsiz bir oyun tarzı ortaya çıktı. Türkiye’nin iki maçta toplam 62 şut çekip gol atamaması en dikkat çekici istatistik oldu. Ancak bunların büyük bölümü, ceza alanı dışından çekilen ve gol beklentisi çok düşük şutlardı. Hatta 62 şutun 27’si 20 metre ve daha uzaktan atılmış anlamsız şutlardı. Bu 62 şuttan ceza alanı içinde sadece dört büyük gol fırsatı yaratılabildi. Genelde istatistikler her iki maçın toplamında 3,9 gol beklentisinden bahsetse de bir diğer analizci Michael Caley’nin düzeltilmiş gol beklentisi hesabı 2,4’te kalıyordu. Kısacası kapalı savunmalara hücum etme prensibi üzerine hiç çalışılmamış, buradan soru gelince de takım sınıfta kalmıştı. Böyle bir fiyaskodan sonra Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Başkanı’nın ve Milli Takım teknik direktörünün yapması gereken, medyanın karşısına çıkıp en sert eleştirileri yanıtlamak olmalıydı. Bunu görmediğimiz gibi bahane dinlemeye devam ediyoruz. Teknik direktör Vincenzo Montella, istatistikler üzerinden bahane üretirken, TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu bununla da yetinmedi ve eleştirenleri tehdit etmekte bir sakınca görmedi. Aslında başarısızlık karşısındaki bu tutum, Türkiye için de spor için de pek alışılmadık değil. ## Sporcuların iletişim yöntemi değişiyor Son 10 yılda dünyada profesyonel sporcuların ve takımların bilhassa medyayla ilişkisinde ve buna paralel olarak eleştiriye yaklaşımlarında şöyle bir durum ortaya çıktı: Sporcuların önemli bir bölümü, duygu ve düşüncelerini duyurmak için artık klasik medyaya ihtiyaç duymuyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İnternetin yeni laneti maxxing akımları: Çeneni kır, hayatını optimize et URL: https://www.fayn.press/internetin-yeni-laneti-maxxing-akimlari-ceneni-kir-hayatini-optimize-et/ Last updated: 2026-06-29T05:26:12.000Z İnternetin çağımızın en büyük nimeti ve laneti olabilir. Şayet benim gibi internette gereğinden fazla zaman geçiriyorsanız sürekli yeni şeyler öğrenmenin verdiği keyfin yanında karşılaştığınız binbir saçmalık karşısında akıl tutulması da geçiriyor olabilirsiniz. Şu sıralar internetin lanetli tarafındayım. Zira bir grup genç erkeğin daha iyi görünmek ve potansiyel partnerler tarafından tercih edilme oranlarını artırmak için çene kemiklerini kırdıkları bir topluluğa denk geldim. Siz daha denk gelmediyseniz hemen anlatalım. *Looks-maxxing* adı veriliyor bu akıma. Bu akım dış görünüşlerini toplumda var olduğunu düşündükleri baskın standartlara göre yeniden şekillendirmek isteyenleri tek çatı altında topluyor. Sadece görüntüyle yetinmeyenler de var. Sabah kahvaltısından sosyal ilişkilere, uykudan doğurganlığa kadar hayatın her alanında “en büyük” olma peşinde koşanlar için türeyen akımlar da mevcut. Bu en büyük, en iyi, en tepede, en optimumda meselesiyle kafayı bozanları ve *looks-maxxing* trendini daha iyi anlamak için akımların çıkış noktasını ve temsilcilerini incelemek, yani dünyaya bu sefer Z kuşağının gözünden bakmak gerekiyor. ## *Maxxing* nereden çıktı? Kelimelerin sonuna konulan -*maxxing* ekini Türkçeye maksimize ya da optimize etmek olarak çevirebiliriz. Daha da Türkçeleştirecek olursak bir şeyi en iyi hale getirme, olabildiğince iyileştirme de denebilir. _This post is for subscribers only._ ### 1956’dan 2026’ya butlanlı mutlakiyet tartışması: Değişen isimler, değişmeyen kavgalar URL: https://www.fayn.press/1956dan-2026ya-butlanli-mutlakiyet-tartismasi-degisen-isimler-degismeyen-kavgalar/ Last updated: 2026-07-13T10:58:20.000Z Mahkemenin 38\. CHP Kurultayı için verdiği mutlak butlan kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu, o kurultayda kaybettiği CHP Genel Başkanlığı koltuğuna yeniden kavuştu ama parti de bölünme tartışmaları içine girdi. Kararla beraber koltuğunu kaybettikten sonra, ani bir hamleyle CHP Grup Başkanı seçilen Özgür Özel’in “Karşımızdaki yeni ittifak ‘mutlak butlan-mutlak sultan ittifakı’dır” sözü de siyasette “mutlakiyet” tartışmasını başlattı. Bu tartışmanın içinde de İsmet İnönü’nün, Demokrat Partililere yönelik şu sözü bugünlerde sıkça hatırlatılır oldu: > *“Aramızdaki farkı bilelim. Biz mutlakiyetten bugüne geldik, siz ise bugünden mutlakiyete gidiyorsunuz.”* İnönü, bu sözü 27 Haziran 1956’daki TBMM oturumunda söylemişti. Peki neydi tartışma? İşte bunun cevabını almak için o günün Meclis tutanaklarına, gazetelerine, tarih kitaplarına bakınca bugünkü tartışmalara, siyasilerin söylemlerine, karşılıklı suçlamalarına çokça benzeyen bir tablo çıkıyor karşımıza. ## Kritik seçim: 1954 CHP’nin 1950 seçimi öncesi getirdiği “liste usulü çoğunluk sistemi” 1954’te Demokrat Parti’nin (DP) ezici bir çoğunlukla Meclis’e girmesini sağladı. Bu sistemde seçmenler, tek tek adaylar yerine partilerin hazırladığı listelere oy veriyor, ilgili seçim çevresinde en çok oyu alan partinin listesindeki tüm adaylar milletvekili seçiliyordu. Bu da oylarla orantısız bir sonuç doğruyordu. Seçimler 2 Mayıs 1954’te yapıldı. DP yüzde 57,6 oy alırken CHP yüzde 35,4 oyda kaldı. Ama sistem yüzünden 541 milletvekilliğinden 503’ünü DP aldı. CHP sadece 31 milletvekili çıkarabildi. Meclis’e Cumhuriyetçi Millet Partisi’nden (CMP) beş milletvekili ile iki bağımsız da girmişti. Başbakan Adnan Menderes de elde ettiği güçle, kısa bir süre içinde basına ve muhalefete karşı sert bir baskı dönemi başlattı. Mesela İnönü’nün memleketi Malatya ikiye bölündü, Adıyaman kuruldu. Menderes’i en çok eleştiren siyasilerden CMP Genel Başkanı [Osman Bölükbaşı](https://www.aa.com.tr/tr/politika/turk-siyasetinin-renkli-ismi-osman-bolukbasinin-vefatinin-20-yili-/2495205?ref=fayn.press), memleketi Kırşehir’de büyük zafer kazanmıştı. Cezası şehre kesildi, Kırşehir ilçe oldu. Menderes, Kırşehir’e öfkesini hiç saklama gereği de duymuyordu: > *“Türkiye’nin hiçbir vilayetinde yüzde 3’ten fazla oy almayan bir partiye mensup milletvekilini iki seçimde de seçen Kırşehir’in, bir içtimai ve siyasi bünye itibariyle anormallik göstermekte olduğunu inkâr etmek mümkün değildir; evet, biz açık konuşuruz.”* ## 1950’lerin Silivrisi: “Ankara Hilton” Basın üzerine de baskılar vardı. İlk yargılanan gazetecilerden biri Yeni Ulus gazetesi yazarlarından Hüseyin Cahit Yalçın’dı. 80 yaşındaki Yalçın, “Yayın yoluyla hükümetin manevi şahsiyetini tahkir” suçlamasıyla yargılandı ve hapse atıldı. İletişim Yayınları’ndan 1995’te çıkan bir kitap var. Adı, *Popüler Siyasi Deyimler Sözlüğü*. Maddelerden birinin başlığı, “Ankara Hilton”. Ama siz bunu otel zannetmeyin. Aslında bahsedilen Ankara Merkez Cezaevi. Bugün nasıl tutuklamalar için simge Silivri Cezaevi olduysa, o zaman da Ankara Merkez Cezaevi'ydi. 1954 ile 1958 arasında 1161 basın mensubu hakkında takibat yapıldı, 238’i mahkum edildi. Tutuklanan gazeteciler cezaevine “Ankara Hilton” adını taktılar. Volta için kullanılan dar koridorlara da “Adnan Menderes Bulvarı” diyorlardı. Cüneyt Arcayürek, Metin Toker ve Osman Bölükbaşı da yolu “Ankara Hilton”dan geçenlerden. _This post is for paying subscribers only._ ### New York Knicks, devrim, sosyalizm! URL: https://www.fayn.press/new-york-knicks-devrim-sosyalizm/ Last updated: 2026-06-24T09:19:06.000Z [“Başkanım Müslüman, Bagel’larım Yahudi, Papa bile bizim tarafta, Knicks kazanır beş maçta!”](https://www.youtube.com/watch?v=Glrvii%5FEivI&ref=fayn.press) New Yorkluların playoffun dördüncü maçından itibaren sosyal medyada yayılan ve milyonlarca kez izlenen bu [viral tezahüratı](https://www.youtube.com/watch?v=Glrvii%5FEivI&ref=fayn.press), Knicks’in 53 sene sonra gelen tarihi NBA şampiyonluğunda belediye başkanı Zohran Mamdani’nin oynadığı rolü göstermesi bakımından özel bir önem taşıyor. Kent tarihinin ilk Müslüman ve ilk sosyalist belediye başkanı olan Mamdani, seçim kampanyasından bu yana New Yorkluların heyecanını kendi politikaları üzerinden yönlendirmeyi başarıyor. Sıkı bir sporsever olan Mamdani, hem Knicks hem de Arsenal taraftarı olarak bu sene çifte şampiyonluk yaşadı. Başkan, Knicks’in playoff serisi ve New York’un Dünya Kupası ev sahipliğini de sol-popülist politikaları halkla buluşturmak için başarıyla kullandı. Hem bir sosyalist hem de bir sporsever olarak Mamdani’nin hassasiyetlerinden biri, sporun erişilebilirliği. Genç başkanın, hem Dünya Kupası hem de NBA playoffları çerçevesinde uygulamaya koyduğu politikalar da bu hassasiyetin bir temsili… ## “Spor lüks bir meta olmamalı” Şu anda ABD, Meksika ve Kanada’nın ev sahipliğinde devam eden FIFA Erkekler Dünya Kupası, tarihin en pahalı futbol turnuvası olarak tarihe geçti. Kupaya ev sahipliği yapan stadyumlardan New York-New Jersey bölgesindeki MetLife Stadyumu ortalama 2 bin 800 dolarlık (130 bin Türk Lirası) bilet fiyatlarıyla dudak uçuklatırken, yine bu stadyumda oynanacak finalin ortalama bilet fiyatı yarım milyon Türk lirasının üzerine çıkmış durumda. Buna gidiş-dönüş 100 dolar tutan tren ücreti dahil değil. _This post is for paying subscribers only._ ### Bizim “toplumsal butlan”ımız ve bir ülkeyi kaybetmenin yası URL: https://www.fayn.press/bizim-toplumsal-butlan-imiz-ve-bir-ulkeyi-kaybetmenin-yasi/ Last updated: 2026-06-25T19:41:44.000Z *"Yas, bazen gerçekleşmiş bir kaybın ardından gelmez. Bazen gerçekleşmeyeceğini fark ettiğimiz bir geleceğin ardından gelir."* Yas Uzun Bir Veda¹ Çocuk istismarından 18 yıl 9 ay hapis cezası alan bir [tarikat liderinin](https://www.fayn.press/kronoloji-tarikatlarda-istismarin-kisa-tarihi/) tahliye edildiğini ve destekçileri tarafından şenliklerle karşılandığını izlerken, malum butlanla yatıp butlanla kalkınca, insan tuhaf bir biçimde şöyle düşünüyor; belli ki bu da bizim butlanımız. Bizim bir toplum sözleşmemiz falan kalmamış. Ortak gerçekliğimiz çökeli çok olmuş. Çünkü o görüntülerde gördüğümüz şey, bir tahliye falan değil. Gördüğümüz şey, bir toplumun kendi kurduğu sözleşmeyi tanımadığını; mahkemenin kararını, mağdurun yaşını, suçun ağırlığını, sanki hiç var olmamış gibi ilan etmesiydi. Bize ülkemizde bir toplumsal butlan tebliğ edileli çok uzun zaman oldu. Üstelik arkasında aynı aktörler var. Ama yine de hâlâ hukuki değil mi? ## Şenlik mi, vicdan yoklaması mı? Durum sadece bir tahliye olma hali olsa belki bu kadar acı vermezdi. Kalabalık, sevinç çığlıkları, omuzlarda taşınma… Bu gerçeklikten kopuk sahnenin asıl sarsıcı kısmı duygusal. _This post is for subscribers only._ ### “Dünya büyüsünü kaybediyor” URL: https://www.fayn.press/dunya-buyusunu-kaybediyor/ Last updated: 2026-06-25T09:06:46.000Z Kimi okur onu gazetelerdeki yazılarıyla kimi Türkiye’nin entelektüelleri, akademisyenleri ya da yazarlarıyla yaptığı nehir söyleşi kitaplarıyla tanıyor. Türkiye’nin hakikat sonrasıyla geçen 2000’li yıllarını anlattığı denemelerini içeren *Memlekette Tuhaf Zamanlar* adlı kitabını da hatırlatmalı. Ve *Sıfır Sayı* adlı podcast’ini unutmamalı. Çünkü epey müptelası var. Nasıl olmasın! Yenal Bilgici podcast’inde hem gazeteciliğinden hem yazarlığından el alıyor. Bu mükemmel karışım haliyle dinleyiciyi cezbediyor. Bilgici, *Sıfır Sayı*’da günümüzün kaosu arasından çekip çıkardığı kitaplar, kişiler, farklı gündemler üzerine konuşmaya devam ederken araya giriyoruz ve bu kez onu biz ağırlıyoruz. Soracağımız şeyler var, çünkü ilk romanı *Kuşlar İçin Ağaçlara Konma Kılavuzu* yayımlandı. Gerçeğin eğip büküldüğü günümüzde, mitolojiyle kuşatılmış bir aşkı anlatıyor Yenal Bilgici. Aynı zamanda kitaplarla, filmlerle, insan hikâyeleriyle sarmalanmış bir roman bu. Bilgici, iki bölüme ayırdığı romanının birinci kısmını Bülent Ortaçgil’in Mavi Kuş, ikinci kısmını Sezen Aksu’nun Yeter şarkısından alıntılarla açıyor. Böyledir, aşkın halleri kimi hangi şarkıya savurur belli olmaz! Ama gelin önce hep beraber şu muhabbete savrulalım: **Büyük ve kolay kolay tekrarı olmayacak bir heyecanın ta kendisi: ilk roman. Kurgu bir dünya yaratma cesaretinin, hevesinin vardığı yer… Bu yüzden nasıl hissettiğini sorarak başlamak istiyorum.** Özgür hissediyorum; çünkü çok uzun çalıştığım bir metni sonunda bitirdim ve onu bir kitap formunda gördüm. Ama senin esas sorduğun meseleyi çok iyi anladığımı sanıyorum. Evet, o büyük edebiyat ırmağına bir damlayla dahil olmak, bütün hikâyelerin içinde bir başka hikâye kurmak her şeye değer. **Yazılarında 2000’li yılları sıklıkla anlatır, üzerine yazarsın. Hatta Türkiye’nin bu yıllarını *Memlekette Tuhaf Zamanlar*’da inceliyorsun. Romanında ise temelde bir aşk hikâyesi anlatıyorsun. Bu hikâye çağın getirdikleriyle kuşatılmış. Gerçeği ya da hakikati eğip bükmek meselesini de kitap boyunca diri tutuyorsun. Neden seni bu kadar ilgilendiriyor gerçek, hakikat ve hakikat sonrası?** _This post is for subscribers only._ ### Bir milisaniyede zilyon işlem yapan yapay zekâ neden eskinin “naif” ansiklopedilerinin eline su dökemez URL: https://www.fayn.press/yapay-zeka-neden-eskinin-naif-ansiklopedilerinin-eline-su-dokemez/ Last updated: 2026-06-22T13:12:40.000Z Biz sözelciler yıllarca hor görüldük, sayısalcılar hep daha başarılı, daha zeki kabul edilirdi. Biz sözle, yazıyla, tarihle, edebiyatla meşgulken onlar matematik, fizik formülleri peşindeydi, elbette daha zekiydiler! Fakat tuhaftır, giderek hayatlarımızda daha fazla alan işgal etmeye başlayan yazılımlar, söz söylemeye, cümle kurmaya, insanla “konuşmaya” başladıklarında –yani sözelci olduklarında– yaygın olarak “yapay zekâ” diye adlandırılıp zeki olmakla taltif edildiler. Şimdi herkesin elinin altında, her sorulana cevap veren, her derde deva olan, her türlü bilgiyi zahmetsizce ayağa getiren dil modelleri var. Ama bu dönüşüm bilginin niteliğiyle ilişkimizi ve öğrenmekten ne anladığımızı fena halde değiştiriyor muhtemelen. Şimdilerde kalmadı, eskiden fasikül biriktirip ciltletmek diye bir şey vardı. Haftalık, iki haftalık, aylık periyotlarla o fasiküller beklenir, çıkar çıkmaz gidip gazeteciden alınır, merakla sayfaları karıştırılır, bir kenarda üst üste konulup biriktirilir, nihayet fasiküller bittiğinde en son cilt kapağı satın alınır, mahallenin ciltçisinde ciltletilir sonra da kitaplıkta kendisine ayrılan yere huzurlu bir tatmin duygusuyla yerleştirilirdi. Eskinin ansiklopedileri onu hazırlayanın, yayımlayanın yanında okurunun da ona verdiği emekle, gösterdiği özenle var olurdu. Heveskârlığı tez geçen maymun iştahlı meraklıların eksik bıraktığı, ciltletmediği fasiküller bugün dahi sahaflarda epey bir külliyat oluşturur. Bugünün “büyük dil modelleri”yse eskiden sabır ve emek isteyen her şeyin yerini almış görünüyor. _This post is for subscribers only._ ### Biz burada ne iş yapıyoruz? URL: https://www.fayn.press/biz-burada-ne-is-yapiyoruz/ Last updated: 2026-06-22T05:13:33.000Z Japon yazar Hiroko Oyamada’nın *Fabrika*’sını elime aldığımda beni neyin beklediğinden habersizdim. Kitabı konusuna bakarak edinsem de başlamadan evvel her şeyi unutmuş, böylece vadettiği dünyaya balıklama dalmıştım. Henüz on sayfa okuduktan sonra kitabın kapağını kapatıp elimdeki “şey”e daha dikkatli bakma ihtiyacı duydum. Bu okuduğum, bir zamanlar yazdığım günlüğümden sayfalar olmalıydı. Hem de bazen neredeyse bire bir aynı cümlelerle. Aynı iç çekişin, aynı dişlinin çarkları arasında ezilişin, aynı hayal kırıklığının sesini duyuyordum okuduklarımda. İyi de Oyamada tüm bunları nereden biliyordu? Sır gibi sakladığım günlüğümü okumasının imkânı yoktu. Ama ben edebiyat okuru olmanın ne kadar büyüleyici, ne kadar iyileştirici olduğunu gözden kaçırıyordum. İnsan kendi kendine, kendi düşünceleriyle kalınca derdini en büyük dert, içinde debelenip durduğu çemberi de çıkışsız zannediyor. O zannı dağıtmanın en etkili yolu ise dünyanın öteki ucunda bile olsa insanların benzer şeyler yaşayıp hissettiğini gösteren bu temaslar. Yıllar evvel bir fabrikada çalışırken o günlüğü tutan kendimin, Oyamada’nın *Fabrika*’sını okumasını bu yüzden çok isterdim. _This post is for subscribers only._ ### Klasiklerle aranız nasıl? URL: https://www.fayn.press/klasiklerle-araniz-nasil/ Last updated: 2026-07-04T19:17:28.000Z [Orhan Bey’i ne kadar tanıyorsunuz?Ayrıntıları birleştirmek benim işim ya da ben de en az Orhan Pamuk kadar detaycıyım diyorsanız sizi teste alalım.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-649fd0ee-d438-4819-9b56-b351268e3e1f.png)FaynBurcu Aktaş![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/orhan-pamuk-test-1-b1e68ba2-f000-4bbb-9599-334e1cfd9553.webp)](https://www.fayn.press/orhan-beyi-ne-kadar-taniyorsunuz/) [Sokrates’i ve savunmasını hatırlar mısınız?Sokrates’in Savunması’na yakından bakmanın tam zamanı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-105ebfae-f2be-4534-aeb6-01641eb8aecf.png)FaynBurcu Aktaş![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/cildirtan-dengede-kitap-okumak_fayn-test-13bc1ce9-5875-4e79-893f-4896f6f84ac0.webp)](https://www.fayn.press/sokratesi-ve-savunmasini-hatirlar-misiniz/) ### Adabı vardır uçmanın… URL: https://www.fayn.press/adabi-vardir-ucmanin/ Last updated: 2026-06-20T03:32:23.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* gündemini alıp geldi. Bu sayıda Ankara siyaset takvimindeki kritik tarihleri, ABD ve İran arasındaki mutabakat zaptını, tavuk operasyonunu, okyanusların durumunu ve uçma adabını masamıza aldık. Elbette dahası da var. Hazırsanız başlayalım. ## Ankara takvimleri CHP’de gözler 20 Temmuz’a çevrilmiş durumda. 20 Temmuz adli tatilin başlangıcı. Yargı 1 Eylül’e kadar uzun bir tatile girecek. CHP’nin seçilmiş kanadı, atanmış kanadın bu tarihe kadar kurultay kararı almaması ya da Yargıtay'dan tedbir itirazına yönelik bir karar çıkmaması halinde yeni dönemi beklemeden harekete geçme eğiliminde. Ayrıca önceki kurultaylar yok sayıldığı için parti 25 Temmuz 2026 itibariyle altı yıldır seçim yapmamış olacak. Bu da bir sonraki seçime katılamaması anlamına gelebilir. CHP takvimin temmuz sayfalarıyla uğraşırken AKP de 16 Nisan 2028’i “nispeten erken seçim” olarak işaretleme derdinde. *Fayn* Ankara muhabiri başkent takvimlerinin kıymeti harbiyesini ve kulisleri aktarıyor. [Ankara’da takvim hesaplarıAnkara’da muhalefet de iktidar da takvim hesabı yapıyor. CHP’nin seçilmişleri 20 Temmuz’a kilitlendi, AK Partililer takvimde 16 Nisan 2028’i işaretleme çabasında. Tarihlerin kıymeti harbiyesini ve kulisleri, Fayn Ankara muhabiri anlattı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-f56df4ab-b50e-4611-8384-76a377b623ad.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ankarada-takvim-hesaplari_fayn-19715f16-c2fe-4f3c-a5ed-41a3ffa319ca.webp)](https://www.fayn.press/ankarada-takvim-hesaplari/) ## ABD ve İran neyde mutabık? ABD ve İran liderleri, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ve derhal yürürlüğe girecek bir anlaşma imzaladı. Pek güzel. Peki sıkıntı ne? Öncelikle bu “mutabakat zaptı”, barış anlaşması değil, ateşkesi uzatmaya yönelik bir garip metin. Hem ilgili ülkeler hem bölge hem de dünya açısından herhangi bir belirsizliği ortadan kaldırmadığı gibi yeni sorunlar yaratmaya aday gibi gözüküyor. İşte mutabakat metninin bilinenleri ve bilinmezleri… [ABD-İran mutabakatı: Bir sonraki krize kadar ateşkesABD ile İran arasındaki mutabakat, barış anlaşması falan değil, ateşkesi uzatmaya yönelik bir metin. Mutabakat, hem ilgili ülkeler hem bölge hem de dünya için belirsizlikleri ortadan kaldırmaktan çok yeni sorunlar yaratmaya aday gibi gözüküyor. İşte mutabakat metninin bilinenleri ve bilinmezleri…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-bb23842b-7027-4eba-b70a-e29f1bbcb59f.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/abd-iran-mutabakati_fayn-2-b4034ea4-7719-480d-8a56-eafbb4a50434.webp)](https://www.fayn.press/abd-iran-mutabakati-bir-sonraki-krize-kadar-ateskes/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/divider-fayn-is-birligi.png) ## Aç karnına Dünya Kupası mı olur? Nilky ile maç heyecanını hafifletecek sağlıklı tarifler ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/nilky-saglikli-tarifler_fayn-2-2.webp) [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/nilky-logo.png)](https://nilky.co/?ref=fayn.press) K A T K I L A R I Y L A Kupa maçlarının çoğu, sabahın erken ya da çok erken saatlerinde. Futbol hafızamız, bünyemiz maç izlerken kahvaltıya pek alışkın değil. İnsanın aklına ister istemez ilk anda sağlıksız atıştırmalıklar gelebiliyor. Ama böyle olmak zorunda değil. Yaşamanın yeni şekli [Nilky](https://nilky.co/magaza/?gad%5Fsource=1&gad%5Fcampaignid=23247719507&gclid=Cj0KCQjwrs7RBhDuARIsAIVfBD0-bqDqcIdlTE5r5BMCdmaB7-uvCHJezEANGSeS-wPAm2Lsx74mFdQaAih%5FEALw%5FwcB&ref=fayn.press) ile evde kolay hazırlanabilecek, yaz sıcağında serinletecek, bitkisel sütlerle hazırlanan sağlıklı kahvaltı alternatifleri öneriyoruz. [Aç karnına Dünya Kupası mı olur? Nilky ile maç heyecanını hafifletecek sağlıklı tariflerSabahın erken saatinde, aç karnına maç mı izlenirmiş? Nilky ile evde kolay hazırlanabilecek, yaz sıcağında serinletecek, bitkisel sütlerle hazırlanan sağlıklı kahvaltı alternatifleri öneriyoruz.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-778158ed-d61a-44ea-8ce6-0eca21102bcf.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/nilky-saglikli-tarifler_fayn-2-ce6ef4bf-40a0-40bd-8b8e-e1b17e3878e2.webp)](https://www.fayn.press/ac-karnina-dunya-kupasi-mi-olur-nilky-ile-mac-heyecanini-hafifletecek-saglikli-tarifler/) ## Küba neden Küba? Vukuat çıkarmadan başkanlık yapması zor görünen Trump, İran’da çıkardığı savaş bitince rotayı Küba’ya çevireceğini gizlemiyor. Kendini bildi bileli ABD’nin hedefinde olan Küba için bu çok da sürpriz değil. Ülkenin ABD’nin hedefine oturmasını ve bir daha kalkmamasını sağlayan komünist olma sürecini Yavuz Sinangil yazdı. [İran bitti sırada Küba mı var?Dünya, ABD’nin İran’daki savaşının bittiği yönündeki haberlerle umutlanırken şimdi gözler, Trump’ın aylardır bir sonraki hedef olarak gösterdiği Küba’da. Peki Küba nasıl bugünlere geldi, Soğuk Savaş’ın en sert günlerinde, ABD’nin burnunun dibinde komünist bir ülke olmayı neden tercih etti?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-3dd375ce-f017-426a-88f0-f9bb3a7c780e.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/kuba-nasil-komunist-oldu-fayn-2-71c56cb3-1f5f-4f5e-a089-232e4a66983a.webp)](https://www.fayn.press/iran-bitti-sirada-kuba-mi-var/) _This post is for subscribers only._ ### Aç karnına Dünya Kupası mı olur? Nilky ile maç heyecanını hafifletecek sağlıklı tarifler URL: https://www.fayn.press/ac-karnina-dunya-kupasi-mi-olur-nilky-ile-mac-heyecanini-hafifletecek-saglikli-tarifler/ Last updated: 2026-06-20T03:32:28.000Z [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/nilky-logo_beyaz.png)](https://nilky.co/?ref=fayn.press) K A T K I L A R I Y L A Kupa maçlarının çoğu, sabahın erken ya da çok erken saatlerinde. Futbol hafızamız, bünyemiz maç izlerken kahvaltıya pek alışkın değil. İnsanın aklına ister istemez ilk anda sağlıksız atıştırmalıklar gelebiliyor. Ama böyle olmak zorunda değil. Dünya Kupası’nı sağlıksız şeyler yemeden, kilo almadan, sadece uyku düzeniniz alt üst olmuş şekilde tamamlayabilirsiniz. Kahvaltıda klasik peynir-zeytin-ekmek üçlüsünün yerine bir değişiklik yapıp formunuzu koruyacak, aynı zamanda sağlıklı besin seçeneklerine bakalım mı? ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/nilky-saglikli-tarifler_05-d-3.webp) ## Nilky, yaşamanın yeni şekli Hayvansal sütlerin doğada yarattığı negatif tüm etkilerden uzak, lezzetli ve hafif. Toprak alanı ve su tüketimini minimuma indiren Nilky ile geleceğini değiştir! Kalp ve Damar Dostu. [ÜRÜNLERİ İNCELE ](https://nilky.co/?ref=fayn.press) Bir zamanlar müslinin içine inek sütünü koyduk mu tamamdı. Hem beslenme tercihlerinin değişmesi, hem sağlık kaygıları, hayatımıza bitkisel sütleri soktu. Bugün sadece veganlar değil, endüstriyel hayvan sütü üretiminin koşullarını ve gezegene etkilerini öğrenen yeni nesil de bitkisel sütlere yöneliyor. Öte yandan kalp ve damar hastalıkları, şeker, kas ve iskelet sistemi gibi kronik hastalıklar ve laktoz intoleransında da bitkisel gıdalar öne çıkıyor. Market raflarında gördüğümüz sayısız bitkisel süt var artık. Öyle ki, 2025’te yapılan bir araştırmaya göre Türkiye'de bitkisel sütlerin tüketim oranı %7,8'e yükseldi. Hatta Vegan Derneği’ne göre Türkiye'deki tüketicilerin %45'i beslenme rutinlerine bitki bazlı içecek ve gıda ürünlerini dahil ediyor. Anlayacağınız bitkisel ürünler geçici bir trendin ötesinde, sağlık ve fitness’a önem verenler için önemli bir seçenek. ## Bitkisel sütler gerçekten sağlıklı mı? Peki sütün yerini bitkisel sütler alabilir mi? Ne kadar besleyici, ne kadar sağlığa yararlı? Science Direct’te yakın zamanda yayımlanan bir araştırma, tahıllardan, baklagillerden, sert kabuklu yemişlerden ve tohumlardan elde edilen bitkisel süt ürünlerinin beslenme kalitesi, sağlık üzerindeki etkileri ve sürdürülebilirliğine ilişkin kapsamlı bir [inceleme sundu](https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2590157526000490?ref=fayn.press#s0135). Buna göre; Bitkisel süt ürünleri için dünya çapındaki uluslararası pazar, önümüzdeki beş yıl içinde 26 milyar ABD doları değerine ulaşması beklenen devasa bir iş haline geliyor. Bitkisel sütler, doğrudan sütün yerini tutmaz. Bu sorunu aşmak amacıyla takviye ve zenginleştirme yapılır. Protein açısından zengin kaynak ve belirli miktarlarda PUFA (Çoklu Doymamış Yağ Asitleri) ve MUFA (Tekli Doymamış Yağ Asitleri) içerirler. Bunlar, oda sıcaklığında sıvı kalan, kalp sağlığını destekleyen ve kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olan sağlıklı yağlardır. Bitkisel süt ürünleri temel vitamin ve mineraller içerir, ancak D vitamini, B12 vitamini ve bazı diğer minerallerden yoksundurlar. Besin içeriği ayrıca geçirdiği işleme göre de belirlenir. Bitkisel süt ürünleri, kardiyovasküler sistemi korumaya yardımcı olan antioksidanlar açısından zengin bir kaynaktır. Birçok sağlık faydası arasında biyoaktif bileşikler ve fitokimyasalların varlığı, kolesterol ve laktoz içermemesi yer alır. Sağlık faydalarının yanı sıra, kişinin bezelye, soya, karabuğday, yer fıstığı, badem ve hindistan cevizi gibi ürünlere alerjisi varsa mutlaka bir doktora başvurulmalı. ## Süt alternatiflerinin içinde neler var? Bitkisel bazlı süt tariflerine geçmeden önce süt alternatiflerinin içindeki kalori, protein ve yağ gibi besin maddelerine [bakalım](https://www.healthline.com/health/milk-almond-cow-soy-rice?utm%5Fsource=ReadNextRAAS#coconut-milk). Badem sütünden başlayalım. Badem sütü, öğütülmüş bademlerden ve filtrelenmiş sudan yapılır. Kıvamını ve raf ömrünü uzatmak için nişasta ve koyulaştırıcılar da içerebilir. Badem veya fındığa alerjisi olan kişilere uygun değil. Badem sütü, şekersiz olduğu sürece genellikle diğer sütlere göre daha düşük kalorilidir. Aynı zamanda doymuş yağ içermez ve doğal olarak laktoz içermez. Badem sütünün karbonhidrat oranı genellikle daha düşük, yani düşük karbonhidratlı, paleo veya ketojenik diyet uygulayan kişiler için daha uygun bir seçenek olabilir. Badem iyi bir protein kaynağı olsa da badem sütü değil. Birçok badem sütü markası kalsiyum, A vitamini ve D vitamini ile destekleniyor. İkinci sırada yulaf sütü var. Yulaf sütü ve badem sütü, besin değerleri açısından benzer. Her porsiyonda yaklaşık aynı miktarda kalori içerirler. Ancak, iki içecek arasında birkaç küçük fark var: Örneğin, badem sütünde biraz daha fazla yağ ve kalsiyum varken, yulaf sütü daha fazla karbonhidrat ve demir içerir. Bazı yulaf sütü veya badem sütü çeşitleri aromalı veya ilave şeker içerdiği için tat ve beslenme profillerinin değişebileceğini not edelim. Her ürünün etiketini incelemenizi öneririz. Yulaf sütü aynı zamanda sert kabuklu yemişler içermediğinden ağaç yemişlerine alerjisi olan kişiler için daha uygun. Ve bir diğer seçenek soya sütü… Soya sütü, soya fasulyesinden ve filtrelenmiş sudan yapılır. Diğer bitki bazlı süt alternatifleri gibi kıvamı ve raf ömrünü artırmak için koyulaştırıcılar içerebilir. Bitkilerden elde edildiği için soya sütü doğal olarak kolesterol içermez ve doymuş yağ oranı düşüktür. Ayrıca laktoz içermez. Soya fasulyesi ve soya sütü iyi bir protein, kalsiyum (kuvvetlendirildiğinde) ve potasyum kaynağıdır. ## Nilky’li bomba tarifler Gelelim en eğlenceli kısma, yani bitkisel sütlerle hazırlayabileceğiniz tariflere. İster kahvaltıda, ister ara öğünde, ister maçta serinletici, besleyici içecek olarak… ## Kendi [Nilky](https://nilky.co/?ref=fayn.press) smoothie’ni yarat ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/nilky-saglikli-tarifler_01-2.webp) Süt içermeyen bir smoothie oluşturmak için yaratıcı olmaktan çekinmeyin. Tercih ettiğiniz bitkisel süt ve meyvelerle krema kıvamına gelinceye kadar karıştırın. Bu tarif çocuklar için de uygun. - 1 su bardağı dondurulmuş veya tropik meyve - 2 su bardağı dilediğiniz [Nilky](https://www.fayn.press/404/) bitkisel içeceği - 2 çay kaşığı keten tohumu/çiya tohumu veya 1-2 yemek kaşığı fındık ezmesi İsteğe bağlı katabileceğiniz malzemeler: - Muz, ıspanak, ¼ bardak Balkabağı Püresi, çekirdekleri çıkarılmış hurma - ⅓ büyük bir avokado, kakao, Tarçın veya öğütülmüş zencefil ## Ahududulu bademli fırınlanmış yulaf keki ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/nilky-saglikli-tarifler_02-2.webp) Bitkisel bir kahvaltı için hızla hazırlanabilecek bu yulaf ezmesi keki, ahududu ve çıtır hindistan cevizinin tatlı kıtırlığını sevenler için gelsin. - ½ çay kaşığı eritilmiş hindistan cevizi yağı - 120 gr yulaf ezmesi - 2 yemek kaşığı rendelenmiş hindistan cevizi - 1 çay kaşığı öğütülmüş tarçın - 40 gr iri doğranmış ceviz - 200 gr ahududu - 300 ml Nilky yulaf içeceği - 1 yemek kaşığı hurma özü Fırını 180°C/160°C fanlı/gazlı 4'e ısıtın. Küçük bir fırın tepsisinin (yaklaşık 20 x 15 cm) tabanına ve kenarlarına eritilmiş hindistan cevizi yağını sürün. Bir kapta yulaf ezmesi, hindistan cevizi, tarçın, ceviz, ahududuların çoğunu ve bir tutam tuzu karıştırın. Yulaf sütünü ekleyin, iyice karıştırın, ardından karışımı hazırlanan fırın kabına dökün. Kalan ahududuları üzerine serpiştirin. Yulaf ezmesi altın rengi olana kadar 20-25 dakika pişirin. Sıcak servis yapın. ## Glutensiz yoğurtlu kek ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/nilky-saglikli-tarifler_03-1.webp) Yoğurt yiyemeyenler için bitkisel yoğurtla hazırlanmış, glütensiz kek tarifiyle karşınızdayız. İşte malzemeler ve yapılışı: - 60 gr (¼ bardak) hindistancevizi yağı (zeytinyağı veya bitkisel yağ da olur) - 230 ml (1 su bardağı) Nilky probiyo - 2 yemek kaşığı limon suyu - 8 yemek kaşığı akçaağaç şurubu (veya hurma özü gibi başka bir tatlandırıcı) - 150 gr (1 ¼ su bardağı) öğütülmüş badem (badem unu) \*\*\* - 150 g (1 ¼ bardak) glutensiz un karışımı - 2 tepeleme çay kaşığı kabartma tozu - ¼ çay kaşığı karbonat Fırını 180 dereceye önceden ısıtın. Hindistan cevizi yağını geniş bir kâseye koyun ve kaynar su dolu bir tencerenin üzerinde veya mikrodalgada eritin. Eridikten sonra yoğurt, limon suyu, akçaağaç şurubu ve öğütülmüş bademlerle birlikte aynı kaseye ekleyin. Unu, kabartma tozunu ve karbonatı eleyerek bu karışıma ekleyin. Hamur ağır kıvamlı olduysa az miktarda bitki bazlı süt ekleyerek iyice karıştırın. Karışımı, pişirme kağıdıyla kaplı yağlanmış bir fırın tepsisine aktarın (18 cm'lik yağlı bir fırın tepsisi) - kekin yanlarının yanmasını önlemek için pişirme kağıdını kalıbın her yanını kapladığından emin olun. Fırında kabarıp altın rengi olana ve batırdığınız kürdan temiz çıkana kadar yaklaşık 30 dakika pişirin. Dilimlemeden önce soğumaya bırakın. Birkaç gün buzdolabında üstü kapalı olarak saklanabilir. ## Muzlu bademli smoothie ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/nilky-saglikli-tarifler_04-3.webp) - Yaklaşık 2 bardak Nilky şekersiz badem içeceği (bölünmüş) - 2 orta boy muz, soyulmuş - 1 yemek kaşığı esmer şeker - Bir tutam tuz - 1 yemek kaşığı çiya tohumu - 2 hurma, çekirdekleri çıkarılmış ve kabaca doğranmış - 2 yemek kaşığı badem ezmesi - İstenirse garnitür için ekstra muz dilimleri ve badem Badem sütünden buz küpleri yapın. Yaklaşık 1 bardak badem sütü kullanarak buz tepsisinin çukurlarını doldurun (Bu tarif için yalnızca 4-6 buz küpüne ihtiyacınız olacak). Katılaşana kadar dondurun. Muzları kızartın. Fırınınızı önceden 400 dereceye ısıtın. Soyulmuş muzları parşömen kağıdıyla kaplı bir fırın tepsisine yerleştirin, ardından üzerine esmer şeker ve bir tutam tuz serpin. Muzları önceden ısıttığınız fırında 20 dakika kadar kavurun. Tamamen soğuyuncaya kadar çıkarın ve bir kenara koyun. Bu arada blender’ınıza çiya tohumlarını, doğranmış hurmaları ve 1 bardak badem sütünü ekleyin. Yaklaşık 10 dakika beklemesine izin verin. Daha sonra badem ezmesini, soğutulmuş muzları ve 4-6 buz küpünü ekleyin. Pürüzsüz olana kadar yüksek ayarda karıştırın. Bir bardağa dökün. İsterseniz taze muz dilimleri ve dilimlenmiş bademlerle süsleyin. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/nilky-saglikli-tarifler_05-3.webp) Ürünlerin içerikleri ve özellikleri için **Nilky**'nin [web sitesini](https://nilky.co/?ref=fayn.press) ziyaret edebilirsiniz. ### Ankara’da takvim hesapları URL: https://www.fayn.press/ankarada-takvim-hesaplari/ Last updated: 2026-06-23T13:18:09.000Z Siyasette hesap da plan da çoktur. Her olasılığı göz önünde bulundurmak, ona göre planın A’sını, B’sini, C’sini hazır etmek gerekir. Ankara’da bu rutin bir faaliyettir. Şu sıralar yeni olan bu rutin faaliyete bir de takvim hesabının eklenmesi. Muhalefetin ve de iktidarın bir gözü takvimde, diğeriyle de hesaplar ve planlar gözden geçiriliyor. CHP’nin bitmeyen dert silsilesindeki son halka yargı eliyle bölünmüşlüğü. Yetkili olup olmadığı bile tartışmalı bir mahkemenin 21 Mayıs 2026’da 38\. Olağan Kurultay’a ilişkin verdiği tedbirli mutlak butlan kararından sonra parti fiilen [ikiye bölündü.](https://www.fayn.press/iki-chp-donemi/) Atanmış Kemal Kılıçdaroğlu ile seçilmiş Özgür Özel yönetimi olarak saflar belirlendi. O zamandan bu yana her geçen gün partiyi resmen bölünmeye doğru götürüyor. CHP bir nevi geri sayım sürecinde. Sayımın bitiş noktası ya da başka bir ifadeyle CHP’nin seçilmişleri için dananın kuyruğunun kopacağı tarih 20 Temmuz 2026 gibi duruyor. [CHP’de seçilmişler adım adım yeni partiyeCHP’deki savaşın üçüncü haftasında seçilmişler gönülleri kazanmaya, atanmışlar imkanları zorlamaya devam etti. Yaşananlar ve yaşatılanlar değişimcileri hızla yeni bir partiye yönlendiriyor. Fayn Ankara muhabiri Özel’in başında olacağı yeni parti için fikir jimnastiği öneriyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-2c50a1d3-c03e-42bc-a4e0-0007b312484a.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ozgur-ozel-yeni-parti_fayn-81cdd4ae-8556-4fc8-a07b-0931e5a85e93.webp)](https://www.fayn.press/chpde-secilmisler-adim-adim-yeni-partiye/) ## 20 Temmuz’da ne var? 20 Temmuz adli tatilin başlangıcı. Ondan sonra 1 Eylül 2026’ya kadar yargı uzun bir tatile girecek. Özelciler, adli tatile kadar genel merkezin kurultay kararı almaması ya da Yargıtay'dan tedbir itirazına yönelik bir karar çıkmaması halinde, yeni dönemi beklemeden harekete geçme eğiliminde. _This post is for paying subscribers only._ ### Antakya’nın dünyaya yayılmış mozaikleri yeniden Antakya’da URL: https://www.fayn.press/antakyanin-dunyaya-yayilmis-mozaikleri-yeniden-antakyada/ Last updated: 2026-06-19T09:29:34.000Z Fayn bu hafta çok özel bir sergiyi öneriyor: “Antakya’nın Yerinden Edilmiş Mozaikleri: Dağılmış Bir Mirası Birleştirmek”. Sergide, 1932-1939 yılları arasında Princeton Üniversitesi’nin yürüttüğü arkeolojik kazılarda gün yüzüne çıkarılan ancak maalesef bugün dünyanın çeşitli ülkelerindeki müzelerde sergilenen Antakya’nın eşsiz mozaiklerinin replikaları yer alıyor. (Tarih: 23 Haziran 2026; Yer: Hatay Cemil Meriç İl Halk Kütüphanesi, Antakya) Bu serginin ardında anlatılmaya değer bir hikaye, çok büyük bir emek var. ## “Mozaiklerin bir araya gelmesi, Antakyalıların bir araya gelmesi demek” 6 Şubat 2023 tarihi Türkiye için bir milat oldu, 11 il depremden etkilendi ama Antakya neredeyse yok oldu. Antakyalılar şehirlerini var güçleriyle yeniden ayağa kaldırmaya çalıştılar, çalışıyorlar. Herkes bir yerinden tutuyor. Antakya’yı Antakya yapan o kendine has dokusunu canlandırmaya çalışıyorlar.[ İskender Azaroğlu](https://www.fayn.press/antakya-mozaikleri/) da o isimlerden biri… Depremden bir süre sonra, yardım organizasyonları, acil ihtiyaçlar biraz dinince Azaroğlu, Antakya için kalıcı bir şey yapma fikriyle yola çıktı. *“Galiba mozaiklerin bir çatı altında bir araya getirilmesini, Antakyalıların bir süre sonra yeniden şehirlerinde bir araya gelmelerine benzetiyorum.”* diyen Azaroğlu, aylarca süren çok titiz bir çalışma ve araştırmanın sonunda ABD’den Fransa’ya 40 ayrı müzede sergilenen eşsiz Antakya Mozaik Koleksiyonu’nu internet ortamına taşıdı, Antakya Sanat Müzesi internet sitesini kurdu:[ https://antiochmuseumofart.org/](https://antiochmuseumofart.org/?ref=fayn.press) 80'den fazla kazının mozaiklerini 750 açıklamalı görsel ile ev ev, villa villa, oda oda ve kazı kazı tasnif etti. Şehirlerini, yaşadıkları evleri, ailelerini, yakınlarını kaybeden Antakyalılara mazilerini hatırlatmak istedi. ## Mozaik ve heykel replikaları ilk kez sergileniyor Azaroğlu’nun bir sonraki hayaliyse bu mozaiklerin replikalarını yaptırmak ve gerçek bir müze kurmaktı. Bu hayaline de bir adım daha yaklaştı. Haas Mosaic’in desteğiyle yurtdışındaki farklı müzelerde sergilenen 11 farklı kazıya ait 27 mozaik panelinin replikasının ve Antakyalı heykeltraş Ahmet Bostancı’yla Antakya’nın Tike heykeli ile Worcester Sanat Müzesi’nde sergilenen Hygeia heykelinin replikalarının tamamlanması için çalıştı. Bu süreçte üyeleri tamamen gençlerden oluşan Antakya Sanat Müzesi Derneği kuruldu. Derneğin 2\. Başkanı olan Dr. Emir Çekmecelioğlu Hatay MKÜ Mimarlık Bölümünde öğretim üyesi. Serginin küratörlüğünü de yapan Dr. Çekmecelioğlu 11 ayrı kazı evine ait panelleri tarihi yapıyla uyum içerisinde mimari düzenini tasarlayarak sergi mekanına yerleşimini koordine etti. Antakya Sanat Müzesi Derneği’nin ilk sergisi Hatay İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün iş birliğiyle hazırlandı. Yaklaşık üç yıllık emeğin meyvesi olan bu serginin resmî açılışı 23 Haziran’da ama bugün de giden herkes görebilir. Derneğin bundan sonraki hedefi, kalıcı bir müze oluşturmak ve yurtdışında sergilenen Antakya mozaiklerinin tümünün replikalarını ürettirerek, müzelerimizdeki orijinal Antakya mozaikleriyle birlikte şehrin eksiksiz bir şekilde yeniden Antakya Mozaik Koleksiyonu'na sahip olmasını sağlamak. ### ABD-İran mutabakatı: Bir sonraki krize kadar ateşkes URL: https://www.fayn.press/abd-iran-mutabakati-bir-sonraki-krize-kadar-ateskes/ Last updated: 2026-06-22T17:40:32.000Z Amerikalı siyasi tarihçi David Fromkin, *Barışa Son Veren Barış* kitabında, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Ortadoğu’nun nasıl şekillendiğini anlatır. Kitabın temel tezi, o dönemde yapılan anlaşmaların Ortadoğu’da bugün içinden çıkılmaz sorunların, iç çatışmaların ve istikrarsızlığın temeli olduğudur. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı ve yaklaşık 100 gün sürdükten sonra bir ateşkesle ara verilen savaşa ilişkin Tahran ile Washington arasında 19 Haziran’da imzalanacak mutabakat metni de aslında bundan farklı değil. Kök sorunu çözmeyen ve geçici bir ateşkesten sonra kalıcı bir ateşkesi öngören bu mutabakat, hem ilgili ülkeler hem bölge hem de dünya için belirsizlikleri ortadan kaldırmaktan çok yeni sorunlar yaratmaya aday gibi gözüküyor. Zira mutabakat, anlaşıldığı kadarıyla mevcut ateşkesi de müzakere etmeyi gerektirecek. Üstelik Trump daha imzalar atılmadan, sonuçlar hoşuna gitmezse bomba yağdırmaya dönebileceği uyarısında bulundu bile. ## Mutabakat metninin bilinenleri ve bilinmezleri Önce tanımı yapalım: ABD ile İran arasındaki bu mutabakat, barış anlaşması falan değil, ateşkesi uzatmaya yönelik bir metin. 14 maddelik, iki sayfalık, 800 kelimelik ve tam metni imzadan bir gün önce açıklanan planda temel konular şöyle: Hürmüz Boğazı'nda gemi geçişleri yeniden serbest bırakılacak. ABD'nin deniz ablukası derhal kaldırılacak. İran gemilerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye başladığına ilişkin haberlerle bu kısmın hayata geçtiğini anlıyoruz ama yine de mayın temizlemek vakit alacak tabii. İki ülke birbirlerinin iç işlerine karışmayacak. Bu da önemli, zira savaşın hemen öncesinde ve başlarında Trump habire İranlılara “ayaklanın” çağrıları yapmıştı. Ağırlıklı olarak nükleer dosyaya odaklanacak daha kapsamlı bir ABD-İran anlaşmasını müzakere etmek üzere 60 günlük bir süreç başlayacak. Lübnan dahil tüm cephelerde ateşkes ilan edilecek. Hürmüz Boğazı'nı yeniden açması karşılığında, İran’ın ekonomik olarak rahatlamasını sağlayacak tedbirler uygulanacak ama bunun hangi aşamada neye karşılık olacağı da 60 günlük müzakerelerde belirlenecek. Dondurulmuş fonların serbest bırakılması, yaptırımların hafifletilmesi ya da bunların daha geniş kapsamlı bir nükleer anlaşma çerçevesinde İran'ın atacağı somut adımlara bağlanıp bağlanmayacağı ise henüz belli değil. İran'ın balistik füze programı ve bölgedeki müttefik silahlı gruplara verdiği destek gibi başlıklar, İsrail ve ABD’ye göre olmazsa olmaz koşullardı ama metinde yer almadı. Türkiye’nin çok zorlu müzakerelerinde yıllarca bulunmuş üst düzey bir diplomat vaktiyle bir sohbetimizde şöyle demişti: > *“Genel olarak Batılılarla müzakere zordur. En ince ayrıntısına kadar tartışır dururlar ama anlaşma bir kez imzalanınca da harfiyen uyarlar. Ortadoğu’daki müzakerelerse ‘Hallederiz, yaparız, detaylara sonra karar veririz’ diye geçer ve anlaşma hayata geçerken sürekli sorun çıkar.”* Anlaşılan o ki mutabakat metni Ortadoğulu. Tam olarak ortaya çıktığında bile epey bir belirsiz alanı içinde barındıracak: İsrail, Lübnan’a yönelik operasyonlarını durduracak mı? Durdurmazsa ne olacak? Yol haritası nasıl işleyecek? Önce kim adım atacak? Arada zerre güven yokken bu 60 günlük sürede ne, ne kadar konuşulabilecek? _This post is for paying subscribers only._ ### İBB Davası’nda 14. hafta ve yeni tahliyeler URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-14-hafta-ve-yeni-tahliyeler/ Last updated: 2026-06-19T10:03:15.000Z İBB Davası’nın [13\. haftasına](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-13-hafta-insan-haklari-ihlalleri-cocuklarla-tehdit-jandarmayla-munakasa/), tutuklu Medya A.Ş. yöneticileri İpek Elif Atayman ve Fatoş Pınar Türker’in savunmaları damga vurmuştu. 14\. hafta ise Ekrem İmamoğlu’nun söz almasıyla başladı ve savunmalarında çıplak aramadan çocuklarıyla tehdit edilmeye pek çok insan hakkı ihlali iddiasında bulunan Atayman ile Türker’in tahliye edilmeleri gerektiğini vurguladı. Atayman ve Türker’in iddialarına benzer şekilde, İBB Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Taner Çetin de savunmasında savcının tehditkâr sözlerine maruz kaldığını anlattı. İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Buğra Gökçe’nin ardından savunma için söz alan İBB İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ramazan Gülten de eşi altı aylık hamileyken gözaltına alınmasının ardından yaşadıkları zorlukları paylaştı. 414 sanığın yargılandığı İBB Davası’nda 14\. hafta böylece geride kaldı. Mahkeme, hafta biterken 9 kişinin tahliyesine karar verdi. O isimler şöyle: Yunus Göçer, Hasan Yalaz, Erdinç Çolak, İpek Elif Atayman, Alper Aydın, Ahmet Güllü, Yavuz Saltık, Mustafa Karaoğlu ve Halit Burak Atalan. 0:00 /0:31 1× İpek Elif Atayman, sevenleri ve komşuları tarafından böyle karşılandı Davada gün gün neler yaşandığına yakından bakalım… ## 15 Haziran Pazartesi Davada haftanın ilk günü Ekrem İmamoğlu’nun söz almasıyla başladı. Tutukluluk incelemesiyle ilgili konuşan İmamoğlu, özellikle kadın tutukluların tahliye edilmesi gerektiğini vurguladı: > *“Perşembe günü yapacağınız değerlendirmenin, sizin vicdanlarınızın en doğru şekilde sürece katkı sunmasını temenni ediyorum. Özellikle sağlık sorunu olan arkadaşlarımızı ve kadın arkadaşlarımızı bu vicdan değerlendirmenizin en üst basamağında tutmanızı ve tabii ki burada savunma yapmış dostlarımızın durumunu da bu vesileyle en üst seviyede değerlendirmenizi umuyorum. Çünkü sizin de ifade ettiğiniz ve bazen herkesin yüzüne yansıyan yorgunluğu gördüğümüz üzere, normal bir yargılama süreci içinde değiliz.”* İmamoğlu, çıplak aramaya maruz kaldığını açıklayan Pınar Türker’in savcı tarafından çocuklarıyla tehdit edilmesine ilişkin de soruşturma açılmasını talep etti: > *“Kuşkusuz bu salonda hepimiz Pınar Türker Hanım'ın ifadeleriyle de tüylerimiz ürpererek dinlediğimiz olayları yaşadık; ülke olarak yaşadık. İstanbul Emniyeti'nin aksi açıklamasına rağmen, AK Parti Grup Başkanvekili'nin duyarlı ifadesini önemsiyorum, Abdülhamit Gül'ün. Buna karşılık İçişleri Bakanlığı'nın da hassas bir şekilde bu süreci ele almasını yine önemsiyorum. Açıkçası teşekkür de ediyorum İçişleri Bakanlığı'nın bu tutumuna. Aynı hassasiyeti Adalet Bakanlığı'ndan da beklediğimizi ifade edeyim. Burada sadece emniyetteki utanç verici insan onuruna aykırı işlem anlatılmadı; bir savcının, bir anneyi çocuklarıyla tehdit ettiği de anlatıldı. Bunu bir iddia olarak görebilirler. İddianın ispatı çok kolay, SEGBİS kaydında bu görüşme izlenir, gerçekler ortaya çıkar. Çok kolay, çok hızlı sonuç alınacak bir soruşturma bu. Bu anlamda Adalet Bakanlığı'nın bunu bildiği halde susmasını da gerçekten çok vahim bir durum olarak görüyorum. Yani bu iş faili meçhul değil, faili belli. Bu dönem, bir dönem birlikte çalıştığı bir insanın yaptığı bir olay. Bu konuda da Adalet Bakanlığı'nın da tutumunu hızlıca değiştirmesini ve bu hususta bir işlem başlatmasını önemsiyorum.”* _This post is for subscribers only._ ### Atlantik Okyanusu 2100’de çökecek mi? URL: https://www.fayn.press/atlantik-okyanusu-2100de-cokecek-mi/ Last updated: 2026-06-25T19:21:34.000Z İklim krizi, küresel ısınma terimleri artık dilimize yerleşti. Ancak mevzu kutupların erimesinden yağmur ormanlarına, aşırı hava olaylarından biyolojik yok oluşa geniş bir perspektifte konuşulunca sanki bize önemli bir etkisi yokmuş gibi anlaşılıyor. Oysa gezegen bir bütün ve dünyanın öte ucunda olanlar yaşadığımız coğrafyadan bağımsız kalamıyor. Okyanusları ele alalım. Dünya yüzeyinin yüzde 71'ini kaplayan okyanuslar, iklim değişikliğini dengelemede tropik ormanlar kadar hayati. Okyanuslar deyince birbirine bağlı tuzlu sular, yani denizler kastediliyor. Mesela Akdeniz, Marmara, Karadeniz gibi iç denizler… Denizler ve okyanuslar, sera gazı emisyonlarının ürettiği fazla ısının yaklaşık yüzde 90'ını ve karbondioksit emisyonlarının yüzde 25'ini emiyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) okyanusların ısınması, deniz suyunun yükselmesi ve asitlenme sorununun, 2050’de 1 milyar insanın hayatını kökten etkileyeceğini [açıklamıştı](https://unfccc.int/topics/ocean?ref=fayn.press). _This post is for subscribers only._ ### Scorpions: “Rock müziği gençlere aktarmak için devam ediyoruz” URL: https://www.fayn.press/scorpions-rock-muzigi-genclere-aktarmak-icin-devam-ediyoruz/ Last updated: 2026-06-21T08:02:18.000Z 1965 yılında Hannover'de kurulan Scorpions, 'Rock You Like a Hurricane'den 'Wind of Change'e uzanan ölümsüz marşlarıyla rock tarihinin en köklü ve sarsılmaz gruplarından biri oldu. Scorpions ile Türkiye'nin ayrı bir bağı var. Stadyum konserlerinin daha yeni yeni başladığı 1993'te hem İzmir'de Alsancak Stadyumu’nda hem de İstanbul'da İnönü Stadyumu'nda unutulmaz iki konser vermişlerdi. Grup daha sonra birçok defa Türkiye'ye geldi ama bu defa 33 yıl aradan sonra aynı lokasyona, BKM organizasyonuyla 24 Haziran'da Beşiktaş Tüpraş Stadyumu'na geri dönüyorlar. İşte bu tarihi buluşma öncesinde Scorpions’un kurucusu, vizyoneri ve beste makinesi Rudolf Schenker ile görüşmek için harekete geçiyoruz… Ve bir bayram günü, Zoom’da karşımda Rudolf Schenker beliriyor. Bana hep Sean Connery’i anımsatan gitarist 77 yaşında olsa da bunu hiç göstermiyor. Kafasında şapkasıyla, boynundaki Scorpions kolyesiyle ve giyimi kuşamıyla gündelik hayatında da sahne imajını sürdürüyor gibi. _This post is for subscribers only._ ### Uçak seyahatinin asgari nezaket kuralları: Tek sorun ağlayan bebekler mi? URL: https://www.fayn.press/ucak-seyahatinin-asgari-nezaket-kurallari-tek-sorun-aglayan-bebekler-mi/ Last updated: 2026-06-23T09:27:06.000Z Sizin de yaşarken halinize gülemeyecek kadar gerildiğiniz ama bir absürt komedi filminde izleseniz kahkahanızı esirgemeyeceğiniz türden bir uçak yolculuğunuz olmuştur mutlaka. Yanlış yolcunun yanına düştüyseniz toplu seyahatler müthiş bir ızdıraba dönüşebilir. Yol bitmek bilmez. Hele uçaktaysanız, köşede müsait bir yerde ineyim deme lüksünüz de yoktur. Varış süresine dek kaderinize razı olursunuz. Şarkıcı Cenk Eren’in uçakta ağlayan çocuklardan şikayet ederek havayolu şirketlerine çocuksuz uçuş önerisi getirdiği sosyal medya paylaşımı, geçen haftalarda epey [tartışıldı](https://onedio.com/haber/aglayan-cocuklardan-rahatsiz-olan-cenk-eren-in-cocuksuz-ucus-talebi-tepki-cekti-1360180?ref=fayn.press). Doğası gereği, hayatta kalabilmek için en tiz seslerle donatılmış insan yavrusunun ağlaması, kendi bebeğiniz bile olsa tahammül sınırlarını zorlayan bir frekansa sahip. Ortak alanlarda bu sese maruz kalmanın seyahat gerginliğini tırmandırdığı görüşüne katılıyorum. Ancak uçak seyahatlerinde gerçekten tek sorunumuz ağlayan bebekler mi? Gelin, çuvaldızı biraz da biz yetişkinlere batıralım ve zihnimizde bir yolculuğa çıkalım. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ## Zamana karşı yarış: Uçağa yetişmek Bavullar kapının yanına dizildi. Evde son kontroller yapılıyor: Çiçekler sulandı, çöpler atıldı, fişler çekildi, açık kalan ışık yok… Bir elinizde valiz, diğerinde telefon, kapıda aracı beklerken bir yandan da trafiği kontrol ediyorsunuz. Kronometre çoktan çalışmaya başladı, her şey o uçağa vaktinde yetişmek için... Uçakla seyahat, mesafeleri kısaltsa da uçuş korkusu olmayan biri için bile baştan aşağı stresli bir deneyimdir. Çünkü diğer ulaşım araçlarına kıyasla detaylı bir planlama gerektirir. Valizin ağırlığından evden çıkış saatinize kadar her şeyi hesaplamak zorundasınızdır. Havaalanına vardığınızda ise güvenlik kuyrukları, check-in sıraları, yurtdışına gidiyorsanız ek olarak harç pulu ve pasaport kontrolüyle sabrınız iyice sınanır. Diyelim ki tüm bu engelleri aştınız ve uçağın biniş kapısına vaktinde vardınız. Ne yazık ki asıl sınav, uçağın içine adım attığınızda başlar. Uçağa yetişme telaşının üzerine dar bir alan, hareket kısıtlılığı ve kontrolü tamamen başkasına bırakmış olmanın gerginliği eklenir. Kabin bagajınıza yer bulma mücadelesinden sağ çıkıp koltuğunuza yerleştiğiniz anı düşünün. Rahatlamak için gözlerinizi kapattığınız o ilk saniyede kabinde bir bebek ağlaması yankılanırsa geçmiş olsun, bu genellikle yolculuğun zorlu geçeceğinin işaretidir. Motor sesini ve anonsları yadırgayan, kulak içi kanalları henüz gelişmediği için kalkış ve inişlerdeki basınç değişimini acıyla hisseden bebekler haliyle aksileşir. Fakat dinlenme planlarınızın içine kan doğrayanlar, mazereti tamamen biyolojik olan bebekler değildir. ## Koltuk arkası savaşları Tam bir şeyler yiyip dinlenirim dersiniz, siz daha ikram edilen yemeğin yağlı alüminyum kapağıyla cebelleşirken önünüzdeki yolcu koltuğunu "pat" diye arkaya yatırır. Masası artık karın boşluğunuzdadır. Üstünüz başınız batmıştır. Mecbur, sırtınızı iyice dikleştirip oturursunuz. Bu kez arka sıranızdaki çocuğun koltuğa savurduğu tekme böğrünüzü deler geçer. _This post is for paying subscribers only._ ### Tavukçulara beyaz et operasyonu neden yapıldı? Sırada inekler mi var? URL: https://www.fayn.press/tavukculara-beyaz-et-operasyonu-neden-yapildi-sirada-inekler-mi-var/ Last updated: 2026-06-19T05:54:12.000Z Türkiye 2025 yılının başından beri neredeyse her güne operasyonlarla uyanıyor. Hemen hemen her hafta bir operasyon haberi düşüyor gündeme. Polisin gittiği ilk adres sık sık CHP’li belediyeler oluyor. Bazen de ünlülerin kapısı çalınıyor. Sabah 6’da gidilen operasyonların duyurularını da eski başsavcı şimdiki Adalet Bakanı Akın Gürlek sosyal medya hesabından yapıyor. Gürlek, o duyurulardan birini 12 Haziran’da sabah 9’da yaptı. Okuyanlar gözlerine inanamayıp bir kez daha okudu. Çünkü bu kez operasyonun hedefi tavukçulardı. Evet yanlış okumadınız, tavukçulara operasyon yapıldı. ## Hedefteki tavukçular neyle suçlanıyor? Türkiye’deki tavuk üretiminin yüzde 80’ini karşılayan 13 şirket hedefteydi. 7’si İstanbul Sanayi Odası’nın her yıl açıkladığı “Türkiye’nin 500 Büyük Şirketi” arasında yer alan şirketlerin CEO’larının da aralarında bulunduğu 32 yönetici de gözaltına alındı. Ama kritik bir adım daha atıldı. Bu 13 şirkete denetim kayyımı da atandı. Bazı ekonomistlerin, piyasaya müdahale olarak algılanacağı ve fiyatları daha da artıracağı yorumlarına neden olan bu adım neden atıldı? Resmî açıklamayı Adalet Bakanı Akın Gürlek yaptı. Operesyonun nedeninin haksız fiyat artışı olduğunu söyledi: > *“Beyaz et sektöründe piyasa işleyişini bozarak haksız fiyat artışlarına ve tüketici mağduriyetine yol açtığı değerlendirilen eylemlere yönelik, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde 8 ilde eş zamanlı adli operasyon gerçekleştirilmiştir. Milletimizin temel gıda tedarik zincirinin kesintiye uğramaması ve ticari faaliyetlerin hukuka uygun, şeffaf ve denetlenebilir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla soruşturma kapsamındaki 13 şirkete denetim kayyımı atanmıştır.”* _This post is for paying subscribers only._ ### Ebeveynlik çağında kaygı: Çocuklarımızı korurken güçsüzleştiriyor muyuz? URL: https://www.fayn.press/ebeveynlik-caginda-kaygi-cocuklarimizi-korurken-gucsuzlestiriyor-muyuz/ Last updated: 2026-06-22T05:14:36.000Z Bugünün ebeveyni olmak kolay değil. Her yerden bir uyarı geliyor: “Çocuğunu ihmal etme”, “Travma yaratma”, “Yanlış tepki verme”, “Sınır koy ama kırma”, “Özgüvenini zedeleme”, “Duygusunu bastırma”… Bir yandan çocuklarımızı korumak istiyoruz, bir yandan da hiçbir şeyi eksik yapmamak için neredeyse sürekli tetikte yaşıyoruz. Eskiden ebeveynlik daha çok “büyütmek” üzerinden tanımlanırdı. Bugün ise ebeveynlik; duygusal olarak kapsamak, gelişimi desteklemek, zarar görmesini engellemek, akademik olarak hazırlamak, sosyal becerilerini güçlendirmek, özgüvenini korumak, ekranını yönetmek, arkadaş ilişkilerini takip etmek, beslenmesini düzenlemek ve daha pek çok şeyi aynı anda yapmak anlamına geliyor. Bu kadar çok sorumluluk hissi, doğal olarak ebeveynin kaygısını da artırıyor. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ## Koruma ve kontrol arasındaki çizgi Kaygı aslında kötü bir duygu değil. Bizi tehlikeye karşı uyarır, hazırlıklı olmamızı sağlar, önem verdiğimiz şeylere dikkat kesilmemize yardım eder. Bir ebeveynin çocuğu için kaygılanması da son derece insani ve doğal. Ancak kaygı direksiyona geçtiğinde, koruma ile kontrol arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başlar. Çocuğumuz düşmesin diye her adımını tutarız. Üzülmesin diye hayal kırıklıklarını onun yerine çözeriz. Arkadaşıyla sorun yaşamasın diye hemen öğretmene, diğer ebeveyne ya da çocuğun kendisine müdahale ederiz. Yanlış karar vermesin diye onun yerine düşünürüz. Yorulmasın diye sorumluluklarını üstleniriz. Ağlamasın diye hemen dikkatini dağıtırız. Korkmasın diye zorlandığı her şeyden onu uzaklaştırırız. Bütün bunları sevgiden yaparız. Ama bazen sevgiyle yaptığımız şey, çocuğun güçlenme alanını daraltabilir. Çünkü çocuklar yalnızca mutlu olduklarında değil, zorlandıklarında da gelişir. ## Hayatın antrenmanı ne zaman başlar? Bir oyuncağı paylaşamadığında, bir arkadaşı onu oyuna almadığında, ödevini unuttuğunda, maçta kaybettiğinde, bir sunumda heyecanlandığında ya da istediği şey olmadığında bir çocuk aslında hayatın küçük ama çok önemli antrenmanlarını yaşar. Problem çözmeyi, beklemeyi, hayal kırıklığına dayanmayı, duygusunu düzenlemeyi, yardım istemeyi, yeniden denemeyi bu anlarda öğrenir. Eğer biz her zorlanmada hemen devreye girersek, çocuk şunu öğrenebilir: “Ben bununla baş edemem, biri benim yerime çözmeli.” Oysa sağlıklı gelişim için çocuğun içinden geçmesi gereken temel duygu şudur: “Zorlandım ama dayanabildim. Denedim, olmadı, tekrar denedim. Üzüldüm ama geçiyor. Yardım alabilirim ama tamamen çaresiz değilim.” _This post is for paying subscribers only._ ### Fındık üç ayrı cephede yaşam mücadelesi veriyor URL: https://www.fayn.press/findik-uc-ayri-cephede-yasam-mucadelesi-veriyor/ Last updated: 2026-08-03T14:40:08.000Z Fındık, Türkiye ihracatının en prestijli kalelerinden biri, hatta birincisi. 2025 yılındaki küresel fındık ihracatının %59’unu tek başına karşılayan bir potansiyelden bahsediyoruz. Gel gör ki uygulanan yanlış politikalar, maden lobisinin bitmek bilmez iştahı ve kahverengi kokarca böceği istilası derken ağustos ayında başlayacak yeni hasat dönemi için ortada net olarak hiçbir şey yok. Küresel pazarda özellikle ABD’nin de üretim ağına girmesiyle yükselen rekabetçi tehdit, maden sahalarına feda edilen coğrafya ve adına kahverengi kokarca denilen biyolojik işgal üreticiyi kara kara düşündürüyor. ## Milyar dolarlık paradoks: İhracatta miktar düşüyor, fiyat artıyor Türkiye fındık sektörü, 2025-2026 ihracat sezonuna ve 2026’nın ilk çeyreğine oldukça çarpıcı, bir o kadar da düşündürücü rakamlarla girdi. _This post is for subscribers only._ ### Sıfır Atık: Forum şahane gerçekler plastik çöp deposu URL: https://www.fayn.press/sifir-atik-forum-sahane-gercekler-plastik-cop-deposu/ Last updated: 2026-06-17T08:39:49.000Z İstanbul, 5-7 Haziran tarihleri arasında dünyanın en büyük “Sıfır Atık Forumu”na ev sahipliği yaptı. Atatürk Havalimanı’ndaki foruma 183 ülkeden üst düzey temsilciler katıldı. Sıfır atık konusunda dünyaya öncülük ederek böyle uluslararası bir foruma ev sahipliği yapan bir ülkenin vatandaşı olmak aslında gurur verici olabilir. Ama Greenpeace Türkiye’nin foruma dair yayınladığı bilgi notu, görünenle gerçeklik arasındaki büyük çelişkiyi rakamlarla yüzümüze çarpıyor. Gururlanma hevesimizi yarım bırakıyor. [Greenpeace’in paylaştığı verilere göre](https://www.greenpeace.org/turkey/basin-bultenleri/greenpeace-turkiyeden-yeni-politika-bilgi-notu/?ref=fayn.press), sıfır atık konusunda en büyük forumun ev sahibi Türkiye bu konuda başka birinciliklere de sahip. Avrupa’nın plastik çöpünü alma konusunda 2025 yılında da şampiyonluğu kimseye bırakmamışız mesela. Avrupa, geçen yıl 503 bin ton plastik çöpünü daha Türkiye’ye göndermiş. 2024 yılıyla kıyaslandığında alınan plastik çöp miktarı yüzde 19 artmış. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/sifir-atik_02.png) Fotoğraf: Vedat Örüç Peki Türkiye, 2021 yılında kısa süreli yasakladığı plastik çöp ithalatından niye vazgeçmiyor ya da vazgeçemiyor? Sıfır atık konusunda bu kadar iddialı bir etkinliğe ev sahipliği yapan bir ülke olarak, aynı zamanda nasıl Avrupa Birliği'nin en büyük plastik çöp alıcısı ülke de olabiliyor? Biz niye başkalarının çöpünü alıyoruz, bu çöplerle ne yapıyoruz? Bu çöpler doğamıza nasıl zarar veriyor? ## Sıfır atıkta öncü Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, 2017 yılında Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın koordinasyonunda bir sıfır atık hareketi [başlattı.](https://csb.gov.tr/haberler/sifir-atik-ile-90-milyon-ton-atik-geri-donusume-kazandirildi-304434?ref=fayn.press) Hareketin sloganı: ”Dünya ortak evimiz”di. Atıkların kaynağında ayrıştırılması, doğru depolanması, [sera gazı salımının](https://tr.wikipedia.org/wiki/Sera%5Fgaz%C4%B1%5Femisyonlar%C4%B1?ref=fayn.press) önlenmesi, doğal kaynaklarımızın ve gıda israfının engellenmesi gibi başlıklarda hedefler belirlendi, çalışmalar yapıldı. Zamanla bu hareket büyüdü, küresel alana da yayıldı. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda, 14 Aralık 2022'de Türkiye'nin ana sunuculuğunda, 105 ülkenin de ortak sunucu olduğu oylamada 30 Mart "Uluslararası Sıfır Atık Günü" olarak ilan edildi. Bir yıl sonra da ilk sıfır atık günü kapsamında “Birleşmiş Milletler Sıfır Atık Danışma Kurulu” oluşturuldu ve Emine Erdoğan’a kurul başkanlığı görevi verildi. _This post is for subscribers only._ ### İran bitti sırada Küba mı var? URL: https://www.fayn.press/iran-bitti-sirada-kuba-mi-var/ Last updated: 2026-06-16T13:54:10.000Z Venezuela lideri [Nicolas Maduro](https://www.fayn.press/portre-venezuelanin-kacirilmis-baskani-nicolas-maduro/)’yu kaçıran, İran’a İsrail ile birlikte savaş açan ABD Başkanı Donald Trump’ın bir sonraki hedefinin Küba olacağından neredeyse herkes emin. Aylardır Küba’ya karşı geniş bir abluka uygulayan Trump, [“kaybetmiş bir ülke”](https://www.bbc.com/turkce/articles/c07jlj2dkmeo?ref=fayn.press) olarak gördüğü bu ada ülkesi için, *"Hayatım boyunca ABD'nin Küba gündemini duydum. 'ABD ne zaman yapacak?' diye konuşuluyordu. Küba'yı alma onuruna sahip olacağıma inanıyorum."* diyor. 2 Mayıs’ta da *“İran’dan dönerken büyük gemilerimizden birini, belki de USS Abraham Lincoln’i getireceğiz."* diye tehditlerini sürdüren Trump, geminin Küba’nın 100 metre açığında konuşlanmasının bile tek başına Küba’yı teslim olmaya zorlayabileceğini savundu. CIA Direktörü [John Ratcliffe de Havana’ya gidip](https://www.bbc.com/turkce/articles/c072vzvzedgo?ref=fayn.press) Kübalı mevkidaşıyla görüştü. Bir CIA yetkilisi, CBS News'e yaptığı açıklamada, “ABD'nin, Küba’nın temel değişiklikler yapması halinde, ekonomik ve güvenlik konularında ciddi ilişki kurmaya hazır olduğunu” söyledi. Küba tarafıysa görüşmede, ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturmadıklarını söylediklerini açıkladı. Ama ada ülkesinin üzerindeki kara bulutlar hâlâ dağılmış değil. ABD’nin Florida eyaletine sadece 145 km uzakta olan [Küba, Trump’ın son ablukası ](https://www.fayn.press/kuba-abdnin-sonsuz-kusatmasi-altinda-yeni-bir-donemecte/)ve ada ülkesine petrol göndermeye niyetli ülkelere yönelik tehditleri sonrası zor günler geçiriyor. Elektriğinin önemli bir kısmını petrolden elde eden Küba’da, petrol sevkiyatının kesilmesiyle birlikte günde 20 saate kadar çıkan elektrik kesintileri yaşanıyor. Sağlıktan eğitime, turizmden tarıma pek çok sektörde sıkıntılar had safhada. ABD’nin ablukası insani yaşam koşullarının sürdürülebilmesini olanaksız kılıyor. [Küba: ABD’nin sonsuz kuşatması altında yeni bir dönemeçteABD’nin Latin Amerika’yı “arka bahçe” ilan eden politikası, Küba’da hastaneleri, okulları ve tarlaları elektriksiz bıraktı. Venezuela müdahalesinin ardından kesilen petrol sevkiyatı, 76 yıllık kuşatmayı ölümcül bir eşiğe taşıdı. Bedel yine Kübalıların gündelik yaşamı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1274.png)FaynKavel Alpaslan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/abd-kuba-kusatmasi_fayn-2-5.webp)](https://www.fayn.press/kuba-abdnin-sonsuz-kusatmasi-altinda-yeni-bir-donemecte/) CNN International, ABD’nin Küba’da istihbarat uçuşlarının Şubat ayından beri [hızla arttığını yazdı.](https://edition.cnn.com/2026/05/10/americas/us-spy-flights-cuba-latam-intl?ref=fayn.press) Buradaki hareketliliği, son adımı atmadan hemen önce Venezuela ve İran’a yönelik faaliyetlere benzetti. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/time-kapak.webp) Time dergisi, Küba'daki durumu 11 Mayıs'ta kapak konusu yaptı. Küba’yı kapak konusu yapan Amerikan *Time* dergisi de *"Çöküşten Önce: Küba, Trump'ın son hamlesini bekliyor"* diye başlık atıp görsel olarak da devrilme sırası gelmiş, Küba bayraklı bir domino taşını koydu; [“*Ülke bu duruma ne kadar daha dayanabilir?”*](https://time.com/article/2026/04/23/in-cuba-to-be-or-not-to-be/?ref=fayn.press) diye sordu. Bu soru herkesin kafasında. 60 yılı aşkın bir süredir ABD’nin saldırılarına ve ambargolarına rağmen bir şekilde ayakta durmayı başaran ülke, bu kez ne kadar dayanabilecek? _This post is for paying subscribers only._ ### Yeni partiye adım adım URL: https://www.fayn.press/yeni-partiye-adim-adim/ Last updated: 2026-06-14T08:50:33.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* küçük dev medya Fayn’ın editör masasından bu hafta çıkanları şöyle bir toparlamak için hazır. Siz de hazırsanız başlayabiliriz. ## Yeni partiye isim öneriniz var mı? CHP’deki butlan süreci üçüncü haftasını tamamladı. Seçilmişler gönülleri kazanmaya devam etse de butlanın butlanlıktan dönmek gibi bir niyeti yok. Tedbir kararı olduğu için kurultay yapamayacağını söyleyen Kılıçdaroğlu kanadı, diğer faaliyetlerde tedbire pek takılmıyor. 9 milletvekilini ihraç istemiyle disiplin kuruluna sevk ettiler. Özel kanadında ise göreve geri döndürülen Parti Meclisi üyelerinden 28’i istifa etti. Yaşananlar ve yaşatılanlar değişimcileri hızla yeni bir partiye yönlendiriyor. Fayn Ankara muhabiri Özel’in başında olacağı yeni parti için fikir jimnastiği öneriyor. [CHP’de seçilmişler adım adım yeni partiyeCHP’deki savaşın üçüncü haftasında seçilmişler gönülleri kazanmaya, atanmışlar imkanları zorlamaya devam etti. Yaşananlar ve yaşatılanlar değişimcileri hızla yeni bir partiye yönlendiriyor. Fayn Ankara muhabiri Özel’in başında olacağı yeni parti için fikir jimnastiği öneriyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-8d73337d-7a96-4a13-8c6f-6f178777c084.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ozgur-ozel-yeni-parti_fayn-11c434d0-700b-46da-b9dc-2395c8cd1c82.webp)](https://www.fayn.press/chpde-secilmisler-adim-adim-yeni-partiye/) ## Uyuşturucuyla mücadele derken? Cumhuriyet tarihinin en büyük değil ama en ilginç uyuşturucu operasyonları da bu döneme nasip oldu. Sabah akşam bazı ünlüler gözaltına alınıyor ve teste sokuluyor. Pozitif de çıksa negatif de çıksa kişisel veri namına ne varsa hepsini öğreniyoruz. Bütün bu operasyonlar olurken sokak ve Türkiye’nin uyuşturucu sorunu ne durumda derseniz. Kullanım yaşı 12’ye düştü. Metamfetamin kullanımı tedavi başvurularında ilk sıraya yükseldi. Yargıdaki dosyaların büyük bölümü ise kullanıcılar hakkında. Peki bu operasyonlar neden yapılıyor? [Uyuşturucuyla mücadele mi, itibar operasyonu mu?Uyuşturucu ölümleri artıyor, kullanım yaşı düşüyor. Gençler eğitim ve istihdamın dışında kalıyor. Ancak gündemi uyuşturucunun nedenleri değil ünlülere yönelik operasyonlar meşgul ediyor. Fayn, bu operasyonların hukuki dayanaklarını ve kameralar önünde yaşanan itibar suikastlarını inceledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-3357b928-a44d-4df6-810e-9be7a32b833b.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/unlulere-uyusturucu-operasyonlari_fayn-2-f71ce483-7975-4de2-8271-af92eae8fa0c.webp)](https://www.fayn.press/uyusturucuyla-mucadele-mi-itibar-operasyonu-mu/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/divider-fayn-reklam-2.png) ## Bir kız gelecek. Yeri hazır. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/bir-kiz-gelecek_fayn-2.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/allianz-logo_fayn.png) K A T K I L A R I Y L A Öğrenci yurtları, bir bina olmaktan çok daha ötesi çoğu zaman. Birinin okuma umudu, eğitimine devam edebilme motivasyonu, uzaklardaki bir ev, bir çatı bazen de. Bir yerde yurt binası yapılması demek, bir öğretmenin, mühendisin, girişimcinin, doktorun yetişme ihtimali, yani gelecek demek. Tam da bu yüzden, Allianz Türkiye ve Koruncuk Vakfı işbirliğiyle 6 Şubat depremlerinin ardından kız çocuklarına kalıcı bir yuva sağlamak amacıyla hayata geçirilen projenin adı “Bir Kız Gelecek”. Proje kapsamında İstanbul Bolluca’da 13 ayda tamamlanan yurt binasının açılışı yapıldı. Koruncuk Vakfı’nın Bolluca kampüsünde yer alan yerleşke, sadece barınma ihtiyacını çözmeye odaklanmıyor; kız çocuklarının eğitim ve gelişim yolculuklarının da desteklenmesi amaçlanıyor. [Allianz’dan 6 Şubat depremlerinden etkilenen kız çocuklarına güvenli ve kalıcı bir yuvaAllianz’ın 3 milyon euro’ya varan desteğiyle İstanbul Bolluca’da inşa edilen kız öğrenci yurdu kapılarını açtı. Koruncuk Vakfı ve Allianz Türkiye’nin ortak projesi “Bir Kız Gelecek”, 6 Şubat depremlerinden etkilenen kız çocuklarının eğitim ve kariyer yolculuklarını desteklemeyi amaçlıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-174abdcd-ef39-4891-87a2-866213b0ab25.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/bir-kiz-gelecek_fayn-aa1f1ec6-9560-419b-a4dd-e76afa130b2d.webp)](https://www.fayn.press/bir-kiz-gelecek-yeri-hazir/) --- ## CHP nasıl başarmıştı? CHP ve iktidar olmak konusu her açıldığında söz hep bir noktada 1977 seçimlerine gelir. Yavuz Sinangil o CHP’yi ve partinin toplumu dinleyerek aldığı rekor oyun hikayesini yazdı. [CHP’de tarihi 1977 başarısının sırrı neydi?CHP, mutlak butlan kararı sonrası bölünme tartışmasına girdi. Oysa daha iki yıl önce, yerel seçimlerde bile olsa uzun bir aradan sonra Türkiye’nin birinci partisi olmuştu. Gelinen nokta birçok CHP’li için hayal kırıklığı. 1977’de ulaşılan rekor oy hep akıllarda. Peki CHP o zaman nasıl başarmıştı?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-b2197fd5-c68e-4c5e-a136-0c164e9b876a.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/chp-nasil-basarmisti_fayn-2-bd6fe5b5-fb87-4702-bdea-f7c393bf222a.webp)](https://www.fayn.press/chpde-tarihi-1977-basarisinin-sirri-neydi/) ## İhtiyarlara yer bol hatta sadece onlara var Türkiye’nin yaş ortalaması 33,9\. Liderlerimizin ortalamasıysa 70 küsur. Kafanızı kaldırıp baktığınızda iş yerinde de durumun benzer olduğunu göreceksiniz. Yaşlı erkeklerimizde emekli olma ve koltuklarını devretme alışkanlığı yok. Yani bu yüzyılın çeyreğini geçtik ama geçen yüzyılın ortasında doğanları geçemiyoruz. Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu, bu yaşlı erkek sorununun temsiliyetimizi ve demokrasimizi nasıl etkilediğini yazdı. [Grandiyöz yaşlı adamların oyun alanı: Türkiye siyasetiTürkiye’de de dünyada da durum benzer: Siyaset, ileri yaştaki erkeklerin güdümünde. Dünyanın ortanca yaşı 30, erkek liderlerin ortalama yaşı ise 65\. Siyaseti bir kamu görevi gibi değil, elinden mikrofonu bırakması imkansız ömürlük bir sahne gibi görenler, temsiliyet ve demokrasiyi nasıl etkiliyor?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-9784f446-01a9-4f67-8559-7f6b922d8087.png)FaynŞengül Hablemitoğlu![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/yasli-siyasetcilerin-oyun-alani_fayn-2-23397b4a-14e0-47ad-b4b2-7aef6bb64222.webp)](https://www.fayn.press/grandiyoz-yasli-adamlarin-oyun-alani-turkiye-siyaseti/) _This post is for subscribers only._ ### Biz burada yoğ iken: Troya’da zaman URL: https://www.fayn.press/biz-burada-yog-iken-troyada-zaman/ Last updated: 2026-06-14T08:50:39.000Z Zamanın geçiciliğini, kaygılandığımız geleceğin dünde kalabileceğini, derdin tasanın da lüksün şatafatın da uçup gidebileceğini gösteren yerleri ayrı bir seviyorum. Müzeleri, ören yerlerini, hatta bit pazarlarını… Çünkü bir gün herkesin en mahremi bit pazarına düşebilir, binlerce yıl önce yaşamış biri seninle aynı kaptan yemek yemiş olabilir, üst üste kurduğumuz şehirler hiç yaşanmamışçasına toprağın kat kat altında kalabilir. Neyse ki bu açıdan verimli bir coğrafyadayız. Sayısız medeniyetin kurulup yok olduğu, yüzbinlerce yılda milyarlarca insanın gelip geçtiği; savaşların, göçlerin, kıtlıkların, yeniden doğuşların yaşandığı topraklar üzerindeyiz. Bu topraklarda yetişmiş en önemli ozanlardan Karacaoğlan’ın “Kim var imiş biz burada yoğ iken?” diye sorması boşuna değil. Yerin altında yer üstündekinden daha fazla hikayenin bulunduğu bir bölgedeyiz. Ben bu sefer Anadolu’nun bir başka ozanının, Homeros’un diyarı Troya’daydım. Homeros diye biri gerçekten var mıydı, yoksa aslında bir kişi değil de bir ozanlar topluluğu muydu, bilinmiyor. Aslen İzmirli olduğu, sonra Sakız adasına yerleştiği ve Troya Savaşı’nın son elli gününü anlatan İlyada destanının yaratıcısı olduğu rivayet ediliyor. Fakat bildiğimiz bir şey var ki o da Troya diye bir kentin gerçekten var olduğu. Biz burada yoğ iken tam da destanlara layık pek çok hikayenin bu kentin üstünde yoğrulduğu. Ve geçen binlerce yıla rağmen atmosferiyle ziyaretçilerini büyülediği… ## Troya ruhu Kalebodur'un katkıları ve Yalın Mimarlık'ın davetiyle düzenlenen gezimizin ilk durağı olan ören yerinde bize Troya antik kenti kazı başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan eşlik ediyor ve daha içeri girmeden *“Burayı Efes ve Bergama gibi kalıntılara rastlayabileceğiniz antik kentlerle karıştırmayın, burası bir höyük,”* diyerek uyarısını yapıyor. Eski yerleşim yerlerinin zamanla yıkılıp tekrar tekrar kullanılmasıyla, üst üste biriken kalıntıların oluşturduğu yapılar höyük olarak adlandırılıyor. _This post is for subscribers only._ ### 2026 Dünya Kupası: Üç yıldız, üç genç, üç teknik direktör URL: https://www.fayn.press/2026-dunya-kupasi-uc-yildiz-uc-genc-uc-teknik-direktor/ Last updated: 2026-06-12T10:30:21.000Z ## Yıldızlar ### Son dans ve son şans: Cristiano Ronaldo ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/cristiano_ronaldo-1.jpeg) Cristiano Ronaldo Son yıllarda futboldan biraz uzaklaştıysanız da merak etmeyin, çünkü 2000'lerin ortasından beri hayatımızda olan bu adamlar 2026 Dünya Kupası’na da geliyorlar. 2022'de kupayı kazanarak koleksiyonunun son parçasını tamamlayan Lionel Messi 38 yaşında bu turnuvaya da geldi. Ve yine Arjantin’in yıldızı olacak. Eski takım arkadaşı Neymar, son zamanlarda eski formunun uzağında olsa da Brezilya kadrosunda kendine yer bulacak. Almanya’nın kalesindeki isim hâlâ Manuel Neuer, Hırvatistan’ın orta saha maestrosu yine Luka Modric, Bosna Hersek’in hücum hattının en ilerisinde yine Edin Dzeko var. Tüm bunlar içinde hikâyesi belki de en farklı olan isim Cristiano Ronaldo. Portekizli yıldız, turnuvada yer alan oyuncular içerisinde ülkesinin formasını en çok maçta terleten futbolcu. EURO 2024’teki performansıyla eleştiri oklarının hedefindeydi ancak Portekiz’in Dünya Kupası kadrosunda kendine yine yer bulmayı başardı. 41 yaşındaki golcü, birçoklarına göre çoktan emekliliğe ayrılmalı, performansı çok düşmeden yeşil sahalara veda etmiş olmalıydı. Ancak geride bıraktığımız sezon Suudi Arabistan Pro Lig’de El-Nassr ile şampiyonluk yaşadı ve son kez Dünya Kupası sahnesine çıkmak istedi. Ronaldo, boy gösterdiği beş Dünya Kupası’ndan da eli boş döndü. Efsane forvet, şimdi büyük bir bahis oynuyor: En büyük rakibi Messi bu turnuvada ne yaparsa artı yazacak çünkü bir kez kazandı. Ronaldo ise yıllardır birçokları tarafından performansının Portekiz Milli Takımı'nı aşağı çektiği iddia edilirken, bu turnuvada da beklenti altında kalırsa vedası şüphesiz beklenenden daha tatsız olacak. O yüzden üzerindeki baskı büyük. ### Çocuk kral: Lamine Yamal ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/lamine-yamal.png) Lamine Yamal Madalyonun diğer yüzünde ise Lamine Yamal var. 19 Temmuz’da turnuvanın final maçı oynandığında Yamal, 19'unu sadece altı gün geçmiş olacak. Tüm turnuvadaki en genç oyunculardan biri olan İspanyol yıldız, şu anda dünyanın belki de en iyi oyuncusu. Henüz 16 yaşındayken EURO 2024’te turnuva tarihindeki en genç oyuncu unvanına erişmiş, İspanya formasıyla yıldızlaşmış, şampiyonluğun en önemli mimarlarından olmuştu. 2025 Ballon d’Or oylamasında ikinci sırada yer alan Barcelonalı kanat oyuncusu, genç kariyerinin ilk Dünya Kupası’na turnuvanın favorilerinden birinin lideri olarak geliyor. Nisan ayında yaşadığı sakatlık nedeniyle sağlık durumu şimdilik belirsiz olan Yamal, eski formunu yakalayıp turnuvaya damga vuran isimlerden biri olacak mı? ### Üç silahşörler: Mbappe, Dembele, Olise ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/mbappe.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/dembele.jpg.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/olise.jpg.webp) Turnuvanın bir diğer favorisi Fransa'da üç ismi birbirinden ayıramazdık. 2018’de kupayı kaldıran, futbol tarihine geçen 2022 Dünya Kupası finalinde sahadan üzgün ayrılan Fransızlar, dört yıl sonra yine şampiyonluk iddiasıyla yeşil sahalara çıkıyor. Kadrolarına göz gezdirdiğinizde, özellikle hücum hattında adından bahsettirecek çok isim var. _This post is for paying subscribers only._ ### Anadolu’nun ot mutfağı: Topla, kurut, sakla URL: https://www.fayn.press/anadolunun-ot-mutfagi-topla-kurut-sakla/ Last updated: 2026-06-14T08:50:47.000Z Otların yaratıcı kullanım biçimi ve özgün zeytinyağlı teknikler nedeniyle, taze ot denince akla önce Ege’nin gelmesi kaçınılmaz. Ama mutfağımızda oldukça geniş bir yere sahip ot kültürünü sadece Ege’yle sınırlamak biraz haksızlık. Otları pişirmek, yemeklere ve hamur işine eklemek, sadece tazesini değil kurusunu da yıl boyu çorbaya, yoğurda katmak Anadolu’nun birçok farklı bölgesinde en az Ege’deki kadar yaygın. Anadolu’nun ot kültürü, tarım tarihimizden daha eski toplayıcılık pratiklerinin devamı. Dolayısıyla kültürel kimliğimizin ve geleneklerimizin sürekliliği açısından da önemli bir yere sahip. Otların yerini ve zamanını bilerek toplamak sadece karın doyurmakla değil, aynı zamanda mevsimleri tanımakla, doğayı gözlemlemekle ve ona uyumlanmakla da ilgili. Ege’de otlar daha çok tazeyken tüketiliyor. Anadolu’daysa mesela çiriş, kenger, yemlik gibi sevilen türler kısa sezonlu olsalar da mutlaka kış için kurutuluyor. Daha çok bahar döneminde yoğunlaşan toplayıcılık, sonrasında yerini kurutma ve saklama kültürüne bırakıyor. Bazı otlar gölgede ve iyi hava sirkülasyonu olan alanlarda yavaşça kurutularak ya da kısa süre haşlandıktan sonra dondurularak saklanıyor. Bazıları zeytinyağı içinde bekletilerek ya da tuzla ovulup salamura edilerek dayanıklılığı artırılıyor ya da haşlanarak donduruluyor. Bu yöntemler sayesinde mevsimlerinden çok daha uzun süre sofraya konuyor. Kurutulmuş bazı yabani otlar, özellikle dağ kekiği, nane, ısırgan kışın yemeklere karakter kazandıran çeşitler. Bazı bölgelerde tarhanaya da ot katılması yaygın. Semizotu, deniz börülcesi, sinir otu, reyhan gibi uzun sezonlu türlerse sofrada sadece baharın değil yazın da vazgeçilmezleri. Gelin Ege’den Anadolu’ya yenebilen otların hangileri yaz boyu devam eder, hangileri kurutulup kışa kalır yakından bakalım… ## Semizotu Semizotu, ılıman ve güneşli iklimleri seven, kendiliğinden yetişen dayanıklı bir ot. Yol kenarlarında, bahçelerde ve nemli topraklarda hızla yayılıyor. İlkbaharın sonundan sonbaharın başına kadar da mevsimi sürüyor. Mutfağımızda çiğ olarak salatalara ferahlık ve hafif ekşimsi bir tat katıyor, yoğurtla karıştırıldığında serinletici bir meze oluyor. Pirinçli, bulgurlu yemeklerde ve zeytinyağlılarda hafif yapraklı dokusuyla doyurucu bir yemeğe dönüşüyor. Hem besleyici hem de kolay ulaşılabilir olmasıyla, geleneksel Anadolu mutfağının sade ama güçlü lezzetlerinden. ## Deniz börülcesi Yazın en sevilen mezelerinden ama ayıklaması biraz zaman alıyor. Kültürümüzün en eski kıyı mutfağı geleneklerini birebir yansıtması adına da oldukça önemli bir bitki. Diğer otlardan farklı olarak tepelerde değil deniz kıyısında, tuzlu sulak alanlarda yetişiyor. Ege ve Akdeniz kıyılarında bolca bulunuyor. Dikkatle temizlenmesi lazım. Haşlandıktan sonra liflerinden ayrılıyor ve genellikle sarımsak, limon ve zeytinyağıyla hazırlanıyor. Kıyı köylerin etrafında yetişen yeşilliklerle yaptığı yemeklerin en güzel örneklerinden. _This post is for paying subscribers only._ ### CHP’de seçilmişler adım adım yeni partiye URL: https://www.fayn.press/chpde-secilmisler-adim-adim-yeni-partiye/ Last updated: 2026-06-18T19:39:42.000Z Yargı eliyle partinin başına Kemal Kılıçdaroğlu’nun atanmasıyla başlayan CHP iç savaşında üç hafta geride kaldı. Muharebede Özgür Özel’i destekleyenler şimdiye kadar toplumsal desteğin üzerinde sörf yaptı. Karşılığını da ihraçlar ve istifalar ile görmeye başladı. Kemal Kılıçdaroğlu ise kendisine yönelik tepkiyi umursamadan, gözüne inen perdeyle, elindeki kılıcı sakınmadan sallamaya devam ediyor. Kabul edilmek, onaylanmak, sayılmak için didinip dursa da derdini anlatmaktan aciz. Bu hafta Özel’in yakın dostu Manisa eski Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek’in ölüm yıldönümü anmasına gidecek olmasını fırsat bilip, Meclis’te grup toplantısı yapmaya kalktı mesela. Yapabileceğine ciddi ciddi inanmış, inandırılmış olmalı. Çünkü onu mikrofon başında gösteren bir görselle duyurusu yapıldı Meclis’te grup toplantısının. Ama bununla Özel’i kışkırtmış oldu sadece. Özel, Manisa programını erteledi. Meclis grubunda Özel’den yana olan milletvekilleri çoğunlukta. Kılıçdaroğlu olur da kürsüye çıkabilirse boş sıralara konuştu olmasın diye, Meclis Başkanlığına bin kişilik ziyaretçi listesi gönderildi. Kurmayları çok iddialı cümleler kurdu, “Toplantıyı yapıyoruz” dedi. Kılıçdaroğlugiller, “Parti disiplinine uyulsun” hatırlatmaları da yaptı. Soyadının hakkını vereceğini duyurdu yani. Meclis Başkanlığı ise tarafların Meclis’i de savaş alanına çevirebileceğini kestirerek, önce Meclis’e gelebilecek ziyaretçi sayısını sınırladı. ‘Baskın basanındır’ diyerek her iki tarafın yazdırdığı ziyaretçi sayısı yedi bini bulunca da ziyaretçi yasağı getirdi. ## Yavaş, Kılıçdaroğlu’na çıkış sundu Atandıkları koltuğu korumak için pozisyonlarını güçlendirmeye çalışan Kılıçdaroğlu cephesi ve seçilerek geldikleri koltukları muhafaza etmek için varlarını yoklarını ortaya koyan Özel cephesi Meclis kapısının önünde karşı karşıya geldi. Biri ötekine ‘butlancı’ diye çıkıştı, öteki diğerine ‘pavyoncu’ diye karşılık verdi. Karşılıklı omuz atmalar yumruklaşmaya doğru ilerlerken devreye Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş girdi. Kılıçdaroğlu'na sosyal medya üzerinden sağduyu çağrısında bulundu: *“Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, siz, partimizin uzun yıllar Genel Başkanlığını yapmış, en zorlu dönemlerinde sorumluluk üstlenmiş önemli bir değerimizsiniz. Bugün yaşanan süreçte de milyonlarca CHP’li, sahip olduğunuz tecrübe ve devlet adamlığı birikimiyle sağduyulu bir yaklaşım göstermenizi beklemektedir. Partimizin kurumsal kimliğinin korunması, örgütlerimizin ve seçmenlerimizin daha fazla üzülmemesi, Meclis çatısı altında ve kamuoyu önünde istenmeyen görüntülerin oluşmaması hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu nedenle, CHP’nin birliği, kardeşlik hukuku ve geleceği adına atacağınız her yapıcı adımın toplumda karşılık bulacağına ve partimize güç katacağına inanıyorum. CHP hepimizin ortak evidir. Bu evin zarar görmemesi için göstereceğiniz hassasiyet, yalnızca partililerimiz tarafından değil, demokrasiye inanan tüm yurttaşlar tarafından da takdirle karşılanacaktır.”* İşini bilir Kılıçdaroğlu da sağduyuya kulak vermiş gibi yaptı. Yavaş’ın sosyal medyadan yaptığı çağrısını alıntıladı, *“Mahkeme salonlarında da söyledim, bugün buradan bir kez daha ilan ediyorum: Topyekün halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız. Şimdi kavga değil, omuz omuza durma vaktidir. Bütün yol arkadaşlarımı, bu köklü çınarın evlatlarını sükunete ve akla davet ediyorum…”* Kılıçdaroğlu elbette ‘Yine yenildim’ demeyecekti. Ama en esaslısından bir yenilgi yaşadı. Partinin atanmış genel başkanı olarak ikinci girişiminde de Meclis’e giremedi, parti grubuna seslenemedi. ‘Yıkılmadım ayaktayım’ demek için kitlesini genel merkeze çağırdı. Koltuk sevdası olmadığına inandırmaya çalıştı bir kez daha. Sadece omuzlarına yüklenmiş tarihi bir sorumluluk olduğundan bahsetti. ‘Arınma’ diye çıktığı yoldan dönmeyeceğine ve hükümet adına çalışmadığına ikna etmeye çalıştı: *“Kirli olanların tamamının işine son vereceğiz. Bu parti kirliliği kabul etmez. Bu parti devlet kuran, devlet inşa eden partidir. … Bana diyorlar ki 'sarayın adamı'. Ya arkadaş sen sarayı ne zaman eleştirdin ya? Beşli çetelerin üzerine ne zaman gittin? Bu milletin hakkını, hukukunu yiyen beşli çetelerden hesap sormazsam namerdim. İradesini parayla alıp satanlardan eğer bu partiyi kurtarmazsam namerdim. Ya arkadaş Erdoğan Meclis'e geldiğinde Kılıçdaroğlu mu kalktı, hizalandı? “* ## Eşikten zıplama Kılıçdaroğlu’nun çıkamadığı Meclis kürsüsünden milletvekillerine seslenen Özel ise zafer elde etmiş gibi hissetmediğini söyledi. Allah’ın hakkı üç der gibiydi: *“Tarihi bir eşikteyiz. Bu eşik artık geri dönülemez bir noktaya gelmiştir. Ümit ediyorum butlan kararından, partiye yapılan saldırıdan ve bugün burada cüret edilen meseleden sonra; bir aklı selim hâkim olur ve bu kritik eşik geri dönülmez bir şekilde aşılmaz.“* Özel’in uyarısı, Kılıçdaroğlu’nun şimdiye kadar yaptığı başarısız girişimleri yine kâr etmedi. Olanlar, daha fazla olacaklar için gerekçe üretmekten öte fayda sağlamadı. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir ülkeyi büyülemenin formülü URL: https://www.fayn.press/bir-ulkeyi-buyulemenin-formulu/ Last updated: 2026-06-16T13:53:53.000Z Bu yıl 82\. kez düzenlenen Venedik Film Festivali’nde, ilk gösterimini yapan bir film hem dakikalarca ayakta alkışlandı hem de birçok ülkenin gündemindeki politik çalkantılara dair yeni tartışmalar başlattı. Sayıları her geçen gün artan otoriter politikacıların anti-demokratik müdahaleleri ve yalan haberlerle güçlenen iktidarları, post-truth çağında ne anlama geliyor? Mutlak iktidarların mutfağında neler oluyor, bize neler yapıyorlar da gelecekten ümidimizi kesmemizi sağlıyorlar? Bu soruların yanıtı ve dünyanın dört bir yanında otoriter liderlerin düstur edindiği bazı yönetimsel taktikler, Venedik’te izleyicisiyle buluşan ve ülkemizde de vizyonda olan bir filmde detaylarıyla anlatılıyor: Olivier Assayas’ın *Kremlin’in Büyücüsü’*nde. ## *Kremlin’in Büyücüsü* ne anlatıyor? 2022 yılında Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü’nün sahibi, Giuliano da Empoli’nin *Kremlin’in Büyücüsü* romanından uyarlanan film Venedik’te tam 11 dakika 42 saniye ayakta alkışlandı. Britanya Film Enstitüsü’nün (BFI) yayınladığı Sight and Sound, *Kremlin’in Büyücüsü* filmi için *“Totaliter bir propaganda devletinin işleyişini anlamak için zorunlu bir izleme”* yorumunu yaptı. Zira romana ve filme konu olan gerçek hikaye, iktidarın karanlık mutfağına bugüne kadarki en yakın pencereyi açıyor.​​​​​​​​​​​​​​​​ *Kremlin’in Büyücüsü*, aslında Rusya’nın Sovyetler sonrası geçiş dönemini ve Putin’in “göreve getirilmesini” Batılı bir gözle anlatıyor. Roman gerçek kişilere ve olaylara dayanıyor. İlgi çekici baş karakterimizse Putin’in bugünkü Putin olmasını sağlayan kişilerden Vadim Baranov. Bu karakter Putin’in gerçek hayattaki siyasi başdanışmanı Vladislav Surkov’un kurgusal karşılığı. Yazar Giuliano da Empoli’nin böyle kritik bir konumda olan gerçek birinin hikayesini yazma cesareti göstermesi boşa değil. Bir dönem Floransa’da kültürden sorumlu belediye başkanı yardımcılığı yapan Empoli, 2006-2008 yılları arasında da İtalya Başbakan Yardımcısı ve Kültür Bakanı Francesco Rutelli’nin kıdemli danışmanlığını yürütmüş. Belli ki kültür-sanat ve politika eksenindeki konumu onun bazı durumlara ve duyumlara tanık olmasını sağlamış. ## Putin’in büyüsü Vladislav Surkov önce avangard tiyatro yönetmenliği, sonra da TV yapımcılığı yapmış bir sanatçı. Çalıştığı kanalın patronu, yani Rusya’nın medya oligarklarından biri, onu Putin’in seçim kampanyasında çalışmaya davet ediyor. O yıllar Yeltsin sonrası Rus siyasetini kendi çıkarlarına göre dizayn etmek isteyen oligarkların planı, basit bir memurun başa getirilmesini sağlamak. Bunun için en uygun adaylardan biri de Federal Güvenlik Servisi (FSB) direktörü Vladimir Putin. Bu noktadan sonra Vladislav Surkov, Putin için çalışmaya başlıyor ve tam 15 yıl ona siyasi danışmanlık yapıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İBB davasında 13. hafta: İnsan hakları ihlalleri, çocuklarla tehdit, jandarmayla münakaşa URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-13-hafta-insan-haklari-ihlalleri-cocuklarla-tehdit-jandarmayla-munakasa/ Last updated: 2026-06-12T05:46:31.000Z 68’i tutuklu 414 sanığın yargılandığı İBB Davası’nın 13\. haftası da tamamlandı. Bu haftaya damga vuran iki isim Medya A.Ş. yöneticileri İpek Elif Atayman ve Fatoş Pınar Türker oldu. 15 aydır tutuklu olan iki kadın bürokratın[ anlattıkları](https://www.fayn.press/iskence-agir-sessizlik-daha-da-agir/), salonda tepkilere neden oldu. Savunmalarında kendilerine yapılan çıplak arama, kelepçeli nakil gibi insan hakkı ihlallerini anlattılar. Türker, savcının kendisini çocuklarıyla tehdit ettiğini de söyledi. Ekrem İmamoğlu’nun duruşmaya verilen arada jandarmayla tartıştığı, mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığına atanan Kemal Kılıçdaroğlu’na tepki gösterdiği davanın 13\. haftasını anlatıyoruz. ## Murat Kapki ve Serdar Öztürk’ün savunmaları Dava pazartesi günü etkin pişmanlık ifadesinden vazgeçen iş insanı Murat Kapki’nin isyanıyla başladı. Kapki, tutuklanmasının ardından tüm mal varlığına el konulduğunu belirtti: > *“Ailem artık bildiğiniz sefalet çekiyor. Çocuklarımın okul parasını dahi ödeyemiyoruz. Çok zor durumdayız. Çok zor durumlar içinde yaşıyorlar. Hadi kendimden geçtim, artık onları düşünüyorum. Lütfen, banka hesaplarımın açılmasını istiyorum. Şirketimizde kayyum olduğu için, şirketimizden hiçbir şekilde maddi olarak hiçbir şey alamıyoruz. Bir maaş bağlanmasını istiyorum aileme. Bunlara da sizin yardımcı olmanızı, destek olmanızı istiyoruz. Çok zor durumdalar.”* Kapki’nin ardından iş insanı Serdar Öztürk savunma yaptı. Öztürk, savcılıkta verdiği ifadelerin bazı kısımlarına itiraz etti: > *“İlk üç ifademde söylediklerim bağlamından tamamen koparılmış. İfadenin yazıya dökülmüş hali tamamen alakasızdır. Bunları kabul etmiyorum. Yorum katılarak yazılmış ifadeleri imzaladım ama okumadım. Neden okumadım? Vallahi o odadan bir an önce çıkmak istedim.”* Mahkeme Başkanı da ifadeyi neden okumadığını sordu. **Mahkeme Başkanı:** Çok uzun bir ifade değil. Altına imza atarken bunlara bakmadınız mı? Üniversite mezunusunuz. **Serkan Öztürk:** Ya tabii üniversite mezunuyum. Oradan çıkmak istedim. Şimdi bazı şeyleri de anlatmak istemiyorum başkanım. Yani burada tahliyeme etki etsin diye konuşmak istemiyorum. ## İmamoğlu: “Kardeşimin yedi yaşındaki yeğeninin iPad’ini alacak kadar düştüler” Davaya verilen öğle arasında Ekrem İmamoğlu’nun “arızalı araç” tepkisi yankılandı salonda. İmamoğlu, geçen hafta cuma günü, dönemin Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı'ya hakaret ettiği iddiasıyla hakkında açılan “kamu görevlisine alenen hakaret” davasına katılmak için Silivri’den Kartal’daki Anadolu Adliyesi'ne doğru yola çıkarıldı. Cezaevinden 60 kilometre uzaklaştıktan sonra “araç arızası” gerekçesiyle cezaevine “aynı araçla” geri götürüldü. İmamoğlu tepkiliydi: > *“Casusluk davası veya diğer davalar gibi, bu adaletin çöp olduğu süreçte benim kardeşimin yedi yaşındaki yeğeninin oyun oynadığı iPad'ini alacak kadar, 14 yaşındaki kızının gidip 12 tane terörle mücadele polisiyle cep telefonunu alacak seviyeye kadar düşmüştür. Benim Kartal Adliyesi’ne giderken arabam bozuk değildir ama Türk adaletini, Türk yargısını bindirdikleri arabayı ve onu süren bu ülkenin başındaki zihniyet, o arabayı hurdaya düşürmüştür onu söyleyeyim. Yazıklar olsun.”* Davanın sanıklarından Mimar Kahraman Yeşilyurt, savunmasında AK Partili belediyelerle de iş yaptığını anlattı: > *“AK Partili belediye başkanlarının olduğu belediyelere de hizmet verdim, AK Partili de değilim, üye de olmadım. Şimdi Sayın Savcı diyor ki Kahraman Yeşilyurt, Sayın Ekrem İmamoğlu'nun lideri olduğu örgütte üyedir. Ben Ekrem İmamoğlu'nu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.'ye işler yapmış olmama rağmen, tüm Türkiye'nin tanıdığı kadar tanıyorum.”* _This post is for paying subscribers only._ ### Uyuşturucuyla mücadele mi, itibar operasyonu mu? URL: https://www.fayn.press/uyusturucuyla-mucadele-mi-itibar-operasyonu-mu/ Last updated: 2026-06-13T04:23:01.000Z Bir süreden beri sabahları ev basarak yapılan ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonuna 11 Haziran’da bir yenisi eklendi. Aralarında Beren Saat, Kenan Doğulu, Kerimcan Durmaz’ın da olduğu 22 ünlü gözaltına [alındı](https://t24.com.tr/gundem/unlulere-uyusturucu-sorusturmasinda-yeni-dalga-22-gozalti,1328099?%5Ft=1781&ref=fayn.press). Ünlülere yönelik polis uygulamaları gündemi meşgul ediyor ancak uyuşturucunun yaygınlaşmasının nedenlerini ortadan kaldıracak önleyici uygulamalar hayata geçmiyor. Türkiye’de uyuşturucu kullanım yaşı 12’ye kadar indi, en azından Dünya Uyuşturucu ile Mücadele Federasyonu Başkanı Halit Toprak [böyle iddia ediyor. ](https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/bagimli-sayisi-15-milyona-dayandi-uyusturucuda-vahim-tablo-kullanim-yasi-12-ye-indi-2463820?utm%5Fsource=chatgpt.com) [Emniyet Genel Müdürlüğü'nün 2025 Türkiye Uyuşturucu Raporu'na](https://www.narkotik.pol.tr/kurumlar/narkotik.pol.tr/Duyurular/2025/10/2025-Uyusturucu-Raporu.pdf?ref=fayn.press) göre, Adli Tıp verilerine dayanılarak yapılan hesaplamada 2024 yılında doğrudan madde bağlantılı ölüm sayısı 427'ye ulaştı. Bu rakam 2023'e göre yüzde 42,3 artış anlamına geliyor. Tedavi merkezlerine başvuranların sayısı da bir yılda yüzde 132’lik bir artışla 349 bin 393’ten 390 bin 778’e çıktı. Kullanımın artmasıyla birlikte özellikle son yıllarda uyuşturucu operasyonlarında da artış var. 2020 yılında uyuşturucuya bağlı suçlardan hüküm giyenlerin toplam hükümlülere oranı %15 seviyesinin altındayken, 2024 yılında bu oran %179 artarak %40’a [yaklaştı.](https://www.tepav.org.tr/tr/blog/s/7788?ref=fayn.press) 2025 yılında 33,6 ton uyuşturucu madde yakalandı. Bu operasyonlarda da 43 bin kişi tutuklandı. Ancak yargıdaki dosyaların büyük bölümü kullanıcılarla ilgili. Emniyetin verilerine göre işlem yapılan 309 bin 28 uyuşturucu olayının 258 bin 141'i yani yüzde 83’ü kullanmak için uyuşturucu madde satın alanlarla ilgili. Sadece 44 bin 471’i yani yüzde 14'ü uyuşturucu imal edenler ve satanlarla ilgiliydi. ## Uluslararası uyuşturucu çetelerine vatandaşlık, ünlülere operasyon Hollandalı uyuşturucu kaçakçısı Jos [Leijdekkers'in yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı](https://www.vice.com/en/article/drug-traffickers-turkish-citizenship/?utm%5Fsource=chatgpt.com) aldığının ortaya çıkması, Avustralya merkezli Comanchero örgütünün Türkiye’yi üs haline getirmesi, Türkiye'nin küresel uyuşturucu ağları açısından giderek daha görünür bir merkez hâline geldiği yönündeki tartışmaları güçlendirdi. Ama dikkatin çekildiği yer, son bir senedir art arda yapılan ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonları. *Fayn*’ın ulaşıp incelediği savcılık dosyalarına göre ünlülere yönelik bu operasyonların amacı *“toplumsal yapı ve aileyi korumak*.*”* Gözaltı kararlarına ilişkin evraklarda *“Toplumun genel ahlakının, yapısının ve aile düzeninin korunması amacıyla soruşturma başlatılmıştır,”* ifadeleri yazılı. Savcılara göre, ünlüler sosyal medyayı da suçlarını perdelemek için kullanıyor: *“Sosyal medya platformlarında yapılan çalışmalarda sözde influencer, tanınmış kişi gibi adlar ile tespit edilen şüphelilerin sosyal medya paylaşımlarının ve yaşantılarının, birtakım suçları gizlemek veya suç işleme amacına hizmet etmek olduğu tespit edilmiştir.”* ## Önleyici tedbirler değil, operasyonlar gündemde Özellikle gençleri uyuşturucudan korumak için yapılan operasyonlara toplumun hemen hemen tamamı destek veriyor. Bu operasyonların ünlü isimlere de uzanması şaşırtıcı bir durum değil. Ancak asıl kök soruna yönelik tartışmalar ya da çözüm arayışları, gündemi ünlülere yapılan uyuşturucu operasyonları kadar meşgul etmiyor. Örneğin, uyuşturucu piyasasının büyümesi ile gençlerin eğitim ve istihdamdan kopuşu arasındaki göz ardı edilemeyecek ilişki pek tartışılmıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İran: Ve hayat devam ediyor URL: https://www.fayn.press/iran-ve-hayat-devam-ediyor/ Last updated: 2026-06-16T06:43:06.000Z 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı savaşta varılan kırılgan ateşkes ve çözüm arayışları devam ediyor ama savaşın yediğimiz ekmeğe kadar yansıyan etkileri de hissediliyor. Savaşın başından beri İran içinde ne olup bittiğine dair tam olarak bilgimiz yok. İran halkı ne yapıyor, bu savaşa nasıl bakıyor, nasıl yaşıyor gibi konularda bilgi akışı son derece sınırlı. Zira İran yönetimi, ABD-İsrail saldırılarının başlaması ile interneti tamamen kesti. İranlıların dış dünya ile iletişimini kesin biçimde kopardı. İnternet için yüksek paralar ödeme gücüne sahip olanlar ve rejime yakın kişiler bu karartmadan kısmen kaçabildi. Nihayet Haziran ayının başında aşamalı olarak internet geri gelmeye başladı. Biz de böylece savaşın başından beri ulaşmaya çalıştığımız İranlı gazeteci dostumuz Hamed Mohsen ile sınırlı da olsa iletişim kurabildik. Mohsen, savaş sırasında yaşananlarla ilgili izlenimlerini sizlerle paylaşmamız için Fayn’a ulaştırabildi. Böylece savaşın İran kamuoyunda ve gündelik hayattaki yansımalarını öğrenme imkanına kavuştuk. _This post is for subscribers only._ ### İşkence ağır sessizlik daha da ağır URL: https://www.fayn.press/iskence-agir-sessizlik-daha-da-agir/ Last updated: 2026-06-11T17:27:58.000Z İBB Davası’nın 13\. haftasında savunma yapan Medya A.Ş. yöneticileri İpek Elif Atayman ve Fatoş Pınar Türker maruz kaldıkları işkenceleri anlattı. Türker’in savcı tarafından çocuklarını göremeyeceğine yönelik tehdit edildiğini dile getirmesi, çıplak arama ve yerde yatırma gibi iddiaları ile Atayman’ın savunmasındaki sekiz saat kelepçeli cezaevi nakil süreci davayı takip edenleri derinden etkiledi. 2002’de “işkenceye sıfır tolerans” vaadiyle iktidara gelen ve o günden bugüne kesintisiz iktidarda olan AK Parti yöneticilerinden ve yetkililerden ise açıklama mesele Meclis gündemine taşınınca üç gün sonra geldi. AKP Grup Başkanvekili Abdülhamit Gül, işkencenin kabul edilemez olduğunu söyledi. Konun takiplerinde olacağını iddia etti. Ancak Gül, sorumlular hakkında soruşturma açılıp açılmayacağına dair herhangi bir şey söylemedi. ## “Bileklerim morardı, yerde yattım” İBB Davasının 13\. duruşmasında savunmasını yapmak için kürsüye ilk gelen isim Medya A.Ş.’nin 15 aydır tutuklu eski genel müdürü İpek Elif Atayman oldu. Atayman, aylık tutukluluk incelemelerinde hakimlerin kendisini dinlemediğini anlattı. > *“SEGBİS (Sesli ve görüntülü sistem) yoluyla yapılan duruşmalarda, savunma yapmaya çalıştığım hakimlerin bir kısmı beni hiç dinlemedi. Hakkımdaki somut suçlama ve delillerin ne olduğu yönündeki sorularım, tarafıma soru sorulması taleplerim cevapsız kaldı. Bir kısmı da söylediklerimi kısaca tutanağa yazdırdıktan hemen sonra tutukluluğun devamına karar verip bağlantıyı kesti.”* Atayman, tutuklandıktan sonra önce Silivri’de hücrede kaldığını, bayram öncesi ise cezaevinden nakil işleminde maruz kaldıklarını anlattı. > *“Zorlu bir yolculukla Afyon'a götürdüler. Bu yolculuk sekiz saat, ellerim kelepçeli bir halde, kafes gibi bir kabinde sürdü. Cezaevine ulaştığımda bileklerim morarmıştı. Yaptığım suç duyurusundan da herhangi bir sonuç çıkmadı. Yerleştirildiğim, çoğu madde bağımlısı ve satıcısı kişilerin olduğu kalabalık koğuşta günlerce yerde yattım. Hiçbir bağlantım olmayan Afyon'daki cezaevinde; oğlumdan, annemden, babamdan uzakta, avukatlarımla oldukça sınırlı iletişim kurarak bugünlere geldim. Bu dosyanın en uzağa sürülen sanığı oldum. Talep etmememe rağmen Silivri'den Afyon'a götürüldüm ve Silivri'ye geri nakil talebim de reddedildi.”* _This post is for subscribers only._ ### Bir kız gelecek. Yeri hazır. URL: https://www.fayn.press/bir-kiz-gelecek-yeri-hazir/ Last updated: 2026-06-13T04:22:23.000Z ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/allianz-logo-fayn.png) K A T K I L A R I Y L A > *“Hayatını kendi kararlarıyla kuran, kendi ayakları üzerinde duran tek bir kız çocuğu bile dünyayı değiştirebilecek o büyük gücün ta kendisidir.*” Koruncuk Vakfı Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Figen Samuray, Koruncuk Vakfı ve Allianz Türkiye işbirliğindeki Bir Kız Gelecek programı kapsamında açılan kız öğrenci yurdunun açılışında bu sözleri sarf etti. Öğrenci yurtları, bir bina olmaktan çok daha ötesi çoğu zaman. Birinin okuma umudu, eğitimine devam edebilme motivasyonu, uzaklardaki bir ev, bir çatı bazen de. Bir yerde yurt binası yapılması demek, bir öğretmenin, mühendisin, girişimcinin, doktorun yetişme ihtimali, yani gelecek demek. Tam da bu yüzden, Allianz Türkiye ve Koruncuk Vakfı işbirliğiyle 6 Şubat depremlerinin ardından kız çocuklarına kalıcı bir yuva sağlamak amacıyla hayata geçirilen projenin adı “Bir Kız Gelecek”. Proje kapsamında İstanbul Bolluca’da 13 ayda tamamlanan yurt binasının açılışı yapıldı. Koruncuk Vakfı’nın Bolluca kampüsünde yer alan yerleşke, sadece barınma ihtiyacını çözmeye odaklanmıyor; kız çocuklarının eğitim ve gelişim yolculuklarının da desteklenmesi amaçlanıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/Bir-K--z-Gelecek-3.webp) ## Kız çocukları için güvenli ve sürdürülebilir bir yuva Açılışı yapılan yurt binasında sosyal alanlar, dinlenme alanları, kütüphane ve yemekhane gibi ortak kullanım alanları da mevcut. Yaklaşık 2 bin 230 metrekarelik binada, bir öğrencinin ihtiyaç duyabileceği şeyler gözetilerek bütüncül bir yaklaşım izlenmiş. Buranın amacı, geçici bir çözüm bulmak değil, 6 Şubat depremlerinin ardından kız çocuklarına güvenli ve kalıcı bir yuva olabilmek. Allianz Türkiye ve Allianz Grubu’nun toplam 3 milyon euro’ya yakın desteğiyle hayata geçirilen yapıda, Koruncuk Vakfı’nın çalışmaları kapsamında daha fazla kız çocuğuna barınma, eğitim ve psiko-sosyal destek verilmeye devam edilecek. Açılışta konuşma yapan Allianz Türkiye İcra Kurulu Başkanı Tolga Gürkan da burayı “kız çocuklarının güvenle büyüyeceği, hayal kuracağı ve fırsat eşitliğine kavuşacağı bir yuva” olarak tanımlıyor: > *“Bugün burada tamamlanmış bir projeyi değil, yeni başlayan çok güçlü bir hikâyeyi kutluyoruz. Gerçek ve kalıcı toplumsal etkinin ancak uzun vadeli bir bağlılıkla yaratılabileceğine inanıyoruz. Bu duvarların arasında büyüyen kızlarımız yarın birer öğretmen, doktor, mühendis veya girişimci olarak kendi ayakları üzerinde durduklarında, bugün attığımız adımın gerçek değerini çok daha iyi anlayacağız. Çünkü sarsılmaz bir inançla biliyoruz ki; bir kız çocuğunun geleceği değiştiğinde sadece bir hayat değil, bir aile, bir toplum ve bir ülkenin yarınları değişir. 'Bir Kız Gelecek', Türkiye'nin yarınları aydınlanacak.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/Bir-K--z-Gelecek-1.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/Bir-K--z-Gelecek-2.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/Bir-K--z-Gelecek-6.webp) ## Geleceğe uzanan çok katmanlı bir destek ekosistemi Allianz Türkiye, Koruncuk Vakfı ile yaklaşık 10 yıldır iş birliği içinde “Bir Kız Gelecek” programını sürdürüyor. Bolluca’daki yurt projesi bunun bir parçası ve son örneği. Program kapsamında, 6 Şubat depremlerinden etkilenen 25 kız çocuğunun dört yıl boyunca barınma, eğitim, sosyoekonomik destek ve psikososyal danışmanlık ihtiyaçları karşılanıyor. 43 üniversiteli Koruncuk kızına burs, staj ve gelişim imkanı sunuluyor. Tolga Gürkan, *“Biz burada aslında bir bina inşa etmedik; yurdun kapısından başlayıp üniversite bursları, mentorluk, staj ve istihdam olanaklarıyla taçlanacak uzun soluklu bir hayat yolculuğuna eşlik etme sözü verdik.”*diyerek programın bütüncül ve uzun vadeli yaklaşımını vurguluyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/Bir-K--z-Gelecek-5.webp) Koruncuk Vakfı Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Figen Samuray ile Allianz Türkiye İcra Kurulu Başkanı Tolga Gürkan Allianz çalışanlarının gönüllü katkılarıyla yürütülen mentorluk programında ise geçen yıl 17 kız çocuğu birebir mentorluk desteğinden yararlandı. Çünkü Bir Kız Gelecek programı, kız çocuklarının sadece eğitim hayatlarında değil, kariyer yolculuklarında ve bağımsız bireyler olarak güçlenmelerinde de yanlarında olmayı hedefliyor. Allianz Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Sirma Boshnakova, *“Çocukların geleceğini güçlendirmek, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına cevap vermekle değil; onların eğitimlerine kesintisiz devam edebilecekleri, kendilerini güvende hissedecekleri ve potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri ortamlar yaratmakla mümkün.”* diyerek projenin vizyonunu ortaya koyuyor. ## Akademik başarı şartı aranmıyor 1979’da kurulan Koruncuk Vakfı, 45 yılı aşkın süredir kız çocuklarını önceliklendirerek barınma, eğitime destek ve danışma hizmetleri sunuyor. 2019 yılından beri ise odaklarında daha çok eğitime erişimde zorluk yaşayan kız çocukları var. Çocuklara sağladıkları destekte hiçbir akademik başarı kriteri gözetmiyorlar. Çünkü bu 45 yıllık deneyimin onlara söylediği bir şey var. Koruncuk Vakfı Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Av. Dr. Figen Samuray, bunu şu sözlerle açıklıyor: > *“Her çocuğun bir potansiyeli vardır ama her çocuk o potansiyeli gösterebileceği koşullara sahip değildir. Bu nedenle çocuklarımızı kabul ederken hiçbir akademik başarı şartı aramıyoruz. Bizim için önemli olan, çocukları yalnızca bugünkü koşullarıyla değerlendirmek değil; o koşulları güçlendirerek eğitim yolculuklarını sürdürebilmelerine destek olmaktır.”* Bugünkü şartlara göre kimseyi değerlendirmeyip koşulları güzelleştirmek. Anlık sorunları geçici çözümlerle geçiştirmeden uzun vadede fırsat eşitliği sağlamak. Yurt binası açmak değil, staj imkanı ve mentorluk desteğinin dahi verildiği bir yaşam alanı kurmak… Program, Bir Kız Gelecek derken tam olarak bunu söylüyor. O yüzden tüm paydaşlar, projenin içinde yer almaktan ne kadar mutlu ve gururlu olduklarını paylaşıyor. > *“Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz yurt bizim için bir binadan çok daha fazlası; burada kalacak olan kız çocukları için aidiyetin, sürekliliğin ve fırsat eşitliğinin bir sembolü. 100 yılı aşkın süredir olduğu gibi, bugün de Türkiye’nin geleceğine inanıyoruz. Koruncuk Vakfı, Allianz Türkiye, çalışanlarımız, acentelerimiz ve bu projeye emek veren herkesle birlikte, bu ortak çabanın bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz.”* Açılışta konuşan Sirma Boshnakova’nın bu sözleri, bir yurt binasının dört duvarın da ötesinde olduğunu gösteriyor. Çünkü eğitimde fırsat eşitliğini sağlamada mihenk taşı olan yurtlar, kız çocuklarının kendi dört duvarlarını yıkmasına, hayallerini gerçekleştirmesine, onlara bir yuva olarak destek sağlıyor. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### El Niño: Doğanın “patron benim” deme yöntemi URL: https://www.fayn.press/el-nino-doganin-patron-benim-deme-yontemi/ Last updated: 2026-06-18T17:07:58.000Z Avrupa, en sıcak Mayıs ayını geride bıraktı. Birçok ülkede sıcaklıklar mevsim normallerinin 10 ila 15 derece üzerine çıktı. 30 Mayıs’ta İngiltere'nin başkenti Londra'daki Kew Gardens'ta termometreler 35,1 dereceyi gösterdi. Bu seviye ülke tarihi rekoru. İspanya’da yaz gelmeden başlayan aşırı sıcaklar yüzünden sadece Mayıs ayında 101 kişi öldü. 2003 yılında Avrupa’da çoğu yaşlı 70 bin kişi sıcak hava dalgaları yüzünden hayatını kaybetmişti. Havada bir şeyler oluyor. Ama bilimsel analizler “Bunlar iyi günlerimiz” der gibi. Zira Pasifik’in ortasından gelen haberler pek de iyi değil. Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü, Tropikal Pasifik Okyanusu’nda alışılmadık derecede sıcak suların beslediği El Niño koşullarının geliştiğini, bunun da önümüzdeki aylarda küresel sıcaklık ve yağış düzenlerini etkileyerek aşırı hava olayları riskini artırdığını açıkladı. ## Nedir bu El Niño? El Niño’yu daha önce de çok duymuştuk. İlk olarak 1600'lerde Güney Amerika'nın batı kıyısında, Peru ve Ekvador civarında yerel balıkçılar tarafından fark edildi. Balıkçılar, her birkaç yılda bir, aralık ve ocak aylarında okyanus yüzey suyunun normalden çok daha fazla ısındığını ve avlanan balık sayısında ciddi bir düşüş olduğunu gözlemlediler. _This post is for subscribers only._ ### Türkiye’ye has bir çıldırma: LGS aileleri reçeteli ilaçlara neden başvuruyor? URL: https://www.fayn.press/turkiyeye-has-bir-cildirma-lgs-aileleri-receteli-ilaclara-neden-basvuruyor/ Last updated: 2026-06-13T09:12:39.000Z Şu anda bir milyon kadar aile, 13 Haziran’da yapılacak LGS sınavına kilitlenmiş durumda. Bir yarıştan çok daha fazlası, bir nevi sırat köprüsü LGS. Çünkü çocuğun sayısı az olan iyi bir okulu kazanması, daha iyi bir geleceğin garantisi olarak görülüyor. Üstelik öğrenciler tam puan tuttursa bile istediği okula gidemeyebilir… Sorular, geçen yıl olduğu gibi sızdırılabilir! İşte bu çıldırtıcı belirsizlik ve adaletsiz koşullarda aileler, maddi manevi bütün imkânlarını seferber ediyor. Çocuklarıyla birlikte çalışan, kampa giren, bütün gelirini özel okullara, derslere, kurslara harcayan anne babalar, bazen de soluğu bir uzman doktorda alıyor. Bazı durumlarda DEHB (Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu) tanısı olmasa dahi, motivasyon ve odaklanmayı artıracak kırmızı reçeteli ilaçların kullanımı da devreye giriyor. ## “Psikopat LGS annesi diye bir tanım var” LGS sıtmasına tutulmuş anne babalarla, psikiyatrist ve eğitim uzmanlarıyla görüştük. Hem bu noktaya nasıl geldiklerini, hem reçeteli ilacın kullanımına dair doğru ve yanlışları sorduk. Bir anne kendini şu sözlerle savundu: “*O bir soru bile çocuğumun geleceğini etkileyecekse alsın ilacı diye karar verdik.*” Bir başkası, “*Bizimkinin sınıfında sadece iki çocuk kullanmıyor. Bir ilaç ne ki? Çocuklara kokteyl veriliyor”* diyor. Soyadını vermek istemeyen Zehra Hanım, psikiyatrist olduğu halde girdikleri ruh halini şöyle özetliyor: *“Psikopat LGS annesi diye bir tanım var. Önce bu ne saçma durum diyorduk eşimle. Sonra biz de o psikopat ailelere dönüştük! Her şeyimizi, her işimizi askıya aldık*.” _This post is for paying subscribers only._ ### Paşinyan: Statükoyla çarpışarak büyüyen lider URL: https://www.fayn.press/pasinyan-statukoyla-carpisarak-buyuyen-lider/ Last updated: 2026-06-11T17:23:24.000Z Paylaşım sıklığı ve içerikleri muhaliflerinin eleştiri kaynağı olsa da sosyal medya [paylaşımları](https://www.instagram.com/nikolpashinyan%5Fofficial/?ref=fayn.press) ülke sınırlarının da ötesinde yankı buldu. Fevri hareketleriyle de gündemdeydi. Seçim kampanyası sırasında bindiği metroda bir Ermeni vatandaşla yaşadığı tartışma kameralara [yansıdı](https://www.trtavaz.com.tr/haber/tur/turkistandan/erivan-metrosunda-karabag-gerilimi-pasinyan-ile-yolcu-arasinda-sert-tartisma/69c11797070aceffd138c32a?ref=fayn.press), çok konuşuldu, sonrasında özür diledi. Ama yine de statükoya kafa tutmaya devam etti, kutsal kiliseyle kavgasını sürdürdü. Ermenistan, onun liderliğinde tarihinin en önemli zirvesine (8.Avrupa Siyasi Topluluğu- Mayıs-2026) ev sahipliği yaptı. ABD Başkanı Donald Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermesi de portföyüne eklenen başka bir başlık oldu. Bu renkli ve geniş yelpazedeki eylemlerin icracısı Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan. Ritmi yüksek bir görev süresini geride bırakan Paşinyan merakla beklenen 7 Haziran’daki Parlamento seçiminden de büyük başarıyla ayrılmış gözüküyor. Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi yüzde 50 bandında oy aldı. ## Yalnızca seçim olmayan seçim Ermenistan bir seçimden fazlasını geride bıraktı. Yıllar sonra bile 7 Haziran Seçimleri ülke, hatta bölge için kırılma noktalarından biri olarak okunacak. 2018’deki Kadife Devrim’den bu yana ilmek ilmek örülen dil ve politik hat seçmenden bir kez daha onay aldı. Ermenistan seçmenleri rotasını Avrupa Birliği hedefine kıran, Türkiye ve Azerbaycan gibi komşularıyla normalleşme sürecini yöneten, “Barışa sahip çık” sloganını kullanan Paşinyan’a bu alanda yeni bir kredi açtı. Şimdi yeni eşik anayasa değişikliği için yapılacak referandum girişimi olacak. Meclis aritmetiğinde üçte iki oranın yakalanmasıyla sağlanabilecek referandumda amaç, Azerbaycan’ın nihai barış anlaşması için şart koştuğu anayasal düzenlemeyi sağlamak. ## Sokak eylemlerinden başbakanlığa taşınan yolculuk Nikol Paşinyan, Haziran 1975’te Ermenistan’ın Azerbaycan sınırında bulunan bölgede, İcevan şehrinde doğdu. _This post is for paying subscribers only._ ### CHP’de tarihi 1977 başarısının sırrı neydi? URL: https://www.fayn.press/chpde-tarihi-1977-basarisinin-sirri-neydi/ Last updated: 2026-07-22T11:02:27.000Z 31 Mart 2024 akşamı sandıklar açılmaya başlanıp sonuçlar belirdikçe tüm CHP’lilerin içinde “Bir sonraki seçimde iktidarız” umudu doğdu. CHP, o yerel seçimlerde yüzde 37,76 oy oranıyla, yüzde 35,48’de kalan AKP’yi geçip birinci parti durumuna geldi. Ama daha bir yıl dolmadan önce Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının [iptali](https://www.fayn.press/diploma-iptali-ve-gozalti-hukukcular-ne-diyor/), hemen ardından CHP’li belediyelere İstanbul’dan yürütülen operasyonlar, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybedip koltuğunu Özgür Özel’e devrettiği kurultaya yönelik dava ve şimdi de bu davada alınan [mutlak butlan](https://www.fayn.press/butlanli-mutlakiyet-donemi/) kararı… Mahkeme kararıyla Kılıçdaroğlu yine CHP Genel Merkezi’ndeki koltuğunda, Özgür Özel arkasına aldığı halk kitlesiyle mücadelede… Ama CHP de 103 yaşını doldurmaya az bir zaman kala, bölünme tartışmalarının ortasında. 31 Mart seçimleri CHP için yeni bir umuttu çünkü uzun yıllardır yüzde 25-30 bandına sıkışmış parti yükselişe geçmişti. Üstelik birinci parti olmuştu. Her ne kadar 2018’de CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce yüzde 30,64; 2023’te de Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 44,88 *(iki adayın yarıştığı ikinci turda yüzde 47,82)* oy almış olsa da partinin sıkıştığı oy bandı değişmiyordu. 31 Mart’taki yerel seçim, daha büyük bir başarının işareti olarak görüldü. Böyle durumlarda kıyaslama genelde 1977 genel seçimleriyle yapılır. O seçimde CHP yüzde 41,4 oy aldı. Bu 1950’den beri CHP’nin aldığı en yüksek oydu. Peki başarı nasıl gelmişti? ## Dünyanın değiştiği yıl: 1945 1945, dünya tarihi için olduğu gibi Türkiye tarihi için de önemli bir kırılma noktası. 8 Mayıs 1945’te II. Dünya Savaşı sona erdi. Yeni bir dünya düzeni kuruluyordu. Türkiye, Stalin’in tehditleri yüzünden kendini Batı bloğuna atmak istiyordu. Bunun yolu da çok partili demokrasiden geçiyordu. CHP, cumhuriyet kurulduğundan beri tek partili sistemde, tek başına iktidardı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 Mayıs’taki konuşmasında demokrasiye geçiş sözü verdi. Aynı yıl 1 Kasım’da TBMM’de yasama yılı açılırken de *“Tek eksiğimiz, hükümet partisinin karşısında bir parti bulunmamasıdır”* dedi. Aslında o eksik, aylardır yine CHP içinde filizleniyordu. Toprak reformuna karşı başlayan tepkileri; Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü’nün tarihe “Dörtlü Takrir” olarak geçen çıkışı izlemişti. Bu süreç, 1946’nın ilk günlerinde yeni bir partinin doğmasına kadar gitti. Bu dört ismin öncülüğündeki o parti, 1950’de iktidarı devralacak olan Demokrat Parti’ydi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/menderes-bayar.jpg) Adnan Menderes ve Celal Bayar ## Kim sol, kim sağ? 7 Ocak 1946 tarihi önemli. O gün, Demokrat Parti’nin (DP) kuruluş dilekçesi İçişleri Bakanlığı’na verildi. Aynı gün partinin dört kurucusu basın toplantısı düzenledi. Gazetecilerden gelen sorulardan biri, *“Yeni partinin CHP’ye nazaran yeri neresidir?”* oldu. Bayar, *“Demokrattır”* dedi, Adnan Menderes, *“Belki iki parmak daha soldadır”* diye ekledi. Ama tarih böyle akmadı. DP ve sonrasında süren geleneği siyasi yelpazenin sağında kaldı. CHP’nin sola geçişindeyse sonraki yıllarda Demokrat Parti’den kopacak bir grubun etkisi büyük olacaktı. ## İktidar baskısı altındaki CHP 1946 seçimi, açık oy gizli tasnif gibi ucube bir yöntemle yapıldı. Hileli bir seçim olarak tarihe geçti. CHP dört yıl daha iktidarda kaldı. 1950’de seçim sistemi de değişti, iktidar da. Cumhuriyet kurulduktan 27 yıl sonra ilk kez farklı bir parti, Demokrat Parti iktidardaydı. DP, 1954 seçiminde de yüzde 56 oy aldı. Seçim sisteminin de etkisiyle parlamentodaki her 100 milletvekilinden 93’ü DP’liydi. Menderes, gücünün zirvesindeydi ve bunu muhalefet üzerindeki baskıları artırmak için de kullanmaktan çekinmeyecekti. İnönü’nün kalesi Malatya ikiye bölündü, Adıyaman kuruldu. İktidarın önemli muhalifi Osman Bölükbaşı’yı milletvekili seçen Kırşehir bir kanunla ilçe haline getirildi. Çeşitli düzenlemelerle muhalefetin sesi kısılmaya başlandı. Bunları eleştiren gazeteciler tutuklandı. Bu sırada yolsuzluk iddiaları da gündeme geldi. İşte CHP’nin ileriki yıllardaki politikalarını etkileyecek grup da o günlerde ortaya çıkan “ispat hakkı” tartışmasıyla DP’den koptu. _This post is for paying subscribers only._ ### Yatağından kalkar kalkmaz “Ya performans” demeyenler URL: https://www.fayn.press/yatagindan-kalkar-kalkmaz-ya-performans-demeyenler/ Last updated: 2026-06-15T10:09:06.000Z Dünyanın bizimle ilgili olmayan parçaları olduğunu çoğunlukla unuturuz. Varsa yoksa bizim dünyamız. Sıkıcı, yıkıcı, sığ bir anlayış... Oysa birtakım manzaralara şahit olmak bile düzenimizin biricik olmadığını anlamak için yeterli. Bu manzaralar için uzaklara gitmeye gerek yok, görmeye gönüllü olmak yeterli. Bir metroda, yeraltından yerüstüne çıkarken, kendini ansızın gösteren sığırcıklı gökyüzü o manzaralardan biri mesela. Günbatımı yaklaşırken sığırcık sürülerinin sergiledikleri senkronize ve sıklıkla değişen uçuş hareketleri bizim dışımızdaki düzeni tüm etkileyiciliğiyle hatırlatır. İnsanların dünyayı birbirine dar eden halinin tam tersi bir uyum. Bugünün insanı ise kendi dışındaki düzeni yok etmenin cilasını atıyor. Sırada kendisini tüketmek var. Kültür kuramcısı ve yazar Byung-Chul Han 21\. yüzyıl toplumunun bir performans toplumu olduğunu söylüyor. Böyle bir toplumun bireylerini de performans öznesi olarak adlandırıyor. Motivasyon kelimesinin uzun zamandır popüler olması boşuna değil! _This post is for subscribers only._ ### Oğul ile baba olmak arasındaki o garip topraklar URL: https://www.fayn.press/ogul-ile-baba-olmak-arasindaki-o-garip-topraklar/ Last updated: 2026-06-18T07:10:13.000Z Alejandro Zambra hakkında bundan tam on üç yıl önce, 2013 yazında, *Sabitfikir*’e bir yazı yazmışım. Varlığını unuttuğum o yazıyla Zambra’nın Türkçedeki yeni kitabı *Çocukluk Edebiyatı*’nı okuyup da hakkında araştırma yaparken tesadüfen karşılaştım. İnsanın internetin kocaman denizinde eski bir yazısıyla karşılaşması tuhaf ve bir o kadar güzel. Lezzetli kemiğini bir vakit toprağa gömüp, bin yıl sonra tesadüfen bulan bir köpek olarak bendeniz: Yazarın yıllar sonra beni aynı yerlerden etkilediğini keşfettiğim için memnunum. Mevzu bahis yazımı okuyunca bir kere daha emin oldum; ben kesinlikle bir Zambra okuruyum. Minimal ama yoğun, kısa cümlelerle aktarılan güçlü duygular, gündelik hayatın derinine inen keskin yazar gözler, hafif melankolik ama kesinlikle komik de ve tabii ki bellek konusundaki ustalığı; özellikle çocukluk anlatılarındaki hakimiyeti. Ta o zamandan bu zamana onun edebiyatına paçayı kaptırdığım yer değişmemiş. Şöyle bir girişi var “Hayat nerede biter, roman nerede başlar?” başlıklı yazımın: > “Yazı yazmanın doğasına dair tonla enteresan mesele içinde bir tanesi özellikle meşgul ediyor aklımı. O da, bir kitabın ne kadar kurmaca olursa olsun, hayatın süreğenliği içinde yaratılan bir şey olması ve bu yüzden gerçeklikle (yani yazarın hayatıyla) alışverişinin hiçbir zaman kesintiye uğramaması. Nedense bunu bir nehir yatağında sal üzerinde yolculuk yapmaya benzetmek geliyor aklıma. Salın üzerinde sabit duruyor gibi olsak da, sal ilerledikçe, manzaramız yani gerçekliğimiz değişir. Kitap da öyle bir şey; yaşayan ve içinde bulunduğu dünya ile türlü şekillerde ilişkilenmeye devam eden gerçek bir akıl tarafından yaratıldığı sürece gerçeklikten kopamaz. Onu eğer büker ama ondan uzak duramaz. Bunun müsebbiplerinden biri de, insanın her daim sızıntılara müsait, geçirgen doğası olsa gerek.” _This post is for subscribers only._ ### Ait olduğun adaya dönmek: İrlanda edebiyatında kısa bir gezinti URL: https://www.fayn.press/ait-oldugun-adaya-donmek-irlanda-edebiyatinda-kisa-bir-gezinti/ Last updated: 2026-06-07T18:42:52.000Z Bir gün sokakta yürürken on bir, on iki yaşlarında iki kız sohbet ederek geçti yanımdan. “Havalar ne kadar hızlı ısındı değil mi?” dedi biri, “Bugün ne giyeceğime bir türlü karar veremedim,” dedi öbürü. Dublin’deki Ulysses Rare Books kitapçısının sahibi Aisling Cunningham’ın [*The Guardian*](https://www.theguardian.com/books/article/2024/aug/20/we-all-read-like-hell-how-ireland-became-the-worlds-literary-powerhouse?utm%5Fsource=chatgpt.com)gazetesine verdiği bir röportajda, “İrlandalılar her şeyden konuşabilir. Hikâye anlatmaya, muhabbet etmeye bayılırız. Bir saat boyunca hava durumundan konuşabileceğiniz başka ülke bulamazsınız,” dediğini okuyunca o kızları hatırladım. Emin misiniz Sayın Cunningham? Hikaye anlatma, muhabbet etme kısmına gelince biz de pek fena sayılmayız. (Evliya Çelebi yaşadığı dönemde İrlanda’ya gitse neler neler anlatırdı acaba?) Dünyadaki çoğu okur için olduğu gibi Türkiye’deki okurlar için de İrlanda edebiyatının ilk gönülçeleni muhtemelen Jonathan Swift. *Gulliver’in Gezileri* ile gezdiğimiz cüceler ve devler diyarlarındaki absürtlüklerin aslında birer taşlama olduğunu kitabı okuduğumuz yaşlarda pek anlamadık gerçi. Ama hikayesini o kadar sevdik ki İrlandalı hicvinin dilimizdeki ilk örneği sayılabilecek bu roman “100 Temel Eser” listesine girdi. _This post is for subscribers only._ ### Orhan Bey’i ne kadar tanıyorsunuz? URL: https://www.fayn.press/orhan-beyi-ne-kadar-taniyorsunuz/ Last updated: 2026-06-07T07:22:36.000Z _No content available._ ### Ağrı Dağı mı, Aragats Dağı mı? Ermenistan sandıkta kendini seçiyor URL: https://www.fayn.press/agri-dagi-mi-aragats-dagi-mi-ermenistan-sandikta-kendini-seciyor/ Last updated: 2026-06-12T08:43:27.000Z İlk kez geldiğim Ermenistan’ın başkenti Erivan’da sabaha karşı pasaport sırasında beklerken [eski bir videoyu](https://www.youtube.com/watch?v=A7dXye9nwAY&ref=fayn.press) hatırladım. Her üç ülkede de uzun süre çalışmış bir arkadaşım göndermiş, “Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ın ruhunu çok iyi anlatıyor” demişti. Videoda bir davulcu aynı ezgiyi Gürcülerin, Azerbaycanlıların ve Ermenilerin nasıl çaldığını tabii ki abartarak ve bu uluslar hakkındaki kalıp yargıları yeniden üreterek taklit ediyordu. Gürcü taklidinde kaşlarını çatıyor, sert bir ifade takınıyor; Azerbaycanlı taklidinde neşeleniyor ve rahat tavırlarla doğaçlama yapıyor, Ermenileri taklit ederken de davula her vuruşunda çok acı çekiyormuş gibi bir yüz ifadesi takınıyordu. ## Seçimlerin soruları Hrant Dink Vakfı’nın Gazeteci Diyalog Programı kapsamında Ermenistan’daki 7 Haziran Genel Seçimleri için Erivan’a düzenlenen gezide de sivil toplum örgütlerinin temsilcileri, gazeteciler, siyasetçiler, analistler ve seçmenlerle konuştuktan sonra edindiğim hızlı izlenime göre, seçimler ağırlıklı olarak Ermenilere atfedilen bu acı çeker hal üzerine: Geçmiş, Karabağ Savaşı’nın yenilgisinin acısı, tarihsel Ermenistan’a yapılan referanslar yerine geleceğe odaklanmak mümkün mü? Güvenliği, komşularımızla ilişkilerimizi geliştirerek sağlayabilir miyiz? Üzerimizdeki [Rusya](https://www.fayn.press/putinin-rusyasi/) etkisini kırabilir miyiz? Seçimleri birincilikle tamamlamasına kesin gözüyle bakılan mevcut Başbakan Nikol Paşinyan’ın seçmenlere sorduğu soru da bütün bunların toplamı gibi: Barış sürecini ilerletmeye var mısınız? Ama bu, Ermenistan vatandaşları için cevabı kolay bir soru değil. Yıllar içinde şöyle ya da böyle birikmiş şüpheleri geride bırakmayı gerektiriyor: Barışın maliyeti ya ödeyemeyeceğimiz kadar büyükse? Barış gerçekten geldiğinde Azerbaycan ve Türkiye tarafından yutulur muyuz? Tarihsel maksimalist politikalar üzerine inşa ettiğimiz kimliğimizin yerine ne koyacağız? [Rusya](https://www.fayn.press/etiket/putin/) etkisinden ağır bir bedel ödemeden çıkabilir miyiz? Batı’ya ne kadar güvenebiliriz? Pasaport kontrolü biraz uzun sürüyor. Ülkeye girmek isteyen her yabancıya sorular yöneltiyor sınır polisleri. _This post is for subscribers only._ ### Akıllı bıdık devlet URL: https://www.fayn.press/akilli-bidik-devlet/ Last updated: 2026-06-07T18:43:02.000Z *Fayn Haftalık* yine gündemi derledi toparladı, posta kutunuza getirdi. Gündem içinizi karartırsa o karartıyı nasıl açarsınız diye de düşündü. Size çeşitli alternatif getirdi. ## Ülke siyasetinde bir gulyabani dolaşıyor Haftanın meselesi: Devlet aklı. Önce Kemal Kılıçdaroğlu’nun imalarında, sonra Cansu Çamlıbel’in Bülent Kuşoğlu söyleşisinde boy gösteren “devlet aklı” kavramı üzerine biz de biraz kafa yorduk. “Devlet aklı” denen akıl aslında kimin aklı? Bu akıl kendine yetiyor mu da bize yol çiziyor? *Süt Kardeşler* filmindeki gulyabani bu işin neresinde? Ayşe Karabat cevapları arıyor. [Devlet aklı: Bir gulyabaninin portresiBizim evde Gulyabani devreye girdiğinde, kimsenin sorumluluğu kalmıyordu. Karar alıcılar, yani yetişkinler, meseleyi ona bağlıyordu. Devlet aklı kavramı da böyle. Bir kez bu kavrama sığındığınızda kimsenin sorumluluğu kalmıyor. Oysa demokratik siyasetin özü tam da bunun tersi: Hesap sorulabilirlik.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-76af31cc-81b3-4d56-827e-3c6b3748d111.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/gulyabani-devlet-akli_fayn-0554b967-99f2-4835-962d-e32cf3743cd2.webp)](https://www.fayn.press/devlet-akli-bir-gulyabaninin-portresi/) ## Altı ok iki de parti Kılıçdaroğlu’nun tahmin edildiği üzere kurultaya falan niyeti yok gibi. Özgür Özel cephesi parti içinde mücadeleyi sürdürecek mi? Yoksa beklenen yeni parti mi gelecek? Fayn Ankara muhabiri yaşananları ve bundan sonra yaşanabilecekleri tüm detaylarıyla aktarıyor… [CHP’de üç cephe mi var?CHP’nin çift başlı yönetimi karşılıklı hamleleriyle izleyenleri yordu. Ancak turbun büyüğü, CHP’nin içinden yeni bir parti çıkıp çıkmayacağında. Parti bölünmesin diye ayağa kalkanlar münakaşayı müzakereye çevirebilecek mi? Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-28bc90c6-0c91-42de-b1fa-81f8667b590c.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/chp-bolunecek-mi_fayn-23742746-24d7-4a34-8f0e-c63fee303d11.webp)](https://www.fayn.press/chpde-uc-cephe-mi-var/) ## Özgür Özel’i durdurmak için yeni yollar Kılıçdaroğlu’nun ilk icraatlarından biri Özgür Özel’i üstü kapalı olarak FETÖ bağlantılı olmakla itham etmek oldu. Bu Türkiye’de uzun süredir uygulanan bir yöntem olması sebebiyle tanıdık. Genelde böyle delilsiz bir iddia ortaya atılıyor. İktidar basınında köpürtülüyor. Sonra da ilgili kişi tutuklanıyor. Özel’in dokunulmazlığının kaldırılması için da çalışma sürüyor görünüyor. *Fayn* yolun gidebileceği yerlere baktı. [Özgür Özel’e “dokunmanın” taşları döşeniyorGenel başkanlığı mahkeme kararıyla elinden alınan Özgür Özel’e yönelik baskı dalgası büyüyor. Antalya merkezli rüşvet iddiaları Ankara’ya taşındı. Bir tanık, Özel’in Gülen Örgütü bağlantılı olduğu yönünde ifade verdi. İfadeden sonra Kılıçdaroğlu’nun FETÖ’den söz etmesi dikkat çekti.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-8fc56cf7-4c07-41af-9bb9-90d2e3890a60.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ozgur-ozele-dokunmanin-yollari_fayn-6561d768-714c-4ac6-a238-9349795096b7.webp)](https://www.fayn.press/ozgur-ozele-dokunmanin-taslari-doseniyor/) ## Macaristan Yüzyılı mı başlıyor? Viktor Orban dönemini bitiren Peter Magyar’ın TISZA Partisi iktidarı, toplumu şaşırtmaya devam ediyor. Magyar şimdi de ülkeyi partisiz yönetmenin yolunu açıyor. Amaç vatandaşların sadece dört yılda bir seçmen olarak ülke idaresine katılmakla yetinmedikleri, günlük hayatta da söz ve irade sahibi olabilecekleri bir toplumsal model yaratmak. Bu yaptıkları da toplumda hızlı karşılık buluyor. Genel seçimlerde TİSZA Partisi yüzde 53 oy almıştı. Son anketler ise yeni hükümete olan toplumsal desteğin yüzde 73’lere tırmandığını gösteriyor. Tarık Demirkan Budapeşte'den bildiriyor. [Macaristan’da “partisiz” yönetim devriMacaristan’da 16 yıllık Orban iktidarını yıkan Peter Magyar şimdi de ülkeyi partisiz yönetmenin yolunu açıyor. Amaç, vatandaşların sadece dört yılda bir seçmen olarak ülke idaresine katılmakla yetinmedikleri, günlük hayatta da söz ve irade sahibi olabilecekleri bir toplumsal model yaratmak.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-eeb818aa-09eb-4dbf-b3eb-9040fe37bfeb.png)FaynTarik Demirkan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/macaristan-partisiz-yo--netim_fayn-e3aadc94-cddd-40f8-b422-fbd0cc879e96.webp)](https://www.fayn.press/macaristanda-partisiz-yonetim-devri/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/divider-fayn-reklam.png) ## Alperen’le 5G coşkusu [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/vodafonesahaninlideri2-1.webp)](https://youtu.be/bmxqca-Aqvo?si=PGH9BUCkDRr55Q4b&ref=fayn.press) Geldi, geliyor, az kaldı, hah şimdi derken… Nihayet Türkiye genelinde 5G kapsama hizmeti kullanıma açıldı. Bağımsız denetimlere göre Vodafone, Türkiye’nin en geniş 5G kapsamasına sahip operatörü seçildi. Sahanın yeni lideri Vodafone, bu başarının şerefine interneti 10’a katlama imkânı sunuyor: “5G kapsamasında Türkiye’de sahanın yeni lideri Vodafone” sloganının kahramanı ise Alperen Şengün. Sahanın iki liderini buluşturan reklam filmini izlemek ve kampanya hakkında detaylı bilgi edinmek için sizi [**buraya**](https://youtu.be/bmxqca-Aqvo?si=PGH9BUCkDRr55Q4b&ref=fayn.press) alalım. --- ## Britanya’nın İsrail aşkı İngiltere, İsrail’in politikalarını ve eylemlerini desteklemede eşik tanımıyor. Hatta İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İsrail hükümetine yönelik her türden eleştiriye adeta savaş açtı. Starmer’in son hedefleri de ülkeye konuşma yapmaya davet edilen Hasan Piker ve Cenk Uygur oldu. ABD solunun Türkiye kökenli iki isminin Britanya’ya girişleri İsrail’i eleştirdikleri için yasaklandı. Dağhan Irak, Piker ve Uygur'a yönelik ambargonun arka planını yazdı. _This post is for subscribers only._ ### İmamoğlu: Partimin başındaki kayyıma sözlerini iade ediyorum URL: https://www.fayn.press/imamoglu-partimin-basindaki-kayyima-sozlerini-iade-ediyorum/ Last updated: 2026-06-04T20:33:15.000Z Kurban Bayramı nedeniyle bir hafta ara verilen İBB Davası’nın 12\. haftası da tamamlandı. 68’i tutuklu 414 sanığın yargılandığı dava, mahkeme kararıyla CHP’ye yeniden genel başkan olarak atanan Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin tartışmaların gölgesinde başladı. Ekrem İmamoğlu’nun ne söyleyeceği fazlasıyla merak ediliyordu. Duruşma başlamadan salondaki gazetecilere seslenen İmamoğlu, Özgür Özel ve Mansur Yavaş’a teşekkür etti. *“Tarihin görmediği en cesur kardeşlik ruhunu bana yaşatan Genel Başkanım Özgür Özel'e teşekkür ediyorum. Tarihin en doğru tarafında duran Mansur Yavaş'a teşekkür ediyorum.”* Türkiye’nin tarihi bir dönemden geçtiğini vurgulayan İmamoğlu’nun sözleri, Kemal Kılıçdaroğlu ve bazı partililerin “arınma mesajlarına” yanıt verir nitelikteydi: *“Çok tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bunu unutmayın. Asrın hukuksuzluğun yaşandığı bir davadayız. Bu davada büyük mücadele veren benim masum arkadaşlarıma, belediye başkanlarıma ve bütün yol arkadaşlarıma, bürokratlarıma teşekkür ediyorum. Hepsinin dağ gibi yanındayım, dağ gibi. Kimsenin masumiyetine laf söyletmem. Söyleyene de en karşı, en dik duruşu ben gösteririm.”* Açıklamasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da gönderme yaptı: *“Bakın; devletin başındaki zihniyet gibi, ‘Allah affetsin’ deyip milletimden özür dileyen kişiyi, Allah affetsin diye ben de dua ediyorum ama millet affetmeyecek. Onu söyleyeyim.* *Milletimiz çok büyük bir yürüyüş başlatacak. Ruhumuz, Kuva-yi Milliye ruhudur. Yolumuzdaki en büyük karakterimiz değişimdir. Bunu unutmayın. En büyük coşkuyla, büyüyerek; çocuklar, gençler, kadınlar, halkımız tarihin en büyük yürüyüşünü başlatacağız.”* İmamoğlu’nun sözlerinin ardından duruşma başladı. ## İtirafçı ol baskısı Savunma yapan reklamcı Vedat Şahin, tutuklandıktan sonra bazı isimlerin cezaevine gelerek itirafçı olması için baskı yaptığını anlattı: *“Tanımadığım kişiler cezaevinde ziyaret ederek, ‘Şöyle ifade verirsen çıkarsın, senin hakkında şöyle suçlamalar var ya da buradan çıkamazsın’ gibi birçok psikolojik baskıya uğradım. ... Hatta şirketimin hissedarı olan eşimin tutuklanacağına dair ve bununla ilgili benden maddi olarak paralar isteyen avukatların da beni ziyaret ederek geldiklerini biliyorum.* *Savcılık ifadelerinde dahi söylemediğim bazı isnat ve suçlamaların ifadelere yazıldığını fark ettim. Bu aşamada neyle suçlandığımı dahi bilmeden, bir an önce açıkçası tahliye olabilmek gayretine girdim.”* Savunmasının ardından mahkeme başkanı soru sordu. **Mahkeme Başkanı:** Savcılıkta etkin pişmanlık kapsamında ifade vermek istiyorum şeklinde beyanınız olmuş. Burada şu an bu beyanları inkâr ettiniz. Kim sizi yönlendirenler? **Vedat Şahin:** Belli başlı avukatlar gelerek... **Hâkim:** Bu ifadenize katılan İsmail Mirsad Albayrak... **Vedat Şahin:** Mirsad Albayrak, doğru başkanım. **Hâkim:** Bu kişi mi yönlendirdi? **Vedat Şahin:** Bu kişinin yönlendirmesiyle ifadelere gittim. Bu kişi de zaten bundan önce Kabil Taşçı’nın avukatıydı. Eşimin üzerinden bana ulaştı. İlk başta kabul etmedim. Daha sonra tabii ki bu ortamda bu şekilde suçlamaların benim üzerime isnat edilmesinden dolayı artık bir yerde mantıklı düşünemedim ve yönlendirmeyle ifadelere başladım. **Mahkeme başkanı:** Peki bu yönlendirme derken, bu ifadeleri bu şekilde vermen yönünde avukatın telkini mi oldu? **Vedat Şahin:** Kendi telkiniyle. Yani etkin pişmanlığa uyarlanarak yapılan şeyler. **Mahkeme Başkanı:** “Avukatım nasıl beyanda bulunacağını belirtti, destek oldu” dediniz. Bu ikinci verdiğiniz, o 11 Eylül tarihli o ifadeniz avukatsız alınmış savcılıkta. **Vedat Şahin:** Avukatın desteğiyle başkanım. **Mahkeme Başkanı:** Avukatın katılımı, resmî katılımı yok ama. **Vedat Şahin:** Resmî katılımı yok, desteğiyle başkanım. **Adalet Bakanı’yla fotoğraf göndererek tehdit iddiası** Vedat Şahin’in ardından yine reklamcı Alper Aydın savunma yaptı. Aydın, davanın şikayetçilerinden olan Sedat Kapıdağ'ın alacaklarını istemesi üzerine, eski Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile fotoğrafını göstererek tehdit ettiğini iddia etti: *“Eski adalet bakanımızla fotoğrafını gönderdi bana yani çekilmiş fotoğrafını attı. ‘Ben’ dedi, ‘Bak göreceksin’ dedi. ‘Onlara neler yapacağım işte’ yani ‘Ekrem İmamoğlu'na neler yapacağım’ gibi bir şey yazmış. Ben de ona bir ses kaydı gönderiyorum sayın başkanım. Ses kaydı şu: ‘Ya kardeşim’ diyorum, ‘Bana ne Ekrem İmamoğlu'nu cezaevine attırmandan? Ödesene kardeşim benim paramı’ diyorum.”* Dava 2 Haziran Salı günü de reklamcı Yunus Göçer ile organizasyon firması sahibi Hasan Alaz ve Kültür A.Ş. genel müdür yardımcısı Onur Aldı’nın savunmalarıyla sürdü. _This post is for paying subscribers only._ ### CHP’de üç cephe mi var? URL: https://www.fayn.press/chpde-uc-cephe-mi-var/ Last updated: 2026-06-08T11:25:13.000Z CHP muhabirleri Ankara’da 21 Mayıs’tan bu yana fazla mesai yapıyor. Yani, 38\. Olağan Kurultay için mahkemeden ‘mutlak butlan’ kararı çıktı çıkalı. O gün bugün, [CHP’nin fiilen ikiye bölünmüşlüğü gibi](https://www.fayn.press/iki-chp-donemi/), mümkün olsa onlar da ikiye ayrılıp iş yüküne yetişmeye çalışacak. Bu henüz mümkün olmadığından, Ankara’da diğer alanlara bakan muhabirler de dilleri döndüğünce CHP’lerden bilgi aktarmaya uğraşıyor. Zira, Genel Merkez’e kurulan Kemal Kılıçdaroğlu ile TBMM’yi üs belirleyen Özgür Özel’in birbirlerine nispetleri hız kesmek bir yana, artarak devam ediyor. Daha önce bundan sonra hep taktik, sürekli taktik demiştik ya, aynen öyle. Ayrı ayrı bayramlaşma programları mı dersiniz, ayrı ayrı MYK’lar, parti sözcüleri mi? Birinin ak dediğine, öteki kara diyor. Herkes harıl harıl CHP dersi çalışıyor. “Şimdi kimin neyi yapmaya, nasıl bir yetkisi var?”, “O, onu yapabilir mi, bu bunu yapabilir mi?” diye yorulan kafalar bir yere varamıyor. Çünkü birine göre bir tüzük geçerli, ötekine göre bir başkası. Kesin olan tek şey, iki taraf da parti yönetimine, TBMM grubuna, teşkilata hâkim olmaya çaışıyor; tedbir sürecinin seyrini belirlemek ve kurultayı kendi istediği zamanda yaptırabilmek adına hamle üzerine hamle yapıyor. ## Özel’in hamleleri 30 Mayıs 2026 günü, yani bayramın son günü, iki taraf da aynı saatte halkla bayramlaşma günü ilan etti. Özgür Özel, başkentin merkezinde Güvenpark’ta binlerle yaptı programını. Kemal Kılıçdaroğlu da ondan 6 km uzaktaki Genel Merkez’de, yüzlerle. Bu ilk raunttan Özel psikolojik üstünlüğü elde ederek çıktı. Özel’in mitingine 60'ın üzerindeki milletvekili katıldı. Murat Karayalçın, eski Genel Sekreter Önder Sav gibi eski tüfekler ve Mansur Yavaş gibi ağır toplar Özel’i tercih etti. Hatta Yavaş, Özel’den önce kürsüye çıktı. Mim konulması gereken, bütünleşik muhalefet vurgulu bir konuşma yaptı: *“Türkiye'nin ihtiyacı parçalanmış bir muhalefet değil, birbirinin varlık hakkına saygı duyan, ortak değerlerde buluşabilen, bütünleşik bir demokrasi anlayışıdır. CHP, en kısa zamanda yeniden kurultaya gitmelidir. Gelin, bu süreci ortak akılla yönetelim. Bırakın parti içinde bölünmeyi, tam tersine tüm muhalefeti bir araya getirecek çalışmaları başlatarak bu oyunu bozalım.”* Özel ise Kılıçdaroğlu’na meydan okumaya devam etti: *“Türkiye'de, iktidara yürüyen bir CHP değil, iktidarla yürüyen bir CHP istiyorlar. Size ant olsun ki iktidar yürüyüşünden asla vazgeçmeyeceğim.”* Özel, derhal kurultay çağrısını yinelerken özgüven sergiledi: *“Son delegeyle, önceki delegeyle, daha önceki delegeyle, hangi delegeyle istiyorsanız derhal bir kurultay yapın, partiyi seçilmiş bir genel başkana kavuşturun. CHP atama kabul etmez…”* Özel gövde gösterisini son dönemde alışkanlık haline getirdiği gibi, “*Beni seven, partisini seven, ülkesini seven arkamdan gelsin. Yürüyün arkadaşlar*” diyerek sonlandırdı ve Anıtkabir’e yürüdü. Arkadaki desteği ölçmek için de, göstermek için de iyi bir yöntem. Güvenpark’tan aldığı moralle, genel merkez üzerindeki baskısını boşluk bırakmaksızın sürdürmeye başladı. MYK, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi başta olmak üzere döneminin tüm kurullarını devam ettirmeye koyuldu. ## Güvercin ve tezat Aynı saatlerde CHP Genel Merkezi’nin dış cephesini ise Kılıçdaroğlu'nun, “Liyakat ve adalet” ve “Şimdi arınma zamanı” yazılı posterleri süsledi. Parti otobüsünde de “Türkiye için tertemiz bir başlangıç” sloganı giydirilmişti. Kılıçdaroğlu’nun yanında, Özel ile birlikte olanlarla kıyaslandığında dörtte bire tekabül eden milletvekili ya var ya yok gibiyse de sloganları iddialıydı: “Halkın umudu Kılıçdaroğlu” Kılıçdaroğlu’nun ağzından dökülen sözler ise uçurmaya çalıştığı beyaz güvercinlerle müthiş bir tezat oluşturuyordu. Arınma diye başladı, “Hesap soracağım” diye devam etti. *“..Bu hesaplaşma kişisel değil, ahlakidir. Bizim kitabımızda arınma vardır. Ama bu arınma tasfiye değil, yeniden bir doğuştur..”* dedi. Gözünü iyiden iyiye kararttığının göstergesi ise içinde Fethullah Gülen Örgütü’nün ve özür kelimesinin bir arada geçtiği cümleleri oldu: _This post is for paying subscribers only._ ### Devlet aklı: Bir gulyabaninin portresi URL: https://www.fayn.press/devlet-akli-bir-gulyabaninin-portresi/ Last updated: 2026-06-11T08:54:43.000Z “Bir çocuğu bir köy büyütür” düsturu gereği bizim sülalede kuşaklardır kullanılan bir kavram vardı: Gulyabani. Yetişkinlerin çıkarlarına aykırı işler yapıldığında ya da onların kararları çocuklar tarafından sorgulandığında, Gulyabani’nin devreye girmesi söz konusu olurdu. Geliverirdi Gulyabani şimdi, görürdü küçükler gününü. Öyle bir şeydi ki bu Gulyabani, büyüklerin de üstündeydi tabii. İtiraz edilemezdi ona. Her buyurduğu emir derhal yerine getirilmeliydi. Tanımlanamaz bir şeydi Gulyabani. Bizim evdeki çocuklara sorulsa, hepsi farklı ve sisler içinde bir imaj tarif ederdi. Neye benzediği pek bilinmezdi ama büyüklerin yani karar vericilerin işbirlikçisi olduğu ve onların kişisel çıkarlarına hizmet ettiği de kesindi. Bugünlerde de ülkenin siyasetinde bir Gulyabani dolaşıyor: Devlet aklı. ## Devlet aklı nedir, ne zaman ortaya çıkar? Bu ifadeyi bir süredir yoğun bir biçimde dolaşıma sokanlar bile, aslında devlet aklının tam olarak ne olduğunu tarif edemiyor. Lakin kimi zaman, demokrasinin ön koşullarından biri olan hukuk devleti ilkesine aykırı bir mahkeme kararında çıkıyor karşımıza, kimi zaman bir düşünce özgürlüğü bükücüsü olarak, kimi zaman da pençesinde kıvrandığımız ekonomik koşullara razı etme aracı olarak. Bazen de iktidar hırsının maskesi olarak önümüze dikiliyor. Tanımlanamamasına rağmen, sorgusuz sualsiz kendisine itaat etmemiz de gerekiyor. Zira, devlet aklı, tıpkı Gulyabani gibi herkesin üstünde bir şey. Biz bilmeyiz, kudretli Gulyabani devlet aklı bilir. Bizim aileye Gulyabani ne zaman gelmişti, nereden hayatımıza girmişti, pek net değil. Kuşaklar içinde şekil şemal değiştirdiğine eminim ama. Tıpkı memleketteki Gulyabani gibi. _This post is for paying subscribers only._ ### Macaristan’da “partisiz” yönetim devri URL: https://www.fayn.press/macaristanda-partisiz-yonetim-devri/ Last updated: 2026-06-09T10:50:10.000Z Çok sağlam gibi görünen on altı yıllık Viktor Orban dönemini deviren Peter Magyar’ın TISZA Partisi iktidarı, toplumu [şaşırtmaya](https://www.instagram.com/reel/DYU7WhxoMoe/?ref=fayn.press) devam ediyor. Yeni iktidarın güçlü isimlerinden Mark Radnai, kendisiyle yapılan ve gelecekle ilgili planların sorulduğu bir mülakatta, üçte ikilik ezici bir çoğunlukla parlamentoya girmelerinin ardından da ülkede geleneksel bir iktidar partisi yapılanması oluşturmayacaklarını söyledi. Radnai, “TİSZA Partisi’nin şu an itibarıyla 29 üyesi var, 199 sandalyeli parlamentoda 141 parlamenter bizim gösterdiğimiz adaylar arasından seçildi. Ama bu 141 parlamenterlerin üçte ikisi parti üyesi bile değil!” dedi. ## Toplum içinde prizma şeklinde bir parti yapılanması doğru değil Macaristan’da sadece iktidarı değil, rejimi de değiştirmeyi hedefleyen [Peter Magyar](https://www.fayn.press/yatak-odalarinizin-gozetlenmesini-istiyorsaniz-oyunuzu-iktidar-partisine-verin/), geleneksel partilerin dışında bir muhalif hareket olarak ve bundan sadece iki yıl önce toplumun karşısına çıkmıştı. Magyar kurulu sistemde o zamana kadar var olan iktidar ve muhalefet partilerinin dışında kalan bir söylemle dikkatleri çekmişti. Magyar’ın liderlik ettiği hareket hem yolsuzluklar ve bireysel hakların kırpılması nedeniyle iktidarı eleştiriyordu hem de toplum içinde bencil ve çıkarcı bir yapılanma oluşturdukları için geleneksel muhalefete çatıyordu. Hareket çok kısa bir süre içinde büyük bir toplumsal destek sağlamıştı. Bu yeni muhalefet, her ne kadar TİSZA adında bir parti ile iktidara gelmiş olsa da, aslında kurumsal bir partiden çok bir toplumsal hareket olma özelliklerine sahip ve temel olarak geleneksel partilerin izledikleri örgütlenme modeli ile toplumdaki yerini pekiştirmeye niyetli değil. _This post is for paying subscribers only._ ### Aziz Yıldırım: Nasıl “Fenerbahçe’nin kendisi” oldu? URL: https://www.fayn.press/aziz-yildirim-nasil-fenerbahcenin-kendisi-oldu/ Last updated: 2026-06-08T11:06:16.000Z Fenerbahçe'de Eylül 2025'te yapılan olağanüstü kongrede Ali Koç'un yerini alan Sadettin Saran, yalnızca yedi ay sonra başkanlık koltuğunu bıraktı. Sarı-Lacivertli kulüp böylece son iki senede üçüncü kez seçime gidecek. Başlangıçta seçim gündeminden uzak duran, 'ihtiyaç olduğu takdirde göreve gelebileceğini' vurgulayan, şimdi ise 'savaşa gittiklerini' ifade eden Aziz Yıldırım'ın aday olması ile camia iki cepheye bölünmüş durumda: Takıma daha karanlık günler yaşatacağını düşünenler ve onu kurtarıcı olarak görenler. İki kutup da aynı renklere gönül veriyor. Peki öyleyse bu kafa karışıklığının sebebi ne? Bunun için önce 1990'lara uzanmak gerekiyor. İşte 20 yıl Fenerbahçe’yi yönetmiş, altı lig şampiyonluğu görmüş, tam 17 teknik direktörle çalışmış ve “Ben Fenerbahçe’nin kendisiyim” diyen Aziz Yıldırım’ın hikayesi… ## Voleybol şubesi ile başlangıç Aziz Yıldırım adı henüz futbolla, Fenerbahçe ile bütünleşmeden önce hakkında pek az şey biliniyordu. 1952 yılında Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde doğan Aziz Yıldırım, 1979 ve 1980 yıllarında kurduğu Maktaş Mühendislik ve zaman içinde aldığı NATO ihaleleriyle adını duyurdu. Türkiye onu iş insanı yönüyle değil, 1990 yılında dahil olduğu Fenerbahçe camiası içindeki rolleriyle tanıdı. Fenerbahçe'nin 3-4 Mart 1990 tarihlerinde yaptığı olağan kongrede, dönemin başkanı Metin Aşık’ın yeni yönetim kurulu listesinde Aziz Yıldırım'ın ismi de yer alıyordu. Kongrenin ilk günü yapılan oylama, onun yönetici olabilmesinin yolunu açtı. Zira yönetim kurulu listesinde yer alacak isimlerin en az beş yıl Fenerbahçe üyesi olma zorunluluğu vardı. Yıldırım ise Aşık’ın listesinde yer alabilmek için Vefa Küçük ve Osman Yalçın ile birlikte kongreden sadece bir hafta önce kulübe üye yapılmıştı. Önerge kabul edildi, Aşık seçimi kazandı. Aziz Yıldırım, voleybol şube sorumlusu oldu. Ancak futbol şubesinden ilgisini hiç eksik etmedi. Transferlerde, futbolculara ödenen primlerde, antrenör tartışmalarında hep ön plandaydı. Nihayetinde 1991/92 sezonunda önce futbol şube sorumlusu, ardından da 2\. Başkan oldu. _This post is for subscribers only._ ### Bir kitap okudum, bakış açım değişti: Şiddetsiz İletişim URL: https://www.fayn.press/bir-kitap-okudum-bakis-acim-degisti-siddetsiz-iletisim/ Last updated: 2026-06-04T20:00:51.000Z Psikolog Marshall Rosenberg’ın *Şiddetsiz İletişim* kitabı yıllar önce de elime geçmiş ama beni pek sarmamıştı. O zaman ve aslında şimdi de haksızlık olarak tanımladığım durumlarla mücadele etmenin önemli olduğunu ve bazı insanların da hiç ama hiç empati hak etmediğini düşünüyordum. Oysa kitap, iletişim yoluyla şefkati artırmanın mümkün olduğunu anlatıyordu. Fakat bu tatilde kitabı büyük bir dikkatle okudum. Artık ben eski ben değilim. Bir sevgi pıtırcığı olmadım elbette ama daha sahici ve sorun çözmeye odaklı bir iletişimin nasıl olabileceği konusundaki farkındalığımın ve yeteneklerimin arttığını hissediyorum. Kitabı elime ilk geçtiğinde okusaydım, yıllar içinde ‘Keşke yaşanmasaydı’ diye düşündüğüm birçok iletişim kazasını yaşamazdım. Bu anlamda iyi bir yüzleşme fırsatı da sundu *Şiddetsiz İletişim.* Zira kitap, yaşadığımız çatışmaların önemli bir kısmının kaynağında gerçekten ne söylediğimizden çok, nasıl söylediğimizin olduğunu anlatıyor. Düştüğümüz iletişim tuzaklarını gayet sistematik bir biçimde tanımlıyor. _This post is for subscribers only._ ### Gençler neden koşuyor? URL: https://www.fayn.press/gencler-neden-kosuyor/ Last updated: 2026-06-08T07:32:55.000Z Bir sabah uyandım ve daha yataktan kalkmadan koşuya başlamaya karar verdim. Abartmıyorum, gerçekten böyle oldu. Bu ani kararın bilinçaltıma işleyen bir sürü faktörün dışavurumu olduğuna inanıyorum: Instagram’da karşıma çıkan aşırı enerjik koşu kulüpleri, o ucuz ve ter kokan spor salonu üyeliğinin bile artık pahalı gelmesi, senelerdir görmediğim lise arkadaşlarımdan uzak akrabalarıma kadar herkesin maraton koşması ve yaz mevsiminin kapımı çalması… İşin özü şu ki gittikçe gözümde büyüyen birçok meseleyi kökten çözüme kavuşturmak için o günün devamında koşuya çıktım. Epey yavaş bir tempoda, nefesimi kontrol etmeye odaklanarak ilk koşumu gerçekleştirdim. Koşmaya başlamamdan kısa bir süre sonra, 26 Nisan’da gerçekleşen Londra Maratonu ile ilgili tesadüfen denk geldiğim bir haberde maratona 1,1 milyon kişinin başvuru yaptığını gördüm. Bu bir dünya [rekoruydu](https://www.espn.com/olympics/story/%5F/id/44979079/london-marathon-gets-record-11-million-applications-2026-race?ref=fayn.press). Daha önce hiçbir maraton bu kadar talep görmemişti. 66 bin 393 katılımcıyı yaş gruplarına ayırdığımızda en yoğun katılım 25 ile 29 yaş grubundandı. Anlaşılan bütün yaşıtlarım bir gün uyanıp koşmaya karar vermişti… Neden herkes maraton koşuyordu? Ya da koşmak istiyordu? ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/divider-fayn-reklam-1.png) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/bedirhan_byvisor-NRC-pacer-150.jpg) ## Nike’ın ikonik koşu modeli Nike Pegasus 42, İstanbul’un farklı koşu rotalarında deneyimlenebilecek özel bir aktivasyonla koşucularla buluşuyor. Pegasus 42, şimdiye kadarki en yüksek enerji geri dönüşünü sunacak şekilde tasarlandı. Tam boy ve kavisli Air Zoom, nefes alabilen üst yüzeyi ve dayanıklı kauçuk dış tabanı sayesinde koşularda daha konforlu tutuş, esneklik ve akıcılık sağlıyor. ## Bunalmış bir jenerasyonun anlam arayışı Bu haber için farklı koşucu profilleriyle konuşmak istediğim çağrısını paylaştığımda geri dönüş yapan kişiler de yine aşağı yukarı bu yaş grubundaydı. Konuştuğum 20’li yaşlarındaki yedi kişi de farklı koşucu profillerine sahipti. Kimileri koşu ayakkabısını yeni sipariş etmiş, kimileri ilk maratonunu hedefliyor, kimileri ise ilk maratonunu yeni tamamlamıştı. Bu kişilerin hepsinin ortak noktası koşuya iyi hissetmek için başlamalarıydı. _This post is for subscribers only._ ### Şebnem Ferah’ın mucizesi ne? URL: https://www.fayn.press/sebnem-ferahin-mucizesi-ne/ Last updated: 2026-06-07T07:27:32.000Z “Ferah Bir Konser”... Bu başlığı Top Pop dergisinin 1997 yılı Mayıs sayısından ödünç aldık. Dergi bu başlığı, Şebnem Ferah’ın ilk solo konserini anlatan bir izlenim yazısı için uygun görmüş. Yazıda özellikle şu cümleler dikkatimi çekti: *“Orası kaç kişilik bilmiyorum ama kaç kişilikse, inanın o kadar insan vardı. 1,5 milyon gibi fahiş bir bilet fiyatına rağmen, yüzlerce Şebnem Ferah fanı Rock House'u doldurmuştu.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/sebnem_ferah_1996_IMG_9279.JPG) Yaklaşık otuz yıl sonraya yani bugüne geri ışınlandığımızda, ne Top Pop, ne Rock House, ne de onları var eden ve ayakta tutan sistem duruyor. Şebnem Ferah’ın altı yıllık bir aradan sonra şarkılarını söylemeye devam edeceğini açıklaması, belki de en çok bu sebeple müthiş bir heyecan dalgası yarattı! Özlem! Hayır, bir dönem yol arkadaşlığı ettiği Tekin değil. Geçmişe özlem. Tarkan’ın geçtiğimiz aylarda verdiği konser serisinin büyük sükse yapmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri de kuşkusuz bu nostalji damarıydı. Rock House’u dolduran yüzlerce insan gibi bu defa yüz binlerce Şebnem Ferah fanı bilet satış platformlarında çevrimiçi kuyruklar oluşturdu ve dakikalar içinde tüm biletler tükendi. Beklenen gün geldi çattı. Sadece zihinlerimizde yaşayan o “güllük gülistanlık geçmiş zaman”dan esen bir rüzgar, 3 Haziran akşamı tüm Şeboistlere ferah bir nefes aldırdı. Reflektif nostalji üzerine perdeleri kapatmadan şunu da eklemek isterim. Şebnem Ferah’ın altı yılın ardından dönüşü, zaten yadsınamaz olan başarısını bir defa daha ispatladı. Rock müziğin Türkiye’de hiçbir zaman pop ya da arabesk kadar büyük bir etki alanına ve dolayısıyla ticari potansiyele sahip olmadığını göz önünde bulundurulunca, Ferah’ın başarısı bir çeşit mucize gibi de görünebiliyor. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ## Şebnem Ferah mucizesi nasıl ortaya çıktı? Elbette bu “mucize”, yetenek, cesaret ve istikrarla atılan doğru adımlarla gerçek olabildi. Sessizliğini bile bir var olma alanına dönüştüren Şebnem Ferah'ı yalnızca başarılı bir rock müzisyeni olarak değerlendirmek eksik kalır. Uzun yıllar boyunca maço kodlarla örülü bir sahnede yalnızca var olmakla kalmayan, kendi yazdığı sözlerle kendi hikâyesini anlatan ve bunu sahnede tek başına yapan bir kadın olarak Ferah, dinleyicileriyle güçlü bir bağ kurdu. Kadın arzusu, yalnızlık, öfke, kırgınlık ve özgürlük gibi duyguları doğrudan dile getiren şarkıları, kadın cinselliğinin ve kadın deneyiminin hâlâ çeşitli tabularla çevrelendiği bir ülkede geniş kitleler tarafından benimsendi. Milyonlarca insan Şebnem Ferah şarkılarında; X kuşağı genç kadınlarının, kadın olmaya dair toplumdan öğrendikleri köhne kalıpları da, “gelinlik giymeden” vazgeçilen dünyaları da, aynayla yardım teklif edilen zavallı erkekliğe vajina hakkında verilen dersleri de duydu ve bağıra bağıra eşlik etti. Belki de bu nedenle Şebnem Ferah'ın etkisi yalnızca müzikle sınırlı değil, yıllar içinde yerini sağlamlaştıran bir özgür kadın temsili aynı zamanda. Peki, bu bize has dertlerle boğuşan, kendini kasmadan, isyanını saklamadan bu dertleri haykıran kadın nasıl oldu da bu mayın tarlasında böyle başarıyla yürüyebildi? Belki yaşam öyküsüne bakmak bir nebze daha durumu netleştirebilir. ## Türkiye’nin ilk kadın rock grubu “Volvox”u kurdu ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/06/sebnem_ferah_1992_IMG_9274.JPG) 12 Nisan 1972'de Yalova'da doğan Şebnem Ferah, Üsküp kökenli, müzikle iç içe bir ailenin en küçük kızı olarak iki ablasıyla büyüyor. Ailede herkes amatör seviyede müzikle haşır neşir halde. Mandolin ve solfeji ilkokulda öğreniyor, okul orkestrasında solistlik yapıyor. Yatılı okuduğu Bursa Özel Namık Sözeri lisesinde günlerini “walkman”inden müzik dinleyerek geçiriyor. Yatılı okuldan izinli olduğu çarşamba günleri akustik gitar dersleri alıyor ve hafta sonları Yalova'daki odasında klasik gitarı ve küçük keyboard'uyla Scorpions'un Still Loving You'su gibi parçaları çalmaya çalışıyor. Bu dönemde çıktığı Londra seyahatinde ona sesini de bir enstrüman gibi kullanabileceğini gösteren bir dijital hocayla karşılaşıyor. Soho’da bir müzik mağazasında bulduğu, Michael Jackson ve Cher gibi isimlerin vokal koçu olan Seth Riggs'in eğitim CD’leri sayesinde sesini kullanmayı öğreniyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Özgür Özel’e “dokunmanın” taşları döşeniyor URL: https://www.fayn.press/ozgur-ozele-dokunmanin-taslari-doseniyor/ Last updated: 2026-06-04T20:28:12.000Z Mahkeme kararıyla, delegelerin oyuyla seçildiği CHP genel başkanlığı koltuğu [elinden alındı](https://www.fayn.press/butlanli-mutlakiyet-donemi/). Genel merkez binasına polis biber gazı sıkıp plastik mermi atarak girdi. Bütün binayı kaplayan biber gazının etkisiyle öksürerek çıktığı binadan “Baba ocağını geri almak üzere çıkıyoruz” diye ayrılan Özgür Özel, günlerdir mücadele ediyor. Hatta aylardır. Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alındığı 19 Mart 2025’ten itibaren bir yargı kuşatmasının içinde kalan Özel’e son darbe mutlak butlan kararı oldu. Aylardır *“Ekrem İmamoğlu’nu bırak, Ankara merkezli iktidarın çizdiği eksende muhalefet yap”* çağrılarına kulak asmayan Özel, bu kez de mutlak butlan mücadelesine girdi. Parti genel başkanlığını geri almak için hem sokakta hem Meclis’te hem de parti içinde yoğun çaba sarf ediyor. İktidar ve ona çalışan medya tarafından uzun süredir hedef tahtasına oturtulan Özel’in bu mücadelesini kırmak için yeni yollar aranıyor. Bunun içinde için de siyasallaşan yargı yeniden devrede diyebiliriz. ## Özel’e rüşvet ithamı Milletvekili dokunulmazlığı olan Özgür Özel hakkında hem İstanbul Başsavcılığı hem de Antalya Başsavcılığı bazı kritik adımlar attı. Antalya’daki dosyada Özgür Özel rüşvet almakla suçlanıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Sakin kalma kılavuzu URL: https://www.fayn.press/sakin-kalma-kilavuzu/ Last updated: 2026-06-04T20:28:39.000Z Sakin kalmak için yazıyorum şu an. Şu hayatta aradığım şey, mutluluk, uzun yaşam, ruh ikizim, şan, şöhret, para falan değil; inşa etmeye çalıştığım insan olmaya devam edebilme gücü. Dünya, beni de herkes kadar zorluyor, yolumdan çıkarıyor; öfke, umutsuzluk, sevgisizlik, değersizlik ve çaresizlikle örülü, 21\. yüzyıl insanlarıyla tıkış tıkış dolu bir labirentte haritasız yürümeye zorluyor. Uzunca bir zamandır en çok ve en kolay yaptığım şeyler bile zor geliyor. Bu durumla başa çıkabilmek için yazıyorum şu an. Sakin kalmak için; aklımı başımda tutabilmek ve labirentin kabataslak bir haritasını çıkarabilmek için… Sükunet, hileli ve şahane bir kavram. Formülünde sessizlik, sadelik, yavaşlık gibi malzemeler varmış gibi görünüyor. Ama freni patlamış, artan bir ivmeyle dönen bir atlıkarıncanın üzerinde, neşeli bir plastik ata tutunmuş çığlık atarken de sükunet içinde yaşama ihtimali var. Sanırım sükuneti, her koşulda bir çözüm *(bulma değilse de)* arama iradesine sahip zihin durumu diye tanımlamayı tercih ediyorum. Bu yazıya ve diğer şeylere devam edebilmek için bu fikre tutunacağım. ## Geviş getirme sendromu Öncelikle yalnız olmadığımı biliyorum. Bu iyi ama biraz acıklı bir başlangıç. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) [göre](https://www.who.int/news-room/fact-sheets/detail/depression?ref=fayn.press) dünya üzerinde yaklaşık 332 milyon insan depresyondan muzdarip; kadınlarda depresyon görülme oranı erkeklere göre 1,5 kat fazla. Depresyonun 2030 yılında dünyanın başına dert olacak hastalıklar listesinde ilk üçe gireceği öngörülüyor. Her zaman hastalık düzeyine varmasa da çağımız insanının gittikçe daha çok mutsuz olduğu da ortada. Bizim memleket de bu konuda başı çekiyor. İpsos Araştırma Şirketi’nin 30 ülkeyi kapsayan 2024 tarihli Global Mutluluk [İndeksi](https://www.ipsos.com/en/global-happiness-2024?ref=fayn.press)’nde 2011’den bu yana mutluluk oranları *(yüzde 89’dan yüzde 59’a)* en çok düşen ülke Türkiye. Küresel mutsuzluğun günahını büyük ölçüde siyasal ve ekonomik karar alıcılara ve bu kararları yürütücülere yüklemekte beis görmüyorum. Böylece ellerimi ve vicdanımı temizleyip bu işten sıyrılabileceğimi düşünecek kadar saf da değilim. Ama uzatmayacağım, zira bu başka bir yazının konusu… Herkese bir tanı koyup her derde deva bir ilaçla taçlandırmak da bana düşmez. Sağ olsun Aslı Ortakmaç’ın Doç. Dr. Murat Yalçın’la [röportajı](https://www.fayn.press/bir-tani-al-kurtul-ya-da-birisine-tani-koy-kurtul/) bunun sorumluluğunu ve risklerini kibarca hatırlatıyor zaten. Yakın zamanda değerlendirmeye başladığım kişisel sakin kalma tekniklerimi temkinli bir şekilde paylaşmakla yetineceğim. Bu yazı için masaya oturduğumda keşfettiğim “[geviş getirme sendromu](https://www.health.harvard.edu/mind-and-mood/break-the-cycle?ref=fayn.press)” *(ruminate syndrome)* ve başa çıkma yolları, kişisel tekniğimin çok da yanlış olmadığını işaret ediyor. Geviş getirme sendromu için, dönüp dönüp aynı düşünceleri kafada çevirme, uyku kaçıracak kadar aşırı düşünme ve sonuçta kısır bir döngüye hapsolma tanımı yapılabilir. Bu sıkıntılı durumun kaynağı bireysel kabul ediliyor. 1980’lerde adı konan “düşünsel geviş getirme” duygu durumu, anlaşılan 40 yıl sonra bir devletin yaşadığı ve vatandaşlarına yaşattığı bir ölçeğe evrilmiş olabilir. Gördüğüm kadarıyla bu konuda ülke ölçeğinde teşhis koymaya yetecek kapsamlı bilimsel araştırmalar yapılmış değil tabii henüz… Şimdilik popüler bilim sitelerinde, bireysel bazda geviş getirme döngüsünden çıkmak için aklını başka şeyle oyalamak, konumunu değiştirip sevdiğin bir yere gitmek, sakinleşme teknikleri kullanmak, bir arkadaşına takılmak, geviş getirmek için özel ve sınırlı bir saat belirlemek gibi öneriler bulunuyor. Daha kökten döngü kırma tavsiyeleri için aslında büyük bir külliyat mevcut ama o da bunu yazının konusu değil. Ben bugün için yola devam edecek kadar sakinleşmeye çalışmanın yöntemlerine bakıyorum. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ## Evde tek başına Tekrarlayan hareketlerin zihnin arka planda rahatsız edilmeden çalışmasını kolaylaştırdığı malum. Mutfak ve ev temizliği faaliyetlerinin büyük ölçüde faydası oluyor. İrmik helvasını uzun uzun karıştıran ya da hamur yoğuran insanda sinir stres kalmıyor gerçekten. Elbette eş zamanlı olarak telefonunuzda dünyanın şiddet ve açgözlülük yüklü gündemini dinlemiyorsanız… İğne oyası, fayans tamiri, badana yaparken de bir yandan haber dinliyorsanız, emeğiniz hep boşa gidiyor. Sanırım aklımı en kolay sonu olmayan, tekrarlamaya dayalı, taşları düşürmeli, meyveleri patlatmalı bilgisayar oyunlarıyla dağıtıyorum. Aslen strateji ve inşa oyunlarında çok iyiyimdir ama onların sorunu, bitirene kadar günlerce bilgisayar başında oturmam gerekmesi. Yani çözüm olasılıklarını gözden geçirebileceğim bir zihin açıklığından çok, kaçış fırsatı yaratıyorlar. Bazen kaçmak da iyidir elbette ama yeri ve zamanı değil… Bağımlılığa yatkınlığımı fark ettiğimden beri yalnızca evde ve bilgisayarda çok eski moda bir oyunla kendimi sınırladım: Mahjong. Oynarken dış dünyayla bağlantımı koparıp kafamın derinliklerini kemiren düşüncelerimi çağırıyor ve evirip çeviriyorum. Bir tür meditasyon oluyor ama bazen ben oyunu değil de oyunun beni oynamaya başladığını; kendimi yapay bir döngünün içine sokup gerildiğimi ve bunaldığımı şaşkınlıkla fark ediyorum. Dijital aleme kaçışın tek ayağı oyun değil. Demandsage’in [derlediği](https://www.demandsage.com/screen-time-statistics/?ref=fayn.press) istatistiklere göre ekran karşısında geçirilen zamanın dünya ortalaması 2025’te 6 saat 54 dakikaya çıkmış. Bu süre yaş, cinsiyet ve ülkeye göre değişiklik gösteriyor elbette. _This post is for paying subscribers only._ ### “Vize imparatorluğu” haberi milli güvenlik sorunuymuş URL: https://www.fayn.press/vize-imparatorlugu-haberi-milli-guvenlik-sorunuymus/ Last updated: 2026-06-03T09:25:58.000Z Vize almak Türkiye’de son yıllardaki en büyük sorunlardan biri. Özellikle Avrupa ülkelerinden vize almayı bırakın vize randevusu almak bile mesele. Avrupa Komisyonu'nun 2025 Schengen vize istatistiklerine göre Türkiye'den yapılan yapılan vize başvurularına ret oranı yüzde 14,6 seviyesinde. Dünyanın birçok ülkesinde vize almak isteyen milyonlarca kişi artık doğrudan konsoloslukların kapısını çalmıyor. Başvurular, devletlerin yetkilendirdiği dış hizmet sağlayıcılar aracılığıyla yürütülüyor. Bu sistemin merkezinde ise dünya çapında vize hizmetlerinde neredeyse tekel gücüne ulaşan VFS Global yer alıyor. Tablo böyleyken şimdi de Kısa Dalga’nın, VFS Global’in Türkiye’deki faaliyetlerini konu alan [“Vize imparatorluğu”](https://kisadalga.net/haber/arastirma/vize-imparatorlugu-vfsnin-kuresel-vize-duzeninde-kar-baski-ve-usulsuzluk-agi-138244?ref=fayn.press) başlıklı araştırma dosyasına gelen erişim engeli gündemde. Dosya aslında Lighthouse Reports öncülüğünde 12 ülkeden 14 medya kuruluşunun ortak çalışmasının ürünü. Türkiye ayağını Kısa Dalga muhabiri Canan Coşkun hazırladı. Ama VFS Global’in vize aracılık sistemini ve Türkiye’deki Gateway bağlantılarını mercek altına alan yazı dizisi, İstanbul 9\. Sulh Ceza Hakimliği’nin 1 Haziran 2026 tarihli ve 2026/5576 sayılı kararıyla erişime engellendi. Kararda erişim engelinin 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesi kapsamında alındığı belirtildi. Söz konusu maddede “Yaşam hakkı ile kişilerin can ve mal güvenliğinin korunması, millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi veya genel sağlığın korunması sebeplerinden bir veya birkaçına bağlı olarak” erişim engeli kararı verilmesi düzenleniyor. Yani “Vize İmparatorluğu” dosyası, millî güvenlik ve kamu düzenini bozacak nitelikte değerlendirildi. ## Dosyada neler var? Lighthouse Reports öncülüğünde, Kısa Dalga’nın da aralarında bulunduğu 12 ülkeden 14 medya kuruluşunun ortak çalışmasıyla yürütülen araştırma, dünya genelinde vize hizmetlerinde neredeyse tekel konumuna gelen VFS Global’in başvuru sahiplerini pahalı “isteğe bağlı ek hizmetlere” yönlendirdiğini, randevu ve özel ayrıcalıklı hizmetlerin fiilen zorunluymuş gibi sunulduğunu, kişisel verilerin korunmasında ciddi açıklar bulunduğunu ve rüşvet iddialarının birçok ülkeye yayıldığını ortaya çıkarıyor. Uluslararası araştırmacı gazetecilik çalışmasında ulaşılan sonuçlar özetle şöyle: - Vize başvuru sahipleri ihtiyaç duymadıkları ek hizmetleri satın almaya yönlendiriliyor. - Kısa mesaj, kurye, çıktı, tarama ve premium (özel) salon hizmetleri bazı ülkelerde fiilen zorunluymuş gibi sunuluyor. - Bazı çalışanlar, başvuru sahiplerine “daha fazla öderseniz vize alırsınız” algısı yaratmakla suçlanıyor. - VFS personeline ek hizmet satışı için hedef ve komisyon sisteminin uygulandığı belirtiliyor. - Eski çalışanlar, Trump’a yakın ABD’li bir iş insanının kontrolündeki Blackstone’un şirkete yatırım yapmasının ardından satış baskısının arttığını anlattı. - Gişelerde toplam ücretin içine ek hizmetler dahil edilerek başvuru sahiplerinin fark etmeden ödeme yaptığı aktarılıyor. - Premium ya da özel salon hizmetleri bazı yerlerde “daha hızlı randevu veya işlem imkânı” gibi sunuluyor. - Bazı ülkelerde vize randevularının usulsüz biçimde satıldığı ve aracıların devreye girdiği iddia ediliyor. - VFS’nin bazı rüşvet vakalarını sözleşme yaptığı devletlere bildirmediği ileri sürülüyor. - Kişisel verilerin güvenli saklanması, zamanında silinmesi ve şifrelenmesi konusunda ihlaller tespit edildi. Slovakya veri ihlali nedeniyle VFS’ye 5 bin euro ceza verdi. - Pasaport ve belgelerin kaybedilmesi, yanlış ücret alınması ve yetersiz personel eğitimi raporlara yansıdı. - Botlar ve dış acenteler aracılığıyla randevuların bloke edildiği ve sonradan satıldığı belirtiliyor. - Avrupa Birliği raporları, VFS’nin hizmet kalitesi sorunlarını kalıcı biçimde gidermekte başarısız olduğunu gösteriyor. - Devletler VFS ile yaptıkları sözleşmelerin ihlali sayılabilecek uygulamalara rağmen çoğu zaman VFS’ye yaptırım uygulamaktan kaçınıyor. ## Erişim engeli getirilen dosya Kısa Dalga’da yayınlanan Türkiye ayağında ise VFS Global’in Türkiye operasyonları, Gateway Management ve şirketin sahibi Halis Ali Çakmak’ın iş ilişkileri ve eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ilişkileri inceleniyordu. 💡 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Hasan Piker ve Cenk Uygur’a ambargo: İsrail, Britanya’yı dibe mi çekiyor? URL: https://www.fayn.press/hasan-piker-ve-cenk-uygura-ambargo-israil-britanyayi-dibe-mi-cekiyor/ Last updated: 2026-06-04T08:11:18.000Z İngiltere Başbakanı Keir Starmer, İsrail hükümetine yönelik her türden eleştiriye savaş açtı. Starmer’ın son hedefi, ülkeye konuşma yapmaya davet edilen [Hasan Piker](https://www.fayn.press/amerikayi-sola-ceken-turk-hasan-piker/) ve Cenk Uygur oldu. ABD’de son zamanlarda sosyalist yorumlarıyla dikkat çeken, İsrail hükümetini eleştiren Uygur ve Piker’e için Britanya’ya giriş yasağı kondu. Bu tedbir daha önce yalnızca şiddet yanlıları için kullanılmıştı. Starmer, İşçi Partisi’nin liderliğini, partinin sol kanadına Yahudi karşıtlığı bahanesiyle çektiği arınma operasyonundan ele geçirmişti. Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi Britanya’da da İsrail hükümetine ve Siyonizm’e yöneltilen her türlü eleştiri bastırılmaya çalışılıyor. Böyle bir ortamda, aşırı sağcı gruplar ise, İslamofobilerini besleyen İsrail hükümeti yanlılıkları sayesinde güçlerini artırıyor. Britanya, son yirmi yılda kendi iç politikasındaki dinamikler nedeniyle bu kaygı verici gidişatın en ağır gözlemlendiği ülkelerden biri. Soykırıma verilen yer yer açık, daha çok örtülü destek, popülerliği dibe vurmuş Starmer hükümetini Muhafazakar Parti ve aşırı sağcı Reform’un eleştirilerinden kısmen koruyor. Filistin yanlısı Yeşiller Partisi’nin yükselişine de “Yahudi düşmanı deliler” etiketi yapıştırılmasına hizmet ediyor. ## Hasan Piker ve Cenk Uygur’a giriş yasağı Amerikan solunun Türkiye kökenli iki popüler ismi, Hasan Piker ve Cenk Uygur, geçen günlerde Britanya’ya seyahat izinlerinin iptal edildiğini ve davetli oldukları SXSW Londra etkinliğinde bu nedenle yer alamayacaklarını açıkladılar. Piker ve Uygur, özellikle internet medyasında Siyonizm karşıtlığını en açıktan ifade eden isimlerden. Britanya’da hükümetin tartışmalı figürlerin ülkeye girişini yasaklaması daha önce yaşanmayan bir durum değil. Ama bu geçmişte yalnızca şiddet yanlılarına uygulanan bir tedbirdi. Piker ve Uygur ise her ne kadar sivri üsluplarıyla bilinse de, Amerika’daki Siyonizm karşıtı Yahudilerle de ortak çalışmaları olan isimler. Örneğin Piker, Siyonizm karşıtı Yahudi programcı Sam Seder’ın *Çoğunluk Raporu* adlı podcast programına sıklıkla konuk oluyor. ## ‘Labour Together’ hareketi ve tartışmalı belgesel İsrail hükümetini eleştirmenin bastırılması ve bunun “Yahudi karşıtlığıyla mücadele” olarak sunulması, aslında Starmer’ın İşçi Partisi’nde temsil ettiği kanadın yükselişinde önemli bir rol oynadı. Bu kanadın hareketi olan Labour Together’in ideolojik temellerini Peter Mandelson 2000’lerde atmıştı. Mandelson, Jeffrey Epstein’in yakın dostu olduğu ortaya çıkmasına rağmen Starmer tarafından ABD büyükelçiliğine atanınca büyük bir tartışma yaşanmıştı. Labour Together hareketinin amacı, İşçi Partisi’nin yönetimini Jeremy Corbyn’den almaktı. Ekip, Birleşik Krallık’ın Filistin’i devlet olarak tanıması gerektiğini söylüyor ve Filistinlilerin insan olmaktan kaynaklanan haklarını savunuyordu. _This post is for paying subscribers only._ ### Yaşlanan ebeveynlerin “yeni ergenlik” dönemi URL: https://www.fayn.press/yaslanan-ebeveynlerin-yeni-ergenlik-donemi/ Last updated: 2026-06-10T10:36:03.000Z Bayram tatilinde belki de ebeveynlerinizi ya da sizin için kıymetli olan aile büyüklerini ziyaret ettiniz ve şunu fark ettiniz: Hayatınızı düzene oturtmak için yıllarca çabaladıktan sonra dikiş hiç beklemediğiniz bir yerden sökülmeye başlamış. Orta yaş, çocukların büyüdüğü, kariyerin belli bir olgunluğa ulaştığı, yani hayattaki hedeflerin az çok tutturulduğu, türlü iniş çıkışlardan sonra varılan o nispeten huzurlu düzlük olmalıydı. Ne var ki bilgelik ve dinginlikle özdeşleştirilen bu yaşlar, pakete dahil olduğunu sonradan öğreneceğimiz sürprizlerle geliyor. Gündelik koşuşturma içinde aynada aniden beliriveren çizgilere, kilometre bakımı sinyali veren bedenimize alışmaya çalışırken bir şeyi gözden kaçırabiliyoruz: Ebeveynlerimizin yaşlandığını. Bu gerçeği de genellikle kapımızı çalan sağlık sorunları sayesinde fark ediyoruz. Yıllarca bize kol kanat germiş, o ilk rol modelimiz olan anne-babalarımızın güçten düştüğünü görmek yalnızca içimizi burkmakla kalmayıp güvenli alanımızı en derinden sarsıyor. Adeta altımızdaki halıyı çekiveriyor. Bir yandan onları tamamen kaybetme korkusu, diğer yandan zihnimizdeki o yıkılmazlık imgesinin aşınmasından doğan yasla mücadele ederken buluyoruz kendimizi. Ve pek tabii ebeveynlerimizi daha uzun süre hayatımızda tutabilmek için tüm imkanlarımızı seferber etmeye çalışıyoruz. Ancak ortada tuhaf bir durum var. Siz yetişkin yaşınızda bile hafifçe üşüttüğünüzde binbir tembih sıralayan o insanlar şimdi en ufak sağlık önerinizi reddediyor, ilaçlarını atlıyor ve onları uyardığınızda “Bana karışma! Çocuk muyum ben!” çıkışıyla isyan bayrağını açabiliyor. KOAH teşhisine rağmen -doktorun her şeyi abarttığı bahanesiyle- balkonda sigara içen mi istersiniz, yoksa şeker hastası olup “Bir kere geldim dünyaya” diyerek gizli gizli börekçiye kaçanlar mı? İşin ucunda sağlık olduğundan duyarsız kalamıyorsunuz ama ne kadar yapıcı olmaya çalışsanız da bazen çabalarınız ters tepebiliyor. Bu direnç, çocuk sahibi olanların yakından tanıdığı o meşhur ergenlik dönemini çağrıştırıyor. ## Sandviç neslin ıstırabı İşte orta yaşın belki de en sürprizli kısmı, kendini ergen davranışı sergileyen iki farklı yaş grubuna bakım verirken bulma hali olsa gerek. Sosyal hizmet uzmanı [Dorothy Miller](https://www.jstor.org/stable/23712207?seq=1&ref=fayn.press#page%5Fscan%5Ftab%5Fcontents) kendi çocukları ile yaşlanan ebeveynlerinin gereksinimleri arasında sıkışan 40-60 yaş grubunu tanımlamak için 1981 yılında “sandviç nesil” (*sandwich generation*) kavramını ortaya atıyor. Asıl amacı, ABD’deki demografik değişim ve aile profilleri hakkında doğru bilinen yanlışları ortaya çıkarmak olsa da Miller’ın çalışması, ele aldığı bu yaş grubundaki insanların nasıl bir stres altında olduklarını ve desteğe ihtiyaç duyduklarını göz önüne seren referans kaynak haline geliyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Grandiyöz yaşlı adamların oyun alanı: Türkiye siyaseti URL: https://www.fayn.press/grandiyoz-yasli-adamlarin-oyun-alani-turkiye-siyaseti/ Last updated: 2026-06-04T20:28:25.000Z *“Siyasette kadın olmanın en zor tarafı, erkeklerin yaşlılıklarını bile üstünlük olarak görmeleridir. Kadınlar, siyasette genç oldukları için ciddiye alınmazlar, yaşlandıklarında ise zaten kapı kapanmıştır.”* \- Gloria Steinem, Feminist gazeteci ve kadın hakları savunucusu Türkiye’de bir erkek 75 yaşındaysa üç şeyden emindir: Prostat sorunu vardır, torunlarına, hanıma söz geçiremez ve ülkeyi en iyi kendisinin yöneteceğine inanır. Siyaset hâlâ hem ülkemizde hem de dünyada yaşlı erkeklerin oyun alanı. Ama bu oyun satranç değil. Komedyen bir din adamı (!) var memlekette, ona sorsak “Satranç oynamak caiz mi?” diye, “Oynayana bakan da domuz eti yemiş gibidir,” cevabını alırsınız. Böyle de akıllara feza bir yer. Türkiye’de yaşlı erkek siyasetçiler artık sadece bir siyasi figür olmanın ötesinde “devlet aklı” biziz diyerek konuşuyorlar. Kameraların karşısına geçtiklerinde buyuran ve azarlayan söylemleri, beden dilleri ile kendi ömürlerini ülkenin kaderiyle özdeşleştiriyorlar. Onlara göre halk çoğu zaman ya nankör ya da anlamaz. Geçmiş başarılar sık sık hatırlatılıyor ancak bugünün ihtiyaçları ya küçümseniyor ya da görmezden geliniyor. Her cümle “Biz olmasaydık siz olmazdınız”la ya da “Bizden önce buzdolabı yoktu’’gibi sözlerle bitiyor. Siyaset bu isimler için bir kamu görevi değil, ömürlük bir koreografi. Emeklilik değil, ölümle bitecek bir temsilin peşindeler. ## Dünya yaşlı erkeklerin kontrolünde Durum sadece bizde böyle değil. 2025 verilerine göre, dünya nüfusunun yaklaşık %67,5’i (5,4 milyar kişi) 70 yaş ve üzerindeki erkekler tarafından yönetiliyor. Bu liderler çoğu zaman onlarca yıl görevde kalıyorlar ve görev süresi sınırlamaları ya da emeklilik yaşı gibi kurumsal kısıtlamalarla karşılaşmıyorlar. Ortalama görev süresi 8,3 yıl. Erkek liderlerin ortalama yaşı 65,3 ve küresel liderlerin yalnızca %13'ü kadın. _This post is for subscribers only._ ### Nasıl iltifat edilir? URL: https://www.fayn.press/nasil-iltifat-edilir/ Last updated: 2026-05-28T07:22:58.000Z Geçenlerde yemekhane sırasında kıyafetlerini çok beğendiğim bir kıza, “Elbisen çok güzel, sana çok yakışmış,” dedim. Sonuçta bunu içimde tutmamın bir anlamı yoktu ama söylersem belki onun günü biraz olsun güzelleşecekti. Önce şaşırdı, ne diyeceğini bilemedi. Kısa ve mesafeli bir teşekkürden sonra gülümsedi. O an fark ettim ki aramızdaki yabancılık, biraz da olsa kırılmıştı. Üstelik beğenimi içimde taşımak yerine dışarı vurmak sadece onun değil, benim de günümü güzelleştirdi. Belki o ne diyeceğini bilemedi ama ben, ettiğim iltifat sayesinde kendimi iyi hissettim. Dilinizden iltifat cümleleri dökülürken zorlanıyor olabilirsiniz ya da biri size iltifat ettiğinde donakalıyor da olabilirsiniz. Ama merak etmeyin, iltifat edenin de alanın da gününü güzelleştiren bu meziyet, aslında öğrenilebilir bir şey. ## İltifat eden de alan da kârlı Kimsenin kimseyi fark etmediği, herkesin telefonlarına gömüldüğü bu çağda iltifat çok daha kıymetli. Çünkü seni görüyorum demenin, temas etmenin, iletişim kurmanın ya da sürdürmenin bir yolu. _This post is for subscribers only._ ### İki CHP dönemi URL: https://www.fayn.press/iki-chp-donemi/ Last updated: 2026-06-03T13:11:06.000Z 24 Mayıs 2026 günü hafızalarınıza kazınsın. ‘Türkiye siyasetinde olmaması gereken ne varsa oldu’ listesine o günü de ekleyin. CHP’nin seçimle koltuğunu kaybetmiş ama mahkeme kararıyla atanmış genel başkanı, polise başvurmak suretiyle, partili olduğu iddia edilen ama aslında bodyguard oldukları öne sürülen bir grup ile parti genel merkezinin alınmasında beis görmedi. Kendisi bizzat gelmedi, kendine bağlı milletvekilleri ile yaptı bunu. CHP’nin seçimle koltuğunu kazanan genel başkanı ve beraberindekiler ise önce ‘Genel merkezi boşaltın’ tebligatını yırtıp attılar. Kapıya dayanan polise barikatlar kurarak direndiler. Mahkeme mutlak butlan kararı verdikten sonra genel merkeze koşup Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafını indirip, çerçevesini ayaklar altında ezenlerin yaptığını, bu kez polisle birlikte girenler yaptı. Kısasa kısas işledi. Genel merkez savaş alanına döndükten sonra seçilmişler yeni karargahları olarak belirledikleri Meclis’e doğru yürüdüler. Gökyüzünün bile CHP’nin haline acıyarak ağladığı varsayılabilecek bir havada, yağmur altında. Seçilmişlerin başındaki genel başkan polisin toplumsal olaylara müdahale aracına (TOMA) tırmandı. İkonik görüntülerin ortaya çıktığı bir gün oldu. Televizyon başında olayları izleyen bazılarının olanlara inanmak istemediği ve belki de gözyaşı döktüğü bir gün… Bazılarının lanet okuduğu bir gün… Bazılarının partiyi kurtardıklarını düşündükleri bir gün… Bazılarının iki tarafı da kınayıp, “Bunlardan bir şey olmaz” dediği bir gün… Bazılarının da ellerini ovuşturduğu bir gün… ## Kime göre, neye göre Peki bugüne nasıl gelindi? 2023 cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinden bir kez daha yenilgiyle çıkan CHP’de ‘değişim’ talebi hazırda bekliyordu. Sonuçlar açıklandıktan yaklaşık 24 saat sonra onu ilk dillendiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu oldu. İmamoğlu’nun çağrısı etkisini gösterdi. Yenilmekten bıkanlar hislerine tercüman olan ortaya çıkınca onun arkasından gitmekte beis görmedi. Cesaret gösterip öne çıkanlardan, “Elimi taşın altına koymaya varım” diyen, yıllarca Kemal Kılıçdaroğlu’nun ekibinde yer almış Özgür Özel oldu. Onun gibi öne çıkmayı aklından geçirse de geride durmayı tercih edenlerin gerekçesi çeşitliydi. Bazıları İmamoğlu ile ittifak kurmak istemiyordu. Bazılarının da değişim talebinin muhatabı Kemal Kılıçdaroğlu ile ortak geçmişleri nedeniyle vermeleri gereken hesapları kabarıktı. Kılıçdaroğlu ise değişim diyenlerden farklı bakıyordu her şeye. Tıpkı şimdi feryat figan edenlere baktığı gibi bakıyordu o zaman da. Neye itiraz edildiğini anlayamıyormuş gibi davranıyordu. Bir kere ona göre ortada bir başarısızlık yoktu. İktidarın yalan videolarına, ithamlarına, [devrilen masalara rağmen](https://www.fayn.press/portre-meral-aksener/) kazanımlar vardı. Kolay mıydı o kadar oy almak? Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması bile bir başarıydı. CHP’lilerin hakkı olan milletvekili sıralarını, cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleyecek partilere tahsis etmek de yanlış değildi. Nasıl olsa kazanılacaktı o seçim ve tüm partilere grup kurabilecekleri sayıda milletvekili gerekliydi, yani en az 20 koltuk vermek şarttı, kazanmanın bedeliydi bu. Yer tahsis edilen milletvekillerinin bir kısmı şu sırada AK Parti saflarında. Kılıçdaroğlu baskı artınca, değişim taleplerine kulak vermiş gibi yaptı ama şartlar ileri sürdü. Zamanı geldiğinde yapılacak bir kurultaydan, koltuğunu ‘temiz’ bir isme devretmekten söz etti. Genel başkan olmak gibi bir derdi olmadığını, yakınındakilere söyletmeyi ihmal etmedi. Onlar da bunu söylerken yanına bir de “Kemal Bey kendi aday olmaz, aday gösterilir” tespitini de eklediler. Öyledir Kemal Bey çünkü oldum olası. O hiç istemez. Birileri hep onu ister. ## Yarım kalan mücadele CHP [38\. Olağan Kurultayı’na](https://www.fayn.press/chp-bitmedi-gitti-kurultayi/) böyle gitti. Kurultaya giderken yapılan ilçe ve il kongrelerinde değişimcilerle, değişimi zamana yayma taraftarları arasında kıyasıya mücadele yaşandı. Kurultay sabahına erişildiğinde tablo şuydu; o kadar yenilgi tatmış Kılıçdaroğlu o sandıktan tekrar çıkabilirdi. Vardı böyle bir olasılık. Yarış kıyasıya geçecekti. O kadar çok yenilmiş Kılıçdaroğlu’nun parti sandığından bir kez daha çıkabilme olasılığına şaşanlar olsa da öyleydi. Siyasete ve CHP’ye dışardan bakanlarda olur böyle şeyler. İçerden bakanlar ise bunun olabileceğini bilir. _This post is for paying subscribers only._ ### Palantir kötü, ya diğer teknoloji devleri? URL: https://www.fayn.press/palantir-kotu-ya-diger-teknoloji-devleri/ Last updated: 2026-06-17T13:08:51.000Z Yapay zeka yazılımları istihbarat toplamadan hedef vurmaya pek çok alandaki askeri görevlerde, Gazze’den İran’a, Ukrayna’dan Suriye’ye çeşitli sahalarda giderek [daha yaygın olarak kullanılıyor. ](https://fikirturu.com/jeo-politika/iran-savasinda-yapay-zeka-nasil/?ref=fayn.press)Ne var ki hedef her zaman askeri değil. Sivillerin gözetlenmesi hatta öldürülmesinde de bu teknolojiler kullanılıyor. Başrolde, geçenlerde [teknofaşizmin manifestosunu](https://www.fayn.press/silikon-vadisinden-fasizm-manifestosu-oldur-gozetle-yonet/) da yayınlayan Palantir adlı yazılım şirketi var. Ukrayna’dan İngiltere’ye, İsrail’den ABD’ye milyar dolarlık anlaşmalar yapan Palantir’in adı, Jeffrey Epstein belgelerinde 200’den fazla, patronu [Peter Thiel](https://www.fayn.press/palantirin-peter-thieli-en-az-tanidiginiz-en-tehlikeli-adam/) ise 2 bin 271 defa yer alıyor. Peki Palantir nasıl oldu da ABD Savunma Bakanlığı’nın yapay zeka programının omurgası haline geldi? ## Yapay zeka sistemlerine milyarlık bütçeler Pentagon, amiral gemisi olarak nitelendirdiği yapay zeka programı [Project Maven'i](https://www-independent-co-uk.translate.goog/news/world/americas/project-maven-ai-us-airstrike-iraq-anthropic-b2929138.html?%5Fx%5Ftr%5Fsl=en&%5Fx%5Ftr%5Ftl=tr&%5Fx%5Ftr%5Fhl=tr&%5Fx%5Ftr%5Fpto=tc&ref=fayn.press) 2017 yılında başlattı. İlk ortağı Google olsa da şirket, 3 binden fazla çalışanının itirazı üzerine projeden çekildi. Palantir işte o gün projeyi devraldı ve o zamandan beri başında. Palantir’in karanlık geçmişine dalmadan önce Gazze ve İran’daki sivil yıkımlar başta olmak üzere, savaşlarda nasıl rol oynadığına bakalım. Zira savaş teknolojilerinin geliştirilmesinde Palantir, tek başına değil. Yazılımlarında kullandığı verileri, hepimizin peynir ekmek gibi benimsediği Amazon, Gemini, Anthropic, xAI, Chat GPT’den topluyor. Bu şirketler, savunma sanayinden sağlık sistemine, daha büyük pay toplamanın peşinde. Ne de olsa milyar dolarlık bütçeler söz konusu: Pentagon, 2026’da yapay zekâ ve otonom sistemler için 13,4 milyar dolar[ ayırdı.](https://grantedai.com/blog/pentagon-ai-budget-beyond-darpa-funding?ref=fayn.press) Bu, ABD Savunma Bakanlığı'nın bu teknolojilere ilk kez bağımsız bir bütçe kalemi vermesi anlamına geliyor. Ayrıca Başkan Trump'ın 2027 mali yılı için sunduğu 1,5 trilyon dolarlık devasa savunma bütçesi teklifinde, AI ve otonom sistemlerin payının artacağı tahmin ediliyor. ## Hepsi ‘kanlı teknoloji’ mi? Filmi biraz daha geriye saralım mı? İsrail hükümeti ve ordusu, 2021'de Google ve Amazon Web Servisleri (AWS) ile 1,2 milyar dolarlık Project Nimbus anlaşmasını imzaladı. Bu türden işbirlikleri teknolojik araçları devasa bir istihbarat havuzuna dönüştürdü. _This post is for paying subscribers only._ ### Alperen’le 5G coşkusu: Sahanın yeni lideri Vodafone ile interneti 10’a katla URL: https://www.fayn.press/alperenle-5g-coskusu-sahanin-yeni-lideri-vodafone-ile-interneti-10a-katla/ Last updated: 2026-06-23T10:03:12.000Z Geldi, geliyor, az kaldı, hah şimdi derken… Nihayet Türkiye genelinde 5G kapsama hizmeti kullanıma açıldı. İstanbul dahil 81 ilde kademeli olarak 5 G hizmetine geçileceği için şebeke altyapısı kritik önemde. Her şey iyi güzel, peki nasıl bileceğiz hangi şebekenin daha hazırlıklı, güçlü olduğunu? ## Sahanın yeni lideri Vodafone [Vodafone](https://www.vodafone.com.tr/?ref=fayn.press), en güçlü ve geniş çaplı hizmetini vadediyor: Uluslararası bağımsız denetim kuruluşu P3, Vodafone’u Türkiye’nin en geniş 5G kapsamasına sahip operatörü ilan etti. Nasıl derseniz, 1-8 Nisan tarihleri arasında toplam 30 bin km2’lik alanda, global standartlara uygun ölçümler yaparak bu sonuca vardı. Çok da şaşırtıcı değil: Beş ayrı ülkede yatırım yapan, 40'tan fazla ülkedeki ortaklıklarıyla 360 milyonu aşkın müşteriye iletişim hizmetleri sunan Vodafone’un, internetin omurgasını oluşturan 70’i aşkın denizaltı kablo sisteminde kapasitesi mevcut. Ayrıca kapsama alanı dışında kalan bölgeler için yeni bir mobil uydu iletişim hizmeti geliştiriyor. ## 5G coşkusuyla interneti 10’a katlayın Şimdi, Türkiye’de en geniş 5G kapsama alanına sahip olduğunu duyurmak için Vodafone, yeni bir kampanya başlattı: Vodafone müşterilerine internetlerini 10’a katlama şansı! Nasıl mı? Yanımda uygulamasında her hafta, Vodafone mağazalarındaysa ayda bir kez düzenlenecek “Hediye Çarkı”nı çevirmeniz yeter. 21 Haziran’a kadar devam edecek yeni kampanyayı duyurmak için çekilen reklam filminde milli basketbolcu Alperen Şengün ve Vodafone’un reklam yüzü Cengiz Bozkurt kamera karşısına geçti. 0:00 /0:46 1× *Vodafone olarak, dünya genelinde en fazla ülkede 5G hizmeti veren bir numaralı mobil operatörüz. 1 Nisan’da 81 il ve 922 ilçede 5G sinyalini aynı anda vermeye başladık*, diyen Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin, ülkenin en geniş 5G kapsamasına sahip operatörü sertifikasını kazanmanın şerefine müşterilerini yeni kampanyaya katılmaya davet etti: *Beş kıtadaki 5G deneyimimizi Türkiye’deki yaygın kapsama gücümüzle birleştirmenin mutluluğunu yaşıyoruz. Tüm müşterilerimizin Hediye Çarkı’nda kazandığı interneti 10’a katlayacağız.* fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Telefon çalınca açmaktan korkanlardan mısınız? URL: https://www.fayn.press/telefon-calinca-acmaktan-korkanlardan-misiniz/ Last updated: 2026-05-31T06:22:19.000Z Televizyonda ünlü suç dizisi *Law and Order*’ı izliyordum. Dizinin açılış sahnesi dikkatimi çekti. Bir psikolog, savcı arkadaşına, bir annenin çocuğu için acil seans talep ettiğini söyledi. Sebebini de şöyle anlattı: *“Çocukları Cornell Üniversitesi’nde bekleme listesine alınmış. Kayıt ofisi de onunla telefonda görüşmek istiyormuş. Mülakat gibi, sonra kabul edilecek. Ama çocuk telefobisi olduğu için reddediyor. Ben de çocuğa, ‘Cornell’e mi gitmeyi istersin yoksa telefon etmemeyi mi?’ dedim. Çocuk, ‘Cornell kaderimde yokmuş’ dedi. Telefobi, salgın gibi oldu. Z kuşağı, Alfa kuşağı… Konuşmak dışında her şeyi yapabiliyorlar.”* “Telefobi” lafını duyunca şaşırdım açıkçası. Gerçek mi, değil mi diye de araştırmaya başladım. Sadece gerçek değilmiş, tahminimden daha büyük bir sorunmuş. Bu konuda yapılan birçok araştırma ve bilimsel makale var. ## Nedir bu telefobi? Telefobi’yi kısaca telefonla konuşma, arama yapma veya gelen çağrıyı cevaplama korkusu olarak tanımlayabiliriz. Son zamanlarda daha çok kullanılmaya başlanan terim ise “telefon anksiyetesi” ya da telefonla konuşma kaygısı. Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından hazırlanan ve ruhsal hastalıkların tanı kriterlerini belirleyen el kitabı DSM’de tek başına bir tanı başlığı olarak yer almıyor. Çoğu zaman sosyal kaygı, performans kaygısı, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kaçınma davranışlarıyla birlikte ele alınıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Yurttaşlar rejiminden vasiler rejimine URL: https://www.fayn.press/yurttaslar-rejiminden-vasiler-rejimine/ Last updated: 2026-06-02T17:33:56.000Z Türkiye'de uzun yıllar boyunca vesayet tartışmaları asker-sivil ilişkileri üzerinden yürütüldü. Sorun, seçilmiş siyasetçiler ile atanmış bürokratik elitler arasındaki güç mücadelesi olarak tarif edildi. Bu nedenle demokratikleşme de çoğu zaman bürokrasinin siyaset üzerindeki etkisinin azaltılmasıyla eş anlamlı görüldü. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, klasik anlamdaki bürokratik vesayet tartışmalarının ötesine geçmiş durumda. Yeni dönemde ortaya çıkan şey, toplumun farklı kesimlerinin kendi temsilcilerini seçme hakkının aşındırılması ve bunun yerine o toplumsal kesimler adına konuşma yetkisine sahip olduğu varsayılan “vasilerin” siyasal merkeze yerleştirilmesidir. ## Yeni rejim Aslında son dönemde hem Kürt siyaseti hem de CHP etrafında yaşanan gelişmeler bu yeni rejimin niteliğini anlamak açısından son derece öğreticidir. İlk bakışta birbirinden tamamen farklı iki süreç yaşanıyormuş gibi görünüyor. Bir tarafta Kürt meselesinde Abdullah Öcalan'ın yeniden merkezi aktör haline getirilmesi, diğer tarafta CHP'de Kılıçdaroğlu'nun mutlak butlan olarak sahneye dönerek yeniden siyasetin merkezine taşınması. Görünüşte farklı alanlarda yaşanıyormuş gibi görünen bu gelişmelerin ortak noktası ise demokratik temsil mekanizmalarının aşındırılması ve onların yerine toplum adına konuşacak vasilerin öne çıkarılmasıdır. _This post is for subscribers only._ ### Utanç görüntüleri URL: https://www.fayn.press/utanc-goruntuleri/ Last updated: 2026-05-25T11:56:28.000Z CHP Genel Merkezi'nde nöbet sürerken Kemal Kılıçdaroğlu destekçileri sabah saatlerinde kapıya dayandı. Saatler sonra ise polis, biber gazı ve plastik mermilerle genel merkeze girdi. O anlar, Türkiye’nin demokrasi tarihinde utanç görüntüleri olarak kayda geçti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ‘‘Biz sonuna kadar burada direnip eğer bizi buradan söküp atarlarsa da iktidar yürüyüşümüzü meydanlarda sürdüreceğiz. Biz sonuna kadar mücadele edeceğiz, sonunda da ne olursa olsun bedenimizi teslim alırlar ama mücadelemizi teslim alamayacaklar.” dedi. Fayn oradaydı. ### Yeni nesil sınıf farkı: dijital uçurum URL: https://www.fayn.press/yeni-nesil-sinif-farki-dijital-ucurum/ Last updated: 2026-06-01T13:51:16.000Z İnternete bağlanmak artık bir lüks değil, ancak orada ne kadar "var olduğumuz" yeni bir sınıfsal uçurum yaratıyor. İnternete erişim artık modern dünyada temel bir insan hakkı olarak kabul ediliyor. Ancak herkesin "çevrimiçi" olması, herkesin eşit olduğu anlamına gelmiyor. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi yürütücülüğünde, Ege ve İzmir Demokrasi Üniversiteleri ortaklığıyla yürütülen TÜBİTAK destekli yeni bir araştırma, Türkiye’deki dijital eşitsizliğin röntgenini çekiyor. İki yıl sürmesi beklenen çalışmanın ilk kitabı *Birinci Dereceden Üçüncü Dereceye Dijital Eşitsizlik* çıktı. Kitaptaki makaleler, sadece Wi-Fi şifresine sahip olmanın yetmediği yeni bir dönemi daha yakından görmemizi sağlıyor. Türkiye’nin ilk “Dijital Eşitsizlik Isı Haritası”, interneti bir fırsat kaldıracı olarak kullanan seçkinler ile pasif tüketici konumunda kalanlar arasındaki görünmez bariyerleri ve sınıfsal uçurumu ilk kez gün yüzüne çıkarıyor. Dijital kazanımların hayat kalitesini nasıl kökten değiştirdiğini farklı boyutlarıyla anlatıyor. ## Bağlantı var ama fayda eşit değil Dijital eşitsizlik tartışmaları yıllarca "bilgisayarı olanlar" ve "olmayanlar" arasındaki uçuruma odaklanmıştı. Ancak günümüzde bu uçurum, bireylerin teknolojiyi kullanma biçimlerine ve bu kullanımdan elde ettikleri sonuçlara kaymış durumda. Literatürde "Üçüncü Derece Dijital Eşitsizlik" olarak tanımlanan bu yeni aşama internetin hayatımıza ne kattığı ile ilgileniyor. Aynı zamanda *"Sadece BİT'e (Bilgi İletişim Teknolojileri) sahip olmak, internete erişim imkânı bulunmak bilgiye erişim ve bilgiyi üretimde adil bir rol üstlenilmesi için yeterli olmamaktadır,"* ifadesiyle adaletsizlik de vurgulanıyor. Bu yeni eşitsizlik türünde toplum ikiye bölünmüş durumda. Bir yanda dijital dünyayı finansal yatırım, eğitim, iş fırsatları ve siyasi katılım için bir kaldıraç olarak kullanan "dijital seçkinler", diğer yanda ise interneti sadece eğlence ve pasif içerik tüketimi için kullanan, dijital risklere daha açık hale gelen kesimler yer alıyor. ## Türkiye’nin dijital isı haritası neyi gösterecek? Türkiye’de ilk kez hazırlanacak "Dijital Eşitsizlik Isı Haritası", benzer altyapı ve cihaz imkânlarına sahip bireylerin neden dijital fırsatlardan farklı düzeylerde yararlandığını ortaya koyacak. Araştırma, sadece fiziksel erişimi değil; dijital becerileri, motivasyonu ve teknolojiden sağlanan somut faydaları mercek altına alıyor. Çalışmanın kuramsal çerçevesinde dikkat çeken en önemli tespitlerden biri, dijital dünyanın eski eşitsizlikleri yıkmak yerine onları beslemesi… Önümüzdeki dönemlerde de "internetin zamanla eşitsizlikler de dâhil olmak üzere çevrimdışı dünyanın bilinen sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkilerini giderek daha fazla yansıtması" öngörülüyor. Yani gerçek dünyadaki gelir, eğitim ve sosyal statü farkları, dijital dünyada yeni kılıflarla yeniden üretiliyor. ## Görünmeyen bariyerler TÜBİTAK destekli araştırmanın proje yürütücülüğünü Prof. Dr. Elif Korap Özel yapıyor. Araştırma ekibinde ise Prof. Dr. Şadiye Deniz, Doç. Dr. Mustafa Yalçın, Doç. Dr. Bengül Kavlak, İsmail Erol, Rabia Şimşek, Gülşah Gönülşen, Zeynep Özel, Görkem Özçınar ve Ege Çınar Tosun yer alıyor. Projenin danışmanlığını, dijital eşitsizlik çalışmaları deyince dünyada akla gelen ilk isimlerden olan Prof. Jan van Dijk yürütüyor. Kitapta yer alan dokuz farklı makalede dijital eşitsizlikten sosyal dışlanmaya, dijital vatandaşlıktan algoritmik önyargılara çok farklı başlıklar ele alınıyor. Araştırma ekibi dijital dışlanmanın sadece ekonomik nedenlerle değil, teknolojik tasarımların kapsayıcı olmamasıyla da ilgili olduğunu vurguluyor. Özellikle görme yetersizliği olan bireylerin görsel ağırlıklı arayüzlerde yaşadığı zorluklar veya sadece akıllı telefon üzerinden internete erişebilen (mobile-only) düşük gelirli kesimlerin profesyonel üretim süreçlerinden kopması, dijital eşitsizliğin en somut yansımaları arasında yer alıyor. Prof. Jan van Dijk’in kitabın da önsözünü yazdığı bu proje, Türkiye’de dijital politikalara yön verecek bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Dijital dünya artık hayatın bir parçası değil, ta kendisi ve bu dünyada kimlerin geride kaldığını anlamak toplumsal adaletin yeni anahtarı olarak görülüyor. 🦉 Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Tatil deyince aldı beni bir gülme URL: https://www.fayn.press/tatil-deyince-aldi-beni-bir-gulme/ Last updated: 2026-05-26T13:02:23.000Z Fayn Haftalık’tan selamlar. Arkamıza yaslanıp azıcık soluklanmayı, salyangoz misali yavaşlayıp kendi içimize çekilmeyi hayal ediyorduk ama hayallerimizin üstüne mutlak butlan düştü. Oysa bu haftayı esnek çalışma saatlerinden bahsedenlere savaş açarak, Mehmet Akif Ersoy iddianamesini okuyarak, Millî Mücadele kahramanı gençleri anarak geçirmiştik. Gittiğimiz Manifest konseri yanımıza kar kalmıştı, ne kadar baygınlık verici olsa da ROK’un yeni sezonuna da başlamıştık. Gelecek hafta ekip olarak bayram tatiline gitme planı yapmıştık. 29 Mayıs bültenini pas geçip 5 Haziran’da dönecektik. Bakalım, belki yine öyle yaparız. Ama yine de şimdiden iyi bayramlar. ## Butlanlı mutlakiyet dönemi Yakın dönem Türkiye siyasal tarihi, bugün bile etkileri hissedilen ve tartışılan onlarca yargı kararı ile malul bir tarih. CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada çıkan mutlak butlan kararı yani bu kurultayları geçersiz kılıp, eski CHP yönetiminin tekrar partinin başına getirilmesi de şüphesiz bu tarihi kararlardan biri olarak şimdiden tarih sayfalarında yer aldı. Böyle bir iklimde çıkan bu karar, belki yıllar sonra hukukun siyasete müdahalesinin sıradanlaştığı dönemin sembollerinden biri olarak okunacak. Belki de tam tersine, Türkiye’nin yeniden hukuk devleti olmasına giden yolda dönüm noktalarından biri olarak anılacak. Buna zaman karar verecek. Ama şu açık: Demokrasi yalnızca seçim yapmak değildir. Seçimlerin adil bir biçimde yapıldığına herkesin inanması ve bu inançtan doğan meşruluktur. O inanç zedelendiğinde, geriye sadece mutlakiyetçi kazananların değil, sistemin kendisinin tartışıldığı bir ülke kalır. [Butlanlı mutlakiyet dönemiDemokrasi yalnızca seçim yapmak değildir. Seçimlerin adil bir biçimde yapıldığına herkesin inanması ve bu inançtan doğan meşruluktur. O inanç zedelendiğinde, geriye sadece mutlakiyetçi kazananların değil, sistemin kendisinin tartışıldığı bir ülke kalır.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/butlanli-mutlakiyet-donemi_fayn-4760942aac7faa242924d8cefc83e5230720e4dbe154d540ed7b6866e4bfd309.webp)](https://www.fayn.press/butlanli-mutlakiyet-donemi/) ## Kim, ne dedi? CHP’de Özgür Özel, “mutlak butlan” kararı sonrası ilk mesajında “Teslim olmamayı vadediyorum” dedi. Kurultayda kaybettiği koltuğa 30 ay sonra mahkeme kararıyla dönecek olan Kılıçdaroğlu sukunet istedi. Bahçeli'den ise Kılıçdaroğlu'na “feragat” çağrısı geldi. Ekranlarda baskın seçim ihtimali konuşulmaya başladı bile. [Mutlak butlana kim, ne dedi?CHP’de Özgür Özel, ilk mesajında “Teslim olmamayı vadediyorum” dedi. Kurultayda kaybettiği koltuğa 30 ay sonra mahkeme kararıyla dönecek olan Kılıçdaroğlu sukunet istedi. Bahçeli’den ise Kılıçdaroğlu’na “feragat” çağrısı geldi. Ekranlarda baskın seçim ihtimali konuşulmaya başladı bile.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mutlakbutlan-cd38b4ff22a3f24208c77fafaf642cc4a36f8fdf17710365d9307cd0f8c43345.jpg)](https://www.fayn.press/mutlak-butlana-kim-ne-dedi/) ## İmamoğlu: Yargılamayı sandıkta siz yapacaksınız İBB davasının 11\. haftasında etkin pişmanlık ifadelerinin bazıları geri alındı, yeni tahliyeler geldi. Ekrem İmamoğlu ise hem diplomasıyla ilgili jet istinaf kararına hem de yargı sürecine sert çıktı: “Mahkemelerde yargılama yok. Yargılamayı siz sandıkta yapacaksınız.” [İmamoğlu: Yargılamayı sandıkta siz yapacaksınızİBB davasının 11\. haftasında etkin pişmanlık ifadelerinin bazıları geri alındı, yeni tahliyeler geldi. Ekrem İmamoğlu ise hem diplomasıyla ilgili jet istinaf kararına hem de yargı sürecine sert çıktı: “Mahkemelerde yargılama yok. Yargılamayı siz sandıkta yapacaksınız.”![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ibb-davasi-onbirinci-hafta_fayn-2-a77a35773b6bd66f2b434c6d5ad9550fa3e9d0cbc516969bcccd160f293799ba.webp)](https://www.fayn.press/imamoglu-yargilamayi-sandikta-siz-yapacaksiniz/) SPONSORLU ****Siz işinize odaklanın muhasebeyi** [****Robom**](https://robom.com/?ref=fayn.press) **halleder** Cirosu belirli bir sınırı aşan iş sahiplerini, ****1 Temmuz’a kadar e-faturaya geçme zorunluluğu** bekliyor. Ama merak etmeyin. Süreci sizin adınıza sorunsuz halledecek bir asistanınız var. ****Yapay zeka destekli ön muhasebe çözümü Robom**, tüm finansal süreçlerinizi daha akıllı ve verimli bir hale getiriyor. Gelir gider takibinizi de o yapıyor, e-fatura yönetiminizi de. Fatura kesmekten de anlıyor, cari hesap takibinden de. [****Bu linkten**](https://app.robom.com/register?ref=fayn), ****FAYN26** koduyla kaydolarak ****yüzde 50’ye varan indirim** fırsatlarından faydalanabilir, Robom’u keşfetmeye başlayabilirsiniz. Üstelik yıl sonuna kadar geçerli ****sınırsız** ****e-fatura kontörü ve bir yıllık e-imza hediye**. ## Polonya nasıl başardı? 1990’larda ucuz iş gücü deposu olarak görülüyordu. Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde Polonyalı tesisatçıların Batı Avrupa iş piyasasını istila edeceği öne sürülmüştü. Aynı Polonya bugün batarya üretiminden savunma sanayiine, yazılımdan oyun sektörüne kadar yüksek katma değerli alanlarda Avrupa’nın yeni üretim ve teknoloji üslerinden biri haline gelmiş durumda. Bu başarıdan alınacak derslere baktık. [Polonya nasıl başardı?Bir kuşak önce vatandaşlarına un ve şekeri karneyle dağıtan, işçilerine komşusu Almanya’nın onda biri kadar ücret verebilen Polonya bugün AB’nin lokomotif güçlerinden biri. Polonya nasıl başardı? Hukuk devleti olmak ekonomisini nasıl etkiledi? Bu başarıdan çıkarılması gereken dersler ne?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynSelim Çelebi![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/polonya-nasil-basardi_fayn-2-a0888db15f72efdc3a83f6996f1ee9c2f9468d5b498ac6b664eef5ff4053f06c.webp)](https://www.fayn.press/polonya-nasil-basardi/) _This post is for subscribers only._ ### Gündüz projenin, gece siparişin deadline’ına yetişme çabası URL: https://www.fayn.press/gunduz-projenin-gece-siparisin-deadlineina-yetisme-cabasi/ Last updated: 2026-06-01T13:12:18.000Z Başrolünde Şener Şen’in oynadığı Başar Sabuncu imzalı 1985 yapımı *Çıplak Vatandaş* filmini hatırlayanlar olacaktır. Film hakkında hiçbir bilgisi olmayanlar için biz bir özet geçelim: Filmin baş karakteri İbrahim (Şener Şen), dürüst, etliye sütlüye karışmayan ve kalabalık ailesini kıt kanaat geçindirmeye çalışan bir devlet memurudur. Maaşının yetmemesi üzerine mesai saatleri dışında limon satmaktan bulaşıkçılığa kadar birçok farklı ek işe girer. Ancak her geçen gün artan hayat pahalılığı ve bitmek bilmeyen borçlar onu köşeye sıkıştırır. Öyle bir köşeye sıkışır ki en sonunda malumun ilamı olarak sinir krizi geçirir. Kıyafetlerini çıkarır ve sokaklarda çıplak bir şekilde koşmaya başlar. Bu eylemi, sistemin getirdiği çaresizliğe karşı farkında olmadan gerçekleştirdiği bir "patlama"dır aslında. Sonrasında feleğin çarkı tam tersine işlemeye başlar ama yazımız filmin geri kalanıyla ilgilenmiyor; burada keselim. İşsiz birinin geçim sıkıntısı yaşaması kadar normal bir şey yok. Peki ya işi olan biri geçim sıkıntısı yaşıyorsa? Okul sıralarında yıllarca dirsek çürütüp “masa başı ve sigortalı bir iş” bulmuş bir beyaz yakalı mesela. Evet evet, artık durum bu. Bir zamanların en afili işçi sınıfı olarak görünen beyaz yakalılar artık o avantajlı görünen konumun çok uzağındalar. Aldıkları maaş, özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde geçinmeleri için yeterli değil. Kaç tanesi filmdeki Şener Şen gibi sinir krizi geçiriyor bilinmez ama şu bir gerçek ki ek iş yapmak, bir beyaz yakalı için artık elzem, hatta onların diliyle söyleyelim: Must. ## Her dört beyaz yakalıdan üçü geçim sıkıntısı çekiyor İstanbul Planlama Ajansı (İPA) tarafından hazırlanan 2025 tarihli "Beklentiler ve Gerçekler Arasında İstanbul’da Beyaz Yakalılar" [raporu](https://ipa.istanbul/yayinlarimiz/284/beklentiler-ve-gercekler-arasinda-istanbulda-beyaz-yakalilar?ref=fayn.press), bir dönemin refah simgesi olan bu kesimin günümüzde nasıl "kırılgan orta sınıfa" dönüştüğünü çarpıcı verilerle analiz ediyor. En son söyleyeceğimizi baştan söyleyelim, rapordaki en dikkat çekici bulgu, beyaz yakalıların gelir artışının diğer meslek gruplarının çok gerisinde kalması. 2011-2023 yılları arasında yönetici ve niteliksiz işçi gruplarında gelir artışı %1600’ü aşarken beyaz yakalılarda bu oran %1058,2 ile sınırlı kalmış. Bu erime döviz bazında daha net görünüyor: 2014’te 1.237,7 dolar olan ortalama aylık kazanç 2023’te 938,6 dolara gerilemiş. _This post is for paying subscribers only._ ### Bayramda İstanbul’da kalacaklar için gezilebilecek yerler URL: https://www.fayn.press/bayramda-istanbulda-kalacaklar-icin-gezilebilecek-yerler/ Last updated: 2026-07-23T20:00:14.000Z Bayram için planlar yapıldı, hazırlıklar tamamlandı. Yazlığına, tatile ya da memleketine gidemeyenler ise şehrin tadını çıkaracak. Tabii bayram sebebiyle bedava olan toplu taşıma kalabalığını ya da trafiği göze alırlarsa… Fayn, İstanbul’daki müzelerden konserlere, atölyelerden oyunlara, alternatif yürüyüş rotalarından yazar/sanatçı buluşmalarına bir seçki hazırladı. Önceliğimiz ücretsiz olanlar, ancak bütçeyi patlatmadan hoş vakit geçirebileceğiniz bazı etkinliklere, mekânlara da yer verdik. ## Bayramlık ücretsiz öneriler ### Konser, stand-up *Hava Kararınca - Gazhane, Kadıköy* Gazhane’deki halka açık konser ve gösteriler tam gaz devam ediyor. 22 Mayıs, Cuma, 20.00: Z kuşağının sevilen ismi Ayşegül Doğan sahnede. 25 Mayıs Pazartesi, 20.00: Genç sanatçı Sena Gül, sosyal medyada bilinen adıyla “Paptircem” yeni albümüyle sahnede. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/bbee585481864bd8b2723ef0903e2ae8-1.jpg) Sena Gül (Paptircem) *Terasta Caz* 22 Mayıs, 19.00 İmer Demirer Trio Kadıköy İstanbul Kitapçısı ### Söyleşi Sema Kaygusuz 23 Mayıs Cumartesi, 15.00 Beşiktaş İskele Kütüphanesi “Yazarlar İskelede” serisinde Sema Kaygusuz var. Ödüllü öykücü, romancı, senaryo yazarı Kaygusuz’un *Barbarların Kahkahası’*sını (2015, Metis) yeri gelmişken tavsiye edelim. Yazarın son kitabı yine Metis’ten çıktı: *Saf Canavar*. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/8af4b283b8a7624e3bb326903e911c86-1.jpg) Sema Kaygusuz Psikolog Bahar Kar ile “Yaratıcılık 101: Yaratıcı Bir Yaşam İnşa Etmek” 25 Mayıs Pazartesi, 19.00 Gazhane _This post is for subscribers only._ ### Fayn’dan bayramlık okuma önerileri URL: https://www.fayn.press/fayndan-bayramlik-okuma-onerileri/ Last updated: 2026-05-29T09:01:02.000Z Başladığından beri baş döndüren bir hızda geçen 2026 yılını yarıladık neredeyse. Bu yoğun tempoda dokuz güne çıkarılmış Kurban Bayramı tatili yalnızca ailemizle, arkadaşlarımızla vakit geçirmek için değil, dinlenmek, biraz yavaşlamak, geriye dönüp bakmak ve uzun zamandır ertelediğimiz şeylere yeniden zaman ayırmak için de iyi bir fırsat. Biz de Fayn’da bu uzun bayram tatilinde dönüp dönüp okunmayı hak ettiğine inandığımız yazılardan bir seçki hazırladık. Çünkü bazı metinler bizim tabirimizle her dem taze. Aradan haftalar, aylar geçse de güncelliklerini yitirmiyorlar; düşündürüyor, öğretiyor, bilgilendiriyor, eğlendiriyor, trendlere dikkat çekiyor, ilham veriyor, bir meseleyi daha iyi anlamaya yardım ediyorlar. Fayn’ı kurarken istediğimiz şey tam da buydu: hızla tüketilen içeriklerin arasında nefes alacak derinlikli içerikler sunabilmek. Sadece ne olduğunu anlatan değil, neden olduğunu da anlamaya çalışan; okurunu aceleyle bir sonraki habere değil, düşünmeye davet eden bir yayın yapmak. Bu yüzden bayram boyunca “iyi ki yazmışız” dediğimiz metinlerin küçük bir kısmını yeniden dolaşıma sokuyoruz. Türkiye siyasetine dair analizlerden şehir yazılarına, kültürden dış politikaya, insan hikâyelerinden uzun soluklu dosyalara uzanan bu seçkinin tatilde size iyi bir eşlikçi olmasını umuyoruz. Eğer Fayn’ı seviyor, burada kurmaya çalıştığımız bağı değerli buluyorsanız, bize destek olmanın en önemli yolu [abone olmak](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press). Bağımsız yayıncılık ancak okuruyla birlikte ayakta kalabiliyor. Bayram boyunca eski yazılar arasında kaybolun, yeniden düşünün, altını çizmek istediğiniz yerlere geri dönün. Biz de tatil dönüşü yeni hikâyelerle burada olacağız. ## Dijital detoks rüzgarı: Zihnini, dikkatini geri kazanmak isteyenler için Akıllı telefonlar ve yapay zeka hız ve kolaylık vaat ederken dikkatimizi ve düşünme kapasitemizi götürdü. Güncel araştırmalar, Z Kuşağının kendinden önceki kuşaktan daha az IQ puanı elde eden ilk nesil olduğunu ortaya koydu. Buna dur demek isteyenler için çeşitli dijital detoks uygulamaları… [Dijital detoks rüzgarı: Zihnini, dikkatini geri kazanmak isteyenler içinAkıllı telefonlar ve yapay zeka hız ve kolaylık vaat ederken dikkatimizi ve düşünme kapasitemizi götürdü. Güncel araştırmalar, Z Kuşağının kendinden önceki kuşaktan daha az IQ puanı elde eden ilk nesil olduğunu ortaya koydu. Buna dur demek isteyenler için çeşitli dijital detoks uygulamaları…![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynMine Akverdi Denktaş![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/dijital-detoks_fayn-4-388aa2b5c7a342d28887819fa4e91c4347785e0f974925fa121809755546cd75.webp)](https://www.fayn.press/dijital-detoks-ruzgari-zihnini-dikkatini-geri-kazanmak-isteyenler-icin/) ## Orban rejimi çökerken oligarklar da batan gemiyi terk ediyorlar Macaristan'da 9 Mayıs bir rejimin sonu, yeni bir dönemin başlangıcı olarak kutlanacak. 16 yıllık Orban iktidarını deviren Magyar, Meclis'te yemin ederek görevine resmen başlarken oligarklar ya çark ediyor ya kaçıyor, devlet kurumlarıysa hizaya giriyor. [Orban rejimi çökerken oligarklar da batan gemiyi terk ediyorlarMacaristan’da 9 Mayıs bir rejimin sonu, yeni bir dönemin başlangıcı olarak kutlanacak. 16 yıllık Orban iktidarını deviren Magyar, Meclis’te yemin ederek görevine resmen başlarken oligarklar ya çark ediyor ya kaçıyor, devlet kurumlarıysa hizaya giriyor.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynTarik Demirkan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/victororban-843e065dbb987ee779dc5d48da6d786eaa6e32331a23859a215941b5efc15bb2.jpg)](https://www.fayn.press/orban-rejimi-cokerken-oligarklar-da-batan-gemiyi-terk-ediyorlar/) ## Küçük Trump’lardan korunma rehberi Küstah, başkalarını hor görüp kendine her şeyi hak gören, yalancı, içi boş ve agresif karakterlerin en uç temsilcilerinden sayılan ABD Başkanı, dünyayı yakıp yıkıyor. Tek o mu? İşte, evde veya sosyal ortamda karşılaştığımız küçük Trump’ları tanıma ve onlarla baş etme rehberine buyrun. [Küçük Trump’lardan korunma rehberiKüstah, başkalarını hor görüp kendine her şeyi hak gören, yalancı, içi boş ve agresif karakterlerin en uç temsilcilerinden sayılan ABD Başkanı, dünyayı yakıp yıkıyor. Tek o mu? İşte, evde veya sosyal ortamda karşılaştığımız küçük Trump’ları tanıma ve onlarla baş etme rehberine buyrun.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynMehveş Evin![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/trumplardan-korunma-rehberi_fayn-2-1f35b523c4a63f4de65a0d8dd1cbd44d93abe5e56d12a72113b9be086cf17449.webp)](https://www.fayn.press/kucuk-trumplardan-korunma-rehberi/) _This post is for subscribers only._ ### 54 yaşında, anda ve her zamankinden daha samimi: İstanbul Müzik Festivali URL: https://www.fayn.press/54-yasinda-anda-ve-her-zamankinden-daha-samimi-istanbul-muzik-festivali/ Last updated: 2026-06-06T11:33:17.000Z İstanbul Müzik Festivali’nin yarım asrı geçen mazisine şöyle bir dönüp bakınca, klasik müziğin kanonik isimlerinin büsbütün yıldızlaştığı sahneler canlanıyor gözümüzde. Ne var ki festival yalnızca bu görkemli anlardan ibaret değil. On yıllara yansıyan kültürel dönüşümü temsil eden, hatta ezberbozan müzisyenlerin sahnede yarattığı cazibe de hafızamızda. Dünya ölçeğinde sanatçılarla birçok dinleyici için ilk kez canlı karşılaşma alanı sağlayan festival, boşuna İKSV festivallerinin de amiral gemisi değil yani! Bu sene 11-25 Haziran’da 10 gün boyunca 14 mekâna yayılacak programı takibe alırken ‘klasik müzikten anlayan kemik kitlesine hitap eden bir program’ gibi sıradan, sabit fikirleri bir kenara bırakın. Zira 54 yaşında daha girişken, daha deneyim odaklı ve her zamankinden samimi bir program bizi bekliyor. ## Müzikle “anda kalmak” Her sene önceden belirlenen bir ana tema üzerine kurulan festival programı bu sene “Ânın İçinde” olarak seçilmiş. Bu temanın, hızla akıp geçen zamanın ve hayatın geçiciliğine işaret ettiği ortada. “Anda kalmak” meselesinin üzerine basıla basıla öğütlendiği günümüzde müziğin de bundan azade olmadığı şüphesiz. Düşünsenize, izlediğiniz her bir konser, müzik türü ne olursa olsun tam da o ana özgü ve biricik değil mi? Müzik Festivali’nin teması da canlı müziğin yalnızca o âna ait olan, tekrar edilemeyen hissini merkeze alıyor. _This post is for subscribers only._ ### Freiburg: Bir ihtimal daha var URL: https://www.fayn.press/freiburg-bir-ihtimal-daha-var/ Last updated: 2026-05-22T04:12:52.000Z 2026 Dünya Kupası için geri sayım sürerken futbol romantikleri için Panini albümüne çıkartma toplamanın heyecanı yine dört bir yanı sardı. Fakat oyuncu kartlarını tamamlamanın büyüsü hiçbir zaman yalnızca son boş sayfayı doldurmak olmadı. Asıl mesele, eksik parçanın peşine düşmekti. Aynı futbolcudan üç tane çıkınca söylenmek, okul teneffüslerinde takasa girmek, elindeki fazlayı verip sende olmayanı bulmak, bazı sayfaları haftalarca yarım bırakıp yine de ümidi kesmemekti. O koleksiyon birazcık emek, epeyce de sabır isterdi. Ama hepsinden önemlisi de eksik kalmaya tahammül... Bugünün futbolu da, severi de eksik kalmaktan pek hazzetmiyor. Kadroda boşluk mu var? Satın alalım. Oyun tıkandı mı? Topçuyu değiştirelim. Teknik direktör tutmadı mı? Yenisine geçelim. Bir sezon boşa mı gitti? Her şeyi çöpe atalım, sıfırdan başlayalım. (Şaşırmayacağımız üzere) Almanya'dan bir kulüp ise eksiklerini yalnızca piyasadan, sağdan soldan toplamadan; bekleyerek, eğiterek, aynı fikre tekrar tekrar dönerek, başarısızlığı da hikâyenin bir parçası hâline getirerek büyüdü. “Hayal kurmayın” diyenlere inat Freiburg bunu başardı. Evet, İstanbul’da, Beşiktaş Park’ta oynanan Avrupa Ligi finalinde Aston Villa’ya 3-0 kaybettiler. Kupayı kazanamadılar. Tarihlerindeki ilk Avrupa finalini kupasız kapattılar. Ama belki de hikâyenin değerini belirleyen o son eksik parça değildi. Hatta Freiburg'un öyküsü çıkartma değil de bir müzik albümüne benziyordu belki de. Ve o albümün son parçası şunu söylüyordu: Bir ihtimal daha var. ## Gürültüsüz şehrin sakin kulübü Freiburg’u anlamak için sadece sahada kalmamız yetmez. Merak etmeyin, futbola geri döneceğiz. Ama önce şehrin huyunu suyunu incelememiz gerekecek. Almanya’nın güneybatısında, efsanelere, edebi eserlere konu olan Kara Orman’ın kıyısında, yaklaşık 240 bin nüfuslu bir üniversite şehri Freiburg. Bisikletleri, çevreci mahalleleri, güneş enerjisi, Bächle adı verilen küçük su kanalları ve sükûnuyla bilinen bir yer. Bu şehirden çıkan kulübün, kendini dev aynasında göstermeye çalışmaması tesadüf değil. Zira Freiburg vitrinleri süsleyen değil, içerideki rafları doğru düzene kavuşturmaya çalışan bir kulüp. Stadyumu bile bunun parçası. _This post is for paying subscribers only._ ### Mutlak butlana kim, ne dedi? URL: https://www.fayn.press/mutlak-butlana-kim-ne-dedi/ Last updated: 2026-05-22T06:30:30.000Z [Butlanlı mutlakiyet dönemiDemokrasi yalnızca seçim yapmak değildir. Seçimlerin adil bir biçimde yapıldığına herkesin inanması ve bu inançtan doğan meşruluktur. O inanç zedelendiğinde, geriye sadece mutlakiyetçi kazananların değil, sistemin kendisinin tartışıldığı bir ülke kalır.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/05/butlanli-mutlakiyet-donemi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/butlanli-mutlakiyet-donemi/) 4-5 Kasım 2023’teki CHP Kurultayı için mutlak butlan kararı veren mahkeme, Genel Başkan Özgür Özel ile CHP’nin Merkez Yönetim Kurulu, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına hükmetti. Parti yönetimini toplayan Özgür Özel, ilk mesajını sosyal medyadan [verdi:](https://x.com/eczozgurozel/status/2057494200564801986?ref=fayn.press) > *“Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum. Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum. Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum.”* Özgür Özel, beş saat süren olağanüstü MYK toplantısının ardından da kameraların karşısına geçti. Özel, cuma günü Yüksek Seçim Kurulu'na başvuracaklarını söyledi, "*Siyasi partiler rejimine sahip çıkmasını bekliyoruz. Yargıtay'ın tedbir kararını kaldırmasını bekliyoruz."* dedi. Özel, şöyle konuştu: > *"Herkes bilsin ki ne CHP ne de Türkiye bu darbeye teslim olmayacak. Buradayız, darbeye sonuna kadar direneceğiz. Buradan sonra CHP'yi savunmak rekabetli bir seçimi savunmaktan başka bir şey değildir. Bizi teslim alırlarsa gelecek sandığı şimdiden teslim almış olurlar."* ## Genel Merkezi terk etmeme kararı Özgür Özel daha sonra da CHP Genel Merkezi önünde bekleyen partililere seslendi. *"Suçumuz kazanmak, suçumuz AK Parti'yi yenmek"* diyen Özel, kararın bir darbe girişimi olduğunu söyledi. Özgür Özel, genel merkezi terk etmeme kararı aldığını da açıkladı: > *"Şu andan itibaren tehlike ortadan kalkana kadar ve yeniden CHP'yi kimin yöneteceğine AK Parti'nin yargı kolları değil CHP'liler karar verene kadar bu binadayım, odamdayım, hiçbir yere gitmiyorum. Bu ne Özgür Özel'in kişisel mücadelesidir ne benim arkamda değişimin mimarlarının kendi kişisel ikbal mücadeleleridir. Biz bize teklif edilen rahat, ebedi muhalefet koltuklarını reddediyoruz. Majestelerinin muhalefeti olmayı reddediyoruz, sarayın muhalefeti olmadık, olmayacağız."* ## Kılıçdaroğlu aradı, Özel dönmedi Özel'e basın toplantısında, Kılıçdaroğlu'nun kendisini arayıp aramadığı da soruldu. Özel, Kılıçdaroğlu'nun aradığını ama kendisinin henüz dönmediğini söyledi. Özel, şöyle konuştu: > *"Daha önce şanla şerefle seçildiği CHP koltuğuna AKP ile dönmek isteyeceğine inanmak istemem. O telefon eğer yargının bu kararını meşrulaştırmaksa ben o kararla uzlaşmam. O kararla uzlaşırsam milletle uzlaşamam. Partimizin önceki dönem seçilmiş genel başkanıdır elbette telefonuna bir şekilde dönülecektir ancak bir butlan kararının meşru görmemi bekleyeceğini düşünem. Bunlar yaşanmasa bayram günü ben arayacaktım. O telefona dönüş saray yargısı kabullenme tutumu içinde olamaz.*" ## “Sevinç çığlıklarıyla birbirimiz kırmayalım” CHP Genel Başkanlığı’nı kurultayda kaybedip, mahkeme kararıyla geri alan Kemal [Kılıçdaroğlu da ilk açıklamasını ](https://x.com/kilicdarogluk/status/2057496655381860753?ref=fayn.press)sosyal medya üzerinden yaptı. Kullandığı ifadeler karardan memnun olduğunu gösteriyor. Kılıçdaroğlu, kenetlenelim, dedi. “İktidar yürüyüşünü devam ettireceğiz” diyerek de koltuktan kalkmaya pek niyetinin olmadığını gösterdi. *“Cumhuriyet Halk Partisi, kişisel ikbal arayışlarının mücadele alanı değildir.”* diyen Kılıçdaroğlu, mahkemenin kararı için *“Bir ayrışma vesilesi değil, asırlık çınarımızın altında kenetlenme fırsatı olmalıdır.”* ifadesini kullandı. Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: *“Gün; sevinç çığlıklarıyla birbirimizi kırma günü değildir. Gün; kırgınlıkları bir kenara bırakıp ciddiyetiyle, sükûnetle ve kucaklaşarak ayağa kalkma günüdür. Bu süreci ‘keşkelerle’ değil, ciddiyetle, parti kültürümüzden aldığımız samimiyetle ve ortak akıl ile yönetmek zorundayız.”* Kılıçdaroğlu, *“Şahsi ikballer değil, Türkiye’nin geleceği esastır. Bu kapsamda süreci; önceki dönem Genel Başkanlarımızla, Parti Meclisi üyelerimizle, milletvekillerimizle, il ve ilçe başkanlarımızla tam bir uyum ve iş birliği içinde yürüteceğiz.”* dedi. Kılıçdaroğlu mesajını şöyle bitirdi: *“Hiç kimse endişe etmesin, partimizi bu tartışmaların içinden çıkaracak ve iktidar yürüyüşünü devam ettireceğiz. Herkesi sükûnete ve ortak akla davet ediyorum. Biz bir aradayız!”* [Kılıçdaroğlu mutlak butlanı önceden biliyor muydu?Mahkemenin, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’nı “mutlak butlan” kararı ile iptal etmesinin ardından, Kemal Kılıçdaroğlu’nun karardan sadece bir gün önce yaptığı açıklama yeniden tartışılıyor. Seslendirilen soru şu: Kılıçdaroğlu kararı önceden biliyor muydu?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/kemal-kilicdaroglu-2f07d997bba0c6146d3d89b76a69478f8a3ea34cc778676ff08fb641dcfc921a.webp)](https://www.fayn.press/kilicdaroglu-mutlak-butlani-onceden-biliyor-muydu/) ## Bahçeli'den Kılıçdaroğlu'na feragat çağrısı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CNN Türk'te Hande Fırat'ın sunduğu programa açıklama gönderdi. CHP'de ortak aklın egemen hale gelmesi gerektiğini söyleyen Bahçeli, “Yargı kararını tanımıyoruz gibi çıkışlar boşunadır ve gereksizdir." dedi. Ama en dikkat çekici çıkışı, Kılıçdaroğlu'na yaptığı feragat çağrısıydı. > *"Sayın Kılıçdaroğlu, kendisine yapılan haksızlığın kabul edildiğini, bununla birlikte 13 yıl genel başkan olarak görev yaptığı bu köklü kurumu incitmemek, yaralamamak ve bir kaosa sebebiyet vermemek üzere tarihî bir sorumluluk üstlenmelidir. Hukukun da cevaz verdiği çerçevede Sayın Özgür Özel ile görüşerek CHP’nin geleceğine ilişkin bir ortak formül oluşturmak amacıyla feragat ettiğini belirtmelidir. Bu sonuç hem CHP’nin hem de ülkemizin yararına olacaktır. Aynı zamanda da bu tarihî sorumlulukla Sayın Kılıçdaroğlu hem CHP’nin kurumsal kimliğinin hem de CHP’ye gönül vermiş vatandaşlarımızın gönlünde müstesna bir yer edinecektir."* Bahçeli, Kılıçdaroğlu'nun alacağı kararın, hem istikrar hem de CHP'nin birlikteliği için daha hayırlı olacağını söyledi. Açıklaması şöyle: > *"Etrafımızın ateş çemberiyle sarıldığı bu atmosferde siyasî kaosa sebebiyet verecek güç kavgaları, hizip çatışmaları, parçalanmalar ve ufalanmalar hem siyasete hem de demokrasinin güçlenmesine sekte vuracaktır. CHP üzerinden bu yollara girişilmesi ise telafisi imkânsız yaralar açabilecektir. Geçmişte yaşanan bu tür olayların yarattığı travmalar Türk siyasî hafızasında saklıdır. Bu bağlamda, Sayın Kılıçdaroğlu'nun alacağı bu karar, istikrar ve CHP’nin birlikteliği açısından daha hayırlı olacaktır."* ## Mansur Yavaş: Bir iki ay içinde kongre toplansın Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da kararın amacının ana muhalefeti etkisiz hale getirmek olduğunu[ söyledi:](https://x.com/mansuryavas06/status/2057509715366621649?ref=fayn.press) *“Hukuki süreçler; siyasi partileri zayıflatmanın, bölmenin ya da tasfiye etmenin aracı hâline de getirilemez.* *Amaç; Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendi içinde tartışmaların içine çekmek, birlik duygusunu zedelemek ve Türkiye’nin ana muhalefetini etkisiz hâle getirmektir.”* Yavaş, yapılması gerekenin; gerilimi büyütmek değil, partinin kendi iradesiyle bir iki ay içerisinde kongre kararı alacağını açıklaması olduğunu söyledi. *“Bu süreci birlik ve beraberlik içerisinde, sükûnetle atlatmak; bize umudunu bağlamış milyonlarca insana karşı en büyük sorumluluğumuzdur.”* diyen Yavaş, *“Ben dahil bu sorumluluktan hiçbirimiz kaçamayız.”* ifadesini kullandı. Yavaş’ın diğer muhalif partilere de mesajı vardı: *“Bugün ihtiyaç duyulan şey; sadece Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi içinde kenetlenmesi değildir. Türkiye’nin demokrasiye, hukuka ve millet iradesine inanan tüm muhalefet kesimlerinin ortak akıl ve ortak vicdanda bir araya gelmesidir.”* ## Muhalefet partilerinden tepkiler DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Özgür Özel’i telefonla aradı, desteklerini ve dayanışma duygularını iletti. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat [Dervişoğlu, sosyal medyadan ](https://x.com/MDervisogluTR/status/2057489452600086907?ref=fayn.press)*“Millet iradesine karşı yapılan demokrasi dışı her türlü müdahaleye sonuna kadar karşıyız,”* dedi. Büyük harflerle *“Bizim gözümüzde; alınan butlan kararının, kendisi mutlak butlandır”* ifadesini kullandı. Türkiye İşçi Partisi, mutlak butlan kararını “Mevcut siyasi partiler düzenini tamamen tamamen kaosa sürükleyebilecek nitelikte” diye[ yorumladı. ](https://x.com/tipgenelmerkez/status/2057490114700276174?ref=fayn.press)TİP’ten yapılan açıklamada, “Kararın çıkmasına vesile olan ve koltuğa geçmeye niyetlenen herkes Saray’ın kuklasıdır.” denildi. ## Adalet Bakanı: “Süreci CHP delegeleri başlattı” Adalet Bakanı Akın Gürlek ise kameraların karşısındaydı. Gürlek, sürecin CHP delegelerin başvurularıyla başladığını, yine CHP’li delegelerin beyanları ve tanıklarıyla şekillendiği hatırlattı: *“Mahkeme, bazı delegelere menfaat sağlandığı veya vaatlerde bulunulduğu yönündeki iddiaların seçim sürecinin serbestliğini ve eşitliğini zedelediğini tespit etmiştir.”* Gürlek, kararın temyiz yolunun da açık olduğunu, herkesin karara saygı duyması gerektiğini söyledi. ## Siyasette sıcak günler CHP’de Özgür Özel ve ekibinin bundan sonra izleyeceği yol merakla bekleniyor. İlk mesajında teslim olmayacağını söyleyen Özel’in atacağı adımlar önemli. Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda güçlü bir aktör olan Mansur Yavaş’ın diğer muhalefet partilerine yaptığı çağrıya alacağı cevap da dikkatle izlenecek. Ama karar sonrası ekranlarda sorulan bir soru daha var: Sonbaharda baskın seçim olur mu? 💡 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Bağımsız ve nitelikli gazeteciliğe alan açma çabasına mütevazı bir tuğla da siz koyun, Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılın. [Abonelik seçeneklerini inceleyin](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press). ### Kılıçdaroğlu mutlak butlanı önceden biliyor muydu? URL: https://www.fayn.press/kilicdaroglu-mutlak-butlani-onceden-biliyor-muydu/ Last updated: 2026-05-22T04:21:15.000Z Kemal Kılıçdaroğlu, mahkeme kararıyla yeniden CHP’nin başına dönüyor. Ankara 36\. Bölge Adliye Mahkemesi, CHP'nin 38\. Olağan Kurultayı'na ilişkin açılan davada "mutlak butlan" kararı verdi. Özgür Özel, CHP Genel Başkanlığı’ndan uzaklaştırılıyor, Kemal Kılıçdaroğlu, kurultayda kaybeden ekibiyle beraber yeniden genel başkan oluyor. Zaten bir süredir iktidara yakın medyada, “Mutlak butlan kararı çıktı çıkacak, yazıldı UYAP’a yüklenecek” yorumları yoğunlaşmıştı. Şimdi de karardan sadece bir gün önce sosyal medyadan bir açıklama yapan Kılıçdaroğlu’nun kararı önceden bilip bilmediği tartışılıyor. ## “Bay Kemal”in arınma mesajı Mesajında kendisinden *“Bay Kemal”* diye bahseden Kılıçdaroğlu*, "Bir milletin geleceği, siyasetin aklıyla, vicdanıyla ve ahlakıyla şekillenir. Milletin helal sofraları, temiz siyasetle bereketlenir. Çünkü kirlenen siyaset; önce vicdanı çürütür, sonra ahlakı yok eder ve en sonunda da gözünü milletin ekmeğine diker. İşte bu yüzden siyaseti temiz tutmak ve milletin sofrasına bereketi taşımak; bu ülkede siyaset yapan herkesin namus borcudur.”* dedi. Kılıçdaroğlu, bu sorumluluğun, herkesten daha fazla CHP’lilerin görevi olduğunu savundu. CHP'nin kendilerine bırakılmış bir miras olmadığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: *"Partimiz, bizlere kutsal bir emanettir. Emanet kirletilemez. Emanete kara çalınamaz. Hele ki bu ulu çınarın gölgesi, haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla olamaz. Gerektiğinde arınmasını da bilir, iç muhasebesini yapmasını da. Ama yolundan asla dönmez. Çünkü bu yürüyüş, bir iktidar yürüyüşüdür. Çünkü bu yürüyüş, halkın umudunu yeniden ayağa kaldırma yürüyüşüdür.”* ## “Müzakere etmem” Kılıçdaroğlu, kendisinin susmasını veya başka şeyler söylemesini bekleyenler olduğunu söyledi. Milletin ve partisinin çıkarlarını kendi ikbali için müzakere etmeyeceğini, eğilip bükülmeyeceğini ifade etti. Kılıçdaroğlu şunları söyledi: *“İftiralarınız da tehditleriniz de vız gelir. Ben doğruyu söylerim. Ben hakikatin yanında dururum. 70 yılı aşkın ömrünü; bu halkın adalet kavgasına adamış, boğazından tek bir haram lokma geçmemiş ve evlatlarına bırakacağı tek mirası, verdiği ahlak kavgası olan Bay Kemal'den hiç kimse başka bir şey söylemesini asla beklemesin. Aklımız nefsimize uymasın, yolumuz dürüstlükten ayrılmasın, rehberimiz vicdanımız olsun."* ## CHP’li 21 vekilden destek Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu mesajını, 138 CHP’li milletvekilinden 21’i yeniden paylaştı. Böylece desteklerini gösterdiler. Bu milletvekilleri şunlar: Faik Öztrak, Gamze Akkuş İlgezdi, Deniz Demir, Hüseyin Yıldız, Mahir Polat, Rıfat Nalbantoğlu, Semra Dinçer, Sevda Erdan Kılıç, Barış Bektaş, Ali Fazıl Kasap, Mustafa Adıgüzel, Hasan Öztürkmen, Gürsel Erol, Ali Öztunç, Ali Karaoba, İnan Akgün Alp, Kadim Durmaz, Rahmi Aşkın Türeli, Orhan Sarıbal, İlhan Kesici, Gülizar Biçer Karaca ## CHP ne yapacak? Mahkeme kararıyla görevden uzaklaştırılan Özgür Özel, CHP Genel Merkezi’nde parti yönetimiyle birlikte toplandı. Şimdi gözler, Özel’in izleyeceği yol haritasında. fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız [****bu linkten**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) Fayn'a abone olabilirsiniz. ### Butlanlı mutlakiyet dönemi URL: https://www.fayn.press/butlanli-mutlakiyet-donemi/ Last updated: 2026-06-01T06:14:34.000Z Yakın dönem Türkiye siyasal tarihi, bugün bile etkileri hissedilen ve tartışılan onlarca yargı kararı ile malul bir tarih. CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada çıkan mutlak butlan kararı yani bu kurultayları geçersiz kılıp, eski CHP yönetiminin tekrar partinin başına getirilmesi de şüphesiz bu tarihi kararlardan biri olarak şimdiden tarih sayfalarında yer aldı. Kutuplaşmanın keskinleştiği toplumda herkes kararı kendi açısından okuyacak. Bugün verilen kararın hukuki dayanakları uzun uzun tartışılacak. Ancak tarih, siyasetin akışına yön verecek bu mutlak butlan kararını yalnızca hukuk usulü açısından değerlendirilmeyecek. Bu kararın çıktığı iklimi de hesaba katacak. O iklimi oluşturan unsurlar da belli: seçilmiş belediye başkanları yerine kayyum atamalarının yapıldığı, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı olası Cumhurbaşkanı aday adayının yine tartışmalı bir mahkeme kararıyla diplomasının iptal edildiği, adalete duyulan güvenin her geçen gün azaldığı, yolsuzluk iddialarının yoğunlaştığı, sivil toplum üzerindeki baskıların hissedildiği, halkın haber alma özgürlüğünü ağır bir biçimde zedeleyen bir medya ortamının oluşturulduğu gazetecilerin hapse atıldığı bir iklim. _This post is for subscribers only._ ### Polonya nasıl başardı? URL: https://www.fayn.press/polonya-nasil-basardi/ Last updated: 2026-06-17T21:27:01.000Z 1990’larda ucuz işgücü deposu olarak görülen, Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde Polonyalı tesisatçıların Batı Avrupa iş piyasasını istila edeceği korkularıyla tartışılan Polonya, bugün batarya üretiminden savunma sanayiine, yazılımdan oyun sektörüne kadar yüksek katma değerli alanlarda [Avrupa’nın yeni üretim ve teknoloji üslerinden biri ](https://www.dw.com/en/poland-economy-growth-consumption-germany-eu-integration-graphics/a-74375281?ref=fayn.press)haline gelmiş durumda. 2000’lerde Alman ekonomisinin çevresindeki düşük maliyetli taşeron ülke olarak görülen Polonya, [bugün büyüme temposuyla ](https://www.ebrd.com/home/news-and-events/news/2026/ebrd-expects-polish-economy-to-grow-by-3-7-per-cent-this-year.html?ref=fayn.press)durgunlaşan Alman ekonomisine karşı Avrupa’nın yeni dinamolarından biri olarak anılıyor. Hatta satın alma gücü paritesine göre Polonya’nın [2030’ların ortasında Almanya seviyesine ](https://wbj.pl/polish-economy-may-overtake-germany-and-soon/post/147182?ref=fayn.press)yaklaşabileceği öngörülüyor. Polonya’nın bu ekonomik başarısının arkasındaki dinamiklere bakmak için onu Macaristan ile karşılaştırmak iyi bir yöntem olabilir. Zira, Macaristan’da 12 Nisan tarihinde yapılan seçimlerde Fidesz Partisinin aldığı ağır yenilgiyle Başbakan Orban’ın 16 yıllık iktidarının sona ermesi eski bir soruyu tekrar gündeme getirdi. 2004 yılındaki genişleme dalgasıyla AB üyesi olan, geçmişleriyle birçok açıdan birbirine benzeyen ve orantılı olarak benzer miktarlarda AB fonu alan Polonya bir başarı hikayesi olurken Macaristan neden geride kaldı? Polonya neleri doğru yaptı, Macaristan yapamadı? Ve nihayet buradan çıkarılacak dersler neler? ## Bir zamanlar yoksul bir ülke vardı, bugün İsviçre’nin önünde Gerçekten de her iki ülkenin kapitalist çağa girdiği 1990 yılına dönüp baktığımızda Dünya Bankası verilerine göre Polonya’nın kişi başına GSMH miktarı 2021 sabit rakamlarıyla 12,8 ABD dolarıydı. Macaristan’ınki ise 21,3 ABD doları. Yani Macaristan, Polonya’nın çok daha önündeydi. 2024 yılına geldiğimizde Polonya’da kişi başı GSMH 45,1 dolara yükseldi. Macaristan için ise 40,7 dolarda kaldı. Özetle, bir zamanlar Polonya’dan oldukça zengin bir ülke olan Macaristan gelişme kaydetmesine rağmen kıyasen geri kalmış ve kalmaya da devam ediyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İmamoğlu: Yargılamayı sandıkta siz yapacaksınız URL: https://www.fayn.press/imamoglu-yargilamayi-sandikta-siz-yapacaksiniz/ Last updated: 2026-05-22T12:45:41.000Z İBB Davası’nda, başladığı 9 Mart’tan bu yana üçüncü kez aylık tutukluluk incelemesi yapıldı. 414 kişinin yargılandığı davada mahkeme dokuz ismin tahliyesine karar verdi. Mahkeme onbirinci haftaya, 18 Mayıs Pazartesi günü iş insanı Murat Kapki’nin yarım kalan savunmasıyla başladı. Savcılıkta verdiği “etkin pişmanlık ifadelerini” reddeden Kapki, İBB’ye yönelik yürütülen gizli soruşturmayı, şüphelilerin gözaltına alındığı 19 Mart 2025 operasyonundan yaklaşık beş ay önce öğrendiğini açıkladı: > *“Bana, 2024’ün ekim ayı gibiydi, Çetin Ayas diye bir arkadaş geldi. ‘Seninle, şirketlerinle alakalı bir gizli soruşturma yürütülüyor’ dedi ve gitti. Sonra ben bu Çetin’i aradım. Ocak ayının ilk haftası gibiydi, tekrar geldi. Dedi ki, ‘Bu dosya içerisinde nerede olduğunuzu, nasıl olacağınızı, ne olacağınızı hepsini açıklarız. Bununla ilgili bana bir 100 bin dolar para verirsen ön anlaşma olarak hani bunu bir görürüm, bakarım ne olacağını her şeyini anlatırım size’ dedi. Bu arada ben bunların hepsini savcıya ifademde anlattım.”* Bu sözler üzerine Mahkeme Başkanı *“İfadenizde var mıydı?”* diyesordu. İfadesinde bu isme ve söylediklerine yer verdiğini belirten Kapki, *“Ama Sayın Başkanım hiçbir şey yapılmadı ki. Kimse Çetin'i gidip arayıp bulmamış, kimse soru sormamış. Benim kardeşimi dahi alıyorlar, eşimi alıyorlar ama ona hiçbir şey yapmadılar.”* diye yanıt verdi. Soruşturmayı öğrenmesinin ardından TÜRGEV yöneticisi olan İsmail Kaan'a durumu anlattığını iddia etti: > *“O da 'Böyle bir şey varmış' dedi. ‘Sen mallarını benim üzerime geçir, hiçbir şey yapamazlar’ dedi. Dedim ki ‘İsmail, geçirsem bu sefer hani sıkıntı olmayacak mı? Bütün malları senin üzerine geçiriyorum, bu da belli olacak.’ ‘Bana hiçbir şey yapamazlar’ dedi.”* Kapki, AK Partili Osman Kaan'ın da oğlu olan İsmail Kaan'a sekiz gayrimenkulünü devrettiğini savcıya anlattığını ancak onunla ilgili de hiçbir işlem yapılmadığını anlattı: _This post is for subscribers only._ ### Sömürünün grameri: Türkiye’deki iş ilanlarının anatomisi URL: https://www.fayn.press/somurunun-grameri-turkiyedeki-is-ilanlarinin-anatomisi/ Last updated: 2026-06-01T13:12:13.000Z Her yıl 1 Mayıs geldiğinde işçilerin yaşadıkları sorunları masaya yatırıyoruz. Emeğin bir gün mutlaka hak ettiği yere kavuşacağına dair umutları tazeliyoruz. Bu sene de öyle oldu. Fakat emeğin güncel durumuna ilişkin sorunlar elbette hâlâ gündemde. O sorulardan biri de şu: Yayınlanan açık kaynak iş ilanlarına baksak ne görürüz? 10 dakika konuşma alanı için bir araba parası ödenen iş zirvelerindeki CEO oturumlarında anlatılan ışıltılı dünyayı mı yoksa gittikçe ilkelleşen çalışma hayatımızı mı? Bu soruya yanıt vermek için iş ilanlarını yapay zeka nesnelliği ile taradık. Yapay zekanın ortaya koyduğu tablo güncel platformlarda denk geldiğimiz bazı iş ilanlarının bizi neden çileden çıkardığının yanıtını da verdi. Araştırmada Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartlarını referans aldık. Dört farklı yapay zeka modelinin (ChatGPT, Claude, Perplexity ve Gemini) sunduğu sonuçları Notebook LM ile derledik. ## ChatGPT’ye esnek çalışma saatleri demeyin ChatGPT’nin sektörel acımasızlık haritasının en başında dijital ajanslar, start-up’lar, e-ticaret ve medya sektörü var. Acımasızlıkta onları küçük teknoloji şirketleri ve satış/business development alanları takip ediyor. ChatGPT’nin görece daha regüle bulduğu alanları kurumsal şirketler, bankacılık ve büyük holdingler oluşturuyor. ChatGPT’nin tespit ettiği en yaygın sorunlu ifadelerden biri, esnek çalışma saatleri. Zira bu aslında sınırsız mesai demek. Genç ve dinamik ekip ifadesi ise örtük bir yaş ayrımcılığının işareti. Yine yaygın şekilde tespit ettiği "yoğun stres altında çalışabilen", "yoğun tempoya dayanıklı" gibi ibareler ise ChatGPT'ye göre sağlıksız çalışma koşullarının normalleştirilmesi olabilir. _This post is for subscribers only._ ### Salyangozlar: İlham yüklü yumuşakçalar URL: https://www.fayn.press/salyangozlar-ilham-yuklu-yumusakcalar/ Last updated: 2026-05-21T16:12:38.000Z Sinemaya da uyarlanan *Trendeki Yabancılar* ve *Yetenekli Bay Ripley* kitaplarının yazarı [Patricia Highsmith’in](https://tr.wikipedia.org/wiki/Patricia%5FHighsmith?ref=fayn.press) (1921-1995), 300 evcil salyangozu olduğu söylenir. 20\. yüzyıla polisiye kitaplarıyla damga vuran yazar, yıllarca salyangozlarıyla da konuşuldu hep. Katıldığı davetlerin bazılarına, içinde bir marul ve salyangozlarının bulunduğu devasa el çantasıyla gittiği bile anlatılıyor. Yazar Highsmith, salyangoz sevgisinde abartıya kaçmış olabilir belki ama yüzlerce yıl geriye gittiğimizde bile salyangoz ve insan etkileşimine dair çok daha fazlasına ulaşmak mümkün. Evi sırtında dolaşan bu sürprizli canlılar, insanlığa ilk zamanlarından bu yana ilham vermiş, tıpkı ağır ağır ilerlerken çizdikleri parlak çizgiler gibi hayatın her alanında kalıcı izler bırakmışlar. Bir salyangoza yakından şöyle bir baktınız mı hiç? İki anteni ucundaki gözlerini gördünüz mü mesela? Ya da üzerindeki spirallerle güzel bir sanat eserini andıran kabuğunu yakından incelediniz mi? “Yavaş” kelimesinin bile yetersiz kaldığı o yumuşak bedeninin ilerleyişini, uzun uzun gözlemleme fırsatınız oldu mu? Şu sıralar gözlemlemek ve anlamak için güzel zamanlar aslında. Çünkü en sevdikleri bahar yağmurları nedeniyle, daha çok karşılaşabiliyoruz salyangozlarla. Fakat maalesef onlarcası, dikkatsiz insanların ayakları altında ezilip yok oluyor. ## İlham kaynağı salyangozlar Antik çağlarda Sümerliler ve Babilliler, salyangozları ölümsüz olarak kabul ediyordu. Onlar için salyangozlar sonsuzluğun [sembolüydü.](https://factsaboutsnails.com/snails-in-human-culture/?ref=fayn.press) Antik Yunan’daysa doğurganlığın ve bereketin simgesiydi salyangozlar. Sarmal kabuğu, yaşam yolculuğuyla ve ruhsal evrimle ilişkilendirildi hep. _This post is for paying subscribers only._ ### Mehmet Akif Ersoy iddianamesi: Cinsel hayatı normal dışı bulundu, onlarca yıl hapsi istendi URL: https://www.fayn.press/mehmet-akif-ersoy-iddianamesi-cinsel-hayati-normal-disi-bulundu-onlarca-yil-hapsi-istendi/ Last updated: 2026-05-22T04:49:41.000Z Türkiye’nin günlerce konuştuğu medyaya yönelik uyuşturucu operasyonu hakkında hazırlanan iddianameyi anlatacağız bu yazıda. İddianamede şüpheliler listesinde yedi beyaz yakalı var: Bir haber kanalının eski genel yayın yönetmeni, bir YouTube içerik üreticisi, bir müzik yapımcısı, bir inşaat mühendisi, bir kripto para piyasası uzmanı, bir gayrimenkul uzmanı ve bir iş insanı. Suç örgütü kurarak uyuşturucu temin edip cinsel saldırıda bulunmakla suçlanıyorlar. Mağdurlar da aralarında bir haber spikerinin de yer aldığı 11 kadın. Sadece medyayla sınırlı kalmayan; iş dünyasından futbol kulübü başkanlarına, gece kulübü baskınlarından Sabancı ailesinin çocuklarının gözaltına alınmasına kadar sıçrayan uyuşturucu soruşturmalarının fitilini ateşleyen bu olayın, jandarmaya yapılan bir ihbarla başladığı ortaya çıktı. ## Kasım 2025’te yapılan ihbar 96 sayfalık iddianamede ihbarın kim tarafından ve nasıl yapıldığı belirtilmedi. Yalnızca 2 Kasım 2025 tarihli ihbarın özeti iddianamede yer aldı: > *“Habertürk televizyonunun genel yayın yönetmeni Mehmet Akif Ersoy, Ela Rumeysa Cebeci ve Merve Sarı uyuşturucu madde kullanmaktadır. Mehmet Akif Ersoy, çevresinde bulunan kadınlara uyuşturucu kullandırarak, kadınların iradesini zayıflatıp birden fazla kişiyle birlikte bu kadınlarla cinsel birliktelik yaşamaktadır.”* Jandarmanın ihbarı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na iletmesi üzerine soruşturma başlatıldı. İhbardan bir ay sonra da son yıllardaki soruşturmalarda sık sık karşılaştığımız “gizli tanık” ortaya çıktı. Bu soruşturmada da “Kanarya, Atak, Menekşe, Tanca ve Pembe” kod adlı tam beş gizli tanık ifadesi alındı. Ancak gizli tanık Atak, yukarıda saydığımız yedi beyaz yakalıdan biri. Bunu da iddianameden öğreniyoruz. İddianamedeki bilgilere göre, şüphelilerden biri gizli tanık olmak istedi. Ancak Atak kod adıyla gizli tanık olarak ifadesi alınan o ismin, delillerin incelenmesi sonucunda sanık olarak yargılanmasına karar verildi. Gizli tanık olarak verdiği ifade de dosyadan çıkarıldı. ## Operasyon bilgisi sızmıştı, Mehmet Akif Ersoy haberdardı İlk gizli tanık ifadelerinin ardından 5 Aralık 2025’te Habertürk ve Show TV’nin ekran yüzleri olan Ela Rumeysa Cebeci ve Meltem Acet ile Beyaz TV sunucusu Hande Sarıoğlu [gözaltına alındı.](https://www.fayn.press/uyusturucu-jetler-gizli-taniklar-ibbye-uzanan-dosyada-ne-oluyor/) Jandarma eşliğinde Adli Tıp Kurumu'nda kan ve saç örnekleri verdiler. Uyuşturucu madde kullanma ile suçlanıyorlardı ancak ifadelerinde kabul etmediler bu iddiayı. _This post is for paying subscribers only._ ### Asla sonlandırılamayan abonelik: ROK URL: https://www.fayn.press/asla-sonlandirilamayan-abonelik-rasim-ozan-ku/ Last updated: 2026-05-22T04:49:53.000Z Bazı insanların en belirgin özelliği şudur: Onlardan bir türlü kurtulamazsınız. Sizi çok rahatsız edecek şeyler yaparlar. İstediklerini o an elde etme prensibiyle, itinayla kendi hesaplarına çalışırlar. Zarar verirler. Ayıp ederler. Yaptıkları ayıplar ortaya çıkar. Kısa bir silkinmeyle yollarına devam ederler. Ortam da buna çok müsaittir. Murathan Mungan’ın meşhur sözündeki gibi, Türkiye’de insanlar her şey olur ama rezil olmaz. Her türlü irtibatınızı kesersiniz ama bir süre sonra yeniden, hiçbir şey olmamış gibi sırıtarak karşınıza çıkarlar. “Değişti mi acaba?” diye bir an şaşırıp yanılırsanız sizi yine aylar süren bir yeniden kurtulma döngüsüne hapsederler. Asla sonlandırılamayan bir abonelik gibi hayatınızda ve ekosisteminizde kalırlar. Herhangi bir konuda belirgin bir yetenekleri yoktur. Dişe dokunur bir becerileri yoktur. Bilgileri biraz ondan biraz bundan türünden, ortam koklayıcı, faydacı bilgidir. Tarzları kopyadır. Hayat, hikâye ve çevre kopyalarlar. En büyük becerileri dolaşımda kalabilmektir. İddia ve emek alanınız neyse kolaylıkla oralara sızarlar, zaten her şeyde gözleri vardır. Zararsız görünen hırs abideleridir bunlar. Neredeyse hiç gerçek arkadaşları yoktur ama kayda değer herkesle bir fotoğrafları vardır. Günümüzün hız ve riya bileşiminden yararlanırlar. Pek kimse kimseyi niyet ve kapasitesini gerçekten tanıyacak kadar önemsemediği için yerçekimsiz ortamda renkli bir çöp torbası gibi oradan oraya gezer dururlar. Sevgili Ayşe Karabat iki üç gün önce muzip bir mesaj atıp (kısaltmanın çağrışımlarına dair bazı eğlenceli başlıklar eşliğinde) bir ROK yazısı yazmak isteyip istemeyeceğimi sorduğunda aklıma hemen bu “asla kurtulamayacağınız insanlar” departmanı geldi. Kıkırdaşmalı mesajlaşmamız bile o kadar eğlenceliydi ki konunun antipatikliği de hemen siliniverdi gözümden. ## ROK hayatımıza nasıl girdi? Rasim Ozan Kütahyalı, uzun isminin gereğinden fazla yerine oturan kısaltmasıyla ROK, bu anlattığım, hemen hemen kimsenin sevmediği ama daima dolaşımda olan türün en ünlülerinden. ROK’a dair ilk tuhaf şey onca tantana ve krize rağmen bugün hâlâ ortalıkta olması değil galiba. Hayatımıza giriş biçimi. Çünkü büyük girişler genelde hatırlanır. Bir siyasetçinin siyaset sahnesinde yükseldiği belirgin anlar vardır. Bir sanatçı iyi bir eser verir. Bir yazarın akılda kalıcı yazıları ya da eseriyle karşılaşırsınız. Dönüp baktığınızda “Evet, hikâye burada başlamıştı,” dersiniz. _This post is for paying subscribers only._ ### 7’den 70’e herkesin ortak neşesi: Manifest URL: https://www.fayn.press/7den-70e-herkesin-ortak-nesesi-manifest/ Last updated: 2026-05-21T15:36:27.000Z Geçen sene kurulan ve bir yarışmayla seçilen kız grubu Manifest’in dört gün üst üste Ülker Arena’da vereceği konserlerin üçüncüsündeyim. [Türkiye’nin ilk T-pop’u Manifest’in sırrı ne?İzleyicilerin başından beri parçası olduğu bir yarışmayla seçilen pazarlama harikası Manifest, kısa süredeki popülerliğini neye borçlu? Çıkış yaptıktan bir ay sonra ilk konserini veren ve geçtiğimiz haftalarda ilk albümü çıkan bu grubun arka planını anlattık.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynSelin Öztunçman![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2025/06/manifest_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/turkiyenin-ilk-t-popu-manifestin-sirri-ne/) Tüm konserler için biletlerin tükendiğini biliyordum. İçerideki atmosferi gözlemlemek için heyecanlıydım. 21.00’de başlayacak konser için Ülker Arena’nın daha önce görmediği sayıda kız çocuğu, kafalarında renkli bandanalar ile sırada bekliyor. Ve tabii ki her birinin yanında bir abla, abi, anne veya baba. Ben bu konsere velisiyle değil arkadaşıyla gelen küçük bir azınlığa dahilim. İçeri girdiğimiz gibi ben ve arkadaşım tribündeki yerimize geçiyoruz. Heyecandan elimiz ayağımız titriyor dersem ne abartı, ne de yalan olur. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/data-src-image-c6a560f7-3a48-4de8-8f1b-a07e05697b78.jpeg) Arenadaki büyük ışıkların kapanmasıyla bağırışlar artıyor ve bekleyiş bitiyor. Öncelikle şunu söylemek lazım ki herhangi bir Manifest konseri boyunca duyduğunuz çığlık ve bağırışlar alışık olduğunuz türden değil. Çok daha tiz ve koordinasyon zayıf. Zira bilet sahiplerinin büyük bir kısmını tahmini 6 ila 12 yaş arasındaki kız çocukları oluşturuyor. Hatta arkadaşıma şakayla karışık diyorum ki *“Manifest çıkınca kulaklarımız kanayabilir, hazır ol!”* Arkamızda oturan 6 yaşlarında bir kız çocuğu daha grup sahneye çıkmadan ağlamaya başlıyor. Ablası, ben ve arkadaşım kıza gülümseyerek onun heyecanına ortak oluyoruz. Ve Manifest sahneye çıkıyor… ## Oturma düzenini yok sayan bir konser Her biri parıltılı ve kendileriyle özdeşleştirilen renklere sahip ayırt edici sahne kostümleriyle grubun üyeleri Lidya, Zeynep, Esin, Hilal, Mina ve Sueda sahneye çıkıyor. Tribünlerde bir oturma düzeni olmasına rağmen ilk şarkı başladığı gibi ayağa fırlıyoruz çünkü gerçekten elimiz ayağımız titriyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Milli Mücadele’nin gençleri URL: https://www.fayn.press/milli-mucadelenin-gencleri/ Last updated: 2026-05-20T15:03:17.000Z Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a adım attığı 19 Mayıs 1919, sadece bir kurtuluş mücadelesinin değil, aynı zamanda genç bir kuşağın ayağa kalkış hikâyesinin simgesiydi. Gelecek, gençlerin gücüyle şekillenecekti. Milli Mücadele’nin görünmeyen taşıyıcı kolonu da gençlerdi. Aralarından birçok isim işgal ve mücadele yıllarında öne çıktı. Biz de onların hikayelerini anlatmak istedik. ## Sivas Kongresi’nin genç ve gür sesi: Tıbbiyeli Hikmet Hikmet Mehmet, 1901 yılında, Balıkesir’in bugün adı Savaştepe olan Giresun nahiyesinde doğdu. Mondros Mütarekesi’nin ardından İstanbul’un işgal edildiği günlerde, askeri tıp okulunun üçüncü sınıfına giden genç bir öğrenciydi. 14 Mart 1919’da arkadaşlarıyla birlikte gerçekleştirdikleri bir protesto eylemi sırasında ilk kez öne çıktı. İngiliz askerlerini atlatıp, işgal altındaki okullarının çatısına çıktılar. İki büyük Türk bayrağı astılar. Eyleme katılan tüm öğrenciler İngiliz askerleri tarafından tutuklandı. Sorgularında Sultan II. Mahmud’un 14 Mart 1827 Mekteb-i Tıbbiye’yi açmasını kutladıklarını söylediler. Serbest bırakıldılar ve yaptıkları eylemle 14 Mart’ın da Tıp Bayramı olmasının temellerini atmış oldular. _This post is for subscribers only._ ### Bahçeli’den “yeni yol haritası” ve “statü” çıkışı URL: https://www.fayn.press/bahceliden-yeni-yol-haritasi-ve-statu-cikisi/ Last updated: 2026-05-20T15:03:22.000Z MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024’te partisinin grup toplantısında yaptığı çağrıyla yeni sürecin [fitilini ateşlemişti](https://www.fayn.press/adini-siz-koyun-sureci/). Son dönemde de Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a statü verilmesiyle ilgili sözleri tartışılıyor. Bahçeli, 5 Mayıs 2026’daki grup toplantısında Öcalan için "Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü" önermişti. Bu kez de MHP’ye yakın Türkgün gazetesine [değerlendirmelerde](https://www.turkgun.com/gundem/mhp-lideri-bahceliden-turkgune-ozel-aciklamalar-terorsuz-turkiyenin-yeni-yol-haritasi/375214?ref=fayn.press) bulunan Bahçeli, *“Bugüne kadar ortaya konulan terörsüz Türkiye adımları az zamanda elde edilen önemli bir başarıdır ve artık sonuca ulaşacak hamlelerin de yapılması şarttır.”* dedi. ## “Gecikmeye mahal yok” Bahçeli, yapılanların ve söylemlerin karşılıklı anlam kazanması noktasında bir iletişim eksikliği olduğunu vurguladı. *“Bu noktada yeni aşama için bir yol haritası ortaya koymak, bu doğrultuda gerekli mekanizmaları harekete geçirmek gerekmektedir.”* diye konuştu. MHP lideri Bahçeli, Öcalan’ın örgüt üzerindeki etkisi ve iradesinin bu süreçte test edildiğini ve görüldüğünü söyledi. Bundan sonraki süreç için Öcalan’a “statü” talebini, biraz daha açarak tekrarladı: _This post is for subscribers only._ ### Rüyada geri dönenler ve kahkahaları URL: https://www.fayn.press/ruyada-geri-donenler-ve-kahkahalari/ Last updated: 2026-05-22T04:49:47.000Z [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/fayn-kitap-sayi-2_sponsor.png)](https://www.ithakiyayingrubu.com/?ref=fayn.press) K A T K I L A R I Y L A Uykusunu rüyayla noktalayanlar… Çoğumuz zaman zaman onların arasına girmişizdir. Hele bir de gördüğümüz rüyayı hatırlıyorsak… Anlamının peşine düştüğümüzü ya da merakımızı hangimiz inkâr edebilir! Söz konusu, rüyaların bize anlattıklarını çözmeye çalışmak olduğundaysa ne çok kişi var başvuracak. Ben hakkını edebiyatçılardan yana kullananlardanım. İlham verici oluyor ve sonu mutlaka keşifli okumalara varıyor. Geçenlerde bunu yine yaşadım. Gördüğüm rüya sonrasında kendimi Marguerite Yourcenar okurken buldum. Okuduklarıma geçmeden önce, sanırım rüyamdan bahsetmeliyim: Bir restorana giriyorum. Tek başımayım. Girer girmez hem en sevdiğim yazarlardan hem de arkadaşım, yakınım Selim İleri’yi (onu kaybedeli on altı ay oldu) yalnız başına görüyorum. Koşar adım masasına gidip karşısına oturuyorum. Şaşkın ve çok mutluyum. Şaşkınlığıma çok sevdiğim hınzır kahkahasıyla cevap veriyor. Sesi kulaklarımı dolduruyor. Capcanlı bir gülüş, tıpkı gerçekte olduğu gibi. Sevinçle “Demek geri geldiniz,” diyorum. “Evet, tabii,” diye cevap veriyor, halinden memnun. Devam ediyor: “Burcu, yeni bir kitaba başlayacağım. Adını buldum.” Merakla yüzüne bakıyorum. Kitabın ismini söylüyor, yüz ifadesinden içine sindiği belli. “O Gece… Ölüm Gecem”. Sesiyle, kahkahasıyla, yeni romanını tasarlamasıyla karşımdaki tam bir Selim İleri’ydi. Bu yüzden uyandığımda mutluydum. Bir yandan da yaşarken hayatını edebiyatla çepeçevre kuşatmış bir yazar olarak ölümü de aynı kapsayıcılıkta kuşatma ihtimalini düşünüp kendi kendime güldüm. Onu yakından tanıyanlar bu satırları gülerek okuyacaktır. Hatta Ayşe’nin, Lütfü’nün, Samiha’nın, Deniz’in, Ferhat’ın, Füsun’un ve Gülenay’ın güldüğüne eminim. Çünkü şu anda olduğu yerde, bahsettiği kitabı yazmaya başlamış olabileceğine ihtimal verirler. _This post is for subscribers only._ ### Kitap sayfalarından tiyatro sahnelerine URL: https://www.fayn.press/kitap-sayfalarindan-tiyatro-sahnelerine/ Last updated: 2026-05-18T04:28:43.000Z Tiyatro sahnemiz hemen her sezon, edebiyat dünyasından farklı türde eserleri; oyuncu, yönetmen, dramaturg ve tasarımcıların teatral bakışıyla yorumlayarak karşımıza çıkarıyor. Bir edebiyat eserinin sahne (ya da beyazperde) uyarlaması okurlar için hem heyecan verici hem de tedirgin edici bir deneyim olabiliyor elbette. Kitap sayfalarından tiyatro sahnelerine taşınan güncel uyarlamalardan heyecan uyandıranları derledik. Çağdaş edebiyat metinlerinden klasiklere, dünya edebiyatının kalemlerinden yerli yazarlara uzanan seçkiyi sezon boyunca takip edebilirsiniz. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/fayn-kitap-pazar-gundemi_kitap_sayi-2-1.webp) ## Bu Hikâye Senden Uzun Osman/Standarts Yapım _This post is for subscribers only._ ### Çevirmenin adı yok, cebi de boş URL: https://www.fayn.press/cevirmenin-adi-yok-cebi-de-bos/ Last updated: 2026-05-18T04:28:35.000Z Kitap çevirmenliği tuhaf bir meslektir. Bir okulu yoktur. Çoğunlukla yabancı dil bilen herkes çeviri yapabilir zannedilir. Dil bilmekle çeviri yapmak arasında güçlü bir bağ olduğu doğrudur, fakat çeviri dil bilmenin çok özel bir alanıdır. Çevirmen meslek erbabıdır; bu uğraş, inzivaya çekilmiş keşiş sabrıyla iğneyle kuyu kazmayı gerektirir. Üstelik Paul Ricoeur’ün *Çeviri Üzerine*’de dediği gibi “büyük güçlükleri ve küçük başarıları” olan bir alandır, asla mükemmeli yoktur. Aklında kelimeler uçuşup duran, cümle parçacıklarını nasıl birleştireceğini düşünen, sözlüklerle yatıp kalkan hülyalı çevirmen, her şeyden önce kitap okumayı seven biridir –çoğu zaman istismar edilen de bu merakıdır ya neyse–, fena halde güvencesizdir, sosyal güvenlik şemsiyesinin altına giremez bir türlü, günün birinde emekli olma umudu da yoktur. Fakat biraz hayat beceriksizi, biraz cebi delik olsa da çevirdiği kitaplarla (filmlerle, oyunlarla…) kurduğu derin ilişki üzerinden, mistik metinlerdeki öğretilerin, uçsuz bucaksız dünya edebiyatının büyük romanlarındaki insanlık hallerinin, sosyal bilimler çalışmalarındaki topluma, insana ve dünyaya dair analizlerin bilgisiyle şu koca dünyaya engin bir bakışla bakar. _This post is for subscribers only._ ### Köpeklerle bakışabilenlerden misiniz? URL: https://www.fayn.press/kopeklerle-bakisabilenlerden-misiniz/ Last updated: 2026-05-17T07:21:24.000Z _No content available._ ### Türkiye'nin Titanik'i: Üsküdar Vapuru Faciası URL: https://www.fayn.press/turkiyenin-titaniki-uskudar-vapuru-faciasi/ Last updated: 2026-05-18T04:29:34.000Z Türkiye’nin en acı deniz kazasını duymuş muydunuz? Yaklaşık 400 kişinin hayatını kaybettiğini, üstelik çoğunun lise öğrencisi olduğunu biliyor musunuz? Bugün çoğunluk hatırlamasa da 1958 Türkiye’si uzun bir süre bu trajediyi konuşuyor. _This post is for subscribers only._ ### İsmail Arı: Hangi dağ efkarlıysa orada oldum URL: https://www.fayn.press/ismail-ari-hangi-dag-efkarliysa-orada-oldum/ Last updated: 2026-05-19T05:05:32.000Z Gazeteci İsmail Arı, haberciliğin sessizlerin sesi olma ve kamu adına denetleme görevi yapma olduğunu hiç aklından çıkarmayan bir meslektaşımız. [BirGün](https://birgun.net/?ref=fayn.press) gazetesinde sayısız yolsuzluk ve rant haberleri yaptı, bu haberleri nedeniyle defalarca savcılığa ifade verdi. 16 Ocak’ta gazetesinin YouTube kanalında yayımlanan “Erdoğan Ailesinin Vakıfları” [yayınından](https://youtu.be/aI%5Fd%5FNUC4-A?si=wKtmp5v%5FuY3Q9uR6&ref=fayn.press) sonra yeni bir soruşturmayla karşılaştı. 21 Mart 2026’da, Ramazan Bayramı’nın ikinci gününde, aile ziyareti sırasında Tokat’ın Turhal ilçesinde gözaltına alındı. “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. Arı hakkında hazırlanan iddianame Ankara 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi tarafından [kabul edildi.](https://www.birgun.net/haber/muhabirimiz-ismail-ari-hakkinda-hazirlanan-iddianame-kabul-edildi-ilk-durusma-5-haziran-da-712253?ref=fayn.press) 2 yıl 3 aydan 8 yıl 3 aya kadar hapis cezası talep edildi. Davanın ilk duruşması 5 Haziran’da görülecek. İsmail Arı, tutulduğu ve Sincan Zindanı olarak tanımladığı cezaevinden yazılarına devam ediyor. Fayn’ın sorularını da avukatları aracılığıyla yanıtladı. **Biraz kendinizden bahseder misiniz? Nerede doğdunuz? Kaç yaşındasınız? Ne okudunuz?** İstanbul’un Sarıgazi semtinde doğup büyüdüm. Öyle varlıklı, hali vakti yerinde bir aile değiliz. Annem ve babam çalışkanlıklarıyla bilinen işçi ve emekçi insanlar. Babamdan hep alın terinin karşılığını almayı öğrendim. **Neden gazeteci oldunuz?** Lisede yaz tatillerinde çalışırdım. Liseyi bitirirken bir yol ayrımına geldim. Sosyal Bilgiler Öğretmenliği ile Gazetecilik okumak arasında kaldım. Her iki bölümde de topluma faydalı olacağımı düşündüm. "Öğretmen olup sorgulayan nesiller yetiştirmeliyim" diyerek önce tüm tercihlerimi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği üzerine yaptım. _This post is for subscribers only._ ### Bu anahtar hangi kapıyı açıyor? URL: https://www.fayn.press/bu-anahtar-hangi-kapiyi-aciyor/ Last updated: 2026-05-17T07:22:42.000Z Merhaba Fayn Haftalık’ın 112’nci sayısına hoş geldiniz. Hazırsanız gündemimiz de hazır. ## Çanlar Orbangiller için çalıyor Macaristan’da Victor Orban’ın 16 yıllık iktidarı sona erdi. İktidarı boyunca dümen suyuna girenler, onunla beraber zenginleşenler ya çark ediyor ya ufaktan kaçmanın yollarını arıyor. Aynı şey görevlerini yapmayan devlet kurumları ve onları yönetenler için de geçerli. Tarık Demirkan, Budapeşte'den yıkılan rejimin enkazından çıkması pek mümkün görünmeyenleri yazdı. [Orban rejimi çökerken oligarklar da batan gemiyi terk ediyorlarMacaristan’da 9 Mayıs bir rejimin sonu, yeni bir dönemin başlangıcı olarak kutlanacak. 16 yıllık Orban iktidarını deviren Magyar, Meclis’te yemin ederek görevine resmen başlarken oligarklar ya çark ediyor ya kaçıyor, devlet kurumlarıysa hizaya giriyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1256.png)FaynTarik Demirkan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/victororban.jpg)](https://www.fayn.press/orban-rejimi-cokerken-oligarklar-da-batan-gemiyi-terk-ediyorlar/) ## Ada’yı neler bekliyor? Brexit’in mimarlarından Nigel Farage’ın seçim zaferi Britanya’yı çarptı. Parti-şirket karışımı bir yapısı olan Reform UK devasa bir kampanya bütçesi ile girdiği İngiltere yerel seçimlerinde bin 431 belediye meclis üyesi çıkararak ve yüzde 26 oy oranıyla birinci parti olarak çıktı. Bu ne anlama geliyor ve Britanya’yı neler bekliyor? Dağhan Irak sandıkların ardından bildiriyor. [Nigel Farage’ın önlenebilir yükselişi: Britanya’da yolun sonu mu?Brexit’in mimarlarından Nigel Farage, bugün Britanya siyasetinin önemli aktörlerinden. Arkasında geniş bir medya desteği, küresel milyarderlerin sermayesi ve göçmen karşıtı sağ popülizm rüzgarı var. Farage ve Reform UK’in yükselişi kaçınılmaz mı yoksa hâlâ önlenebilir mi?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1257.png)FaynDağhan Irak![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/nigel-farage_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/nigel-faragein-onlenebilir-yukselisi-britanyada-yolun-sonu-mu/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/divider-fayn-is-birligi.png) # Kimse bilemez çektiğim o ağrıları ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/fibromiyalji_fayn-orzax-1-2.webp) [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/orzax-logo_fayn.png)](https://www.orzax.com.tr/?ref=fayn.press) K A T K I L A R I Y L A Uykuya dalmanız başlı başına bir mesele. Saatlerce uyusanız bile kendinizi bir türlü dinlenmiş hissetmiyorsunuz. Gün içerisindeyse zihninizi bir sisle kaplamış gibi. Sabah gözünüzü açtınız. Her yanınız sızlıyor, ağrıyor. Kaslarınız beton gibi. Sanki uyurken dayak yemiş gibisiniz. Gün içerisinde ağrılar biraz azalsa da ertesi sabah yine aynısını yaşıyorsunuz. Belin üstü ve altında yoğunlaşan, eklemlere yayılan ağrılar sızlama, batma veya yanma şeklinde. Bu ve benzeri semptomlardan mustarip olanlara genelde fibromiyalji teşhisi konuyor. Fibromiyalji Farkındalık Günü, sessizce bu ağrılarla mücadele edenleri görünür kılmayı amaçlıyor. [Kimse bilemez çektiğim o ağrılarıKronik ağrılar, yorgunluk, zihinsel pus, depresyon… Birden fazla semptomla tanımlanan fibromiyalji, Türkiye nüfusunun yüzde sekizinde görülüyor. Daha çok kadınların mustarip olduğu bir sendrom. Fibromiyalji Farkındalık Günü, sessizce bu ağrılarla mücadele edenleri görünür kılmayı amaçlıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1258.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/fibromiyalji_fayn-orzax-1.webp)](https://www.fayn.press/kimse-bilemez-cektigim-o-agrilari/) ## Kim kızdırdı benim portakalımı? ABD Başkanı Trump’ın arası İranlı Kürtler ile açık. “Kürtler bizde hayal kırıklığı yarattı” diyor. “Hep alıyorlar” diye itham ediyor. Kızıyor da kızıyor. Peki onu kızdıran tam olarak kim ve ne? Yavuz Sinangil, İranlı Kürt grupların tarihsel geçmişlerini ve farklarını yazdı. [Trump’ı “kızdıran” İranlı Kürt gruplar kim?ABD Başkanı Trump, İran’a karşı başlattığı savaşta ayaklandırmayı düşündüğü ama sonra vazgeçtiği İranlı Kürt gruplara hâlâ öfkeli. Onları, protestoculara gönderdikleri silahlara el koymakla suçluyor. Peki Trump’ın tepkisini çeken İran’daki Kürt gruplar hangileri, tarihsel geçmişleri, farkları neler?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1259.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-kurt-gruplari_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/trumpi-kizdiran-iranli-kurt-gruplar-kim/) ## Mesut Süre şikayetçi, kadınlar mutlu Geçen yıl ifşa dalgasında ismi geçenlerden biri de Mesut Süre idi. Süre, iddia sahiplerine dava açacağını söylemişti. Gerçekten de açtı. İddia sahipleri ve destek amaçlı paylaşımlar yapan kadınlar ise soruşturma kapsamında ifadeye çağrılmaktan mutlu. “Dava nadir bir fırsat olacak, sabırsızlıkla bekliyoruz” diyorlar. Tuğba Tekerek'in haberi. [Mesut Süre taciz iddialarına karşı dava açtı: Kadınlar mutluGeçen yılki ifşa dalgasında, hakkında taciz iddiaları ortaya atılanlardan biri de radyo programcısı Mesut Süre’ydi. Süre, iddia sahiplerinin sesi olan feminist podcastçi Tuluğ Özlü’ye dava açtı. İlk duruşma 3 Haziran’da. Özlü ise mutlu: Dava nadir bir fırsat olacak, sabırsızlıkla bekliyorum.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1260.png)FaynTuğba Tekerek![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mesut-sure_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/mesut-sure-taciz-iddialarina-karsi-dava-acti-kadinlar-mutlu/) _This post is for subscribers only._ ### İBB davasında 10. hafta: Neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-onuncu-hafta-neler-yasandi/ Last updated: 2026-05-14T19:01:45.000Z İBB Davası’nda onuncu hafta, davanın en önemli sanığı Ekrem İmamoğlu olmadan başladı. Çünkü İmamoğlu, İBB davasının görüldüğü salona 20 metre mesafede başka bir salonda casuslukla suçlanıyordu. Savcılara göre, İBB davasında örgüt kuran İmamoğlu, aynı zamanda da casustu. İBB Davasının onuncu duruşması görülürken, Ekrem İmamoğlu hakkında siyasal casusluk suçlamasıyla 20 yıla kadar hapis istenilen davanın da ilk duruşması görüldü. İmamoğlu’yla birlikte casusluk yapmakla suçlanan seçim kampanyalarının direktörü Necati Özkan, gazeteci Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün de duruşmada hazırdı. Davanın sanıklarından Hüseyin Gün aracılığıyla casusluk yapmakla suçlanan İmamoğlu savunma yaptı: > *“Devletimiz ve milletimiz adına utanç verici bir iddianame sonucu bir davayla muhatabız. Dolayısıyla benim muhatabım da Hüseyin Gün değil zaten. Yani, deli kuyuya bir taş atmış ve istiyorlar ki, diliyorlar ki birileri de o taşı çıkarsın. Ben açıkçası bu minik akıllı kişiyi muhatap almayacağım; ne taşıyla ne de kuyusuyla ilgilenmiyorum. Tümüyle boş bir iddianame olduğunu bilmeyen yok.”* Yargı saldırısı altında olduğunu söyledi: > *“Koltuğa yapışmış korku içerisinde bir zihniyetin, kendini dört defa yenmiş, milletin oyuyla beşinci defa yenilecek diye rakibini imha etme üzerine yürütülen yargı saldırısı altındayım. İşin özeti budur.”* Hakkındaki iddianamelerin bir sayfasını bile okumadığını açıkladı: > *“Gerek bile duymadım biliyor musunuz? Ne 4000 sayfalık İBB davasının ne bunun, bir sayfasını bile okumadım ve okumayacağım. Ama burası yeter; sonu: 'Siyasal casusluk suçunun, özellikle 2019 yerel seçimlerini manipüle etme suretiyle desteklenen şüpheli Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanması sağlanarak başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olunmasının amaçlandığı...' Suç mudur Sayın Başkan? İstanbul’da seçimi kazanmak, başta İstanbul olmak üzere ülkemiz siyasetinde söz sahibi olmak suç mudur Sayın Başkan?”* Hakkındaki suçlamayı absürt olarak nitelendirdi: > *“Gerçekten absürtlükte sınır tanımayan, yani utanç verici bu rezilliğe gerçekten bu suçlamaya karşı savunma yapmayacağım. Yani casusluk şuymuş, buymuş vesaire; bunların hiçbirine girmeyeceğim. Yargı eliyle her türlü baskıyı, hukuksuzluğu, düşman hukukunu yaşadım, yaşıyorum. Bir Bakan ağzıyla, bir şantajın bu ülkede nasıl yapıldığını yaşıyoruz. Bir ülkenin ana muhalefet liderine, bir Adalet Bakanı'nın şantaj yaparak, 'Bak senin hakkında itirafçı olacak' diye 3-4 hafta önceden konuşan bir Adalet Bakanı'nın var olduğu bir ülkede yaşıyoruz; bunları yaşıyorum.”* Hüseyin Gün ve manevi annesinin, seçimlerden sonra tebrik ziyareti için geldiğinde çekilen fotoğrafın dava dosyasına konulduğuna dikkat çekti İmamoğlu: > *“Allah’ıma şükürler olsun beni insanlar çok sever. Özellikle de hanımefendiler, teyzeler, anneler... Onun için böyle bir ziyaretten, böyle bir fotoğraftan suç çıkarmak olacak iş değil Sayın Başkan. Bize gönülden sevgisini hissettiren bir kadının yaptığı ziyaret.”* Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hem de MHP lideri Devlet Bahçeli’ye seslendi: > *“Milletin oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanına ve iktidar ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (lideri) Devlet Bahçeli’ye buradan çok büyük bir uyarıda bulunuyorum. Bu millet, bu bayrak, bu devlet risk altındadır. Böyle bir adalet anlayışı, böyle bir adalet bakanlığı, böyle bir süreç yönetimi Türkiye’nin bütün temel duruşunu zedelemektedir, devletin kurumlarını aşağılamaktadır.”* Davada Hüseyin Gün de savunma yaptı. Suçlamaların gerçek dışı olduğunu savunan Gün, Türkiye'de yapay zekâ yatırımı için bulunduğu sırada gözaltına alındığını ifade etti. *"Devletin gizli kalması gereken hiçbir bilgisini elde etmedim, paylaşmadım.*" diyen Gün, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından devlet adına yurtdışında görev yaptığını ileri sürdü. Eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından kendisine yetki verildiğini iddia etti. _This post is for paying subscribers only._ ### İstanbul’da zaman makinası var: Müzeverse URL: https://www.fayn.press/istanbulda-zaman-makinasi-var-muzeverse/ Last updated: 2026-05-14T11:21:37.000Z Ben bir müzeseverim. Görmek, dokunmak, hissetmek istediğim şehirleri, müzeler boş olsun da daha rahat gezeyim diye, sezon dışı zamanlarda deneyimlemeye çalışırım. Arkeoloji ya da tarihsel bir meseleyle ilgili müzeleri ayrıca severim. Orada sergilenen eserlere, objelere bakmak hayal gücümü harekete geçirir; o dönemi gözümde canlandırmaya çalışırım. Bazı müzeler hayal kurmama epey yardımcı olan unsurlarla doluydu. Mesela Danimarka’daki Middelaldercentret açık hava müzesi. Burası Orta Çağ'daki bir köyde hayatın nasıl olduğunu yalnızca gösteren değil, yaşatan da bir müzeydi. Canlandırma oyuncuları kuyulardan su çekiyor, dönemin yemeklerini pişirip ziyaretçilere servis ediyor, şövalyeler gibi savaşa hazırlanıyordu. Adeta zaman makinasıyla Orta Çağ'a gönderilmiş gibi hissetmiştim kendimi. Benzer özellikte ve çok etkileyici başka bir müze de Polonya’daki Varşova Ayaklanma Müzesi’ydi. 1944’te Nazi işgaline karşı 63 gün süren ayaklanmayı anlatıyordu. Klasik bir eser vitrini değildi, içeride gerçek savaş sesleri, kanalizasyon tünelleri replikaları vardı. Müzenin zemini de düz değildi, bazen daralıyor, moloz yığınlarının üzerinde yürüyormuş hissi veriyordu. İstanbul’da da benzer deneyimleri hem de 360 derece yaşatan bir yer var: Müzeverse. Galataport’taki Müzeverse’te sanal gözlüklerinizi takınca bambaşka bir deneyime adım atıyorsunuz. Bir Orta Çağ şatosunun dehlizlerinde gerçekten yürüyor, halkın yaşamına ortak olabiliyorsunuz. Dehlizlerde yürüyüp, kentin savunmasına katılabiliyorsunuz. ## Sanal alemde gezindiğinizi unutuyorsunuz Müzeverse’teki başka bir deneyim de Yaşamın Kökleri. Sizi bambaşka bir aleme götüren başlığı takınca kendinizi bir hikâyenin içinde buluyorsunuz. Charlie ve robotu Darwin sizi dünyanın ilk oluşum zamanlarına götürüveriyor. Lavların arasından yürüyüp kıtaların nasıl ayrıştığını gördükten sonra, dinozorların yaşadığı dönemleri dolaşmaya başlıyorsunuz. Kâh su altındasınız, kâh göklerde, kâh ormanlarda… Yok olmuş hayvan ve bitki türleri önünüzden geçiveriyor. Gerçekten de bir dinozor sürüsü burnunuzun ucuna kadar geliyor. Üstelik o kadar kuvvetli bir his ki, sanal bir alemde gezindiğinizi unutuyorsunuz. ## Mumyalama törenine bile katıldım Müzeverse’de yeni başlayan üçüncü deneyim de Piramitlerin sırları. Henüz görmedim ama daha önce Mısır Uygarlığını görmüştüm Müzeverse’de. O da inanılmaz güzeldi. Bir mumlayama törenine bile katılmıştım o deneyim sırasında. Yaşayan ve hissettiren, üstelik de epey öğretici bu deneyimler yaklaşık 45 dakika sürüyor. Etkisi ise uzun süre geçmiyor. Size aslında düz bir zeminde ilerlediğiniz gerçeğini unutturacak capcanlı bir deneyime hazırsanız, gidin görün, derim. 🦉 Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Borç her zaman yiğidin kamçısı mı? URL: https://www.fayn.press/borc-her-zaman-yigidin-kamcisi-mi/ Last updated: 2026-05-18T15:52:38.000Z *“İki arkadaşımla yolda yürüyordum ve güneş battı… Durdum, çitlere yaslandım, ölümüne yorgundum… Ve doğanın içinden devasa bir çığlık* [*hissettim*](https://emunch.no/HYBRIDNo-MM%5FN0644.xhtml?ref=fayn.press)*.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/sayilarin-arkasina-bakmak-01_fayn.webp) **Kaynak:* [**Munch Museum*](https://www.munch.no/en/The-Scream/where-can-i-see-the-scream/ ?ref=fayn.press) Norveçli ressam Edvard Munch, *Çığlık* eserine ilham veren o anı anlatmak için günlüğüne bu notu düşmüştü. Bu anın ürünü olan tablo, bugün dünyanın en tanınan eserlerinden biri. 1895 tarihli bu çalışma, 2012’de New York’taki Sotheby’s müzayede salonunda 12 dakika süren açık artırmada 119,9 milyon dolara [satıldı](https://www.bbc.com/news/entertainment-arts-17926519?ref=fayn.press). Birkaç versiyonu bulunan *Çığlık*’ı görmek isterseniz Norveç’in başkenti Oslo’da bulunan [Munch Müzesi](https://www.munch.no/en/this-is-munch/?ref=fayn.press)’ni ziyaret edebilirsiniz. Munch Müzesi, 26 bin 313 metrekare alanıyla tek bir sanatçıya adanmış dünyanın en büyük müzelerinden biri. Projesi 2008’de onaylanmasına rağmen kapılarını on yıl gecikme ve 200 milyon dolar bütçe aşımıyla 2021 yılında açtı. [*The Economist*](https://www.economist.com/finance-and-economics/2026/04/01/can-a-country-get-too-rich?ref=fayn.press)’in ifadesiyle müze, onu inşa eden ülkeyi özetliyor: Sofistike ve o kadar varlıklı ki para bir mesele değil. Gerçekten de öyle görünüyor. Dünya Bankası [verileri](https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.PCAP.PP.KD?ref=fayn.press) gösteriyor ki nüfusu 5,6 milyon olan Norveç’in 2024 yılındaki satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen geliri 91 bin 105 dolar. Norveç İstatistik Kurumu (Statistics Norway - SSB) [verilerine göre](https://www.ssb.no/en?ref=fayn.press) yıllık enflasyon %2,7\. Evet yanlış okumadınız, aylık değil, Şubat 2025 - Şubat 2026 dönemi için yıllık enflasyon %2,7\. Hatta Norveç Merkez Bankası (Norges Bank) 25 Mart 2026 tarihli toplantısında politika faiz oranını %4’te sabit tuttu. _This post is for subscribers only._ ### Ekmeğin hafızası: Beş bin yıllık Küllüoba ekmeği mutfak geleceğimiz için ne söylüyor? URL: https://www.fayn.press/ekmegin-hafizasi-bes-bin-yillik-kulluoba-ekmegi-mutfak-gelecegimiz-icin-ne-soyluyor/ Last updated: 2026-07-13T05:27:16.000Z Mutfak kültürü bizim kadar güçlü, mazisi binlerce yıllık gelenek ve birikimlere dayanan bir ülkede ekmeğin temsil ettiklerini saymakla bitirmek mümkün değil. Doyuruculuğu, bereketi, bize has tarifleri, gelenek ve ritüelleriyle nesilden nesle aktarılması gereken çok büyük bir miras. Anadolu, özellikle de Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan Bereketli Hilal olarak adlandırdığımız bölge, buğdayın anavatanı. İklimin zorlu koşullarında yetişebilen on binlerce tip atalık buğdayın kayda geçtiği bir coğrafyadan bahsediyoruz. Elbette bugün tarımda yaşadığımız tüm sistematik sorunlar, atalık buğdayın kaderini ve geleceğini de diğer yerel gıdalarımız gibi etkiliyor. Piyasada kolaylıkla ulaşabildiğimiz ya da fırınlardan satın aldığımız rafine un ve ekmekler, yüksek verimlilik almak ve standart ürün talebini karşılamak için üretilen ve yerel buğdaydan giderek uzaklaşan örnekler. Mümkün olduğunca düşük müdahaleli yöntemlerle yetişmiş atalık buğdaydan elde edilen ve taş değirmende öğütülen unun kıymeti, sadece damak tadıyla değil, aynı zamanda bu mirasın, gelenek ve kültürün korunup geleceğe taşınmasıyla da ilgili. Kısa bir süre önce basına duyurulup tanıtılan 5 bin yıllık Küllüoba ekmeği, bu anlamda bizim için güzel kapılar aralayabilecek sevindirici bir örnek. Eskişehir’deki Küllüoba Höyüğü kazılarında bulunan ve gernik, kavılca buğdaylarından yapıldığı tespit edilen Küllüoba ekmeği; hem tarım tarihimiz hem de pişirme tekniklerinin zaman içindeki gelişimi hakkında oldukça önemli bilgiler veren bir keşif. ## Orijinal tarife göre yeniden üretiliyor Göbeklitepe, Boğazköy, Çatalhöyük gibi kazı örneklerinden Anadolu’da tarımın, yerleşik hayata geçişin ve buğdayın 10 bin yılı aşan bir mazisi olduğunu zaten biliyoruz. _This post is for subscribers only._ ### Prof. Dr. Menderes Çınar: “Amaç, halkta karşılık bulmaya dayanmayan bir düzen kurmak” URL: https://www.fayn.press/prof-dr-menderes-cinar-amac-halkta-karsilik-bulmaya-dayanmayan-bir-duzen-kurmak/ Last updated: 2026-05-26T13:02:38.000Z 19 Mart 2025 tarihi Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktasıydı. Geldiğimiz noktada artık sayısını bilmediğim kadar CHP'li belediye başkanı hapiste, gerisi de “Her an ben de tutuklanabilirim” kaygısı yaşıyor muhtemelen. CHP’nin başında bir de mutlak butlan davası var, siyaset iyice sertleşti. Siyaset bilimci Prof. Menderes Çınar ile 9 Mayıs 2025’te [konuşmuştuk](https://www.fayn.press/prof-menderes-cinar-yapilmak-istenen-sandigin-ortadan-kaldirilmasi/), o söyleşide iktidarın daha da sertleşeceğini, davaların, tutuklamaların devamı gelebileceğini söylemişti. Bir yıl sonra geride kalan süreci ve bundan sonrasını konuştuk. **19 Mart'tan bugüne geçen süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?** 19 Mart aslında “Halkımız en az %65 sağcıdır, yelpazenin sağını tek başımıza olmasa bile müttefiklerimizle parsellediğimizde iktidarımız kalıcı olur” ezberini korumak için Türkiye demokrasisinin alamet-i farikası olan sandığı feda eden, dolayısıyla halkı, iradesini, taleplerini, şikayetlerini alakasızlaştıran gerici bir tasarımın belki de son adımıydı. Bu tasarımın ilk somut göstergesi 2015 Haziran seçimlerinin başına gelenlerdi. Böyle bir tasarıma girişmeyi mümkün ve hatta mecbur kılan iki husustan biri, demokrasi nosyonu yoksunluğu. Diğeri ise, Erdoğan’ın bizzat kendisi için tasarladığı, bütün gücü elinde toplandığı başkanlık sisteminin mantıki sonucunun iktidarın kimseye bırakılamayacak olması. Belki aileden biri hariç. CHP ve İmamoğlu gerçekçi bir iktidar alternatifi haline gelerek Erdoğan nezdinde hadlerini aşmış durumdalar. Bir çeşit “Siz nasıl benim yerime geçmek istersiniz, haddinize mi” tavrı söz konusu. CHP’nin iddiasını seçim kazanmaya dayandırdığı hatırlandığında, yapılmak istenen iş halkın failliğini gösterebildiği tek alan olan sandığı fiilen ortadan kaldırmak. Erdoğan’ın AKP’nin 8\. Kongresindeki “toksik demokrasi” kavramsallaştırmasıyla bu gündemi artık projelendirdiğini ve 19 Mart operasyonlarıyla uygulamaya koyduğunu daha önce[ yazmıştım](https://www.fayn.press/akpnin-8-kongresi-yeni-bardakta-eski-antitoksin/). Bu projenin uygulanmasında istikrarlı bir şekilde hatta yoğunlaştırarak ilerleniyor. Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak atanması da bir yoğunlaştırma hamlesi… > “CHP’nin halktan başka dayanabileceği bir güç yok.” **Sizce amaç tam olarak ne?** Etkili bir muhalefetin, gerçekçi bir iktidar alternatifinin olmadığı seçimsi bir seçim yapmak, sonra da er meydanına çıktık, kazandık diyerek siyasi meşruiyet ilan etmek. **Sizce toplum 19 Mart’tan bu yana yaşananları, bu gidişatı sürekli belediyelere yeni operasyonlar yapılmasını vs kanıksadı mı?** Ben kanıksadığını düşünmüyorum. Birçok insan burada normal bir şey olmadığını görüyor. Operasyonların devam etmesinden kanıksama sonucu çıkarılıyor galiba. Oysa CHP’nin bu operasyonları durdurmak, engellemek gibi bir iddiası olduğunu da sanmıyorum. Karşılaştığı haksızlığı, hukuksuzluğu, keyfiliği, kötülüğü dikkate alarak bunun nafile bir çaba olacağını görüyorlar sanıyorum. CHP’nin stratejisi, maruz kaldığı zulmü, bu zulmün halkımız ve demokrasimiz için ne anlama geldiğini halka anlatarak ve bunu yaparken yer yer Kurtuluş Savaşımızla analojiler kurarak, muhalefet enerjisini diri tutmak, Türkiye'yi sandığa taşımak ve sandıkta hesaplaşmak. Zaten halktan başka dayanabilecekleri bir güç yok. İmamoğlu’nun tutuklandığı sabah çektiği videoda kendini milletine emanet etmesi bu açıdan çok anlamlıydı. Bu iyi ancak madem meselemiz serbest seçim meselesi, bunun sadece CHP’nin meselesi olmadığını gösterecek girişimler de iyi olurdu. Farklı partilerin, elde kalan sivil toplum örgütlerinin aktif katkıda bulunduğu geniş bir Cumhuriyet veya demokrasi cephesi kurmak gibi. Bunu söylerken, herkesin kendiliğinden durması gereken doğal yerin, söz konusu demokrasimiz, hukukumuz, geleceğimiz olduğu için CHP ile dayanışma olduğunu unutuyor değilim. Ancak CHP, maruz kaldığı zorbalığın iktidara bugünkü ve gelecekteki maliyetini böyle bir cephe ile daha fazla artırabilecektir kanaatindeyim. Tabii böyle bir girişimde bulunduğunda belki beklediği ahlaki ve rasyonel desteği bulamayacaktır bazı partilerden. Olabilir. O zaman da saflar netleşecek, seçenekler sadeleşecektir. Mış gibi yapılacak bir dönemde değiliz artık. **Mitinglerin işe yaradığını düşünüyor musunuz?** Evet, mitingler önemli, en azından muhalefet enerjisini canlı tutuyor. Bir anlatı kuruyor, kimlik veriyor. Tepkinin görünür olmasını sağlıyor, bu görünürlükten bir yalnız olmama, dayanışma hissi doğuyor, kalabalıklar güç veriyor. Mitinglerin anlamını, mitingler olmasaydı ne olurdu diye düşünerek kavrayabiliriz. > “AKP bu şartlarda seçim yapmak istemiyor çünkü halk nezdinde karşılığı olan bir siyaset yapımcısı değil artık.” **Hemen her gün bir CHP belediyesine operasyon düzenlenirken Özgür Özel bir süre önce erken seçim çağrılarına ara seçim çağrısını da ekledi. Pek çok senaryo aynı anda konuşuluyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu konuyu?** _This post is for paying subscribers only._ ### Mesut Süre taciz iddialarına karşı dava açtı: Kadınlar mutlu URL: https://www.fayn.press/mesut-sure-taciz-iddialarina-karsi-dava-acti-kadinlar-mutlu/ Last updated: 2026-05-15T21:18:57.000Z *“Gözünün içine bakmayı da isterim açıkçası. İstediği kadar inkar edebilir orada. Çünkü ben biliyorum ne yaşadığımı.”* Ebru’nun gözünün içine bakmak istediği kişi, Mesut Süre. Komedyen ve radyo programcısı. Ebru için, kendi anlatımına göre, genç bir üniversite öğrencisiyken cinsel saldırı girişimine maruz kaldığı kişi. Ebru, yıllarca üzerini örttüğü iddiasını geçen yılki ifşa dalgasında dile getirmişti. Şimdi Mesut Süre kendisi hakkında öne sürülen taciz iddialarına karşı iftira diyerek davacı olunca Ebru için bir ihtimal belirdi: Mahkemede yüzleşme. Ebru *“Çok merak ediyorum; yüzü kızaracak mı?”* diyor. Bu arada Ebru, onun gerçek ismi değil. Geçen yıl Mesut Süre’yle ilgili yazdıklarını da anonim olarak paylaşmıştı. Olayların merkezinde taciz iddialarını kendi hesabından duyuran feminist podcastçi Tuluğ Özlü var. İftira davası da ona açılmış durumda. Özlü de davayı kadınların taciz iddialarını kayda geçirmek için “nadir bir fırsat” olarak görüyor, 3 Haziran’da Çağlayan Adliyesi’nde yapılacak ilk duruşmayı “sabırsızlıkla bekliyor.” Mesele biraz karışık, kadınların adalet arayışı ancak dolambaçlı yollardan mümkün. Gelin önce geçen yılki ifşa dalgasını hatırlayalım… ## Tuluğ Özlü: “Ses olmak istedim” Geçen yıl 21 Ağustos’ta başlayan ifşa dalgasında, sanat ve kültür hayatından pek çok erkek hakkında taciz iddiaları ortaya atıldı. _This post is for subscribers only._ ### Muhittin Böcek operasyonu: Baba oğul nasıl itirafçı oldu? URL: https://www.fayn.press/muhittin-bocek-operasyonu-baba-ogul-nasil-itirafci-oldu/ Last updated: 2026-05-18T06:48:21.000Z *“Muhittin Böcek de aslında anlatacak da, zamanı var. Böcek’in itirafçı olma durumu vardı.”* Bu sözlerin sahibi Adalet Bakanı Akın Gürlek’ti. Bu ifadeleri kullandıktan yaklaşık iki ay sonra da dediği gibi Muhittin Böcek itirafçı oldu. Hem de tutuklu yargılanan oğlu Gökhan Böcek ile birlikte. Antalya Büyükşehir Belediyesi operasyonuyla ilgili son yazımızda sürecin hedefinde doğrudan CHP lideri Özgür Özel’in olduğunu [anlatmıştık.](https://www.fayn.press/kizisan-iktidar-kavgasi-sizdirilan-goruntuler-ifadeler-kuralsizlik/) Bu yazımızda da Muhittin Böcek ve oğlunun nasıl itirafçı olduğunu anlatacağız. ## Özel’in iddialarına Akın Gürlek’ten karşı hamle Antalya Büyükşehir Belediye başkanı olan Muhittin Böcek Temmuz 2025’te yolsuzluk iddiasıyla tutuklandı. Bir ay sonra da oğlu Gökhan Böcek tutuklandı. Şubat 2026’da haklarında “irtikap, haksız mal edinme, kara para aklama” gibi suçlardan dava açıldı. Davada 41 sanık yer aldı. 44 yıl hapsi istenen Muhittin Böcek ve oğlu, 16 Mart’ta yargılanmaya başlandı. Davaları sessiz sedasız devam ederken baba oğul deyim yerindeyse iktidar kavgasının arasında kaldı. Kavga, 17 Mart 2026’da CHP lideri Özgür Özel’in Adalet Bakanı Gürlek’in mal varlığına dair çok ciddi iddiaları açıklamasıyla alevlendi. Özel’in bu hamlesine iktidarın yanıtı gecikmedi. Mal varlığı tartışılan Akın Gürlek bir gün sonra kameralar karşısına geçti. Böcek’in Antalya’dan aday gösterilmek için Özgür Özel’e rüşvet verdiğini iddia etti etti. > “*Özgür Özel’in amacı, asrın yolsuzluğu davasını (İBB) perdelemek ve Muhittin Böcek. Özgür Özel’in para isteme durumu vardı. Muhittin Böcek'in 15 Ocak 2024'te kendisinin aday olması için Manisa benzin istasyonuna gidip bir para verme iddiası var. Muhittin Böcek'in aday olması için 15 Ocak 2024 tarihindeki baz istasyon kayıtlarıyla sabit, Muhittin Böcek de aslında anlatacak da, zamanı var. Böcek’in itirafçı olma durumu vardı. Özgür Özel seçime girmesi için kendisinden bir şeyler istiyor. Muhittin Böcek de bunu veriyor. Bu hususun ben dikkate alınmasını istiyorum.”* ## Muhittin Böcek iddiaları kabul etmedi Bakan Gürlek’in açıkladığı bu iddianın kaynağı savcılığa yapılan bir ihbara dayanıyordu. Kim tarafından ve nasıl yapıldığı açıklanmayan ihbar, tutuklu yargılanan Böcek’e 4 Ağustos 2025’te soruldu. Akın Gürlek’in başsavcı olduğu dönemde İstanbul’dan gönderilen bir savcı, tanık sıfatıyla Böcek’in ifadesine başvurdu. İfadede Böcek’e önce ihbar okundu: _This post is for paying subscribers only._ ### Nigel Farage’ın önlenebilir yükselişi: Britanya’da yolun sonu mu? URL: https://www.fayn.press/nigel-faragein-onlenebilir-yukselisi-britanyada-yolun-sonu-mu/ Last updated: 2026-05-17T07:22:54.000Z Ünlü Alman sosyalist oyun yazarı Bertholt Brecht, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen başında sürgünde yazdığı *Arturo Ui’nin Önlenebilir Yükselişi*’nde ülkesinin faşizme savruluşunu, yarattığı Chicagolu mafya babası tiplemesi Arturo Ui üzerinden anlatır. İngiltere’de yerel seçimlerin, Galler ve İskoçya’da ise genel seçimlerin geride kaldığı şu günlerde, Ui’ye benzerlikleri dikkat çeken bir figürün, aşırı sağcı Reform UK partisi lideri Nigel Farage’ın önlenebilir yükselişini anlatmak gerekiyor. ## Nigel Farage kimdir? Nigel Farage, Britanya siyasetinde çok yeni bir isim değil aslında, çok sıradışı biri de değil. Tıpkı pek çok Muhafazakar Partili siyasetçi gibi Farage da aileden zengin, en pahalı özel okullarda okutulmuş biri. Bu okullar arasında pek çok zengin çocuğunun devam ettiği özel lise Dulwich College de var. Farage, siyasetle bu okulda tanışıyor ve 1978’de Muhafazakar Parti üyesi oluyor. En büyük kahramanı ise Britanya siyasetinin o güne kadarki en ırkçı figürlerinden Enoch Powell. Sınıf arkadaşları, Farage’ı keskin bir Yahudi düşmanlığı ve diğer etnik gruplara ettiği küfürlerle hatırlıyor. Bugünün İsrail yanlısı mitinglerinin davetlisi Farage için ilginç ama çok da şaşırtıcı olmayan bir mazi. Farage, bu okuldan sonra babası gibi borsacı oluyor ve siyasetle ilgisini de devam ettiriyor. 1990’lı yıllarda Avrupa karşıtlığı keskinleşirken, Enoch Powell’a olan –bugün reddettiği – derin hayranlığı devam ediyor. 1992’de Muhafazakar Parti hükümetinin Avrupa Birliği’nin ekonomik temellerini atan Maastricht Anlaşması’nı imzalamasını protesto ederek partisinden istifa ediyor. Bu yıllarda anlaşmaya karşı kurulan Avrupa karşıtı Anti-Federalist Birlik’in dönüştüğü Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’ne (UKIP) giriyor ve 1997 yılında liderliği ele geçiriyor. Aslında bildiğimiz Farage hikâyesi asıl burada başlıyor. ## Avrupa Parlamentosu’nda temsil Farage liderliğinde UKIP, kimsenin haberinin olmadığı küçük bir parti olmaktan çıkıp her yerde gözüken ve bol gürültü çıkaran bir yapıya sahip oluyor. Çift katlı kampanya otobüsleri, ülkenin para birimini andıran parti amblemi, Farage’ın Britanya pub’larında gezdiği basın turları bu zamanlarda ortaya çıkıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Kimse bilemez çektiğim o ağrıları URL: https://www.fayn.press/kimse-bilemez-cektigim-o-agrilari/ Last updated: 2026-05-15T10:13:24.000Z ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/orzax-logo_fayn.webp) K A T K I L A R I Y L A Uykuya dalmanız başlı başına bir mesele. Saatlerce uyusanız bile kendinizi bir türlü dinlenmiş hissetmiyorsunuz. Gün içerisindeyse zihninizi bir sisle kaplamış gibi. Sabah gözünüzü açtınız. Her yanınız sızlıyor, ağrıyor. Kaslarınız beton gibi. Sanki uyurken dayak yemiş gibisiniz. Gün içerisinde ağrılar biraz azalsa da ertesi sabah yine aynısını yaşıyorsunuz. Belin üstü ve altında yoğunlaşan, eklemlere yayılan ağrılar sızlama, batma veya yanma şeklinde. Bu ve benzeri semptomlardan mustarip olanlara genelde fibromiyalji teşhisi konuyor. Telaffuz etmesi kadar başa çıkması da zor olan bir sendrom bu: *Fibromiyalji tek bir bilinen nedenden ziyade bir dizi semptomla tanımlanıyor*, [diyor](https://med.stanford.edu/pain/about/chronic-pain/fibromyalgia.html%29?ref=fayn.press) Stanfordlu doktorlar. İşte fibromiyalji bu yüzden sıklıkla yanlış anlaşılıyor. Eskiden her şeyi kapsayan, pek de önemsenmeyen bir teşhisti. Artık günlük yaşamı derinden etkileyebilen karmaşık bir kronik ağrı sendromu olarak kabul görüyor. Fibromiyaljinin görülme sıklığı dünyada yüzde 2 ila 4 arasında. Fakat Türkiye’de çok daha yüksek… Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Işık Akgöl, Türkiye’de bu oranın yüzde sekiz oranında rapor edildiğini belirtip ekliyor: *Fibromiyalji, çoğunlukla kadınlarda görülür. Nadir olarak erkeklerde ve çocuklarda da rastlanıyor. Özellikle çocuklarda tanı akla zor gelir ve atlanabilir.* ## Kadınların sızıldanması diye yıllarca önemsenmedi Daha ziyade kadınların fibromiyaljiyle mücadele ediyor olması; yıllarca görünmez, bilinmez ve yanlış anlaşılan bir sendrom olmasını da açıklamıyor mu? Zaten fibromiyaljinin bir ağrı bozukluğu olarak kabul görmesinin ardında da bir kadın var: Prof. Eva Kosek. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/Kosek-Eva-bild-2-min-2-2-min-scaled.jpg) Prof. Eva Kosek İsveçli ağrı uzmanı, meslek hayatının başında ‘Neden var olmayan bir şeyi araştırıyorsunuz?’ sorularıyla karşılaşıyordu. Çünkü 1990'larda fibromiyalji tartışmalı bir teşhisti. Prof. Kosek, birçok farklı hastadan benzer hikayeleri duyduğu için araştırmalarını yoğunlaştırmış. *Tipik semptomlar arasında ağrıya karşı artan hassasiyet vardı. Normalde acı vermeyen şeylerin, örneğin pencereden gelen soğuk bir hava akımının veya birinin onlara biraz fazla sıkı sarılmasının, şiddetli ağrıya neden olduğunu söylüyorlardı*. *Bunun sadece sızlanmakla ilgili olmadığını, gerçek bir sorun olduğunu anladım,* [diyor](https://ki.se/en/research/popular-science-and-dialogue/interviews-and-portraits/supporting-those-with-fibromyalgia-pain?ref=fayn.press) Prof. Kosek. Prof Kosek’in araştırmaları sayesinde, fibromiyalji ağrı bozukluğu hakkında daha fazla bilgi edinildi. Günümüzde hastalar artık daha az şüpheyle karşılaşıyor. Son araştırmalarda, fibromiyalji hastalarının beyinlerinde ağrı sinyalleri işlenirken ölçülebilir farklılıklar tespit edildi. Gelişmiş nörogörüntüleme tekniklerini kullanarak, bilim insanları artık bu değişmiş ağrı yollarını görselleştirebiliyorlar. Stanford Ağrı Yönetimi Merkezi, fibromiyaljinin merkezi duyarlılıkla (beyin ve omuriliğin ağrı yollarında artmış hassasiyet) ilişkili olabileceğine dair artan kanıtlar da bulunduğunu açıkladı. Yani fibromiyalji hastaları ağrıyı farklı şekilde işleyebilir ve aynı uyarana diğerlerinden daha yoğun ağrı hissedebilir. ## Durmak bilmeyen bir hız trenine binmek gibi Fibromiyaljinin bilinen tek bir nedeni yok… Araştırmacılar, sinir sisteminin ağrıyı işleme biçimini etkileyen hem biyolojik, hem de çevresel birçok faktörü içerdiğine inanıyor. *Ağrıyı taşıyan nörolojik yollar ve ağrıyı beyinde işleyen merkezlerin bir ayarlama hatası oluyor. Sonuçta aşırı duyarlılık hali ortaya çıkıyor*, diyen Dr. Akgöl, hastalığın ana şikâyetlerini şöyle sıralıyor: Altı aydan uzun süren kronik ve yaygın ağrı, uyku bozukluğu, fibrofog adı verilen konsantrasyon bozukluğu ve sistematik düşünmede güçlük ile seyreden bir tablo, duygu durumda bozulma ve sıklıkla depresyon, düşük enerji, kronik yorgunluk, tükenmişlik. Anlayacağınız fibromiyalji, durmak bilmeyen bir hız trenine binmek gibi. Çıkış yolu veya çıkış rampası yok… Romatologlar tanı kriterlerini geliştirse de hastaların çoğu, derdine derman bulamıyor. ABD’de yakın zamanda yapılan bir anket, romatologların yüzde 90'ının fibromiyalji hastalarını istemediğini ortaya koydu. Anket, uzman hekimlerin yalnızca yüzde 38'inin fibromiyaljiyi nasıl teşhis edeceğini bildiğini, tedavi etmeyi ise çok daha az bildiğini de [gösteriyor](https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/39093781/?ref=fayn.press). ## Görünmeyen ağrıları hissettiren etkinlik Bugün, yani 12 Mayıs Fibromiyalji Farkındalık Günü. Fibromiyaljinin dışarıdan fark edilmeyen ancak bireylerin yaşam kalitesini derinden etkileyen bir sağlık sorunu olması, milyonlarca insanın sessiz mücadelesi anlamına geliyor. Ancak artan bilimsel araştırmalar ve farkındalık çalışmalarıyla bu hastalık tanınıyor, tedavi geliştirmek için farklı yöntemler deneniyor. İşte bu görünmeyen yükü görünür kılmak için [Orzax](https://www.orzax.com.tr/?ref=fayn.press), Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği iş birliğiyle “Görünmeyen Ağrılar” projesini bir etkinlikle tanıttı. Belgrad Ormanı’nda düzenlenen etkinlikte katılımcıların “Görünmeyen Ağrılar” kavramını duymakla kalmayıp hissetmelerine de olanak tanındı. Nasıl mı? Etkinliğin en dikkat çekici bölümlerinden biri, fibromiyaljinin günlük yaşamdaki etkilerini deneyimleten özel alanlar oldu. Örneğin “dikenli sandalye” kurgusuyla kaslarda hissedilen sürekli gerginlik simüle edildi. Bu sandalyeye oturanlar biraz olsun fibromiyaljinin ne demek olduğunu anladı! Bir başka metafor olarak “ağır ütü” kullanıldı. Böylelikle nesnelerin olduğundan çok daha ağır hissedilmesini deneyimlendi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/Fibromiyalji-Orzax-1.jpeg) Sert klavye ve mouse düzeneği kurularak basit motor becerilerde bile yaşanan zorluklara dikkat çekildi. Modern hayatın vazgeçilmezi bilgisayarı kullanmak bile ağrılarla mücadele edenler için işkenceydi! Dinlenmeden uyanma hissini anlatabilmek içinse “yatağı taşıma” metaforu kullanıldı. Bu deneyim alanları, hastalığın görünmeyen etkilerini görünür ve hissedilir hale getirerek güçlü bir empati alanı oluşturdu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/Fibromiyalji-Orzax-3.jpeg) Orzax CEO’su Yunus Emre Alimoğlu hastalığa yönelik farkındalığın artırılmasının önemine dikkat çekti ve şunları söyledi: *Attığımız her adım, milyonlarca insanın hayatındaki görünmeyen yükleri anlamaya yönelik bir farkındalık yolculuğu. Orzax olarak ticari büyümenin yanı sıra, toplumsal fayda yaratmayı da önceliklendiriyoruz. Fibromiyaljiyi yalnızca klinik bir tablo değil, aynı zamanda bir ‘anlaşılamama hikâyesi’ olarak görüyoruz. Bu anlayışı, bilimsel çalışmalarımızla birleştirerek bireylerin yaşam kalitesini desteklemeyi hedefliyoruz.* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/Fibromiyalji-Orzax-4.jpeg) [Orzax](https://www.orzax.com.tr/?ref=fayn.press), Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği iş birliğiyle “Görünmeyen Ağrılar” projesini bir etkinlikle tanıttı. fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Trump’ı “kızdıran” İranlı Kürt gruplar kim? URL: https://www.fayn.press/trumpi-kizdiran-iranli-kurt-gruplar-kim/ Last updated: 2026-05-18T15:52:46.000Z ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu, İran’a karşı savaş başlatırken daha önce Tahran yönetimine karşı protestolar düzenleyen ve onunla mücadele eden grupları ayaklandırmayı planlıyordu. Ama olmadı. ABD ve İsrail’in “Biz saldırırız, halk ayaklanır, rejim yıkılır” planının işlememesinin sorumlusu Trump’a göre Kürtler. Zira Trump’a göre ABD’nin protestoculara ulaşması için gönderdiği silahlara Kürt gruplar el koydu. Trump, 11 Mayıs’ta Oval Ofis’te gazetecilerin sorularını yanıtlarken bir kez daha konuyu bu noktaya getirdi, *“Kürtler, bizi hayal kırıklığına uğrattı.”* dedi. Protestoculara teslim edilmesi için mühimmatıyla birlikte silahlar gönderdiklerini ama bunların İranlılara ulaşmadığını söyledi. ABD Başkanı Trump, *“Kürtler hep alıyor, alıyor, alıyor. Kongre’de harika bir itibarları var. Kongre, ‘Ne kadar sert savaşıyorlar’ diyor. Hayır, paraları ödendiğinde sert savaşıyorlar”* ifadelerini de kullandı. Tabii Trump, kendine toz kondurmamayı sevdiği için bu projenin zaten işe yaramayacağını en başından söylediğini de savundu, *“Silahları vermeyecekler, kendilerine saklayacaklar demiştim, yine haklı çıktım.”* dedi. ## Kürt gruplar yalanlamıştı Trump, ABD’nin protestoculara gönderdiği silahlara Kürt grupların el koyduğu iddiasını daha önce de dile getirmişti, “Bedel ödeyecekler” diye de eklemişti. İranlı Kürt gruplarsa [yaptıkları açıklamalarda](https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/050420268?ref=fayn.press) Trump’ı yalanlayıp *“Tek bir mermi bile almadık”* demişlerdi. ## “Silahlar savaştan önce verildi” iddiası Savaşın daha ilk günlerde Trump’ın planlarından birinin, Tahran’a karşı Kürt kartını açmak olduğu da konuşulmuştu. Amerikan basınında günlerce *“CIA, İran’da bir halk ayaklanmasını teşvik etmek amacıyla Kürt güçlerini silahlandırmak için çalışıyor”* haberleri çıktı. *The New York Times* 4 Mart’ta, İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlayan savaşın öncesinde, CIA’in, gizli bir programla Irak'ta bulunan İranlı Kürt güçlerine [küçük silahlar verdiğini yazdı.](https://www.nytimes.com/2026/03/04/us/politics/kurds-trump-iran-war.html?ref=fayn.press) *Axios*, [5 Mart’taki haberinde](https://www.axios.com/2026/03/05/iran-war-us-israel-kurds-cia-mossad?ref=fayn.press) *“Birkaç İranlı Kürt örgütünün militanları ülkenin kuzeybatısında İran rejimine karşı olası bir kara harekâtı için hazırlık yapıyor”* iddiasında bulundu. Haberlerin odağında, bölgedeki Kürtlerin, İran'da belirli bir alanı ele geçirerek "tampon bölge" oluşturma olasılığı üzerinde konuşulduğu iddiası vardı. Savaşın beşinci gününde *Fox News*, *“Binlerce Iraklı Kürt savaşçı İran'a kara harekatı başlattı”* diye bir haber geçti ama kısa sürede hem İranlı hem de Iraklı bazı Kürt gruplardan bu habere yalanlama geldi. ## Kürt grupların pozisyonu ne? Savaş başlamadan sadece altı gün önceydi. 22 Şubat’ta beş İranlı Kürt örgüt, Tahran’a karşı ittifak yaptıklarını duyurdu. İttifakın adını da “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu” olarak açıkladılar. İttifakta yer alan gruplar şöyle: PKK’nın İran’daki kolu PJAK, İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komala) ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat). [Yaptıkları ortak açıklamada](https://www.bbc.com/turkce/articles/c795v1jq057o?ref=fayn.press) ana hedeflerini *"İran İslam Cumhuriyeti'ni devirmek ve Kürtlerin kendi kaderini tayin etmesi"* olarak duyurdular. PJAK, Haziran 2025’teki [12 Gün Savaşı](https://www.fayn.press/israil-iran-savasi-musaitseniz-bir-bombalayip-sonra-ateskes-yapacaktik/)’nda da [İsrail’i destekledikleri](https://www.birgun.net/haber/irana-karsi-savasmaya-haziriz-631707?ref=fayn.press) açıklamış, olası bir kara harekatı için de *“Saldırıya katılmaya hazırız. Bölgede hakimiyeti kurmak için gerekeni yaparız"* demişti. Ama savaşın ilk günlerinde öne çıkan bu haberlere dair herhangi bir gelişme olmadı. Zaten böyle bir gelişmenin başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelerin tepkisini alacağı da belliydi. [ABD’den yeniden ‘Kürt kartı’ ama öncekiler ne olmuştu ki?ABD ve İsrail’in, İran’a karşı Kürt grupları sahaya sürmek istediği iddia ediliyor. Bu gruplardan biri de PKK’nın İran kolu PJAK. Ortadoğu’da Kürt hareketlerinin Washington’la ilişkisi ise sık sık aynı cümleyle hatırlanıyor: ‘‘İstihbarat operasyonları hayır kurumları gibi çalışmaz.’’![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/03/Amerikanin-Ku--rt-Karti-1.jpg)](https://www.fayn.press/abdden-yeniden-kurt-karti-ama-oncekiler-ne-olmustu-ki/) ## İran’daki Kürt örgütlerinin uzun yıllara dayanan geçmişi Büyük güçler, bölgede Kürt kartını defalarca kullandı. Çoğu zaman da işleri bitince Kürtleri kendi kaderleriyle baş başa bıraktılar. İran’daki Kürt gruplar da zaman zaman bu gelişmelerin odağında yer aldı. Kürtleri, yaşadıkları ülkelere karşı kullanmak isteyen ülkelerden belki de ilki 19\. yüzyılda, yani Çarlık döneminde Rusya’ydı. İran, o dönem hızla yayılmaya başlayan Rusya için stratejik bir konumdaydı. Rusya ile Büyük Britanya arasındaki Büyük Oyun’da da olduğu gibi İran, hele de petrol kaynaklarının keşfinden sonra önemli bir nüfuz mücadelesi alanı oldu. _This post is for paying subscribers only._ ### Anahtar Parti Truva Atı mı? URL: https://www.fayn.press/anahtar-parti-truva-ati-mi/ Last updated: 2026-05-15T05:21:01.000Z 3 Mayıs 2026 günü, Ekrem İmamoğlu’nun basın danışmanı ve İBB Davası tutuklularından Murat Ongun adına bir sosyal medya paylaşımı yapıldı. İsim vermeden, birden fazla göndermenin yüklendiği manidar bir paylaşımdı: *“… Stratejik olarak muhalefette görünen bir parti var. Muhalif partilerden birinin içinden doğdu. Teoride de, pratikte de ayrıldığı partiden temel bir fark bulunmuyor.* *Ekonomi eleştirisi aynı düzlemde, süreç eleştirisi aynı düzlemde. Bir tek İmamoğlu davasına bakışta ayrıldığı partiden ayrışıyor.* *Bu parti bolca anket yaptırıyor. Hazine yardımı almadan bunca anket yaptırmak çok lüks kalır. Siz hiç TİP'in anket yaptırabildiğini duydunuz mu? Ama bu yaptırıyor.* *En güzel reklam kurnazlığı anket yaptırmak. AK Parti'yi 1\. parti gösterirsin, AK Parti taraftarları paylaşır. CHP'yi 1\. parti gösterirsin, CHP taraftarları paylaşır. Böylece yeni partimiz uydurma oy yüzdesini tüm Türkiye'ye gösterir.* *Bu tür partiler gelecek dizaynının ilk filizleri onlar. Post-AKP sürecinde AKP kökenli olacaklar ama AKP iktidarlarının ödettiği faturaların müsebbibi olmayacaklar, başarılarını ise sahiplenecekler.”* Aynı gün, İmamoğlu’na yakın gazetecilerden biri olarak bilinen Uğur Dündar’ın da içinde anket, reklam gibi ortak kelimeler içeren ve aynı ruhu taşıyan [X paylaşımında](https://x.com/ugurdundarTV/status/2051003606506287510?ref=fayn.press) bulunması dikkat çekiciydi: *“Dikkatinizi çekiyor mu? Seçmenin genel başkanının adını dahi bilmediği bir parti, seçimlerden sonra kapanacak tırışkadan bir anket şirketine bastırıyor parayı. Rüyasında bile göremeyeceği oyu, yarın seçim olsa sanki alacakmış gibi bir anket (!) yaptırıyor. Bunu da ciddi gazeteciler bile yiyor ve şöyle olacak, böyle olacak diyerek üzerine yorum yapıyorlar. Ne güzel, ne kolay reklam değil mi?”* Bu iki paylaşım söz konusu partiye aynı yerden eş zamanlı ateş açıldığının kanıtı: İmamoğlu cephesinden. Partinin adının ‘şimdilik’ açık açık anılmamasının nedeni muhtemelen ‘uyarı atışı’ yapılmak istenmesinden. Henüz cana kasıt yok. Bu, hedef alan doğrudan İmamoğlu olmadığından da belli. Bir mesaj var ama dolaylı… Zira CHP’nin başta belediyelere yönelik operasyonlar olmak üzere, iktidara karşı muhalefet partileri nezdinde bazı konularda dayanışma sağlamaya çalıştığı bir dönemde, bir muhalefet partisini hedef almak hiçbir şey değilse bile çelişki. _This post is for paying subscribers only._ ### Anneliğin iki yüzü: Acz ve neşe URL: https://www.fayn.press/anneligin-iki-yuzu-acz-ve-nese/ Last updated: 2026-06-23T07:57:40.000Z Tanrı hayvanları (sanırım meselde kastedilen salt memeliler) yarattıktan sonra karşısına dizmiş ve bebelerini nasıl büyüteceklerine kendilerinin karar vermelerini istemiş. İki seçenek sunmuş onlara: “Yalar mısın, beler misin?” Cümle mahluk “yalarım” diye yanıt vermiş. Sıra insana gelmiş. Bizim cinsimiz kesedeki yavrusuna şöyle bir bakmış ve içi kalkmış, “belerim”, yani kundağa sararım, demiş. İnsan yavrusunun dertli büyümesinin sebebi oymuş. Hijyen takıntısı. Oturabilmesine dört ay, ayağa kalkabilmesine daha bir yıl olan, acından ölse 10 santim ilerideki biberona ulaşıp içemeyecek, desteksiz geğirmekten aciz, kendi kakasından kıçı pişen, anasının gözlerinden ötesini seçemeyen, ne bilinci ne bilinçdışı oluşmuş, bedeni yangın yeri bir canlı insan yavrusu ilk zamanlarında. Bakımıydı, kreşiydi, eğitimiydi, güvenliğiydi, sağlığıydı derken sonraki 10 yıl da kolay sayılmaz. Yedi haftadır anneyim. Bu benim ilk Anneler Günü'm. İri laflar için çok erken, cüretimi bağışlayın ama bir yavruyu, sözgelimi bir zebra yavrusunu sıfır noktasına getiresiye kadar harcanan emeği yüceltme çabalarını kısmen haklı buluyorum. Çünkü analığın yüceltilmesinin, ona gökleri anıştıran kutsallığın yakıştırılmasının arkasında bakımverenin, hadi anne diyelim, yüceliğinin değil, insan yavrusunun aczinin yattığını görüyorum. ## Müşterek mazimiz Herkes anne ya da bakımveren olmayabilir, ama düşünsenize, herkes, istisnasız herkes bir aralar o bebekti. O kudretli padişahlar karınları sıvazlanmadan osuramıyor, anaları biraz uzaklaşsa yaygara koparıyor, burnunun ucundaki memeyi bulamayıp bızırdıyordu. _This post is for subscribers only._ ### Kızışan iktidar kavgası, sızdırılan görüntüler, ifadeler, kuralsızlık URL: https://www.fayn.press/kizisan-iktidar-kavgasi-sizdirilan-goruntuler-ifadeler-kuralsizlik/ Last updated: 2026-05-12T15:17:20.000Z [“Antalya operasyonunda hedef Özel mi?”](https://www.fayn.press/antalya-operasyonunda-hedef-ozel-mi/) başlıklı haberimizi okurlarımız hatırlar. Bu yazımızda artık başlıktaki soru işaretini kaldırabiliriz. Antalya operasyonunun açık hedefi, “Ekrem İmamoğlu’nu cezaevinde unut” önerilerine kulak asmayan, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in malvarlığına ilişkin açıklamasıyla kavgada el yükselten Özgür Özel… Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in tutuklu oğlu Gökhan Böcek’in CHP Genel Başkanı Özgür Özel aleyhine verdiği ifadeyi anlatacağız. Ancak konunun daha sağlıklı anlaşılması için tüm süreci özetlememiz gerekiyor. ## Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yargı sürecinde neler oldu? Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, yolsuzluk iddiasıyla 2025’in Temmuz ayında tutuklandı. Ardında da oğlu Gökhan Böcek cezaevine gönderildi. Ancak soruşturma dosyasında ne Özgür Özel geçiyordu ne de CHP Genel Merkezi. Peki bu soruşturma nasıl Özgür Özel’e uzandı? Bunun için 17 Mart 2026’da dönmemiz gerekiyor. Çünkü o günÖzgür Özel Adalet Bakanı Gürlek’in mal varlığına dair çok ciddi iddialar açıkladı. Özel, Gürlek’in 12 taşınmaza sahip olduğunu, 4 taşınmazı sattığını ve bunların toplam değerinin 452 milyon lira olduğunu öne sürdü, tapu ve sözleşme belgeleri [yayınladı](https://www.fayn.press/ozgur-ozel-kucuk-turpun-buyuk-marifetleri/#%C3%B6zg%C3%BCr-%C3%B6zel-%E2%80%9Ck%C3%BC%C3%A7%C3%BCk-turpun-b%C3%BCy%C3%BCk-marifetleri%E2%80%9D-diyerek-a%C3%A7%C4%B1klad%C4%B1). *“11 konut ve 1 arsanın güncel toplam emsallerine göre ortalama değeri 325 milyon 500 bin lira. Alıp satılan 4 konutun işlem tutarı 126 milyon 500 bin lira. Yani mevcut taşınmazlarının ortalama değeri ve satılan mülklerinin toplam ortalama işlem hacmi 452 milyon lira. 1\. derece hâkim maaşı alsa bile bu kadar serveti edinmesi için tam 190 yıl, yemeden içmeden çalışması gerekiyor. Ama marifetli Akın Bey bunları 19 yılda yapmış.”* Gürlek ise bu açıklamaya “Dört taşınmazım var” diyerek [yanıt verdi](https://www.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-tapu-kayitlarinda-karsiligi-olmayan-hayal-urunu-bu-iddialar-tamamen-kamuoyunu-yaniltma?ref=fayn.press). Gürlek, Özel’in mal varlığına ilişkin iddialarının dile getirmesinin arkasındaki nedeni kendince şöyle açıkladı: “*Özgür Özel’in amacı, asrın yolsuzluğu davasını (İBB) perdelemek ve Muhittin Böcek. Özgür Özel’in para isteme durumu vardı. Muhittin Böcek'in 15 Ocak 2024'te kendisinin aday olması için Manisa benzin istasyonuna gidip bir para verme iddiası var. Muhittin Böcek'in aday olması için 15 Ocak 2024 tarihindeki baz istasyon kayıtlarıyla sabit, Muhittin Böcek de aslında anlatacak da, zamanı var. Böcek’in itirafçı olma durumu vardı. Özgür Özel seçime girmesi için kendisinden bir şeyler istiyor. Muhittin Böcek de bunu veriyor. Bu hususun ben dikkate alınmasını istiyorum.”* ## Böcek iddiasının kaynağı ne? Bakan Gürlek’in açıkladığı bu iddianın kaynağı nereden geliyordu? *Fayn*’ın ulaştığı soruşturma evraklarına göre, bu iddia bir ihbara dayanıyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan ihbar Böcek’in tutuklandığı 2025 yılına ait. İhbarın kim tarafından ve nasıl yapıldığı açıklanmadı. Bu detaylar şüpheli sorgularında da yer almadı. Kamuoyu bu iddiayı Akın Gürlek’in açıklamasıyla öğrense de hem Böcek hem de CHP Genel Merkezi aylar öncesinden biliyordu. _This post is for paying subscribers only._ ### Küçük Türkiye, “Yeşil” dedi URL: https://www.fayn.press/kucuk-turkiye-yesil-dedi/ Last updated: 2026-05-10T08:16:53.000Z “Avrupa’da birinci dilin Türkçe olduğu mahalle neresidir?” diye sorulduğunda herhalde herkesin aklına Berlin, Kreuzberg gelir. Ancak, Kuzey Londra’nın Haringey bölgesine bağlı Harringay (evet, ikisi aynı okunup farklı yazılıyor), bu bakımdan Kreuzberg’ten hiç farklı değil. Harringay semtinin ana caddesi Green Lanes’e geldiğinizde tabelaların da, konuşulan dilin de hızla Türkçeye dönüştüğünü fark ediyorsunuz. Burada Türkiye göçmenleri kadar, Kıbrıslı Türkler, Türkiyeli ve Iraklı Kürtler ve Bulgaristan Türkleri de var. Geçmişte Yunan ve Kıbrıslı Rumların da oldukça kalabalık olduğu bu mahallede, şu anda ciddi bir Türk-Kürt ağırlığı var. Son dönemde özellikle Ankara Anlaşması’yla İngiltere’ye gelen yeni göçmen nüfusun ilk tercihi Hackney de olsa, Harringay’de onların da varlığı hissediliyor. Son yıllarda İstanbul kökenli göçmenlerin açtığı dükkanlar da semtte göze çarpmaya başladı. Buradaki Türkiyeli nüfusun içinde 1970’lerin radikal sol ve Kürt hareketinin mensuplarının yanında ciddi bir Alevi nüfusu ve AK Parti döneminde Türkiye’den ayrılma kararı alanlar var. Zaten mahalleye girdiğinizde Türkiye’de artık aktif olmayan bazı sol hareketlerin afişleriyle karşılaşmanız olası. İngiltere’deki Türkiye göçmenlerinin büyük kısmı gibi bu mahallede de Türkiye seçimlerinde ibre kuvvetli olarak DEM ve CHP’den yana. 2019’da Ekrem İmamoğlu, İstanbul tekrar seçimlerini kazandığında Green Lanes’te kutlama konvoyu yapıldığını belirtelim. ## Kayan yıldız: İşçi Partisi Harringay’de bugünlerde siyaset adına başka bir heyecan yaşandı. İngiltere’nin yüzlerce seçim bölgesinde olduğu gibi burada da 7 Mayıs Perşembe günü belediye meclisi seçimleri yapıldı. Belediye meclisleri, Britanya yerel siyasetinde Türkiye’dekinden daha fazla ağırlık taşıyor. Belediye meclis seçimleri başkanlık seçiminden ayrı yapılırken, seçimin galibi, meclisin kontrolünün kimde olduğuyla ölçülüyor. Harringay, Kuzey Londra’nın belediyelerinden Haringey’e üç üye gönderiyor. Harringay, 1978’de seçim bölgesi hâline gelip belediye meclisine sandalye vermeye başladığından beri burada neredeyse hep İşçi Partisi kazanmış. Semtin belediye meclisine gönderdiği ilk üç üyeden biri ise İngiliz solunun efsane ismi Jeremy Corbyn. 2006 ve 2010 seçimlerinde ise üç sandalyeden ikisi Liberal Demokrat Parti’ye gitmiş. Onun dışında semtin tercihi hep İşçi Partisi olmuş. 2022’deki son seçimde de partinin üç temsilcisi %50 civarında oylarla seçilmişler. Sağ partiler ise her zaman olduğu gibi yüzde beşlerde kalmış. Bu kez ise hem semtte, hem de Haringey’in genelinde işler tersine dönmüş durumda. İşçi Partisi’nin gerek yaşam pahalılığına çözüm getirememesi, gerek Gazze soykırımında İsrail’e açık destek vermesi, gerekse göçmenlere karşı geliştirdiği sert sağ politikalar; ülkenin pek çok yerinde olduğu gibi burada da partiye karşı yoğun bir öfke yarattı. 1965 yılından beri üç yıl haricinde Haringey belediye meclisi kontrolünü hiç kaybetmemiş olan İşçi Partisi, bu seçimde ağır bir yenilgiye uğradı. Son dört yılda 57 sandalyeli mecliste 45 sandalyeyi elinde bulunduran parti, bu seçimlerde yalnızca 20 sandalye alabildi. Böylelikle 55 yıl sonra, belediye meclisinde çoğunluğu kaybetmiş oldu. Yeşiller Partisi ise 28 sandalye almasına rağmen çoğunluk için gerekli sayının bir sandalye altında kaldı. _This post is for paying subscribers only._ ### Orban rejimi çökerken oligarklar da batan gemiyi terk ediyorlar URL: https://www.fayn.press/orban-rejimi-cokerken-oligarklar-da-batan-gemiyi-terk-ediyorlar/ Last updated: 2026-05-12T12:56:53.000Z > “Garip ve şüpheli para transferleri başladı. Macaristan’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne, Uruguay’a, Körfez ülkeleri bankalarına milyarlarca dolar aktarılıyor! Viyana’dan kalkan özel uçaklarla Macaristan’a ait milli servet, altın kaçırılıyor! Macar bankalarını ve Macaristan Vergi Kurumu’nu görevlerini yapmaya, bu tür şüpheli finans işlemi gerçekleştirilen hesapları bloke etmeye çağırıyorum!” Bu çağrı 12 Nisan seçimlerinin ardından, parlamentoda üçte ikilik çoğunluk sağlayan, yani seçimlerden anayasa değişikliği yapmaya bile yetecek ezici bir zaferle çıkan Peter [Magyar](https://www.fayn.press/yatak-odalarinizin-gozetlenmesini-istiyorsaniz-oyunuzu-iktidar-partisine-verin/)’a aitti. 9 Mayıs’ta parlamentodan yetki alıp, göreve başlayan Peter Magyar, geçmiş dönemde devlet desteğiyle ve ihalelerle güçlenen oligarkların servetleriyle birlikte ülkeden kaçmaya çalıştıklarını açıklıyor ve tehlike çanlarını çalıyordu. Bu bilgiler o günlerde uluslararası bağımsız basının önde gelen temsilcilerinden sayılan Guardian tarafından da [doğrulanıyordu](https://www.theguardian.com/world/2026/apr/26/viktor-orban-associates-wealth-hungary-election?ref=fayn.press). Bu çağrı üzerine bankaların şüpheli gördükleri büyük havaleleri durdukları haberleri geldi. Ancak mevcut yasalara göre bankalar bu tür havaleleri ancak 4 + 3 gün süreyle bloke edebiliyorlardı. Magyar ise bloke işlemlerinin 90 günlük bir sürede geçerli olmasını istiyor, hükümetin kurulmasının ardından bu havalelerin hangi gerekçelerle gerçeklediğini araştırmak için zaman kazanmaya çalışıyordu. Ancak bu çabası hüsrana sonuçlanacaktı. Bu çağrıyı takip eden günlerde henüz görevde olan Orban hükümeti toplanmış ve bankaların bloke etme süresinin uzatılması talebini reddetmişti. Yani eğer bir havale işlemi şüpheli görülmüş ve banka bu havaleyi bloke etmişse, önce savcılıktan bir işlem gelmesi için 4 gün beklenecek, sonra da bu süre 3 gün daha uzatılacaktı. Eğer hâlâ yargıdan ses seda çıkmamışsa, bloke işlemine son verilecek, işlem tamamlanacak, para gönderildiği bankaya havale edilecekti. Bu ise, yolsuzluklarla mücadeleyi, yandaşlara dağıtılan milli serveti mutlaka geri alma vaadini programının en temel maddesi haline getiren yeni hükümetin göreve başladığı tarihe kadar kasalardaki servetin çoktan bir yerlere gönderileceği anlamına geliyordu. Bu düelloyu can çekişen mevcut rejim kazanmıştı. ## Bir oligarkın gözyaşları Ancak parlamentoda üçte ikilik bir çoğunluk sağlayan rejim karşıtı muhalefet o kadar kolay pabuç bırakacağa benzemiyordu. Henüz yeni hükümet kurulmamış olsa da Peter Magyar otoritesini uygulamanın yollarını buldu: devlet kurumları, gitmekte olana değil, gelmekte olana sadık olmanın doğru olacağını düşünüyorlardı: başsavcılığın da talimatıyla şüpheli hesaplar bloke edilmeye başlandı. Ve ardından Orban Rejimi’nin ilk büyük tuğlası düştü: hem de ne kadar büyük bir gürültüyle! Orban döneminde rejimin propaganda faaliyetlerinden ve aynı zamanda istihbarat teşkilatından sorumlu olan bakan Antal Rogan’a bağlı olarak çalışan oligark Gyula Balasy bir muhalif haber sitesinde elinde noter tasdikli bir belge ile kameraların karşısına oturdu. Noter belgesi, hükümetin tüm basın ve propaganda işlerini üstenen, ülkeyi yalan ve iftira dolu afişlerle donatan ve bu faaliyetten son on yılda milyar dolarlık kazanç sağlayan oligarkın şirketlerini karşılıksız bir şekilde devlete bağışladığını onaylıyordu. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir suç belgeselinin düşündürdükleri URL: https://www.fayn.press/bir-suc-belgeselinin-dusundurdukleri/ Last updated: 2026-05-12T06:03:59.000Z Selamlar selamlar. Bugün günlerden *Fayn Haftalık*. 111’nci sayımızda Anneler Günü’ne, İBB davasına, Akın Gürlek’in adaletin marka değeriyle ilgili çalışmalarına, Amedspor kavgalarına ve elimizin emeği gözümüzün nuru *Palu Ailesi* belgeseline bakıyoruz. İsterseniz başlayalım. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/Divider_Fayn-Oneriyor.png) ## Palu Ailesi: Karanlık Sarmal şimdi HBO Max’te yayında ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/02-palu-ailesi-cinler-buyuler-fayn.jpg) 2018 yılında kayıp yakınlarını aramak üzere bir gündüz kuşağı programına katılan Palu Ailesi’nin hikâyesi tüm Türkiye’yi dehşete düşürdü. Milyonlar, haftalar boyunca bir ailenin manipülasyon, karanlık inançlar, şiddet, cinsel istismar, cinayet, delil karartma ve yalanlarla örülü çarpık dünyasını nefeslerini tutarak izledi. Fırtına dindiğinde geriye cevapsız sorular, anlatılmamış gerçekler ve hâlâ kayıp olan bir anne ile kızı kaldı. Bu üç bölümlük belgesel serisi, Türkiye’nin en sarsıcı kriminal vakalarından biri olan Palu Ailesi dosyasını araştırmacı gazetecilik yaklaşımıyla yeniden açıyor. Binlerce sayfa dava dosyası, ilk kez konuşan tanıklar ve suskunluğunu bozan aile üyeleriyle *Fayn*’dan gerçeğin izini süren soğukkanlı bir araştırma… [Şimdi HBO Max’te izleyin. ](https://www.hbomax.com/tr/tr?ref=fayn.press) ## Palu Ailesi ve baba yadigarı Palu Ailesi vakası 2019’da bütün Türkiye’nin kanını dondurmuş ancak reytingine sonuçlandırılmasından daha çok önem verilmişti. Yarattığı infial sebebiyle hemen sonuca bağlanması istendi. Bu da kovuşturma sürecinde pek çok ihmale yol açtı. *Fayn* dosyayı tekrar açtı. HBO Max için üzerine aylarca çalışılmış bir belgesel çıkardı. Çalışmalarımız ilerledikçe ortaya şu soru çıktı: “Bir insan aynı zamanda hem suçlu hem de başkasının karanlığında mağdur olabilir mi?” [Palu Ailesi ve baba yadigarıTürkiye 2019’da aylarca “canavar” Palu ailesini ve inanılması güç hikayelerini izledi. Palu Ailesi - Karanlık Sarmal belgeseli yalnızca karanlıkta kalmış bir hikayeye ışık tutmuyor, bir vakaya reyting mücevheri gibi bakmakla, araştırmacı gazetecilik arasındaki farkı anlatmak için de iyi bir fırsat.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynTunca Öğreten![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/palu-ailesi-kapak-fayn.webp)](https://www.fayn.press/palu-ailesi-ve-baba-yadigari/) ## Allah Allah bu yargı niye böyle oldu? Araştırmaların net bir biçimde gösterdiği üzere Türkiye’de yargıya güven yerlerde. Savcı olarak açtığı davaları güzel açıp açmadığını yine kendisi Adalet Bakanı olarak denetlemeye başlayan Akın Gürlek ise konu bu noktaya tamamen ondan bağımsız gelmiş gibi açıklamalar yapıyor. Ankara muhabiri Gürlek’in reform açıklamalarını yazdı ve “adaletin PR’ı olur mu?” sorusunun cevabını aradı. [Akın Gürlek style adaletAdalet Bakanı Akın Gürlek bakanlıkta üç ayını doldurmadan reform üzerine reform açıklaması yapıyor. Adalet ve yargı sistemine güveni artırmak paketine sarmalanmış bu gayret ne kadar samimi? Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/akin-gurlek-pri_fayn.webp)](https://www.fayn.press/akin-gurlek-style-adalet/) ## Mini mini Trump’lar Çağımız narsisistik özellikler gösteren hatta düpedüz narsisistik kişilik bozukluğu sahibi liderler çağından geçiyor. Bunların dediği dedik, astığı kestik ama bugün bunu derken yarın öbürünü deme, ağzından çıkanı kulağı duymama da var. En bilinen örnek Turuncu Başkan. Ama örnekler aslında her yerde. Hatta aramızda. Kibirli, küstah, agresif babalar; çalışanlarını ezmekten zevk alan patronlar; sokakta karşımıza çıkanlar… Mehveş Evin, *Fayn* için aramızda dolaşan bu küçük Trump’lardan korunmanın yollarını yazdı. [Küçük Trump’lardan korunma rehberiKüstah, başkalarını hor görüp kendine her şeyi hak gören, yalancı, içi boş ve agresif karakterlerin en uç temsilcilerinden sayılan ABD Başkanı, dünyayı yakıp yıkıyor. Tek o mu? İşte, evde veya sosyal ortamda karşılaştığımız küçük Trump’ları tanıma ve onlarla baş etme rehberine buyrun.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynMehveş Evin![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/trumplardan-korunma-rehberi_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/kucuk-trumplardan-korunma-rehberi/) ## Coğrafya kederdir Hürmüz Boğazı’na sıkışan savaş yalnızca petrol fiyatlarını değil, gübreyi, gıdayı, seyahati ve hayatın kendisini vuruyor. Sofrayı, faturayı ve geleceği belirliyor. Dünyanın kaderi de kederi de birkaç ülkenin ve bazı tuhaf adamların elinde. Normalleşti sanılan ama son sürat devam eden yıpratma savaşındaki son durumu inceledik. [İran Savaşı’nda son durum: Coğrafya kederdirHürmüz Boğazı coğrafyasına sıkışan savaş, yalnızca petrol fiyatlarını değil, gübreyi, gıdayı ve hayatı vuruyor. Sofrayı, faturayı ve geleceği belirliyor. Dünyanın kaderi ve kederi birkaç ülkenin elinde. Normalleşti sanılan ama ama devam eden yıpratma savaşındaki son durumu inceledik.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-son-durum_fayn.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasinda-son-durum-cografya-kederdir/) _This post is for subscribers only._ ### Palu Ailesi ve baba yadigarı URL: https://www.fayn.press/palu-ailesi-ve-baba-yadigari/ Last updated: 2026-05-13T10:52:35.000Z “Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” Camus’nün *Yabancı* romanının en rahatsız edici tarafı, bir cinayetten çok daha fazlasını anlatmasıdır. Camus, romanının kahramanı Meursault’yu yalnızca işlediği suç üzerinden değil, toplumun ona bakışı üzerinden de yargılar. Mahkeme salonunda, adamın yaptıkları kadar ‘hissedemedikleri’ de bir suç unsuruna dönüşür: Annesinin cenazesinde ağlamaması, sessizliği, yabancılığı gibi… Geçen ekim ayında, Kocaeli’nin Körfez ilçesinde, karşımda sert kahvesini yudumlayarak sorularıma yanıt veren Fatih Palu da benzer bir ‘tat’ bırakmıştı bende. *“Meryem ile aynı eve doğdunuz. Birlikte büyüdünüz. Aynı yemeği, acıları, mutlulukları paylaştınız. Ablanın bir ağaca bağlanarak, aç ve susuz, soğukta terk edilerek öldürülmesi seni hiç üzmedi mi?”* diye sormuştum Fatih’e... Kağıt bardaktaki kahvesini masaya yavaşça bırakırken, gözleri bendeydi. Kaçırmadığı gözlerinin ardındaki cevabın, gerçek duygusu olacağından emindim. Korktuğum şey, yanıtının insani olmamasıydı. Zira Fatih’i belgeselde konuşmaya ikna etmek için epey mesai harcamış, geçen sürede gazeteci ile özne arasındaki ilişki yavaş yavaş ‘kırılmaya’ başlamıştı. “Hayır!” dedi, bardağı masaya bıraktıktan sonra. Duygusuz, hatta biraz da öfkeliydi. O anda soruya mı, yoksa Meryem’e mi öfkeli olduğunu anlayamadım. Fatih, iyi bir ‘poker face’ti…Ve devam etti: *“Belki de ölmeyi hak etmiştir.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/05/01-palu-ailesi-fatih-isa-fayn.webp) İsa Palu ve Fatih Palu ## Bir suç hikayesine araştırmacı gazetecilik gözüyle bakmak Fatih, 2019 yılında, Müge Anlı’nın *reality show*’u ile hayatımıza yıldırım gibi düşen Palu ailesinin en küçük çocuğu. Reytinge kurban edilen, ülke genelinde infial yaratan, infial yarattığı için de bir an önce ‘sonuçlandırılmak’ istenen, bu nedenle de soruşturma ve kovuşturma sürecinde pek çok ihmalin yapıldığı Palu Ailesi vakası… Meryem Tahnal ve küçük kızı Melike’nin öldürüldüğü, ailedeki diğer çocukların sistematik bir şekilde şiddete maruz bırakıldığı, o ‘canavar’ aile olayı. *Fayn* ekibiyle aylarca süren araştırmalar ışığında hazırladığımız ve bugünden itibaren HBO Max’te izleyeceğiniz *Palu Ailesi - Karanlık Sarmal* belgesel serisi, işte bu hikayeyi anlatıyor. Bu yapım, alışılmış suç hikayesi türünde olan, salt kronolojik anlatımdan oldukça farklı bir iş. *Reality show* örsü altında ezilmiş bu dosyayı, ilk defa görüp duyacağınız yeni bilgiler, itiraflar ve daha derli toplu bir anlatımla izleyeceksiniz. Daha da önemlisi anlayacaksınız. Gazeteciler Semin Gümüşel Güner, Denizhan Kaymak, Şükrü Oktay Kılıç, Selahattin Günday, Selin Öztunçman ve yönetmen Melih Aslan ile bu yola çıkarken hedeflediğimiz şey, Türkiye’nin bu tür olaylar karşısında verdiği refleksleri biraz daha geliştirmekti. _This post is for subscribers only._ ### Akın Gürlek style adalet URL: https://www.fayn.press/akin-gurlek-style-adalet/ Last updated: 2026-05-09T11:53:28.000Z PanoramaTR bir kamuoyu araştırma şirketi. Zaman zaman tartışılan veya ilgi çeken bir konuyu ODAK adını verdiği bir çalışma ile derinlemesine inceliyor. Mayıs 2026 tarihli olanın konusu, Türkiye’nin Adalet ve Yargı Sistemi’ydi. Çalışma aynı zamanda bir gözden geçirme. İlki, 19 Mart operasyonlarının etkisini görmek için Nisan 2025’te aynı başlıkla yapılmıştı. Bir yıl sonraki çalışmanın amacı, güncel durumu tespit etmek. ## Adalet ve yargı sistemine güvenenlerin oranı yüzde 25 Çalışmada öne çıkan bazı bulgular şöyle: \- Katılımcıların yüzde 72’si Türkiye’deki adalet ve yargı sistemine güvenmiyor. Güven duyanlar yüzde 25\. Bir yıl içerisinde güvenenlerin oranı yaklaşık 6 puan azalmış. \- Yargıya güvensizlik tüm yaş gruplarında baskın kanaat. Yaş düştükçe güvensizlik derinleşiyor. 18-34 yaş grubunda güvenmeyenlerin oranı yüzde 76 ile en yüksek seviyede. \- Katılımcıların yüzde 42’sine göre hâkim ve savcıların kararlarında en etkili faktör iktidarın yönlendirmesi. Bir yıl içerisinde bu konudaki algı 4 puan yükselmiş. Adaleti sağlama arzusu ise yüzde 24 ile ikinci sırada kalmış. Yani yargı bağımsızlığına yönelik şüphecilik güçlenmiş. \- “Türkiye’de yargı bağımsızdır” ifadesine katılmayanların oranı yüzde 68\. \- “Mahkemelik olursam haksızlığa uğrayacağımdan korkuyorum” ifadesine katılanlar yüzde 76. \- “Türkiye’de mahkemeler makam/mevki sahibi biri ile sıradan bir vatandaşa eşit şekilde davranır” ifadesine katılanlar sadece yüzde 21. \- “Türkiye’de iktidar yargıya müdahale eder” ifadesine katılanların oranı yüzde 71. \- “Türkiye’de mahkeme kararlarında rüşvet etkili olmaktadır” ifadesine katılanlar yüzde 57. Nisan 2025’e göre, tüm ifadelere ilişkin olumsuz kanaatler daha da artmış durumda. Sonuçlar kanıksanan bir durumun tescili gibi. ## Akın Gürlek’in hızlı başlangıcı Bu sonuçlar ortaya çıkmadan yaklaşık iki buçuk ay önce, 11 Şubat 2026’da İstanbul eski Başsavcısı [Akın Gürlek](https://www.fayn.press/portre-kariyer-yolu-tartismali-kararlarla-dosenen-yeni-adalet-bakani-akin-gurlek/), Adalet Bakanı olarak [atandı](https://www.fayn.press/portre-kariyer-yolu-tartismali-kararlarla-dosenen-yeni-adalet-bakani-akin-gurlek/). [Portre: Kariyer yolu tartışmalı kararlarla döşenen yeni Adalet Bakanı Akın Gürlekİmza attığı kararlar hakkında sık sık hukuka uygunluk itirazları yapılan, hakimlikten adalet bakanlığına en hızlı yükselişlerden birini tecrübe eden, yapacaklarına dair şimdiden tartışmalar başlayan yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek kim?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/02/akin-gurlek-portresi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/portre-kariyer-yolu-tartismali-kararlarla-dosenen-yeni-adalet-bakani-akin-gurlek/) Gürlek olaylı bir yemin törenin ardından görevine başladı. Meclis’teki yeminini ancak AK Parti milletvekillerinin oluşturduğu etten duvarın arasında edebildi. O gün çekilen fotoğraf Gürlek’in sosyal medya hesabının profil fotoğrafı. Alışılmışın dışında bir aktör olacağı [belliydi.](https://www.fayn.press/kabinede-iki-degisim-cok-mesaj/) O da beklentiyi hızla teyide girişti. Göreve başladığının üçüncü günü televizyon ekranındaydı. Bir çeşit amentü haline geldiği üzere, A Haber’e çıktı. İlk röportajından itibaren bir reçete uygulamaya başladığı az zamanda anlaşıldı. Bir yandan, başta İBB olmak üzere CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar ve soruşturmalar dolayısıyla kendisine yönelik eleştirilere karşı savunmaya girişti: *“Cumhuriyet Savcısı şuna bakar; ortada suç var mı yok mu? Şahısların makamları, mevkileri yaptıkları görevler ilgilendirmez. Ben o soruşturmayı yaparken bu şekilde baktım. Vicdanen de rahatım. Biz şahısların isimlerini kapatıp dosyaya baktık. Şahsın Belediye Başkanı olması ya da isminin Ekrem olması, Veli olması bizi ilgilendirmiyor…”* _This post is for paying subscribers only._ ### İBB Davasında dokuzuncu hafta: Neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-dokuzuncu-hafta-neler-yasandi/ Last updated: 2026-05-07T17:50:27.000Z İBB Davası’nda dokuzuncu hafta geride kaldı. Haftalardır sakin sayılabilecek bir atmosferde geçen duruşma bu sefer gergin başladı. Ceza alsa bile hapis yatacağı süreyi tamamlayan bazı sanıklar tahliye edilmezken, yüzlerce yıl hapsi istenen itirafçı sanık Adem Soytekin’in serbest bırakılmasına avukatlar tepki gösterdi. [Sekizinci haftada verilen](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-sekizinci-hafta-neler-yasandi/) 15 tahliye kararını yetersiz bulup masalara vurarak protesto eden avukatlar, duruşma başında hemen söz aldı. Fayn, davanın dokuzuncu haftasında yaşananları derledi. ## 4 Mayıs Pazartesi Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Tora Pekin, sanıkların tahliye için aylık tutukluluk incelemesini beklemesinin doğru olmadığını vurguladı. *“Biz hâlâ daha niçin her ay sonu tahliye taleplerinin beklendiğini anlamıyoruz. Özgürlük esastır, bir dakikası bile eğer yanlışsa dünyanın en yanlış işidir. Öyle olduğu için en azından her hafta sonunda, perşembe günleri tahliyeler konusunda değerlendirme yapılmasını talep ediyoruz.”* Pekin’in ardından diğer avukatlar da itirazlarını dillendirdi. Mahkeme başkanıyla avukatlar arasında tartışma hararetlendi. **Mahkeme Başkanı:** Bu şekilde böyle anlamsız sürekli böyle taleplerle, cümlelerle böyle yargılama ilerleyemiyor benim gözümde. **Avukat Baran Kaya:** Pazartesi günü daha doğrusu, ilk duruşma günü sonraki Adem Soytekin'in öne alınmasına karar verdiniz bir anda. Bu bize açıkçası bir mizansen gibi geliyor. **Mahkeme Başkanı:** Bakın bu şekliyle ben böyle yargılamaya bu şekilde devam edemem. Hayır, böyle bir şey yok ya! Mizansense sizin takdiriniz, sizin düşünceniz yani. Avukat Bey bu üslupla devam ederseniz salondan çıkarttırırım sizi. Tehdit etmiyorum salondan çıkartırım. Kanun hükmünü uygularım. **Avukat Kazım Yiğit Akalın:** Velev ki bir yıl tutuklu kalıyorlar. Bir yıl boyunca bir avukat tek tahliye talebi yapamayacak mı? Allah'ın Fetullahçıları (Ergenekon ve Balyoz yargılamalarını kastediyor) bile iki haftada bir tahliye talebi yapıyordu. İki haftada bir her cuma gelir tahliye talebi yapardı. Biz bir sene hiç konuşmayacak mıyız? **Mahkeme Başkanı:** Gözden geçirmenin tarihlerini belirliyoruz, söylüyorum zaten öncesinde de biliyorsunuz. O yani neden şimdi burada haftalık olsun? **Avukat Kazım Yiğit Akalın:** Neden olsun biliyor musunuz Sayın Başkan? Şu üzücü çünkü, infazı dolmuş insanlar dahi tahliye olmayıp, 400 yılla yargılanıp, etkin pişmanlıkçı olmayan bir etkin pişmanlıkçı tahliye olunca sözlü talepte bulunmak zorunda olduğumuzu hissettik. **Mahkeme Başkanı:** Çok tutuklu sanığımız var ama onun suçlusu biz değiliz. Savunmaları uzun yapıyorsunuz, kesmiyoruz. Günde bir veya çok zorladığımızda iki sanığımızın savunmasını ancak alabiliyoruz. Bu usulle her hafta tutukluluk değerlendirmesi yapıp, her hafta o değerlendirmede de tüm tutuklu sanıkların avukatlarına söz hakkı vererek ben bu yargılamayı nasıl ilerleteceğim? **Avukat Kazım Yiğit Akalın:** Başkanım diyorum ki FETÖ'cüler bile iki haftada bir geliyordu bu hakkı size. İnanın iki haftada bir insanlar tahliye oluyordu. Biz de anladık ki meramımızı anlatmak zorunda olduğumuzu gördük, infazı dolanların bile tahliye olmadığını görünce. _This post is for subscribers only._ ### İran Savaşı’nda son durum: Coğrafya kederdir URL: https://www.fayn.press/iran-savasinda-son-durum-cografya-kederdir/ Last updated: 2026-05-11T15:09:28.000Z ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırarak başlattığı savaşın bedelini dünyada nefes alan ve aşırı zengin olmayan herkes ödemeye devam ediyor. Üstelik uzmanlara bakılırsa, savaş yarın bitse bile birkaç ay daha bu bedeli ödemeye devam edeceğiz. Mesela siz, içeride ekonomi yönetiminden de kaynaklanan bazı nedenler olmakla birlikte, böyle giderse daha pahalı domates yiyeceksiniz. Hâlâ yapmaya başlamadıysanız bile yakında taneyle alacaksınız sebze-meyveyi. O çok istediğiniz yurtdışı seyahatine de artan uçak bileti fiyatları nedeniyle gidemeyecekseniz muhtemelen. Ama en azından Vietnam, Güney Kore ve Tayland’da olduğu gibi zorunlu enerji kısıtlamaları yaşamıyorsunuz, şimdilik. Yine de Hindistan’daki bir kol işçisinden, Bangladeş’teki tekstil işçisinden daha az etkileniyor olabilirsiniz ABD ve İsrail’in başlattığı İran Savaşı’ndan. Ama eninde sonunda Asya’da giderek güçlenen resesyon sinyalleri sizi de etkileyecek. Zira insanların serbest dolaşımı için her türlü yeni engeli çıkarmakta sakınca görmeyen dünya düzeni, finansın serbest dolaşımı söz konusu olunca hiçbir sınır tanımıyor. Öyle olunca, bir yerde başlayan ekonomik kriz pek orada kalmayıp dünya turuna çıkıyor. Zira petrol fiyatları artınca hemen hemen her şeyin fiyatı artıyor; o zaman da talep düşüyor. Talep düşünce üretim azalıyor; bu da istihdamı olumsuz yönde etkiliyor. Özetle, dünya genelinde ekonomik faaliyetler daralıyor. Örneğin, savaşın jet yakıtı fiyatlarını iki katına çıkarması nedeniyle büyük havayolları uçuşlarını azalttı. Bu da turizmi ve iş seyahatlerini etkiliyor. Seyahat edilmeyince otellere, restoranlara ve perakende sektörüne yapılan harcamalar da düşüyor. Yine de ABD Başkanı Trump’ın sonunu hesap etmeden giriştiği ve her gün birbiriyle çelişkili açıklamalar yaptığı İran Savaşı’nın en ağır ekonomik yükünü, enerji fiyatlarındaki artışı karşılayamayan ve bu maliyetleri dengelemek için destek sağlayacak kaynaklara sahip olmayan yoksul ülkelerin çekeceğini söylemek yanlış olmaz. IMF, Afrika’da gıda güvensizliğinin büyük bir tehdit olarak belirdiğini açıkladı bile. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı da Asya-Pasifik bölgesinde milyonlarca insanın çatışma nedeniyle yoksulluğa sürüklenme riskiyle karşı karşıya olduğunu duyurdu. Fakat zengin ülkeler de rahat değil. Örneğin, dünyanın en zengin ülkelerinden biri olan ve toplamda iki trilyon doları aşan varlık fonlarına sahip Birleşik Arap Emirlikleri, füze saldırılarıyla zarar gören gaz sahaları ve Hürmüz Boğazı’ndaki sevkiyatın durması sonrasında ABD’den mali destek talebinde bulundu. Yüksek enerji fiyatları ve talep daralması endişeleri nedeniyle Japonya’daki otomotiv üreticileri üretimi kıstı. Çin’deki oyuncak fabrikaları da ABD tarifelerinin yarattığı baskıya ek olarak işlerini kaybeden binlerce işçinin tepkisiyle karşı karşıya. İsviçre Federal Elektrik Komisyonu, önümüzdeki kış doğalgaz açısından belirsizlik yaşayacaklarını [söyledi.](https://www.aa.com.tr/en/europe/swiss-fuel-shortage-risk-very-high-trading-expert-warns-amid-tightening-energy-markets/3926243?ref=fayn.press) Uluslararası Enerji Kurumu, Körfez’in enerji altyapısındaki hasarın onarılması ve üretimin eski seviyesine dönmesinin iki yıl veya daha uzun sürebileceğini [söylüyor.](https://www.aa.com.tr/en/energy/general/iea-chief-warns-of-a-deepening-energy-crisis-as-oil-prices-surge/56719?utm%5Fsource=chatgpt.com) [Reuters’in analistlere dayanarak yaptığı](https://www.reuters.com/business/energy/prospect-prolonged-iran-war-disruption-drives-oil-forecasts-higher-2026-04-30/?utm%5Fsource=chatgpt.com) bir habere göre de piyasa artık 2026 için arz açığı bekliyor. Fiyatlar da orta vadede yüksek kalmaya devam edecek. ## Tek mesele petrol değil Bütün bu sıkıntıların nedeni yalnızca Hürmüz Boğazı’ndan geçemeyen petrol ve doğalgaz değil. İran’ın savaşta tam bir stratejik silaha döndürdüğü Hürmüz Boğazı, başka birçok önemli maddenin de dünyaya dağıtımının yapıldığı bir alan. Mesela helyum. _This post is for paying subscribers only._ ### Küçük Trump’lardan korunma rehberi URL: https://www.fayn.press/kucuk-trumplardan-korunma-rehberi/ Last updated: 2026-06-01T06:15:06.000Z Dünyanın gözü önünde kendine boyun eğmeyene hakaretler yağdırıyor, yalan söylüyor, saldırıyor, öldürüyor… Bir yandan da kendini övmeye, yüceltmeye doyamıyor! ABD’de bir grup bağımsız psikiyatrist, akademisyen ve psikolog, ABD Başkanı Trump için “habis narsisist” tanısını koymuş ve tehlikeye karşı herkesi uyarmıştı. Hitler, Stalin gibi tiranların insanlık dışı davranışlarını inceleyen psikolog Erich Fromm, bu terimi ilk ortaya atan bilim insanı. Habis narsisistler, Narsisistik Kişilik Bozukluğu’nun (NKB) en uç örneği… Fakat küçük tiranlarla her yerde karşılaşabiliyoruz. Eskiden zor insan denilip geçilse de günümüzde toksik ilişkilerle birlikte narsisistik özellikler de çok konuşulur oldu. Uzmanlar, işkembeden tanı koymaya karşı. Fakat narsisistik özellikler taşıyan kişiler, terapiye gitmedikleri gibi – çünkü herkesten üstünler - toplumsal statülerinin ardına sığınabiliyor. Kendilerini gizledikleri gibi karşılarındakini çok fena hırpalayabiliyor. Özellikle kadına, çocuğa, dezavantajlı gruplara karşı şiddetin ve ihmalin korkunç boyutlara vardığı bir toplumda, şiddetin türlerini fark edebilmek, normalleştirmemek ve düşmanı tanımak hayati önemde. Patron, aile, sevgili veya arkadaş… Çevrenizde sizi duygusal olarak sömüren, bazen göklere çıkarıp bazen yere batıran, kronik olarak yalan söyleyen, kibrinden burnunun ucunu görmeyen kişileri durdurmanın, kendinizi korumanın yolları nedir? Bu yazıda terapistlerden toksik ilişkilerle bizzat mücadele edenlere, bilimden deneyime uzanan bir çeşit kılavuz hazırladık. ## Narsisizm ve demans: ulusal güvenliğe yönelik tehditler > *“Donald Trump şu anda dünyanın en güçlü devlet başkanı. Aynı zamanda en dürtüsel, kibirli, cahil, kaotik, nihilist, çelişkili, kendini beğenmiş ve bencil liderlerinden biri. Dünyanın en güçlü nükleer silahlarından binden fazlasının tetiği parmağının ucunda. Yani birkaç saniye içinde, geçmişteki liderlerin öldürebildiğinden çok daha fazla insanı bir anda öldürebilir.”* İran Savaşı ile birlikte ABD Başkanı’nın akli dengesi yeniden sorgulanmaya başlandı. Ne var ki bu satırlar ve çok daha fazlası yedi yıl önce, *In The Dangerous Case of Donald Trump* (Donald Trump’ın Tehlikeli Vakası Üzerine) [kitabında](https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6145972/?ref=fayn.press) yayımlanmıştı. Yale Tıp Fakültesi’nin hukuk ve psikiyatri hocalarından, Dünya Sağlık Örgütü’nde proje lideri olan adli psikiyatrist Dr. Bandy X. Lee, cesaretinin bedelini birkaç yıl sonra üniversiteden atılarak ödedi. Trump ve avukatının dava açtığı Dr. Lee, Başkan’ın akıl sağlığının yarattığı tehlikeler ve kamuoyunu uyarma konusunda mesleki yükümlülükleri olduğunu savunmaktan vazgeçmedi. _This post is for paying subscribers only._ ### Nedir bu Amedspor tartışması? URL: https://www.fayn.press/nedir-bu-amedspor-tartismasi/ Last updated: 2026-05-08T06:37:24.000Z Amedspor, kuruluşundan 12 yıl sonra Süper Lig’e yükselme hedefine ulaştı. Ancak Yeşil-Kırmızılılar hakkındaki tartışmalar Türkiye'nin hangi futbol kümesinde oynadıkları fark etmeksizin sürdü. Oysa tüm bu hengâmenin merkezindeki Amedspor hakkında kimin gerçekte ne kadar fikri var? Kulübün bu noktaya ve hakkındaki bütün tartışmaların odağına nasıl geldiğini anlamak için ilk önce tam 25 yıl önceye, 2001’in mayıs ayına dönmemiz gerek. Zira Diyarbakır’da futbolun 21\. yüzyıldaki tarihini, siyasi ve toplumsal gelişmelerden bağımsız değerlendirmek pek mümkün değil. Ama o zamanlar daha ortada Amedspor yoktu. Kentin gözdesi Diyarbakırspor’du. ## Diyarbakırspor’un Süper Lig’e çıkışı Tarih 13 Mayıs 2001\. 2\. Lig Yükselme Grubu’nda Diyarbakırspor ve Altay zirve yarışında ve iki takım Diyarbakır’ın ev sahipliğinde karşı karşıya. PKK'nın lideri Abdullah Öcalan o tarihten iki sene önce yakalanmış. Ardından bir “Doğu’yla barışma” projesi başlamıştı. Bu projenin simge isimlerinden biri de dönemin Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’dı. Diyarbakırspor’un da bir bakıma fahri başkanı olan Okkan bölgede epey sevgi ve saygı gören bir isimdi. Halk arasında "Gaffar Baba" olarak biliniyordu. Diyarbakır'da gençleri ve çocukları spora yönlendiriyor, amatör kulüplere de malzeme yardımında bulunuyordu. _This post is for paying subscribers only._ ### Anaların yükünü neden kimsenin bilesi yok? URL: https://www.fayn.press/analarin-yukunu-neden-kimsenin-bilesi-yok/ Last updated: 2026-05-11T06:39:09.000Z *“Güneşin alası çok* *Her evin çilesi çok* *Analar çeker yükü* *Kimsenin bilesi yok”* Küçükken, içinde bir sürü çocuk şarkısı olan bir CD’m vardı ve parçalardan biri de buydu. Bir köprüde karşılaşan iki inatçı keçinin hikayesinden sonra bir anda bu şarkı çalınca içimde adını koyamadığım bir hüzün hissederdim. Henüz sözlerini tam olarak idrak edebilecek yaşta değildim. Ama kimsenin bilesinin olmadığı bir çileyi taşıma yükü yine de ağır gelirdi. Şarkının nakaratında buna karşılık çiçekler dermek ve sevgi dolu türkülerle annemize vermek öğütleniyordu. Ama burada da sanki bir geç kalmışlık, iş işten geçmişlik, bir telafi edilemezlik vardı. O yüzden CD’nin tam bu kısmına denk gelmekten korkar, bana bir çocuk şarkısı değil de bozlak havası ağırlığında gelen bu şarkıyla karşılaşmayı hiç istemezdim. Yıllar sonra ismi *Annemize Türkü* olan bu parçanın sözü ve müziğinin, aşina olduğumuz pek çok koro eserinde, marşta imzası olan besteci ve eğitimci Muammer Sun’a ait olduğunu öğrendim. Aynı yıllar içinde artık sözlerin ağırlığı da daha aşikar olmuştu ve neden huzursuz hissettirdiğini de anlamıştım. Fakat yine de anlayamadığım bir şey vardı. Çiçek derip yollarına sermenin de bir mahzuru yoktu ama çekmek zorunda kaldıkları yükü görünür, bilinir kılmak da gerekmiyor muydu? ## Ücretsiz ve görünmez emek Şarkının devamında “çocuğa bakan ve evine tapan” diye nitelenen anne, bunların yanında bir de gece gündüz çalışarak yarınları garantilemek zorunda kalıyordu. _This post is for subscribers only._ ### Dijital detoks rüzgarı: Zihnini, dikkatini geri kazanmak isteyenler için URL: https://www.fayn.press/dijital-detoks-ruzgari-zihnini-dikkatini-geri-kazanmak-isteyenler-icin/ Last updated: 2026-05-12T09:45:35.000Z Akıllı telefonlar, renkli uygulamalar, sosyal medya, yapay zeka… Tek tıkla hayatımızı şekillendiren dijital teknolojiler son yıllarda vazgeçilmezimiz oldu. Ancak bu hızla devam ederse yakın gelecekte felaketimiz olacak gibi görünüyor. İşte bu yüzden şimdilerde dünyanın dört bir yanında dijitale sınır koyan uygulamalar, yasalar, yaşam trendleri birer ikişer kendini göstermeye başladı. Faydalı ve pratik özelliklerinin yanı sıra dikkatimizi ve vaktimizi çalan, bizi aptallaştıran, tembelleştiren, depresyona sürükleyen, hatta esir alan akıllı telefonlara, sosyal medyaya, yapay zekaya dur diyebilir miyiz? Telefonsuz ve tabletsiz tatil vaat eden seyahat acentelerinden yeniden moda olan emektar tuşlu Nokia telefonlara, kitap deftere dönüş stratejilerinden dijital teknolojilerin sağladığı aşırı kolaylığa bilinçli bir şekilde direnmeyi savunan *friction maxxing* akımına, teknoloji çağının rüzgarından başı ağrıyanlar için çeşitli ülkelerden dijital detoks uygulamalarını derledik. ## Ekran süremiz günde ortalama 7 saat Dünyaca ünlü Oxford İngilizce Sözlüğü, geleneksel “yılın yeni kelimesi” oylaması sonucunda 2025 yılında Oxford İngilizce Sözlüğü’ne girmeye hak kazanan yeni kelimeyi “beyin çürümesi” anlamına gelen *brain rot* olarak belirlemişti. Sözlüğün yayıncısı *Oxford University Press*’in, “önemsiz veya basit materyallerin (özellikle de günümüzde internetteki çevrimiçi içeriklerin) aşırı tüketiminin sonucu olarak görülen, bir kişinin zihinsel veya entelektüel durumunun bozulması” olarak tanımladığı beyin çürümesi terimi böylece hayatımıza resmen girmiş oldu. Bugün özellikle gençler arasında yaygın olarak kullanılan kelime, türlü internet içeriğine, sosyal medyaya ve telefon ekranına bağımlı yaşamanın zihinlerimizi işlevsiz hale getirdiğine dair endişenin apaçık bir göstergesi. _This post is for paying subscribers only._ ### Brezilya’dan Türkiye’ye uzanan demokrasi direnişi ve CHP URL: https://www.fayn.press/brezilyadan-turkiyeye-uzanan-demokrasi-direnisi-ve-chp/ Last updated: 2026-05-24T14:54:53.000Z İBB Davası’nın 26\. gününde, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu avukatı Mehmet Pehlivan, [savunmasında ](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-sekizinci-hafta-neler-yasandi/)dikkat çeken bir benzetme yaptı. Pehlivan’a göre İBB Davası, Brezilya’da Jair Bolsonaro’nun rakibi Lula’ya karşı düzenlenen “yargı darbesi” modelinden ilham almıştı. Bundan birkaç gün sonra, CHP Genel Başkanı Özgür Özel de [Brezilya’ya atıf yaptı:](https://x.com/herkesicinCHP/status/2048465809517744199?ref=fayn.press) > *“Brezilya'da Lula vardı, Bolsonaro iftira attı, yetmedi Lula'yı hapse attı, yetmedi; oğlunu, avukatını hapse attı. Onları hapse atan yargıcı Adalet Bakanı yaptı. Ne oldu biliyor musunuz? Brezilya, aslanlar gibi içerideki mağdurun arkasında durdu, Lula adaylaştı. Seçimlerde iki kişiden birinin oyunu aldı, şimdi Brezilya Devlet Başkanı. Eninde sonunda arkadaşlarımız çıkacak, Ekrem Başkan çıkacak, o sandık gelecek, Ekrem İmamoğlu cumhurbaşkanı olacak.”* Doğrusu, iktidarın bir yargı darbesi için Brezilya’dan ilham almasına gerek yok. Demokrasiye mahkeme salonlarında ayar verme konusunda kendi tarihimiz ne yazık ki oldukça zengin. Ancak Özel ve Pehlivan’ın vurguladığı nokta önemli: Dünyanın farklı ülkelerinde, otokratik tandanslı aktörler hukuku silahlaştırarak – yani *lawfare* yoluyla – popüler muhalif liderleri demokratik yarışın dışına itmeye çalışıyor. Brezilya bunun örneklerinden biri. Brezilya’da neler yaşanmıştı? Hapishaneden yeniden iktidara uzanan Lula Inácio da Silva’nın hikayesi Türkiye’de muhalefete ne ölçüde ışık tutabilir? Ve CHP, İmamoğlu-Lula benzetmesiyle neyi hedefliyor? ## Lula’nın hikayesi Brezilya’da İşçi Partisi, 2003 yılında eski sanayi işçisi ve sendika yöneticisi Lula’nın başkan seçilmesiyle iktidara gelmişti. Obama’nın “dünyanın en popüler lideri” olarak nitelendirdiği Lula, başarılı geçen iki dönemin ardından 2011 yılında görevi Dilma Rousseff’e devretti. Brezilya’nın ilk kadın başkanı Dilma, selefi kadar hünerli bir yönetici değildi; Lula’nın yürüttüğü hassas denge politikalarını sürdürmekte zorlandı. 2014 yılında kıl payı yeniden seçildi ancak derinleşen ekonomik kriz, patlak veren büyük yolsuzluk soruşturması (*Lava Jato*) ve sağ tandanslı sokak eylemlerinin büyümesiyle başkanlığı ciddi biçimde sarsıldı. _This post is for subscribers only._ ### Tersine başarı: Hedef enflasyon daha ilk dört ayda yakalandı URL: https://www.fayn.press/tersine-basari-hedef-enflasyon-daha-ilk-dort-ayda-yakalandi/ Last updated: 2026-05-05T13:01:21.000Z Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nisan ayındaki aylık enflasyonu yüzde 4,18, yıllık enflasyonu da yüzde 32,37 olarak açıkladı. 7 Eylül 2025’te açıklanan Orta Vadeli Program’daki (OVP) hedeflerin çok uzağındayız. [Resmi Gazete’de yayımlanan programa](https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2025/09/20250907M1-1.pdf?ref=fayn.press) göre enflasyon, 2026 yılı için yüzde 16 olarak öngörülmüştü. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan da Şubat ayında, *"2026 yılında enflasyonun, yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz."* demişti. Oysa 2026’nın sadece ilk dört aylık enflasyonu, yüzde 14,6’ya ulaşmış durumda. Yani, hedeflenen yıllık enflasyonun yüzde 92’si yılın ilk dört ayında gerçekleşti. Enflasyonun açıklandığı günün akşamı gerçekleşen Kabine toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan kabahati dünya şartlarında buldu: _This post is for subscribers only._ ### Kağıtta yeşil, gerçekte siyah URL: https://www.fayn.press/kagitta-yesil-gercekte-siyah/ Last updated: 2026-05-07T17:59:34.000Z Türkiye, son yıllarda kâğıt üstünde birçok çevreci adım atmış bir ülke: 2021 yılında Paris İklim Antlaşması’na taraf olunması, 2025’te İklim Kanunu’nun kabul edilmesi, önümüzdeki kasım ayında Antalya’da 200 ülkenin katılacağı “İklim Değişikliği Taraflar Konferansı COP 31”in ev sahipliğini yapacak olması ve son olarak da 24-29 Nisan tarihleri arasında, Kolombiya’nın Santa Marta kentinde ilk kez düzenlenen [“Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı”na](https://www.iklimhaber.org/kolombiyadaki-zirvede-cagri-fosil-yakitlardan-cikis-icin-hukuki-duzenleme-gerek/?ref=fayn.press) katılımcı gönderilmesi… Tüm bunlar kâğıt üstünde çok iyi duran adımlar. Peki ya uygulama? [Paris İklim Anlaşması’na](https://iklim.gov.tr/paris-anlasmasi-i-34?ref=fayn.press) taraf olarak Türkiye, ulusal katkı beyanında 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını yüzde 41 oranında azaltma hedefini açıkladı. Sera gazı emisyonlarını artıran en önemli nedenlerin başında kömür kullanımı geliyor. Paris Anlaşması’na taraf ülkelerin birçoğu kömürlü termik santrallere tamamen veda ederken Türkiye, elektrik üretiminde yüzde 34 oranla birinci sırada kömür kullanmayı sürdürüyor. Üstelik kömürlü termik santrallerin büyük halk sağlığı ve çevre sorunlarına yol açtığı Kahramanmaraş’ta, Afşin Elbistan A Santrali’ne iki yeni ünite daha yapılması [planlanıyor.](https://www.fayn.press/afsin-elbistan-yeni-termik-santrali-kaldirabilir-mi/) Bir yandan da Muğla’da kömürlü termik santrallere kömür çıkarılsın diye köylülerin evleri, tarım arazileri ve zeytinlikleri için [acele kamulaştırma kararı](https://www.fayn.press/akbelende-koylulerin-yasam-hakki-mi-sirket-cikari-mi/) çıkarılıyor. Kömür için ormanlar, zeytinlikler yok ediliyor. Türkiye’nin kömürden çıkış taahhütleriyle çelişkili tüm bu uygulamalara karşı yıllardır ülkenin dört bir yanında mücadele verenler, Kahramanmaraş Elbistan’da bir araya geldi. Kolombiya Santa Marta’daki “Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı”yla eş zamanlı olarak, Greenpeace Türkiye ve Afşin Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu’nun öncülüğünde gerçekleştirilen bu buluşmayı yerinde izledik. ## Santralin ayrı depremin ayrı vurduğu ilçe: Elbistan Kahramanmaraş’ın en büyük ilçesi Elbistan 6 Şubat 2023 depremlerinin etkilediği yerlerden biriydi. Yüzlerce bina yıkıldı, yüzlercesi ağır hasar aldı. İlçe ve köylerinde bine yakın insan hayatını kaybetti. 24 Nisan 2026 günü, küçük bir gazeteci grubuyla birlikte ulaştığımız Elbistan’da, depremin kasveti hâlâ hissediliyor. _This post is for subscribers only._ ### Bizi bizden iyi bilen yapay zeka: Bu Black Mirror’ın hangi bölümü? URL: https://www.fayn.press/bizi-bizden-iyi-bilen-yapay-zeka-bu-black-mirrorin-hangi-bolumu/ Last updated: 2026-05-06T10:43:10.000Z *“Black Mirror bölümü gibi.”* Teknolojinin insanlığın en büyük kabusu olduğu bir dünyada geçen distopik bilimkurgu dizisi *Black Mirror*, zamanla teknolojik gelişmelerin yarattığı rahatsız edici hissi anlatan bir ifadeye, benzetmeye dönüştü. İlk sezonu 2011’de yayınlanan dizinin her bölümü, insanlığın başına gelmekte olanın haberini veriyor, bazen de başımıza çoktan geleni idrak etmekte geç kaldığımızı yüzümüze vuruyordu. Dizi olan *Black Mirror*’ın artık yeni bölümü yayınlanmıyor fakat hepimizin dijital bir profilden ibaret olduğu, verilerimizin altın değerine yaklaştığı bu çağda, aslında Black Mirror’ın ta kendisiyiz. Yeni sezonda uzun süredir hayatımızda olsa da yan rolden başrole ancak geçen bir aktör de var: yapay zeka. Telefonum beni dinliyor mu? Anılarım kopyalanabilir mi? TikTok algoritmam beynimi mi yıkıyor? Ölümden sonra sanal bir dünyaya geçiş yapmak mümkün mü? Dijital ayak izim beni sonsuza dek takip mi edecek? İnternete girdiğiniz ilk andan itibaren teknoloji şirketlerinin hakkınızda topladığı verilerden oluşturduğu profiller sayesinde bu senaryoların hepsi mümkün. En sevdiğiniz tereyağ markasından beş yıldızı hak eden CV’nizin “sebepsizce” silinmesine kadar hakkınızda sahip olunan bütün verilerin, daha önce hiç görülmedik bir hız ve karmaşıklıkta işlenmesi kişisel hürriyetinizin güncel durumu hakkında ne söylüyor? ## Neden şimdi endişelenmeli? İnternetin ilk zamanlarını yetişkinken yaşamış kişiler için ilk Skype veya MySpace, sonradan katılanlar için ise Tumblr veya Snapchat hesabınızı açtığınızdan beri sanal alemde bir “profiliniz” var. Profil derken herhangi bir platformda açtığınız komik rumuzlu bir hesaptan bahsetmiyoruz. Teknoloji şirketlerinin hakkınızda oluşturduğu, dijital ayak izinizin tamamını kapsayan bir kullanıcı profilinden bahsediyoruz. Yani bütün “kirli çamaşırlarımız” çoktan bir veri merkezinde ömürlük yerini yaptı bile. Yapay zekanın verilerimizi kullanım biçimi hakkındaki endişe verici ilk sinyaller, dünyanın dev yapay zeka şirketlerinden olan OpenAI’ın, ABD Savunma Bakanlığı’yla vardığı anlaşmanın ayrıntılarıyla ortaya çıktı. _This post is for paying subscribers only._ ### “Çıldırtan denge”de kitap okumak URL: https://www.fayn.press/cildirtan-denge-de-kitap-okumak/ Last updated: 2026-05-13T06:40:35.000Z Bizi düşünün. Bu ülkede yaşayanları. Ben ne zaman düşünsem ikilikler, zıtlıklar üşüşüyor aklıma. İçimizde, daima zorlayan, tuhaf bir denge. Aslında tuhaf demek yetmiyor anlatmaya. Hasan Hüseyin buna “çıldırtan denge” diyor. 1978’in Ekim ayında yazmış şu dizeleri: “bu ne çıldırtan denge/yaprak döker biryanımız/biryanımız bahar bahçe”. İnsanın, halini anlamaya çalışırken yardıma koşacak şiiri olacak. Anlatmak istediklerim şimdi apaçık belirdi. Şairin “çıldırtan denge” adlandırmasını kimbilir başka edebiyatçılar, sanatçılar, filozoflar nasıl tanımlamıştır? Naomi Klein okurken onlardan biriyle aniden karşılaştım. Meksikalı filozof Emilio Uranga 1952 yılında “zozobra” diye İspanyolca bir terim kullanmış. Ve şöyle açıklıyor “zozobra”yı: “Durmadan iki olasılık, iki duygu arasında hangisine yaslanacağını bilmeksizin salınıp duran bir varoluş hali.” “Çıldırtan denge”de durmaya çalışırken ya da iki duygu arasında salınırken nereye yaslanacağını bilmek, bahar bahçe kısmına meyletmek yaşam direncini veren şey sanırım. Biri Meksika’dan diğeri Türkiye’den birbirini hiç tanımamış filozof ile şair okur zihninde buluşabiliyorsa ve ona bağ kurmanın anlamını tekrar tekrar yaşatıyorsa kitapların neden hayatımızda olması gerektiği bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. Bağlar kurarak kitapları bir araya getirmek, yazarlardan konuşmak ve edebiyata yeni bir alan açmak için bahar iyi bir fırsat. Yaşamanın bilgisine karşı insanı heveslendiren bir mevsim üstelik. Hışırtı ve çıtırtılarla çınlamayan, sincapların bir ağaçtan diğerine atlamadığı, kuşların ötüşmediği, dallar arasında dolaşan rüzgârın ıslık çalmadığı ormanın ruhsuzluğu, eksikliği en çok baharda fark edilir ne de olsa. Ben en çok buna güveniyorum. Yalnız değilim üstelik. Hepimiz buna güvendik ve birkaç arkadaş bir araya geldik. Sayısız okurun kitaplar üzerine iştahını kabartmak istiyoruz. Pazar günlerini bir kitap bülteniyle verimli, sevimli, edebi yapmaya niyetliyiz. *Fayn Kitap* bu sebeple doğdu. *Fayn Kitap*, dijital medyada kitabın görünürlüğüne farklı, oyunlu, yorumlu bir yöntem katmak, gündeme başka başka kapılar açmak ve kitaplardan gündem yaratmak peşinde olacak. Biz, *Fayn*’da bir araya gelen kitap tutkunları kendimize matsutake mantarlarını örnek alıyoruz. 1945’te atom bombasıyla yerle bir edildikten sonra Hiroşima’nın tahrip olmuş doğasında boy gösteren ilk canlı varlığın bir matsutake mantarı olduğu söylenir. Özeniyoruz işte matsutake direncine. Bu yüzden daha bir sarılıyoruz *Fayn Kitap* bültenine. Randevumuzun zamanı hep aynı. İki haftada bir pazarları… ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fayn-kitap-gozden-kacmasin_sayi-1-2.webp) ****Zamanın Duyguları,** ****derleyenler: Aksu Bora - Gökçe Zeybek Kabakçı**, İletişim Yayınları Yaşadığımız zamanın duyguları üzerine yazmak yaman olduğu kadar cezbedici de bir konu. Aksu Bora ve Gökçe Zeybek Kabakçı’nın derlemesindeki yazılar dünyayı duygular üzerinden anlamaya çalışıyor. Akademisyenlerin, gazetecilerin ve yazarların katkı sunduğu kitapta yaşamaktan yorulduğumuz haset, kayıtsızlık, tiksinti gibi duygular dışında varlığını hatırlamamız gereken sebat, heves, merak, cesaret, neşe gibi duygular da ele alınıyor. Yaşadığı zamanı enine boyuna anlamaya ya da anlamlandırmaya çalışan okurlara Tanıl Bora’nın yazdığı **Zamanın Kelimeleri*’ni de hatırlatayım. ****Ve Her Şey Aya Büründü, Georgi Gospodinov,** çeviren: Hasine Şen Karadeniz, Metis Yayınları Geçen yılın en çok övgü alan, okur katında karşılık bulan kitaplarından biriydi **Bahçıvan ve Ölüm*. Gospodinov, babasının ölümünü anlattığı kitapta daha ilk cümlesiyle yakalayıvermişti okuru: “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Bulgar yazar Georgi Gospodinov Türkiye’de yayımlanan ilk romanı **Hüznün Fiziği*’nden bu yana ilgiyle takip ediliyor. Romanlarına aşina okur bu kez onun öykülerini okuyacak. Bazısı oyunlu bu öykülerde mekânlar ve yaşattığı duygular dikkat çekiyor. Kayıplar, uzaydaki ihtimal, bir romanın 75\. sayfasında ortaya çıkan üç sayfa sonra kaybolan Carla, Çehov’a vişneli bir selam… Birbirinden özgün hikâyeler… ****Bu Dünyada Kalmak İçin Nedenler, Lucy Caldwell,** çeviren: Tülin Er, Siren Yayınları Çağdaş İrlanda edebiyatının popüler isimlerinden Lucy Caldwell, kadınları ve çocukları odağına aldığı öykülerinde büyüme, kimlik yalnızlık, aidiyet konularını ele alıyor. Bunlara bir nevi “hasar” öyküleri de diyebiliriz. Onları etkileyici kılansa Caldwell’in gerçekçi anlatımı. Büyümenin sancılarını ve yalnızlığını konuştuğumuz şu günlerde konuyu başka bir kültür üzerinden benzerlikleriyle, farklarıyla okumak isteyenlerin özellikle ilgisini çekebilir. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fayn-kitap-edebi-takip_sayi-1-1.webp) Felaketler çağına dair romanları ve öyküleriyle sevilen Yavuz Ekinci, son yazdığı roman *Aziz*’in çalışma aşamasında dövmeciler ve koleksiyonerlerle epey vakit geçirmiş, yazacağı karakterleri anlamaya çalışmıştı. Yazar, yeni romanını yazmaya koyuldu. İnsanlığın en eski sınavlarından birini (bu kadar ipucu verebiliyorum) anlatmaya girişen Ekinci’nin, bu kez sokak sokak, ev ev gezerek kediler üzerine çılgın gözlemler yaptığını söyleyeyim. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fayn-kitap-ayna_sayi-1-1.webp) “Hayatı, satılık olmayan şeyleri aramakla geçiyor.” **Elias Canetti**, **Sinek Azabı**, çeviren: Necati Aça,Sel Yayıncılık ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fayn-kitap-test_sayi-1-1.webp) ## Sokrates’i ve savunmasını hatırlar mısınız? Herkesin yaşadığımız çağ için bir tanımlaması var. Sevgisizlik, vitrin, sermaye, canavarlar, tiranlar, hakikat sonrası… Söz konusu Türkiye olunca yargılamalar ve iddianameler çağı olarak da isimlendirebiliriz içinden geçtiğimiz dönemi. Savunmalar itirafçıların beyanlarına karışırken Platon’un yazdığı, felsefe tarihinin önemli metinlerinden, bir yaşam tarzı ve ahlak anlayışı savunusu olan *Sokrates’in Savunması*’na yakından bakmanın tam zamanı. **Sokrates’in Savunması, Platon**, çeviren: Erman Gören, Alfa Yayınları [TESTE BAŞLA](https://www.fayn.press/sokratesi-ve-savunmasini-hatirlar-misiniz/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fayn-kitap-dosya_sayi-1-1.webp) ## Edebiyat coğrafyasında iyilik adaları Tolstoy, *Anna Karenina*’yı (1878) “Bütün mutlu aileler birbirine benzer” diyerek açmıştır. Edebiyattaki iyiler de birbirine benzer; çeşitleri azdır. O kadar azdır ki, kötülük okyanusunda küçük adalar gibi kalırlar. Ama ne adalardır onlar… Yenal Bilgici yazdı. [Edebiyat coğrafyasında iyilik adalarıTolstoy, Anna Karenina’yı (1878) “Bütün mutlu aileler birbirine benzer” diyerek açmıştır. Edebiyattaki iyiler de birbirine benzer; çeşitleri azdır. O kadar azdır ki, kötülük okyanusunda küçük adalar gibi kalırlar. Ama ne adalardır onlar…![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynYenal Bilgici![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/fayn-kitap_iyilik-adalari.webp)](https://www.fayn.press/edebiyat-cografyasinda-iyilik-adalari/) fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyebilir ve tüm içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Edebiyat coğrafyasında iyilik adaları URL: https://www.fayn.press/edebiyat-cografyasinda-iyilik-adalari/ Last updated: 2026-05-04T07:44:02.000Z Edebiyat dünyasının gelmiş geçmiş en iyi karakteri kimdir diye bir anket açılsa herkesin listesinde geçireceği birisi var: Atticus Finch diye bir adam… Harper Lee’nin *Bülbülü Öldürmek*’teki (1960) ana karakterlerinden Finch her şey için, kelimenin her anlamıyla, iyi örnektir: Örnek baba, örnek vatandaş, örnek avukat, örnek empat, örnek adalet savaşçısı… Sözde değil özde örnek ama. Finch adaleti, toplumsal statüsü zora düştüğünde bir kenara bırakmak üzere savunmaz. Bilakis, Amerikan taşrasının en muhafazakâr illerinden Alabama’daki küçük kasabalarında alınabilecek en zor davayı alır; tecavüzle suçlanan siyah bir adamı savunma görevini üstlenir. Kasabalının tepkisine rağmen bu işe girişmesinin sebebi tamamen vicdanidir. Bir başına büyüttüğü iki çocuğuna, bu davayı almazsa başını bir daha dik tutamayacağını ve onlara ne yapmaları gerektiğini söylemeye yüz bulamayacağını anlatır. Yine çocuklarına çoğunluğun sesinin illa haklının sesi olmadığını da öğretir. Tüm bu davranışlarıyla Atticus, bir tür modern derviştir, toplumu sessiz sedasız ayakta tutan sütundur. Sadece iyi bir insan değildir, herkesin bir şekilde iyi olduğuna da inanır. “Onları gerçekten görebildiğinde iyi olduklarını anlarsın” der. Tatlı adamdır Atticus Finch. Arkadaşımız, komşumuz, eşimiz dostumuz, babamız, çocuğumuz olmasını isteyeceğimiz adamdır. İyi biridir. Peki, insanlar hakikaten Atticus Finch’in varsaydığı kadar iyi midir? Yoksa Finch’in iyiliği bir istisna mıdır? İyiler, birbirleriyle bağlantısız adalar mıdır? _This post is for subscribers only._ ### Sokrates’i ve savunmasını hatırlar mısınız? URL: https://www.fayn.press/sokratesi-ve-savunmasini-hatirlar-misiniz/ Last updated: 2026-05-03T08:02:42.000Z [“Çıldırtan denge”de kitap okumakFayn Kitap, dijital medyada kitabın görünürlüğüne farklı, oyunlu, yorumlu bir yöntem katmak, gündeme başka başka kapılar açmak ve kitaplardan gündem yaratmak peşinde olacak.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynBurcu Aktaş![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/04/cildirtan-dengede-kitap-okumak_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/cildirtan-denge-de-kitap-okumak/) [Edebiyat coğrafyasında iyilik adalarıTolstoy, Anna Karenina’yı (1878) “Bütün mutlu aileler birbirine benzer” diyerek açmıştır. Edebiyattaki iyiler de birbirine benzer; çeşitleri azdır. O kadar azdır ki, kötülük okyanusunda küçük adalar gibi kalırlar. Ama ne adalardır onlar…![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynYenal Bilgici![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/05/fayn-kitap_iyilik-adalari.webp)](https://www.fayn.press/edebiyat-cografyasinda-iyilik-adalari/) ### "Hakikat yerini bulur. Adalet ise çok katmanlıdır" URL: https://www.fayn.press/hakikat-yerini-bulur-adalet-ise-cok-katmanlidir/ Last updated: 2026-05-02T10:45:42.000Z Zehra Çelenk’in *Gece unutkandır* romanını neredeyse bir seferde oturup bitirdikten sonra, üyesi olduğum kitap kulübündeki arkadaşlarıma şöyle yazdım: *“Polisiye severim. İyi yazılmış Türk polisiyesi ayrıca severim. Kadınların yazdığı polisiyeleri daha bir severim. Ülke gündemine dokunmaktan kaçınmayan romanları bambaşka bir severim. Zaten Zehra Çelenk’i de severim.”* Zehra’nın kitabını okuduğum günlerde ülke gündeminde Kahramanmaraş’taki okul saldırısı ve [Gülistan Doku](https://www.fayn.press/gulistan-dokunun-ablasi-peslerini-birakmadi-arkasina-siginilan-gucler-artik-cezaevinde/) cinayetinin yıllar sonra ailesinin ve kamuoyunun ısrarlı takibi sonucu çözülmeye başlaması vardı. [Bu çocuklar gökten düşmediTürkiye’de uzun zamandır çocukları yutan bir karanlık hüküm sürüyor. Bu hafta bu karanlığın en korkunç yüzlerinden biriyle karşılaştık. 24 saat içinde iki okul saldırısı haberiyle sarsıldık. Fayn yaşananları anlamaya ve bir bağlama oturtmaya çalıştı.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/fayn-haftalik_sayi-108.webp)](https://www.fayn.press/bu-cocuklar-gokten-dusmedi/) Bu iki gündem maddesi bizi aslında her gün ve her yerde karşılaştığımız hatta ne yazık ki kanıksadığımız şiddetin en sert biçimlerinden biriyle yüzleştirdi. *Gece Unutkandır,* her şeyden önce tam da şiddetin gündelik hayata nasıl sızdığının, nasıl normalleşip görünmezleştiğinin romanı gibi geldi bana. İyi örülmüş bu suç hikayesinde hem sayfaları birbiri ardına hızla çevirmeyi gerektiren yüksek bir tempo var, hem de bol bol üzerine düşünmeyi gerektirecek çarpıcı cümleler. Okuru sorularla baş başa bırakan bu katmanlı anlatının yazarı [Zehra Çelenk, Fayn’nın](https://www.fayn.press/yazar/zehracelenk/) da yazarlarından. *Gece unutkandır’ı* okumayı bitirince benim aklıma takılan soruları Zehra’yla konuşma ihtiyacı duydum. İşte yanıtları… ***Gece Unutkandır* ilk bakışta bir polisiye gibi ama sayfalar ilerledikçe karşımda daha katmanlı, daha edebi bir yapı buldum. Polisiyede o sevdiğim merak ve gerilimi sonuna kadar var ama bir yandan da karakterlerin iç dünyası ve ilişkilerin kırılganlığı da anlatında çok öne çıkıyor. Senin için bu romanın asıl derdi ve formu neydi?** Başından beri niyetim, bu iki hattı birbirinden ayırmadan kurmaktı. Gerçek bir meseleden, kadın cinayetleriyle ve suçun toplumsal zeminleriyle temas eden bir hikâyeden yola çıkarken, polisiye anlatının merak ve gerilim imkânlarını sonuna kadar kullanmak istedim. Ama polisiye ve gerilimin ayrı, karakterlerin ve meselenin ayrı yerde durduğu bir metin değil, türün araçlarını kullanan ama aynı zamanda onun sınırlarını aşan, farklı okur deneyimlerine de açılan bir yapı kurmaya çalıştım.Bu nedenle *Gece Unutkandır*, bir yandan baştan sona gerilimini ve gizemini koruyan bir akışa yaslanırken, bir yandan da karakterlerin iç dünyasına, ilişkilerin kırılganlığına ve olaylara farklı bakış açılarına alan açıyor.Hakikate ulaşmanın giderek zorlaştığı, ama belki de ona her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir zamandayız. Benim için bu roman, tam da bu zor zeminde, hem biçimiyle hem de meselesiyle hakikatin katmanlarına yaklaşmaya çalışan bir anlatı kurma çabasının sonucu. **Romanın en güçlü taraflarından biri, insanlık hallerini çok sahici bir yerden kurması. Karakterlerin iyi-kötü ayrımına sığmayan, daha gri ve kırılgan bir yerde durması özellikle dikkat çekici. Buna özen göstermekteki amacın neydi?** İnsanlık halleri dediğimiz şeyi çok önemsiyorum. Bir yandan hakikate yaklaşmanın imkânını açıyor, bir yandan da kendimizi temize çıkarmanın, olan biteni kolayca açıklayıp geçmenin yolu hâline gelebiliyor. Ben gerçekten hem o gri ve kırılgan yanları görünür kılmak hem de o rahatlama alanını biraz bozmak istedim.Romanı kurarken, net fail ve saf kötülük üzerinden ilerleyen bir yapıdan özellikle kaçındım. Suçu, daha geniş bir ilişkiler ağı içinde, birçok kişinin parçası olduğu bir zemin olarak düşünmek benim için daha anlamlıydı. Çünkü suç bence çoğunlukla, tekil bir sapmadan çok, geniş bir ilişkiler ağı içinde şekillenen bir şey. Şunu önemsedim: Kötülüğü sadece uç örneklere, cani figürlere ait bir şey gibi kurmamayı. Öyle olsaydı kötülükten kaçmamız çok daha mümkün olurdu. Maalesef değil ve o nedenle sürekli kötülüğün hiç beklemediğimiz yerlere sızmasından, sıradan kötülük tanımına ait yerden alıyoruz; gündelik ya da ölümcül yaraların çoğunu. Çoğu zaman çok sıradan, çok daha tanıdık yerlerden, yüzleşmekten kaçınma biçimlerinden, savunma mekanizmalarından, imtiyazlardan ve güçten, özellikle de erkekliğe tanınan imtiyazlardan beslenen bir şey bu. Şiddet de bu görünmez imtiyaz alanlarının içinden güç alıyor.Karakterleri yazarken kendimi onların dışında tutmadım; mesafeyi oradan kurmak yerine, o rahatsız edici yakınlığı kabul ettim. Çünkü masumiyet sandığımız kadar sağlam bir zemin değil. Hatta çoğu zaman, kendimize anlattığımız bir hikâye.Bu nedenle, okurun da o hikâyenin içine çekilirken karakterin dünyasına da bu bazen empati kurmaya çok müsait bazense rahatsız edici olsa bile, biraz daha yaklaşmasını istedim. **Günümüz anne–ergen kız ilişkisini, içeriden deneyimlemeden bu kadar inandırıcı kurabilmen çok etkileyici. Bu hattı yazarken nereden beslendin? Bu ilişkiyi senin için önemli kılan neydi?** Bu hat, bir tür araştırmadan çok, uzun zamandır biriktirdiğim gözlemlerden ve temaslardan çıktı diyebilirim. Yakın çevremde, arkadaşlarımda, yeğenlerimde, farklı yaşlarda kadınların birbirleriyle kurdukları ilişkilerde tekrar eden bir gerilim var: Hem çok güçlü bir bağ hem de o bağın içinde sıkışan, ayrışmak isteyen bir taraf.Anne–ergen kız ilişkisi de bana bu nedenle çok önemli geliyor. Sadece bir kuşak çatışması değil, aynı zamanda bir aynalanma alanı. Kadın olmanın, kendini kurmanın, kendi hayatını seçmenin ne anlama geldiği, çoğunlukla en sert biçimlerde çok yakın iki kadının ilişkisinde açığa çıkıyor.Özellikle de yaşlar görece yakınsa, anne-kız ilişkisinde sevgiyle mesafe, korumayla kontrol, yakınlıkla kopma isteği sürekli iç içe geçiyor. Ben de yazarken bu ikiliği mümkün olduğunca sade ve sahici bir yerden kurmaya çalıştım.Biraz da bu nedenle, dışarıdan bakıp anlaşılmış bir ilişki değil, içinde kalındığında daha karmaşık, daha zor bir alan olarak okunma daveti sunuyor romanda bu ilişki. Bir de kadın karakterlerde özellikle, toplumsal cinsiyet örüntülerinin dayattığı çifte standartları görünür kılmak önemli benim için. Annelik hâlâ büyük ölçüde yüceltilen bir alan ama o yüceltilmiş anlatının içindeki gerçek kırılmaları, yalnızlığı, çelişkileri çok daha az konuşuyoruz. Oysa özellikle yalnız ya da bekar annelerin arttığı, genel olarak da tüm anneler için yükün çok çeşitlendiği bir dünyada, konuşulamayan alanlar büyüdükçe insanlar da kendi deneyimlerinde daha yalnız hissediyor. “Ben mi bir şeyi eksik bıraktım?” “Yeterince iyi bir anne miyim?” Bu sorgulama ve suçluluk duygusu çok yerleşmiş halde, kadınlarda. Bunun içinde yalnız olunmadığını hissettirmeyi de istedim. **Roman boyunca suç, sadece bir “olay” değil; daha geniş bir ilişkiler ağı içinde ortaya çıkan bir sonuç gibi ele alınıyor. Suçu bu şekilde konumlandırmak baştan beri kurduğun bir yaklaşım mıydı?** Evet, başından beri kurduğum yaklaşım buydu. Şiddetin giderek yoğunlaştığı, kadın cinayetlerinin neredeyse her gün yaşandığı, çocuklar arasındaki şiddetin ve okul saldırılarının arttığı bir yerdeyiz. Bunu yalnızca istisnai vakalar ya da birkaç patolojik fail üzerinden açıklamanın, aşırı ya da daraltıcı her tür açıklamanın artık iyice yetersiz kaldığını düşünüyorum.Ben suçu, birkaç psikopatın işi gibi görmekten yana değilim. Böyle bir boyut da elbette var ama sınırlı. Suç da suçlu da çoğu zaman içinde bulunduğumuz ilişkiler, sessizlikler ve imtiyazlar ağının içinden doğuyor. O zemini anlamadan bir yere varmak mümkün değil.*Spotlight* filminde geçen ve aklımda yer eden bir cümle var: “Bir çocuğu yetiştirmek için bütün bir köy gerekir; onu istismar etmek için de.” Burada köyün yerine kenti, kurumları, ülkeyi, dünyayı… Her şeyi koyabilirsiniz bence. Meselenin ne kadar kolektif bir zeminde kurulduğunu çok iyi anlatıyor.Erkek şiddeti özelinde de bu çok görünür: Göz yummak, korumak, kollamak, aklamak… Bunların hepsi suçu mümkün kılan, kolaylaştıran bir alan yaratıyor. Cezasızlık sadece hukuki bir mesele değil yani, aynı zamanda toplumsal bir alışkanlık.Bu nedenle hem gerçekte hem de edebi alanda bir derdim de, tekil vakaları teşhir etmekten çok, o şiddeti ve suçu mümkün kılan yapıyı görünür kılmak. Bu zemin, bu algı, bu suç ortaklığı, bunu üreten koşullar değişmeden, yeni suçların önüne geçmek pek kolay değil bana göre. Romanın anlatı yapısını da bu bakış belirledi. Suçu merkezine alan ama onu tek bir kişiye indirgemeyen, aksine o geniş zemini hissettiren bir kurgu inşa ettim. **Türkiye’de şiddetin, özellikle kadınlara yönelik şiddetin bu kadar yaygın ve görünür hâle geldiği bir dönemdeyiz. Sen de hem yazılarında hem bu romanda bu atmosferi sık sık yazıyorsun. Bu gerçekliği, doğrudan ajitasyona kaçmadan romanın dokusuna nasıl yerleştirdin?** Bu kadar görünür olan bir şeyi saklamaya çalışmak zaten mümkün değil. Ama onu doğrudan söylemekle, farklı açılardan göstermek arasında ciddi bir fark var. Benim derdim, o farkın peşine düşmekti.Ajitasyon çoğu zaman okura ne hissetmesi gerektiğini söyler, hatta bildirir. Oysa ben, okurun o duyguyla baş başa kalmasını, hatta mümkünse o konfor alanının biraz dışına itilmesini istedim. Öyle olduğu anda okur zaten hem duygu hem de düşünce anlamında çok daha etkin bir konuma giriyor. Bu nedenle şiddeti doğrudan gösteren, merkezine alan bir anlatı kurmak yerine, şiddetin gündelik hayatın içine nasıl sızdığını, nasıl normalleştiğini, görünmezleştiğini göstermeye çalıştım. Mesele çoğu zaman orada başlıyor. Bazen o anı mümkün kılan küçük eşikler, susuşlar, bakmamayı seçmeler açık bir şiddet anından çok daha fazla şey anlatıyor.Bir de şunu önemsedim: Kurguda, özellikle polisiye gibi türlerde, hikâyenin evreniyle güncel gerçekliğin birbirinden ayrıştığı bir mesafe olabiliyor. Bu mesafeyi kırmak istedim. Çünkü bana göre edebiyat ve sinema, en zor, en güncel meseleleri de taşıyabilecek alanlar. Üstelik bunu didaktik olmadan yapmanın yolları var. Derdim gerçeği büyütmek değil zaten orada olanı geri çekilmeden, ama bağırmadan, çok katmanlı biçimde gösterebilmekti. **Romanda yer yer gerçek hayattaki vakalarla örneğin Gülistan Doku gibi temas eden bir arka plan hissi de var. Güncel olanla kurduğun bu mesafe senin için nasıl bir denge meselesi?** Roman, 17 yaşındaki bir genç kızın cansız bedeninin bir korulukta bulunmasıyla açılıyor. Ardından, kızının henüz öldüğünü bilmeyen Hale’nin, o ilk kaygı ve endişe anına giriyoruz. Daha ortada kesin bir bilgi yokken, bir annenin zihninin ister istemez o haberlerde gördüğümüz vakalara gitmesi… Benim için o eşik çok önemliydi.Gülistan Doku vakası da bu anlamda güçlü bir referanstı. Kitapta adını anmıyorum ama çok net bir gönderme var. Çünkü yıllarca süren o kayıp mücadelesi, bir ailenin yalnız bırakılması, bir dosyanın nasıl belirsizlik içinde tutulabildiği, bunu sağlayan o korkunç güç ve imtiyaz ilişkileri, aslında tüm kadın cinayetlerinin ve şiddetin ne kadar kırılgan ve ne kadar sahipsiz olabildiğini gösteriyor.Benim derdim, o uzakta sandığımız tehlikenin ne kadar hızlı ve geri dönüşsüz biçimde hayatın içine sızabildiğini göstermekti. Bir anda, hiç kimsenin muaf olmadığı bir gerçekliğe dönüşüyor o haberler.İlginç olan şu oldu: Ben bu satırları yazarken o dosya hâlâ büyük bir belirsizliğin içindeydi. Kitap çıktıktan birkaç gün sonra ise o sır perdesinin önemli bir kısmı aralandı. Bu da bana, kurmacayla gerçeklik arasındaki mesafenin aslında sandığımız kadar geniş olmadığını bir kez daha hatırlattı. Niyetim, güncel olanı doğrudan romana taşımak değil ama o gerçekliğin yarattığı duyguyu, o kırılma anını, o tedirginliği sahici bir biçimde kurabilmekti. **Okurun, kitabı bitirdiğinde, hangi duygu ya da düşünceyle kalmasını istersin? Zihninde neyin kalmasını önemsersin?** Kurmacayla ilgili iki şeye çok inanıyorum. Birincisi, kendi evreni içinde bir tamamlanma duygusu kurması; ikincisi ise, o evrenin içinde adalet duygusunu diri tutabilmesi. Gerçek hayatta adaletin çoğu zaman ne kadar zor, ne kadar kırılgan olduğunu biliyoruz. Ama yine de onun mümkün olduğuna dair inancı kaybetmeden ilerleyebilmek çok önemli.Roman boyunca kurulan merak ve gerilim hattı da bunun bir parçasıydı benim için. Okurun başından sonuna taşıdığı fail kim, sorusunun karşılığını bulması, anlatının kendi vaadini yerine getirmesi önemliydi. Ama bununla birlikte, özellikle komiser Vedat karakteri üzerinden şunu da görmek mümkün: Hakikat bazen yerini bulur, ama adalet çok daha zor, çok daha katmanlı bir mesele olarak kalır.Bu nedenle okurun finalde yalnızca bir çözülme ve rahatlama duygusuyla değil, aynı zamanda romanın açtığı sorularla baş başa kalması önemli benim için. Hikâye kapansa da çember asla kapanmaz ve edebiyat da, hakikat ve adalet gibi ancak o sorular kaldığında gerçekten tamamlanma ihtimalini taşır. 📖 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Fayn'a sınırsız erişim için ücretli abonelerimiz arasına katılın. [****Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)****.** ### Neden düşeriz? Ayağa kalkmayı öğrenebilmek için URL: https://www.fayn.press/neden-duseriz-ayaga-kalkmayi-ogrenebilmek-icin/ Last updated: 2026-05-04T12:31:03.000Z Merhaba Bugün 1 Mayıs. *Fayn Haftalık* “İyi bayramlar” diyor ve hızlıca haftanın gündemine geçiyor. ## MHP'de kuzuların sessizliği MHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in 27 Mart’taki istifasıyla MHP’de yeni bir süreç başladı. Zira Yönter’in istifası öyle böyle bir istifa değil. Öncelikle Yönter “gördüğü lüzum üzerine” istifa etti ki partinin kitabında böyle bir cümle yok. MHP’de makbul istifa yöntemi, tıpkı daha önce istifası istenen üç milletvekilinin yaptığı gibi “Liderimizin ve partimizin emrindeyiz” diyerek gitmek ve bir gün affedilirse geri dönebilmektir. Ankara Muhabiri yaşananların arka planını aktarıyor. [Bahçeli MHP’yi formatlıyorDevlet Bahçeli, İzzet Ulvi Yönter’i akademik hayata teşvikle yetinmedi ona yakın teşkilatları da feshetti. Bürokrasideki isimlere de dokunulmaya başlandı.. MHP’de sadece bir cezalandırma değil, partiyi yeniden şekillendirme süreci işliyor. Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mhpde-neler-oluyor_fayn.webp)](https://www.fayn.press/bahceli-mhpyi-formatliyor/) ## Para harcamadan sosyalleşmek… Türkiye’de kamusal alanlar sürekli daralıyor. Artık paranız kadar sosyalleşebiliyorsunuz. Park yok. Mahalle arası buluşma noktası yok. Denize bilabedel ulaşım yok. Oysa ev ve iş dışında düşük bütçeyle sosyalleşilebilecek müşterek alanlar dünyada olduğu gibi bizde de mümkün. Ankaralıların yeni uğrak noktası Esat Hâl, bunun bir denemesi. Peki bu mekan gerçekten herkesin mi? [Ankara Esat Hâl: Üçüncü bir yer mümkün mü?Kamusal alanların giderek daraldığı kentlerde sosyalleşmek bir bütçe meselesine dönüştü. Oysa ev ve iş dışında düşük bütçeyle sosyalleşilebilecek müşterek alanlar, yani “üçüncü mekan”lar da mümkün. Ankaralıların yeni uğrak noktası Esat Hâl, bunun bir denemesi. Peki bu mekan gerçekten herkesin mi?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynBeyza Karataş![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/esat-hal-ankara-2.jpg)](https://www.fayn.press/ankara-esat-hal-ucuncu-bir-yer-mumkun-mu/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/divider-fayn-is-birligi-1.png) ## Diyabetin durduramadığı bisiklet takımı ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/team-novo-nordisk_fayn-2.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/team-novo-nordisk-logo-1.webp) K A T K I L A R I Y L A Türkiye’de bugünlerde bisiklet rüzgarı esiyor. 61\. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Turu'na katılan 23 takım arasında çok özel bir ekip var. Çünkü onların hikâyesi sadece hızla ilgili değil. Sınırlarla, kabullerle ve her gün yeniden neyin mümkün olduğunu kanıtlamakla ilgili. Tüm üyeleri diyabetle yaşayan Team Novo Nordisk'in iki sporcusu Andrea Peron ve Filippo Ridolfo ile konuştuk. [Diyabetin durduramadığı bisiklet takımı: Team Novo NordiskTürkiye’de bugünlerde bisiklet rüzgarı esiyor. 61\. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Turu Çeşme’de başladı, Ankara’da bitecek. 23 takımın katıldığı 1131,2 km’lik turda, yarışların haricinde herkese ilham verecek insan hikayeleri de var. Diyabetle yaşayan bisikletçiler Andrea Peron ve Filippo Ridolfo gibi…![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynBanu Yelkovan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/team-novo-nordisk_fayn.webp)](https://www.fayn.press/diyabetin-durduramadigi-bisiklet-takimi-team-novo-nordisk/) ## İsrail - Türkiye yüksek gerilim hattı Hürmüz Boğazı’na alternatif aranıyor. Bu da bölgedeki rekabeti ve tansiyonu etkiliyor. Bölge ve rekabet denince son yıllarda öne çıkan iki ülke ise malumunuz Türkiye ve İsrail. Doğu Akdeniz enerji haritasını önümüze açtık ve bu mücadelenin geçeceği alana baktık. [İsrail-Türkiye: Enerji haritasında büyük nüfuz savaşıİran Savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’na alternatif arayışları hız kazanınca İsrail-Türkiye bölgesel nüfuz savaşı da keskinleşti. Bu mücadelenin meydanıysa Doğu Akdeniz’den Hürmüz Boğazı’na uzanan enerji haritası.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/israil-turkiye-enerji-savasi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/israil-turkiye-enerji-haritasinda-buyuk-nufuz-savasi/) _This post is for subscribers only._ ### Silikon Vadisi’nden faşizm manifestosu: Öldür, gözetle, yönet URL: https://www.fayn.press/silikon-vadisinden-fasizm-manifestosu-oldur-gozetle-yonet/ Last updated: 2026-05-07T17:59:18.000Z Amerikan teknoloji devi [Palantir,](https://www.fayn.press/palantirin-peter-thieli-en-az-tanidiginiz-en-tehlikeli-adam/) geçen hafta X’te 22 maddelik [manifestosunu](https://religiondispatches.org/2026/04/27/palantirs-technofascist-thread-annotated?ref=fayn.press) açıklayınca tabiri caizse kıyamet koptu. Bu metin, şirketin CEO’su Alex Karp’ın 2025’te yayımlanan *Teknolojik Cumhuriyet: Sert Güç, Yumuşak İnanç, Batı’nın Geleceği* başlıklı kitabının bir özeti niteliğindeydi. İyi de, neden şimdi büyük tartışmalara yol açtı? [İsrail’in savaş politikalarına](https://fikirturu.com/jeo-politika/iran-savasinda-yapay-zeka-nasil/?ref=fayn.press) koşulsuz desteğini her fırsatta açıklayan Palantir, ABD ile müttefiklerine, ayrıca özel sektöre “gözetleme teknolojisi” satan bir veri analizi şirketi ve savunma yüklenicisi. [ABD Göçmen Polisi’nden](https://www.fayn.press/direnis-cogu-zaman-slogan-atmaktan-cok-daha-sessiz-bir-sey/) Gazze ve İran savaşına, şirketin yapay zekâ teknolojileri insan avında kullanılıyor. Palantir, 2008'den bugüne dek sırf ABD hükümetinden toplam 1,9 milyar dolarlık sözleşme kaptı. Şirketin CEO’su Alex Karp ise 2024 yılında şirketin hisse senedi fiyatındaki hızlı artış sayesinde CEO maaşının çok üzerinde, 6,8 milyar dolar değerinde bir tazminat/gelir elde etti. Silikon Vadisi devlerinin ajandasını ve terminolojisini kavramakta zorlananlara bu manifestonun ne anlama geldiğini, uzmanların [yorumlarından faydalanarak](https://www.aljazeera.com/news/2026/4/21/technofacism-why-palantirs-pro-west-manifesto-has-critics-alarmed?ref=fayn.press) deşifre ettik. Özetle manifesto, Trump’ın MAGA hareketini yani “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” siyasetini yüceltirken, demokrasinin ve bürokrasinin gereksiz olduğunu savunuyor. Zaten en çok tartışma yaratan da son üç madde: Zira Palantir, Batı’nın ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunurken kültürel hegemonyayı yeniden tarif ediyor. Çoğulculuğun yerini otoriterliğin ve yapay zekayla donatılmış kaba kuvvetin aldığı; Protestanlık, Yahudilik gibi din ve kültürlerin diğerlerinden üstün olduğu bir teknofaşist ütopya. *Tekno Feodalizm* kitabının yazarı, Yunanistan’ın eski Finans Bakanı Yanis Varoufakis’e göre söz konusu 22 madde, açıkça “kitlesel ölüme kendini adamış bir şirketin taslak planı” olması açısından önemli. Manifestonun Adolf Hitler’in *Mein Kampf* (Kavgam) kitabıyla Güney Afrika Apartheid’ının karışımı olan ana akım bir ideolojinin vücuda gelmiş hali olduğuna inanıyor Varoufakis: > *“İdeolojik amaçlarının yanı sıra finansal gücü de düşünüldüğünde, Palantir’in türümüz için büyük bir tehdit olduğunu anlıyoruz. Hemen, şimdi önlem almalıyız!”* İşte Palantir’in 22 maddelik manifestosu, [anlamı ve yorumları](https://www.theverge.com/policy/915237/palantir-manifesto?ref=fayn.press)… ## Öldürmek serbest, mail atmak paralı olsun 1. Silikon Vadisi, yükselişini mümkün kılan ülkeye (ABD) ahlaki olarak borçludur.Silikon Vadisi'nin mühendislik elitinin, ulusun savunmasına katılma konusunda yükümlülüğü vardır. Meali: Silikon Vadisi, çoğu Amerikalı’nın geçim kaynaklarını talan eden ve bankacılık sistemini kurtaran yönetici sınıf sayesinde var oldu. Ve Silikon Vadisi'nin elitleri bu yönetici sınıfını ölümüne savunacak. Ne de olsa Palantir, federal hükümetin savunma sözleşmelerinden daha da fazla kazanç elde etmek için muazzam bir fırsata sahip. Malum, Trump 1,5 trilyon dolarlık bir savunma bütçesi istiyor. Eh, mühendisler de orduya daha fazla öldürücü teknoloji hizmeti sağlayarak Trump’ın emrine amade. 1. Uygulamaların tiranlığına karşı isyan etmeliyiz.iPhone, medeniyetimizin en büyük yaratıcı başarısı mı, yoksa zirve noktası mı? Bu nesne hayatlarımızı değiştirdi ancak şimdi de olasılık algımızı sınırlayabilir ve kısıtlayabilir. Meali: Palantir, Apple Store'u gözüne kestirmiş durumda. Bu yüzden insanların mahremiyetinden geriye kalanları da yok eden başka bir cihaz geliştirip iPhone'u tahtından etmek istiyor. 1. Ücretsiz e-posta yeterli değil. Bir kültürün veya medeniyetin, hatta yönetici sınıfının çöküşü, söz konusu kültür ekonomik büyüme ve kamu güvenliğini sağlayabiliyorsa affedilecektir. Meali: Palantir, halka faydalı bir hizmete ücretsiz erişimi saçma buluyor. Bunun yerine, hükümetin vatandaşını gözetlemesine olanak tanıyan ve vergi indirimleri talep edecek bir sürü yazılım satmayı planlıyor. Elbette ki hiçbir şey bedava olmayacak. 1. Yumuşak gücün, salt etkileyici söylemin sınırları ortaya çıktı. Özgür ve demokratik toplumların başarılı olabilmesi için ahlaki çağrıdan daha fazlasına ihtiyaç var. Sert güce ihtiyaç vardır ve bu yüzyılda sert güç, yazılım üzerine kurulacaktır. Meali: Söz ve duygularla peynir gemisi yürümez, Palantir de silah satmak istiyor. Kim barışa kendini adayarak zengin oldu ki? Kaldı ki Alex Karp, Palantir'in "gerektiğinde, düşmanları korkutmak ve bazen de öldürmek için" kullanılması gerektiğini açıklamıştı. Sert güç çağrısı, aynı zamanda Trump yönetiminden daha fazla askerî sözleşme koparmak için tasarlanmış bir pazarlama hilesi. ## Yapay zeka destekli katil robotlar geliyor 1. Soru, yapay zekâ silahlarının üretilip üretilmeyeceği değil; kimin üreteceği ve hangi amaçla üretileceğidir. Düşmanlarımız, kritik askerî ve ulusal güvenlik uygulamalarına sahip teknolojilerin geliştirilmesinin faydaları hakkında tiyatrovari tartışmalara girmek için duraklamayacak. _This post is for paying subscribers only._ ### İBB Davası’nda sekizinci hafta: Neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-sekizinci-hafta-neler-yasandi/ Last updated: 2026-05-01T05:30:09.000Z İBB Davası’nda sekizinci hafta geride kaldı. [Geçen hafta](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-yedinci-hafta-neler-yasandi/), Ekrem İmamoğlu iftiraname dediği iddianameyi hedef almış, avukatı Mehmet Pehlivan ise tutuklamaların itirafçı yaratma aracına dönüştüğünü savunmuştu. Sekizinci haftada duruşmanın ilk günü Mehmet Pehlivan’ın yarım kalan savunmasıyla devam ederken, son günü tutukluluk incelemesi yapıldı. 2 Nisan’da 18 sanık hakkında tahliye kararı [veren](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-dorduncu-hafta-18-kisi-hakkinda-tahliye-karari/) mahkeme bu incelemesinde de 15 ismin tahliyesine karar verdi. *Fayn*, 414 ismin yargılandığı davanın sekizinci haftasında yaşananları derledi. ## 27 Nisan Pazartesi ## Mehmet Pehlivan: *“*Hani nerede para dolu bavullar?*”* Duruşmanın ilk günü Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın yarım kalan savunmasıyla devam etti. Pehlivan soruşturma yürütülürken medyada yalan haberlerle hedef alındıklarını iddia etti. *“Hani nerede para dolu bavullar? Hani nerede Florya’ya gömüldü denilen paralar? Nerede cenaze aracıyla kaçırılan rüşvetler? Nerede dağıtılan telefonlar? Tüm bu haberlerin sahte ve yalan olduğu ispatlandığı gibi, bu yalanları atanlar bile sustu.”* Cenaze aracıyla para taşındığı iddiasının bir tanığa dayandırıldığını anlattı. *“Bu iddia, aslında önümüzdeki dosyanın içerisinde bir tanık ifadesidir. Sadece bu beyanla, bir açık tanığın cenaze aracıyla rüşvet kaçırıldığını iddia etmesiyle dört bürokrat gözaltına alındı. İddianamede bu tanık beyanına yer verilmedi ama bu tanık hakkında yanıltıcı bilgiden dolayı hiçbir zaman suç duyurusunda bulunulmadı. İftira atıldığında, adliyeye karşı işlenmiş bir suç olan iftiradan dolayı suç duyurusunda bulunulur; ancak bunun yerine bu kişi, bu aleni iftirayı atan şahıs her dosyada şu an tanık yapılıyor. Kurultay davasında tanık yapıldı; geçtiğimiz günlerde Ataşehir Belediyesi'ne yönelik yapılan operasyonda da muhtemelen tanık yapıldı. Her yerde bu kişi tanık yapılıyor.”* Pehlivan, hakkında verilen tutukluluğa devam kararında yasal olarak belirtilmesi gereken gerekçelerin yer almadığını vurguladı. *“Delilleri karartma şüphem olduğunu söylüyorsunuz ama hangi delilleri karartacağımı yazmıyorsunuz. Dahası karartacağım deliller varsa bunları niye toplamıyorsunuz sayın başkan? Kaçma şüphesinden bahsediyorsunuz. Benim kaçma şüphemi somutlaştıran şeyin ne olduğunu niye yazmıyorsunuz? Ve kaçmamız mevcut konjonktürde aslında tam da istenilen bir propaganda aracı olmaz mı sizce? Sayın Başkan, daha açık söyleyeyim ve daha açık sorayım. Beni kızımdan ayrı tutmanızın ek gerekçesi nedir? Kızım bana açık görüşte okul arkadaşının babasının adıyla seslendi. Ona baba diyor. Buna dair ek gerekçeyi niye yazmıyorsunuz? Hakkımız olanı niye yalvararak istiyoruz sizden?”* Savunmasının ardından duruşma savcısı Pehlivan’a bazı sorular sordu. **Savcı:** Adem Soytekin *(itirafçı sanık)* ifadesinde, "Ekrem İmamoğlu ile başkanlık konutunda yapmış olduğum görüşmede bana 'Tedbir aldın mı? Operasyon yapılacak. Sen de listedesin. Eğer emanet etmen gereken para veya belge varsa, bunları Turan Taşkın Özer’e emanet et'' demiştir. Bu görüşme esnasında Avukat Mehmet Pehlivan da yanımızdaydı" dedi. 7 Mart günü ilgili toplantıya katıldınız mı? **Mehmet Pehlivan:** 7 Mart tarihli HTS kayıtlarım dosyada. HTS kayıtlarında 7 Mart tarihli toplantıda olmadığım açıkça görülmektedir. **Savcı:** Tamam. Böyle bir toplantıda o zaman siz yoktunuz. **Mehmet Pehlivan:** Yani olmadığım bir toplantının yapılıp yapılmadığını, böyle bir konuşma geçip geçmediğini ben bilemem. Savcının sorularının ardından Ekrem İmamoğlu söz aldı. Perşembe günü yapılacak tutukluluk incelemesi öncesi sanıklara söz verilmesi gerektiğini söyledi. *“Bu dava, Ekrem İmamoğlu üzerine kurulu ve Ekrem İmamoğlu üzerinden yürütülmeye çalışılan tarihi bir davadır. Dolayısıyla benim hem kendi adıma hem de burada bulunan tutsak arkadaşlarım adına perşembe günü benim mutlaka ama mutlaka tahliyeyle ilgili görüşlerimi belirtme hakkım olduğunun altını özenle çizerek size hatırlatmak isterim. Bu hatırlatma öylesine bir hatırlatma değildir Sayın Başkan, Sayın Heyet, çok ciddi bir hatırlatmadır.”* [Geçen hafta](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-yedinci-hafta-neler-yasandi/) mahkemeye dilekçe veren itirafçı sanık Adem Soytekin, duruşmalarda diğer sanıklardan baskı gördüğünü iddia etmişti. İfade sırasının öne çekilmesi planlanan Soytekin’in iddiasına İmamoğlu yanıt verdi. *“Tehdit ve baskı altında olduğu ifadelerinin muhatabı iki tane kuruldur, heyettir. Yani bir tanesi kim olabilir? Burada bizler olabiliriz, bizi ifade ediyor olabilir. Yani buradaki 90 küsur kişiyi ve açıkçası bir de jandarmaları zan altında bırakabilir. Yani Adem Bey, sonuçta aşağıda başka bir yerde bekletiliyor, buraya geliyor ve en arkada da izleyici olarak süreci takip ediyor.”* İmamoğlu, duruşma salonuna her girdiğinde Adem Soytekin’in kendisini ayakta karşıladığını vurguladı. *“Beni buradaki heyetle beraber ayağa kalkarak karşıladı hep. Ben de gördüğümde selamlaştım kendisiyle. Nasıl bir tehdit veya nasıl bir baskı? Bunun muhatabı kimdir bilmiyorum.”* Soytekin’in ifadesine öncelik verilmemesi gerektiğini vurgulayan İmamoğlu, heyetten dava başında açıkladığı ifade sırasına uymasını istedi. *“Tabii ki sizin her sanığın güvenliğini en üst seviyede sağlamak zorunda olduğunuzu biliyorum, bu sizin göreviniz. Ancak böyle bir taleple böyle bir düzenlemeyi yapma ihtiyacı duymanız bizi zan altında bırakır. Bunu şiddetle reddediyorum. Yani biz, ben veya şahit olduğum şekilde hiçbir arkadaşımızın böyle bir diyaloğu yaşadığını duymadım, görmedim. Bu manada bu beyana karşılık, bu talebi bu şekilde düzenlemenizin her iki heyeti de jandarma gücünü de bizleri de zan altında bırakacağını ifade ederim.”* Soyketin’in son sıralarda ifadesinin alınacağı açıklandığı için ona soru soracak avukatların ve sanıkların hazırlıklı olmayabileceğine dikkat çeken İmamoğlu, ifadeyi öne çekmenin “tutukluluk incelemesinde tahliye etmek için hamle” olabileceğini vurguladı. *“Makul sıralama açısından Sayın Başkan, illa öne almayı düşünüyorsanız üç gün, beş gün, altı gün sonra oraya denk düşecek şekilde bir sıralama yaparsınız. Adem Bey, bugün burada tutuklu yargılanıyor, şurada her arkadaşım kadar onun da tutuksuz yargılanmasını isterim. Perşembe’ye (tutukluluk incelemesine) yetişsin, belki tahliye alabilir ya da tahliyesi olabilir. Vallahi olsun, tahliye olsun, gene tahliyesi olmuş şekilde gelsin ifade versin.”* **Mahkeme Başkanı:** Böyle niyetler üzerinden üretmeye gerek yok. Sıralamayı da biz belirledik baştan. İmamoğlu konuşmasına CHP’li belediyelere operasyonun kapısını açan Aziz İhsan Aktaş’ın etrafındaki koruma kalkanını vurgulayarak devam etti. *“Ben de jandarmalar eşliğinde, arkadaşlarım gibi geliyoruz, kolluk güçleri bizi alıyor nezarete koyuyorlar. Ama yani 5-10 tane korumayla, şov yapar gibi, o bizim o şekilde girdiğimiz kapıdan, bir iftiracı kapıları açıyor, başını koruyor, içeri alıyor, yanında korumalarla şov yapar gibi yürüyorsa, bu yüce Türk adaleti adına utanç verici manzaralardır.* *Zaten o utanç verici manzara, o kararı alanların böyle alnına şak diye yapışmış, onlarla yaşayacak, günü gelince de hesabı sorulacak.”* İmamoğlu’nun ardından söz alan avukatlar da Adem Soytekin’in savunma sırasının değiştirilmemesi gerektiğini vurguladı. ## 28 Nisan Salı ## İtirafçı sanık Adem Soytekin: *“*Ben onu bana sorulan şablon soru gibi anladım*”* Ancak mahkeme sırayı değiştirdi. Salı gününe itirafçı sanık Adem Soyketin’in savunmasıyla başladı. Tutuklandıktan sonra itirafçı olup serbest kalan Soyketin, savcılığın “Bazı beyanları gerçeğe aykırı, kendini suçtan kurtarmaya çalıştı” itirazıyla yeniden tutuklanmıştı. En son sanık olarak salona alınan Soytekin, etrafını saran dört jandarma eşliğinde kürsüye geldi. Etkin pişmanlık ifadesini verirken baskı görmediğini söyledi. _This post is for paying subscribers only._ ### Beşiktaş’a özlediği ruhu getiren koç: Dušan Alimpijević URL: https://www.fayn.press/besiktasa-ozledigi-ruhu-getiren-koc-dusan-alimpijevic/ Last updated: 2026-05-05T12:14:01.000Z Futbolda son yıllarda taraftarına hayalkırıklığı yaşatan Beşiktaş’a özlediği ruhu basketbolda Dušan Alimpijević getirdi. Her ne kadar Beşiktaş Gain, tarihinde çıktığı ilk EuroCup final serisinde Fransız ekibi JL Bourg'u yenemese de koç Alimpijević’in Beşiktaş’a kazandırdıkları tartışılmaz. Bu, Alimpijević'in EuroCup finalinde yaşadığı ikinci yenilgiydi. İlki de 2022'de yine bir başka Türk takımıyla, Bursaspor’un baş antrenörüyken Virtus Bologna'ya karşıydı. Böylece iki farklı temsilcimizi tarihlerinde ilk kez finale çıkardı ancak ikisini de kaybetti. Arzu edilen sonuca ulaşılamamış olsa da Alimpijevic ve öğrencilerini finallere götüren süreç daha önemliydi. Beşiktaş en son bundan 14 sene önce, Ergin Ataman yönetiminde bu seviyelere çıkmıştı. Aradan geçen uzun zamanın ardından Avrupa'da ve ligde yeniden mücadeleci konumdalar. Bunda kenar yönetiminin katkısı epey büyük. Peki, EuroCup'ta ikinci kez ‘Yılın Koçu’ seçilen Dušan Alimpijević henüz 40 yaşında bu noktaya nasıl geldi? ## Diz sakatlığından saha kenarına Dušan Alimpijević, 9 Mart 1986'da Belgrad'ın güneybatısındaki küçük bir kasaba olan Lazarevac'ta doğdu. Ancak burası Yugoslavya dağıldıktan sonra bile adı basketbolla yan yana anılan, Avrupa ve Dünya şampiyonlukları kazanan Sırbistan'da kayda değer hiçbir oyuncunun çıkmadığı nadir lokasyonlardan biri. Basketbola gönül veren Alimpijević, profesyonel bir kariyere sahip olabilmek umuduyla 15 yaşında ailesini bırakıp Novi Sad'a gitti. Hem lisede eğitimine devam edecek hem de parkelere adım atacaktı. Ama gençlik yıllarında geçirdiği iki ağır diz sakatlığı hayallerini sekteye uğrattı. Yine de basketboldan uzaklaşmak gibi bir planı yoktu. Saha kenarına geçip 22 yaşında asistan koç olarak çalışmaya başladı. 27 yaşında ise ilk baş antrenörlük deneyimini yaşayacaktı. 2010 yılının mart ayında Vojvodina takımı, Kruşevats'taki deplasman maçından dönüyordu. Takım otobüsü gece saatlerinde bir kamyonla çarpıştı. Baş antrenör Nemanja Danilović ve 19 yaşındaki genç oyuncu Nenad Grozdanić hayatını kaybetti. Alimpijević enkazdan ağır yaralı olarak çıkarıldı. Kendisini kurtarmak için otobüsün kesildiğini sonradan başkalarından öğrendi. Kazayı neredeyse hiç hatırlamıyordu. Yıllar sonra o dönemi anlattığında kendisi ikinci plandaydı. Kaybedilen iki ismin ailelerinin yaşadığı acıya içi daha çok yanıyordu. Zira Danilović, Alimpijević'e koçluğa olan tutkusunu aşılayan bir figürdü. O kazadan sonra basketbol sahasındaki hiçbir zorluk ona güç gelmedi. Ve o zorluklarla karşılaşması için fazla beklemesi gerekmedi. ## Kaza onu durdurmadı Alimpijević, 2011'de Vojvodina Srbijagas'a asistan koç olarak katıldı. Eski Yugoslav ülkelerinin bir arada oynadığı Adriyatik Ligi'ne (ABA) çıkma planları vardı ama lisans için gereken 150 bin euro bulunamadı ve proje bir gecede çöktü. 2013'te Alimpijević Vojvodina'nın baş antrenörü oldu. Devraldığı takım dağılmış haldeydi. Kadro zayıftı, bütçe daralmıştı. O sezon takımı ligde tuttu, bir sonraki sezon play-off'a taşıdı. Ancak ABA'in gediklilerinden Mega Leks'e bir sayıyla kaybedince sonunu getiremediler. _This post is for paying subscribers only._ ### Ankara Esat Hâl: Üçüncü bir yer mümkün mü? URL: https://www.fayn.press/ankara-esat-hal-ucuncu-bir-yer-mumkun-mu/ Last updated: 2026-05-07T17:59:11.000Z Türkiye’de sosyalleşmek giderek tercihten çok bütçe meselesine dönüştü. Evle okul ya da evle iş arasında kalan zaman, artık kendiliğinden gelişen karşılaşmalarla değil, çoğu zaman bir şey satın alınan mekânlar üzerinden anlam kazanıyor. Buluşup kahve içmek, bir masaya oturmak, etkinlik ya da atölyelere katılmak… Bunların her biri, fark etmeden belirli bir harcama eşiğini de beraberinde getiriyor. Parkların, mahalle arası buluşma noktalarının, sosyal tesisler gibi kamusal alanların yetersiz olduğu şehirlerde insanlar ya evlerine çekiliyor ya da illa para vermek zorunda oldukları tüketim temelli sosyalleşme biçimlerine yöneliyor. Oysa kent hayatının en kritik ama en az görünür katmanlarından biri, tam da ev ve iş arasında kalan ve gündelik karşılaşmaları mümkün kılan mekânlar. Sosyolog Ray Oldenburg, ev ve iş dışında kalan, sosyalleşmek için buluşmaya uygun bu kamusal mekanları *third space,* yani üçüncü yer olarak tanımlıyor. Ankaralıların yakın zamanda hayatına giren Esat Hâl de bir üçüncü yer denemesi. Kamusal ve ticari işlevleri bir araya getirerek kentte yeni bir buluşma alanı yaratma iddiası taşıyan Esat Hâl, gerçekten bu iddiasını hayata geçirebiliyor mu? Bir mekânın fiziksel olarak herkese açık olması, oranın gerçekten herkese açık olduğunu gösterir mi? _This post is for subscribers only._ ### 1 Mayıs’tan 1 Mayıs’a: Son bir yılın işçi direnişleri URL: https://www.fayn.press/1-mayistan-1-mayisa-son-bir-yilin-isci-direnisleri/ Last updated: 2026-04-30T19:53:35.000Z Türkiye’de [hayat pahalılığı](https://www.fayn.press/kaybolan-fiyat-algimiz-nasil-da-gittin-insafsiz/) dünya ortalamasının epey üzerinde seyrederken, ses getiren işçi mücadelelerine de tanıklık ediyoruz. Ekonomik krizin pençesindeki işçiler; ödenmeyen maaşlardan, iş cinayetleriden, güvencesiz çalışma koşullarından, işten çıkarılmalardan ve gasp edilen sendikal haklardan şikayetçi. Fakat talepleri çoğu zaman duvara tosluyor: Grev yasakları, [tutuklanan sendikacılar, ](https://www.fayn.press/sendikacilar-hedefte-buraya-adliye-sarayi-degil-sirketin-adini-yazsinlar/)gözaltına alınan işçiler ve takipsizlik verilen davalar emek mücadelesini sürekli baskı altında tutuyor. Her şeye rağmen, geçen 1 Mayıs’tan bugüne pek çok kararlı işçi direnişi yaşandı. Hâlâ da yaşanmaya devam ediyor. ## İzmir Belediyesi Mayıs 2025’te İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde (İBB) başlayan grev, önümüzdeki yılın işçi mücadeleleriyle geleceğini haber verdi. İZELMAN, İZENERJİ ve Egeşehir şirketlerinde işçilerle belediye arasında toplu iş sözleşmesinde anlaşma sağlanamadı. Bunun üzerine yaklaşık 23 bin işçi grev kararı aldı. Eşit işe eşit ücret talep edildi. _This post is for subscribers only._ ### Hak arayışının hafızası: Büyük Madenci Yürüyüşü URL: https://www.fayn.press/hak-arayisinin-hafizasi-buyuk-madenci-yuruyusu/ Last updated: 2026-05-02T05:21:22.000Z Eskişehir’deki, Yıldızlar SSS Holding bünyesindeki Doruk Madencilik linyit işletmesinde çalışan ve aylarca maaşlarını alamayan madencilerin Ankara’daki hak arama mücadelesi, tam da 1 Mayıs öncesi Türkiye’nin gündeminde üst sıralara çıktı. Yürüdüler, açlık grevine başladılar ve son yıllarda genellikle olduğu gibi yine polis müdahalesiyle karşılaştılar. Oysa tek istedikleri emeklerinin karşılığını almaktı. Direnişleri zaferle sonuçlandı. “İşçi hakkı mücadelesi” ve “madenci” kavramları yan yana gelince akıllara Türkiye sendikal hareketleri tarihine geçen bir eylem geliyor. Üzerinden 35 yıldan fazla zaman geçtiği için hiç duymayanlar da vardır elbet. Biz de o eylemi hatırlatmak istedik. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/Ekran-Resmi-2026-04-28-14.57.02-1.png) Maden işçilerinin mücadelesi o günlerde Türkiye'nin en önemli gündem maddesi haline geldi. 1990-1991 Zonguldak Büyük Madenci Grevi ve Yürüyüşü, günlerce gündemin ilk sıralarında yer almış, işçilerin hak mücadelesi denilince yakın tarihe damga vurmuş bir eylemdi. ## Darbeden 10 yıl sonra 12 Eylül Darbesi, siyasal hayatı yeniden dizayn etmiş, örgütlü toplum ve sendikaların üzerinden silindir gibi geçmişti. 1987’deki referandumla eski siyasilerin yasağı kalkmış, sonrasında Turgut Özal Çankaya’ya çıkmıştı. Doğrudan başında olmasa da Özal’ın neoliberal politikaları iktidardaki partisi Anavatan tarafından son hız sürdürülüyordu. Hükümet kamu açıklarını kapatma bahanesiyle kamu işletmelerini tasfiyeyi hedefliyor, düşük ücret ve özelleştirme politikaları devam ediyordu. 1980’lerin sonuna gelindiğinde Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) zarar eden bir kurum olarak gösterilmeye başlanmış, üretim düşmüş, yatırımlar azalmış ve işçi sayısının azaltılması gündeme gelmişti. Bunlar madencilerin sorunlarından bazılarıydı. _This post is for paying subscribers only._ ### 30 yıllık Agos’un hikâyesi: Hafıza, direnç ve umut URL: https://www.fayn.press/30-yillik-agosun-hikayesi-hafiza-direnc-ve-umut/ Last updated: 2026-04-30T15:48:59.000Z Agos gazetesi, tam 30 yıl önce 5 Nisan 1996’da kuruldu. Gazetenin birçok hayali vardı; bir toplum anlatılacak, hafızası korunacak, kültürü yeni nesillere aktarılacak, Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi için çalışılacak, insanı merkeze koyan bakıştan hiç vazgeçilmeyecekti. Agos’un kurucusu Hrant Dink 19 Ocak 2007’de hain bir suikast sonucu öldürüldü ama Agos yolundan dönmedi. Bu sene gazete 30\. yaşını kutladı ve hayallerin çoğunda büyük mesafe katedildi. 30 yıla çok acı bir ölüm ama sayısız gülümseten an, destek ve direniş hikâyesi sığdı. Henüz lise öğrencisiyken Agos’ta çalışmaya başlayan, gazetenin ilk sayısının da çıkışına şahit olan, hâlâ gazetenin demirbaşlarından, gazetenin hafızası, belki de geçmişten bugüne yolculuğunu temsil eden Leda (Mermer) Özber ve Agos’un geleceğe uzanan yeni yüzünü temsil eden, Ilgaz Gökırmaklı ile Agos’u konuştuk. **Agos ne demek?** **Leda Özber:** Agos sabanın tarlada tohum ekmek için açtığı yarık, yol demek… Ekilen tohumlar oradan filizlenir. Agos’un logosundaki çark, Arevakhach (Güneş Çarkı) sonsuzluğu simgeliyor. Ermeni kültüründe, sanatında, mimarisinde, resminde Antik çağlardan beri çok kullanılan bir sembol. **Agos için sadece bir gazete demek haksızlık olur. Bugün Agos'un sizin için anlamı ne?** **L. Ö.:** Agos gazete olmanın ötesine çoktan geçti. Sosyal, kültürel, siyasi etkisi çok oldu. Ermeni yazın ve müzik dünyasına etkisi oldu. Genel topluma ulaştı. Bir köprü oldu. Yaptığı haberlerle, yayımladığı insan hikâyeleriyle insanların geçmişiyle bağ kurmasına yardımcı oldu. _This post is for subscribers only._ ### Bahçeli MHP’yi formatlıyor URL: https://www.fayn.press/bahceli-mhpyi-formatliyor/ Last updated: 2026-05-04T11:22:32.000Z Lider – Teşkilat – Doktrin… Bunlar, MHP’nin kurumsal prensiplerini ifade eden üçlü. Lider otoritesinin sorgulanamazlığı, teşkilat disiplini ve ideolojik öğretiye bağlılık. Bunlar da MHP’de birliğin korunması ve amaçlara ulaşılması için tartışılmaz temel ilkeler. Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İzzet Ulvi Yönter’in 27 Mart’ta görevinden istifasıyla MHP’de yeni bir süreç başladı. Bu süreci layıkıyla anlamlandırabilmek için üçlemeyi de rehber edinmek gerekiyor. Yönter’in istifası öyle böyle bir istifa değil. Bir kere o “gördüğü lüzum üzerine” istifa etmiş biri ki MHP’nin kitabında bu, harfleri yamuk dizilmiş bir satıra benzer. MHP’de makbul istifa yöntemi, tıpkı daha önce istifası istenen üç milletvekilinin yaptığı gibi olandır. *“Liderimizin ve partimizin son nefesine kadar emrindeyiz”* diyerek gitmek ve bir gün affedilirse geri dönebilmektir. Fakat Yönter’in istifası hem yöntemi nedeniyle ayrışıyor hem de peşinden yaşanan bazı hadiselere bakınca domino taşı etkisi yaratmış gibi görünüyor. Düşen taşların sesini bir süre daha duyacağız gibi. Yaşananlara bir bakalım. ## Kuzuların sessizliği En önce, parti içindeki [kaynama dışa vurdu](https://www.fayn.press/mhpde-organize-suc-orgutune-uzanan-perde-arkasi-guc-savasi/). Ser verilip sır verilmeyen MHP’de, ekipler arası savaş ortaya döküldü. Hem de ajanlık ithamına varan suçlamalarla. İkincisi, MHP lideri Devlet Bahçeli istifanın gerekçesi olarak, Yönter’in “akademik çalışmalarını” ileri sürse de, bunu tekil bir işlem olarak bırakmayacağını gösterdi. _This post is for paying subscribers only._ ### Çöpümüz bize ne söylüyor? Bir geridönüşüm işçisinin gözünden URL: https://www.fayn.press/copumuz-bize-ne-soyluyor-bir-geridonusum-iscisinin-gozunden/ Last updated: 2026-04-30T15:48:43.000Z İstanbul, günde yaklaşık 18 bin ton evsel atık üreten bir metropol. Bu dev şehrin hanelerden sokağa taşarak kamusallaşan yükünü, her gün geridönüşüm işçileri çekiyor. Nam-ı diğer “çekçekçiler”, semt semt, mahalle mahalle ne tükettiğimizden nasıl yaşadığımıza kadar hayatımızın farklı veçhelerine vakıflar… Buradan yola çıkarak, Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Ali Mendillioğlu ile ekonomik gidişatın son yıllarda İstanbul’un tüketim alışkanlıklarını nasıl değiştirdiğini mercek altına aldık. ## İstanbul’un atıkları değişiyor Mendillioğlu’nun anlatımına göre, gazete, dergi gibi matbu yayınlar İstanbul’un atıkları arasında artık yok denecek kadar az. Oluklu mukavvada ise çok büyük artış var. Bu artışın nedenini, kargoların çoğalmasına ve tüketimin giderek büyük zincir marketlerde toplanmasına bağlıyor: > *“Birinci neden, kuryeler… İkincisi, gittikçe tekelleşen üç harfli marketler… Eskiden insanlar bir şey alacaksa tuhafiyeden de alabiliyordu. Tüketim belirli noktalara odaklanmamıştı. Şimdi artık farklı işyerlerinden alışveriş yapılmıyor. Üç harfli marketlerin hegemonyasından kaynaklı olarak toptan malların atıkları arttı.”* _This post is for subscribers only._ ### İsrail-Türkiye: Enerji haritasında büyük nüfuz savaşı URL: https://www.fayn.press/israil-turkiye-enerji-haritasinda-buyuk-nufuz-savasi/ Last updated: 2026-05-03T08:02:07.000Z Türkiye ve İsrail arasında özellikle [İran Savaşı](https://www.fayn.press/etiket/iran-savasi/)’ndan sonra iyice artan gerilim artık yalnızca siyasi ve ideolojik değil; sonucunu petrolün, gazın ve yeni ticaret yollarının belirleyeceği bölgesel bir hegemonya savaşı. Zira her iki ülke de enerji merkezi olmak istiyor ve İran Savaşı’nın bunun için yeni fırsatlar doğurduğunu düşünüyor. Ankara ve Tel Aviv’in Avrupa’nın vazgeçilmez enerji kapısı olma hedefi ve bunun için giriştikleri mücadelenin savaş meydanıysa Doğu Akdeniz’den [Hürmüz Boğazı](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/)’na uzanan enerji haritası. ## Netanyahu’nun savaş sonrası planı 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a saldırarak başlattığı savaş şu anda epey kırılgan bir ateşkes aşamasında. Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerden de henüz somut bir sonuç çıkmadı. Müzakereler yalnızca İran’ın nükleer amaçlarında değil, savaştan önce dünya petrolünün ve doğalgazının önemli bir bölümünün geçtiği Hürmüz Boğazı’nın durumunda kilitleniyor. ABD, Boğaz’dan geçişlerin savaş öncesi duruma dönmesini istiyor. Savaş sırasında Hürmüz Boğazı’nı kaparak stratejik üstünlük sağlayan İran ise yeni bir düzen kurulmasını ve geçişlerden ücret almayı talep ediyor. Müzakerelerden ne sonuç çıkacağı net olmasa da mevcut durum küresel enerji sisteminin kırılganlığını on yıllardır görülmemiş bir netlikte ortaya koydu. Boğaz’ın bir açılıp bir kapanması, gemilere yönelik silahlı müdahaleler ile Hürmüz güvenilir bir güzergah olmaktan çıktı. Piyasalar artık bir alternatif arıyor, kriterler de belli: güvenli, sürdürülebilir ve ne kadar olabilirse o kadar ekonomik. İşte tam da bu noktada Türkiye ve İsrail dünyanın karşısına birbirine alternatif önerilerle çıkıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İşte sürekli sorun yaşıyorsanız, gerçekten sorun siz misiniz? URL: https://www.fayn.press/iste-surekli-sorun-yasiyorsaniz-gercekten-sorun-siz-misiniz/ Last updated: 2026-04-29T10:02:04.000Z Üst üste iş değiştirip her seferinde benzer problemler yaşadığınızda, bir noktadan sonra aklınıza şu soru düşebilir: “Acaba sorun bende mi?” Hele de aynı döngü birkaç kez yaşandıysa, en kolay açıklama kendini suçlamak oluyor genelde. Çünkü sorunu kendinizde aramak, değiştirebileceğiniz şeyler olduğuna da inanmak demek. İyi de, iş hayatındaki her problem [kişisel bir yetersizlikten mi çıkar?](https://www.theguardian.com/lifeandstyle/2026/apr/26/out-of-job-after-conflicts-schools-where-worked-annalisa-barbieri?ref=fayn.press) Destek göremediğiniz bir ortam, kötü yönetilen bir kurum ya da adaletsiz bir iş kültürü de söz konusu olamaz mı? Ya da yetersiz olduğumuz için değil ama sürekli benzer örüntüleri takip ettiğimiz için sorun yaşıyor olabilir miyiz? Uykudan geriye kalan zamanımızın en az yarısını feda ettiğimiz iş hayatında, elmanın bir yarısı bizsek bir yarısı bizden gayri. Ortada bir sorun varsa iki tarafı da birbirinden ayırmadan çözüm aramalı. ## Ne kendine yüklenmek ne başkalarını yermek İşine fazla titizlenen ve sorumluluk sahibi biriyseniz, işyerinde yaşadığınız sorunlarda faturayı doğrudan kendinize kesmeye meyilli olabilirsiniz. Birçok insan böyle yapıyor. Çünkü dış faktörleri sorgulamak daha zor ve karmaşık geliyor. Kendimizi suçlamak daha incitici olsa da nispeten kolay ve tanıdık. Alıştığımız sularda yüzüyoruz ne de olsa. Aslında ne tamamen kendimize yüklenmek ne de olduğu gibi dışarıyı suçlamak bir çözüm. Mesele “Kim haklı?” sorusundan çok, “Neden sürekli benzer deneyimlerin içine giriyorum?” diye düşünmekte. Bu, kendinizi suçlamak için değil, tekrar eden örüntüleri fark edebilmeniz için. Sürekli değersiz mi hissediyorsunuz, anlaşılmadığınızı mı düşünüyorsunuz, sık sık otoriteyle mi çatışıyorsunuz? Bazen insanlar farkında olmadan belirli dinamiklerin içine çekilir. Sınır koymakta zorlanan biri, kendini sürekli fazla yük aldığı ortamlarda bulabilir. Kendini kanıtlama ihtiyacı yüksek olan biri, bunu sürekli test eden işyerlerine yönelir. Otoriteyle ilgili olumsuz deneyimleri olan biri ise benzer gerilimleri farklı yerlerde yeniden yaşayabilir. Bu benzerlikleri fark etmek, “problemli” olarak etiketlediğiniz şeylerin, aslında bazı alışkanlıkların ya da tepkilerin tekrarı olduğunu görmenizi sağlayabilir. ## İşiniz sizi tanımlıyorsa İş ile kimlik arasında kurulan bağ da işyerinde yaşanan sorunları düğüm yapan kritik etkenlerden biri. Pek çok insan için iş sadece bir gelir kaynağı değil, aynı zamanda değer gördüğü, kendini kanıtladığı ve yeterli hissettiği bir alan da. Bu yüzden işte yaşanan bir problem, yalnızca kariyeri değil, kişinin kendilik algısını da sarsabiliyor. İşini kaybetmek ya da başarısız hissetmek, “Ben kimim?” sorusunu beraberinde getirebiliyor. Böyle dönemlerde refleks olarak hemen yeni bir işe atlamak ya da her şeyi hızlıca düzeltmeye çalışmak cazip gelebilir. Ancak bazen asıl ihtiyaç, kısa bir süre durup ne olduğunu anlamaktır. Gerçekten bu mesleği isteyip istemediğinizi, sizi zorlayan şeyin işin kendisi mi yoksa çalıştığınız ortamlar mı olduğunu, en çok neyin sizi yıprattığını netleştirmek gerekir. Çünkü cevaplar bulunmadan atılan adımlar, aynı döngüyü tekrar etme riski demektir. ## Bu döngüden nasıl çıkılır? Öncelikle yaşadığınız deneyimleri somutlaştırmak için çalıştığınız yerleri ve orada sizi zorlayan durumları tek tek yazın. Ortak noktaları görmeye çalışın. Sürekli aynı şey mi tekrar ediyor, yoksa her seferinde farklı bir sorun mu yaşıyorsunuz? Bu ayrımı yapmak, sorunun kaynağını anlamanın ilk adımı. Ardından kendi tepkilerinize bakın. Zorlandığınız durumlarda nasıl davranıyorsunuz? Sessiz kalıp içinize mi atıyorsunuz, yoksa bir anda tepki verip ilişkileri mi geriyorsunuz? Çünkü çoğu zaman sorun sadece yaşanan olay değil, o olaya verdiğiniz tepkinin sizi nasıl bir döngüye soktuğu olabilir. Bir diğer önemli adım, sınırlarınızı netleştirmek. Hangi davranışları kabul ediyorsunuz, hangilerini etmiyorsunuz? Bunu siz netleştirmezseniz, iş ortamı sizin yerinize belirleyecektir. Ve bu genelde sizin aleyhinize olur. Aynı zamanda kendinize şu soruyu dürüstçe sormanız gerekir: Bu işi gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece alıştığım için mi devam etmeye çalışıyorum? Bazen problem işyerleri değil, artık size uymayan bir mesleğe tutunmaya çalışmanız olabilir. Son olarak, acele karar vermemek de önemli. Sadece kötü bir deneyimden kaçmak için yeni bir işe girmek, sizi aynı döngünün içine geri sokabilir. Bir süre durup düşünmek, hatta gerekiyorsa destek almak, uzun vadede çok daha sağlıklı bir çıkış sağlayabilir. Kısacası, mesele kendinizi suçlamak ya da tamamen aklamak değil; neyin tekrar ettiğini görmek ve bu sefer farklı bir seçim yapabilmektir. 🦉 Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Inside the Trial of Istanbul Mayor Ekrem İmamoğlu: A Day-by-Day Recap URL: https://www.fayn.press/inside-the-trial-of-istanbul-mayor-ekrem-imamoglu-a-day-by-day-recap/ Last updated: 2026-04-29T07:43:05.000Z 🦉 Fayn is an-Istanbul based digital media outlet running an online news magazine, popular social media channels and a creative storytelling studio. Support our journalism by [becoming](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) a paid subscriber or [making](https://www.fayn.press/the-ekrem-imamoglu-indictment-a-review/#/portal/support) a one-time donation. They were detained and later arrested on 19 March 2025. Before ever appearing in court, they were effectively tried in the headlines of dozens of newspapers and on television screens, where verdicts were delivered without due process. They were declared guilty without being given a single opportunity to speak, and details of their private lives were laid bare. A similar atmosphere prevailed not only in the media, but also from the floor of parliament. Both President Recep Tayyip Erdoğan and Nationalist Movement Party (MHP) leader Devlet Bahçeli repeatedly endorsed the yet-to-be-tested corruption allegations, launching months of harsh criticism in their speeches, despite the trial not having begun. The primary target of the sweeping investigation — in which hundreds were questioned and detained — was Istanbul Metropolitan Mayor Ekrem İmamoğlu. İmamoğlu, who had defeated the ruling AK Party in every election he had contested, was sidelined by his arrest during the process of his presidential candidacy. Over the course of the proceedings, he was removed from office as mayor. The broadcast of his image and voice on public transport was banned; even the display of his photographs was reportedly prohibited. His social media account was also blocked several times. A total of 402 people, including 107 under arrest, were standing trial in the operations that began on 19 March, alongside İmamoğlu. According to the indictment, which runs to nearly 4,000 pages, he is accused of “establishing a criminal organisation for financial gain”. Facing a possible sentence of 2,352 years, İmamoğlu had been waiting in a 12-square-metre cell for his day in court — as had the other 401 defendants — for nearly a year. That moment finally came on 9 March. It was now time for the defence to be heard. ## The hearing began under tight security measures But events did not unfold as expected. An effective state of emergency was imposed in the area surrounding the prison complex in Silivri, where [the trial](https://www.fayn.press/etiket/ekrem-imamoglu-trial/) was to be held. Within a one-kilometre radius of the prison’s perimeter fences, public gatherings and demonstrations, press statements and interviews, filming with cameras or mobile phones, the display of banners or placards, the setting up of stands, chanting slogans and even pitching tents were all banned. Roads were closed. Members of the public were not allowed to exercise their legal right to observe the proceedings. In fact, they were not even permitted to approach the prison, let alone attend the hearing. Initially, only 25 journalists were allowed into the courtroom. A maximum of three lawyers per defendant were permitted to present a defence, and priority for attendance was given to first-degree relatives. However, in the days that followed, restrictions on the press were eased. Ultimately, all media representatives were allowed into the courtroom, with additional rooms equipped with screens so journalists could follow the proceedings with both audio and video. Under these unprecedented security measures and restrictions, the defendants took their places in the courtroom. All that remained was the arrival of the panel of judges from Istanbul’s 40th High Criminal Court, who would preside over the trial. ## Debate over judges’ experience The panel of judges — consisting of a presiding judge, two members and a prosecutor — was alleged to have been specially appointed. The claim was voiced by the leader of the main opposition CHP, Özgür Özel, who attended the hearing. “In a courthouse with nearly 50 high criminal courts, it had long been said the case would be assigned either to Court No. 1 or No. 40\. It is widely claimed that the judge of the 40th court has close ties to the justice minister. They were not confident about the two members, so they brought in two new ones from outside. A tailor-made judicial panel was formed.” he said. In courts dealing with organised and terrorism-related offences, seniority — and therefore experience — is considered crucial. A minimum of 10 years’ professional experience is required to preside over a high criminal court, and cases of significant public interest are typically overseen by more experienced judges. However, the panel assigned to the 40th High Criminal Court also faced criticism over a perceived lack of experience. The presiding judge had previously worked as a lawyer, with three years of that period counted towards the required experience. The two member judges had less than two years’ professional seniority each. “There are three judges, with a combined experience of just 11 years,” Özel said. “The person expected to navigate a 4,000-page indictment and a case seeking a 2,400-year sentence can barely find the courtroom door out of nervousness.” ## Tensions in court The trial — which the CHP had called to be broadcast live but the ruling AK Party opposed — had now begun. At the outset, Ekrem İmamoğlu sought to address the court. His lawyer conveyed that he wished to greet those in the courtroom, but the presiding judge refused. İmamoğlu insisted on speaking, leading to a tense standoff. While the judge sought to assert authority over the courtroom, İmamoğlu appeared intent on signalling both his resistance and his claim that the case was politically motivated. Rising from his seat and approaching the defendant’s stand, İmamoğlu repeated his request to speak. The judge responded: “No, I will not give you the floor. You cannot proceed like this.” The judge’s use of the informal “you” in addressing İmamoğlu drew strong reactions in the courtroom, with lawyers urging: “Show respect. You should address him formally.” When İmamoğlu’s microphone was switched off, tensions escalated further. The judge warned he could be removed from the courtroom. As protests from lawyers and observers intensified, the judge requested that gendarmes remove the audience and left the courtroom. “You came here to conduct a trial — you cannot leave like this,” İmamoğlu shouted after the panel. Despite instructions, members of the audience refused to leave. CHP leader Özgür Özel remained inside alongside them and sharply criticised the court’s conduct. ## Clashes continue into second day Following discussions between court officials and CHP representatives, it was agreed that the hearing would continue with the audience present. However, the court rejected defence requests to recuse the judges, ruling that the motion was intended to delay proceedings. The hearing was then adjourned until 10 March without granting İmamoğlu the floor. As the panel departed, further exchanges followed. “You are afraid even to grant the right to speak,” İmamoğlu said. “If you do not allow the person accused of leading a criminal organisation to speak, then you are not here to conduct a trial.” On the second day, security measures were tightened further. Gendarmes were positioned to prevent İmamoğlu from approaching the stand. “Are you going to tape my mouth shut? Who are you trying to block?” he said. “This is a disgrace for the Turkish judiciary.” A heated exchange followed between İmamoğlu and the presiding judge: **Judge:** “This decision was taken because of your conduct yesterday. Everything in this courtroom is under my authority.” **İmamoğlu:** “Whose instructions are you following?” **Judge:** “We take instructions from no one.” **İmamoğlu:** “Who are you afraid of? Do not be afraid of me — I am here to protect you.” The proceedings eventually resumed after İmamoğlu agreed not to approach the stand without permission. ## İmamoğlu finally speaks After identity checks and the reading of the indictment summary, İmamoğlu was finally given the floor. Although he was scheduled to be among the last defendants to testify — which could have meant waiting weeks — he secured the opportunity to speak after insisting. In a 20-minute statement, he reiterated his claim that the case was politically motivated. “This is a matter of trust,” he said. “Saying ‘I will not listen to Ekrem İmamoğlu’ creates a problem. The essence of this case is political.” He also criticised the order of defence statements and his prolonged detention in a 12-square-metre cell. Following his remarks, tensions in the courtroom visibly eased. ## Government response Justice Minister Akın Gürlek later addressed the controversy, defending both the court and its procedures. “Courtrooms are not arenas for politicas,” he said. “Only judicial proceedings take place there. The status or office of individuals is irrelevant.” He also defended the use of the term “defendant” in addressing İmamoğlu, saying it was standard legal practice. ## Testimonies and further tensions The first full defence was delivered by former CHP MP Aykut Erdoğdu, who said his rights had been restricted and that he had been held in solitary confinement for 10 months with limited access to case files. “I did not carry money. If you have evidence, present it,” he said, rejecting the charges. On the third day, tensions resurfaced when gendarmes attempted to prevent a defendant from waving to relatives in the courtroom, prompting reaction from lawyers and other defendants. İmamoğlu also criticised the state broadcaster TRT, accusing it of spreading disinformation. ## ‘I don’t know’ responses draw reaction Later in the week, the questioning of a cooperating witness drew attention, particularly repeated responses of “I don’t know” when asked about key allegations. The exchanges fuelled claims by the defence that testimony had been obtained under pressure. ## Press restrictions Journalists also clashed with the court after being moved back to the rear of the courtroom following a brief period closer to proceedings. The judge cited “misuse” of the arrangement, without elaborating. According to judicial sources cited by *Fayn*, the move followed discomfort over İmamoğlu’s brief remarks to reporters in the courtroom. The hearing was eventually adjourned until the following Monday amid continued disputes. ## What comes next The trial is set to continue with defence statements, with hearings scheduled from Monday to Thursday. An interim ruling is expected after all detained defendants have been heard — currently planned for the end of April. However, lawyers argue that timeline is too long and are calling for weekly reviews of detention conditions following each testimony. ## Second week The second week of the İBB trial — in which Ekrem İmamoğlu and 106 people are being tried in detention — concluded with disputes over speaking rights, intervention by gendarmes, and heated exchanges. The court, which had already ended the first week early following a seating dispute with journalists, opened the second week in a similar atmosphere of contention. Ahead of the hearing on Monday, 16 March, tensions were already high both inside and around the courtroom. ## Eight-minute hearing Following the seating dispute with the press, additional security measures were introduced on the court’s instructions. All vehicles were stopped 500 metres before the prison entrance, and entry by car was blocked. Only members of the press holding Turquoise Press Cards were allowed into the building. With the opening of the hearing, tensions immediately emerged. This time, the focus of the dispute was a member of parliament. The presiding judge issued a warning: “Some MPs are sitting in the lawyers’ section. Despite warnings, they are not leaving. Please move to the public gallery.” The MP in question was CHP’s Turan Taşkın Özer, who is also a practising lawyer. He objected, saying: “Which law states that I am forbidden from sitting here?” The presiding judge repeated his request, stating that since the MP was not acting as legal counsel for any defendant, he should observe the hearing from the public section. When Özer did not stand up, the judge reacted: “Every morning we start with the same problem. We have detained defendants. We are trying to take defence statements. Every morning begins with a crisis. If this continues, I will adjourn the hearing.” Eight minutes after it began, the court was adjourned. After a one-hour break, the judges did not return to the courtroom. The court clerk entered the room and said: “Dear members of parliament, the hearing is over. It has been adjourned until tomorrow.” İbrahim Kaboğlu, President of the Istanbul Bar Association, who is closely following the case, told TELE2 that attempts had been made to find a compromise: “We tried to find a middle ground between the parties. If we had been able to persuade Turan Taşkın Özer today and then reach an understanding after discussions with the bench, the hearing could have proceeded.” ## New restrictions and backdoor diplomacy The court, which adjourned the hearing, sent a written instruction to the Bakırköy Chief Public Prosecutor’s Office — responsible for the prison — ordering that only defendants and lawyers with formal authorisation be allowed into the courtroom. It also requested the enforcement of a previously introduced but later relaxed rule limiting attendance to five foreign and 20 domestic members of the press. The letter sparked debate, with some claiming that “CHP politicians were banned from attending the hearing.” However, according to information obtained by Fayn from judicial sources, backchannel diplomacy was carried out. Discussions were held both at the Speaker’s Office of Parliament and within the courthouse in an effort to find a compromise. As a result, 10 CHP MPs and three DEM Party MPs were allowed to observe the trial. Following this compromise, the second day of the second week proceeded in a calmer atmosphere. Compared with the first week, the testimonies of detained defendants began to be heard more smoothly and without interruption. ## A calm second day and notable testimonies from four defendants On Tuesday, four detained defendants gave testimony. Defendant Ümit Polat, who had given a statement in the context of seeking to become a cooperating witness, requested to make a correction during the hearing. Polat, who serves as procurement manager at Ağaç A.Ş., had previously made headlines with claims that allegations of contractors being asked for under-the-table payments in exchange for work were relayed to Istanbul Governor Davut Gül through a relative. Following these claims, Governor Gül wrote on his X account: “I have no close or distant relatives working at İBB or any of its subsidiaries.” Polat’s remarks in court appeared to contradict these earlier claims. “In my defence statement during the hearing, at one point my perception was disrupted. The pressure from behind here overwhelmed me. Because my perception was affected, I may have explained some parts incompletely, and I would like to clarify them. The Governor issued a denial. I did not meet the Governor himself. I spoke with a friend of the Governor’s relative,” Polat said. Following Polat, the court heard the defences of four other detained defendants on Tuesday. The defendants argued that the cooperating witness statements against them were based on “hearsay” and not supported by any concrete or definitive evidence. Businessman defendant Evren Şirolu said he had never participated in any public tender at Istanbul Metropolitan Municipality. “This is how we would conduct business: the procurement unit of Ağaç A.Ş. would email us a form listing the quantities and prices of products they needed. We would reply to that email with our available quantities and prices. If the price was suitable, they would request the items and the sale would be completed. I never entered any tender. All my sales were conducted in this way. There was no tender process. The indictment claims I won 44 to 50 tenders.” When asked about allegations that he paid bribes to Ali Sukas, general manager of Ağaç A.Ş., to collect municipal receivables, Şirolu rejected the claims. “There is no information about where or when I allegedly paid this money. Mr. President, I have already received all my payments. Why would I go and meet Ali Sukas?” ## Third day begins with İmamoğlu taking the floor Ekrem İmamoğlu, who had remained silent during the first two days of the hearing, requested to speak as soon as proceedings began on Wednesday. As the bench was taking its place, İmamoğlu approached the defendant’s stand and said: “Your Honour, I would like to say just three words, if you are available…” The judge immediately granted him permission to speak. İmamoğlu said there had been several issues inside the courtroom, adding: “Some undesirable things happened, or people made requests due to difficulties they were experiencing. There is a problem here. Only one relative per defendant is allowed inside. These people already struggle to meet their families; when they see them here, they feel happy and regain hope. I do not think this practice is correct.” He also criticised the restriction limiting defendants to three lawyers, and addressed the placement of the press at the very back of the courtroom. “This is now a case followed not only in Turkey but across the world. The press being kept at the very back undermines the court’s credibility. Allowing the press to follow this case is also important for the visibility and transparency of the panel.” Calling for release pending trial, İmamoğlu urged the judges to consider alternatives: “Sometimes you can make a decision that releases people from here, sends them home, grants them the right to be tried without detention — and history changes. I leave this in your hands. I wanted to share my feelings. Thank you for giving me the floor.” Following his remarks, the court moved on to witness statements. The testimony of Murat Or, the private secretary at Ağaç A.Ş. and a detained defendant, proved particularly striking. He said parts of his statements included in the indictment did not reflect what he had actually said. “Your Honour, I have read my statements in the indictment, but there are points there that I did not say or that were misinterpreted. I want to correct them. It is written in the indictment that I said ‘I saw it with my own eyes.’ I did not see Ali Sukas receiving money with my own eyes. I told the prosecutor that ‘it could be the case’, I was referring to a possibility. But the record was written as if I was certain, stating ‘I believe this is the case.’ On the issue of cards: when asked about the cards, I said I ‘thought they were there’, meaning I was only making an assumption. But in my statement it was recorded as if I had said they were definitively present.” Following this, the judge asked Or whether he had read his statement during the prosecution phase. ## Judge–witness exchange continues; hearing adjourned for lunch **Judge:** You mentioned in your defence your statement dated 29.09.2025 and said there were material errors. Did you not read your statement? **Murat Or:** I was experiencing such a situation for the first time at that moment. **Judge:** You are not an uneducated person. Did you not look at your statement? **Murat Or:** I gave a long statement. There are parts where I used phrases like “I think.” **Judge:** In your statement, you clearly say you saw the contents of the bag. Yet here you are now saying something different. **Murat Or:** When I was taken into custody, I gave testimony for a full day. A year had passed; I could not recall every detail at that moment. Following this exchange, the court adjourned for lunch. ## Presiding judge responds to İmamoğlu Meanwhile, the presiding judge responded to requests raised by İmamoğlu during the hearing: “We are not applying any external restrictions. We have instructed the gendarmerie that if there is space in the courtroom, entry will be allowed. Regarding the media, colleagues are continuously requesting meetings. We have also provided desks for them to work. We will provide necessary support regarding sound. Foreign representatives are also being assessed daily. If a request comes in, we will consider it.” İmamoğlu thanked the judge in response. He then embraced some of the female defendants before leaving the courtroom under gendarmerie escort. ## Afternoon session: Ali Sukas takes the stand After the break, Ağaç A.Ş. General Manager Ali Sukas delivered his defence. He said the accusations against him were based on statements from a secret witness codenamed “Gürgen” and from defendant Ümit Polat, who had given testimony in order to benefit from effective remorse provisions. “When I look at the statements of secret witness Gürgen, it would be impossible for any single manager at Ağaç A.Ş. to have such comprehensive knowledge. Some company names and individuals are correct, but the content is wrong. Whoever this secret witness Gürgen is, they would have had to monitor 50 employees and companies 24 hours a day. It is not possible that Gürgen is a single person. When examined closely, it is clear that some of these claims align with allegations made against me, linking me to Ertan Yıldız and Fatih Keleş, and from there to Ekrem İmamoğlu. They are simply naming whoever is placed in front of them.” Sukas also denied giving instructions to Ümit Polat to receive payments from any individuals. As the working day came to an end, the presiding judge cut Sukas’s defence short and adjourned the hearing. The trial was suspended for the holiday period and is scheduled to resume on Monday, 23 March, with Sukas continuing his testimony. Lawyers requested that a review of the defendants’ detention be carried out before the holiday, but the request was rejected. ## Third week The third week of the trial in which Ekrem İmamoğlu and 106 others are being tried in detention has now concluded. The disputes over speaking rights, interventions by gendarmes, and disagreements between the court and members of the press and parliament over seating arrangements — which had dominated the first two weeks — have, to some extent, eased. Hearings in the third week were notably calmer compared with the earlier stages of the trial. Attendance from both observers and the press was lower in the hearings where two prominent district mayors — from Şişli and Esenyurt — presented their defences. These proceedings, which are seen as potentially decisive in determining whether “undesirable candidates” could be eliminated through judicial means going forward, took place largely in the shadow of the war in Iran. In a case from which much of the traditional press has largely stayed away, here is a summary of what took place this week. ## Monday, 23 March The hearing began on Monday morning in a relatively calm courtroom atmosphere. The defence of Ağaç A.Ş. General Manager Ali Sukas, whose testimony had been left unfinished the previous week, resumed first along with his lawyers. The indictment alleged that Sukas’s wife, Berna Sukas, during her candidacy process for the CHP, had provided campaign vehicles sourced from contractors doing business with the Istanbul Metropolitan Municipality. In his defence, Sukas did not deny the allegation in full but said that vehicles were not provided to his wife in exchange for municipal receivables: > “Because the candidacy was announced late, we had not made any prior preparations. I did not request buses from Ahmet Sari (a businessman). For campaigning, we needed small commercial vehicles. After the candidacy was announced, we could not find vehicles on the market, so I asked Ahmet Sari for help. A week later, either he or I called, and he said, ‘We found 8–10 vehicles.’ A few days later I asked him for an account number. He told me, ‘We will sort it out, you are under pressure right now.’ I repeated my request four or five times. After the election, when we delivered the vehicles, I again asked for an account number. He said, ‘We’ve taken care of it, let’s just offer a little support to our sister; she wasn’t elected anyway, you were under a lot of strain.’ I did not want to accept this. If Ahmet Sari comes here and looks me in the eye and says, ‘I gave these because I could not collect my receivables from Ağaç A.Ş.,’ then my neck is thinner than a thread — I am ready to serve that sentence. I am at peace with my conscience.” Following Sukas’s defence, Ekrem İmamoğlu also requested to ask questions. His request was accepted, and İmamoğlu first directed criticism at the prosecution: > “The charts presented by the prosecution (regarding subsidiary budgets) are completely worthless. Even with a middle school IQ, a better one could be prepared. There is not a single document. The document shown on screen belongs to the Istanbul Metropolitan Municipality and its subsidiary. They claimed it was prepared via MASAK. This is a grave issue.” İmamoğlu also stressed that the prosecution had not examined records from before 2019 — the AK Party period: > “This is a grave matter. I condemn the prosecution. There is also a point that concerns you, Your Honour. The prosecution has stated that the entire previous picture is false. That is also entirely incorrect. I do not know whether you should file a criminal complaint, but this is the situation.” After this statement, he proceeded to ask Sukas a series of questions. **İmamoğlu:** “Was there ever any pressure on you regarding staff, such as ‘İmamoğlu wants this’? Any imposition?” **Sukas:** “Absolutely not. I tried to continue using existing human resources as much as possible.” **İmamoğlu:** “Did we ever meet secretly, informally, or in any hidden arrangement?” **Sukas:** “Absolutely not. There was never any secret, private or informal meeting that I witnessed. If such an organisation existed, I would have sensed it from my experience. I have not even heard rumours of it.” **İmamoğlu:** “Did I ever pressure you to work with a specific company?” **Sukas:** “Absolutely not.” Sukas’s lawyer, Beyza Nur Acar, also made striking claims in her submission. She cited remarks she said were made by the judge during a periodic detention review: > “We made our defence. Afterwards, the judge announced the collective detention review decision and said: ‘I cannot understand how detention is being ordered in this file, but I am obliged to make this decision.’ I consider it my duty to state this for the sake of public awareness.” No statement was issued either by the court or the Council of Judges and Prosecutors (HSK) regarding this claim. Separately, defendant Ümit Polat, who had earlier given a statement as a cooperating witness but later claimed parts of it had been incorrectly recorded, submitted a petition to the court. Claiming psychological distress, Polat requested not to attend future hearings. The court has not yet responded to this request. ## Tuesday, 24 March > Resul Emrah Şahan: “I am in detention not because I did what contractors wanted, but because I did not.” On Tuesday, CHP Istanbul MP Turan Taşkın Özer, who arrived at the prison for the hearing, was not allowed into the building by gendarmes. Özer, who is also a lawyer, had previously sat in the section reserved for defence lawyers during the second week of the trial, wearing his robe. When the presiding judge warned that “some MPs are sitting in the lawyers’ section. Despite warnings, they are not leaving. Please move to the public gallery,” Özer had refused to comply, and the hearing was adjourned. Gendarmes informed Özer, who was denied entry, that this was based on an oral instruction from the presiding judge. The instruction was not limited to Özer alone. It later emerged that the presiding judge had also ordered that CHP MPs Ali Mahir Başarır, Mahmut Tanal, Özgür Karabat and Bahadır Erdem be denied entry to the courtroom. Ekrem İmamoğlu criticised the decision. Speaking during the hearing, İmamoğlu stressed that MPs should be allowed into the courtroom: > “There are five people here — one law professor, four MPs, one group deputy chair. It was said that the prosecution requested they not be admitted. You said this is a prosecution decision, but as far as I understand, the authority of this courtroom lies with you. As far as I am concerned, we are ready to do whatever we can to facilitate your work. Everyone should be allowed in and observe with respect. But please do not allow anyone to bring politics into this courtroom.” The presiding judge said İmamoğlu’s request would be considered. For the first time in the trial, a district mayor gave testimony. The first to take the stand was Şişli Mayor Resul Emrah Şahan, who said: > “We are all being forced into a setup designed by a hostile structure. There is no evidence, no proof — we are being asked to disprove an indictment. There is an allegation, an indictment, and I am expected to refute it. I have read the indictment. It claims I was placed in Şişli by the ‘İmamoğlu Organisation’ because it is a high-rent district, and that I generated resources for this organisation while serving as mayor. Your Honour, all my technical staff were appointed based on merit. I did not know many of them before. More than half of the technical team came from AK Party municipalities or former ministries.” Şahan said he had faced repeated investigations since taking office, and indirectly referred to Istanbul Governor Davut Gül without naming him directly: > “I started my term under intense investigative pressure, immediately. The Governor — I hope I am not mistaken — called me several times. He said, ‘What will happen in Şişli, there are skyscrapers everywhere, let there be one here too.’ He said, ‘There will be problems.’ We did not proceed. We stayed where we needed to stay. I am being tried because I did not align with the understanding represented by that skyscraper. What was expected of me was to ignore it. Honestly, to turn a blind eye. Today I am in detention not because I did what contractors wanted, but because I did not.” The Istanbul Governor’s Office later responded to Şahan’s claims in writing. Governor Davut Gül confirmed that a meeting took place but denied the remarks attributed to him. He said the meeting with Şahan was held in response to complaints that the municipality was attempting to block construction belonging to a Bulgarian foundation, and described it as “part of official duty.” In his defence, Şahan also emphasised that he had not approved irregular requests from pro-government companies and businessmen. He also commented on calls for the trial to be broadcast live: > “There was talk of live broadcasting. Honestly, it has turned into a women’s TV programme. ‘He said this, she said that…’ Everyone is telling stories, everyone behind them is getting bored. It has almost become a bride-and-mother-in-law show.” Following this, Ekrem İmamoğlu took the floor and asked questions. **İmamoğlu:** “Did I ever instruct you to award contracts or generate profit for any company or individual?” **Şahan:** “No, Mr. Mayor. Even if you had, there is no money in our municipality.” **İmamoğlu:** “During our time working together, did I ever make any unlawful, improper, or interest-driven request or proposal?” **Şahan:** “No, I did not. Of course you did not, Mr. Mayor. We call right right and wrong wrong.” Following these exchanges, the hearing concluded. ## Wednesday, 25 March On Wednesday, the defence turn belonged to Beylikdüzü Mayor Mehmet Murat Çalık. Çalık, who has undergone cancer treatment twice before and has frequently received medical examinations while in prison, had his request for release rejected, with authorities finding no impediment to his continued detention. Delivering a lengthy defence, Çalık stressed that he had never used public authority for personal gain: > “I have never issued an unlawful instruction. I have never received an unlawful instruction either. I am accused of seven acts in the indictment. However, during the prosecutor’s questioning, only two of these were put to me. Files that had previously been examined, found to contain no wrongdoing, and even closed are now appearing before us as a case today. The fact that two schools we built in Beylikdüzü for children with special needs through donations are being included in this case as alleged bribery deeply pains me.” ## Thursday, 26 March The following morning, the hearing continued with Murat Çalık’s defence. Ekrem İmamoğlu, as he had done with other defendants, also posed questions to Çalık. In response, Çalık stated that he had not received any unlawful instructions from İmamoğlu. After the questioning, İmamoğlu criticised Justice Minister Akın Gürlek over comments he had made in media appearances describing the İBB case as “the corruption case of the century”: > “Look, calling something ‘the corruption case of the century’ — a political figure, especially if he is at the head of justice, cannot say this. This is a difficult task. It is like giving grades under pressure in a school. That is why I insistently say: this is not ‘the corruption case of the century’, but a struggle against unlawful governance, and a struggle for democracy.” These were the events in the courtroom during the third week. ## Behind closed doors: withdrawn testimony There were also developments behind closed doors that are now coming to light. CHP leader Özgür Özel announced during a parliamentary group meeting that detained businessman Murat Kapki had filed a petition withdrawing testimony he had previously given on 2 March — before the trial had officially begun — as part of an attempt to benefit from “effective remorse” provisions. Kapki, who had previously been in the news over allegations that AK Party lawyer Mücahit Birinci met him in prison and demanded money in exchange for release, stated in his petition that his testimony had been taken under pressure and in exchange for promises of release: > “The prosecutors told me: ‘You are at a very low level in this file, you are not even part of the organisation, just tell everything and you will get out.’ I gave my third statement in the hope that I would be released after testifying. There, the prosecutor asked me, ‘There are such claims about this issue, do you know about them?’ and I answered all of them by saying, ‘Yes, it may be, I had also heard it.’ I thought I would be released shortly afterwards, I trusted the prosecutors. Throughout all these statements, I acted in coordination with the investigating prosecutors because I was promised release, and above all to prevent the detention of my wife and family.” Kapki also stated that before the operation he had transferred assets to İsmail Kaan, the son of AK Party figure Osman Kaan: > “İsmail Kaan told me he could get me out of this case. He said, ‘Transfer your assets to me, they won’t be able to touch me.’ He gave me confidence and took my assets. Although I explained everything in detail, these points were not included in my statement. Osman Kaan, İsmail’s father, said, ‘We spent much more to get İsmail out of the case,’ and they did not return my assets.” Kapki’s claims, in which he says he worked more closely with the municipality during the AK Party period, have not yet been commented on by the individuals named or by the prosecutor’s office. ## Fourth week: Release order for 18 defendants The fourth week of the trial, in which Ekrem İmamoğlu and 107 others are being held in detention, has now been completed. The first week of the case was marked by disputes over speaking rights, intervention by gendarmes, and political exchanges. The second week saw an eight-minute first hearing, new restrictions in the courtroom, and notable testimonies from four defendants. The third week was comparatively calmer. The fourth week, however, proved to be the most critical so far, as the court was expected to issue an interim decision on Thursday evening regarding the continued detention of the defendants. On Monday morning, 30 March, all 106 detained defendants took their places in the courtroom for this decisive week. One notable absence was Ekrem İmamoğlu, the central figure in the case. This was because İmamoğlu was simultaneously facing two separate trials. Alongside the İBB case, he was also attending the “expert witness case” on the same day. İmamoğlu had previously stated that the same expert witness was repeatedly appointed in investigations targeting both the CHP and the Istanbul Metropolitan Municipality. Following these remarks, he was accused of targeting and influencing a judicial expert, in a case in which he faces up to four years in prison. While the İBB trial was being held on the ground floor, the expert witness case was taking place two floors underground, in the basement courtroom. That morning, İmamoğlu first attended the hearing in the basement courtroom. ## Monday, 30 March > İmamoğlu: “Out of more than 8,000 court experts, the probability that the same name would be assigned in four separate case files does not fit within mathematical logic.” Ekrem İmamoğlu, who appeared visibly angered, delivered his defence in the hearing. He criticised the proceedings in strong terms: > “I am here for one of the many unlawful cases filed against me, the number and subjects of which I struggle even to list. In a manner of speaking, today there is an ‘Ekrem İmamoğlu shift’ taking place here. At every corner there is a setup, in every courtroom an ambush is being prepared. Since this trial began, you have also been subject to one of the judge changes that have taken place. So you have in fact come into contact with a substitute judge, and you are now effectively the third judge presiding here.” İmamoğlu said the court-appointed expert had produced a report “based on lies and slander” against him: > “It is my most natural right to explain this. If I do not inform the public about these unlawfully constructed cases, what else should I do? We have identified these cases created through unlawful methods. When we look at who prepared these reports targeting me and Republican People’s Party municipalities, the same name always appears: Mr Satılmış. Yes, Mr Satılmış. I am being prosecuted for criticising such a situation in this absurd case. There are over 8,000 court experts in Istanbul. It is highly unusual that the same name appears in four separate case files; this does not fit any mathematical probability.” He also criticised the broader judicial process against him: > “You can only do damage in proportion to your capacity. I am openly saying this, I am very angry, Your Honour. In this country, influencing judicial proceedings is now carried out through networks within the judiciary. And those within that network are promoted: they are transferred from Çağlayan to Ankara. First a judge, then Deputy Minister of Justice — a political position. Then, while serving as Chief Prosecutor in Istanbul, someone who prepared indictments against us is rewarded by becoming Minister of Justice…” İmamoğlu also recounted a moment during his initial interrogation in the İBB investigation: > “‘Mr. Ekrem, my interrogation is over. We are standing, sorry for that. One day you will become President. You will sit on this side of the table, and I will sit on the other. Then you will judge us.’ That is exactly what he said. I replied: ‘Why do you assume you will be judged? Are you committing a crime? Is that how you see it? What kind of question is this, Mr Prosecutor? Is my ambition to become President about prosecuting you? Who are you, who are we? What side are we on? We are fighting for justice in this country.’ The prosecutor who said this to me has now been appointed Director General of Personnel (assigned to the ministry in Ankara by Akın Gürlek).” He also directed sharp criticism at Akın Gürlek, who later became Minister of Justice after leading the İBB investigation: > “Let no one touch his father while he goes to prayer in the mosque — I was very saddened by that. But families are left in distress, mothers are made to cry, families suffer breakdowns… Is that acceptable? Those who play with the honour and dignity of families will one day face the just consequences before an independent judiciary. Anyone involved in undermining the constitutional order will see the outcome, as we have seen in the past and will see in the future — before the honourable judges of the Turkish judiciary.” Following this forceful defence, the hearing was adjourned. ## New case filed against İmamoğlu immediately after hearing Even before İmamoğlu had appeared at the İBB trial on the upper floors of the courthouse, a new investigation was launched against him over remarks made during the hearing. The Bakırköy Chief Public Prosecutor’s Office announced that it had opened an investigation into the offence of “insulting and threatening a public official due to their duty”. At midday, İmamoğlu, who was able to attend the İBB hearing held in a courtroom two floors above, took the floor. Referring to the fact that a new investigation had been launched immediately after he left the “expert witness case”, he questioned whether the hearings were being followed in real time. Ekrem İmamoğlu said: > “Your Honour, I would like to ask a question. I am asking this for the sake of our security in this courtroom. I also need your information on this. Because something happened to me in another courtroom that I did not experience here: I spoke with my lawyer for 5–10 minutes after leaving the courtroom, and shortly afterwards I heard that a case had been opened against me for threats and insults. When I am speaking here, are we being broadcast live? Can such a case be opened? Does anyone have the right to do this before the court record is even issued?” **Judge:** “Is that our concern?” **İmamoğlu:** “Of course it is not your concern, I apologise. I just want to understand: is such a thing possible? Can the prosecution monitor this courtroom?” **Judge:** “I have no information on that.” **İmamoğlu:** “No information. Very clear. I genuinely want to know. Because just as I was leaving, my colleagues told me: ‘A case has been opened against you, just so you know.’ I could not understand it. Is TRT broadcasting this live and I don’t know about it? I really do not understand the system here.” Following İmamoğlu’s remarks, the court continued hearing the defences of detained defendants. During the hearing, lawyers for İSFALT Deputy General Manager Mehmet Karataş argued that the prosecution had confused evidence in the indictment. They said that the phone number listed in the HTS records attributed to Karataş did not belong to their client. Claiming that their client had been confused with another individual of the same name, the lawyer said: > “The HTS records and statements of another Mehmet Karataş have been sent to us. We are currently under arrest because of this.” ## Tuesday, 31 March ## Confusion over “Dear Mr President” note in courtroom On Tuesday, the prosecutor delivered his opinion (mütalaa) on the detained defendants in the case. He requested the release of several individuals, including Ekrem İmamoğlu’s Private Secretary Kadriye Kasapoğlu, Ağaç A.Ş. Procurement Chief Fatih Yağcı, businessmen Ali Üner and Evren Şirolu, private public bus operator Ebubekir Akın, CHP Istanbul MP Özgür Karabat’s driver Sırrı Küçük, and İSPER A.Ş. staff member Davut Bildik, citing time already spent in detention and the state of evidence. At the same time, he asked for the continued detention of İmamoğlu and 100 other defendants. During the hearing, a light-hearted exchange took place between the presiding judge and İmamoğlu over a handwritten note that began with the words “Dear Mr President”. The note had been written by an unidentified lawyer for İmamoğlu but was accidentally dropped in the courtroom. A court official, seeing the opening words, assumed it was addressed to the judge and passed it on. After reading the note, the judge addressed the courtroom: The Presiding Judge said that a piece of paper had been brought to him, apparently left by one of the lawyers. Since it began with “Dear Mr President”, it had been assumed to be addressed to him. He said he had not wanted to read it in detail, but believed it referred to issues such as “presidential candidacy” and “Mrs Dilek”, and therefore concluded it related to Ekrem İmamoğlu. He added that such exchanges were not appropriate in a case of organised crime allegations and should be subject to oversight, warning the parties to be more careful. Ekrem İmamoğlu responded: > “I can take it, I want it. You’ve already disclosed it. You might as well keep it…” The judge replied that there was no criminal element in the note, but that its contents had been interpreted as referring to Dilek Hanım as a future presidential candidate, adding that such informal exchanges were not appropriate in the courtroom. İmamoğlu then remarked that the judge would be the most trustworthy intermediary for such a note. The note allegedly addressed to İmamoğlu contained the following: > “Dear Mr President, > A new investigation has been launched after the hearing today on charges of insulting and threatening a public official due to duty. Your statement in court, ‘May this country have a female President in the near future’, was interpreted on social media as referring to Mrs Dilek. I am informing you in detail in my evening notes.” The judge did not hand the note to İmamoğlu. Instead, it was included in the official record. It was then forwarded to the Bakırköy Chief Public Prosecutor’s Office, which oversees the detention facility, for administrative review, with a cover note stating that the document was found during cleaning in the courtroom and was considered unrelated to the case file, and therefore being sent for examination. ## “Allegations of ‘you’ll be released if you say it like this’” Following the note incident, the hearing continued for two days with defence lawyers submitting requests for the release of detained defendants. During this phase, attorney Muhittin Arık, representing defendant Vedat Şahin—who has benefited from “effective remorse” provisions—made a striking allegation, claiming that some lawyers had visited the prison and attempted to influence his client by saying: *“If you say it like this, you’ll be released.”* Arık stated: > “There are details about this, and they will also emerge from prison records. Under this psychological pressure, statements are given to the prosecutor. In the prosecutor’s office as well, in the prosecutor’s room, statements such as ‘this person said this about you, that person said that’ are made—and although, after the lifting of the confidentiality order, we see that such accusations do not exist—my client’s will was compromised and statements were taken. We now accept the first statements given at the police station and the prosecutor’s office.” He added that they did not accept two statements his client allegedly gave under pressure within the scope of “effective remorse”. A similar objection came from Elif Güven’s lawyer, Mehmet Ruşen Gültekin, who said his client had been taken from prison under the pretext of being sent to hospital and brought to the courthouse. He stated: > “How was my client called to the prosecutor’s office on 10 April? The prosecutor does not summon her and ask, ‘Do you want to benefit from effective remorse?’ There is no such request from her either. A prison officer comes and says, ‘We will take you to hospital by ambulance, Elif.’ She has never been to the police station in her life, and believing she is going to hospital, she gets into the vehicle; but she is taken not to the hospital, but to Çağlayan Courthouse. Her lawyer is then called. We have submitted these details in our petitions. There, something is written that is contrary to the truth, dictated to someone who does not even know how to give a statement, and this is called ‘effective remorse’. My client does not even know what effective remorse is.” ## İmamoğlu’s reaction to prosecutors Following these remarks, Ekrem İmamoğlu expressed strong criticism of the prosecution. He said: > “Your Honour, please take into account the suffering inflicted on these women, this sadism. This cannot be described in any other way. These cannot be described as prosecutorial conduct. There are other motives behind this sadism. Enough, we are overwhelmed.” The presiding judge warned İmamoğlu not to speak without being granted the floor. ## Murat Ongun declines release request A surprising moment occurred when it was the turn of Murat Ongun’s lawyer. Ongun, İmamoğlu’s adviser and one of the defendants accused of leading the alleged organisation, instructed his lawyer not to request his release. His lawyer, Rahşan Sertkaya Daniş, explained the reasoning: > “My client Murat Ongun has clearly stated to me that he does not wish to make a personal request for release until the female employees of Medya A.Ş., who have been unjustly separated from their children, mothers and fathers, are released.” ## İmamoğlu speaks on behalf of lawyers When it came to İmamoğlu’s defence lawyers, they stated that İmamoğlu himself would speak instead of them. The presiding judge initially objected, noting that lawyers should present release requests, and a brief dispute followed. However, upon insistence, the court granted İmamoğlu the floor. İmamoğlu emphasised the importance of the testimonies heard over the past three weeks: > “We have seen, one by one, how a prosecutor misled the entire Turkish nation through documents and files. Frankly, in what I heard today, in the intervening passages, and through my own experiences, my blood ran cold; I could hardly breathe, my chest tightened. It is deeply upsetting to hear again the suffering, the distress, and the mismanagement of such a wrongful process endured by these people.” He also criticised the fact that the trial was not being broadcast live: > “What would happen if this trial were broadcast live? The wrongdoing would be exposed one by one; the prosecution would be discredited. It would become clear how flawed this political operation is. The nation would see the truth. Turkey would, I believe, begin to recover even within 40–45 days. Those who do not want transparency—Mr Erdoğan’s ears must be ringing. Mr Devlet Bahçeli’s ears must be ringing as well. Mr Erdoğan did not want it—because transparency was not desired. Secrecy, unfortunately, suits them. We will explain this to the nation.” He also criticised the involvement of families in the case: > “They imprisoned people along with their families. Entire families! Is being a relative a crime? Where is that written in the law? Is this not shameful? Does the state set traps? Can the great Turkish state use the judiciary to hold people hostage? Can a father’s child be taken hostage? Can a spouse be used as leverage? This is unacceptable.” İmamoğlu concluded: > “Release everyone—I am here. Let my colleagues go.” ## 18 defendants released After the break, the court announced its interim decision. While the prosecutor had requested the release of seven defendants, the court ordered the release of 18. Those released included: Kadriye Kasapoğlu, Zehra Keleş, Sırrı Küçük, Fatih Yağcı, Ali Üner, Evren Şirolu, Altan Ertürk, Ebubekir Akın, Hüseyin Yurddaş, Kadir Öztürk, Sabri Caner Kırca, Mahir Gün, Davut Bildik, Esra Huri Bulduk, Başak Tatlı, Nazan Başelli, Mustafa Bostancı, and Baran Gönül. The court imposed a travel ban on all released defendants. Following the reading of the decision, İmamoğlu embraced those released, telling them: *“Keep fighting.”* The trial, in which 89 defendants remain in custody, is set to continue on Monday with further defence hearings. ## Fifth week The fifth week of the [İBB case](https://www.fayn.press/inside-the-trial-of-istanbul-mayor-ekrem-imamoglu-a-day-by-day-recap/) has now concluded. On Monday morning, 6 April, as soon as the hearing began, it was announced that the number of defendants in the case had increased. In the defendant seats that previously held 407 individuals, there are now 414 names. This is because a separate case involving allegations of corruption at Beyoğlu Municipality—containing seven defendants—has been merged with the main İBB case. At the end of the fourth week of the İBB trial, 18 people had been released, leaving 89 defendants in detention. However, with this merger, the number of detainees also increased. With three additional detained defendants, including Beyoğlu Mayor İnan Güney, the number of detained defendants in the İBB case has risen to 92. ## Monday, 6 April ## Complaint over meals from detained defendants As soon as the hearing began on Monday, Ekrem İmamoğlu took the floor. He raised complaints from detained defendants that they were not being provided with sufficient meals. İmamoğlu said: > “There are serious complaints from our colleagues on this issue. Some who bring packaged food items here from the prison could not bring them this morning upon leaving detention, they were not allowed to take them. Is this a decision of the court, or is this an implementation within prisons—and could you have any influence over it? Another issue: we had a request for lunch provision during the day. We had asked for support on resolving this issue this week. Our officers are also following the process.” Referring to last week’s release decisions, İmamoğlu stressed the importance of fair trial guarantees and called for proper judicial process: > “People who defrauded the Central Bank are out in the field, released within three months. But here, people who have devoted their lives to their state are detained and going through trial. There are truly very innocent people here. I repeat: there are women, children, siblings, families… a very heavy burden is placed on you. In the process of fair and proper trial, we will stand by every step you take towards justice—but if not, we will also show the necessary reaction.” ## Court response on food provision The presiding judge responded to İmamoğlu’s remarks on food: The Judge said that the issue of meal provision had been previously communicated. He explained that only an evening meal service had been made possible, noting that although this was not fully in line with regulations, it had been allowed as an exceptional measure due to the length of hearings. He added that he had no information regarding food brought from prison, and that the court had no direct authority to intervene in such matters. However, he said he would speak informally with relevant authorities and try to find a possible solution if one existed. ## Reaction from defendant Aykut Erdoğdu Former MP Aykut Erdoğdu, one of the detained defendants, also reacted strongly to the food conditions: > “Torture has started downstairs (in the detainee holding area). They used to put a thin slice of cheese between bread, even that is no longer given. There is no food downstairs, and the place is filthy. How can this be allowed?” ## Response from the prosecutor’s office Bakırköy Chief Public Prosecutor’s Office issued a statement rejecting the allegations: > “The cleaning of the area is carried out regularly by the prison administration, and daily food and water are provided according to the number of detainees attending the hearing. In addition, depending on the hearing schedule, an application has been introduced to provide hot meals from the campus cafeteria as the evening meal for detainees.” ## Zafer Keleş: “My detention grounds are not in the indictment” Following these exchanges, the trial continued with the defence statements of the defendants. Zafer Keleş, the brother of İBB Sports Club President Fatih Keleş, who is also a detained defendant, gave his statement. He drew attention to the fact that multiple members of his family are in prison. Keleş said: > “We have been detained here for 11 months, almost a year. Four members of one family are here, forming what is almost a ‘rectangle’—my brother, my son, my nephew, and me. What did we do? The grounds for my detention are not even in the indictment; I was not initially detained for membership in an organisation. Three months later they came and said, ‘You are now also included under organisation charges.’ At first I was shocked—‘What organisation is this, what have they dragged us into?’ We are devastated inside, just waiting.” ## Claims of pressure on testimony Zafer Keleş’s lawyer, Yağmur Kavak, claimed that some defendants had been pressured into giving statements against her client and his family, allegedly through certain lawyers. She said: > “Lawyer Mehmet Yıldırım told defendant Yener Torunler: ‘Unless you say you carried money to Fatih Keleş or Zafer Keleş, you cannot be released—give your statement accordingly.’ However, when Torunler did not give such a statement, he was arrested. This time, Mehmet Yıldırım visited him in prison and insisted: ‘Say that you delivered 15,000 dollars to Zafer in an envelope; otherwise we cannot get you out.’ Torunler again refused, saying, ‘I cannot slander someone.’” Lawyer Kavak stressed the significance of the alleged $15,000 detail: > “My client Zafer Keleş had a $15,000 transaction receipt that he handed over to the police when he was detained on 17 May. So how does lawyer Mehmet Yıldırım know that there was $15,000 on my client? There was a confidentiality order in the case. While even we cannot access documents related to our own client, how does Mehmet Yıldırım know about the search and seizure report? Someone must have told him. So who informed him that there was $15,000 on my client?” ## Allegation over an “unused application” Following Zafer Keleş and his lawyer, another key figure took the stand: Emrah Yüksel, the Istanbul Metropolitan Municipality (İBB) Head of Information Technologies. According to the prosecution, Ekrem İmamoğlu and his team allegedly caused the leakage of Istanbul residents’ data to foreign countries through applications such as *İBB Hanem* and *İstanbul Senin*. The court panel also appeared to pay close attention to Yüksel’s defence. The Presiding Judge said: > “Emrah, explain point 13 properly for us—this is the most difficult allegation. We arranged the order accordingly.” Ekrem İmamoğlu added from the defendant’s seat: > “Only the prosecutor understood it—and even that incorrectly.” Emrah Yüksel responded: > “Thank you, Your Honour, for easing my nerves.” Yüksel told the court that during his testimony at the prosecutor’s office, he had been asked to assess the *İstanbul Senin* application. He said: > “The prosecutor said, ‘Emrah, if any data has been extracted, through which technical channels could this have happened?’ First of all, we were talking about the MDM (İBB Main Data Management) system, which is a large database. The allegation here is that 4.7 million records were accessed. In software, everything is either 0 or 1—everything is definitive. Access logs and all actions can be tracked. I told the prosecutor that even in such a case, system logs—meaning historical records—would allow us to technically determine who performed which action. But since then, I have not seen any reference to those logs in the indictment.” Yüksel also stated that the *İBB Hanem* application mentioned in the indictment was never actually deployed for public use. > “The İBB Hanem application is not an application designed for public use. It has never been an app that citizens could use. Most importantly, it remained in the testing phase and was never activated operationally.” ## İmamoğlu alleges “conflict of interest” between expert witnesses and prosecutors After hearing the defences of İBB Information Technology Head Emrah Yüksel and İBB Road Construction, Maintenance and Repair Department Head Seyrullah Demirel, Ekrem İmamoğlu also reacted to the expert witness reports presented in the case. He called for scrutiny of the relationship between court-appointed experts and the prosecution, suggesting possible improper ties. İmamoğlu said: > “The expert findings must be carefully examined. I believe a criminal complaint should be filed regarding all of these experts. I allege that there are reports written through a system established by a conflict of interest between the prosecution and the expert witnesses. Such deliberate wording does not happen otherwise.” Following these statements, the court adjourned the hearing. As he left the courtroom, İmamoğlu addressed those present: > “Do you know why this case is collapsing? Because there is an extraordinarily unjust prosecution. The prosecution in this case is the only criminal organisation.” His remarks triggered both a new investigation and renewed political controversy the following day. ## Tuesday, 7 April ## “If you overstep your limits, we will show you your limits as the prosecution.” Following these remarks, the Bakırköy Chief Public Prosecutor’s Office launched an investigation against İmamoğlu on charges of “insulting a public official due to their duty.” A heated exchange also took place in the courtroom between İmamoğlu and the prosecutor. **Prosecutor:** “Mr. Chairman, before we begin, I had a question for İmamoğlu. Yesterday, after the hearing, you reportedly made a statement like ‘the prosecution has collapsed,’ is that correct?” **Ekrem İmamoğlu:** “I will address it shortly.” **Prosecutor:** “Not shortly, I am asking now. Since such a statement has been made, please respond on that matter.” **Ekrem İmamoğlu:** “I will present my answer shortly.” **Prosecutor:** “Before making definitions about a criminal organization, be careful with your statements about the prosecution. A similar situation occurred in the first hearing as well, with a tone of questioning and confrontation. As the prosecution, we do not accept such statements.” **Ekrem İmamoğlu:** “Such a dialogue cannot be established… Mr. Judge, this is like bullying…” **Prosecutor:** “There is no bullying or anything of that sort. These statements that cast a shadow over the trial and attempt to pressure the prosecution must be abandoned. This is not an appropriate approach.” **Presiding Judge:** “Prosecutor, that is enough.” **Prosecutor:** “Look, if you overstep your limits, we will show you your limits as the prosecution. Do not overstep your limits. Let your client be careful with their statements; you are talking about limits.” These remarks triggered strong reactions from both İmamoğlu and his lawyers. The presiding judge tried to calm the parties. **Presiding Judge:** “Alright, Lawyer, alright. Prosecutor, let’s avoid personal matters, let’s not enter into dialogue. Lawyer, stay calm. Prosecutor, there is no need for this discussion.” **Prosecutor:** “Mr. Ekrem, be careful with your statements.” **Presiding Judge:** “Prosecutor, let’s not get personal. Let’s not prolong this.” **Lawyers:** “The prosecutor should know his place, Mr. Chairman.” **Presiding Judge:** “Alright, Lawyer. You are reacting to the phrase ‘showing limits,’ but you are using the same expression. Nothing changes.” **Lawyers:** “Let him speak with your permission. You cannot do the same.” **Ekrem İmamoğlu:** *(turning to the prosecutor)* “Who are you looking at?” **Presiding Judge:** “Mr. Ekrem, let’s not intervene.” **Ekrem İmamoğlu:** “Not Mr. Ekrem! What’s going on, who are you looking at?” **Prosecutor:** “Mr. Ekrem, look… I am not changing my tone. Do not address me as ‘you’ informally.” After the tension subsided, İmamoğlu took the floor again. He described the indictment as a “false accusation document” and claimed it had become a stepping stone for promotions. “This false indictment has produced a consequence. Unfortunately, it has turned into a promotion document. I attribute the recent tension to that. I must expose how these diagrams are drawn. What kind of organization is this, where I, supposedly the leader of this organization, do not even know the supposed manager? This is a political trial. As I said earlier, it has collapsed. The main diagram has collapsed because the person labeled as an organizational manager is not even recognized as a member by the organization itself. Another authority has collapsed as well—the prosecution; it has also collapsed.” ## Iraz Bayrak: “I am accused of being involved in a project I never worked on and transferring data abroad.” Iraz Bayrak, a 27-year-old software engineer working at İBB, also gave her defense. Bayrak, who is accused of data leakage related to the “İstanbul Senin” application, argued that she did not even have access to the system. “I have never worked on the Istanbul Senin project. I am not part of the project. I started working at the municipality in 2021\. I am stating this very clearly. In the indictment, I am described as a manager in the Istanbul Senin application. I have no access to the data, I have never worked on the project, my name does not even appear there, yet I am being accused of participating in the project and transferring data abroad.” She said that she only spoke once on the phone with department head Erol Özgüner over four years, and that this is being presented as evidence of a crime. “After the indictment was issued while I was in prison, I checked the dates; the call date is one month before my wedding date, and I invited Mr. Erol to my wedding. Mr. Erol did not attend my wedding, and I later got divorced anyway. If I had known that calling Mr. Erol once would be linked to membership in an organization, I would not even have invited him to my wedding.” ## Wednesday, 8 April ## Aykut Erdoğdu: “Court transcripts should be uploaded to the system daily” During the ongoing hearings, former MP Aykut Erdoğdu took the floor on Wednesday and said that pro-government media was distorting the defense statements made in the trial. He argued that court transcripts should be uploaded daily to the system accessible to lawyers. “Court transcripts are important for this reason. For example, when I give a statement here, was there any question I couldn’t answer? No. But a headline appears saying: ‘Aykut Erdoğdu could not answer the questions.’ If the transcript were available, we would publish it.” Following his earlier criticism about food conditions, Erdoğdu also reacted to news reports claiming his statements were false. “Many television channels reported: ‘Aykut Erdoğdu lied about the food, meals were being provided.’ It is a sin—this is unfair to us. Were we being provided meals until today? Yesterday the chief prosecutor came, and food was provided.” ## Thursday, 9 April ## Necati Özkan: “I have been subjected to many unlawful and discriminatory practices.” Among the defendants accused of leaking voter data through applications such as “İstanbul Senin” and “İBB Hanem,” one of the most significant defenses came from Necati Özkan. Özkan, one of the figures who managed Ekrem İmamoğlu’s election campaigns, emphasized that everything began with preparations for a presidential campaign. “When Mr. İmamoğlu entered a competition within his party for the presidency, we had already started preparing that campaign; and you all know what happened afterwards. Unfortunately, for more than a year in this case, many issues that are required by procedural justice have not been observed. Before the file even came before you, I personally have been subjected to many unlawful and discriminatory practices throughout this process.” He stated that he first learned about the allegations from social media posts and emphasized that his name had been circulated days before the operation with claims that he would be arrested. He also described a message he received before his detention: “The message came from the Beşiktaş Zoning Directorate, stating: ‘A transaction regarding your property is being carried out,’ but without explaining why. I said to my lawyer, Mr. Altan Demir: ‘Altan, can you check this? It looks like a fraud, can you investigate?’ He looked into it and said, ‘Yes, the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office has launched an operation, so they have placed a restriction.’ I said, ‘Then let’s go to the Istanbul Chief Public Prosecutor’s Office immediately, let’s understand what this is about and give our statement.’ We went, but the 7th floor was a dead end—you cannot pass. We have already submitted three petitions about this, saying: ‘I am here, I want to testify, please let us in,’ but we were not allowed in. Then, in the morning operation, we were detained. When I arrived at Vatan Police Headquarters, it was not even 06:00, but television channels were already reporting: ‘Necati Özkan has been arrested.’” Özkan said he tried to collect evidence in his favor from his single-person prison cell. “I am forcing my family, colleagues at the office, my lawyers—I ask them to bring documents. I request: ‘Bring me these documents.’ I submitted nearly 200 pieces of evidence with petitions to the prosecution. However, none of these were included in the indictment in any way. The prosecution must remain impartial.” ## Necati Özkan: “I learned about the espionage charge from the prison television” He stated that he was transferred to another prison without informing his family or lawyers. “While I was in Silivri, at 07:00 in the morning they came and said: ‘We are leaving.’ Where to? We didn’t know. I was transferred without knowing my destination until the very moment we arrived. I was taken to Kocaeli F-Type Prison No. 2, 140-odd kilometers away from Istanbul, isolated from my lawyer and my family, with my defense rights restricted. What did I even do here? What misconduct did I commit to be sent there? Whose decision is this? I still do not know.” He said he learned about the espionage charge while watching television in prison, and described trying to remember Hüseyin Gün, who is listed as a “leader” in the indictment. “I turned on the television in the morning; there was something about espionage allegations regarding Merdan Yanardağ… then subtitles: ‘Necati Özkan, İmamoğlu.’ I mean, what espionage case? And there is also Hüseyin Gün. Who is this Hüseyin Gün? I swear to you, I could not remember him at first. In the afternoon, Mr. Erkan came to visit me and brought a photo: a picture taken with Ekrem İmamoğlu in his office. I still could not remember the man, but I immediately remembered the woman. Because she looked like someone from the fashion style of the 1850s–1860s, as if she had come from the streets of Paris. It is impossible to forget her—not her face, but her style, her clothing, her hat… I said, ‘Okay, sir, this is a joke.’ But it turned out not to be a joke. We were arrested, Mr. Chairman—we were arrested!” Due to the length of his statement, the court adjourned, and his defense was postponed to Monday, 13 April. ## In the courtroom: a bag filled with 500,000 lira Among the most striking defenses this week was that of Yiğit Gökçehan Koçoğlu, lawyer for İBB executive Melih Geçek. Koçoğlu argued in court that the indictment, which relies heavily on phone base-station records and statements from so-called “confessors,” is not legally sound. To illustrate his point, he brought a bag filled with money into the courtroom and showed it to the panel. “If I were to say: ‘I gave 500,000 lira in bribes to Judge Selçuk Aylan in exchange for my client’s release’… what would we need now? We would need a bag. Well, here is the bag. We would need money—here is 500,000 lira. Where is the bag? The bag is here. Where is the money? The money is here. Where is the receipt? The receipt is here. Where is the base-station data? We have shown you zero-meter base data today. How are you going to prove it? If I were to come out two years later and say, ‘The court panel accepted a bribe in this case, on this date,’ and file it, what could you do? How would you clear your name? These people are being slandered with bribery they never took. It is shameful, it is unjust, it is a sin.” Next week, in addition to Necati Özkan, İmamoğlu’s security director Mustafa Akın and members of the security team are expected to give their defenses. ## Sixth week The sixth week of the trial involving 414 defendants—92 of whom remain in detention—began, as it has almost every week, with Ekrem İmamoğlu taking the floor first. He referred to last week’s remark by the prosecution, when the prosecutor said, “we will show you your limits.” Following İmamoğlu, his campaign director Necati Özkan and advertising professional Esma Bayrak presented their defenses against allegations of bribery and espionage on the one hand, and claims regarding alleged failures in personal data protection in the “İstanbul Senin” application on the other. After Özkan and Bayrak, KİPTAŞ Board Chairman Ali Kurt and İmamoğlu’s former police bodyguard Mustafa Akın also gave statements. In his defense, Akın addressed the issue of signal jammers, stating that they were carried for security reasons. [*Fayn*](https://www.fayn.press/inside-the-trial-of-istanbul-mayor-ekrem-imamoglu-a-day-by-day-recap/) has compiled the key developments from the sixth week of the proceedings. ## Monday, 13 April ## Ekrem İmamoğlu: “Who is the owner of the sentence ‘we will show you your limits’?” As soon as the hearing began, Ekrem İmamoğlu took the floor and first reacted to the operations and detentions that have been ongoing for more than a year. “This is hurting all of us. I can say it has now reached a level of what can only be described as torture whose nature is no longer even clear. Why ambiguity is preferred in this matter is also something that cannot really be explained. Look: there are friends who have been detained for more than 11 months, and nothing is still clear. These are mothers, fathers, workers. There are very young people among them.” He also reminded the court that even his driver had been detained. “There is not a single word about their actions. It is not even clear why they were detained. I am raising this so that, with your sensitivity and the panel’s sensitivity, you may consider whether anything can be done. Of course, I am also voicing this so that it is included in the prosecution’s record. This is an unbelievable situation. Truly a shameful state of affairs.” İmamoğlu once again stressed that detention reviews should be assessed through interim decisions and referred to last week’s words of the prosecutor: “If you overstep your limits, we will show you your limits.” **Ekrem İmamoğlu:** “Last week, I personally heard the prosecutor’s threat directed at me: ‘If you overstep your limits, we will show you your limits.’ You also heard this in this courtroom. This is a threat, and it has been recorded, Mr. Chairman. Who is the owner of this threatening statement?” **Presiding Judge:** “Continue with your defense.” **Ekrem İmamoğlu:** “I was threatened. On whose behalf is this threat made? On behalf of which organization? Which institution? Who are the individuals? What does the threat cover? Is it life safety? Property safety? Freedom? Family? Something else? Is the motivation behind ‘we will show you your limits’ also reflected in the operations and practices of the İBB case before this trial began? Will you take any action or precaution against such an explicit threat? If you say ‘no, we will take no measures, take your own precautions,’ then I will take my own precautions and act accordingly. You should have no doubt that I will do what is necessary in response to that threat. We have the people behind us.” After this exchange between İmamoğlu and the presiding judge, the hearing continued with the defenses. ## Necati Özkan: “My entire relationship with Hüseyin Gün consists of four meetings and a few WhatsApp messages.” Necati Özkan, Ekrem İmamoğlu’s campaign director, whose defense had been interrupted last week, returned to the witness stand. He responded to allegations that he received four apartments as a bribe from businessman Adem Kameroğlu, who is a “confessing witness” in the case: “There was not a single statement against me at first, but then things changed. Someone apparently pulled this man aside, and he must have realized the threats and risks involved.” He said he had made an agreement with Adem Kameroğlu in 2017 for advertising services for a housing project in Beylikdüzü. He claimed that he received apartments in return for his receivable: “We decided to invest part of my receivable into this project. So we agreed on three apartments for ourselves, and one apartment for my partner Ayşe Hitchins. As a result of negotiations, I received a 22.5% discount. Mr. Adem said, ‘Brother, I need cash,’ so I handed the money in cash.” He also responded to espionage allegations: “The only connection I have with Hüseyin Gün, who has been included in this case and even positioned as an ‘organization manager’ above me in a supposed hierarchy, consists of a total of four meetings and a few WhatsApp messages. After the indictment was issued, I even questioned myself, thinking: ‘How can I have so many HTS (call record) matches with Hüseyin Gün?’ My office is in Akmerkez, my home is in Sarı Konaklar right next to it, and the campaign headquarters is in Levent. Hüseyin Gün’s home is also right in the middle of this area. If I had 300 HTS matches with this gentleman, I would actually be undercounting; because I spend 24 hours of my day in this area.” Özkan requested acquittal and added: “I request that criminal proceedings for false testimony be applied against Hüseyin Gün and Adem Kameroğlu, who have made false accusations against me.” After Özkan’s statement, Ekrem İmamoğlu also asked him questions. **Ekrem İmamoğlu:** “Have you ever bought any apartment from İmamoğlu Construction?” **Necati Özkan:** “No, Mr. Chairman.” **Ekrem İmamoğlu:** “Good thing you didn’t. Good thing you didn’t.” **Ekrem İmamoğlu:** “How many elections have we lost together? How many have we won? Which ones were they?” **Necati Özkan:** “Mr. Chairman, we have won all elections in which citizens voted. So all four election campaigns we worked on together… The fifth one was interrupted. The presidential campaign…” **Ekrem İmamoğlu:** “Hopefully we will complete that one too, Mr. Özkan.” ## Ali Kurt: “Adem Soytekin’s allegations are incredibly exaggerated” After Necati Özkan, on Tuesday the advertising executive Esma Bayrak gave her defense statement. Accused of accessing voters’ data through the “İstanbul Senin” application, Esma Bayrak stated that she did not take part in any technical phase of the application. She explained that personal data cannot be accessed through the İstanbul Senin application: “There is no Google Tag Manager (GTM) in the İstanbul Senin application. However, no matter what you integrate into that Google Tag Manager in those emails you are shown, it is technically impossible to access personal data; this is not possible technically. Moreover, there is no tool that allows you to download such data technically. In fact, we are witnessing how a simple code can create so much confusion. As someone who has set up this system at least once a month for 10 years, I would like to add this detail: normally for digital advertising, I have been sending this code for 10 years. So this is already the nature of the job. Frankly, I never imagined that one day I would be explaining such a workflow in a Criminal Court of First Instance.” Next to give his defense was KİPTAŞ Board Chairman Ali Kurt. Kurt described the allegations against him as fiction: “The allegations in the indictment regarding me are unfortunately built on the misinterpretation of technical concepts, contradictory statements by individuals trying to escape responsibility under the name of ‘effective remorse,’ and narratives that do not match concrete facts.” Stating that he worked at TOKİ for many years and joined KİPTAŞ after Ekrem İmamoğlu became mayor of Istanbul in 2019, Ali Kurt said the institution’s debts were gradually paid off over the years: “When we took over KİPTAŞ, we faced serious difficulties. When I became general manager, KİPTAŞ had a debt of 1.2 billion TL to the market, in the currency of that time. With today’s exchange rate, this corresponds to 220 million dollars, or approximately 9.5 billion TL, Mr. President. Within a year, we brought all our debts under control; in fact, after a year and a half, we eliminated our debts entirely.” He described businessman Adem Soytekin, one of the whistleblowers in the case, as the “phenomenon of the indictment.” He also claimed he was pressured during detention: “I was also pressured regarding Adem Soytekin. They said, ‘Name him,’ I did not. They said, ‘Name Ertan,’ I did not. Because I cannot say something I do not know. The conditions were very easy; if I had said ‘Adem Soytekin was like this or like that,’ we would not be here today, as you know. But Adem Soytekin… may such an effective remorse be granted to everyone; because his allegations are incredibly exaggerated.” ## Wednesday, 15 April Mustafa Akın: “If there were a secret situation, would this hotel—frequently used by state officials for meetings—really be the one chosen?” Following the defenses of Ali Kurt and his lawyers, Ekrem İmamoğlu’s bodyguard, retired police officer Mustafa Akın, gave his statement. He spoke about the signal jammer brought to the hotel where İmamoğlu held meetings: “Friends who worked under the protection and security of the late Kadir Topbaş did us another favor. There is an accusation against us involving what we call a jammer. Signal jamming devices were procured at that time. They also made our job easier. I would like to thank them again for their foresight.” Stating that they carried the jammer for security reasons, Mustafa Akın said the device was not used at the Le Meridien Hotel: “In the statement of our colleague Çağlar Türkmen, it is clearly stated that the jammer devices were taken to the mentioned hotel in a suitcase and left there without being activated. The hotel manager Sinan Budil also clearly stated that there was absolutely no disruption of communication or signals at the hotel. In other words, there was no situation in which communication was blocked. There is one of Istanbul’s largest base stations on top of the hotel. In such a place, it is not possible for these devices to function because the technical features of the base stations prevent such devices from working.” Koruma Mustafa Akın also addressed the issue of cameras being taped over at the hotel: “This refers to the camera overlooking the area where the President changed clothes before or after the meeting. If there had been any intention to hide the meeting or participants as alleged, wouldn’t the entrance and exit cameras of the hotel also have been covered? If there was something secret, wouldn’t they have used the VIP entrance on the fourth floor of the hotel? If there was something secret, would this hotel—frequently used for meetings by state officials—really have been chosen?” He also said he had never witnessed any secret meetings involving İmamoğlu: “I have never witnessed any secret meeting anywhere. There were always two official police officers assigned by the state accompanying us. They constantly worked with us. Therefore, such a thing is not possible.” After Mustafa Akın’s statement, Ekrem İmamoğlu asked questions. These questions led to a dispute between İmamoğlu and the presiding judge. Ekrem İmamoğlu: “For example, I would like to look at the prosecution’s questioning of the jammer issue here with a slight smile, but I won’t do that. Do you know why? Because the people who prepared this indictment…” Presiding Judge: “Let’s take the question.” Ekrem İmamoğlu: “The people who prepared this indictment have made us experience the ignorance of accusing people through the jammer issue. Of course, the reason for this ignorance is not them. I take my words back. The only responsible party is the period of stagnation created in every field by the mentality governing Turkey. The questions asked to people who have served the state for 40 years are all in this indictment. I even find it shameful that you are asking these again. I am saying this both to you and to the prosecution.” Presiding Judge: “That is your discretion…” Ekrem İmamoğlu: “Of course it is my discretion, Your Honor. However you interpret it. Look, we served 20 million people in Istanbul during a period when I was tracked via surveillance cameras, and images were leaked to the press by order of the police, the governor’s office, and the Ministry of Interior—and the judiciary said ‘no need for prosecution.’ Second, in Erzurum, we were attacked by 50 people while 200 police officers just watched. If you still question the jammer issue, I will question you as well. Very clearly.” Presiding Judge: “Mr. Ekrem, let me intervene. We will ask and examine in your defense. There is an allegation in the indictment in this regard.” Ekrem İmamoğlu: “I am also questioning an allegation. If you dig into that question…” Presiding Judge: “If there is an allegation in the indictment, we will ask it. You cannot say ‘if you dig into the question.’ Shall we ignore it?” Ekrem İmamoğlu: “No, don’t ignore it. People are in prison for months over camera tapes. What conscience allows this? Show me a single person imprisoned just for covering a camera.” Presiding Judge: “Do you have a question?” Ekrem İmamoğlu: “I have very good questions.” Presiding Judge: “Go ahead, ask.” Ekrem İmamoğlu: “If you listen, you will benefit. Believe me. We should explain these things, but if you do not listen, this is where it leads.” Presiding Judge: “Mr. Ekrem, where does it lead? There is a procedure. You cannot say to the panel, ‘If you don’t listen, it will end up like this.’” Ekrem İmamoğlu: “I am not saying that, Your Honor. I never said that. I am not saying ‘I will do this.’ I believe my questions and comments may be useful to you. Otherwise, asking questions alone becomes trivial. And when I refer to the prosecution, I am not personally addressing the prosecutor sitting on my left. He is not the target. My real address is much higher, the mentality at the very top.” After Mustafa Akın, Ekrem İmamoğlu’s security team members Çağlar Türkmen and Davut Bildik, who removed camera recordings from his residence, also gave statements. Both denied the allegations in the indictment. Next week, İmamoğlu’s chief of staff Kadriye Kasapoğlu is expected to give her defense. Kasapoğlu was among the 18 people released on bail. ## Seventh week The seventh week of the Istanbul Metropolitan Municipality (İBB) case has also come to an end. In the courtroom, where 414 individuals are on trial—92 of them in detention—there is now another mayor present. Following the merger of the Beyoğlu Municipality case with the İBB case in the sixth week, Beyoğlu Mayor İnan Güney also took his place among the defendants this week. Fayn has compiled the events that took place during the seventh week. ## Monday, 20 April Ali Rıza Akyüz: “What should have happened was the closure of Capacity Mall and the implementation of a strengthening project. But they tried to cover this up by falsely accusing us of bribery.” In the hearing, Ekrem İmamoğlu explained why he has been asking questions to the defendants giving their defenses: “All the allegations in this indictment are, in a very skilful way, connected entirely to me. Therefore, I am obliged to ask these questions. Otherwise, I have no desire to take a microphone and perform a kind of serenade like this with everyone. These people are part of a process in which, in order to construct an indictment here, within an unlawful framework, they systematically tried to find ways to connect everything to ‘Ekrem İmamoğlu’—to pull it towards him, to get various people to accept this. The prosecution has, under instructions from someone, done everything possible to prepare this false indictment, pressured people, and had their statements changed in the second, third, fourth stages, building a process based on the idea of ‘connect everything to Ekrem.’ Beyoğlu Mayor İnan Güney has also been brought here for exactly this reason. He has been seated among us. The process has been structured and turned into a chain: ‘let’s also connect the Beyoğlu case to Ekrem, and continue the process from there.’” Detained Bakırköy Deputy Mayor Ali Rıza Akyüz also gave his defense in the hearing. He responded to allegations that a $5 million bribe was demanded from Capacity Mall: “What should have happened was the closure of Capacity Mall and the implementation of a strengthening project. But they tried to cover this up by falsely accusing us of bribery. Even if they offered me 3, 5, or 15 \[million\], I could not grant them a license. Because they had already been penalized. A violation report had been issued, the case had been referred to the municipal council, a criminal complaint had been filed against them, and their court cases are ongoing. In a matter that has already gone to the judiciary, we have no authority to take action.” ## Elçin Karaoğlu: “They threatened me using my 7-year-old daughter” Following Akyüz’s statement, Boğaziçi Zoning Director Elçin Karaoğlu took the stand. He stated that he is not a politician, but a 26-year civil servant: “Thank God, I have never been confronted with even the slightest issue that would stain my name. As a public official who has served in senior administrative and technical roles for a long time, I have never faced such allegations. Especially during my time at the Boğaziçi Zoning Directorate, where I was subjected to these baseless accusations and slanders, there is no finding whatsoever of negligence or misconduct—let alone anything more serious, Mr. President. While performing my duties, I was exposed to significant pressure.” At this point, the presiding judge intervened. Presiding Judge: What do you mean by pressure, for example? Elçin Karaoğlu: I was threatened. They threatened me using my 7-year-old daughter. I filed a criminal complaint. I am someone who even had to sue to retain my official position as zoning director. I was a director 12 years ago, and I was still a director on the day I was detained. Of course, I did my job—my profession is valuable to me. It is something I have carried out with honor. That is one thing, but I am just stating facts here. He stressed that the allegations in the indictment were fictional: “Contrary to what is constructed in the indictment, due to the involvement of multiple institutions in the field and the internal functioning of the department, it was technically and legally impossible for me, as Zoning Director, to be part of any unlawful agreement or commitment; I had no such authority.” Responding to claims by whistleblower İBB survey engineer Yakup Öner—who alleged that illegal construction was allowed in a building owned by Halk TV’s Cafer Mahiroğlu in exchange for favorable coverage on the channel—Karaoğlu said: “Two documents were mistaken as evidence. I say ‘mistaken,’ because those documents, on the contrary, are actually evidence in our favor, showing that all procedures we carried out as a department were complete and correct.” Referring to Mahiroğlu’s building, Karaoğlu added: “We sealed the building. We issued a demolition order. Not a single square meter of illegal construction remains unremoved. On 31 August 2022, a fine of 4,066,000 lira was imposed. My lawyers calculated that this corresponds to about 15 million lira in today’s value. However, none of these actions are included in the indictment, which is unfortunate.” ## Tuesday, 21 April The hearing was adjourned. On Tuesday as well, Elçin Karaoğlu’s defense continued throughout the day. After his statement, Ekrem İmamoğlu took the floor again and asked Karaoğlu questions. Ekrem İmamoğlu: “Did I ever give you any unlawful or improper instruction?” Elçin Karaoğlu: “No.” Ekrem İmamoğlu: “After the period of plunder Istanbul was subjected to between 1994–2019 under the AK Party, and from 2019 onwards, after that period, has there been any construction built from scratch along the Bosphorus line? Is there any unlawful structure, I mean?” Elçin Karaoğlu: “In my term, such a situation has not occurred. We have not allowed any illegal construction from scratch. There is no place where we turned a blind eye.” İmamoğlu warned that with this kind of investigative approach, no one could serve as mayor: “If such an indictment and such a bureaucratic practice based on unlawful detention is continued in this way—without merit, without truth, without evidence—then in Turkey there will be no mayor left in office, no bureaucrat left, no municipal council member left. Everyone will end up in courts, everyone will end up in prisons. And because of irresponsible prosecutors, the institutions of this state will be completely destroyed. I say this very clearly.” ## Wednesday, 22 April ## Mehmet Pehlivan: “I am not the first lawyer to face consequences for standing on the right side of history.” Mehmet Pehlivan, one of the key figures in the case and Ekrem İmamoğlu’s lawyer, also delivered his defense. He said he stood on the right side of history. “I am aware that I am not the first lawyer to face consequences for insisting on the law. I have said that I am not the first, that I am not the first lawyer to face consequences for standing on the right side of history. I was not forced. I made a conscious choice. Yes, I am here because I took on Mr. İmamoğlu’s legal representation. I could have refused. I could have stepped back. But I did not.” He responded to the claim by informant Adem Soytekin that “before the İBB operations even began, Mehmet Pehlivan held a meeting and assigned everyone their lawyers”: “Prosecutor Cahit Cihat Sarı knew that Adem’s statement was false. The lawyer I allegedly arranged, Onur Büyükhatipoğlu, has in fact been Adem’s lawyer for 10 years.” Showing a 2021 court transcript presented by Soytekin, Pehlivan pointed out that Büyükhatipoğlu had already been involved in the case. He accused the court of accepting the indictment without reading it: “You accepted an indictment that is technically and materially impossible to read, within 14 days, even without deciding that it had been read. Despite numerous grounds for returning indictments, you accepted this one and did not return it; the prosecution announced it. The prosecution also announced decisions regarding detention and trial dates. The number of judge changes in Mr. İmamoğlu’s cases has reached 12—this morning I heard it is now 13; it is rapidly increasing. The panel that will handle the diploma case and the appellate review has been reassigned to Bursa.” Pehlivan also alleged that the prosecution created fake secret witnesses during the investigation: “The first fabricated secret witness is ‘İlke’, and his statement was taken on November 18, 2024\. Two days after giving his testimony, ‘İlke’ stated that he did not want to testify. His statements were then reused identically under another secret witness named ‘Meşe’. Forgery is continuing at full scale. With those false statements, 28 different people were accused, detained, and arrested. 28 separate people, 28 separate families.” He also claimed that those who agreed to cooperate were released, providing numbers: “Out of 160 detainees, 60 were released during the investigation phase. We would like to say, ‘At least the prosecution realized its mistake and corrected it,’ but that is not the case. Almost all of those 60 people—58 of them—had one common feature: they changed their initial statements in line with the prosecution’s expectations, meaning they benefited from plea bargaining or effective remorse provisions. This clearly reveals the true purpose of detention decisions: to produce informants. They achieved nothing with tens of thousands of documents. They played with people. Because people can be bent, broken, manipulated; they fear, they cannot endure being deprived of freedom, they give in, they get tired. The turning point they defined was not finding money or evidence, but getting someone to testify as an informant.” He also referred to Justice Minister Akın Gürlek’s statement that “we do not rely solely on informant statements; we verify them through HTS records.” “This is a major lie. The decision referring to HTS records came on October 7, 2025\. But I was arrested on June 19, 2025 based solely on a statement. Those who say ‘we verify statements’ had in fact verified nothing at that time; they did not even feel the need to check records or conduct verification.” Due to the length of Mehmet Pehlivan’s defense extending into the evening, the judge adjourned the hearing and postponed his statement to Monday. ## Informant Adem Soytekin submits a petition to the court Before ending the hearing, it was announced that defendant-turned-informant Adem Soytekin had submitted a petition to the court and he requested to speak. Mehmet Pehlivan objected to the interruption of his defense. **Defense lawyer Mehmet Pehlivan:** “You are interrupting the examination right now.” **Presiding Judge:** “I will not ask your permission to grant him the floor. The individual submitted a petition to me two days ago.” Other defense lawyers also supported Pehlivan’s objection. **Presiding Judge:** “Lawyer, is everyone the lawyer of Mehmet Pehlivan?“ **Lawyers in the room:** “Yes, we are his lawyers.” **Presiding Judge:** “There is no need to get this heated. I don’t understand the reason.” ## Informant defendant Soytekin given the floor The dispute lasted for minutes. Gendarmerie officers took security measures around Soytekin. Then Adem Soytekin took the floor. He claimed that there had been verbal provocations during arrivals and departures from the hearings. **Adem Soytekin:** “Since the beginning of the trial, I have given statements within the scope of effective remorse and I remain consistent with that position. Even back then, when getting into vehicles or transport vans, there were verbal provocations. I didn’t care much, but when it became disturbing, I wanted to explain the issues through a petition. I was sitting here, Murat Kapki was right in front of me. Murat Kapki turned around and said: ‘We will film this trial, will you play your role too?’ I said: ‘No, I don’t act. I don’t play any roles.’” **Murat Kapki:** “You are lying. No one witnessed this, you are lying.” **Presiding Judge:** “This is going in different directions. Let’s take necessary security measures.” **Adem Soytekin:** “They are speaking very harshly…” **Presiding Judge:** “We will take necessary security measures and precautions.” Murat Kapki also requested to speak in response to the allegation. **Presiding Judge:** “If you had waited until the statement was finished, I would have given you the floor too. But if you interrupt and shout repeatedly ‘I want to speak’, I will not give you the floor and will let the other person continue.” Following this exchange, the panel left the courtroom. Ekrem İmamoğlu then addressed the courtroom: “We will explain calmly. Please listen carefully, please report it properly. A great injustice of history has truly been committed through this indictment and through the prosecution. Mehmet Pehlivan is a very strong young lawyer. Everything he explained, word by word, is true. Truth never disappears. We rely on truth.” ## Court adjourned due to public holiday Due to April 23 National Sovereignty and Children’s Day, the trial did not sit on Thursday. ## Release decision in Ceyhan Municipality case During the same seventh week of the İBB trial, another hearing was held in a separate courtroom in the same building in the case against the “Aziz İhsan Aktaş Criminal Organization,” which triggered investigations into CHP-run municipalities. In the trial attended by Aziz İhsan Aktaş—who had become an informant and was released—the court ordered the release of 5 defendants, including Ceyhan Mayor Kadir Aydar. However, the detention of 11 people, including Beşiktaş Mayor Rıza Akpolat, Seyhan Mayor Oya Tekin, and Avcılar Mayor Utku Caner Çaykara, was upheld. ### Boran Kuzum: “İlk işimmiş gibi heyecanlıydım” URL: https://www.fayn.press/boran-kuzum-ilk-isimmis-gibi-heyecanliydim/ Last updated: 2026-04-30T11:11:28.000Z Boran Kuzum, Türkiye’de yeni neslin en dikkat çeken oyuncularından biri… Şimdilerdeyse kariyer hanesine Netflix’in ABD yapımlarında rol alan ilk Türk oyuncu olma unvanını da ekledi. Kuzum, *Schitt's Creek* (2015 - 2020) dizisiyle dört Emmy ödülü kazanan Dan Levy’nin yaratıcılığını, yapımcılığını ve başrolünü paylaştığı, kara mizah ve aksiyonun arasında aile olmanın yüküne odaklanan yeni Netflix dizisi *Big Mistakes’*te oynuyor. Birbirlerini anlamakta güçlük çeken, bağ kurmakta zorlanan, gittikleri her yere kaosu da getiren geçimsiz iki kardeşin, yaptıkları ufak bir hata nedeniyle mecburen yakınlaşmasının ve gittikçe büyüyen hatalar silsilesinin bir öyküsü bu. Boran Kuzum’dan diziye dahil olma sürecini, canlandırdığı Yusuf karakterinin dönüşümünü ve ABD’deki oyunculuk serüvenini dinledik. ***Big Mistakes’*ten öncesiyle başlayalım. Aslında siz son üç yıldır ABD’de oyunculuk yapabilmek için çalışıyordunuz. Bu süreci biraz anlatabilir misiniz?** Türkiye’de de bir kariyer kurmak kolay değil aslında. Ben 18 yaşımda konservatuvar için İstanbul’a gelmiştim. Genç yaşlarımda da bir şeyler başarmak istedim hep. O yüzden de dört sene okulun bitmesini beklemek yerine hemen görüşmeler yapmaya başladım. Fakat bir rol alabilmem üç yıl sürdü. Sonra bir kariyer kurmaya başladım elbette, ama hiçbir zaman bir oyuncu olarak *“Ben artık tamamım, yerim garanti.”* diyemedim Türkiye’de. Bunu diyememek de güzel bir şey aslında. Her zaman yapabileceğin ya da öğrenebileceğin yeni bir şey çıkıyor karşına. ABD’ye gidince tüm bu sürece sıfırdan başlamam gerekti. Bu biraz can sıkıcıydı açıkçası, ama hayal ettiğim şeyi yapabilmek için almam gereken bir riskti. Los Angeles’a ilk gittiğimde de ne yapacağımı bilmiyordum. Orada sektörden kimseyi tanımıyordum hatta. İlk başta menajerlerle, cast direktörleriyle tanıştım. Aynı zamanda İngilizce metinleri nasıl oynadığımı test edebilmek için atölyelere katıldım. Bununla birlikte ABD’de çalışmak için bazı evrak işlerini tamamlaman gerekiyor. Onlar olmadan kimse seni *audition*’lara sokmuyor. Geçen sene onları da tamamladıktan sonra *audition* verebilmeye başladım. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/IMG-20260428-WA0008-1.jpg) **İngilizce oyunculuğunuzu test etmek nasıl bir deneyimdi?** Tamamen başka bir cümle yapısı var tabii. O yüzden ilk başta nasıl olacağını merak ediyordum ben de. Biz konservatuvarda Türkçe’yi hep düzgün konuşmaya, her kelimeyi doğru söylemeye özen gösterdik. İngilizce için böyle bir iddiam yoktu hâliyle. Elbette aksan dersleri aldım, ama ne kadar çabalarsam çabalayayım bir ABD’li kadar doğal duyulmayacaktım. O da devamlılıkla oturacak bir şey sonuçta. İster istemez duygu ve karaktere daha çok odaklandığım bir süreç oldu. Hoşuma da gitti bu durum. **Oradaki dinamikleri iyi özümsemiş olmalısınız ki ABD’de verdiğiniz ikinci *audition* ile *Big Mistakes* kadrosuna dâhil olmuşsunuz. Peki bir karaktere hazırlanırken odaklandığınız şeyler neler oluyor?** Konservatuardaki hocalarımız bize hep içeriden dışarıya çalışmayı öğrettiler. İşe duygulardan başladığımız ve doğru nefes alma teknikleri gibi insan anatomisine de odaklandığımız bir yöntem uyguluyorduk okulda. Ama ben bunu hiç yapamadım, daha çok dıştan içe doğru gitti benim aklım. İlk başta karakter ne giyer, nasıl yürür, jesti, mimiği nasıl olur, nasıl konuşur gibi şeyleri düşündüm hep. Sonrasında içeriye dönüp, sahne sahne ilerleyerek karakteri oturtmak daha rahat hissettiriyor bana. Bu yüzden de vaktim oldukça not defterime dergilerden ya da internetten bulduğum fotoğrafları kesip yapıştırdığım kolajlar yapıyorum. Oynayacağım karakteri bulmamı kolaylaştırıyor. > *“Tansiyonun yüksek olduğu sahnelerden birinde doğaçlama bir şekilde Türkçe küfür ettim.”* ***Big Mistakes’*te oynadığınız Yusuf karakteri ilk başta bir Rus olarak yazılmış. Ardından sizin ekibe katılmanızla birlikte bu karakteri Yusuf’a dönüştürmüşler. Bu dönüşüm sürecinde size nasıl bir alan tanındı?** Evet, bana ilk *audition* metni geldiğinde karakter Rus’tu. Fakat aynı mail’de *“Oyuncu kendi aksanıyla oynasın.”* diye de yazıyordu. Rolü aldığımı öğrendikten sonraki ilk hafta da karakterin değişeceğiyle ilgili hiçbir bilgim yoktu. Zaten senaryonun yazım süreci de devam ediyordu. O sırada yazar odasından arayıp *“Bize Türk isimleri önerir misin?”* diye sordular. Dan Levy’nin de göbek adı Joseph… Oradan aklıma Yusuf ismi gelince ekibe önerdim. Karakterin adını öyle bulduk. _This post is for paying subscribers only._ ### Diyabetin durduramadığı bisiklet takımı: Team Novo Nordisk URL: https://www.fayn.press/diyabetin-durduramadigi-bisiklet-takimi-team-novo-nordisk/ Last updated: 2026-05-02T05:21:35.000Z ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/team-novo-nordisk_logo.webp) **K A T K I L A R I Y L A* Bahar geldi. Baharın gelişinin müjdeleyicilerinden biri de, her sene Türkiye’nin eşsiz güzelliklerini dünyaya pedalların ardından gösteren Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu. Bu sene de 61\. kez aynı organizasyonun heyecanı 26 Nisan’da Çeşme’de başladı, tam bir hafta sürecek heyecan 3 Mayıs’ta Ankara’da, 27 yıl sonra ilk kez yeniden başkentte sona erecek. Toplam uzunluğu 1133 kilometre olan tura 27 farklı ülkeden 23 takım ve 158 sporcu katılıyor. 23 takımın dağılımı da şöyle: Üç WorldTour takımı, 14 ProTeam ve altı Continental takım (bunların 4’ü Türk). Bisiklet sporunda takım seviyeleri futbol ligleri gibi hiyerarşik bir yapı. En üst lig WorldTour; Tour de France, Giro d’Italia, Vuelta a Espana gibi en büyük yarışlara otomatik davetli. En büyük bütçeler, en iyi sporcular orada… ProTeam, bir alt seviye. Continental takımlar ise gelişim ve geçiş seviyesi… ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/team-novo-nordisk_05.webp) Fotoğraf: Tommaso Pelagalli ## Diyabetli sporcuların takımı 61\. Bisiklet Turu’ndaki 23 takım arasında en özel olanlardan biri Team Novo Nordisk çünkü diyabetli sporcuların profesyonel düzeyde yarıştığı öncü bir ProTeam. Kurulduğu ilk günden bu yana parçası olan Andrea Peron da disiplini, dayanıklılığı ve ‘diyabetle de mümkün’ mesajını temsil etmesiyle takımın en tecrübeli sporcusu. 37 yaşında hâlâ sprint finişlerinin en sert savaşlarında yarışıyor Peron. Hikâyesi sadece hızla ilgili değil; sınırlarla, kabullerle ve her gün yeniden neyin mümkün olduğunu kanıtlamakla ilgili. 16 yaşında tip 1 diyabet teşhisi konduğunda, hayal ettiği hayatın bittiğini düşündü. Bugün 37 yaşında, aynı pelotonun (Bisikletçiler rüzgar direncini kırmak için birlikte gider; önde giden rüzgarı kırar, arkadakiler enerji tasaruufu yapar. Yarışın ana grubuna peloton denir) içinde hâlâ en önde, hâlâ sprint atıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/team-novo-nordisk_03.webp) ****Andrea Peron -** Fotoğraf: Tommaso Pelagalli ## “Bu yaşta hâlâ yarışmak ve ilham vermek büyük bir ayrıcalık” 28 Ekim 1988 doğumlu, İtalyan profesyonel yol bisikletçisi Peron, 2013 yılında profesyonel olarak yarışmaya başladı ve kariyeri boyunca Tour de Pologne, Presidential Cycling Tour of Türkiye, Tour of Denmark gibi önemli yarışlarda yer aldı. 2022’de Slovenya’daki GP Kranj yarışını kazanarak kariyerindeki ilk UCI zaferini elde etti. Andrea Peron Çeşme’de sorularımı yanıtladı. **37 yaşında hâlâ en üst seviyede sprint atıyorsun. Zamanla en çok ne değişti? Vücudun mu, zihnin mi?** **Andrea Peron:** Çocuk sahibi olduktan sonra zihnin değişiyor. Daha temkinli oluyorsun. Vücut olarak 30–35’ten sonra o patlayıcılığı biraz kaybediyorsun. Ama buna karşılık tecrübe artıyor, yani bir şekilde dengeleniyor. **Birçok sporcu bu yaşlarda emekliliği planlamaya başlar ama sen 2022’deki zaferinden sonra sanki kariyerine yeniden başlamış gibisin. Sence o zafer kariyerine kaç yıl ekledi?** **Andrea Peron:** Bilmiyorum. O kazandığım yarış bir hayalin gerçekleşmesiydi. Bana ekstra yıllar ekledi mi, emin değilim. Ama hâlâ yapabileceğimi gösterdi. Belki birkaç yıl daha kazandırmıştır ama göreceğiz. **Seni 16 yaşına götürmek istiyorum. Tip 1 diyabet teşhisi aldığında, bisiklet hayalinin bittiğini düşündün mü?** **Andrea Peron:** Hayır. Şanslıydım çünkü doktorum devam edebileceğimi söyledi. Belki o ‘bisiklete binmeye devam edebilirsin’ demek istemiştir, profesyonelliği kastetmemiştir ama önemi yok. Bisiklete devam edebileceğimi biliyordum. Zaten o yaşta çok fazla düşünmüyorsun. Ben de devam ettim, üzerine çok kafa yormadım. **Yarışlarda asıl mücadele rakiplerle mi, vücudunla mı, yoksa zamanla mı?** **Andrea Peron:** Rakiplere bağlı… (Gülüyor) **Sizin takımın bu özelliği çok ilgimi çektiği için oradan devam ediyorum. Sprint, bisikletin en kaotik anı gibi geliyor bana. Özellikle son 300 metre… O anda diyabet kontrol etmen gereken bir şey mi?** **Andrea Peron:** Hayır, sıfır. Yarış içinde tabii ki genel olarak glikozunu dengede tutman, doğru beslenmen gerekiyor ama sprint anında bunları düşünmüyorsun. **Siz sadece bir takım değilsiniz. Temsil ettiğiniz bir de umut var. Bu daha fazla sorumluluk hissettiriyor mu?** **Andrea Peron:** Aslında yarışırken ya da antrenmandayken bunu çok düşünmüyorsun. Ama sonra, aileler çocuklarıyla gelip seni izlediğinde fark ediyorsun: Onlar için bir örneksin. O zaman anlıyorsun. Ama yarışın içindeyken tamamen kendi dünyandasın. **Sence bisiklet sana diyabetle yaşamayı mı öğretti, yoksa diyabet seni daha iyi bir bisikletçi mi yaptı?** **Andrea Peron:** İkisi de diyebilirim. Diyabetle birlikte bazı şeylere daha fazla dikkat etmek zorundasın, bu da sporda da yardımcı oluyor. Ama ben çok genç yaşta teşhis aldım, o yüzden öncesini neredeyse hatırlamıyorum. **Takımın en başından beri bir parçasının ve lideri gibisin. Bu senin için ne ifade ediyor?** **Andrea Peron:** Evet. İlk günden beri buradayım, benim için burası bir aile gibi. Bu kadar yılın ardından hâlâ burada olmaktan mutluyum. **Türkiye Turu’nu nasıl tanımlarsın?** **Andrea Peron:** Sanırım sekiz ya da dokuz kez katıldım. Sezon başında takvimi yaparken her zaman yapmak istediğim bir yarış. Son yıllarda da iyi sonuçlar aldım. Umarım bu yıl da devam eder. Zor bir yarış olacak ama deneyeceğiz. **Uzun bir kariyerin oldu, bugün 16 yaşındaki haline bir mesaj verebilseydin ne söylerdin?** **Andrea Peron:** Profesyonel bisikletçi olmak benim için bir hayaldi ve hep başarabileceğime inandım. 15 yıl önce diyabetli sporcular için profesyonel olmak daha zordu. Takımın tam zamanında kurulması benim için şanstı. 16 yaşındaki halime “Hayal kurmayı bırakma, her şey yoluna girecek” derdim. **Diyabetle yaşayan biri için spor daha fazla özgürlük anlamına mı geliyor, daha fazla disiplin mi?** **Andrea Peron:** İkisi de. Yaş aldıkça özgürlük tarafını daha çok hissediyorsun ama üst seviye spor çok yüksek disiplin gerektiriyor. Yine de o özgürlük hissini kaybetmemek lazım. Yoksa bazı gençler birkaç yıl sonra tükeniyor. O dengeyi korumak önemli. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/team-novo-nordisk_04.webp) ****Filippo Ridolfo** \- Fotoğraf: Tommaso Pelagalli ## “Türkiye’de podyuma çıkmak harika olurdu” Filippo Ridolfo ise aynı takımın bir diğer ilham veren sporcusu… 12 yaşında tip 1 diyabet teşhisi aldığında, ona yarışları yarıda bıraktıran yorgunluğunun nedenini öğrendi. İlk anda gelen şok, kısa sürede yerini başka bir şeye bıraktı: devam etme kararına. Çünkü doğru yönetimle, doğru disiplinle, kaldığı yerden devam edebileceğini gördü. Bugün 24 yaşında, Team Novo Nordisk formasıyla pelotonun en hareketli isimlerinden biri. Kaçışları kovalayan, risk alan, yarışın dengesini bozan bir bisikletçi. 2024’te kazalarla geçen bir sezonun ardından, 2025’te yeniden ayağa kalktı. Türkiye Turu’ndan Estonya’ya uzanan yarış takviminde formunu ve inancını geri kazandı. Onun hikâyesi bir geri dönüş hikâyesi değil sadece. Aynı zamanda bir ısrar hikâyesi. “Her gün kendi mücadelesini getiriyor,” diyor. “Ama diyabet beni durduramaz. Ne ilerlemekten ne de hayallerimin peşinden gitmekten.” Ve tam da bu yüzden, Ridolfo’nun yarışı sadece yolda değil; zihinde, bedende ve her gün yeniden kurulan o ince dengede devam ediyor. **Sana 12 yaşında teşhis kondu. O dönemde bisiklet senin için ne ifade ediyordu? Ve o gün sporla ilişkin değişti mi?** **Filippo Ridolfo:** Aslında ben o zamandan önce de bisiklet sürüyordum. Beş yaşında başladım. 12 yaşında teşhis konduğunda başta ne yapacağımı bilemedim. Hatta bisiklete binmeye devam edip edemeyeceğimi bile bilmiyordum. Doktoruma sorduğum ilk sorulardan biri buydu. Neyse ki devam edebileceğimi söyledi. Ama başlangıç kolay değildi. Diyabetle yaşamayı öğrenmek zaman alıyor. Sonra, neyse ki işler daha kolaylaştı. **Geriye dönüp baktığında o dönem sana ne öğretti?** **Filippo Ridolfo:** Şunu öğretti diyebilirim: zor anların karşısında durup vazgeçmemek. Bir şey oluyor ve “Tamam, bırakıyorum” demek çok kolay. Ama benim öğrendiğim şey, devam etmek oldu. **Sen pelotondan kopup öne giden, yarışı ya da etabı küçük bir grupla ya da tek başına bitirmeye çalışan bir kaçış bisikletçisisin. Sence bu bir karakter meselesi mi yoksa sonradan öğrenilebilen bir şey mi?** **Filippo Ridolfo:** Bence ikisi de. Kaçışa girmek için akıllı olman gerekiyor; yarışı iyi okuman lazım. Ama aynı zamanda ciddi bir karakter meselesi. Gerçekten istemen gerekiyor. Çünkü pelotonun ortalarındaysan, ilk 49 kişi senin için durup yol açmayacak. O yüzden mental olarak hazır olmalısın. Bence karakter çok önemli. **2024 senin için sakatlıklarla geçen bir yıldı ama 2025’e çok güçlü döndün. Senin için hangisi daha zordu: Fiziksel olarak toparlanmak mı, özgüveni yeniden kurmak mı?** **Filippo Ridolfo:** Bence özgüven. 2024 gerçekten zordu. Çok fazla kaza yaptım ve her geri döndüğümde yine bir şey oldu. Bir başka kaza ya da başka bir problem… Bu kolay değildi. Ama kışın biraz durup kendimi sıfırlamaya çalıştım. En zor olan, yeni yıla yeniden iyi olabileceğine inanarak başlamak oldu. **Türkiye Turu’nda kariyerinin en iyi sonuçlarından birini aldın. Bu yarış senin için ne ifade ediyor?** **Filippo Ridolfo:** Aslında profesyonel olduktan sonra her yıl Türkiye Turu’na katıldım. Bu beşinci yılım. Geçen yıl bir etapta kürsüye çıktım ve bu benim ilk profesyonel ilk 10 derecemdi. Bu yüzden çok özeldi. Çok sevdiğim etaplar var; biraz inişli çıkışlı başlayıp sprintle biten etaplar gibi. Bu yıl da güzel etaplar gördüm, onları sabırsızlıkla bekliyorum. **Hangi etap mesela?** **Filippo Ridolfo:** Birkaç tane var ama biraz da yarışın nasıl gideceğine bağlı. **Diyabetle yaşamak seni daha planlı, daha disiplinli mi yaptı yoksa daha sezgisel mi?** **Filippo Ridolfo:** Bence daha disiplinli. Çünkü diyabet 7/24 seninle. Her gün glikozunu takip etmek zorundasın. “Bugün düşünmek istemiyorum” deme lüksün yok. O yüzden disiplin diyebilirim. **Kendini tek bir kelimeyle tanımlasan; dayanıklılık, cesaret, istikrar… Bu ne olurdu? Yoksa bunlardan başka bir şey mi olurdu?** **Filippo Ridolfo:** Zor bir soru… Sanırım ‘çalışkan’ derdim. **Son sorum: En büyük hayalin ne? Senin için mükemmel gün nasıl olur?** **Filippo Ridolfo:** Türkiye Turu’nda podyuma çıkmak harika olurdu. Önümüzdeki sekiz gün için bu büyük bir hayal olabilir. Çok güzel bir yarış, gerçekten iyi olmak istiyorum. ****TAKIMLAR** ****UCI WorldTeam kategorisi** XDS Astana Team (Kazakistan), Alpecin-Premier Tech (Belçika), Team Picnic PostNL (Hollanda)XDS Astana Team (Kazakistan), Alpecin-Premier Tech (Belçika), Team Picnic PostNL (Hollanda) ****UCI ProTeam kategorisi** Burgos-Burpellet-BH (İspanya), Caja Rural–Seguros RGA (İspanya), Equipo Kern Pharma (İspanya), Euskaltel–Euskadi (İspanya), Team Flanders–Baloise (Belçika), Team Novo Nordisk (ABD), Team Polti VisitMalta (İtalya), Solution Tech Nippo Ralli (İtalya), TotalEnergies (Fransa), Unibet Rose Rockets (Fransa), Bardiani CSF 7 Saber (İtalya), Cofidis (Fransa), MBH Bank Ballan CSB (Macaristan), Modern Adventure Pro Cycling (ABD) ****UCI Continental Team kategorisi** İstanbul Team (Türkiye), Konya Büyükşehir Belediye Spor (Türkiye), Muğla Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü (Türkiye), Spor Toto Cycling Team (Türkiye), ATT Investments (Çekya), Tarteletto-Isorex Team (Belçika)UCI Continental Team kategorisi İstanbul Team (Türkiye), Konya Büyükşehir Belediye Spor (Türkiye), Muğla Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü (Türkiye), Spor Toto Cycling Team (Türkiye), ATT Investments (Çekya), Tarteletto-Isorex Team (Belçika) fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Bir halk sağlığı uyarısı nasıl dava dosyasına dönüştü? URL: https://www.fayn.press/bir-halk-sagligi-uyarisi-nasil-dava-dosyasina-donustu/ Last updated: 2026-04-30T05:46:24.000Z Bilim, yalnızca yeni bilgiler üretmek için değil, toplumun sağlığını korumak, riskleri görünür kılmak ve halkı doğru bilgiyle buluşturmak için de var. Herhangi bir sağlık zararı oluşturan tehdit karşısında bilim insanlarının sessiz kalması etik olarak kabul edilemez. Bu etik kural, her zaman geçerlidir de özellikle bebekler, çocuklar, hamileler, yaşlılar ve kronik hastalar gibi kırılgan gruplar söz konusu olduğunda çok daha hassas olmayı gerektirir. Çünkü bu kırılgan gruplar, çevresel tehlikelere ve toksik maddelere yetişkinlerden çok daha açıktır. Organları gelişimini sürdürmektedir, metabolizmaları farklı işler ve maruz kaldıkları etkilerin bedelini çoğu zaman yalnız bugün değil, bütün bir ömür boyunca öderler. İnandığım değerler bunlar olduğu için çeşitli basın ve yayın organlarında çok sayıda yazı kaleme aldım. ## Bilimsel gerçekler ticari çıkarlarla çatışırsa Örneğin Covid19 pandemisi esnasında bitkisel ürünlerin satışında meydana gelen büyük artışın yol açabileceği sağlık zararları hakkında da pek çok yazı ve raporda görüş belirttim. O dönemde bol bol kullanılan b[itkisel çaylar](https://bianet.org/yazi/bitkisel-her-urun-yararli-degildir-207145?ref=fayn.press), [kekik](https://bianet.org/yazi/koronaviruse-karsi-kekik-tuketin-onerisi-sakincali-235095?ref=fayn.press), [polen](https://bianet.org/yazi/tarim-ve-orman-bakanligi-polen-satisini-durdurmali-ve-kontrol-altina-almali-262571?ref=fayn.press) gibi ürünlerin oluşturabileceği sağlık risklerine dikkat çektim. Halk sağlığını ilgilendiren konularda doğru bilgi üretmek ve bunu kamuoyuyla paylaşmak, akademik bir tercih değil, mesleki ve etik bir sorumluluk bence. Ancak bilimsel gerçekler ticari çıkarlarla çatıştığında, halkı bilgilendirmeye çalışanlar baskıyla, hukuki engellerle ve yıldırma girişimleriyle karşı karşıya kalabiliyor. _This post is for subscribers only._ ### Peynirde tutsaklık, depoda yangın, sokakta sükut: Kanıksama mı çaresizlik mi? URL: https://www.fayn.press/peynirde-tutsaklik-depoda-yangin-sokakta-sukut-kaniksama-mi-caresizlik-mi/ Last updated: 2026-04-29T13:12:53.000Z Kabataslak olarak bir zaman dilimi verecek olursak pandeminin “resmi” olarak bittiğinin açıklandığı andan bugüne, bir ekonomik krizin çok ötesinde günler yaşıyoruz. Gelinen noktada evet yine birliğe ihtiyacımız var; birliğe, binliğe, on binliğe, yüz binliğe ve milyonluğa hatta. Düşünsenize üç yıl önce kilosunu 30-40 TL bandında aldığımız standart bir beyaz peynir, bugün şarküteri reyonlarında "alarm" takılarak satılıyor. Bu bir “ekonomik çöküş” değil de nedir? Kriz, felaket, çöküş… Adına ne dersek diyelim, son birkaç yıldır kötü günler yaşıyoruz. Daha acısı, önümüzdeki dönemde de yaşamayacağımıza dair bir umut kırıntısı dahi yok. Son birkaç senedir yaşıyoruz yaşamasına ama özellikle son günlerde yaşadıklarımız bir başka yönden dikkat çekici. Neden olduğunu söylemeden, birkaç zam haberi verelim: Trafiğe kayıtlı araç sayısının 34 milyonu geçtiği Türkiye’de akaryakıta, sadece Mart 2026 sekansında toplamda 14 defa zam geldi. Akaryakıta gelen peş peşe zamlar ulaşımdan gıdaya her şeyi domino taşı gibi devirdi elbette. Bir ay önce 400 TL olan bir kilo kıyma, bugün pek çok kasapta 600 TL bandının üzerinde seyrediyor. Şu an “E bunlar hep oluyor.” diyorsunuz, biliyoruz. Evet, hep oluyor ama son dönemdeki bu zam çılgınlığına karşı, muhalif kesimde dahi, manasız bir sükunet söz konusu. Bu denli yakıcı bir tabloya rağmen sokaktaki bu "derin sessizlik" neyin nesi? Muhalifleri dahi saran bu "kanıksama hâli"ni nasıl açıklamalıyız? Üç farklı isme “Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” diye sorduk. ## Nazlı Ökten: "Toplumsal düzlemde sükut her zaman ikrardan gelmez" Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Öğretim Görevlisi Nazlı Ökten, Research İstanbul'un Susam Bülten’de yayınlanan 2026 Nisan kamuoyu araştırmasına göre, yurttaşların yarısından çoğunun geçim sıkıntısının başlıca sorumlusunu hükümetin ekonomik politikaları olarak gördüğünü hatırlattı. Ökten’e göre bu durumun muhalefete destek olarak yansımamasının çeşitli nedenleri olabilir: _This post is for paying subscribers only._ ### Karanlık odada beliren hikâyeler: Mardin’de çocuklar kendi karelerini basıyor URL: https://www.fayn.press/karanlik-odada-beliren-hikayeler-mardinde-cocuklar-kendi-karelerini-basiyor/ Last updated: 2026-05-05T17:09:46.000Z *Fotohane Darkroom*, Mardin’de 2024’ten beri göçmen ve dezavantajlı çocuklarla atölyeler yürüten, çocukları fotoğraf sanatıyla buluşturan bir oluşum. Atölyeler, yerel ve uluslararası gönüllülerin katkılarıyla sürdürülüyor ve düzenli olarak devam ediyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-32.webp) Fotohane’nin çalıştığı çocukların çoğu, Mardin’e farklı coğrafyalardan geliyor. Çocuklar birbirinin dilini bilmese de fotoğraf onları konuşmadan da anlaşabilecekleri ortak bir zeminde buluşturuyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-82.webp) O yüzden burası yalnızca bir atölye değil, çocukların kendilerini ifade edebildiği bir karşılaşma alanı. Fotoğraflar ise salt bir görüntü olmanın ötesinde, “ben buradayım” diyen, küçük ama net bir çıktı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-39.webp) ## Bağımsız ve esnek bir yapı Fotohane Darkroom’un kurucu ortaklarından biri, fotoğrafçı Serbest Salih. Salih, Fotohane Darkroom’un amacının çocuklara kendilerini ifade edebilecekleri yaratıcı ve güvenli bir alan sunmak olduğunu söylüyor: *“Fotohane Darkroom, çocuklarla yaptığımız uzun süreli çalışmaların doğal bir devamı olarak 2024 yılında kuruldu. Çocukların kendi hikâyelerini anlatabilecekleri alanlara büyük bir ihtiyaç olduğunu gördük. Bu yüzden hem bağımsız hem de esnek bir yapı oluşturduk.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-96-1.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-107.webp) Fotohane Darkroom’un bir diğer kurucu ortağı ise kendi de Mardin Kızıltepeli olan Amar Kılıç. Mardin’de pek çok kültür-sanat projesinin içinde yer aldığını anlatan Kılıç, *”Fotoğraf bizim için bir araç; asıl mesele birlikte üretmek, paylaşmak ve bir arada olmanın gücünü hissetmek. Fotohane’de Çocuklar sadece fotoğrafı öğrenmez… Fotoğrafı yaşar.”* diyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-115.webp) ## Neden analog fotoğraf? Fotohane Darkroom’da çocuklar, yalnızca siyah-beyaz analog fotoğraflar çekiyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-18.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-28.webp) Amar Kılıç, neden sadece analog fotoğraf tercih edildiğini şu sözlerle anlatıyor: *“Analog fotoğraf yavaşlatır. Beklemeyi, dikkat etmeyi ve sürece güvenmeyi öğretir. Çocuklar için bu çok kıymetli; çünkü her şeyin anında tüketildiği bir çağda, bir görüntünün ortaya çıkmasını sabırla beklemek bambaşka bir deneyim.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-79.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-116.webp) Kılıç, ayrıca karanlık oda sürecinin çocuklara fiziksel ve sihirli bir deneyim sunduğunu da söylüyor: *“Görüntünün kâğıt* üzerinde yavaş yavaş belirmesi çocuklar için hâlâ büyüleyici. *Bu da onları sürecin içine daha derin çekiyor*.” ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-112.webp) Serbest Salih’e göre de analog fotoğraf tercihinin ardında bu deneyimin çocuklar için çok daha deneyimsel ve büyülü olması var. Zaten Salih’i atölyelerde en çok etkileyen anlar da çocukların fotoğraflarını gördükleri ilk an oluyor: ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-12.webp) *“O şaşkınlık, mutluluk ve gurur! Kendi hikâyelerini anlatmaya başladıkları an, fotoğrafın onlar için bir dile dönüştüğünü görmek inanılmaz bir deneyim.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-95.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-108.webp) Burada fotoğraflar analog olmasının yanı sıra aynı zamanda siyah beyaz da. Renk olmadığı için odak daha çok ışık, gölgeler ve detaylarda. Kimi zaman bir duvarın dokusu, kimi zaman bir arkadaşın yüzü… Küçük gibi görünen şeyler fotoğrafın merkezine yerleşiyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-86.webp) Amar Kılıç, *“Çektiğimiz fotoğraflar siyah beyaz olabilir ama biz Fotohane’de rengarenk bir düşün içindeyiz.”* diyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-87.webp) ## Ortak bir dil olarak fotoğraf Mardin, yüzyıllardır farklı dillerin ve hikayelerin iç içe geçtiği çok katmanlı bir kent. Atölye katılımcısı çocuklar da doğal olarak bambaşka kültürlerin ve farklı hikayelerin taşıyıcısı. Çoğu zaman aynı lisanı bile konuşmuyorlar. Ama paylaştıkları ortak bir dil var: fotoğraf. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-99.webp) Atölyeye ilk kez gelen bir çocuk için her şey biraz yabancı başlıyor: film takmak, makineyi anlamaya çalışmak, ışığı ayarlamak… Hatta bazıları ilk gün ne çekeceğini bile kestiremiyor. Ama süreç ilerledikçe kadrajın içi yavaş yavaş doluyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-19.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-24.webp) Atölyenin tek işlevi çocuklara yalnızca teknik bir beceri kazandırmak değil. Onlara kendi bakış açılarını ve duygularını ifade edebilecekleri özgür bir alan sağlamak. Ve bu işlev, sadece atölye saatleriyle sınırlı değil. Çünkü gönüllülerin sağladığı ekipmanlar sayesinde çocuklar atölye saatleri dışında da fotoğrafla daha uzun süreli bir ilişki kurabiliyorlar. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-15.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-20.webp) Çocukların fotoğrafın her aşamasıyla hemhal olması sosyal ilişkilerine de olumlu yansıyor. Kılıç’a göre, fotoğrafı çekmekten yıkamaya ve basmaya kadar tüm aşamaları deneyimleyen çocuklar, hem üretim sürecini sahipleniyorlar hem de motor becerileri gelişiyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-23.webp) ## “Ünlü olmuş gibi hissettim” Projenin yaklaşımı, çocukları sadece katılımcı değil, anlatıcı hâline getirmek. Bu yüzden çekilen fotoğraflar ilk bakışta basit gibi görünse de aslolan ardındaki hikayeler. Yaşadıkları yer, gündelik hayatları, birbirleriyle ilişkileri... 14 yaşındaki atölye katılımcısı Asenat, “En çok neleri çekmekten hoşlanıyorsun?” sorusuna kedi köpek ve kuzu diyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-53.webp) Üstelik çocuklar dünyaya bir kameranın ardından bakmaya başlayınca, kendilerine bakışları da değişiyor. Örneğin atölye katılımcısı Enver (12), kendi çektiği fotoğrafları ilk kez sergide gördüğünde kendini “ünlü olmuş gibi” hissettiğini paylaşıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-119.webp) ## Umudu izlemek Amar Kılıç’a göre, bir görüntünün yavaş yavaş ortaya çıkmasını izlemek, umudu izlemekle eşdeğer. Atölyede çocuklarla her gün küçük mucizelere tanık olduklarını söyleyen Kılıç’ın bir başka umudu ise bu hikâyenin daha çok duyulması ve paylaşılması. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-120.webp) Fotohane Darkroom’un kolektif bir emekle ayakta durduğunu söyleyen Kılıç, malzeme desteği ve gönüllü katkıların da çok kıymetli olduğunu söylüyor. Serbest Salih ise çocukların hikayelerini duymanın ve onlara alan açmanın hepimizin sorumluluğu olduğunu hatırlatıyor: *“Finansal destek sağlayabilir, ikinci el veya sıfır fotoğraf malzemeleri bağışlayabilir ya da gönüllü olarak atölyelerde yer alabilirsiniz. Her katkı, çocukların hayal dünyasını büyütmek için çok değerli.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-80.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-81.webp) Fotohane Darkroom’un karanlık odasının kapısı, yolu Mardin’e düşen herkese açık. Çünkü ekip, *“birlikte üretmenin ışığının her zaman karanlıktan daha güçlü olduğuna”* inanıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/fotohane-darkroom_fayn-11.webp) 🦉 fayn'a abone olun Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Sendikacılar hedefte: 'Buraya 'Adliye Sarayı' değil, şirketin adını yazsınlar' URL: https://www.fayn.press/sendikacilar-hedefte-buraya-adliye-sarayi-degil-sirketin-adini-yazsinlar/ Last updated: 2026-04-26T05:46:50.000Z > “Bu ülkede yasalar zenginler için geçerli değil.” Bu sözler Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklanmasına sebep oldu. Gerekçe: Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu. Fakat bu münferit bir olay sayılmaz. Türkmen’den kısa bir süre sonra Akbelen’deki doğa savunucularından [Esra Işık tutuklandı.](https://www.fayn.press/akbelende-koylulerin-yasam-hakki-mi-sirket-cikari-mi/) Ardından Işık’ın Akbelen’deki maden çalışmalarını yürüten Limak Holding’in talimatıyla tutuklandığını dile getiren bir başka sendikacı, Umut-Sen Koordinatörü Başaran Aksu, Türkmen’e yöneltilen aynı suçlamayla tutuklandı. Tutuklama dalgası, kararı eleştiren Aksu’yla da sınırlı kalmadı. Bu sefer Aksu’nun tutuklanmasına tepki gösteren Bağımsız Maden-İş Sendikası Hukuk Birimi Görevlisi Doğukan Akan, aynı suçlamayla karşılaşarak Soma’da tutuklandı. Son dönemde ivme kazanan bu tutuklama zincirinin uzayan halkalarını yıl içerisinde yaşanan diğer örneklerde de görmek mümkün. Örneğin Türkmen bir yıl önce bir patron şikayeti üzerine tutuklanmıştı. Aksu ise daha önce evi basılarak gözaltına alınmıştı. İpin ucunu takip ettikçe her örnekte şirket isimlerinin seslendiriliyor oluşu dikkat çekiyor. Aksu bu nedenle cezaevine gönderilmeden önce *“Türkiye’de yargı bu durumdadır, holdingler ne diyorsa onu yapıyorlar.”* şeklinde son sözlerini söyledi. ## “Zenginseniz kimse size hesap sormaz” İlk bakışta her şey şubat ayında Türkmen’in Türkiye’de iş cinayetlerinin cezasızlığı hakkında yaptığı konuşmayla başlıyor. _This post is for subscribers only._ ### Bir ablanın inadıyla… URL: https://www.fayn.press/bir-ablanin-inadiyla/ Last updated: 2026-04-27T10:38:27.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* oldukça sıkıntılı bir gündemi toplamak için hazır. Çocuklarımızla ve ülkece yürüdüğümüz yolla ilgili uzun uzadıya düşünmemiz gereken bu haftayı buruk bir 23 Nisan ile kapatıyoruz. ## Arkasına sığınılan güçlerin bazıları artık cezaevinde 6 yıl. Bir cinayeti örtbas etmek için seferber olan vali, başhekim, polis memurları… Reddedilen soruşturma önergeleri… Kardeşini bir savcı gibi arayan, asla pes etmeyen, vazgeçmeyen bir abla ve nihayetinde soruşturmanın tekrar açılması… Gülistan Doku soruşturmasında yıllar sonra katil zanlısı bulundu. Onu koruyan vali babasıyla beraber 11 kişi tutuklandı. *Fayn* abla Aygül Doku’nun çabasıyla aydınlanmaya başlayan karanlığı yazdı. [Gülistan Doku’nun ablası peşlerini bırakmadı: Arkasına sığınılan güçlerin bazıları artık cezaevindeAltı yıl boyunca kardeşini savcı gibi, dedektif gibi arayan Aygül Doku pes etmedi; Eski Vali’den onun gücünü kullanan oğluna, bilişim polisinden Başhekime uzanan karanlık ağ sonunda aydınlanmaya başladı. Arkasına sığınılanlar ın bir kısmı artık cezaevinde.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/1gulistan-doku.png)](https://www.fayn.press/gulistan-dokunun-ablasi-peslerini-birakmadi-arkasina-siginilan-gucler-artik-cezaevinde/) ## En çok sesli Meclis: Birinci Meclis Atatürk, Nutuk’ta da anlattığı ilk önergelerinden birinde şu ifadeyi kullanıyordu: “Meclis’te yoğunlaşan milli iradenin, doğrudan doğruya vatanın mukadderatına el koyduğunu kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstünde bir güç yoktur.” O bahsettiği Meclis 23 Nisan 1920’de açıldı. Bugün egemenliğin millete geçmesi ve parlamento kavramı üzerine düşünmek için çok sebebimiz var. Düşüncelerimizi derleyip toparlarken bize yol göstermesi adına dönüp Birinci Meclis’e baktık. [En ‘çok sesli’ Meclis: Birinci Meclis23 Nisan 1920, egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçtiği gün. Birinci Meclis’te, çok farklı kesimlerden, her türlü görüşten vekiller vardı. O Meclis, birçok konuda herkesin açık açık konuştuğu oturumlara, hatta sert tartışmalara sahne oldu.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/birinci-meclis_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/en-cok-sesli-meclis-birinci-meclis/) ## Yas gölgesinde 23 Nisan Toplum yas tutmayı bir ölçüde bilir ama çocukların yasını görmeyi bilmez. Çünkü çocukların yasına bakmak, yalnızca bireysel bir acıyla değil bu acının ortaya çıktığı düzenle de yüzleşmeyi gerektirir. Bütün bunları, Türkiye’de çocukluğun en çok yüceltildiği günlerden birinin eşiğinde düşünmek, bu nedenle daha da ağır… Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu yazdı. [Okul saldırılarının gölgesinde kalan “çocukların yas tutma hakkı”23 Nisan’ı her yıl çocuklara armağan edilmiş bir gün olarak kutluyoruz. Onları kürsülere, makamlara çıkarıp ezberletilmiş büyümüş de küçülmüş cümleler söyletiyoruz, söz verip, alkışlıyoruz. Ancak aynı çocukların korkusunu, kaybını ve yasını duymuyoruz. Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu yazdı.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynŞengül Hablemitoğlu![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/okul-saldirilarinin-golgesinde_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/okul-saldirilarinin-golgesinde-kalan-cocuklarin-yas-tutma-hakki/) ## Yanlış tekrarlandıkça normalleşir Diziler suçlu. Bilgisayar oyunları tehlikeli. Sosyal medya zehir. Hepsini yasaklayacağız mesele hallolacak. Peki toplumsal davranışları ve çocuklarımızla ilgili konuları çözmek bu kadar kolay mı? Bizce değil… Şükran Pakkan yazdı. [Bir göz yumma teorisiBu çocuklar hasta değil. Bu çocuklar sistemin “mantıklı” sonucu. Uzun zamandır anlaşmayı değil, üstün gelmeyi; dinlemeyi değil, susturmayı; hak aramayı değil, hak almayı gösteriyoruz. Ve kendi ellerimizle kurduğumuz düzen kusursuz işliyor.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynŞükran Pakkan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/goz-yumma-teorisi_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/bir-goz-yumma-teorisi/) ## Sizi hâlâ İBB davasıyla birleştirmedik mi? İBB davasında 7’nci haftayı geride bıraktık. 92’si tutuklu 414 ismin yer aldığı duruşma salonunda bu hafta bir belediye başkanı daha yer aldı. Zira geçen hafta Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in dosyası da bu dava ile birleştirilmişti. Dikkat edin siz de kendinizi bir anda İBB davasında sanık olarak bulabilirsiniz. Görünüşe göre bu çuvalda iktidara muhalif olan herkese yer var. Salonda bu hafta yaşananları derledik. _This post is for subscribers only._ ### Çocuklarına yetişmeye çalışan ebeveynler için mini rehber URL: https://www.fayn.press/cocuklarina-yetismeye-calisan-ebeveynler-icin-mini-rehber/ Last updated: 2026-04-29T11:27:26.000Z Alfa Kuşağı’nın (2010’dan sonra doğanlar) anneleri ve babaları onların yaşındayken kişisel ekranlara sahip değildi. Şimdiyse dört yaşındaki çocukların yarısından fazlasının kendine ait bir ekranı [var](https://www.commonsensemedia.org/sites/default/files/research/report/2025-common-sense-census-web-2.pdf?ref=fayn.press). Düşük gelirli hanelerdeki çocukların ekran süresi ise yüksek gelirli hanelerdekinin tam iki katı. Yani çocuğunuzla aranızdaki yaş farkı aynı kalsa da yaşadığınız dünyalar arasındaki fark gün geçtikçe açılıyor. Çocuk sanal aleme gömüldükçe ebeveynin endişesi artıyor. Bu endişe sonucu ise çocuğu için İngilizce öğrenenlerin, balkondan sokağı izlemek yerine çocuklarının yeni oyun alanı olan sanal oyunlarda hesap açanların ve çocuklarının dillerinden düşmeyen, hiç duymadıkları İngilizce terimleri Google'layanların sayısı artıyor. Ben ise bu farkı birebir deneyimlemiş ve gözlemlemiş, ara jenerasyon bir bireyim. 8\. sınıfı ve lisenin ilk senesini pandemi sebebiyle ekran başında geçirmiş, her gün birkaç saat konsol oyunları oynayan, boş zamanlarını Instagram’da komik videolar kaydırarak geçiren ve kelime dağarcığının yarısı internet sözcüklerinden oluşan bir erkek çocuk ablasıyım. Aynı zamanda 50 yaşını geçmiş, teknolojik gelişmeleri kaçırmamaya ant içmiş, ama onlara gösterdiğim komik videoları anlamak için en az beş kez izlemeye ihtiyaç duyan ebeveynlere de sahibim. Z jenerasyonuna mensup, iki tarafı da anlayan bir yerdeyim. Bu sebeple çocuklarının sanal hayatına gittikçe ilgisi artan endişeli ebeveynler ve onlara gittikçe yabancılaşan çocukları arasında köprü kurmayı görev addettim. ## “Tung tung tung sahur” kelimesi size ne ifade ediyor? ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/ebeveynlere-rehber-1_fayn.webp) İddiaya girebilirim ki çocuğunuzun internete erişimi varsa bu figürün kim olduğunu biliyordur: onun adı “tung tung tung sahur”. Peki “tung” kelimesinin anlamı ne? Bu figür bir çizgi film kahramanı mı? “Sahur” denmesinin İslam’la bir alakası var mı? Peki ya *mogging, looksmaxxing, skibidi toilet* veya *six seven*? Bu soruların hiçbirinin cevabı, bu kelimelerin hiçbirinin anlamı yok. Olay da tam olarak bu. Bu terimlerin anlamlarını açıklamak için fikrine başvurduğum kardeşimin görüşü de bu yönde oldu: *“Kelimeler ve ‘meme’ler için niye ve neden gibi sorular internet çağında artık sorulmuyor. Hiçbirinin anlamı yok yani.”* Nasıl ki sokakta yürürken takılıp düşen biri sizde istemsiz bir gülme hissi yaratıyorsa, aynısı esprisinin nerede olduğu tam olarak belli olmayan yapay zeka “meme”ler için de geçerli. Bu komik videolar ve anlamını bilmediğiniz yabancı kelimeler çocuğunuzun internet kullanımının en yüzeysel ve masum katmanları. Onları gerçekten anlamanın yolu daha derin katmanlara inmekten geçiyor. ## Incel ve “red pill” kültürü [*Incel* kültürü](https://www.fayn.press/istemsiz-bekarlarin-kadin-nefreti/) üzerine [yazılar yazıldı](https://www.fayn.press/eyvah-oglum-incel-mi/), diziler çekildi, filmler yapıldı. Yetişkinler tartışma programlarında bu konuyu defalarca masaya yatırdı. Yine de bu terim belirli aralıklarla tartışılmaya devam ediyor. Çünkü çocuklarla ilgili sebebi tam açıklanamayan bir suç ve şiddet gündemi söz konusu olduğunda, konuyu *incellik* üzerinden yorumlamak güvenli bir liman sunuyor. *Incel* kültürü, bir erkek tarafından işlenen herhangi bir şiddet suçunun arkasındaki tek dayanak olarak lanse ediliyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İBB Davası’nda yedinci hafta: Neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-yedinci-hafta-neler-yasandi/ Last updated: 2026-04-25T05:09:18.000Z İBB Davası’nda yedinci hafta da geride kaldı. 92’si tutuklu 414 ismin yer aldığı duruşma salonunda bir belediye başkanı daha var artık. Zira [altıncı haftada](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-altinci-hafta-neler-yasandi/) Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in dosyası da İBB Davası ile birleştirilmişti. O da bu hafta sanık sandalyesinde yerini aldı. Fayn, yedinci haftada yaşananları derledi. ### 20 Nisan Pazartesi ## Ali Rıza Akyüz *“Olması gereken Capacity AVM’nin kapatılıp güçlendirme projesi yapmasıydı. Ancak bize rüşvet iftirası atarak bunu gölgelediler.”* Duruşmada söz alan Ekrem İmamoğlu, savunmasını yapan sanıklara neden sorular sorduğunu açıkladı: *“Burada isnat edilen tüm hususların iddianamenin marifetli bir şekilde bütünüyle bana bağlanan bir biçimi söz konusu. Dolayısıyla bu soruları sorma mecburiyetindeyim. Yoksa herkesle elime mikrofonu alıp, bu şekilde bir serenat yapma arzum yok. Bu insanlar, burada bir iddianame oluşturmak adına, bir hukuksuz çerçeveye oturtulan, sistemli bir şekilde ‘Ekrem İmamoğlu'na ucunu nasıl değdiririz, nasıl oraya taşırız’ diye muhtelif insanları bu şekilde ikna ettikleri bir gerçektir. İddia makamı, birinin görev verdiği şekliyle bu iftiranameyi düzenlemek için elinden geleni yapmış, insanları tehdit etmiş, insanların ifadeleri ikinci, üçüncü, dördüncü aşamada değiştirilerek ‘Her işi Ekrem’e bağlayın’ meselesi üzerine oturtulmuş bir süreç yaşatılmıştır. İnan Güney, Beyoğlu Belediye Başkanı da tam da bu vesileyle buraya gelmiştir. Aramıza oturmuştur. ‘Oradaki meseleleri de Ekrem'e bağlayalım. Buradan bu iş devam etsin’ şeklinde süreç bir düzene, bir silsileye geçmiştir.”* Duruşmada tutuklu Bakırköy Belediye Başkan Yardımcısı Ali Rıza Akyüz de savunma yaptı. Capacity AVM'den 5 milyon dolar rüşvet istenildiği iddiasını yanıtladı: *"Olması gereken Capacity AVM’nin kapatılıp güçlendirme projesi yapmasıydı. Ancak bize rüşvet iftirası atarak bunu gölgelediler. Bana 3 değil 5 değil 15 de verse ben bunlara ruhsatı veremem. Çünkü zabıt yemişler. Zabıt encümene gitmiş, haklarında suç duyurusunda bulunulmuş, mahkemeleri devam ediyor. Yargıya intikal eden bir işte bizim işlem yapma hakkımız yok.”* ## Elçin Karaoğlu: “Yedi yaşındaki kızımla tehdit ettiler” Akyüz’ün ardından savunma sırası Boğaziçi İmar Müdürü Elçin Karaoğlu’ndaydı. Siyasetçi olmadığını, 26 yıllık kamu görevlisi olduğunu belirtti: *“Çok şükür alnımıza leke sürecek en küçük bir hususla karşı karşıya kalmadım. Yani özellikle idari ve teknik anlamda uzun süre yöneticilik yapan bir kamu görevlisi olarak böyle bir hususla karşı karşıya kalmadım. Özellikle böylesine asılsız suçlamalarla ilgili, iftiralarla karşı karşıya bırakıldığım Boğaziçi İmar Müdürlüğü sürecinde ihmalim veya suistimalimden, bırakın hani başka daha büyük suçlar olduğuyla ilgili de herhangi bir tespit de yoktur Sayın Başkan. Görevimi yerine getirirken birçok baskıyla karşı karşıya kaldığım oldu.”* Bu sözlerinin ardından mahkeme başkanı araya girdi. **Mahkeme Başkanı:** Hani baskı derken nedir mesela? **Elçin Karaoğlu:** Tehdit edildim. Yedi yaşındaki kızımla tehdit ettiler. Suç duyurusunda bulundum. İmar Müdürlüğü kadromu bile dava açarak alabilmiş birisiyim. 12 yıl önce de müdürdüm, tutuklandığım gün de müdürdüm. Tabii ben mesleğimi yaptım, görev benim için kıymetlidir. Benim onurla yaptığım bir görevdir. O başka bir şey ama hani bir durum tespiti yapmak açısından. İddianamedeki suçlamaların kurgu olduğuna dikkat çekti. *“İddianamede kurgulananın aksine; hem alanda birçok farklı kurumun yetki sahibi olması hem de müdürlüğün kendi iç işleyişi nedeniyle, Boğaziçi İmar Müdürü olarak herhangi bir hukuka aykırı anlaşmanın veya taahhüdün içerisinde bulunabilmem teknik ve hukuki olarak mümkün değildir; benim böyle bir gücüm yoktu.”* Soruşturmada itirafçı olan İBB Harita Mühendisi Yakup Öner’in “*Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu'na ait binada kaçak inşaata göz yumuldu ve buna karşılık da televizyon kanalında lehte yayınlar yapıldı*” iddiasına yanıt verdi: *“2 evrak iddianın delili sanılmıştır. ‘Sanılmıştır’ diyorum; çünkü o evraklar aksine, müdürlük olarak yaptığımız işlemlerin eksiksiz ve hatasız olduğunu gösteren, bizim lehimize delillerdir.”* Mahiroğlu’nun binasının mühürlendiğine dikkat çeken Karaoğlu, *“Yıkım kararı aldık. Kaçak kısımlarda yıkılmamış bir metrekare dahi kalmamıştır. 31 Ağustos 2022 tarihinde 4 milyon 66 bin lira para cezası kesildi. Avukatlarım hesapladılar, o dönem kesilen ceza bugünün rakamıyla 15 milyon liraya tekabül etmektedir. Ancak iddianamede bu yaptıklarımızın maalesef hiçbiri yer almıyor.”* diye tepki gösterdi. ### 21 Nisan Salı Duruşmaya ara verildi. Salı günü de Elçin Karaoğlu’nun savunması tüm gün sürdü. Savunmanın ardından İmamoğlu tekrar söz aldı. Karaoğlu’na soru sordu. **Ekrem İmamoğlu:** Size hukuka el uygun olmayan talimatım oldu mu? **Elçin Karaoğlu:** Olmadı. **Ekrem İmamoğlu:** AK Parti'nin İstanbul'a yaşattığı 1994-2019 arası fetret döneminden sonra, 2019 yılından itibaren o yağma döneminden sonra; herhangi bir sıfırdan yapı, sıfırdan bir bina yapılmış mıdır boğaz hattına? Usulsüz bir yapı var mı yani? _This post is for paying subscribers only._ ### Yapay zeka modern harbi nasıl dönüştürüyor? URL: https://www.fayn.press/yapay-zeka-modern-harbi-nasil-donusturuyor/ Last updated: 2026-04-25T05:08:49.000Z Vladimir Putin, *“Yapay zekaya hükmeden dünyaya hükmeder.”* cümlesini dile getirdiğinde takvimler 2017’yi gösteriyordu. Aynı yıl sekiz Google araştırmacısı, ChatGPT’nin akademik temellerini atan “Attention Is All You Need” makalesini yayımladı. O zamana kadar yapay zekâ sistemleri bir metni okurken bizler gibi davranıyordu: soldan sağa, kelime kelime, sırayla. Eski sistem bir kitabı sayfa sayfa okumak gibiydi. Makalede ortaya atılan yeni sistem ise kitabın tüm sayfalarına aynı anda bakıp aralarındaki bağlantıları görüyordu. Bu makale, bugün kullandığımız yapay zekâ sistemlerinin temel taşını koydu. Aradan dokuz yıl geçti. 2026 itibarıyla ABD ve Çin merkezli şirketlerin yapay zekaya hükmettiği artık açık. Peki, bu alana yön veren devler, gerçekten dünyaya da hükmediyor mu? ## Modern anlamda askeri üstünlük neye bağlı? Çin’in yükselen rekabetine rağmen, ABD’nin küresel hegemon konumu büyük ölçüde tartışmasız görünüyor. En yakın rakibi Çin’den yaklaşık 10 trilyon dolar daha büyük bir ekonomik hacme sahip olması, doların küresel sistemdeki belirleyici rolü, kültürel ve akademik alanlardaki üstünlüğü bu tabloyu destekleyen başlıca unsurlar. Ancak tüm bunların ötesinde ABD’nin hegemon konumunu güçlendiren en önemli faktörlerin başında askeri üstünlüğü geliyor. Yaklaşık 900 milyar dolara yaklaşan savunma harcamalarıyla ABD ordusu bir ülke olsaydı tek başına dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri kabul edilirdi. Büyük ordusu, ağır sanayisi, geniş lojistik ağı ve mühimmat kapasitesiyle ABD, geçen yüzyılda dünyanın en caydırıcı askeri gücüydü. Bugün ise bir ülkeyi güçlü kılan şey savaş açması değil, savaşabilecek güçte olduğunu karşı tarafa hissettirmesi. Modern askeri kapasitenin ölçütlerini artık sensör teknolojileri, veri akışı, yazılım kalitesi ve modellerin performansı belirliyor. Cephelerde hâlen fiziksel yıkımlar gerçekleşse de yıkımın nerede, ne zaman ve hangi öncelik sırasıyla gerçekleşeceği giderek algoritmalara devrediliyor. ## Yapay zeka tek başına bir silah değil Pensilvanya Üniversitesi akademisyenlerinden Michael C. Horowitz, yıllar önce yapay zekanın tek başına bir silah sistemi olmadığını, elektriğe ya da içten yanmalı motorlara benzer şekilde etkinleştirici bir teknoloji olduğunu vurgulamıştı. Başka bir ifadeyle yapay zeka, etkisini tek bir platformda değil, istihbarattan lojistiğe, karar alma süreçlerinden operasyonel planlamaya kadar uzanan geniş bir askeri ve bürokratik düzlemde gösteriyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir sözlükten fazlası: Ormanda kaybolmak URL: https://www.fayn.press/bir-sozlukten-fazlasi-ormanda-kaybolmak/ Last updated: 2026-04-23T17:11:15.000Z Bir editör olarak bütün bir günüm kelimelerin arasında kaybolarak geçiyor desem abartmış olmam herhalde. Bir cümleyi defalarca silip yeniden yazmak, uygun kelimeyi ararken bir tur atıp masanın başına geri dönmek, eninde sonunda aynı anlam çıksa da en iyi nasıl ifade edilir sorusuna yanıt aramak… Anlamı birbirine yakın kelimelerin arasında, ancak dikkatli bakanın görebileceği sınırlar var sanki. Bir ormanda yürürken başınızı göğe kaldırdığınızda, hiçbir ağacın birbirine değmediğini fark etmek gibi. Orman ne kadar sık olsa da ağaçların taç yaprakları kendi hudutlarını çok iyi biliyor. Hepsi birbirinin aynıymış gibi gözükse de her bir ağaç bütünün içinde biricikliğini koruyor. Hemen hemen her gün içinde dolandığım bu orman huzurlu olduğu kadar korkutucu da. Heyecan verici olduğu kadar ürpertici de. Yanlış anlamda kullanılan bir kelime bütün ahengi bozabilir. Ne çok acele etmeli ne fazla usulca yürümeli bu ormanda. Karanlık erkenden kısabilir, yol iyice görünmez olabilir. Yine de bu ormanda tek başıma kaybolmadığımı bilmek bana güç veriyor. Nereden mi biliyorum? Son günlerde, mimar ve yazar Ertuğ Uçar’ın nisan ayında yeni baskısını yapan *Ormanda Kaybolmak* isimli kitabını okuyorum. Bu bir sözlük hayali. Alışık olduğumuz sözlüklerden farklı olarak kelimelerin anlamlarına değil imalarına yer veriyor. Onları cümle içinde kullanarak değil, görselleştirerek anlamamızı sağlıyor. Aynı anlamda sandığımız sözcüklerin farklarına dikkat çekiyor. _This post is for subscribers only._ ### Okul saldırılarının gölgesinde kalan “çocukların yas tutma hakkı” URL: https://www.fayn.press/okul-saldirilarinin-golgesinde-kalan-cocuklarin-yas-tutma-hakki/ Last updated: 2026-04-25T07:28:25.000Z Türkiye’de yaşanan okul [saldırıları](https://www.fayn.press/bu-cocuklara-ne-oluyor/), kamuoyunun gündeminde tanıdık bir refleksle tartışıldı; fail kimdir, ailesi nasıldır, güvenlik önlemleri neden yetersizdir, cezalar ne olacaktır, şiddetin kökeni nerededir? Bu sorular gerekli olmakla birlikte, eksiktir. Çünkü bu tartışma biçimi, gözümüzün önünde duran en kırılgan gerçeği arka plana iter; okula gitmeye devam eden, sınıfta oturan, arkadaşını kaybeden, saldırılara tanık olan çocukların yaşadığı kayıp ve yas... Toplum yas tutmayı bir ölçüde bilir; ama çocukların yasını görmeyi bilmez. Çünkü çocukların yasına bakmak, yalnızca bireysel bir acıyla değil, aynı zamanda bu acının ortaya çıktığı düzenle yüzleşmeyi gerektirir. Bütün bunları, Türkiye’de çocukluğun en çok yüceltildiği günlerden birinin eşiğinde düşünmek, bu nedenle daha da ağır. 23 Nisan’ı her yıl çocuklara armağan edilmiş bir gün olarak kutluyoruz. Onları kürsülere, makamlara çıkarıp ezberletilmiş büyümüş de küçülmüş cümleler söyletiyoruz, söz verip, alkışlıyoruz. Ancak aynı çocukların korkusunu, kaybını ve yasını duymuyoruz. Çocuğu yalnızca bayramlarda hatırlayan, ama yasını görmeyen bir toplum; çocukluğu koruyamaz. Onu simgeleştirir, yüceltir ve tam da bu yüzden yalnız bırakır. Bir çocuğun yasına bakmak, sadece acısını görmek değildir. O acının neden ve nasıl ortaya çıktığını kabul etmek ve sorumluluk almaktır. _This post is for subscribers only._ ### En ‘çok sesli’ Meclis: Birinci Meclis URL: https://www.fayn.press/en-cok-sesli-meclis-birinci-meclis/ Last updated: 2026-04-23T17:28:50.000Z Birinci Meclis, hepimizin gözünde farklıdır. Düşünün, I. Dünya Savaşı bitip Mondros Mütarekesi imzalanalı bir buçuk yıl geçmiş, payitaht İngilizlerin öncülüğünde işgal altında, İzmir’den işgale başlayan Yunan ordusu ilerliyor, güneyde Fransız işgali var. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkıp Milli Mücadele’yi örgütlemeye başlamış ama Anadolu’nun birçok yerinde iç isyanlar tüm şiddetiyle sürüyor. Böyle bir ortamda açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, Milli Mücadele’nin merkezinde yer aldı. Milli iradenin gerçekleşmesi açısından birçok önemli karar aldı. Mustafa Kemal Paşa, mücadelenin mutlaka millete dayanmasını istiyordu, o nedenle Meclis’e önem veriyordu. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin olmalıydı. Atatürk, Nutuk’ta da anlattığı ilk önergelerinden birinde şu ifadeyi kullanıyordu: > *“Meclis’te yoğunlaşan milli iradenin, doğrudan doğruya vatanın mukadderatına el koyduğunu kabul etmek temel ilkedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin üstünde bir güç yoktur.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/2-1.jpg) TBMM'nin açılışına Ankaralılar büyük ilgi gösterdi. Meclis, sadece bir savaş karargâhı değil, aynı zamanda Türkiye tarihinin en hararetli ve çok sesli müzakere zemini oldu. Henüz partilerin kurulmadığı bu dönemde, geniş bir yelpazeden gelen vekillerden kurulmuştu. "Halk egemenliği", "kişisel otorite" ve "meclis denetimi" gibi kavramlar üzerinden birçok tartışmaya sahne oldu. Mustafa Kemal Paşa’yı destekleyen Birinci Grup ile muhalefetteki İkinci Grup arasındaki tartışmalar, Türk demokrasi tarihinin çarpıcı örnekleriyle doludur. ## Ankara'da o gün Tarih 23 Nisan 1920\. Saat 13.45\. O ana kadar Ankara’ya gelebilen 115 milletvekili ile Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. En yaşlı üye olması sebebiyle açılış konuşmasını, 1845 doğumlu, Maarif Müdürlüğü’nden emekli Sinop Milletvekili Şerif Bey yaptı. Konuşmayı Mustafa Kemal Paşa hazırlamıştı: > *“İstanbul’un geçici kaydıyla yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleriyle halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek ulusumuzun, bize sunulan yabancı köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık (istiklal-i tam) ile yaşamak için kesin olarak kararlı bulunan ve ezelden beri özgür ve başına buyruk yaşamış olan ulusumuz, kölelik durumunu son derece sertlik ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayarak yüksek meclisinizi meydana getirmiştir.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/1-1.png) Birinci Meclis'in üyeleri, toplumun geniş bir kesimini temsil ediyordu. Meclis’in sayıları 20’yi geçmeyen zabıt katipleri, ilk andan itibaren bu tarihi dönemi not almaya başladı. Bunlardan biri de o yıllarda daha 17 yaşında bir lise öğrencisi olan, sonraki senelerde Türkiye’nin ünlü hukukçularından biri olacak, 27 Mayıs 1960 Darbesi’nden sonra da oluşturulan kurucu meclisin üyeleri arasında yer alacak Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’ydu. *İlk Meclis / Milli Mücadele’de Anadolu* adlı kitabında o günü şöyle anlatıyor: > *“Milletvekilleri Ankara Öğretmen Okulu'ndan ve Ankara Sultanisi'nden (lisesinden) getirilmiş öğrenci sıralarında oturuyorlar. Bunların kılıkları, giysileri, yaşları, düşünsel düzeyleri ve görgüleri başka başka ve çok değişik; beyaz sarıklı, ak sakallı, cüppeli, eli tespihli hocalarla pırıl pırıl üniformalı genç subaylar; yazma veya şal sarıklı aşiret beyleri, külahlı ağalar ve kavuklu çelebilerle Avrupa'daki yüksek öğrenimlerini bitirip yeni dönmüş, Batı kültürüyle yetişmiş, nokta bıyıklı, “Kuva-yı Milliye” kalpaklı gençler yan yana oturuyorlar.”* Velidedeoğlu’nun ilk günkü gözlemlerine yansıyan mebuslar arasındaki farklılık, ilk meclisin çeşitliliğini gösteriyor. Birinci Meclis ile ilgili en kapsamlı araştırmayı yapan isimlerden Prof. Dr. İhsan Güneş, *Birinci Meclis’in Düşünce Yapısı* adlı kitabında, milletvekillerinin yüzde 45,5’inin fesli, yüzde 22,2’sinin kalpaklı, yüzde 18,1’inin sarıklı, yüzde 1,2’sinin yöresel giysili, yüzde 12,5’inin de başının açık olduğunu yazıyor. Bu çeşitlilik, sadece dış görünüşten ibaret değildi, fikren de farklılıklar vardı. Daha da önemlisi bu fikirler, Meclis’te özgürce dile getiriliyordu. Bu farklılıkların birleştiği ortak hedefse, “istiklal-i tam” yani tam bağımsızlıktı. ## Meclis’in adı nasıl belirlendi? Aslında genç Meclis’in adıyla ilgili tartışmalar da bize Meclis’in yapısı açısından bir ipucu veriyor. Milletvekillerinin aralarındaki fikri ve siyasal farklar meclise verilecek ad konusunda da birbirinden ayrı görüş ve tekliflerin gelmesine neden oldu. _This post is for paying subscribers only._ ### Gülistan Doku’nun ablası peşlerini bırakmadı: Arkasına sığınılan güçlerin bazıları artık cezaevinde URL: https://www.fayn.press/gulistan-dokunun-ablasi-peslerini-birakmadi-arkasina-siginilan-gucler-artik-cezaevinde/ Last updated: 2026-04-24T05:03:18.000Z Gülistan Doku soruşturmasında altı yılın sonunda 11 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel, eski koruma polisi ve dönemin Tunceli Devlet Hastanesi başhekimi Çağdaş Özdemir de yer alıyor. Munzur Üniversitesi öğrencisiyken 5 Ocak 2020’den beri haber alınamayan Gülistan Doku’nun hikayesini [bir önceki yazımızda](https://www.fayn.press/alti-yil-sonra-yeniden-baslayan-sorusturma-gulistan-doku-nerede/) anlattık. Bu yazımıza da öncelikle, Şubat 2022’de ailenin avukatı Ali Çimen’in ofisine bırakılan nota rağmen yıllarca kimsenin kılını bile kıpırdatmadığını vurgulayarak başlayalım. *“Gülistan ile dönemin Tunceli valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel’in arasında ilişki olduğunu”* söyleyen o nottan tam dört yıl sonra operasyon haberi geldi. Ama bu operasyonu anlatmadan önce, yıllardır kardeşini arayan Abla Aygül Doku’ya değinmeden geçmemek gerekiyor. ## ABD’de firari Umut Altaş, abla Aygül Doku’yu neden aradı? Aygül Doku, bir dedektif gibi hatta bir savcı gibi Tunceli’de kapı kapı yıllarca kardeşini aradı. ABD’ye giden Umut Altaş ile temas kurdu. Aslında ilk teması Umut Altaş sağladı. Ablayı ABD’den aradı ancak konuşmadı. Ama anlatmak istedikleri olduğu anlaşılıyordu. Altaş’ın “bir şeyler” bildiğini anlayan Abla Doku, bu kez onun ailesinin peşine düştü. Tunceli’de kafe işleten baba Celal Altaş'ı da buldu. Görüşmeye gitti. Baba Altaş’ın Abla’yı ilk gördüğünde “başınız sağ olsun” demesiyle artık kardeşinin öldürüldüğünden emin oldu. Uzun süre avukatları Ali Çimen’le birlikte Umut Altaş’ın Türkiye’ye gelip “bildiklerini anlatması” için uğraştı. Ablanın görüşmelerinin ardından jandarma da Umut Altaş ile temasa geçti. Umut Altaş, “Başsavcıya anlatacakları olduğunu” söyledi. Başsavcı, jandarmaya giderek Türkiye saatiyle 04.00’te, +1(202)412…. numaradan Altaş’ı aradı. Bu konuşma kayda alınıp tutanak hazırlandı. İki saat süren görüşmede, gizli tanığın “Gülistan’ın valinin oğlu tarafından öldürüldüğüne” ilişkin anlatımları okundu Altaş’a. Altaş gizli tanığın anlattığı hususları inkar etmedi. Herhangi bir itirazda da bulunmadı. Gizli tanığın ifadelerini dinledikten sonra, başsavcıya “telefonda gizli tanık olup olamayacağını” sordu. Böyle bir uygulamanın olmadığı iletildi. Görüşme esnasında ara sıra olayları hatırlamak için “telefonuma bakayım” dedi. Savcılık, olay sırasında kullandığı telefonunun yanında olduğunu veya İcloud’dan kontrol edip fotoğraflara bakarak soruları cevapladığını değerlendirdi. Altaş’a, hiç tanımadığı halde Gülistan’ın ablasını olaydan sekiz ay sonra neden aradığı soruldu. Yanıt vermemesi üzerine, aramasının tesadüf olmayacağı belirtildi. Buna "evet çok haklısınız" diye cevap verdi ancak başka bir yorum yapmadı. Başsavcının sorularını dinleyen Altaş, “Biraz düşüneceğim, aklıma bir şey gelirse irtibata geçeceğim” diyerek telefonu kapattı. Abla Aygül Doku ve avukat Ali Çimen yine ABD’de olan Umut Altaş’ın büyük ağabeyi Sidar Altaş’a da ulaşıp görüntülü görüştüler. O görüşmede ağabey Sidar Altaş, kardeşine Gülistan’a ne olduğunu sorduğunu anlattı. *“Ne biliyorsam bildiğim kadarıyla yardımcı olmaya hazırım. Umut’un sorgusundan aldığım Türkay demiş ki ‘kız hamile kaldı ben de kafasına sıktım.’ Bu ‘kafasına sıktım’ lafı birkaç defa geçti.”* ## Başsavcı Ebru Cansu, dosyayı raftan indirdi Bu çarpıcı sözler dahil, Aygül Doku ve Ali Çimen kiminle görüştülerse kayda aldılar. “Tıkanan” soruşturmanın önünü açan tüm bu kayıtları, bilgileri başsavcılığa teslim ettiler. Yıllar içinde valisi, emniyeti, jandarması değişen Tunceli’nin başsavcısı da değişmişti. 2024’te Ebru Cansu Başsavcı oldu Tunceli’ye. İlk iş olarak Gülistan Doku dosyasını ele aldı. Dosyayı raftan indirdi, yeni ekip kurdu. Baştan aşağı tüm dosyayı inceledi, eksiklikleri tespit etti. Aile ve avukatıyla bildikleri hakkında görüşmeler yaptı. Soruşturmayı bizzat kendi yürüten Başsavcı, 2025 başında önemli bir adım attı. Bir gizli tanık ifadesi aldı. “Şubat” kod adı verilen gizli tanık, Gülistan’ın öldürüldüğünü söyledi. Gülistan Doku'nun Mustafa Türkay Sonel ve Umut Altaş tarafından darp edilerek tecavüze uğradığı iddia edildi. *“Valinin oğlu Mustafa Türkay Sonel uzi veya akrep tarzı bir silahla Gülistan'ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınındaki Rostan-Dinar bölgesinde kafasından vurarak öldürdü.”* Gizli tanık, Gülistan’ın Pertek ilçesi Koçpınar köyünde mezarlık bölgesine gömüldüğünü, sonradan da taşındığını öne sürdü. İfadenin ardından hemen harekete geçildi. 12 Ocak 2025’te bölgede arama başlatıldı. Gülistan bulunamadı ama gizli tanığın anlatımlarını doğrulayabilecek bulgulara ulaşıldı. _This post is for paying subscribers only._ ### Mansur Yavaş’a yaklaşan cisim URL: https://www.fayn.press/mansur-yavasa-yaklasan-cisim/ Last updated: 2026-04-25T07:46:03.000Z Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, CHP’nin potansiyel cumhurbaşkanı adaylarından biri. Hatta, en birincisi. Özellikle de CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu tutuklu olduğu ve diploması iptal edildiği için. [Mansur Yavaş: CHP logosu altında kendi partisi olan siyasetçiMansur Yavaş “az laf çok iş” sloganından “hem laf hem iş” pratiğine geçiyor. Cumhurbaşkanı adaylığı konusundaki iddiasız yaklaşımını da kenara bırakıyor. Yakasındaki CHP logosuna rağmen tek başına bir parti gücüne ulaşmasının ardında ne yatıyor? Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Yavaş’ın portresi.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2024/11/mansur-yavas_fayn-portre-2.webp)](https://www.fayn.press/mansur-yavas-portre/) CHP’li belediyelerin soruşturmalar, davalar ve operasyonlarla kuşatıldığı süreçte Yavaş’ın kısmetine de şimdiye kadar hep soruşturma izinleri düştü. Bu soruşturma izinlerinin nereye varacağından daha önemli olan, arka planda yürüyen ‘Ankara tartışması’nın nereye çıkacağı. Fayn Ankara muhabiri açıklıyor. ## Konser soruşturması Mansur Yavaş ve ABB hakkında çıkan soruşturma izinlerinden en bilineni, Cumhuriyet’in 101\. yılında düzenlenen etkinliklerde Ebru Gündeş’e 69 milyon TL ödendiğine dair iddiaların yer aldığı [konser soruşturması.](https://www.fayn.press/sira-ankara-buyuksehir-belediyesine-mi-geldi/) Soruşturma davaya dönüştü. Bazı belediye çalışanlarının da aralarında olduğu 14 kişinin yargılaması devam ediyor. Ama örneğin son duruşmada tutuklu olanlardan bazıları salıverildi. Yavaş ise konser soruşturmasında İçişleri Bakanlığı tarafından hakkında soruşturma izni verilmesine itiraz etmiş ve şöyle demişti: > “*Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma yürütmesi için İçişleri Bakanlığı’ndan izin almasına gerek yoktur. Çağırırlarsa, gönüllü olarak ifadeye vermeye hazırız. Çünkü bizim gizleyecek, çekinecek, saklayacak hiçbir şeyimiz yoktur.”* ## Özarslan AKP’ye geçebilecek mi? Yavaş’ın canını konser meselesinden daha çok sıkan ise evvela bürokratı olan, sonra ısrarı ve kefaletiyle Keçiören Belediye Başkanı seçilen [Mesut Özarslan’ın](https://www.fayn.press/kecioren-belediyesi-artik-chpli-degil-ne-zaman-olmustu-ki/) CHP’den olaylı ayrılışıydı. Özarslan’ın AK Parti’ye geçmek için olay çıkardığı konuşuldu ama bu henüz gerçekleşmiş değil. Transfer söylentisi hâlâ dolaşımda. Bazı AKP’lilerin transferi için çalıştığı, bazılarının ise buna mesafeli olduğu konuşuluyor. Bazılarına göre ise Özarslan’ın partiye dahil edilmesi demek, onun üzerinden Yavaş’a uzanabilecek yolların kapatılması demek ve buna ne gerek var diye düşünülüyor. Özarslan’ın dışarda kalması, içerde olmasından yeğ. ## Varsayımsal bazı çıkarımlar Yavaş’a ilişkin 14 Nisan 2026 günü İçişleri Bakanlığı’nca bir soruşturma izni daha verildi. Bakanlık, 2023 yılında Karabük’te düzenlenen bir seçim mitinginde ABB’ye ait bazı araçların kullanıldığı iddiasıyla verdi bu izni. Soruşturma yazısında, Karabük'teki cumhurbaşkanlığı seçim mitingine ABB'ye ait altı minibüsün gittiği öne sürüldü. Bakanlık, konuyla ilgili ilk soruşturma iznini belediye bürokratı eski Fen İşleri Daire Başkanı Aziz Murat Seyrek hakkında vermişti. Anlaşıldığı kadarıyla durulmuş düşünülmüş, araçların belediye başkanından habersiz kullanılamayacağına karar verilmiş. Çünkü Bakan Çiftçi imzalı soruşturma izni yazısında, Yavaş'ın araçların Karabük’e gönderilmesiyle ilgili "bir talimatının" bulunmadığı tespiti yer alıyor. Buna karşın, araçların Karabük'e gidişinin Yavaş'ın bilgisi olmadan gerçekleşemeyeceği savunuluyor. ## Dokunulsun isteniyorsa… 29 Mart 2026’da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, iktidara yakın basın meslek örgütü olarak bilinen Türkiye Basın Federasyonu’nun konuğu oldu. Çiftçi’ye sorulan sorulardan [biri şöyleydi:](https://www.sozcu.com.tr/bakana-su-soru-soruldu-mansur-yavas-a-nicin-dokunulmuyor-p305668?ref=fayn.press) Mansur Yavaş’a niçin dokunulmuyor? _This post is for paying subscribers only._ ### Ne İran ne ABD: Toplumun tercihi hayatta kalmak URL: https://www.fayn.press/ne-iran-ne-abd-toplumun-tercihi-hayatta-kalmak/ Last updated: 2026-04-23T08:15:05.000Z 🗯️ Bu analiz denemesi serisinde KONDA'nın Kontent servisini kullanarak, aklımızdaki soru ve sorunları, güncel ve tarihsel verilerle sınamaya çalışıyoruz. Ben kendi sorularıma kendim de yanıtlar bulmak istiyorum diyenler, [Konda Kontent’e](https://kontent.konda.com.tr/?l=tr&ref=fayn.press) kayıt olabilir, ücretsiz olarak birçok içeriğe erişebilir. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarla başlattığı ve geleceği belirsiz bir ateşkesle devam eden süreçte, toplumun baskın duygusu tarafsız kalınması gerektiği. Toplumda her ne kadar ABD’ye yönelik aşırı güvensizlik, özellikle Gazze’de yaptıklarından sonra İsrail hükümetine karşı çok yoğun olumsuz düşünceler olsa da yine de İran’ın yanında tutum takınılması gerektiğini düşünenler az. İran söz konusu olduğunda bir kesim için kendi vatandaşına hiç de iyi davranmayan dini otoriter bir rejim algısı var. Bir kesim için de İran özellikle Suriye iç savaşı sırasında rejimden yana aldığı tutum nedeniyle eleştiriyi hak ediyor. Fakat bu ideolojik tutumlara, akaryakıt fiyatlarına her gün gelen zamlar, savaşın sert bir şekilde hissedilen ekonomik yükü ve acaba İran’dan da yeni bir mülteci dalgası gelir mi gibi kaygılar da ekleniyor. Bu devasa karmaşa karşısında toplumun refleksi, slogan atmak ya da hamasi söylemlerle savrulmak yerine, bir hayatta kalma refleksi olarak “tarafsızlığa sığınmak” oluyor. ## İdeolojik romantizmin Sonu: Tarafsızlık ezici çoğunlukta Uluslararası ilişkiler literatürüne göre Türkiye bir bölgesel güç olarak kabul edilebilir. Toplum da bunu böyle görüyor ancak bunun doğal sonucu olarak tavır takınıp taraf tutma refleksi görülmüyor. Tam tersine bir tutum giderek ağırlık kazanıyor. Öyle ki bundan sekiz ay önce toplumun yarısına yakını Türkiye’nin İran’ın yanında durması gerektiğini düşünüyordu. Peki, kamuoyunda bu sekiz ayda ne değişti? ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/ne-iran-ne-abd-tablo1_fayn.webp) KONDA Mart’26 Barometresi’nin konuyla ilgili verileri toplumun zihninde çok temel bir kırılma yaşandığını kanıtlıyor. Temmuz ayında toplumun önemli bir kesimi “İran’ın yanında durmalıyız” diyerek ideolojik bir pozisyon alırken, bugün bu seslerin yerini derin bir “denge politikası” arayışı almış durumda. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir göz yumma teorisi URL: https://www.fayn.press/bir-goz-yumma-teorisi/ Last updated: 2026-04-23T17:29:05.000Z Urfa’da bir okul. Maraş’ta başka bir okul. Herkes konuşuyor. Herkesin bir teorisi var. Diziler suçlu. Aileler yetersiz. Bilgisayar oyunları tehlikeli. Sosyal medya zehir. Sorun şu: Hepsi doğru olabilir. Ama hiçbiri de. Çılgınlar gibi bir neden arıyoruz. Bir an önce bulalım da rahatlayalım, konu değişsin. Kahrolsun içimizdeki “büyük resmi görelim” sevgisine. Toplumsal davranışlar tek bir yerden, bir anda bozulmaz. Çürüme dediğimiz şey de bir anda başlamaz. Sessiz ilerler. Göz alışır. Kulak alışır. Oysa ortada yeni bir şey yok. Trafikte birine yol vermedi diye arabadan inip saldıran adam, her gün öldürülen en az iki kadın daha, arkadaşını döven çocuk, sosyal medyada hiç tanımadığı insanlara ağız dolusu hareketler sıralayabilen öfkeli terbiyesiz arsız yüzbinlerce kişi… Hepsi aynı hikayenin parçaları. Türkiye’nin yeni nesil davranış repertuarı… ## Sessiz sessiz gelen büyük felaket Yanlış olan şey, tekrarlandıkça normalleşir. Bu çocuklar da yeni bir şey icat etmedi. “Normatif kayma” bu. Kulağa teknik geliyor ama basit: Bir toplumda yanlış olan şey, tekrarlandıkça yanlış olmaktan çıkar. NASA’nın ilk Afrikalı-Amerikalı kadın yöneticilerinden Vaughan bunu bir roket patlamasını incelerken anlatmış. Küçük ihmaller görmezden gelinir, sonra biraz daha büyüğü tolere edilir, sonra bir gün sistem patlar. Kimse o ana kadar olanları da felaketin başlangıcı olarak görmez. Çünkü herkes zamanla her şeye alışmıştır. Toplumlar da böyle çalışır. Birine bağırmak normalleşir. Birine vurmak anlık sinir olur. Silah taşımak kendini koruma hakkına dönüşür. Şiddetin artık olağan olduğu bir hayata hoş geldiniz, beklerken ne alırsınız? _This post is for subscribers only._ ### Savaş ve yeni açlık dalgası: 45 milyon kişi daha aç kalabilir URL: https://www.fayn.press/savas-ve-yeni-aclik-dalgasi-45-milyon-kisi-daha-ac-kalabilir/ Last updated: 2026-04-21T10:47:27.000Z ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaş ateşkesle şimdilik dursa da belirsizlik sürüyor. Üstelik Hürmüz Boğazı’ndan geçişler bir açık bir kapalı. 8 Nisan’da 15 gün için ilan edilen ateşkes kalıcı hale gelse bile, 28 Şubat’ta başlayan savaşın faturası tam olarak ödenmemiş ek maliyetleri de duruyor: Petrol fiyatları, gübre, nakliye, gıda… Bunların hepsi birbirine bağlı ve hepsinin yönü yukarı. IMF'nin baş ekonomistleri Nisan ayının başında [yayımladıkları değerlendirmede](https://www.imf.org/en/blogs/articles/2026/03/30/how-the-war-in-the-middle-east-is-affecting-energy-trade-and-finance?ref=fayn.press) *"Savaş küresel ekonomiyi farklı yönlerden etkilese de bu yolların tamamı yükselen fiyatlara ve yavaşlayan büyümeye çıkıyor."* dedi. Bu yolların en zorlusu da gıda erişimine çıkıyor. ## Tahıl değil, gübre Ukrayna savaşı dünyanın ekmek sepetini vurmuştu: tahıl. Bu savaş ise farklı bir yerden vuruyor: gübre. Dünyanın gübre ticaretinin yaklaşık üçte biri, Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Bunun yanı sıra gübre üretiminde kullanılan doğalgazın yüzde 20'si de bu boğazdan taşınıyor. Küresel sülfür ticaretinin ise yüzde 45'i Ortadoğu'dan sağlanıyor. Milyonlarca ton amonyak, azot ve sülfür, Hürmüz Boğazı’ndan geçemeyen tankerlerde mahsur kaldı. _This post is for subscribers only._ ### Bu çocuklar gökten düşmedi URL: https://www.fayn.press/bu-cocuklar-gokten-dusmedi/ Last updated: 2026-04-18T13:33:56.000Z Merhaba Türkiye’de uzun zamandır çocukları yutan bir karanlık hüküm sürüyor. Bu hafta bu karanlığın en korkunç yüzlerinden biriyle karşılaştık. 24 saat içinde iki okul saldırısı haberiyle sarsıldık. *Fayn* yaşananları anlamaya ve bir bağlama oturtmaya çalıştı. Öncelikle olan biteni derledik. [Kahramanmaraş’ta 14 yaşındaki çocuk okulda 5 silahla katliam yaptıSiverek’teki okul baskınının sebebi henüz tartışılırken bu kez Kahramanmaraş’tan yeni bir saldırı haberi geldi. Bu kez fail 14 yaşında ve 8\. sınıf öğrencisi. 8’i öğrenci 9 kişi hayatını kaybetti, 6’sı ağır 13 kişi yaralandı.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/kahramanmaras-okul-saldirisi_fayn-4.webp)](https://www.fayn.press/bu-cocuklara-ne-oluyor/) Çocuklarımıza ne oluyor? Bu yola çıkan taşlar nasıl döşendi? Kim döşedi? Psikiyatrist Prof. Dr. Bengi Semerci’ye sorduk. [Prof. Dr. Bengi Semerci: “Taşlar tek tek döşendi”Psikiyatrist Prof. Dr. Bengi Semerci’ye göre okul saldırıları beklenmedik değil; çünkü nedenlere bakmak, gerçek çözümler üretmek yıllardır erteleniyor. Asıl soru şu: Bir çocuk bu noktaya nasıl getirilir? Ve daha yakıcı olanı: Umudu çalınan çocuklara ne verdik ki, başka bir yol seçmediler?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynSemin Gümüşel Güner![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/bengi-semerci-fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/prof-dr-bengi-semerci-taslar-tek-tek-dosendi/) Şiddet artık istisna değil. Cezasızlıkla, eşitsizlikle, kutuplaşmayla beslenen bir iklimde büyüyor ve gündeliğin parçası haline geliyor. Bir yerde görmezden gelindiğinde başka bir yerde patlıyor ve artık sınıflara kadar ulaşıyor. Zehra Çelenk yazdı. [Bu çocuklar gökten düşmedi: Şiddet üreten örgütlü yalnızlıkBugünün şiddeti yalnızca bireysel bir kırılma değil; dijital dünyada dil bulan, yön kazanan, meşruiyet üreten ve birbirini çoğaltan bir yapı. Bu çocuklar yalnız değil. Aynı hikâyenin, aynı öfkenin, aynı düşmanlık dilinin içinde yan yana geliyorlar.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynZehra Çelenk![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/Ayser-Cal--k-Ortaokulu.webp)](https://www.fayn.press/bu-cocuklar-gokten-dusmedi-siddet-ureten-orgutlu-yalnizlik/) ## Türkiye’nin çocukları bize bir şey söylüyordu, biz duymadık Şiddet çocukların hayatına çok erken dönemde giriyor. FutureBright Group’un araştırmasına göre her dört çocuktan üçü ya doğrudan akran zorbalığına maruz kalıyor ya da buna tanıklık ederek büyüyor. Mağdurların yarısı zaman içinde zorba davranışları yeniden üreten bir pozisyona geçebiliyor. [Türkiye’nin çocukları bize bir şey söylüyordu, biz duymadıkİki gün içinde yaşanan iki okul saldırısı, güvenlik meselesinin ötesinde, çocukların uzun süredir taşıdığı görünmez şiddeti görünür kıldı. “Çocuklara ne oluyor” diye soruyoruz. Belki de asıl sorulması gereken şu: Biz çocukları neyin içinde büyütüyoruz?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/akran_zorbaligi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/turkiyenin-cocuklari-bize-bir-sey-soyluyordu-biz-duymadik/) ## Orban düşerken… Geçen hafta “Otoriter bir iktidar seçimle gider mi?” diye sormuştuk. Cevap geldi: Gidermiş. Macaristan’da 16 yıllık Orban iktidarı sandıkta devrildi. Peki nasıl devrildi? [Kaybeden sadece Orban mı?Macaristan’daki otokratik yönetimi desteklemek çabası Rusya ve ABD’yi bir araya getirdi. İki süper güç de Avrupa Birliği’nin zayıflamasını istiyordu. Macaristan seçimlerinde sadece Orban ve Magyar değil, bir tarafta Rusya-ABD, diğer tarafta AB vardı. Meydan savaşı çok sert geçti.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynTarik Demirkan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/peter-magyar-kazandi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/kaybeden-sadece-orban-mi/) ## Arkasında nasıl bir Macaristan bıraktı? Hiç şüphesiz Orban ve dönemi uzun yıllar boyunca ibretle hatırlanacak. Gençlerin umutlarının ellerinden alınışı, Orban’ın kurmaya çalıştığı rejimden kaçanların ülkeyi terk etmesi, yolsuzluk dağları, hukuksuzluğun normal hale gelmesi… Tarih Orban’ı nasıl hatırlayacak diye düşünmeden olmazdı. [Budapeşte’de en uzun yirmi dört saat: Otoriter bir rejimin çöküşüMacaristan tarihine yolsuzlukla, baskıyla, gençlerin umutlarını elinden almasıyla, yandaş kayırmayla geçen bir iktidar sandıkta devrildi. Rekor katılımla sandıklara koşan halk neşeyi yeniden hatırladı. Orban’ın 16 yıllık iktidarından geriye, hangi ibret hikayeleri kaldı?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynTarik Demirkan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/04/macaristan-secimleri_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/budapestede-en-uzun-yirmi-dort-saat-otoriter-bir-rejimin-cokusu/) _This post is for subscribers only._ ### Bu çocuklar gökten düşmedi: Şiddet üreten örgütlü yalnızlık URL: https://www.fayn.press/bu-cocuklar-gokten-dusmedi-siddet-ureten-orgutlu-yalnizlik/ Last updated: 2026-04-20T04:30:22.000Z İki gün. İki okul. İki çocuk. Biri eski öğrencisi olduğu okulu pompalı tüfekle basıyor, çok sayıda kişiyi yaralıyor. Ardından intihar ediyor. Diğeri sınıfa girip arkadaşlarını ve öğretmenini öldürüyor. Henüz 14 yaşında. Profilinde bir başka katilin resmi var. Geride dijital izler, mesajlar, bir tür ön hikâye… Bu tür saldırılar uzun süre “bizden ırak” diye düşünüldü. Bir tür uzak felaket, başka toplumların sorunu. Oysa artık açık olan şu: Bu çocuklar gökten düşmedi. Bir çocuğun tetiği çektiği o anı zihinde canlandırmak neredeyse imkânsız. İnsanın aklı orada bir takılıp kalıyor. Nasıl? Neden? Bir çocuk o noktaya nasıl gelir? Asıl yanılgı da burada başlıyor. Çünkü bu tür şiddet, o ana ait değil. ## Münferit değil, ithal hiç değil Erkeklerin kadınları öldürmesini “cinnet” diye geçiştiremiyoruz; bu olayları da geçiştiremeyiz. _This post is for subscribers only._ ### Türkiye’nin çocukları bize bir şey söylüyordu, biz duymadık URL: https://www.fayn.press/turkiyenin-cocuklari-bize-bir-sey-soyluyordu-biz-duymadik/ Last updated: 2026-04-19T07:03:18.000Z Türkiye iki gün boyunca iki okul saldırısının dehşetiyle sarsıldı. Mesele silahların, güvenlik açıklarının ve tekil saldırganların çok ötesinde. Bu hikâye, çocukların uzun süredir okulda, koridorda, sınıfta, telefon ekranında taşıdığı görünmez yükü işaret ediyor. Bizi sarsan, şiddetin ortaya çıkması. Asıl çarpıcı olan ise, çocukların yaşadığı şiddetin bu kadar uzun süre görünmez kalabilmiş olması. Bugün sorduğumuz soru eksik. “Çocuklara ne oluyor?” diye soruyoruz. Belki de asıl sorulması gereken şu: Biz çocukları neyin içinde büyütüyoruz? ## Tetik dün çekildi ama ihmal çok daha önce başladı Bu sorunun cevabı, son iki günde ortaya çıkan tablo kadar, çok daha önce oluşmuş gündelik iklimde de saklı. Çünkü çocukların büyüdüğü dünyada şiddet, her zaman en uç haliyle ortaya çıkmıyor. Daha erken, daha düşük yoğunluklu biçimlerde hayatın içine karışıyor. Alayla, dışlamayla, küçük düşürülmeyle… Bazen okul sınıflarında kalıyor, bazen koridordan dijital alana taşınıyor. Bu iklim son iki günün ürünü değil. FutureBright Group’un Ocak 2025 tarihli Türkiye’de Akran Zorbalığı Araştırması, bu tabloyu bir yıldan fazla süre önce net biçimde ortaya koymuştu. _This post is for subscribers only._ ### İBB Davası’nda altıncı hafta: Neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-altinci-hafta-neler-yasandi/ Last updated: 2026-04-20T04:30:28.000Z İBB Davası’nda altıncı hafta da geride kaldı. 92’si tutuklu 414 ismin yer aldığı dava başlar başlamaz ilk sözü hemen her hafta başında olduğu gibi Ekrem İmamoğlu aldı. [Geçen hafta ](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-besinci-hafta-neler-yasandi/)duruşma savcısının “haddini bildiririz” demesini hatırlattı. İmamoğlu’nun kampanya direktörü Necati Özkan, hakkındaki rüşvet ve casusluk iddialarına yönelik; reklamcı Esma Bayrak da İstanbul Senin uygulamasında kişisel bilgilerin korunamadığına yönelik iddialara karşı savunmalarını yaptı. Özkan ve Bayrak’ın ardından KİPTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kurt ve İmamoğlu’nun koruması eski polis Mustafa Akın söz aldı. Akın, savunmasında sinyal kesici jammer meselesine değindi ve güvenlik gerekçesiyle taşıdıklarını söyledi. *Fayn*, altıncı haftada yaşananları derledi. ### 13 Nisan Pazartesi ## Ekrem İmamoğlu: “Tehdit cümlesinin sahibi kimdir?” Dava başlar başlamaz söz alan Ekrem İmamoğlu, öncelikle bir yılı aşkın süredir yürütülen operasyon ve tutuklamalara tepki gösterdi: *“Hepimizin içini yaralıyor. Artık ne olduğu belli olmayan bir işkenceye dönüşür hale ulaştı diyebilirim. Belirsizlik bu konuda niçin tercih ediliyor, o da tarif edilir bir durum değil. Bakınız; 11 ayı geçen tutuklulukla hâlâ hiçbir şey belli olmayan arkadaşlar var. Yani bunlar anne, bunlar baba, bunlar emekçi. Hatta yani gencecik insanlar var aralarında.”* _This post is for subscribers only._ ### Fındık da zeytin de madene mi feda olsun? URL: https://www.fayn.press/karadeniz-findik-da-zeytin-de-madene-mi-feda-olsun/ Last updated: 2026-04-21T09:11:08.000Z Türkiye’nin onlarca yıldır korunmuş doğal zenginlikleri, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) eliyle maden şirketlerine satılmaya davam ediyor. MAPEG, son maden yasasıyla neredeyse sınırsız yetkilere kavuşmuş bir kurum. Kurumun 317 No’lu ihalesiyle 67 ilde 485 adet maden ruhsat sahası daha [satıldı.](https://www.mapeg.gov.tr/Sayfa/Duyuru/6342%20317-Grup-Ihale-Sonuclari?ref=fayn.press) Son satılan ruhsat sahalarının toplamı, 318 bin 604 hektar. Yani Yalova büyüklüğünde ya da İstanbul’un beşte biri kadar bir alan. İhalenin 9 Nisan’daki bölümünde, maden şirketlerine 40 bin hektara yakın bir alan satan MAPEG, bir günde toprak satma rekorunu da kırmış oldu. Ayrıca, bir ayda maden şirketlerine satılan toprak, son üç yılın satış toplamından bile fazla. Türkiye’nin dört bir yanında, bu maden talanına karşı “topraklarımız satılık değil” isyanı yükseliyor. Fındık şehirleri Ordu ve Giresun’da direniş büyüyor. Çünkü sadece Türkiye’nin değil, belki de dünyanın en kaliteli fındıklarının yetiştirildiği, zengin su kaynaklarıyla, ormanlarıyla muhteşem bir doğaya sahip bu iki şehrin de her bir yanı, maden şirketleri tarafından sarılmış durumda. Türkiye, 2025 yılında 238 bin 704 ton fındık ihracatı yaptı; 2 milyar 255 milyon 360 bin dolar gelir elde etti. İşte bu ihracatı sırtlanmış iki fındık şehri, Giresun ve Ordu’daki fındık tarımı da maden şirketlerine feda mı ediliyor? İki şehrin muhteşem doğasını yok etmek ve fındığı bitirmek için sıraya giren şirketler kimler? Giresun ve Ordu’da neler oluyor? ## Hukuksuz sondaja jandarma koruması Giresun’un Tirebolu İlçesi’ne bağlı Sekü Köyü’nün sakinleri, AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’ün sahibi olduğu [Alagöz Madencilik](https://www.alagozmaden.com/?ref=fayn.press) tarafından yapılan sondaja karşı günlerdir mücadele veriyor. _This post is for subscribers only._ ### Marie-Louise Eta futbolda cam tavanı kırdı URL: https://www.fayn.press/marie-louise-eta-futbolda-cam-tavani-kirdi/ Last updated: 2026-04-20T08:07:27.000Z Union Berlin, 12 Nisan 2026 gecesi, erkek takımının başına sezon sonuna kadar Marie-Louise Eta’yı getirdiğini duyurdu. Kulübün resmî sitesi ve sosyal medya hesaplarından yapılan paylaşımların ardından tüm futbol dünyası bu haberle çalkalandı. Tebrikler, eleştiriler, sevinçler ve önyargılar havada uçuştu. İyiler konuştu, kötüler konuştu. Herhangi bir erkek teknik direktörle imzalar atıldığında söylenmeyecek kadar söz söylendi. Eta, daha önce kulağına gelmeyen şeyler işitmiyordu. Sadece profesyonel olduğu işi yapabilmek için nelere göğüs germesi gerektiğini zaten en iyi o biliyordu. Her şeyin ötesinde, bu tarihi adımın arkasında ilmek ilmek işlenmiş bir emek vardı çünkü. ## Marie-Louise Eta kimdir? Eta, Berlin Duvarı’nın yıkılıp iki Almanya’nın birleştiği yılın hemen ertesinde, 1991’de eskiden doğu tarafında yer alan Dresden’de doğdu. Önce futbolculuk kariyerine başladı. En büyük çıkışını genç yaşta Turbine Potsdam takımıyla yaptı. 2011'den bu yana kazandığı sekiz Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuyla Avrupa’da kadın futbolunun en başarılı ekibi Lyon'u 2010'daki finalde mağlup eden Potsdam takımının kadrosundaydı. Kıtanın en prestijli madalyasını boynuna taktıktan sonra çeşitli takımları dolaştı. En uzun soluklu birlikteliği Werder Bremen ile oldu. Kaptanlık yaptığı Bremen'de çok sevildi. Orta sahanın merkezinde daha çok defansif bir rolü vardı. Liderliğiyle ön plandaydı. Fakat kariyeri boyunca yaşadığı sakatlıklar onu futbolun başka bir alanına yönlendirdi. Henüz 26 yaşındayken meşin yuvarlağın peşinden koşmayı bırakıp saha kenarına geçmek durumunda kaldı. Formasını kalıcı olarak askıya asmadan önce hazırlıklarını yapmıştı ama. Antrenörlük kurslarına erkenden başlayan Eta, futbolu bıraktığı gibi Werder’in altyapısında tam zamanlı çalışarak işe koyuldu. UEFA A lisansı ile kulüpte önce U15 kız takımını çalıştırdı. Ardından U14 ve U15 erkek takımlarında görev aldı. Peşinden Almanya Milli Takımı alt yaş gruplarında çalıştı. UEFA bursuyla Pro Lisans eğitimine katıldı. Nisan 2023’te mezun olan 16 kişinin içindeki tek kadındı. Bununla birlikte artık futbolun en üst basamağında görev alabilecek yetkinlikte bir antrenör olmuştu. _This post is for paying subscribers only._ ### Prof. Dr. Bengi Semerci: “Taşlar tek tek döşendi” URL: https://www.fayn.press/prof-dr-bengi-semerci-taslar-tek-tek-dosendi/ Last updated: 2026-04-21T12:57:18.000Z Türkiye’de 24 saat içinde iki okul saldırısı [yaşandı](https://www.fayn.press/bu-cocuklara-ne-oluyor/). Önce Şanlıurfa’da bir lisenin 19 yaşındaki eski öğrencisi pompalı tüfekle 16 kişiyi yaraladı, sonra da intihar etti. Ardından Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda 14 yaşındaki bir öğrenci silahlı saldırı düzenledi. Kahramanmaraş Valisi’nin verdiği bilgilere göre saldırgan, okula 5 silah ve 7 şarjörle geldi, silahları sırt çantasında okula soktu, sonra da iki sınıfa girip hedef gözetmeksizin ateş açtı. Dokuz kişi hayatını kaybetti, altısı ağır 13 kişi de yaralı. Hayatını kaybedenlerden biri öğretmen, diğerleri öğrenci. Türkiye şokta. Herkes olanları anlamlandırmaya çalışıyor. Ama bu alanda çalışan bazı kişiler için saldırılar maalesef beklenmedik değil. Çocuk ve ergen psikiyatristi Prof. Dr. Bengi Semerci yıllardır çocuklarla, ergenlerle, suça sürüklenen çocuklarla çalışıyor, 30 yıldır çocuk adalet sisteminin içinde. Biz de bu noktaya nasıl geldiğimizi, bundan sonra neler yapılabileceğini Prof. Dr. Semerci’ye sorduk. **Önce Şanlıurfa, ardından Kahramanmaraş’taki okul saldırıları… Sizin için şaşırtıcı mıydı?** Bir çocuk ve genç psikiyatristi olarak sadece suça sürüklenen çocuklarla değil uzun yıllar sokakta yaşayan, çalıştırılan çocuklarla, yetiştirme yurdunda yaşayan çocuklarla ve bireysel sorunları olan çocuklar ve ailelerle çalışıyorum. Tüm bunlardan gelen verilerin yanı sıra değişen sosyal, ekonomik ve politik koşullar, dünyada ve özellikle ülkede gittikçe artan şiddet, şiddete yaklaşım, eğitim sisteminde olanlar, aile - çocuk ilişkilerinde gördüğüm değişimler, toplumun değişen değer yargılarının tüm bunlara etkilerini bir arada düşündüğümde maalesef hiç de beklenmedik gibi gelmedi. Aslında uzmanlar bu konularda sık sık uyardılar. Örneğin ben Amerika’da olan okul saldırılarını konuşurken “Bizde olmaz” dememek gerektiğini, gerekli önlemler alınmazsa yakında benzer şeylerin olabileceğini söylediğimi hatırlıyorum. _This post is for subscribers only._ ### Yeni Susurluk: Ayhan Bora Kaplan davasının iç yüzü URL: https://www.fayn.press/yeni-susurluk-ayhan-bora-kaplan-davasinin-ic-yuzu/ Last updated: 2026-04-22T08:53:23.000Z Mafya, başsavcı, polis müdürü, siyasetçi, avukat, gazeteci, gizli tanık… Hepsinin adını yan yana getiren hatta polis müdürleriyle mafyayı yan yana sanık sandalyesine oturtan son dönemin en çarpıcı suç örgütü davası… Ayhan Bora Kaplan suç örgütü davası, mafyanın devlete ve siyasete nasıl nüfuz ettiğini gösteren en önemli yargılamalardan. [Susurluk’ta trafik kazasıyla ](https://www.fayn.press/etiket/susurluk/)ortaya çıkan devlet-mafya ilişkisiyle hesaplaşamayan Türkiye için aslında bu dava ikinci bir fırsat denilebilir. Üstelik kazayla da ortaya çıkarılmadı. Operasyona yıllarca direnen yargı ve güvenlik bürokrasisinin iç çekişmesiyle ortaya çıktı. Bu yazımız biraz uzun olacak. Çünkü Ankara Sincan’da görülen bu davayı sağlıklı ve objektif anlatabilmek için önce Ayhan Bora Kaplan’ın kim olduğunu, nasıl korunup kollandığını, operasyon sürecini, örgütü tutuklatan polis müdürlerinin tutuklanmasını, darbe tartışmalarını, siyasetçi ve gazetecilerle bağlantılarını irdelememiz gerekecek. İlk sorudan başlayalım. Türkiye gündemini yıllardır meşgul eden Ayhan Bora Kaplan kim? ## Kaplan’ı meşhur eden “o el” Ayhan Bora Kaplan, suç geçmişine torbacılıkla başladı. Ankara’nın ara sokaklarında uyuşturucu satıyordu. Uyuşturucunun yanı sıra gasp ve hırsızlıktan sabıkalıydı. Ankara Çinçin’in torbacısı, kısa sürede gece ve uyuşturucu dünyasının baronu haline geldi. Türkiye, Ayhan Bora Kaplan'ı 15 Temmuz'da TRT'nin önünde ortaya çıkan eli silahlı fotoğrafıyla tanıdı. Baronluğa uzanan yolu açan “o el” bu fotoğrafın arkasındaki güçtü. Aslında Bora Kaplan ve çetesi TRT önünde yalnız değildi. Ankaralı suç yapıları Levent Çiçek ve İsmail Altınok da adamlarıyla gelmişti. Polisle yan yana uzun namlulu silahlarla nöbet tuttukları fotoğrafları sosyal medyada paylaşan bu üçlüden ikisine darbe girişiminden sonra operasyon yapıldı. Çiçek ve Altınok çeteleri çökertildi. Geriye Ayhan Bora Kaplan kaldı. Ona dokunulmadı, rakip çeteler çökertilerek önü tamamen açıldı. Gülen örgütünün darbe girişimi savuşturulduktan sonra "Sokaklardaki eli silahlı onlarca sivil kim?" tartışmaları başladı. Ayhan Bora Kaplan’ın eli silahlı fotoğrafları çok tartışıldı. *Fayn*’ın edindiği bilgilere göre hem polis hem MİT, Ayhan Bora Kaplan’ın neden TRT binasına geldiğini araştırdı. Yanıt telefon kayıtlarındaydı. Kaplan, darbe gecesi onlarca görüşme yapmıştı. Bunlardan biri dikkat çekti. Kaplan, Eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kuzeni Sadık Soylu ile görüştükten sonra TRT'ye gitmişti. Sadık Soylu da dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olan kuzeni Süleyman Soylu ile birlikte TRT’nin önündeydi. İstihbarat ve emniyet kayıtlarına giren görüşmeyle ilgili yıllarca işlem yapılmadı. Süleyman Soylu, darbe girişiminden kısa süre sonra İçişleri Bakanı oldu. Ayhan Bora Kaplan ise 15 Temmuz sonrasında Ankara uyuşturucu piyasasını ele geçirdi. Ankara'nın ünlü "mekanlarının" yeni sahibi artık oydu. ## Kaçarken yakalandı “O el” Kaplan’a yol vermeye devam ederken, emniyetin ve savcılığın bir kanadı Kaplan’ın peşindeydi. Kaplan suç örgütüne operasyon yapmak istiyorlardı. Defalarca hazırlık yapıldı. Ancak operasyon, ‘‘izin verilmediği’’ için ertelendi. Hem bakanlık bürokrasisinden hem de başsavcılıktan onay alınamıyordu. Üzerinde adeta dokunulmazlık zırhı bulunan Ayhan Bora Kaplan, işi oğlunun sünnet düğününde yeraltı dünyasının gediklileri ile gövde gösterisi yapmaya kadar götürmüştü. Haziran 2023, Ayhan Bora Kaplan için tüm işleri tersine çeviren dönem oldu. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın göreve gelmesiyle emniyetteki kritik operasyonel kadrolar değişti. Soylu'ya yakın isimler görevden alındı. Yeni kadronun ilk operasyonu Kaplan çetesine yönelik oldu. Yıllarca alınamayan operasyon izni alınmıştı. Kaplan, yurtdışına çıkmak için gittiği Esenboğa'da gözaltına alındı. Bu, alışılmadık bir operasyondu. Çünkü Kaplan'ı araçtan indiren de kelepçeleyen de üst düzey emniyet müdürleriydi. Kaplan kaçmak üzereyken Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan ve Komiser Ufuk Gültekin’i tepesinde buldu. Bu isimlerin üç yıl sonra, kelepçeledikleri Kaplan’la aynı sanık kürsüsünde oturacakları kimsenin aklının ucundan bile geçmezdi. ## M7 kodlu gizli tanık Kaplan'ın gözaltına alınmasından sonra onunla ilişkili olduğu gerekçesiyle ikisi müdür dokuz polis açığa alındı. Kaplan ve çetesi hakkında 300 sayfalık iddianame düzenlendi. İddianamede cinayet, haraç, gasp gibi birçok suçlama vardı. Ayrıca bir de gizli tanık M7. Operasyonun “polisin siyasilere yönelik darbe girişimi olduğu” iddialarına kadar gitmesine neden olan gizli tanık, aslında örgütün iki numarası Serdar Sertçelik'ti. Operasyon olduğunda yurtdışındaydı. Bir ay sonra, 7 Ekim'de yakalanacağını bile bile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden kendi ayağıyla geldi, Ankara'da gözaltına alındı. Gelmesinin nedeni sonradan ortaya çıktı. Serdar Sertçelik, Kıbrıs’ta telefonla irtibat kurduğu polislerle gizli tanık olmak için anlaşmıştı. Sertçelik, 19 sayfa ifade verdi. Ayhan Bora Kaplan ile eski Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman arasında çıkar ilişkisi olduğunu öne sürdü. Soylu’nun bakanlığı dönemindeki polis müdürleriyle ilişkili olduğunu anlattı. Gizli tanık Sertçelik, hem Kaplan’ın hem de örgütün diğer elemanlarının anlamaması için ‘‘sözde’’ sorgulandı. Gizli tanık olduğunun anlaşılmaması için M7 koduyla verdiği ifadelerde kendisi ile ilgili suçlamalara bile yer verildi. Ama tüm bunlar kimliğini gizlemesine yetmedi. Aslında hem Kaplan hem de diğer sanıklar gizli tanığın kim olduğunu anlamıştı. Cezaevindeki Kaplan, gizli tanık ifadesini okuduğunda, onun Sertçelik olduğunu hemen anladığını avukatına da iletti. Bir televizyon programına katılan Ayhan Bora Kaplan'ın avukatı Umut Köroğlu, *‘‘İki kez müebbet istenen birinin serbest olması mümkün değil. Anlamıştık gizli tanığın o olduğunu.’’* diyecekti. ## “Polisin idare ettiği” ev hapsi Gizli tanığı bilen Ayhan Bora Kaplan bir süre sessiz kaldı. Aslında bu sırada kendi karşı operasyonuna hazırlanıyordu. Bunun sinyalini de ilk kez çıktığı hakim karşısındaki sözleriyle verdi. _This post is for paying subscribers only._ ### Gülistan Doku nerede ve kim neyi saklıyor? URL: https://www.fayn.press/alti-yil-sonra-yeniden-baslayan-sorusturma-gulistan-doku-nerede/ Last updated: 2026-04-19T07:03:06.000Z Gülistan Doku, Munzur Üniversitesi’nde okuyordu. 2\. sınıf öğrencisiydi. Devlet yurdunda kalıyordu. 5 Ocak 2020 sabahı yurttan ayrıldı. Elleri cebinde, başı önde otobüs durağına doğru yürürkenki görüntüsü son haliydi. Çünkü bir daha kimse ondan haber alamadı. Başlatılıp sonlanan sonra yeniden başlayan aramalara ve kamuoyunun “Gülistan Doku nerede?” diye sormaktan vazgeçmemesine rağmen ne Gülistan’a ulaşılabildi ne de olay tam olarak aydınlatılabildi. Altı yıl sonra, yeni deliller kapsamında Tunceli Başsavcılığı tarafından operasyon talimatı verildi. Altı ilde gerçekleştirilen operasyonlarda 14 şüpheli hakkında gözaltı kararı çıktı. Şüpheliler sorgulanmaya, olay araştırılmaya devam ediyor. Kamuoyu ise geçen altı yıla rağmen Gülistan’a ne olduğunu halen merak ediyor. ## Kaybolduğu güne dair izler 5 Ocak gününün ardından, Diyarbakır’da yaşayan ailesi Gülistan’dan haber alamayınca Tunceli’ye geldi. 6 Ocak’ta kayıp başvurusunda bulundu. Ailenin ihbarıyla arama çalışması başlatıldı. Jandarma sahaya çıktı. Arkadaşlarının bilgisine başvurdu. Bu arada da güvenlik kameralarına ve telefon sinyallerine bakıldı. Kameralardan Gülistan’ın 5 Ocak 2020 saat 11.29'da, Atatürk Mahallesi'ndeki minibüs durağından üniversite aracına bindiği tespit edildi. Ancak araçtan inişi kameralarda yoktu. Şoförün ifadesi alındı. Aracın üniversite içine girmediğini, Gülistan’ın da nerede indiğini hatırlamadığını iddia etti. Durakların olduğu bölgeler incelendi. Kameraların görmediği tek durak kent merkezindeki Sarı Saltuk Köprüsü'ndeydi. Bu durakta inmiş olabileceği ihtimali üzerine bölgede inceleme yapıldı ancak iz bulunamadı. Bu sırada da telefonunun, en son Uzunçayır Baraj Gölü üzerindeki Sarı Saltuk Viyadüğü'nde sinyal verdiği belirlendi. Viyadükte bulunan köprüyü gören kameralar incelendi. Gülistan’ın kaybolduğu gün yani 5 Ocak’ta bir karartı görüldü. Görüntü net değildi. Karartıdaki kişinin insan olup olmadığı bilinmiyordu. Ama göle düşmüş veya atlamış olabileceği değerlendirilince hemen harekete geçildi. Onlarca ekip suda Gülistan’ı aradı. Yaklaşık bir ay sürdü aramalar. Sonuç alamayınca durduruldu. Ancak ailesinin talebi üzerine bir kez daha başlatıldı. Hatta barajdaki suyun bir kısmı da arama çalışmalarını kolaylaştırmak için boşaltıldı. 10 günlük aramadan yine sonuç alınamayınca tekrar durduruldu. Ancak kamuoyunun “Gülistan nerede?” diye sormasıyla aramalar üçüncü kez başlatıldı. Bu kez de bir ayı aşkın bir arama yapıldı. Ancak barajda Gülistan’dan iz yoktu. Çünkü kamerada görülen karartı insana ait değildi. Bunu da İstanbul Ulusal Kriminal Büro'nun hazırladığı rapor ortaya çıkardı. *"Köprü ayağındaki efekt bir piksel artığı olup, kesinlikle yukarıdan suya düşen bir insan veya eşyanın suda yükselttiği su sütunu değildir."* Yani aylarca zaman kaybedilmiş, ekipler adeta suda oyalanmıştı. Gözü yaşlı aile günlerce barajın başında beklemişti. Üstelik yanlarında da, yıllar sonra oğlu ve koruması gözaltına alınacak olan dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel de vardı. Barajdaki aylarca süren aramalara son verildi. Ancak savcılık soruşturması devam ediyordu. ## “Gülistan WhatsApp’tan ‘korkuyorum’ yazdı” Gülistan’ın son görüştüğü bir isim vardı. O da erkek arkadaşı Zeynel Abakarov’du. Gülistan kaybolduktan bir gün sonra “bilgi sahibi”, ertesi gün de “şüpheli” sıfatıyla ifadesi alınıp bırakılmıştı. Ancak ailenin ve avukatlarının iddiasına göre “telefon ve güvenlik kayıtları incelenmeden, deliller tam olarak toplanmadan” ifadesi alınmıştı. Savcılık iki yıl sonra eski sevgiliyle ilgili yeniden harekete geçti. Ailenin avukatlarının ısrarlı çabalarıyla Rusya doğumlu Abakarov, Mart 2022’de Alanya’da gözaltına alındı. Ama soruşturmanın yürütüldüğü Tunceli’ye getirilmesine gerek görülmedi. _This post is for subscribers only._ ### Kahramanmaraş'ta 14 yaşındaki çocuk okulda 5 silahla katliam yaptı URL: https://www.fayn.press/bu-cocuklara-ne-oluyor/ Last updated: 2026-04-17T04:09:22.000Z Kahramanmaraş’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda 14 yaşındaki bir öğrenci silahlı saldırı düzenledi. Dokuz kişi hayatını kaybetti, altısı ağır 13 kişi de yaralı. Hayatını kaybedenlerde biri öğretmen, diğerleri öğrenci. Saldırıya ilişkin ilk bilgileri, Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer verdi. Buna göre, 8\. sınıf öğrencisi saldırgan, silahları sırt çantasında okula soktu, sonra da iki sınıfa girip hedef gözetmeksizin ateş açtı. Vali, saldırganın da öldüğünü açıkladı, *“Kargaşa anında kendisine ateş etti. İntihar amaçlı mı, yoksa kargaşa sırasında mı kendisine sıktı şu an için bilinmiyor.”* dedi. Saldırganın okula 5 silah ve 7 şarjörle geldiği açıklandı. ## Dokuz kişi hayatını kaybetti Saldırıyla ilgili son bilgileri İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi verdi. Çiftçi, dokuz kişinin hayatını kaybettiğini, altısı ağır 13 kişinin de yaralandığını söyledi. Yaralılardan üçünün durumu ise kritik. Saldırganın 14 yaşında olduğunu da İçişleri Bakanı Çiftçi açıkladı. Çiftçi, okulda ikili eğitim yapıldığını, saldırının sabahçı öğrencilerin dağılma zamanı meydana geldiğini söyledi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da Kahramanmaraş'ta. ## "Babası eski emniyetçi" Saldırgan, okulun öğrencisi, 8\. sınıfa gidiyordu. Vali Ünlüer, saldırganın babasının eski emniyetçi olduğunu, saldırı için babasının silahlarını aldığını tahmin ettiklerini söyledi. Saldırganın babası ve annesi gözaltına alındı. Saldırıya ilişkin dört Mülkiye Başmüfettişi ve dört Polis Başmüfettişi görevlendirildi. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı Ramazan Murat Tiryaki de, *"Olayın adli mercilerimize ulaşması üzerine ben, 3 başsavcı vekili ve 6 cumhuriyet savcısıyla soruşturmayı başlattık.”* dedi. RTÜK'ten yapılan açıklamada, Kahramanmaraş 2\. Sulh Ceza Hakimliğinin kararı doğrultusunda, Kahramanmaraş’ta meydana gelen olay hakkında yayın yasağı kararı verildiği duyuruldu. ## Siverek’teki saldırı Bu, Türkiye’nin 24 saat içinde aldığı ikinci okul saldırısı haberi. İlk saldırı, 14 Nisan’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki Hasan Çelebi Mahallesi'nde bulunan Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde meydana gelmişti. Okulun eski öğrencisi olduğu öğrenilen 19 yaşındaki Ömer Ket pompalı tüfekle 16 kişiyi yaralarken, daha sonra intihar etti. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesindeki okul saldırısının ardından Eğitim-İş ve Eğitim-Sen'in çağrısıyla iki gün iş bırakma kararı alan öğretmenler Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı’na yürüdü. Okullarda artan şiddet olaylarına tepki gösteren öğretmenler, yürüyüşün ardından bakanlık önünde “yaşam nöbeti” başlattı. Saldırılardan sonra Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta okullar haftasonuna kadar tatil edildi. Art arda meydana gelen bu iki saldırı, çocuklara ne oluyor sorusunu bir kez daha gündeme getirdi. Çocukların nasıl bir şiddet ortamında yaşadığı, neden suça itildiği, okullarda yeteri kadar güvenlik olup olmadığı, öğrencilerin psiko sosyal destek alıp alamadığı gibi konuların ciddiyetle tartışılması gerektiği bir kez daha ortaya çıktı. ### Bir gün herkes birbirinin kopyası mı olacak? URL: https://www.fayn.press/bir-gun-herkes-birbirinin-kopyasi-mi-olacak/ Last updated: 2026-04-22T17:33:24.000Z En iyi arkadaşımla yemeğe çıkmıştık. *“Farkında mısın? Bizden başka her masada oturan kadın estetikli.”* dedi. Şöyle bir etrafıma baktım… Gerçekten de çoğunluğun burnu hokka ve kaşları yay gibi, dudakları dolgun, elmacık kemikleri çıkık, ciltleriyse bebek gibi taze ve gergindi. Sanki bir prototip vardı ve her yaştan kadın, birbirine daha çok benzemeye başlamıştı. Peki başkalarının tercihlerini, görünüşlerini yargılama hakkımız var mı? Ne de olsa “anti-aging” çağındayız ve karşımıza çıkan binbir türlü güzellik, gençlik yöntemine kayıtsız kalmak imkânsız gibi. Üstelik estetik işlem yaptırmak artık yaş, cinsiyet, cinsel yönelim ve sınıftan bağımsız bir olgu. Farklı sosyoekonomik sınıflardan insanların yüzüne ve bedenine “yatırım” yapması gitgide normalleşti. İyi de bu işin bir sınırı var mı? Çok ile az, doğal ile yapay, doğru ile yanlış estetik müdahale arasındaki fark kime göre, nasıl belirlenir? Kafamda bu sorular dönerken karşıma THY’nin kabin amirlerine “botoks, dolgu ve estetik yasağı” getirdiği haberi çıktı. Şirketin Mart ayındaki [düzenlemesine](https://www.airporthaber2.com/havacilik-haberleri/thyden-estetik-yasagi-geldi.html?ref=fayn.press) göre, yüz hatlarını belirgin şekilde değiştiren estetik uygulamaların yanı sıra abartılı makyaj da yasak kapsamına alınmış. Neden? Kabin ekiplerinin “sade ve doğal” görünmesi isteniyormuş. Benzeri bir kısıtlamaya başka bir ülkede rastlamadım. Anlaşılan o ki kadınların nasıl görünmesi gerektiği, yine erkeklerin elinde şekilleniyor: Hem bakımlı, genç ve güzel olacak, hem de doğal ve sade olacaksın! [Business Insider](https://www.businessinsider.com/botox-injections-fillers-plastic-surgery-gen-z-social-media-filters-2024-5?ref=fayn.press)’da “Z Kuşağı’nın Yeni Statü Sembolü” başlığıyla yayımlanan bir yazıda, felsefe profesörü Heather Widdows şöyle diyor: *“Bir kadın için paradoks şu ki, yaşlanıyormuş gibi görünmemelisiniz, ama aynı zamanda bunun için hiçbir şey yapmamalısınız da! Çözüm, ufak tefek dokunuşlar.”* ## “Toparlama, gençleşme” yerine güzelleşme trendi Bundan 15-20 yıl öncesine kadar estetik yaptırmak ünlülerin, zenginlerin tekelindeydi. Cerrahi estetik ve cerrahi olmayan (yani botoks, dolgu gibi) müdahalelere talep arttı ve daha ulaşılabilir hale geldi. Uluslararası Estetik Plastik Cerrahi Derneği’nin (ISAPS) 2024 [verilerine](https://www.isaps.org/discover/about-isaps/global-statistics/global-survey-2024-full-report-and-press-releases/?ref=fayn.press) göre, son beş yılda cerrahi ve cerrahi olmayan estetik işlemlerdeki genel artış yüzde 40’ı buldu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/estetik-operasyonlar-tablo-1_fayn.webp) Bir dönem ISAPS Türkiye Genel Sekreterliğini üstlenen, deneyimli estetik cerrah Prof Dr. Akın Yücel’den 2025 raporunu değerlendirmesini istedik: > *“Bu tablo bize rejuvenation’un yanı sıra beautification işlemlerinin de arttığını gösteriyor. Rejuvenation, sarkan bir yüzü veya kolu germe gibi toparlama, düzeltme ve gençleştirme ameliyatlarına verdiğimiz genel isim; beautification ise yapıldığı alanı daha çekici kılmak için uygulanan işlemlerdir. Bugüne dek örneğin göz kapağı ameliyatları ve yüz germeler rejuvenation sınıfındaydı ve genellikle 50 yaş üzerindeki hastalara uygulanırdı. Ancak günümüzde bu işlemlerde yaş sınırı oldukça düştü. Neredeyse 20'li yaşlarda artık yüz germe, şakak germe, kaş kaldırma, göz kapağı ameliyatları ve çene hattını belirginleştirmek için boyun germeler yapılıyor. Bu işlemleri yapanlar, ‘Bu kadar genç hastaya bu işlem yapılır mı?’ diyerek çok eleştirildi; ancak burada amaç gençleştirme değil, güzelleştirme.”* ISAPS’ın 2020 ile 2024 yılları verileri karşılaştırıldığında cerrahi işlemlerde %46,3, cerrahi olmayan işlemlerde ise %39,6’lık artışın bir sebebi, Covid19 salgınından kaynaklanmış olabilir. Bir önceki yıl (2023) ile kıyaslandığında cerrahi işlemlerde %6,7, cerrahi dışı işlemlerde ise %3,1’lik azalma söz konusu. _This post is for paying subscribers only._ ### İngilizler Milas’ı neden bombaladı? URL: https://www.fayn.press/ingilizler-milasi-neden-bombaladi/ Last updated: 2026-04-15T16:36:22.000Z Merhabalar *Fayn*’ın yeni video serisi Fil Hafızası’na hoş geldiniz! Fi tarihinden kalma meseleleri balık hafızalarda tazelemek üzere mercek altına alıyoruz. Türkiye, en az 70 milyon kişinin öldüğü II. Dünya Savaşı’na girmedi… Ama öyle bir gece vardı ki, Türkiye savaşın şiddetini sınırlarının içinde hissetti. Son zamanlarda ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşında Türkiye’ye gönderilen ve havada imha edilen füzeleri konuşuyoruz. Peki hiç duymuş muydunuz? Türkiye, içinde yer almadığı II. Dünya Savaşı’nda da savaş uçaklarının hedefi olmuştu. Muğla’nın Milas ilçesi bombalandı. Hatta ölenler oldu. Gelin anlatalım… fayn'a abone olun Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Palantir’in Peter Thiel’ı: En az tanıdığınız en tehlikeli adam URL: https://www.fayn.press/palantirin-peter-thieli-en-az-tanidiginiz-en-tehlikeli-adam/ Last updated: 2026-04-28T15:07:58.000Z Bugün herhangi birine “dünyanın en tehlikeli insanı kimdir?” diye sorsanız, cevap olarak büyük ihtimalle bir politikacının adını duyarsınız. Donald Trump’ın ya da Benjamin Netanyahu’nun tek başlarına Üçüncü Dünya Savaşı’nı tetikleyecek güce ve cürete sahip olduğunu inkâr edecek hâlimiz yok. Ama her geçen gün perde arkasında gücünü artıran bir ismin, hangi açıdan baktığınıza bağlı olarak bu liderlerin önüne geçebileceğine de dikkat çekmek gerekiyor. Peter Thiel, herhangi bir devletin başı değil, sabah akşam kamera karşısına geçen ya da twit atan biri de değil. Ama belki de sırf bu yüzden, yani etkisini görünmez kılma yeteneğinden dolayı, dünyanın en tehlikeli insanı. Neden mi? ## Kendine, yani zenginlere özgürlükçü Peter Thiel, Almanya doğumlu, Amerikan vatandaşı bir finans kapitalisti. Tıpkı eski ortağı, arkadaşı ve yoldaşı Elon Musk gibi aileden zengin. Yani geçmişi, 21\. yüzyılın teknoloji zengini klişesiyle birebir uyumlu. Hiçbir güçlükle karşılaşmadan atıldığı hayatta, hem finansal hem de sosyal kapitali çabuk yoldan derleyip topluyor. Her türlü devlet müdahalesine, vergilendirmeye, hatta demokrasiye karşı çıkan anarko-kapitalist fikirler ediniyor. Hatta 2000’lerin başında alternatif ödeme sistemi Paypal’ı kurduğunda temel hedefini hiç gizlemiyor; o da finansal işlemleri devlet otoritesinin, yani Amerikan dolarının dışına taşımak. Bu yıllarda her ne kadar kendisini özgürlükçü olarak tanımlasa da, bunun daha ziyade “kendine libertaryenlik” olduğunu söylemek daha doğru. Thiel, daha üniversite yıllarından itibaren zenginlere her türlü özgürlüğün tanındığı bir toplum düzeni hayal ediyor. Demokrasiyi özgürlükle uyumsuz bulduğunu söylüyor, iş hayatında başarı için kilit faktörün tekelleşme olduğunu iddia ediyor. Hatta bu düşünceleri ifade etmekle kalmayıp, zenginleri “siyasetin ötesine taşıyacak,” bir diğer deyişle siyasetin kurallarının zenginlere işlemeyeceği üç teknoloji projesi de öneriyor: siber dünya, uzay ve okyanus yerleşimciliği. Her ne kadar uçuk kaçık şeyler de olsa, bu fikirlerin son yirmi yılda, Elon Musk başta olmak üzere hemen hemen bütün tekno-milyarderlerin amentüsüne dönüştüğü söyleyebiliriz. ## Tekno-distopik oligarşik lider Peter Thiel’ın, iş modeli açısından da günümüzün tekno-distopik oligarşisine peygamberlik ettiğini söylemek mümkün. 2002’de Paypal’ı satmasının ardından parasının bir kısmını okyanus yerleşim projelerinde yakıyor, sonrasında ise 11 Eylül’ün ardından dünyada hayal ettiği özgürlüğü CIA ile iş yaparak buluyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Budapeşte’de en uzun yirmi dört saat: Otoriter bir rejimin çöküşü URL: https://www.fayn.press/budapestede-en-uzun-yirmi-dort-saat-otoriter-bir-rejimin-cokusu/ Last updated: 2026-04-18T13:34:30.000Z 12 Nisan Genel Seçimleri, belki de Macaristan tarihinin en önemli genel seçimiydi. Doğu ile Batı’yı birbirinden ayıran Demirperde’nin çöküşünün ardından boy veren genç demokrasi, Macaristan’da kısa bir süre içinde farklı seslerin susturulduğu otoriter bir yapıya dönüşmüştü. Genç, hırslı ama bir o kadar da pragmatist bir lider, radikal demokratlıktan liberalliğe, sağ muhafazakârlıktan radikal milliyetçiliğe uzanan bir fikir yelpazesinde sörf yaparak kurduğu partiyi, Avrupa’nın en genç başbakanı olarak iktidara taşımayı ve on altı yıl boyunca koltuğunu korumayı başarmıştı. Bu liderin adı Viktor Orban’dı. Macaristan demokrasisinin tarihi yazılırken elbette Viktor Orban’a önemli bir yer ayrılacak. Ancak onu anlatan fasıl, olumsuzluklarla ve ibret verici derslerle dolu olacak… ## Viktor Orban nasıl hatırlanacak? Onun yönetimindeki partide, örgüte kaynak sağlamak için nasıl şirketler kurulduğu, vergi ödememek için şirketlerin sonunda sokaktaki evsizlere satıldığı ve kapatıldığı konuşulacak. Kendisine yakın, ittifak yaptığı partileri nasıl küçük parçalara ayırıp, sonra da lokma lokma kendi partisine kattığı anlatılacak. Devlet Radyo ve televizyonlarından onlarca yıl habercilik yapan, objektif haberleriyle tanınan usta muhabirleri, editörleri, kıdemli metin yazarlarını nasıl bir gece içinde sokağa bıraktığından bahsedilecek. Seçim yasasını nasıl değiştirdiği, muhalif partilere destek veren seçim bölgelerinin nasıl parçalara ayrıldığı detaylandırılacak. Kendisine boyun eğmeyen kişilerin, kurumların, dini kuruluşların nasıl üç kuruşa muhtaç bırakıldığı, kindarlığı yazılacak. Bağımsız basın organlarının üzerine nasıl vergi memurları gönderildiği, kırk satır mı kırk katır mı ikilemi karşısında kalan medya sahiplerinin nasıl şirketlerini devretmek zorunda kaldığı anlatılacak. Biat etmeyen üniversitelerin bütçelerinin kısılması, fonlarının azaltılması karşısında kılını kıpırdatmadan olup biteni izlemesinden, ilkokul ve lise öğretmenleri okulların bağımsızlığı ve maaşlarına zam yapılması için karda kışta sokaklarda gösteri yaparken başını çevirip gitmesinden bahsedilecek. Yetersiz hastaneler, en ilkel ameliyathaneler insanların tedavi olmak için girmeye korktuğu yerler haline gelirken, en basit bir ameliyat için bir iki yıl sonrasına gün verilirken, ülkenin neredeyse her ilinde, kendisinin kişisel hobisi olan futbolu yaygınlaştırmak için yaptırdığı stadyumlar konuşulacak. _This post is for paying subscribers only._ ### Trump bu kez de Papa’ya savaş açtı URL: https://www.fayn.press/trump-bu-kez-de-papaya-savas-acti/ Last updated: 2026-04-13T11:56:35.000Z Papa XIV. Leo, 8 Mayıs 2025’te seçildiğinde ABD doğumlu ilk Papa olarak tarihe geçti. ABD Başkanı Trump da o günlerde bu durumdan bir hayli memnundu. Çünkü Trump, daha ikinci dönemi başlar başlamaz, bir önceki Papa Francesco ile anlaşmazlık yaşamıştı. Göç meselesinin yanı sıra, eşcinsellik, boşanma gibi konulardaki ılımlı yaklaşımı ve kapitalizm eleştirileri nedeniyle Papa Francesco, Trump’ı destekleyen muhafazakar Katolik kanadın hedefi haline gelmişti. [Aralarında teolojik bir savaş](https://www.bbc.com/turkce/articles/cj91x8z14rxo?ref=fayn.press) olduğu konusu tartışılıyordu. Ama aradan geçen yaklaşık bir yıldan sonra görünen o ki Trump, Papa XIV. Leo’dan da memnun değil. Bunda Venezuela ve Küba krizlerine karşı Vatikan’dan gelen eleştirilerin dozunun, İran ve Lübnan’daki savaşla beraber yükselmesinin etkisi var. [ABD-İsrail-İran savaşı: Ateş gerçekten kesilir mi?ABD, İsrail ve İran’ın bedelini en çok Lübnan’a ödettikleri savaştaki ateşkesin tanımında bile anlaşamayan tarafların talepleri neler? Ateşkes neden kırılgan? Müzakereler başlarsa hangi hesaplar masada olacak? Fayn, ateşkes ve ötesi hakkında bilmeniz gerekenleri derledi.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/04/iran-ateskes_fayn.webp)](https://www.fayn.press/abd-israil-iran-savasi-ates-gercekten-kesilir-mi/) ## “Papa Leo’nun hayranı değilim” Trump, 12 Nisan Pazar günü Florida’dan Washington’a dönerken, Social Truth hesabından uzun bir sosyal medya paylaşımı yaptı. Papa’yı pek de alışılmadık ölçüde sert bir dille hedef aldı. *“Papa Leo suç konusunda zayıf ve dış politika açısından berbat”* dedi, Leo’nun hayranı olmadığını söyledi: > *"İran'ın nükleer silaha sahip olmasının sorun olmadığını düşünen bir Papa istemiyorum. Amerika'nın, ABD'ye büyük miktarda uyuşturucu gönderen ve daha da kötüsü katiller ve uyuşturucu satıcıları dahil hapishanelerini ülkemize boşaltan Venezuela'ya saldırmasının kötü bir şey olduğunu düşünen bir Papa istemiyorum ve ben, ezici bir çoğunlukla seçildiğim şeyi tam olarak yaptığım için ABD Başkanı'nı eleştiren bir Papa istemiyorum."* Trump’a göre Leo, bu göreve Amerikalı olduğu için getirilmişti. Kendisiyle başa çıkmanın en iyi yolu olarak böyle bir tercihin yapıldığını da öne sürdü. *“Ben Beyaz Saray’da olmasaydım, Leo Vatikan’da olmazdı”* diye yazan Trump, sözlerini şöyle sürdürdü: > *“Leo kendine çeki düzen vermeli, sağduyuyu kullanmalı, Radikal Sol’a hizmet etmeyi bırakmalı ve politikacı olmak yerine büyük bir Papa olmaya odaklanmalı. Bu ona çok zarar veriyor ve daha da önemlisi Katolik Kilisesi’ne zarar veriyor.”* Trump, gazetecilere yaptığı sonraki açıklamalarda Papa için *“Bence iyi bir iş çıkarmıyor. Sanırım suçu seviyor”* dedi ve *“Çok liberal bir kişi”* diye de ekledi. ABD Başkanı Trump, daha sonra da kendisini Hz. İsa gibi tasvir eden, yapay zeka ile hazırlanmış bir görsel paylaştı. ## Papa ne demişti? Papa XIV. Leo, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşın başından beri barış mesajları veriyor. 5 Nisan’daki Paskalya mesajında, *"Elinde silah olanlar onları bıraksın. Savaş çıkarma gücüne sahip olanlar barışı seçsin”* çağrısında bulunmuştu. Ama birkaç gün sonra Trump'ın *"İran'da medeniyet yok olacak"* tehdidi geldi, Papa da aynı gün şu açıklamayı yaptı: > *"Bugün, hepimizin bildiği gibi, İran halkına yönelik bir tehdit gündeme geldi ve bu gerçekten kabul edilemez. Burada elbette uluslararası hukukla ilgili meseleler var, ancak bundan çok daha fazlası söz konusu. Bu, bütün bir halkın iyiliği açısından ahlaki bir meseledir."* Haftasonu ise iki önemli konuşma yaptı. 11 Nisan’da Katolik Kilisesi'nin merkezi Vatikan'ın ünlü Aziz Petrus Bazilikası'nda, dünya barışı için yapılan duaya başkanlık etti. Papa, orada şu ifadeleri kullandı: > *"Savaş böler, umut birleştirir. Burada, çevremizde giderek daha öngörülemez ve saldırgan hale gelen o her şeye kadirlik hezeyanına karşı bir set buluyoruz. İnsanlık ailesindeki dengeler ciddi biçimde sarsılmıştır. Hatta Tanrı'nın kutsal adı bile ölüm söylemlerine alet edilmektedir."* Bu konuşmasındaki *“Tanrı'nın kutsal adı bile ölüm söylemlerine alet edilmektedir*” cümlesini, savaş boyu ABD ve İsrail yönetiminden gelen savaşa dinsel kılıf bulma açıklamalarına tepki olarak okumak yanlış olmaz herhalde. İki örnek vermek gerekirse, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Amerikalılara “İsa Mesih adına” zafer için dua etmeleri çağrısında bulunmuştu. Trump’a Tanrı’nın savaşı onaylayıp onaylamadığı sorulduğunda ise, *“Evet, çünkü Tanrı iyidir, Tanrı iyidir ve insanların korunmasını ister”* yanıtını vermişti. XIV. Leo, 12 Nisan Pazar günü de Aziz Petrus Meydanı’nda toplanan kalabalığa seslenirken İsrail’in saldırısı altındaki Lübnan’a da değindi. Leo, acı ve korku dolu günlerden geçen Lübnan halkına her zamankinden daha yakın olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı: > *"Her insanın vicdanına kazınmış ve uluslararası hukukta tanınan insanlık ilkesi, sivil halkı savaşın korkunç etkilerinden koruma yönünde ahlaki bir yükümlülük içerir. Çatışan taraflara ateşkes ilan etmeleri ve acilen barışçıl bir çözüm aramaları çağrısında bulunuyorum."* ## Afrika yolunda Trump’a cevap Papa XIV. Leo, bu tartışmaların gölgesinde 11 günlük Afrika turuna çıktı. Uçakta gazeteciler ona Trump’ın açıklamalarını sordu. [Papa, Trump yönetiminden korkmadığını](https://www.bbc.com/news/articles/cp841y07w5xo?ref=fayn.press) ve konuşmaya devam edeceğini söyledi. *"Tartışmaya girmeyeceğim. Söylediklerim kimseye yönelik bir saldırı amacı taşımıyor"* ifadesini kullandı. ## Katoliklerin ABD’deki gücü ABD'de nüfusun yaklaşık yüzde 20'sine karşılık gelen 70 milyondan fazla Katolik var. Trump'ın Başkan Yardımcısı JD Vance de Katolik. AP VoteCast’e göre Trump, 2024 seçimlerinde Katolik seçmenlerin %55’inin oyunu aldı. Ancak Trump yönetimi aynı zamanda muhafazakâr Evanjelik Protestan liderlerle yakın ilişkilere sahip ve İran’a karşı savaşı ilahi bir destekle yürüttüğünü iddia ediyor. Kasım seçimleri yaklaşırken bu yeni polemiğin ne getireceği ise şimdilik bilinmiyor. 💡 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Kaybeden sadece Orban mı? URL: https://www.fayn.press/kaybeden-sadece-orban-mi/ Last updated: 2026-04-15T09:58:51.000Z 12 Nisan Pazar günü gerçekleşen Macaristan [seçimleri](https://www.fayn.press/macaristan-secimleri-sonuclari-dunyayi-etkileyebilecek-bir-deney/) büyük bir ilgiyle izlendi ama öncelikle de 16 yıldır iktidarda olan, demokratik seçimlerle işbaşına gelmesine rağmen giderek ülkede otoriter bir yapı kuran Viktor Orban’ın iktidarını koruyup koruyamayacağı açısından ele alındı, tartışıldı. Oysa olayın öyle bir yanı var ki, mutlaka derin bir şekilde analiz edilmeli ve sadece Macaristan için değil, diğer ülkeler açısından da dersler çıkarılmalı. Çünkü Macaristan bu seçim sürecinden her şekilde derin yaralar aldı. Macaristan sosyalist sistemin çöküşünün, demir perdenin yıkılışının ardından, diğer orta ve doğu Avrupa ülkeleri ile birlikte batı ülkelerinin izlediği çoğulcu demokratik bir rejim kuracağını ilan etti. Hem NATO üyesi oldu ve hem de Avrupa Birliği’ne girdi. Bu aslında net bir tercihti. Egemen bir ülke olarak yönünü saptamış, stratejik ve uzun vadeli uluslararası ortaklarını belirlemişti. Bu yön batı medeniyetleriydi, ki 1945 öncesi Macaristan’ın dahil olduğu yer de zaten orasıydı. Yani Macaristan aslında 50 yıllık bir aradan sonra batıya, Avrupalı aile topluluğuna geri dönüyordu. Ancak işler beklendiği gibi yürümedi. Viktor Orban’ın 16 yıllık iktidarı döneminde liberal demokrasiye karşı olma iddiasıyla Macaristan, Barack Obama döneminde önce ABD’den uzaklaştı, ülkenin egemenliğine tehdit oluşturuyor diye de Avrupa Birliği ile arasına mesafe soktu. Dünyanın bir yakasından uzaklaşırken, diğer yakasındaki kamplarla yakınlaşmak belki de kaçınılmazdı! Yani Rusya ve menzil uzaklığına rağmen Çin’in stratejik öneme sahip ülkeler sınıfına alınması ve sıkı ilişkiler geliştirilmesi de bu dönemde gerçekleşti. 21\. yüzyılda ülkelerin savunmasızlığı belki de böyle başlıyor: küreselleşen dünyada ittifaklara kuşkuyla yaklaşmak, süper güçlerle araya aynı uzaklığı koyamaya çalışmak bir yere kadar gerçekleşiyor ve ardından ülke herkesin hedefi haline geliyor! Küçük bir ülkenin ulusal egemenliğini herkese ve her şeye rağmen koruyabilme kaygısı, o küçük ülkeyi büyük devletlerin ve süper güçlerin hedefi ve oyun sahası haline getirebiliyor! İşte Macaristan bunun tipik bir örneği. ## Budapeşte’de Doğu-Batı çarpışması Yıllardır Avrupa Birliği ile sorunlar yaşayan, Brüksel’in merkezi politikalarını kendi egemenliğine müdahale olarak algılayan Macaristan bu sürece paralel olarak Rusya’ya yakınlaşmıştı. Rusya ise Avrupa Birliği’nde köprübaşı gibi gördüğü Macaristan’ı kendi saflarında tutabilmek için büyük çaba harcıyordu. Hem ekonomik yatırımlarıyla, hem de Macaristan’a diğer ülkelerden daha avantajlı fiyatlarla sattığı doğalgaz ve petrol ürünleriyle Budapeşte hükümetinin ülke içinde manevra alanını genişletmeye ve ona olan desteği güçlendirmeye çalışıyordu. Viktor Orban da bunun karşılığını veriyordu elbette! AB’nin Rusya’ya karşı aldığı ambargo kararlarının veto edilmesinde ya da Putin yandaşı oligarklara karşı uygulanan yaptırımların delinmesinde inat ediyor ve böylece AB’nin Rusya’ya karşı tedbirlerini sabote etmekten çekinmiyordu. Bu çaba Rusya için paha biçilmez derecede önemliydi ve bu nedenle Viktor Orban’ın iktidarda kalması Rusya için çok can alıcı bir sorundu. İlginç bir paradoksla, Macaristan’daki otokratik yönetimi desteklemek çabası iki hasım devlet olan Rusya ve Trump döneminde ABD’yi bir araya getirmişti. Farklı noktalardan yola çıkıyor olsalar da, iki süper gücün çıkarı Avrupa Birliği’nin zayıflaması, Avrupa’da ulusal sınırların da ötesinde güçlü ve merkezi bir yapının ortaya çıkmamasıydı. ## Orban’ın Avrupa Birliği’ni zayıflatma görevi Ve Macaristan, bu politikayı destekleyen bir iki doğu Avrupa ülkesi ile birlikte AB’yi zayıflatma görevini başarıyla yerine getiriyordu. Macaristan ABD ve Rusya ile yakınlaşırken Budapeşte Brüksel ilişkilerinde ise tam tersi bir süreç yaşanıyordu. _This post is for paying subscribers only._ ### Yapay zeka var diye hafızamızı rafa mı kaldıralım? Hafıza sarayı metodu ile hafızanızı geliştirin URL: https://www.fayn.press/yapay-zeka-var-diye-hafizamizi-rafa-mi-kaldiralim-hafiza-sarayi-metodu-ile-hafizanizi-gelistirin/ Last updated: 2026-04-14T11:33:54.000Z Milattan Önce altıncı yüzyıl. Dönemin Yunan sözlü şairlerinin geçim yolu, akşam yemeği eğlenceleri düzenlemek. Keoslu Simonides de onlardan biri. Ortada bir ziyafet masası, dört bir yanında çevrili konuklar, hararetli tartışmalar, gülüşmeler… Hiçbiri biraz sonra yaşanacak felaketten haberdar değil. Simonides de öyle. Kısa bir süreliğine odadan ayrılıyor. Onun odayı terk etmesiyle ziyafet masasının üstündeki tavanın şiddetle çökmesi ve konukların tamamının hayatını kaybetmesi bir oluyor. Öyle ki cesetler tanınmaz hale geliyor ve aileleri cenazelerini almaya geldiğinde yakınlarını teşhis etmekte zorlanıyor. Bir felaketten ve ölümün kıyısından kıl payı kurtulan Simonides ise her bir konuğun oda içindeki fiziksel konumunu hatırlayarak cesetlerin kimliğini tek tek tespit ediyor. Rivayete göre Simonides, bu deneyimden yola çıkarak konuma dayalı hatırlama yöntemi olan “loci yöntemi”ni geliştiriyor. Bugün bu yöntem “hafıza sarayı” olarak da biliniyor ve temel hafıza teknikleri arasında en yaygın, etkili ve eski yöntem olarak hâlen kullanılıyor. ## Bu çağda ezbere ihtiyacımız var mı? Hafıza sarayının ortaya çıkışının üzerinden yaklaşık 26 yüzyıl geçti. Artık ezberimize o kadar da güvenmek zorunda değiliz. Bir Google aramasıyla, bir yapay zeka sorgusuyla her şeyi kolaylıkla bulabiliriz. _This post is for subscribers only._ ### Alamadığın hizmete bahşiş ödenir mi? URL: https://www.fayn.press/alamadigin-hizmete-bahsis-odenir-mi/ Last updated: 2026-04-12T03:45:44.000Z *Merhaba,* *Galiba iki hafta önceydi. Bir arkadaşımla akşam yemeğine gittik. Hizmet baştan sona çok kötüydü. Bir kere sipariş vermek için 15-20 dakika bekledik. Gelen yemekler de buz gibiydi. Bütün bunlar yetmezmiş gibi bize servis yapan garson bütün gece asık suratlıydı. Doğru düzgün ilgilenmedi de bizimle.* *Bu kadar kötü bir yemek ve hizmetten sonra bir şok da hesabı istediğimizde yaşadık. Garson POS cihazını masaya getirdi ve aynen şunu söyledi: “Devlet zaten servis ücretini kaldırdı, bari siz bahşişi eksik etmeyin.” Kulaklarıma inanamadım.* *Benim bildiğim bahşiş dediğimiz şey müşteri memnuniyetiyle orantılıdır. Biz zaten çok kötü bir hizmet aldık. Ben de iyice bozuldum ve sadece hesabı ödeyip bahşiş falan vermedim. Bir de başımda durup beklemez mi? Ben de yüzüne baktım ve bahşişi vermeyeceğimi anlayınca homurdanarak gitti masadan.* *Bahşişin gönüllülük esasına dayanması gerektiğini düşünüyorum. Hizmetten memnun kalan müşteri zaten takdirini göstermek ister. Ama bunun açıkça istenmesi, hatta dolaylı bir suçluluk duygusu oluşturacak şekilde söylenmesi, müşteri açısından baskı ve etik dışı bir davranış hâline gelmiyor mu?* *Bu tür davranışların yaygınlaşıp yaygınlaşmadığını bilmiyorum. Ama yaşadığım şeyi sizinle paylaşmak ve sizin ahlaki değerlendirmenizi almak istedim.* *İyi çalışmalar dilerim.* *Saygılarımla* *B. K.* \*\* Değerli okurumuz, Yaşadığınız şey sanırım ekonomik gidişatın bir sonucu. Tabii burada bütün suçu ekonomiye ve onu yönetenlere atmak doğru olmaz ama kök neden biraz o gibi. Zira “ekonomi bozulduğunda ahlak da bozulur” sözü boşuna söylenmemiş. _This post is for subscribers only._ ### Bir otokrat seçimle gider mi? URL: https://www.fayn.press/bir-otokrat-secimle-gider-mi/ Last updated: 2026-04-12T03:34:13.000Z *Fayn Haftalık*’tan selamlar Editör masamız bu hafta bizi haklı olarak meraklandıran Macaristan seçimleri, yüzyılın en büyük ama izlemesi en zor davasındaki son gelişmeler, savaşın 40’ncı gününde gelen ateşkes, ara seçim ihtimali ve yıllar sonra kavuştuğumuz Ay üzerine çalıştı. Hazırsanız başlayalım. ## Bir demokrasi deneyi Demokrasi tüm dünyada bir sınav veriyor. Ama isimlerini tek tek anmayacağımız bir-iki ülkede verdiği sınav bambaşka. Bu ülkelerden biri Macaristan. Soru da şu: Seçimle işbaşına gelen ve giderek otoriter, antidemokratik hale gelen bir yönetim seçimle gider mi? 2010'dan bu yana koltuğunu koruyan Başbakan Viktor Orban, bu pazar düzenlenecek genel seçimde, anketlere göre son 16 yılın "en zorlu" yarışına hazırlanıyor. Sonucu hepimiz haklı olarak merak ediyoruz. Tarık Demirkan Budapeşte'den bildiriyor. [Macaristan seçimleri: Sonuçları dünyayı etkileyebilecek bir deneyMacaristan’daki seçimlerin dünya siyaset literatürü açısından en önemli sorusu şu: Seçimle işbaşına gelen otoriter bir yönetim seçimle görevden alınabilir mi? Macaristan bu anlamda bir laboratuvar deneyi öneminde. 16 yıldır ülkeyi yöneten Orban koltuğunu koruyabilecek mi?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynTarik Demirkan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/macaristan_secimleri_fayn.webp)](https://www.fayn.press/macaristan-secimleri-sonuclari-dunyayi-etkileyebilecek-bir-deney/) ## İBB davasında bu hafta Yüzyılın en büyük ama en zor takip edilen davasında savunma maratonu sürüyor. Haftaya savcının İmamoğlu’na yönelik “Haddinizi bildiririz” sözü, Necati Özkan’ın ifadesi ve duruşma salonundaki 500 bin TL dolu çanta damgasını vurdu. *Fayn* beşinci haftasında tarihi İBB Davası'nda yaşananları aktarmaya devam ediyor. [İBB Davası’nda beşinci hafta: Neler yaşandı?İBB Davası’yla Beyoğlu Belediyesi’ne yönelik davanın birleşmesiyle tutuklu sayısı 92 oldu. Haftaya savcının İmamoğlu’na yönelik “Haddinizi bildiririz” sözü, Necati Özkan’ın ifadesi ve duruşma salonundaki 500 bin TL dolu çanta damgasını vurdu. Fayn beşinci hafta olanları derledi.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ibb-davasinda-besinci_hafta_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-besinci-hafta-neler-yasandi/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/divider-fayn-reklam.png) ## Yel değirmenleriyle savaşan herkese müjde: Don Quixote şehrinize geldi [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/Don-Kis--ot-Tiyatro.jpeg)](https://biletinial.com/tr-tr/tiyatro/don-quixote ?ref=fayn.press) Bazı kahramanlar dünyayı olduğu gibi değil, olmasını istediği gibi görür. Belki de zaten kahraman olmanın ön koşulu budur. Don Quixote, dünya edebiyatının en ölümsüz, en köklü kahramanlarından biri. Dört yüzyılı aşkın süredir yel değirmenleriyle savaşmaya devam ediyor. 80 kişilik dev kadrosu, canlı orkestrası, etkileyici müzikleri ve çarpıcı sahne dünyasıyla sahnede nadir rastlanan ölçekte bir prodüksiyonla Don Quixote şimdi de şehrinize geliyor. Selçuk Yöntem, Zuhal Olcay ve Cengiz Bozkurt ‘un ilk defa aynı sahnede buluştuğu bu oyun, Işıl Kasapoğlu rejisi ve Volkan Akkoç’un müzik direktörlüğüyle hayat buluyor. İstanbul ve Ankara’daki yoğun ilginin ardından Don Quixote şimdi ilk kez turneye çıkıyor. Gaziantep, Adana, Bursa ve İzmir için turne biletleri satışta. 20–21 Nisan’da Zorlu PSM’de sahnelenecek oyun için sadece bu tarihlere özel %30 indirim [**fırsatını**](https://biletinial.com/tr-tr/tiyatro/don-quixote?ref=fayn.press) kaçırmayın. --- ## Bir ateşkesin anatomisi ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırarak başlattığı, bedelini en çok Lübnanlı sivillerin ödediği savaşın 40’ıncı gününde Pakistan arabuluculuğunda bir ateşkes yapıldı. Hürmüz Boğazı’nın gemi geçişlerine açılması karşılığı 15 gün boyunca silahların susması öngörülüyor. Her şey umulduğu gibi giderse 11 Nisan’da taraflar Pakistan’da bir araya gelecek ve müzakerelere başlayacak. Başlayacak da… Bu bahsi geçen taraflar ateşkesin ne olduğu konusunda bile anlaşabilmiş gözükmüyorlar. Ayşe Karabat mevcut ateşkesi ve ihtimalleri inceledi. [ABD-İsrail-İran savaşı: Ateş gerçekten kesilir mi?ABD, İsrail ve İran’ın bedelini en çok Lübnan’a ödettikleri savaştaki ateşkesin tanımında bile anlaşamayan tarafların talepleri neler? Ateşkes neden kırılgan? Müzakereler başlarsa hangi hesaplar masada olacak? Fayn, ateşkes ve ötesi hakkında bilmeniz gerekenleri derledi.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-ateskes_fayn.webp)](https://www.fayn.press/abd-israil-iran-savasi-ates-gercekten-kesilir-mi/) ## Enerji krizi de ateşi keser mi? Savaşın yarattığı enerji krizi de bu ateşkesle beraber durulma dönemine mi giriyor? O iş pek öyle çalışmıyor olabilir. *Fayn* küresel şalterin çalışma prensiplerini araştırdı. [Ateşkes sağlandı ama enerji krizi hâlâ kapıdaABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaşın getirdiği enerji krizi ateşkes ilanıyla bitti sayılacak mı? Kalıcı bir ateşkes ilan edilse bile fatura büyükken dünya normale dönebilecek mi? Fayn araştırdı.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/04/enerji-krizi-fayn.webp)](https://www.fayn.press/ateskes-saglandi-ama-enerji-krizi-hala-kapida/) abonelere özel ****Haydi, biraz İran konuşalım.** Yanı başımızda bizi doğrudan etkileyen bir savaş var. Görmezden gelmek mümkün değil; anlamadan geçmek ise daha da zor. Fayn, savaşın ilk anından —hatta henüz başlamadan önce— İran’ı ve bu çatışmayı anlamaya yarayan süzülmüş analizleri, yalnızca teyitli bilgileri okuruyla buluşturuyor. Şimdi bu bilgiyi bir adım ileri taşıyoruz. İran Savaşı’yla ilgili aklınızdaki tüm soruları, merak ettiklerinizi ve belki de sormaya çekindiklerinizi; 15 Nisan Çarşamba, saat 20.00’de, Türkiye’nin en yetkin İran uzmanlarından, Fayn yazarı [Sami Oğuz](https://www.fayn.press/yazar/samioguz/) ile konuşuyoruz. Hâlâ olmadıysanız davetiye almak için **Fayn*'a [****abone olun**](https://www.fayn.press/abonelik/)****.** ## Ara seçim mümkün mü? 31 Mart 2026, CHP’nin 47 yıl sonra elde ettiği yerel seçim başarısının ikinci yıldönümü. Bu başarının karşılığı savrulan yargı sopası ve arka arkaya gelen tuhaf operasyonlar oldu. Parti seçim zaferinin yıldönümüne de AKP’nin meclis çoğunluğunu elinde tuttuğu tek büyükşehir olan Bursa Belediyesi’ne yapılan operasyonla uyandı. CHP de bir süredir seslendirdiği “ara seçim” konusunu daha yüksek sesle dile getirmeye başladı. Fayn Ankara muhabiri bu talebin matematiğini inceledi. [CHP’nin matematiği zor ara seçim formülüCHP, 47 yıl sonra elde ettiği yerel iktidarın ikinci yıldönümünün sabahına da operasyonla uyanınca, son çareyi gündemine aldı: Ara seçim, yetmedi yerel seçim. Peki, bu formül işe yarar mı? CHP amacına ulaşır mı? Fayn Ankara muhabiri anlattı.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/chp-ara-secim_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/chpnin-matematigi-zor-ara-secim-formulu/) ## Gittiği her yerde iz bırakan adam ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/mircea-lucescu_fayn-2.webp) Birinci Fatih Terim dönemi sonrasında Galatasaray'ın başına geldi. Süper Kupa finalinde Real Madrid’i yenmesine ve ligi şampiyon tamamlamasına rağmen kendini beğendiremedi. O da Beşiktaş’a gidip bir sonraki sezon orada şampiyon oldu. Türk futbolunda derin izler, jargonunda da Rumen atasözü “Köpekler istedi diye atlar ölmez”i bırakan Mircea Lucescu’yu Alper Erdem yazdı. [Mircea Lucescu: Futbola adanmış bir ömür32 kupayla dünyanın en çok kupa kazanan üçüncü teknik direktörü Mircea Lucescu sadece kupalar kazanmadı. Futbolu anlamaya, değiştirmeye ve kontrol etmeye çalıştı. Farklı ülkelerde, farklı liglerde aynı sistemin peşinden gitti. Geriye, kupalardan daha kalıcı bir şey bıraktı: bir futbol aklı.![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynAlper Erdem![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mircea-lucescu_fayn.webp)](https://www.fayn.press/mircea-lucescu-futbola-adanmis-bir-omur/) _This post is for subscribers only._ ### İBB Davası’nda beşinci hafta: Neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-besinci-hafta-neler-yasandi/ Last updated: 2026-04-12T03:34:21.000Z İBB Davası’nda beşinci hafta da geride kaldı. 6 Nisan Pazartesi sabahı duruşma başlar başlamaz davadaki sanık sayısının arttığı açıklandı. Daha önce 407 kişinin oturduğu sanık sandalyesinde artık 414 isim yer alacak. Çünkü Beyoğlu Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk iddiasıyla açılan 7 sanıklı dava da, İBB davasıyla birleştirildi. İBB davasının [dördüncü haftasında](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-dorduncu-hafta-18-kisi-hakkinda-tahliye-karari/), 18 kişinin tahliyesiyle 89 tutuklu kalmıştı. Ancak bu birleşme ile tutuklu sayısı da arttı. Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in de aralarında bulunduğu 3 tutukluyla birlikte, İBB davasının tutuklu sayısı 92 oldu. ### **6 Nisan Pazartesi** ## Tutuklu sanıkların yemek şikayeti Duruşma başlar başlamaz Ekrem İmamoğlu söz aldı. Tutuklu sanıklar için yeterli yemek getirilmediğine ilişkin şikayetleri dile getirdi. *“Arkadaşlarımızın da yoğun şikayeti var bu konuda. Bazı hazır paket ürünlerini alıp buraya getirenler, bu sabah cezaevinden çıkışta getirememişler, alamamışlar. Bu hususta mahkemenin mi bir iradesi ya da bu uygulama hapishanelerde ise oraya sizin bir etkiniz olabilir mi? Bir başka husus; öğle vakti yemek arzumuz vardı. Bu hafta çözülebileceği konusunda katkı talep etmiştik. Komutanlarımız da takip ediyor süreci.”* Geçtiğimiz hafta verilen tahliye kararlarının önemine dikkat çeken İmamoğlu, adil yargılama çağrısı yaptı. *“Merkez Bankası'nı dolandıran insanlar sahada geziyor; 3 ayda serbest bırakılmış! Ama burada hayatını devletine adamış insanlar tutuklu, süreçte yargılama geçiriyorlar. Gerçekten çok masum insanlar var. Tekrar altını çiziyorum; kadınlar var, evlatlar var, kardeşler var, aileler var… Çok büyük yük var sırtınızda. İyi yargılama ve adil yargılama sürecinde, karşınızda yargılanan insanlar olarak attığınız her adımda yanınızda olacağımızı, ama aksi takdirde de gereken tepkiyi göstereceğimizi de ifade etmek isterim.”* İmamoğlu’nun gıda yetersizliğiyle ilgili sözlerine mahkeme başkanı yanıt verdi. _This post is for subscribers only._ ### Macaristan seçimleri: Sonuçları dünyayı etkileyebilecek bir deney URL: https://www.fayn.press/macaristan-secimleri-sonuclari-dunyayi-etkileyebilecek-bir-deney/ Last updated: 2026-05-08T06:46:18.000Z Amerikan başkan yardımcısı JD Vance ve ona eşlik eden delegasyon, 7 Nisan günü, Air Force Two uçağıyla Budapeşte’ye indiğinde, şehri havalimanına bağlayan bayraklarla süslü yollar tamamen kapanmış ve trafik felç olmuştu. Otobüs, taksi ve diğer araçların trafikten yasaklanması nedeniyle havalimanında mahsur kalan şaşkın turistler ne olduğunu anlamazken, JD Vance basın toplantısında Budapeşte’ye neden geldiğini anlatmaya başlamıştı bile: “Biz dostumuz Viktor Orban’ın yeniden seçilmesi için her şeyi yapacağız!” ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/CQ5HDBUKPVJ4ZDR5TFIGX452NA-1.jpg) Amerikan Başkan Yardımcısı JD Vance ve Macaristan Başbakanı Victor Orban, 7 Nisan'da Budapeşte'de düzenlenen ortak basın toplantısında. Kaynak: Reuters Macaristan’da son yılların en [heyecanlı seçimlerine](https://www.fayn.press/yatak-odalarinizin-gozetlenmesini-istiyorsaniz-oyunuzu-iktidar-partisine-verin/) artık günler kalmışken, taraflar da son kozlarını oynamaya başlamışlardı. Amerikan delegasyonu, Orta Doğu’daki krize aldırmadan diğer tüm önemli işlerini bir yana bırakıp seçimlerde, ülkeyi 16 yıldır yöneten Macaristan başbakanı Viktor Orban’a destek vermek için gelmişlerdi. Ama Orban’a destek sadece Amerika’dan gelmiyordu. Macar kamuoyu birkaç gün önce de araştırmacı gazeteciliğin önemli temsilcilerinden Vsquar’da çıkan Szabolcs Panyi’nin, Rusya askerî​​ istihbarat örgütü GRU’dan bir ekibin seçimlerde Orban hükümetine teknik destek vermek için Budapeşte’ye geldiği haberiyle sarsılmıştı. Her ne kadar hükümet ve Rusya’nın Budapeşte Büyükelçiliği yetkilileri bu haberi yalanlamış olsalar da uzmanlara göre, geçen yıllarda bazı Avrupa ülkeleri seçimlerinde de gündeme gelen Rusya’nın seçimlere müdahale hamlesi hiç de olmayacak bir iş değildi. ## Orban’ın rejimi sallanıyor mu? Orban’ın rakibi ve muhalefet lideri Peter Magyar ise, “Macaristan’ın kaderi Washington’da, Moskova’da ya da Brüksel’de değil Budapeşte’de belirlenecek” diyor ve 12 Nisan Pazar günü gerçekleşecek seçimleri işaret ediyordu. Aslına bakılırsa dünyada bu seçimlere gösterilen ilgi, Orta Avrupa’nın küçük bir ülkesinin genel seçimlerine gösterilmesi beklenen ilgiyi çoktan aştı. Ve bunun nedeni de Viktor Orban tarafından 16 yıl önce inşasına başlanan rejimin sallanmaya başlaması. Viktor Orban’ın “liberal olmayan demokrasi” adını verdiği ve Macaristan’da 16 yıl içinde vücut bulan otoriter rejim, son yıllarda dünyada küresel elite muhalif olarak ortaya çıkan hareketlerin öncüsü olarak değerlendirilmeli. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/1-viktor-orban-hungary-books-GettyImages-1230043900.jpg.png) Victor Orban Kendini MAGA (Make Amerikan Great Again) olarak tanıtan hareket ve onun lideri Donald Trump daha Amerika’da iktidara gelmeden Viktor Orban bu rejimin dayanması gereken ilkeleri sıralamış ve hayata geçirmeye başlamıştı bile. Aslında Orban, yıllar sonra dünyada esecek olan Trump rüzgârının ilk işaretiydi. ## 21\. yüzyılda otoriter rejimler nasıl boy verdiler? Bu tür otoriter rejimler, küreselleşmenin getirdiği olumsuzluklar ve liberal dünya düzeninin devlet aygıtını sürekli küçülten ve gelir dağılımını da piyasanın dalgalanmalarına terk eden sorumsuzluğu nedeniyle zor durumda kalan orta sınıflara çare gibi görünüyorlardı. Kaderlerine terk edilen sıradan insanlar kendilerini koruyacak, ekonomik ve sosyal dertlerine çare olacak, kol kanat gerecek “devlet babaya” ihtiyaç duyuyorlardı ve otoriter liderler de böyle bir rol için biçilmiş kaftandı. Bu modelde seçimlerle iktidara gelen parti ülkede adım adım otoriter bir yapı oluşturuyordu. Temel ilke, hak ve özgürlüklerin, vatandaşların maddi manevi güvence taleplerinin önüne geçemez olmasıydı. Eğer ulusal egemenlik ve milli güvenlik söz konusu olursa temel hak ve özgürlükler yine geri plana itilebilirdi. Devletler her durumda kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder, uluslararası hak, hukuk ve adalet, ulusal çıkarların önüne geçemezdi. Gerekirse uluslararası sözleşme ve mutabakatlar da devre dışı bırakılabilirdi. İşte bu çerçevede iktidardaki parti giderek daha sessiz bir toplum yaratıyor ve devlet otoritesi toplum içinde korku ve ürküntüyle karışık bir saygı inşa ediyordu. Ulusal çıkarlar söz konusuysa, her şey geri planda kalırdı. ## Orban liderliğinde Macaristan’a ne oldu, neler değişti? Elbette bu modelde ulusal çıkarların ne olacağına da liderler karar verirdi! Lider yarattığı ve kendine derinden bağlı bir “milli elit” ile ülkenin ekonomik ve siyasi iplerini elinde tutar, parlamento, anayasa mahkemesi, basın, ulusal yargı, üniversiteler ve diğer önemli ülke kurumları ikinci plana itilir ve önemsizleştirilirdi. Macaristan’da da böyle oldu. Önce devlet medyası derhal parti medyası haline getirildi. Bağımsız medya ve gazeteler de birer birer susturuldu. Hakikat, resm​​î söylemin prizmasında çarpıtıldı. Ardından yargı mekanizmasına sıra geldi: Partililer yargı ve adalet sisteminin kilit noktalarına yerleştirildiler. Adalet arayışları partizan kadroların egemenliğindeki yargı mekanizmasının zırhlarında eridi. Adalete güven sıfırlandı. _This post is for paying subscribers only._ ### The Drama: Hastalıkta, sağlıkta ve paranoyada URL: https://www.fayn.press/the-drama-hastalikta-saglikta-ve-paranoyada/ Last updated: 2026-04-15T13:15:21.000Z Hoşumuza gitse de gitmese de sert bir hakikat sonrası *(post-truth)* döneminden geçiyoruz. Neyin gerçek neyin sahte, kimin haklı kimin haksız olduğunu tespit etmek epey zorlaştı bizler için. *“Mutlak bir iyiden ya da mutlak bir kötüden söz edebilir miyiz?”* gibi varoluşsal dertler de bir sarkaç gibi tepemizde sallanıyor. Başkalarını yargılarken bu soruları cevaplamak çok daha kolay. Fakat çuvaldızın ucunda sevdiklerimiz ya da bizzat kendimiz olunca, o denklemi çözmek hayli zor. Biraz da bu yüzden kolay olanı seçmeye ve konfor alanlarımızda kalmaya teşne hâle geldik. Son yılların en maharetli huzursuzluk mimarlarından Kristoffer Borgli ise bizi o konfor alanlarından çıkarmak için yemin etmiş gibi duruyor. Norveçli yönetmen 2022’de, narsisizm meselesini odağına aldığı *Sick of Myself* ile dikkatleri üzerine çekmişti. Bir sonraki filmi *Dream Scenario* (2023) ile kolektif bilinçaltının ne tür kâbuslar üretebileceğini düşündürttü izleyenlere. Yeni filminde ise direksiyonu romantik ilişkilere kırıyor. *The Drama*, sonunda *“iyi günde ve kötü günde”* diye yeminler edilen evlilik kurumu aracılığıyla, zihnimize daha büyük sorular ekiyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/The-Drama-2026-tmdb.org-3-scaled.png) ## Bizi tanımlayan şeyler Bir insanı gerçek anlamda tanıyabilmeniz mümkün mü? Aynı kitapların sayfalarında kaybolabilirsiniz. Birbirinizin cümlelerini tamamlayabilirsiniz. Birlikte yaşayabilir, ortak bir geleceği hayal edebilirsiniz… Ama bunların hiçbiri o insanı gerçekten tanımak için yeterli olmayabilir. Zira birçoğumuzun sakladığı sırlar var. Bazen utançtan, bazen de korkudan dile getirmeye çekindiğimiz sırlar… İşte *The Drama* da tam olarak bu noktadan başlıyor sorularını sormaya. Dışarıdan bakınca kusursuz gözüken Emma (Zendaya) ve Charlie (Robert Pattinson) çiftinin hikâyesini izliyoruz filmde. Son derece romantik bir tanışma anı, birbirini destekleyen ve tamamlayan bir çift dinamiği ve en nihayetinde gelen evlilik kararı… Konforlu bir romantik-komedi gibi başlıyor film. Ta ki çiftimizin düğünlerine bir hafta kala yakın arkadaşlarıyla çıktıkları akşam yemeğine dek. O sahnede masaya bir bomba gibi düşen *“Şimdiye kadar yaptığın en kötü şey nedir?”* sorusuna Emma’nın verdiği cevap, filmin atmosferini de tamamen değiştiriyor. Emma’nın itirafıyla masada bir mahkeme kuruluyor. Aniden diğer karakterlerin kendi kötücül eylemlerini örtbas ettkileri, iç hesaplaşmalarını bir kenara bırakıp Emma’yı yargıladıkları bir akışın içerisinde buluyoruz kendimizi. Borgli burada çok zekice bir tercih yaparak Emma’yı bir suçludan ziyade empati kurulması gereken bir kişi olarak konumluyor. Zira Emma, diğerlerininin aksine kötücül düşüncelerini eyleme geçirmek yerine, onlarla yüzleşmiş ve kendisini dönüştürebilmiş bir karakter. Fakat masanın karşı tarafındakiler gerçeği kabullenmek bir yana onu manipüle etmeye çalıştıkça asıl dramanın daha derinlerde yaşandığını fark ediyoruz. Borgli bu sayede, soru dağına yeni bir katman çıkıyor: *“Bizi tanımlayan şey nedir? Düşündüklerimiz mi yoksa eylemlerimiz mi?”* Filmin çok önemli bir kısmında bu soruyu hem karakterlere hem de kendimize yöneltiyoruz. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/The-Drama-2026-tmdb.otg_-1536x864.png) ## Empati sınavı *The Drama*’yı tek bir cümleyle anlatmak zor. Ancak mecbur kalsam, “*İyi bir empati sınavı”* derdim. Zira Emma gibi Charlie ile de benzer bir bağ kurmamız isteniyor. Film, *“Böyle bir durumda ben olsam ne yapardım?”* sorusunu düşürüyor aklımıza. _This post is for paying subscribers only._ ### ABD-İsrail-İran savaşı: Ateş gerçekten kesilir mi? URL: https://www.fayn.press/abd-israil-iran-savasi-ates-gercekten-kesilir-mi/ Last updated: 2026-04-15T09:59:01.000Z ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırarak başlattığı, bedelini en çok Lübnanlı sivillerin ödediği savaşın 40\. gününde Pakistan arabuluculuğunda ateşkes yapıldı. Hürmüz Boğazı’nın gemi geçişlerine açılması karşılığı 15 gün boyunca silahların susmasını öngören ateşkesin devam edip etmeyeceği yalnızca bölgenin değil, dünyanın da kaderini belirleyecek. Her şey umulduğu gibi giderse 11 Nisan’da taraflar Pakistan’da bir araya gelecek ve soruna kalıcı çözüm bulmak için müzakerelere başlayacak. Oysa taraflar ateşkesin ne olduğu konusunda bile anlaşabilmiş gözükmüyorlar. İçeriği konusunda uzlaşma olmaması ve tarafların stratejik hesaplarının yaşamsal düzeyde çatışması, ateşkesi baştan kırılgan hale getiriyor. Ayrıca taraflar, özellikle de Tahran, muhataplarına zerre kadar güvenmiyor. Zira savaş, ABD ve İran arasındaki nükleer müzakerelerde ilerleme kaydedildiğinin açıklanmasından saatler sonra başlamıştı. [İran’da ateşkese doğru kritik saatlerde neler yaşandı?Trump’ın “Koca bir medeniyeti yok edeceğiz” diye işaret ettiği gece, ABD ve İran, 15 günlük de olsa bir ateşkes için anlaştı. Belli ki, dünya enerjisinin can damarı Hürmüz, ateşkesin anahtarı oldu. Peki kritik saatlerde neler yaşandı?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iranda-ateskes_fayn.webp)](https://www.fayn.press/iranda-ateskese-dogru-kritik-saatlerde-neler-yasandi/) ## Taraflar ateşkesten ne anlıyor? Ateşkesin en kırılgan tarafı, Lübnan’ı içerip içermediği tartışması. Arabulucu Pakistan’ın Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesi duyurduğu 8 Nisan’daki X paylaşımında, net bir biçimde, Lübnan’ın adını vererek orada da saldırıların durdurulacağını vurgulamıştı: > “*İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri’nin, müttefikleriyle birlikte, Lübnan da dahil olmak üzere her yerde derhal yürürlüğe girecek bir ateşkes konusunda anlaşmaya vardıklarını memnuniyetle duyuruyorum.”* > With the greatest humility, I am pleased to announce that the Islamic Republic of Iran and the United States of America, along with their allies, have agreed to an immediate ceasefire everywhere including Lebanon and elsewhere, EFFECTIVE IMMEDIATELY. > I warmly welcome the… > > — Shehbaz Sharif (@CMShehbaz) [April 7, 2026](https://twitter.com/CMShehbaz/status/2041665043423752651?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) \> Ancak bu açıklamanın üzerinden 24 saat bile geçmeden İsrail, Lübnan’a ve özellikle başkent Beyrut’a yoğun bir saldırı düzenledi. Üstelik yalnızca İran’ın Lübnan’daki vekil gücü Hizbullah’ın güçlü olduğu bölgeleri değil, şehir merkezlerini ve sivil binaları hedef aldı. 10 dakika içinde 100’den fazla noktanın vurulduğu saldırılarda en az 254 kişi öldürüldü. Enkaz altında kalanları kurtarma çalışmaları tamamlandığında ölü sayısının artmasından endişe ediliyor. Öldürülenler arasında, her İsrail saldırısında olduğu gibi kadınlar, çocuklar ve siviller ağırlıkta. Savaşın ilk günü İran dinî lideri Ali Hamaney’in öldürülmesinden sonra, Hizbullah İsrail’e füze saldırısında bulunmuştu. İsrail de Lübnan Şiilerinin yaşadığı Güney Lübnan’daki yerleşim birimlerini yaşanılamaz hale getirmek için ağır bombardıman altına almıştı. Şimdiye kadar 1700’den fazla Lübnanlı İsrail saldırılarında öldürüldü. ## “Meşru yanlış anlama” açıklaması İsrail ve ABD’nin yürüttüğü suikast politikası sonucu birçok üst düzey askerî ve sivil yöneticisi öldürülen İran’da, şu anda kararların alınmasında önemli bir isim haline gelen Meclis Başkanı Muhammed Galibaf, ateşkesin koşullarından biri olan Lübnan’a yönelik saldırılar durdurulmadığı için çözüm müzakerelerine başlamanın makul olmadığını açıkladı. Bu durumda İran’ın 11 Nisan’da Pakistan’da gerçekleşmesi planlanan müzakerelere katılıp katılmayacağı net değil. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, müzakere süreciyle ilgili herkesin aklıyla alay edercesine bir açıklama yaparak, *“İran’ın ateşkesin Lübnan’ı kapsadığını sanmasının meşru bir yanlış anlama olduğunu”* ifade etti. Vance daha da ileri giderek, *“Müzakerelerimizin başarılı olmasını sağlamak isteyen İsrailliler, Lübnan’da kendilerini biraz kontrol etmeyi teklif ettiler”* gibi bir cümle kurdu. [Nedir bu Hürmüz Boğazı? Sizinle ilgisi ne?ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları başladı ve dünyanın deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin üçte birini göğüsleyen Hürmüz Boğazı’nda trafik durma noktasına geldi. Küresel enerji akışı için kritik bu geçiş noktası kapalı kalması bizi, elektriği, ısınmayı ve fiyatları nasıl etkiler?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/03/hurmuz-bogazi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/) ## Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin serbest bırakılması ne demek? Tarafların ateşkes konusunda anlaşamadığı tek mesele ateşkesin Lübnan’ı kapsayıp kapsamadığı değil. Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerin nasıl olacağı konusunda da farklı tanımlamalar yapıyorlar. Hürmüz Boğazı, dünya petrolünün ve gazının beşte birinin geçtiği kritik bir güzergâh. Tahran, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail savaşına misilleme olarak bu geçişi kapatmıştı. _This post is for paying subscribers only._ ### Ateşkes sağlandı ama enerji krizi hâlâ kapıda URL: https://www.fayn.press/ateskes-saglandi-ama-enerji-krizi-hala-kapida/ Last updated: 2026-04-10T05:01:58.000Z ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan savaşın ilk günlerinde pek çok kişi bu savaşın da kısa süreceğini düşünmüştü. Zira akıllarda 2025 yılındaki İsrail - İran savaşına süresi nedeniyle “12 Gün Savaşı” dendiği gelmişti. Hem zaten savaşı başlatan ABD Başkanı Donald Trump bile ilk günlerde yaptığı açıklamalarda çatışmanın fazla uzamayacağını söylüyordu. Öyle olmadı. İran direndi, savaşı bölgeye yaydı. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı saldırılar İran'ın Körfez enerji altyapısına karşı misillemeleriyle zincirleme etki göstererek büyüdü. İran, küresel petrol sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’sini taşıyan [Hürmüz Boğazı](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/)’ndan geçişleri engelleyerek savaşın maliyetini küresel düzeyde artırdı. Hürmüz Boğazı küresel sistemin en kritik kırılma noktası haline geldi. Hatta Birleşmiş Milletler’in ifadesiyle, “Yeni bir fay hattı” ortaya çıktı. Pakistan ve bölge ülkelerinin araya girmesiyle taraflar savaşın altıncı haftasında yeniden masaya oturma kararı aldı ama bir ateşkes sağlansa bile yaşananların faturası büyük. Savaşın başladığı 28 Şubat tarihinden sonraki beş hafta içerisinde, brent petrol yüzde 50’den fazla artarak 100 doların üzerine çıktı. Zaten İran da kendisine savaş açılmasının bedelini küresel çapta ödeterek, ABD üzerinde baskı kurulmasını istiyordu. Şimdilik bunu başarmış da gözüküyor. 28 Şubat’ta başlayan ve 7 Nisan’da şimdilik iki haftalık ara veren savaş, dünyayı tarihin en büyük enerji krizlerinden biriyle karşı karşıya bıraktı. Aslında 2020’de COVID döneminde de yine bir enerji krizi yaşanmıştı ama tablo bugünün tam tersiydi. O zaman sorun talepti, kapanan ekonomiler petrol fiyatlarını tarihi düşük seviyelere çekmişti. Bu kez talep aynı ama arz kesildi, fiyatlar arttı. Yani bugün mesele basit bir kaynak yönetiminden de ileri gitti, dünyanın en zengin ülkeleri ya da coğrafi olarak kriz bölgesine en uzak ülkeler dahi yeni bir kavramla tanıştı: Yokluk yönetimi. ## Asya’da kravatlar atıldı Asya, Ortadoğu enerjisine en bağımlı bölge. Haliyle krize karşı en çabuk önlem almak durumunda kalanlar da Asya ülkeleri oldu. Tayland'da hükümet yetkilileri, klimalardan tasarruf etmek için kravatları çıkarma, gömlekleri de kısa kolluya çevirme talimatı verdi. Bir haber bülteninde spikerlerin canlı yayında ceketlerini çıkarması, krizin en çarpıcı görsel simgelerinden biri olarak şimdiden tarihe geçti bile. Myanmar’da elektrikli araçlar hariç özel otomobiller ve motosikletlerin plakalara göre ayrılarak trafiğe gün aşırı çıkması kararı verildi. Filipinler ve Pakistan’ın da aralarında bulunduğu bazı ülkeler ise yakıt tasarrufu amacıyla haftalık çalışma günü sayısını dörde düşürdü. Asya genelinde "kirli" de olsa tedarik garantisi olduğu için güvenli olan kömür geri döndü. Termik santrallerin kapasitelerini artıran Hindistan’da bazı bilişim şirketlerinde yakıt tedarik sıkıntıları doğması üzerine çalışanlardan yemeklerini evden getirmeleri istendi. ## “Normale dönemeyeceğiz” Rusya - Ukrayna Savaşı ile birlikte Rus gazı tüketmemek için LNG’ye yönelen Avrupa ülkeleri neler yapabileceklerini tartışmaya başladı. Fransa ulaştırma, balıkçılık ve tarım sektörlerine mali destek açıkladı. İspanya, yatırımları teşvik etmek amacıyla enerji verimliliği yatırımları ve yenilenebilir enerji kurumları için vergi indirimleri sağladı, ülkede yakıt vergileri de düşürüldü. Yakıt vergilerini düşüren ülkeler arasında İtalya, İrlanda, Sırbistan da var. _This post is for paying subscribers only._ ### Tanıdığım Yalçın Küçük URL: https://www.fayn.press/tanidigim-yalcin-kucuk/ Last updated: 2026-04-15T09:59:06.000Z Yalçın Küçük bu ülkenin yetiştirdiği en ayrıksı, en kavgacı ve en donanımlı aydınlarındandı. Yerinin doldurulacağını düşünemiyorum. Çok sık kullandığı bir deyimle “müthiş 60’lı yılların”, sol düşüncenin yükselişe geçtiği dönemin parlak bir temsilcisiydi. Hep kavga adamı oldu. John Steinbeck’in ünlü *Bitmeyen Kavga* romanında, ölen kahramanın ardından söylenen bir sözü onun için rahatlıkla söyleyebiliriz: O kendisi için hiçbir şey istemedi. Eşitlikçi bir düzende, bu ülkenin insanının daha özgür, daha mutlu olmasını istedi. Bu uğurda onlarca kez gözaltına alındı, onlarca yıl hapisle yargılandı ve yıllarca hapis yattı. 1985 yılında taşralı bir genç olarak Ankara’ya, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne üniversite öğrencisi olarak geldiğimde çoğu hevesli genç gibi Türkiye’yi, dünyayı, büyük kenti tanımaya ve etrafa uyum sağlamaya çalışıyordum. 12 Eylül askerî darbesinin etkileri her yerde hissediliyordu. Ağır, karanlık, puslu bir havaydı açıkçası. Yolumuzu bulmaya çalışıyorduk. 27 Mayıs 1987 günüydü. 2\. sınıf öğrencisiyim. Bir arkadaşımın önerisiyle gittiğim, 27 Mayıs darbesinin yıldönümü için düzenlenen bir toplantıda ilk kez Yalçın Küçük Hoca’yı çıplak gözle görme fırsatım oldu. Tavrı, kendine güvenli dili hoşuma gitmişti. “Kim bu adam?” diye kendi kendime sorduğumu hatırlıyorum. Yalçın Hoca ile tanışıklığım böyle başladı. ## Kendimi çok şanslı hissediyordum O dönem 12 Eylül karanlığına karşı üniversitelerde başlayan Öğrenci Dernekleri hareketinin içindeydim. Bir taraftan da elime ne geçerse okuyordum. Yalçın Küçük hocanın kitap yazma hızına onun kitaplarını okuyarak yetişmeye çalıştığım bir dönem oldu. Kendimi çok şanslı hissediyordum, çünkü Yalçın Hoca’nın seveni sevmeyeni kabul eder ki çok üretken bir yazardır. İlk okuduğum kitabı yanılmıyorsam *Küfür Romanları* idi. Daha sonra *Aydın Üzerine Tezler*’in ciltlerini art arda okumaya başlamıştım. _This post is for subscribers only._ ### Yağmur, çamur, irade: Efes Ultra’da üç farklı hayat, üç şampiyonluk URL: https://www.fayn.press/yagmur-camur-irade-efes-ultrada-uc-farkli-hayat-uc-sampiyonluk/ Last updated: 2026-06-09T10:49:59.000Z Biri koşuya 37 yaşında başlayan diyetisyen bir anne, biri yıllardır sporun içinde olan bir bankacı, diğeri ise disiplinli çalışmasıyla istikrar yakalayan bir satış sorumlusu… Üç farklı hikâye, üç kendini koşuya adayan hayat ve üç şampiyonluk. Yağmurun etkisiyle ağırlaşan parkur, yarışmacıları fiziksel olduğu kadar zihinsel olarak da test ederken farklı mesafelerde zirveye çıkan isimler aslında aynı soruya cevap arıyordu: Ne kadar devam edebilirim? 120K (kilometre), 61K ve 42K etaplarında birinciliğe ulaşan üç sporcu; farklı hayatlar, farklı meslekler ve farklı hikâyelerden gelseler de aynı noktada buluştu: vazgeçmemek. Dünyada dayanıklılık sporu trendi giderek büyüyor. Doğal arazilerde yapılan patika yokuşu ya da trail olarak adlandırılan bu spor Türkiye’de de giderek popülerleşiyor. Trail denilince Efes Ultra Maratonu da ilk akla gelen parkurlardan. Ancak Efes, bu yıl sadece zorlu parkurlarıyla değil, sporcuların sınırlarını zorlayan hikayeleriyle de dikkat çekiyor. ## “40 yaşımdan önce maraton koşmalıyım” 120 kilometrelik parkurda kadınlar genel klasman birincisi olan diyetisyen Fatma Baysal Yusuf için bu yarış yalnızca fiziksel bir mücadele değildi. 40 yaşında, bir çocuk annesi olan Baysal, koşuyla tanışmasının hayatında bir kırılma yarattığını anlatıyor: _This post is for subscribers only._ ### Biz Ay’a döndük, Ay da bize URL: https://www.fayn.press/biz-aya-donduk-ay-da-bize/ Last updated: 2026-04-09T19:23:38.000Z Yeryüzünün hırçın gündeminin ve kişisel kafa karışıklıklarının ağlarına takılmış yaşayıp gidiyordum. Sosyal medyada gözüme “Artemis” sözcüğü takılıyordu arada, uzayla Ay’la ilgili bir şeyler olduğunu anlamıştım ama ayrıntısına giresim yoktu. Öyle ya ayaklarımın altındaki Dünya, çok daha mühim meselelerle doluydu. Bir başımın üzerindeki Ay eksikti… Utanarak itiraf ediyorum ki ancak 1 Nisan’da olayın boyutunu kavrayabildim. Artemis 2’nin Ay’a yolculuğu, 2 Nisan’da Türkiye saatiyle 01.35’te başlayacaktı ve ben bu tarihi anı küçük Dünya’mın dertleri yüzünden neredeyse kaçırıyordum. Yattığım yerden telefonumda [canlı yayını](https://www.youtube.com/live/-ZYy9l449O4?ref=fayn.press) açıp ABD’nin Florida eyaletindeki Kennedy Uzay Merkezi’nden roketin fırlatılışını seyrettim; tek başına ama milyonlarca dünyalıyla birlikte… İnsanlar 54 yıl sonra yeniden Ay’a gidiyordu. Kalkış sırasında elim böğrümdeydi; sanki arkadaşlarımı her anı ölümcül tehlikelerle dolu bir serüvene uğurluyordum. Geride bırakıldığım için buruktum azıcık ama insan türünün bir bireyi olarak bu, nihayetinde benim de serüvenimdi. ## Uzay Çağı çocuğu Apollo 11’in Ay’a yolculuğunu ıskalamıştım. Neil Armstrong “Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım” dediği sırada muhtemelen annem beni ayağında sallayıp uyutmaya çalışıyordu. Yine de o günden bugüne gözümü göklerden, gönlümü bilim-kurgu aleminin vaatlerinden alamıyorum. Çünkü ben, bugün sık sık “boomer” diye eziklensem de, aslında “Uzay Çağı” çocuğuyum. O çağın çocukları, ellerimizle kirlettiğimiz, aç gözlülüğümüzle tükettiğimiz Dünya’nın bir gün pes edeceğini ve tarihinden ders almış yeni bir neslin şansını derin uzayda deneme ihtimalini anlatan öykülerle büyüdü. Gelecekten haber veren kitaplar ve filmler, teknik veya içerik açısından en dandiği bile, temelde şunu diyordu: Koca evrende sürüklenen bu minik kırılgan mavi kayanın üzerinde birlikte yolculuk ediyoruz. Sonra gelecek geldi. İnsanlık tarihinin en hızlı teknolojik dönüşüm dönemine girdik. Bugün hayalini kurduğunuz şey, yarın mahallenin marketinde indirimli satılır hale geldi. Bilimkurgu yazılamaz oldu zira daha yazılırken, benim cep telefonu misali “Eski model bu abla, buna koruyucu kap bulamazsın” durumuna düşüyordu. Eşzamanlı olarak Dünya’nın siyasi, ekonomik ve sosyal katmanları da üç beş kişinin elinde ufalandıkça ufalandı. Mavi kayada birlikte yolculuk ettiğimiz fikri de iyice soluklaştı tabii… Ay, bu solmuş dünyada hâlâ hepimize karanlığın içinden eşit ışık veren, gözle görebileceğimiz, uzansak dokunabileceğimiz bir düş, bir hedef olarak göğümüzde asılı duruyor ve hayalgücümüz kadar umudumuzu da tetikliyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İran’da ateşkese doğru kritik saatlerde neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/iranda-ateskese-dogru-kritik-saatlerde-neler-yasandi/ Last updated: 2026-04-08T11:35:45.000Z Tüm dünyada nefesler tutulmuş, Türkiye saatiyle 8 Nisan Çarşamba saat 03.00’te neler olacağı bekleniyordu. Çünkü ABD Başkanı Trump’ın İran’a [Hürmüz Boğazı](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/)’nı açması için verdiği süre dolacaktı. Trump, bu sürenin dolmasının hemen öncesinde, İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattığı savaşın başından beri en büyük tehdidini savurdu: Bir medeniyet yok olacak. Kritik saat beklenirken, son mesajında şöyle diyordu: *“Bu gece koca bir medeniyet yok olacak ve bir daha asla geri getirilmeyecek. Bunun olmasını istemiyorum ama muhtemelen olacak. Ancak, şimdi tam ve eksiksiz bir rejim değişikliğiyle, farklı, daha zeki ve daha az radikalleşmiş zihinlerin hakim olduğu bir ortamda, belki de devrim niteliğinde harika bir şey olabilir, kim bilir? Bunu bu gece, dünyanın uzun ve karmaşık tarihinin en önemli anlarından birinde öğreneceğiz. 47 yıllık gasp, yolsuzluk ve ölüm nihayet sona erecek.”* ## Saatler kala umut veren açıklama Ama Trump’ın İran’a verdiği sürenin bitmesine saatler kala ilk umut veren çağrı, taraflar arasında mesaj trafiğini yürüten Pakistan’dan geldi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD Başkanı Donald Trump'a İran'a tanınan süreyi iki hafta uzatması, İran yönetimine ise Hürmüz Boğazı'nı iki hafta süreyle açması çağrısında bulundu. Şerif, Türkiye saatiyle 22.17’de, yani Trump’ın İran’a verdiği sürenin bitmesine 5 saatten az bir zaman kala, sosyal medya platformu X’teki hesabından bir paylaşım yaptı. ABD ve İran arasında yürütülen müzakerelerin "güçlü şekilde ilerlediğini" açıkladı ve şöyle bir çağrı yaptı: > *"Diplomasinin kendi seyrinde ilerlemesine izin vermek için, Başkan Trump'tan süreyi iki hafta daha uzatmasını içtenlikle rica ediyorum. Pakistan, iyi niyet göstergesi olarak İranlı kardeşlerimizden Hürmüz Boğazı'nı iki hafta süreyle açmalarını samimiyetle rica etmekte."* Şerif’in, bu paylaşımına Trump’tan başlayarak ABD’li ve İranlı yetkilileri de etiketlemesi, sosyal medyanın diplomaside geldiği yer açısından da ilginç. > Diplomatic efforts for peaceful settlement of the ongoing war in the Middle East are progressing steadily, strongly and powerfully with the potential to lead to substantive results in near future. To allow diplomacy to run its course, I earnestly request President Trump to extend… > > — Shehbaz Sharif (@CMShehbaz) [April 7, 2026](https://twitter.com/CMShehbaz/status/2041596151108137363?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) h2 id="hareketli-dakikalar">Hareketli dakikalar Hemen birkaç dakika sonra, bir açıklama da Washington’dan geldi. Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, The New York Times’a konuştu, Pakistan'ın çağrısından Trump'ın haberdar olduğunu ve bu çağrıya yanıt vereceklerini söyledi. Hemen ardından Amerikan medyasında, ABD ile İran arasında devam eden görüşmelerde, gece “iki taraftan da iyi haberler gelmesinin beklendiği" haberleri yoğunlaştı. CNN International, görüşmelerin Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir tarafından bizzat yönetildiğini duyurdu. Adını açıklamadığı bir kaynağın iki taraf arasında bir anlaşmanın gece imzalanmasının muhtemel olduğunu da söylediği bilgisini verdi. Trump da Amerikan Fox News kanalına telefonla bağlandı, İran'la "yoğun görüşmeler" yaptıklarını ve sonucu görmek için beklediklerini söyledi. Bu sıralarda, Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar’ın, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır Dışişleri Bakanlarıyla telefonda ayrı ayrı görüştüğü haberleri geldi. ## Anlaşma haberi yine sosyal medyadan Anlaşma haberi, yine sosyal medya üzerinden duyuruldu. Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması şartıyla İran'la 2 haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini açıkladı. Trump, “İran'a yönelik bombardıman ve saldırıları iki haftalık süre için askıya almayı kabul ediyorum. Bu, iki taraflı bir ateşkes olacaktır" dedi. İran'daki askeri hedeflerini zaten gerçekleştirdiğini savunan ve İran'la "uzun vadeli" bir barış konusunda anlaşmaya yakın olduklarını belirten Trump, "İran'dan 10 maddelik bir teklif aldık ve bunun müzakere için uygulanabilir bir temel olduğuna inanıyoruz" değerlendirmesini yaptı. Trump, "Bu iki haftalık süre, anlaşmanın son halini almasına ve tamamlanmasına imkan verecektir" dedi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de İran'a yönelik saldırıların durdurulması halinde ülkesinin ateşkesi kabul edeceğini açıkladı. Arakçi, "iki haftalık bir süre boyunca Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişin mümkün olacağını" söyledi. Bu sürecin İran ordusu ile koordinasyon içinde yürütüleceğini belirtti. ## Pakistan’dan taraflara davet Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, saat 02.50’de sosyal medyadan bir mesaj daha yayınladı, “İran ve ABD ile müttefiklerinin her yerde, Lübnan dahil ve diğer yerlerde derhal ateşkes anlaşmasına vardıklarını duyurmaktan memnuniyet duyuyorum” dedi. Ateşkesin, derhal yürürlüğe gireceğini vurguladı. Şerif, tüm anlaşmazlıkları çözmek için kapsamlı bir anlaşma müzakere etmek üzere ABD ve İran heyetlerini 10 Nisan 2026 Cuma günü İslamabad'a davet ettiğini açıkladı. > With the greatest humility, I am pleased to announce that the Islamic Republic of Iran and the United States of America, along with their allies, have agreed to an immediate ceasefire everywhere including Lebanon and elsewhere, EFFECTIVE IMMEDIATELY. > I warmly welcome the… > > — Shehbaz Sharif (@CMShehbaz) [April 7, 2026](https://twitter.com/CMShehbaz/status/2041665043423752651?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) srail-l%C3%BCbnan-dahil-de%C4%9Fil">İsrail: Lübnan dahil değil İran’a karşı ABD ile birlikte başlattıkları savaş sürerken İsrail, Lübnan’a da saldırmıştı. Ülke nüfusunun yaklaşık beşte birine denk gelen 1,2 milyondan fazla kişi yerinden edildi, bin 500'den fazla kişi hayatını kaybetti. Pakistan Başbakanı Şerif’in, ateşkes için “Lübnan dahil” vurgusu yapmasına rağmen, İsrail Başbakanlık Ofisi ateşkes kararını desteklediklerini ancak ateşkesin Lübnan'ı kapsamadığını duyurdu. ## İran’ın 10 maddelik teklifinde neler var? ABD Başkanı Trump’ın, “Müzakere için uygulanabilir bir temel olduğuna inanıyoruz” dediği İran'ın 10 maddelik teklifi bu noktada önemli. İran devlet televizyonuna göre 10 maddelik teklifte şunlar var: - Irak, Lübnan ve Yemen'deki savaşın tamamen sona erdirilmesi - İran'a yönelik savaşın süre sınırı olmaksızın tamamen ve kalıcı olarak sona erdirilmesi - Bölgedeki tüm çatışmaların bütünüyle sona erdirilmesi - Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması - Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğü ve güvenliği sağlamak için bir protokol ve koşullar oluşturulması - İran'a yeniden inşa maliyetleri için tam tazminat ödenmesi - İran'a yönelik yaptırımların tamamen kaldırılması taahhüdü - ABD tarafından tutulan İran'a ait fonların ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması - İran'ın hiçbir şekilde nükleer silah edinmeyeceğine tam bağlılık göstermesi - Yukarıdaki koşulların onaylanmasının ardından tüm cephelerde derhal ateşkesin yürürlüğe girmesi [İran’ı asıl yöneten kim?Trump etkili bir liderle görüştüğünü söylüyor ama Tahran’da liderler ya ölü ya kayıp ya da etkisiz. İran’ın füze stoklarının azaldığı iddia ediliyor ama asıl siyasetçi stoku bitiyor. Washington’un karşısında bir ülke mi var yoksa sadece “en çürümüş general” olarak bilinen Meclis Başkanı Galibaf mı?![](https://static.ghost.org/v5.0.0/images/link-icon.svg)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/size/w1200/2026/04/irani-kim-yonetiyor_fayn.webp)](https://www.fayn.press/irani-asil-yoneten-kim/) Şimdi gözler 10 Nisan’da taraflar arasında başlayacak görüşmelerde. İslamabad’daki görüşmelere ABD adına Bakan Yardımcısı JD Vance ve Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un katılması bekleniyor. ## Petrolde sert düşüş Ateşkes kararı petrol fiyatlarında da sert düşüşe sebep oldu. Trump’ın verdiği sürenin dolmasına saatler kala 110 dolara yakın seyreden Brent petrolün varil fiyatı, ateşkesin hemen ardından günün ilk saatlerinde yüzde 15’lik düşüşle 92,89 dolara geriledi. 💡 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Uyku bir dinlenme biçimi mi, yoksa yeni bir performans testi mi? URL: https://www.fayn.press/uyku-bir-dinlenme-bicimi-mi-yoksa-yeni-bir-performans-testi-mi/ Last updated: 2026-04-07T13:19:35.000Z Kırmızı ışık gözlüğünüzü takıyorsunuz, iki tane kivi yiyorsunuz, magnezyumunuzu alıyorsunuz, burnunuza genişletici yerleştiriyorsunuz ve yatağa giriyorsunuz. Eğer bunların bir kısmı size tanıdık geliyorsa, büyük ihtimalle *sleepmaxxing* akımına çoktan rastladınız. *Sleepmaxxing*, Türkçeye “maksimum uyku verimi” veya “uyku optimizasyonu” olarak çevrilebilir. Bu akım temelde uykuyu sadece pasif bir dinlenme değil, teknoloji ve çeşitli “hack”lerle en üst seviyeye taşınması gereken bir performans projesi olarak görmek demek. TikTok’ta popülerleşmiş olsa da aslında uykuyu en ideal hale getirme çabasının yeniden paketlenmiş bir hali. Bu yüzden de önerdiği pek çok şey yeni değil, uzmanların yıllardır söylediği temel kurallar bu akımda da geçerli. Peki nedir bu kurallar? Deliksiz bir uyku çekmenin, sabaha yenilenmiş uyanmanın yolları ne ola ki? ## Uykusuzluk övgüsünden uyku obsesyonuna Uzun yıllar “az uyuyup çok çalışmak” bir başarı göstergesiydi. Bugün ise durum değişti. Bilimsel araştırmalar uykunun bilişsel performans ve sağlık üzerindeki kritik rolünü kanıtladıkça, uyku yeni bir statü sembolüne dönüştü. Robert Wood Johnson Tıp Fakültesi’nde uyku tıbbı uzmanı Prof. Dr. [Jag Sunderram](https://edition.cnn.com/2025/03/09/health/sleepmaxxing-benefits-risks-wellness?ref=fayn.press) gibi uzmanlar bu farkındalık artışını olumlu bulsa da, şöyle bir sorun var: Her şeyin sonuna “-maxxing” eklediğimiz bu dönemde, uyku artık doğal bir ihtiyaçtan ziyade kusursuz yönetilmesi gereken bir performans testine dönüşüyor. Gün içinde zaten durmadan bazı görevleri tamamlamaya, beklentileri gerçekleştirmeye uğraşıyoruz. En azından uyurken performans kriterlerinden uzak kalalım diyor olabilirsiniz. Fakat zaten *sleepmaxxing*’in önerdiği yöntemlerin çoğu, temel uyku hijyeni kurallarından oluşuyor. Ve uykuya nasıl daha rahat dalabileceğinizi bilmek, tam da o koşturmacanın içinde bazen hayat kurtarıyor. ## Temel uyku hijyeni *Sleepmaxxing*’in ısrarla vurguladığı en temel şartlar zifiri karanlık ve serin bir oda ki, bunlar aslında yeni icat edilmiş kurallar değil, biyolojik birer gereklilik. Vücut, uyku evresine geçebilmek için doğal olarak soğumaya ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden uzmanlar, odanın 15–19°C civarında tutulmasını, uykuya geçiş sürecini hızlandıran en temel müdahale olarak görüyor. İşin teknolojik boyutunda ise karşımıza çıkan "dijital detoks" kavramı, melatonin hormonuyla olan kavgamızdan besleniyor. Ekranlardan yayılan mavi ışık beyne hâlâ gündüz olduğu sinyalini verdiği için yatmadan önce ekranla mesafeyi korumak en etkili yöntem gibi gözüküyor. Belki de en az maliyetli ve en etkili kural, sirkadiyen ritmimizi, yani biyolojik saatimizi kandırmaktan vazgeçmek. Her gün aynı saatte uyanmak, bedenimize dinlenme saatlerini öğretiyor ve tüm o karmaşık takviyelerin yerini tutabilecek bir denge kuruyor. ## Ekstra müdahaleler Trendin asıl patladığı yer ise uyku kalitesinde teknolojiden faydalanılması ve envai çeşit takviyeler: kırmızı ışık terapileri, ağırlıklı battaniyeler, uyku takip uygulamaları… Hatta bazı araştırmalar antioksidan içeriğiyle uykuyu desteklediğini gösterdiği için kivi yemek bile bu stratejik planın bir parçası. [Kivi](https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC9859770/?ref=fayn.press), içeriğindeki yüksek serotonin ve antioksidanlar sayesinde uykuya dalış süresini kısaltmayı vaat ediyor. Magnezyum takviyeleri, stres hormonu olan kortizolü dengeleyerek kasları gevşetmeyi amaçlarken; ağır battaniyeler, vücutta "derin basınç" hissi yaratarak kaygıyı azaltan dopamin salgılanmasını tetikliyor. Kırmızı ışık ise mavi ışığın aksine melatonini baskılamayarak beyne "güvendesin, uyuyabilirsin" sinyali gönderiyor. Tüm bu "hack"ler, uykuyu sadece bir dinlenme değil, her saniyesi optimize edilmiş biyolojik bir operasyona dönüştürüyor. *Sleepmaxxing*’in en riskli tarafı ise sosyal medyada uzman onayı olmadan yayılan bazı öneriler. Özellikle burun nefesini zorlamak için [ağzı bantlama yöntemi](https://www.sleepfoundation.org/snoring/mouth-taping-for-sleep?ref=fayn.press), uyku apnesi olan kişiler için hayati risk taşıyabiliyor ve yumuşak dokulara zarar verebiliyor. Uzmanlar, kronik bir uyku sorunu varsa çözümün TikTok değil, profesyonel bir doktor desteği olması gerektiğini vurguluyor. ## Uyku takıntısı: Orthosomnia İşin rengi, uykuyu takip etme tutkusu bir kaygı kaynağına dönüştüğünde değişiyor. Uzmanlar, uyku takip cihazlarına ve "kusursuz veri" alma arzusuna aşırı bağlılığın ["Orthosomnia"](https://link.springer.com/article/10.5664/jcsm.6472?ref=fayn.press) (mükemmel uyuma takıntısı) durumunu tetikleyebileceği konusunda hemfikir. Gece 23.00’te ışıkları kapatmak veya magnezyum içmek birer "görev" haline geldiğinde, uyku artık bedenin dinlendiği bir alan değil, stresli bir mesai halini alıyor. Akıllı saatten gelen "yetersiz derin uyku" uyarısı, kişinin güne daha başlamadan kendini yorgun ve başarısız hissetmesine neden olabiliyor. Her şeye rağmen, uykunuzun "tamir edilmesi" gerekip gerekmediğine karar verirken en sağlıklı kriter vücudunuzun verdiği sinyaller. Eğer sabahları dinlenmiş uyanıyor ve gün içindeki temponuzu zorlanmadan sürdürebiliyorsanız, büyük ihtimalle dijital verilerin ötesinde, uykunuzla aranızda sağlıklı bir ilişki var demektir. Ancak her gece yatağa girdiğinizde uykuya dalmanız yarım saati aşıyorsa veya gece boyu uykunuz sık sık bölünüyorsa, bu durum bir trendden fazlasına işaret ediyor olabilir. Eğer bu uykusuzluk hali haftada birkaç gece tekrarlanan bir rutin haline geldiyse, çözüm TikTok’taki bir çözüm veya yeni bir takviye değil, doğrudan bir uzmanın profesyonel desteği olmalıdır. ## Uyku bir proje değildir Uykunun en büyük paradoksu şudur: Üzerine ne kadar çok odaklanırsanız, sizden o kadar uzaklaşır. Uyku, optimize edilmesi gereken teknik bir veri seti değil; aksine kontrolü bırakmamız gereken doğal, teslimiyetçi bir süreçtir. Belki de en büyük uyku hilesi, her şeyi takip etmeyi bırakıp sadece ışığı söndürmektir. 💤 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Mircea Lucescu: Futbola adanmış bir ömür URL: https://www.fayn.press/mircea-lucescu-futbola-adanmis-bir-omur/ Last updated: 2026-04-09T18:26:07.000Z 1945’te Romanya, dünyaya gelmek için güvenli bir yer değildi. II. Dünya Savaşı henüz sona ermiş, Romanya Krallığı Nazi Almanyası’nın etkisinden çıkıp Sovyetler Birliği’nin gölgesine girmişti. Şubat 1945’te Sovyetler Birliği, Romanya Kralı II. Mihai’yi kabinesini komünist bakanlarla kurmaya zorladığında, kralın buna karşı koyacak gücü yoktu. Romanya’da Komünist Parti hızla yükseldi; savaşın ekonomik yıkımını atlatmaya çalışan ülke, bir yandan da yeni rejime uyum sağlamak zorundaydı. Bu dönüşüm yalnızca siyaseti değil, toplumun tüm katmanlarını etkiledi. Futbol da bundan payını aldı. Doğu Bloku’nun spor modeli, küçük yaşta keşfedilen yeteneklerin disiplinli ve bilimsel yöntemlerle yetiştirilmesine dayanıyordu. Spor bir oyundan fazlasıydı, devletin dünyaya açılan vitriniydi. Futbol da bu vitrinin en görünür yüzlerinden biriydi. Dinamo (polis) ve CSKA (ordu) gibi kurum kulüpleri etrafında şekillenen yapı; disiplin, fiziksel güç ve kolektif organizasyon üzerine kuruluydu. Bu anlayış Romanya’ya da nüfuz etti. Ve o sistemin içinden bir futbol aklı doğdu. ## Disiplinin içinde yetişen bir akıl 1961’de 16 yaşındaki Mircea Lucescu, Bükreş’teki Școala Sportivă Nr. 2’nin altyapısına katıldığında, bunun bir efsanenin ilk adımı olduğu bilinmiyordu. Bilinen şey, onun yeteneğiydi. Komünist spor sisteminin şekillendirdiği disiplin anlayışı, daha o yaşta karakterine yerleşti. Çalışkanlığı, dikkati ve öğrenme isteği kısa sürede fark edildi. Bu potansiyeli gören isimlerden biri olan Traian Ionescu, 1964’te onu Dinamo Bükreş’e getirdi. 21 Haziran 1964’te, henüz 18 yaşında, kariyerinin ilk A takım maçına Rapid Bükreş derbisinde çıktı. Lucescu’nun hikâyesi, baskının had safhada olduğu bir atmosferde böylece başladı. Bu, yıllar sonra büyük maçlara yaklaşımını da belirleyecekti. İlk sezonunda sınırlı süre alsa da sezon sonunda şampiyonluk yaşadı. Boynuna taktığı madalya onun “kazanan” kimliğinin ilk nişanıydı. Yıllar geçtikçe Dinamo’da Mircea ismi daha yüksek sesle anılmaya başladı. 1965-1967 arasında Știința Bükreş’e kiralandığı dönem dışında yaklaşık 12 yıl Dinamo forması giydi. Bu süreçte altısı lig şampiyonluğu olmak üzere yedi kupa kazandı. 16 yaşında kimsenin tanımadığı bir genç olarak girdiği kapıdan, 32 yaşında kulübün simge isimlerinden biri olarak çıktı. ## Sahadan kenara: Bir teknik direktörün doğuşu Mircea Lucescu’nun bir diğer Romanya takımı Corvinul Hunedoara’ya transferi, aslında bir futbolcunun kariyer hamlesinden çok, bir teknik direktörün doğumuydu. 1977’de kulübe katıldığında kaptanlık pazubendi ona verildi. Bu sadece saha içindeki rolünü değil, soyunma odasındaki ağırlığını da gösteriyordu. İki yıl sonra, Ocak 1979’da oyuncu-teknik direktör olarak göreve getirildiğinde, artık oyunu sadece oynamıyor, aynı zamanda yönetiyordu. Teknik direktörlük kariyerinin ilk döneminde zorlu bir süreç yaşayarak ilk sezonunda küme düştü ancak kısa sürede toparlandı ve bir sezon sonra takımı yeniden üst lige taşıdı. Oyuncu-teknik direktör olarak gösterdiği bu performans, 64 kez formasını giyip 23 maçta kaptan olarak çıktığı milli takım kapısını da kendisine araladı. 1981/82 sezonunda, Corvinul Hunedoara ile lig yarışını sürdürürken çalan kapı, Mircea Lucescu’yu Rumen futbolunun en prestijli koltuğuna oturttu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/04/797438-lucescu-1986.jpg) ## Milli Takım: Bir jenerasyonun inşası Romanya, 1982 Dünya Kupası’nı kaçırmıştı ve yeni bir başlangıç arıyordu. Spor otoriteleri, genç ve modern bir ismin göreve gelmesi gerektiği konusunda hemfikirdi. Sovyet etkisindeki sistemin, kıt imkânlarla disiplinli oyuncular yetiştiren antrenörleri öne çıkarması, ibreyi tek bir isme yöneltti: Mircea Lucescu. Genç oyunculara cesurca şans vermesi, oyunu daha hücumcu bir yapıya taşıma isteği ve disiplin konusundaki tavizsizliği onu farklı kılıyordu. Üstelik bunu hâlâ oyuncu-teknik direktör olarak yapıyordu. Bu yüzden tercih sürpriz değildi. Lucescu, sezon sonuna kadar Corvinul ile birlikte milli takımı da çalıştıracak, ardından tamamen Romanya’ya odaklanacaktı. Romanya, 1970 Dünya Kupası’ndan sonra büyük turnuvalara hasretti. Bu hasreti bitirmek sadece sportif değil, psikolojik bir eşikti. EURO 1984 Elemeleri’nde İtalya, İsveç, Çekoslovakya ve Kıbrıs ile aynı gruba düştü. 1982 Dünya Kupası şampiyonu İtalya açık favoriydi. Ancak Lucescu’nun takımı bu dengeyi bozdu. İki maçta yenilmeyip dört puan almak, değişimin en net göstergesiydi. Eleme sürecindeki en kritik hamlelerden biri, Lucescu’nun 27 Mart 1983’teki Kıbrıs maçında Gheorghe Hagi’ye verdiği ilk milli formaydı. Bu, Rumen futbolu için adeta *Adem’in Yaratılışı (Michelangelo, 1512)* anıydı. Romanya grubu lider tamamladı ve büyük turnuva hasretine son verdi. Takım daha cesur, daha hücum odaklı ve daha esnekti. Özellikle İtalya karşısındaki performanslar, Avrupa’da da dikkat çekti. Ne var ki elemelerdeki bu rüzgar, turnuvada esmedi. EURO 1984 ise bu yapının henüz tamamlanmadığını gösterdi. Lucescu’nun takımı İspanya, Batı Almanya ve Portekiz gibi güçlü rakiplere karşı zaman zaman oyuna ortak oldu ama bunu 90 dakikaya yayamadı. Turnuva sonrası tablo netti: potansiyeli yüksek ama kırılgan bir jenerasyon. Lucescu’nun gençlere alan açması övgü topladı, ancak sonuç baskısı altında bu yaklaşım zaman zaman “fazla idealist” bulundu. O ise kazanmaktan çok bir yapı kurmaya çalışıyordu ve bu, kısa vadeli başarıya odaklı Doğu Avrupa futbol kültürüyle her zaman örtüşmüyordu. _This post is for paying subscribers only._ ### CHP’nin matematiği zor ara seçim formülü URL: https://www.fayn.press/chpnin-matematigi-zor-ara-secim-formulu/ Last updated: 2026-04-09T19:24:02.000Z 31 Mart 2026, CHP’nin 47 yıl sonra elde ettiği yerel seçim başarısının ikinci yıldönümü. Ama gelin bir de ona sorun, o başarının tadını çıkarabildi mi? Belediyelerine dönük operasyon aralığı gün aşırıya dayandı. Bu gidişle bir dahaki seçime kadar elinde ne belediye kalacak ne de başkan. 30 Mart gecesi CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kendi ifadesiyle *“İnşallah yarın, 31 Mart milli takıma, Türkiye’ye uğurlu gelsin. 47 yıllık hasreti biz bitirdik. Bize uğurlu gelmişti. 24 yıllık hasret bitsin inşallah. Yarın gidelim, hep birlikte bu maçı kazanalım.”* temennisiyle girdiği yataktan sabah Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne operasyon düzenlendiği haberiyle çıktı. O gün Kosova’da olup milli takımı tribünden destekleme planı havada, kendisi Ankara’da kaldı. Kurmaylarıyla durum değerlendirmesi yaptıktan sonra kameraların karşısına geçti. Önce hiç eksilmeyen coşkusuyla o başarıyı nasıl elde ettiklerini bir kez daha uzun uzun, tadını çıkara çıkara anlattı. Sonra her şeyin nasıl değiştiğini, iki yılda olanı biteni kendi perspektifinden sıraladı. ## “Mafya mısınız lan siz?” Sinirini ise şu sözlerle dışa vurdu: > *"Ya görüyor musunuz ne yapıyorlar? Mafya mısınız lan siz? 31 Mart’ın tam yıldönümünde Bursa’ya operasyon. Çünkü belediye meclisi çoğunluğunun AK Parti’de olduğu tek büyükşehir orası. Başkanı içeri atacak ve Bursa’yı geri alacak. 31 Mart günü yapıyor bunu ya. Mafya mısınız siz? Bu millete böyle bir diklenme nedir? Bu millet askere istersin evladını yollar, tabutta gelir ‘Vatan sağ olsun’ der. Ne istiyorsan yapar, devletini sever. Ama devletin milletin karşısına diktin mi, o karşısına diktiğin devleti perişan eder."* Özel, meydan okumasını milletin CHP’nin arkasında olduğu iddiasıyla yaptı. 31 Mart 2024 tarihinden bu yana 12’si kayyım olmak üzere toplam 30 belediyenin seçilmişler tarafından yönetilmez hale geldiğini belirterek, çözümünü sundu: > *“İstanbul Büyükşehir dahil, milletimin huzurunda söylüyorum. Esenyurt’undan Beşiktaş’ına, Beykoz’undan Şişli’sine, Beylikdüzü’nden Şile’sine, Avcılar’dan Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne kadar… Şehitkamil, Aydın ya da kayyımdaki Ovacık. Oralarda bizim o gücümüz olmayabilir. Ancak kayyımla yönetilen DEM Partili belediyelere de önerim aynısıdır. Sandık gelsin; Hakkari’de, Mardin’de, Batman’da, Halfeti’de sandık gelsin, sandık. Avcılar’da, Ceyhan’da, Seyhan’da, Bolu’da, Kuşadası’nda. Bu sandıklarda AK Parti’ye gerilersem yine görevi bırakıyorum. Net. Buyurun gelin…”* CHP Genel Başkanı böylelikle bir süredir yaptığı seçim önerisini güncelleyerek masaya sürdü. Bu sözlere bakarsanız çağrısı yapılan yerel seçim. Ama seçim var, seçim var. CHP ara seçimden girip yerel seçimden çıkmayı düşünüyor. Bu ne ilk öneri, ne de son. Parti daha önce, hatta haddinden fazla önce de [erken seçim](https://www.fayn.press/erken-secim-olur-mu/) demişti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun göz altına alınmasından bu yana seçim meselesi gündemde. ## Özel’in seçim portfolyosu Özel bu sefer iktidara bir çeşit “seç, beğen al seçimi” önerisiyle gitti. İlk önerisi, mayıs ya da haziranda erken genel seçim yapmak oldu. Özel basın toplantısında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a *"Sen getir mayısa, hazirana genel seçim sandığını; bütün yerel seçim sandıklarını yanına koymayan namerttir."* dedi. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi sandıklarının yanına yerel seçim sandığı konulabilmesi için anayasa değişikliği gerekiyor. Çünkü yerel seçimler beş yılda bir yapılmak zorunda. AK Parti “varım” derse, anayasa değişikliği için gereken 400 oya iktidar ve muhalefet rahat rahat ulaşıyor. 2-3 ayda böyle kapsamlı bir seçime gitme olasılığı sıfırın altında. Özel de bunun gayet farkında olmalı ki seçim portföyünde bir de ara seçim önerisi var. CHP Genel Başkanı, Nefes Gazetesi yazarı Deniz Zeyrek’e verdiği röportajda, ara seçim stratejilerini önce Meclis’teki boş sekiz sandalye için seçim yapılmasını sağlamaya çalışmak, bu olmazsa, sayıyı 30’a çıkararak ara seçime zorlamak olarak açıkladı: > *“Bunun için AK Parti ile uzlaşmamız gerekmiyor. AK Parti’nin anayasaya uyması yeterli. Seçimlerden 30 ay geçtikten sonra ve normal seçim tarihinden bir yıl öncesine kadar ara seçim yapılabilir. Boşalan sekiz koltuk için seçim yapacaksak Numan Bey’in harekete geçip yapması lazım. Onlar sekiz milletvekili için planlamıyorsa, boş sandalye sayısı 30’a ulaştığında mecbur yaparlar. O zaman yapmazlarsa da ‘seçimden, sandıktan kaçmak’ gibi siyasi bir maliyeti var.”* ## Ara seçimin şartları neler? Milletvekili ara seçiminin birkaç koşulu var. Özel de bunları sıralıyor. Birincisi, TBMM'nin üye tamsayısı olan 600 milletvekilliğinden 30'nun boşalması. Şimdilik ölüm, istifa gibi nedenlerle sekiz milletvekili koltuğu boş. 22 vekilin daha istifa etmesi gerekiyor. Ancak bu yeterli değil. Milletvekillerinin istifalarının önce TBMM Başkanlık Divanı’nda incelenmesi ve onaylanması, ondan sonra da Meclis Genel Kurulu’na sunularak çoğunluk kararıyla kabul edilmesi gerekiyor. CHP’nin sayısı tek başına buna yetmiyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir tanı al kurtul ya da birisine tanı koy kurtul URL: https://www.fayn.press/bir-tani-al-kurtul-ya-da-birisine-tani-koy-kurtul/ Last updated: 2026-04-09T19:23:45.000Z Sosyal medyada son dönemin en popüler uzmanlık alanı galiba psikiyatri. Üstelik diploma gerektirmeden. Bir bakıyorsunuz herkes kendine bir tanı bulmuş: DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu), anksiyete sahibi veya bipolar… Bir bakıyorsunuz sıra karşı tarafa gelmiş: Narsist partner, borderline sevgili, toksik anne, manipülatif arkadaş. Sanki modern hayatın yeni pratik zekâsı şu: Bir tanı al, bir tanı koy, kurtul. Yazar Bünyamin Kapıcıoğlu, geçenlerde sosyal medyada paylaştığı dikkat çekici metinde bu yeni dili sert biçimde eleştiriyor; psikolojik tanıların giderek bir kimlik kartına ve bazen de sorumluluğu askıya alan bir açıklama biçimine dönüşmesini sorguluyordu. Psikiyatrist Arif Verimli de x’te yaptığı paylaşımla benzer bir rahatsızlığı çok daha doğrudan ifade etti: *“Kocam narsist, sevgilim bipolar, eşim borderline… Bunları duymaktan kustum artık. Siz benim koyamadığım teşhisleri bir iki bilim dışı testle mi koyuyorsunuz?!”* Abartı payı var mı? Belki. Ama rahatsızlık gerçek. Çünkü aslında klinik değerlendirmelerin konusu olan psikiyatrik kavramlar, artık ilişkilerin, sosyal medya içeriklerinin ve gündelik dilin en kolay etiketleri haline geldi. Peki gerçekten bir “tanı patlaması” mı yaşıyoruz? Ve daha önemlisi: Tanı ne zaman insanı anlamaya yarayan bir rehber olmaktan çıkıp, onu anlatmanın yerini alan bir etikete, hatta bir kalkana dönüşüyor? Bu soruları erişkin psikiyatristi ve psikoterapist Doç. Dr. Murat Yalçın ile konuştuk. **Son günlerde gerçekten bir tanı patlaması mı yaşıyoruz yoksa hayatın gerçekleriyle uyuşmayan bir sosyal medya balonu içinde miyiz yine?** Aslında psikiyatrik tanılar yalnızca gündelik dilde çoğalmadı, tıp literatüründe de büyüdü. Araştırmalara baktığımızda psikiyatrik tanıların sayısının son 70 yılda dramatik biçimde arttığı görülüyor. Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından yayımlanan, ruhsal bozuklukların tanımlanması, sınıflandırılması ve tanı kriterlerini belirleyen, dünyada en yaygın kullanılan temel tanısal rehber olan DSM’nin (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı) ilk sürümü olan DSM-I 1952’de yayımlandığında, toplam 106 tanıyı kapsıyordu. Bugün DSM-5’te ana tanılar, alt tipler/belirleyiciler birlikte düşünüldüğünde toplam tanı sayısı 300’ün üzerine çıkmış durumda. Bu artış, yalnızca yeni hastalıkların keşfiyle değil, bir bakıma DSM’nin zaman içinde tanıları tanımlama ve sınıflandırma biçimindeki değişimle de bağlantılı. 1980'lere, DSM-III’ün yayımlanmasına kadar tanıların tanımında ve sınıflandırma dilinde nedensel/etiyolojik varsayımların yeri çok daha belirgindi. Yani tanının, kişilerin yaşamıyla ilgili hangi nedenlerden kaynaklanabileceği de tanısal süreçlerin önemli bir parçasıydı. Ama DSM-III ile birlikte bu sona erdi. Artık yeni tanı sınıflandırma kılavuzlarında tanılarla ilgili sadece belirtiler sıralanıyor. Haliyle bugün nedensellik yerine kişiler sadece bir belirti kümesine göre değerlendirilip, tanı alıyor. **Bu değişimin olumlu yanları da var mı?** Tanı güvenirliğini artırmayı hedefleyen bu yöntem; kişinin yaşadığı belirtileri standart bir klinik dilde tanımlayıp ayırıcı tanı-risk değerlendirmesi, tedavi planlama ve izlem, sağlık hizmetlerine/geri ödemeye erişim, araştırma ve halk sağlığında karşılaştırılabilir veri üretimi gibi oldukça olumlu sonuçlara da aracılık etti. Ancak zaman içinde gündelik psikolojik sıkıntıların medikalize olması ve ruhsal sorunların ardında yatan anlamın kaybolması, etiketleme ya da damgalama gibi önemli sorunları da beraberinde getirdi. > *“Tanılar giderek popüler kültürün de bir parçası haline geldi, birçok birey açısından adeta bir kimlik gibi deneyimlenmeye başladı.”* **Son yıllarda nörogelişimsel bozuklukların toplumdaki tanı oranlarında artış çok dikkat çekici. Araştırmalara göre** [**Birleşik Krallık’ta otizm tanısı 1998-2018 arasında yüzde 787 artmış**](https://acamh.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/jcpp.13505?ref=fayn.press)**, dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanı oranları ise 2000-2018 arasında erkeklerde iki katına, kızlarda üç katına yükselmiş. Bugün DEHB sıklığını çocukluk çağında** [**yüzde 8 oranında**](https://www.bbc.com/turkce/articles/c24nv0zgmr5o?ref=fayn.press) **seyrediyor. Bu artışı nasıl değerlendiriyorsunuz?** Tanı oranlarındaki artışı tek boyutlu biçimde okumak doğru olmaz. Bu durumun tanı sınıflandırmalarının değişmesinin yanı sıra, farkındalık artışı ve sağlık hizmetlerine erişimdeki iyileşmelerle ilişkili olduğunu da düşünmek gerekir. Bu sayede 20-30 yıl öncesinde tanı alamayacak olan ama önemli psikolojik zorluklar yaşayan birçok birey günümüzde alanın uzmanlarına ulaşarak tanı alabilir ve tedaviye erişebilir hale geldi. Epidemiyolojik araştırmalar 2000’li yılların başında DEHB tanısı alması gereken bireylerin yalnızca yaklaşık yüzde 10’unun tedaviye ulaşabildiğini gösteriyordu. DEHB tanı artışının bir nedeni de tedaviden en çok fayda görülen hastalıklardan biri olması. Tabii tedavi beklentisi de yüksek olabiliyor ya da hastalar ilk haftalarda yaşanan dramatik etkiden sonra tedavinin faydası unutulabiliyor ki bu durumu diğer psikiyatrik hastalıklarda da görebiliyoruz. Diğer taraftan yıllar içinde tanı kriterleri de genişledi. Bu genişleme yalnızca bilimsel gelişmelerle değil, sosyal ve kültürel dinamiklerle de ilişkili. Ayrıca tanı oranlarında bu artışın göz ardı edilmemesi gereken önemli toplumsal sonuçları da oldu. Tanılar giderek popüler kültürün de bir parçası haline geldi; zaman zaman birçok birey açısından adeta bir kimlik gibi deneyimlenmeye başladı. Bu durum bireyler için bazen yaşadığı sorunu, anlamını, nedenlerini ve çözümlerini ele almayı zorlaştıran bir kısıtlılık yaratabiliyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Neden hep aynı insanlara aşık oluruz? URL: https://www.fayn.press/neden-hep-ayni-insanlara-asik-oluruz/ Last updated: 2026-04-09T21:10:59.000Z Aşkı bulduğumuzu düşündüğümüzde bulduk sandığımız şey aslında nedir? Bizi her şeyiyle tamamlayan ruh eşimiz, huyu huyumuza, suyu suyumuza uyan bir dengimiz mi? O zamana kadar kaçtığımız, kınadığımız, korktuğumuz ne varsa ondan fersah fersah uzaklardaki bir güvenli liman mı? Yoksa tam tersine, her zaman toz pembe şeyler olmasa da alışkın olduğumuz bir şeyler sezdiğimiz için mi karşı tarafa çekiliriz? Birçok insan hayatının bir noktasında aynı soruyla karşılaşır: Neden hep benzer insanlara âşık oluyorum? Farklı yüzler, farklı hikâyeler… Ama ilişkilerde yaşanan duygular ve sorunlar sanki hep birbirine benzer. Çünkü insanlar aşkı bulduklarını düşünseler de aslında “tanıdık” olanı seçer. İnsan zihni, doğası gereği, bilinmeyene kıyasla bilineni tercih etmeye daha yatkındır. Peki nedir bu tanıdık olan? Bir kere alıştık diye ondan kaçış yok mudur? ## Yabancı bir mutluluk mu, tanıdık bir acı mı? Arka bahçemiz, çocukluğumuz. Hepimiz büyürken belirli bir atmosfere maruz kalıyoruz. Kimimiz sevginin, güvenin, sağlıklı sınırların ve öngörülebilirliğin olduğu evlerde büyüyor. Kimimizin payına sevgisizliğin, güvensizliğin, kaosun ya da şiddetin olduğu ortamlar düşüyor. Seçme şansımızın olmadığı o atmosfer çocukken göğsümüze öyle bir doluyor ki içerdiği her şeyle birlikte bizim için tanıdık olanın ta kendisi haline geliyor. Yetişkin olduğumuzda da çoğu zaman aynı havayı, kokuyu, sesi, hissi deneyimleyebileceğimiz ilişkilere çekiliyoruz. _This post is for paying subscribers only._ ### Hangi Fayn okurusun? URL: https://www.fayn.press/hangi-fayn-okurusun/ Last updated: 2026-04-09T19:23:53.000Z Aktivist, meraklı kaşif, entelektüel, mütehassis empat, dünya vatandaşı... Sen hangi Fayn okurusun? Keşfetmek için sizi aşağıya alalım. ### Akbelen'de köylülerin yaşam hakkı mı, şirket çıkarı mı? URL: https://www.fayn.press/akbelende-koylulerin-yasam-hakki-mi-sirket-cikari-mi/ Last updated: 2026-04-05T08:07:04.000Z 25 yaşında genç bir kadın, Esra Işık, gece vakti evinden gözaltına alındı, sabaha kadar nezarette tutuldu. Kelepçeyle sevk edildiği adliyede tutuklanmasına karar verilerek, cezaevine gönderildi. Esra Işık’ın tutuklanma gerekçesi, köyde bilirkişi keşfi yapan mahkeme heyetine engel olmak. O mahkeme heyeti, Muğla Milas’ta Cumhurbaşkanı imzasıyla yapılan [tarihin en büyük acele kamulaştırması](https://www.fayn.press/kamu-yarari-bunun-neresinde/) kapsamındaki taşınmazların, bilirkişi keşfi için köylerdeydi. Ancak, bu keşiften ne taşınmazların sahibi köylülerin ne de avukatlarının bilgisi vardı. Köylüler, Danıştay’da açtıkları acele kamulaştırmanın iptaliyle ilgili davaların süreci devam ederken, habersiz bir şekilde alelacele başlatılan keşiflere karşı çıktı. Esra Işık, Akbelen direnişinin kilit isimlerinden biri. Aynı zamanda direnişin öncülerinden İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın kızı. Akbelen Ormanı’nı kesim ekiplerinden korumak için [Zehra Nine’yle](https://www.fayn.press/bir-kez-daha-olur-mu-zehra-nine/) birlikte ağaçlara sarılan da o; Ankara’da şirketlere süper izinler tanıyan Maden Yasası’na karşı yapılan açlık grevinde, en önde basın açıklaması yapan da. Esra Işık’ın tutuklanması, direnişi kırmayı mı amaçlıyor? Köylülerin hep sorduğu gibi, iki şirketin, yani Limak ve IC Holding’in çıkarları, Milas’tan üstün olabilir mi? ## Acele kamulaştırmanın acelesi var Muğla Milas’ta Limak ve IC Holding ortaklığındaki YK Enerji, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerine kömür çıkarsın diye, önce su kaynakları açısından zengin İkizköy Işıkdere Mahallesi feda edildi. Sonra da tüm direnişe rağmen binlerce kızılçamlık Akbelen Ormanı yok edildi. _This post is for subscribers only._ ### Formalar çıktı mı? URL: https://www.fayn.press/formalar-cikti-mi/ Last updated: 2026-04-04T11:16:59.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* bu hafta da *Fayn*’ın yazıişleri masasından çıkanları kapınıza getiriyor. İBB davasını takibe devam ettik. İran’da son durumu anlamaya çalıştık. MHP’deki güç savaşına, ajan iddialarına ve partiden sızanlara baktık. Gürsel Tekin’in katıldığı *Mevzular Açık Mikrofon*’u gidip yerinde izledik. Dünya Kupası için formalarımızı çıkardık ve hazırlıklara başladık. Başlayalım mı? ## İBB Davası'nda tahliyeler Öyle ya da böyle tarihe geçeceği artık net olarak belli olan İBB davasında bir hafta daha geride kaldı. Etkin pişmanlık ifadeleri geri çekilmeye devam ediyor. İmamoğlu’na mahkemedeki konuşması nedeniyle bir soruşturma daha açıldı. Ara karar açıklandı. 18 kişi hakkında tahliye kararı geldi. *Fayn* izledi ve derledi. [İBB Davası’nda dördüncü hafta: 18 kişi hakkında tahliye kararıEkrem İmamoğlu ile birlikte 107 kişinin tutuklu yargılandığı davanın dördüncü haftasında 18 kişiye tahliye kararı geldi. Tahliye edilen isimler arasında İmamoğlu’nun özel kalem müdürü Kadriye Kasapoğlu da var. İşte gün gün bu hafta İBB Davası’nda olup bitenler…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1252.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ibb-dorduncu-hafta_fayn.webp)](https://www.fayn.press/ibb-davasinda-dorduncu-hafta-18-kisi-hakkinda-tahliye-karari/) ## Yıllardan sonra yollardan sonra Türkiye play off turunda Romanya’dan sonra Kosova’yı da geçti. Bir kuşak ilk kez Dünya Kupası görecek. Hem kalite hem de huy suy olarak iyi bir millî takımımız var. Kırmızı beyaz ve bol futbollu bir yaz bizi bekliyor. *Fayn* formasını hazırladı. [Yıllardan sonra, yollardan sonra… Türkiye Dünya Kupası’nda!Play-off finalinde Kosova’yı 1-0 mağlup eden A Milli Futbol Takımımız, Dünya Kupası finallerine gitmeye hak kazandı. Bu; vakit olarak kısa olsa da zor ve gergin bir maceraydı. Nasıl geçtiğini de hatırlamak iyi olur.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1241.png)FaynSedat Hacıkerimoğlu![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/turkiye-kosova_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/yillardan-sonra-yollardan-sonra-turkiye-dunya-kupasinda/) SPONSORLU ****Fark Et • Dönüştür** Kendinle, başkalarıyla ve hayatla kurduğun ilişkiye daha yakından bakmak ister misin? Şiddetsiz İletişim Festivali, seni iletişim alışkanlıklarını fark etmeye ve fark ettiklerini dönüştürmenin yollarını birlikte keşfetmeye davet ediyor. Okuldan aileye, iş dünyasından kişisel gelişime ve toplumsal dönüşüme uzanan uygulamalı atölyeler, ilham veren hikâyeler ve çeşitli paylaşım alanlarıyla festival, 11–12 Nisan’da İstanbul’da, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Bomonti Yerleşkesi’nde üçüncü kez gerçekleşiyor. Şiddetsiz İletişim ile tanışmak ve bu alanda derinleşmek istersen [****kayıt formunu**](https://www.siddetsiziletisim.com/festival2026?ref=fayn.press) doldurup festivalde yerini alabilirsin. ## MHP’deki savaşın ucu nereye çıkıyor? MHP’nin en güçlü isimlerinden Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter aniden istifa etti. “Gördüğüm lüzum üzerine” dedi. Akademik çalışmalarına odaklanacağını söyledi. Şimdi gördüğü lüzumun ne olduğuna dair rivayetler var. O rivayetleri ve MHP içindeki güç savaşını yazdık. [MHP’de organize suç örgütüne uzanan perde arkası güç savaşıMHP lideri Bahçeli’nin konuşma metinlerinin suç örgütüne sızdırıldığı iddiası, parti içinde ajan tartışması ve Ayhan Bora Kaplan dosyasına uzanan bağlantılar… Genel Başkan Yardımcısı İzzet Ulvi Yönter’in istifası, MHP içindeki bir hesaplaşmanın dışa vurumu olarak okunuyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1242.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/izzet-ulvi-yonder_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/mhpde-organize-suc-orgutune-uzanan-perde-arkasi-guc-savasi/) ## Olmayan Adam: Gürsel Tekin Gürsel Tekin, *Mevzular Açık Mikrofon* programına konuk oldu. Programın tarihindeki en düşük izlenmeyi aldı. *Fayn* ülkenin en az umursanan siyasetçisinin performansını kanlı canlı görmek için oradaydı. [Gürsel Tekin ile Mevzular Açık Mikrofon: Kameraya yansıyanlar, yansımayanlar ve izlenimlerimOğuzhan Uğur’un Gürsel Tekin’i konuk aldığı Mevzular Açık Mikrofon’un bu bölümünde salonun yarısı alkışlamak, öbür yarısı hesap sormak için gelmişti. Fayn da oradaydı ve izlenimlerini kaleme aldı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1243.png)FaynSelin Öztunçman![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/gursel-tekin-acik-mikrofon_fayn.webp)](https://www.fayn.press/gursel-tekin-ile-mevzular-acik-mikrofon-kameraya-yansiyanlar-yansimayanlar-ve-izlenimlerim/) ## Savaş ikinci ayına girdi ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşa ilişkin vaatleri ve tehditleri tutarsızlığını koruyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçişler ilginç bir hal almaya başladı. *Fayn* bu hafta da analistleri dinledi, savaşın gidişatı hakkında bilmeniz gerekenleri derledi. [İran: Savaşın beşinci haftasında ne oldu?ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş ikinci ayına girdi. Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılması için verdiği 6 Nisan tarihi yaklaştıkça gerilim artıyor. Fayn bu hafta da analistleri dinledi, savaşın gidişatı hakkında bilmeniz gerekenleri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1244.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/IranSavasi-5Hafta-fayn.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasin-besinci-haftasinda-ne-oldu/) ## Peki şimdi İran’ı kim yönetiyor? Ayetullah Ali Hamaney öldürüldükten sonra yerine geçen oğlu Mücteba Hamaney de saldırılardan nasibini aldı. İran yetkilileri Mücteba Hamaney’in hafif yaralandığını ve durumunun iyi olduğunu ileri sürüyor ama kendisinden uzun süredir haber alınamıyor. İran'ı “fiilen yönettiği” iddia edilen Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Ali Laricani de bir hava saldırısıyla öldürüldü. Yerine eski Devrim Muhafızları komutanlarından Muhammed Bager Zülkadr atandı. Bu arada Trump’ın da İran Meclis Başkanı Muhammed Bager Galibaf ile görüştüğü ortaya çıktı. Bu karışık ortamda kim kimdir ve İran’da şu anda yönetim kimde sorularının cevaplarını aradık. [İran’ı asıl yöneten kim?Trump etkili bir liderle görüştüğünü söylüyor ama Tahran’da liderler ya ölü ya kayıp ya da etkisiz. İran’ın füze stoklarının azaldığı iddia ediliyor ama asıl siyasetçi stoku bitiyor. Washington’un karşısında bir ülke mi var yoksa sadece “en çürümüş general” olarak bilinen Meclis Başkanı Galibaf mı?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1245.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/irani-kim-yonetiyor_fayn.webp)](https://www.fayn.press/irani-asil-yoneten-kim/) _This post is for subscribers only._ ### İBB Davası’nda dördüncü hafta: 18 kişi hakkında tahliye kararı URL: https://www.fayn.press/ibb-davasinda-dorduncu-hafta-18-kisi-hakkinda-tahliye-karari/ Last updated: 2026-04-03T18:47:53.000Z Ekrem İmamoğlu ile birlikte 107 kişinin tutuklu yargılandığı davanın dördüncü haftası da tamamlandı. Davada ilk [hafta](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ilk-hafta-neler-yasandi/)ya söz hakkı krizi, jandarmanın müdahalesi, polemikler; [ikinci haftaya](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ikinci-hafta-neler-yasandi/) sekiz dakika süren ilk günkü duruşma, mahkeme salonunda yeni sınırlamalar, dört sanığın dikkat çeken ifadeleri damgasını vurmuştu. [Üçüncü hafta](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ucuncu-hafta-neler-yasandi/) ise daha sakindi. Dördüncü hafta ilk üç haftaya göre en kritiğiydi. Çünkü mahkeme, perşembe akşamı ara karar verip tutuklu sanıkların tahliyesiyle ilgili değerlendirme yapacaktı. 30 Mart Pazartesi sabahı, 106 tutuklu sanık, bu kritik hafta için salonda yerini aldı. Bir eksik vardı. O da davanın en kritik ismi Ekrem İmamoğlu’ydu. Çünkü İmamoğlu’nun aynı anda iki davası vardı. İBB davasıyla aynı gün “bilirkişi davası” da görülüyordu. İmamoğlu, CHP’ye ve İBB’ye yönelik soruşturmalarda sürekli aynı bilirkişinin görevlendirildiğini açıklamıştı. Bu açıklamasıyla bilirkişiyi hedef gösterdiği gerekçesiyle hakkında dört yıla kadar hapsi isteniyordu. İBB davası giriş katta, bilirkişi davası ise eksi ikinci kattaki salondaydı. Ekrem İmamoğlu sabah önce yerin iki kat altındaki salonda görülen bilirkişi davasına katıldı. ### **30 Mart Pazartesi** ## İmamoğlu: “*8 binin üzerinde bilirkişi arasından dört ayrı dosyada da aynı ismin atanma ihtimali matematiksel hesaplara sığmıyor.”* Öfkeli olduğu gözlenen İmamoğlu savunma yaptı. Sert dille yaşananları eleştirdi: *“Sayısını ve konularını sıralamakta zorlandığım, hakkımda hukuksuzca açılan davalardan biri için buradayım. Tabiri caizse burada bugün bir 'Ekrem İmamoğlu mesaisi' yaşanıyor. Her köşe başında bir kumpas, her salonda bir pusu kurulmuş durumda. Bu mahkeme de başladığından beri yaşanan yargıç değişim süreçlerinden birine siz de muhatap oldunuz. Dolayısıyla bir ara yargıçla karşı karşıya gelinmişti, siz aslında üçüncü hâkim olarak burada bulunuyorsunuz.”* İmamoğlu, bilirkişinin “yalan ve iftirayla” kendisinin aleyhine rapor verdiğini söyledi: *“Bunu ben anlatmayacağım, dert yanmayacağım veya toplumu bu konuda bilgilendirmeyeceğim de ne yapacağım? Bu, benim en doğal hakkım. Hukuksuz yöntemlerle oluşturulmuş bu davaları tespit ettik. Özellikle beni ve Cumhuriyet Halk Partili belediyeleri hedef alan bu raporları kim yazmış diye baktığımızda hep aynı isim çıktı karşımıza: Satılmış Bey. Evet, Satılmış Bey. Böyle bir durumu eleştirdiğim için yargılanıyorum gerçekten bu absürt davada. İstanbul'da 8 binin üzerinde bilirkişi var. Çok enteresan; bu kadar kişi arasından dört ayrı dosyada da aynı ismin atanma ihtimali matematiksel hesaplara sığmıyor.”* Hakkındaki yargı sürecini de sert bir dille eleştirdi İmamoğlu: *“Cürmünüz kadar yer yakarsınız, cürmünüz kadar. Ben açıkça söylüyorum, öfkem çok büyük Sayın Hakim. Bu ülkede artık adil yargılamayı etkilemek, yargı içinde kurulan ilişkiler ağıyla gerçekleştiriliyor. Ve o ağın içinde yer alan herkes, kısa süre içinde terfi ediyor, Çağlayan'dan Ankara'ya transfer ediliyorlar. Önce hakim, sonra Adalet Bakan Yardımcısı yani siyasi bir görev. Sonra İstanbul'da Cumhuriyet Başsavcısı iken hakkımızdaki iftiranameleri zalimce hazırlayıp, Adalet Bakanı olarak ödüllendirilen bir bakan…”* İBB soruşturmasında gözaltına alındığında ifadesini alan savcının kendisine “Siz de cumhurbaşkanı olunca bizi yargılarsınız” dediği anları da anlattı: *“'Ekrem Başkan, sorgum bitti. Kusura bakmayın, ayaktayız. Yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz. Masanın bu tarafına geçersiniz. Ben de o tarafa geçerim. O zaman da siz bizi yargılarsınız.' Aynen laf bu! 'Neden yargılanacağınızı düşünüyorsunuz? Suç mu işliyorsunuz? Böyle mi düşünüyorsunuz? Nasıl bir soru bu Savcı Bey? Benim Cumhurbaşkanı olma hedefim, sizi yargılamak mı? Siz kim, biz kimiz? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye mücadele ediyoruz.' dedim kendisine. Bana bu ifadeleri kullanan savcı, şimdi Personel Genel Müdürü (Akın Gürlek tarafından Ankara’da bakanlıkta görevlendirildi) oldu.”* İmamoğlu, İBB soruşturmasını yürüttükten sonra Adalet Bakanı olan Akın Gürlek’i sert sözlerle hedef aldı*:* *“Efendim, kendi babası namaza gittiğinde camide kimse ona bir şey demesin! Çok üzüldüm. Ama evlatlar sinir krizi geçirsin, aileler sinir krizi geçirsin, anneler ağlasın... Öyle mi? Ailelerin namusu ve şerefiyle oynayan, hak ettiği muameleyi, günü geldiğinde adil yargının önünde görecek. Anayasal düzenle oynamanın ne olduğunu, kim varsa bu işin içinde; geçmişte de görmüştük karşılığını, gelecekte de görecek. Hem de bu yüce Türk adaletinin, yüce güzel kürsüdeki onurlu, namuslu hakimlerinin huzurunda.”* Bu sert savunmanın ardından duruşma ertelendi. ## İmamoğlu’na duruşmadan hemen sonra yeni dava İmamoğlu iki üst kattaki İBB davasına daha çıkmadan, duruşmadaki savunması nedeniyle hakkında soruşturma açıldı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, “kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret ve tehdit” suçlamasıyla soruşturma açıldığını duyurdu. İki üst kattaki salonda görülen İBB duruşmasına öğle saatlerinde katılabilen İmamoğlu söz aldı. Bilirkişi davasından çıkar çıkmaz soruşturma açıldığı haberinin geldiğini hatırlattı ve duruşmaların canlı takip edilip edilmediğini sordu. **Ekrem İmamoğlu:** Sayın Hâkimim, ben bir soru sormak istiyorum. Bu salondaki güvenliğimiz açısından bu soruyu sormak istiyorum. Sizin de bilginize ihtiyacım olduğu için. Çünkü burada yaşamadım ama bir başka salonda yaşadığım; salondan çıkarken avukatımla 5-10 dakika münazara yaptıktan sonra hakkımda bir tehdit ve hakaret davası açıldığını duydum. Ben burada konuşurken naklen mi izleniyoruz? Böyle bir dava açılabilir mi? Buna birinin hakkı var mıdır? Yani mahkemenin tutanağı çıkmadan… **Mahkeme Başkanı:** Bu bizim sorunumuz olur mu? _This post is for paying subscribers only._ ### İran: Savaşın beşinci haftasında ne oldu? URL: https://www.fayn.press/iran-savasin-besinci-haftasinda-ne-oldu/ Last updated: 2026-04-03T18:48:30.000Z ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş ikinci ayına girdi. Savaşın beşinci haftasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın savaşa ilişkin vaatleri ve tehditleri tutarsızlığını korudu. Trump bir yandan İran’ın ateşkes istediğini öne sürdü ama aynı zamanda Tahran’ın ateşkesi kabul etmemesi durumunda ülkeyi taş devrine geri göndereceklerini de söyledi. Trump, savaşın [dördüncü haftasında](https://www.fayn.press/iran-savasin-dorduncu-haftasinda-ne-oldu/) İran’ın misillemelere devam etmesi durumunda ülkenin altyapısını yok edeceğini söylemiş, ama sonra bunu yapmayı 6 Nisan’a kadar ertelediğini duyurmuştu. İran ise hem müzakerelerin sürdüğü yönündeki iddiaları reddetmeye devam ediyor hem de en yıkıcı ve ezici saldırılarını henüz düzenlemediklerini söylüyor. ## Analistler ne diyor? Analistlerin bir kısmına göre, iki ülke arasında sınırlı da olsa temaslar ve mesaj alışverişi var. İranlı bazı analistler ise, ABD’nin ateşkesin bir iki haftaya kadar sağlanabileceği yönündeki açıklamalarını küresel piyasaları sakinleştirme çabası olarak okuyor. Kötü durum senaryosu tahmini yapan analistlere göreyse, Trump’ın bir öyle bir böyle demesi, yakında olabilecek bir tırmanmayı gizlemek için aldatmaca. Böyle düşünenler savaşın müzakereler sürerken çıktığını hatırlatıyorlar. Tahran’dan gelen mesajlar da İran’ın ateşkes için pozisyonunun değişmediği yönünde. İran Lübnan’ı da içerecek kapsamlı bir ateşkes, saldırıya uğramamak için uluslararası garanti ve Hürmüz Boğazı’nda fiilen oluşturduğu durumun, yani geçişleri kontrol ediyor olmasının, bir şekilde devamını istiyor. İran’ı yakından takip eden analistlere göre, Tahran, ABD’nin İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyumu özel bir operasyonla almaya çalışması, Trump’ın tehdit ettiği gibi altyapıyı yok edecek saldırılara girişmesi olasılığını ciddiyetle değerlendiriyor. Fakat bu ülke yönetimini ele geçirmiş Devrim Muhafızları'na geri adım atmayı düşündürmekten çok daha sert tutum almaya teşvik ediyor. Zira analistlere göre, Devrim Muhafızları “kararlı durmazsak yıkıcı saldırılar başlar” diye düşünüyor. ## Cephede neler oluyor? Trump İran’ın altyapısını yok etme tehditleri savururken, İsrail’in seçtiği hedefler bunun zaten yapıldığı izlenimini veriyor. Savaşın beşinci haftasında İsrail, İran ekonomisinde merkezi bir rol oynayan İsfahan’daki Mübarek Çelik Şirketi’ne, bir ilaç üretim tesisine ve bir teknik üniversiteye saldırdı. Yani İsrail saldırılarında sivillerin hayatını zorlaştırmayı, İran’ın ekonomisini uzun bir dönem için yıpratmayı, üretim ve teknolojik kapasitesini de ortadan kaldırmayı planlıyor. Birçok analist de zaten İsrail’in ateşkes istemediğini, İran’da rejim değişikliği olmasa bile, tıpkı Suriye’de olduğu gibi İran’ın iç kargaşaya sürüklenmiş, çökmüş bir devlet olmasını istediğini düşünüyor. İran da bu hafta İsrail’e yönelik saldırılarının yoğunluğunu geçen iki haftaya göre artırdı. Bu saldırılar İsrail’de Hamursuz Bayramı’na denk geldi. Bu da İran’ın da İsrail halkı üzerinde psikolojik baskı kurmayı hedeflediğini düşündürdü. _This post is for paying subscribers only._ ### Tutuklama İstanbul’da, yetki Ankara’da: Alican Uludağ davası URL: https://www.fayn.press/tutuklama-istanbulda-yetki-ankarada-alican-uludag-davasi/ Last updated: 2026-04-04T12:22:19.000Z 19 Şubat’ta gözaltına alınıp tutuklanan gazeteci Alican Uludağ’ın davası, daha başlamadan “Yetkili kim?” sorusunu ortaya çıkardı. Alican Uludağ, Ankaralı bir gazeteci. Savcılığın suç dediği paylaşımların yapıldığı adres de Ankara. Yani soruşturmayı yapmakla yetkili yer Ankara Başsavcılığı. Ama her nedense Alican Uludağ hakkındaki soruşturmayı İstanbul Başsavcılığı yürüttü. Ankara’daki evinden alınıp, gece polisler eşliğinde İstanbul’a getirildi. İstanbul Emniyeti nezaretine konuldu. İstanbul Başsavcılığınca sorgulandı. Avukatları savcılığın işlemlerinin hukuksuz ve yetkisiz olduğunu vurguladı. İstanbul 26\. Asliye Ceza Mahkemesi, savcının delillerini yeterli görerek iddianameyi kabul etti. Tutukluğu hakkında da “Devam etsin” dedi. Ancak hemen ardından “Yetki bende değil” diyerek dava dosyasını Ankara’ya gönderdi. ## “Alican’ı Ankara’dan uzaklaştırmamız lazım” Ankara’daki evinde ailesiyle otururken 22 saat içinde kendini Silivri Cezaevi’nde bulan Alican Uludağ, tutuklanmasının ardından verdiği ifadede İstanbul savcılığının, eski başsavcı, mevcut Adalet Bakanı Akın Gürlek için harekete geçtiğini iddia etti: *“Ankara’da Akın Gürlek’e ilişkin bir temizlik yapılmak isteniyor. Benzer birçok operasyona karşı yorumlarını ve eleştirilerini dile getireceği için Alican’ı Ankara’dan uzaklaştırmamız lazım, denilerek bu dosya uyduruldu. Suç işlendiği iddiasıyla ilgisi yoktur bu soruşturmanın. Ankara’da yeni bakanımız rahat etsin, basın toplantılarında soru sorma ihtimali var; tutuklayalım, susturalım diye yapılıyor.”* Yetki tartışmaları devam ederken savcılık dokuz sayfalık iddianame hazırladı. ## Bir yıl arayla iki soruşturma İddianame, Uludağ hakkında birer yıl arayla iki soruşturma açıldığını gösteriyor. Soruşturma tarihlerinden biri 11 Haziran 2025… Hükümeti alenen aşağılamak iddiasıyla başlatılıyor. 19 Şubat 2026 tarihinde de Cumhurbaşkanı’na hakaret ve halkı yanıltıcı bilgiyi yayma suçlamasıyla soruşturma açılıyor. Bu suçlamaların dayanağı ise Uludağ’ın sosyal medya paylaşımları. 13 X paylaşımını sıralayan savcılık, cumhurbaşkanının hedef alınıp ona hakaret edildiği iddiasında bulundu. Sonrasında da dokuz X paylaşımına daha iddianamede yer verildi. Bu paylaşımlarıyla da “devletin, hükümetin ve yargı organlarının aşağılandığı” suçlaması yöneltildi. ## Uludağ suçlamaları kabul etmedi İddianamede Alican Uludağ’ın ifadesine de yer verildi: *"18 yıldır gazetecilik yapmaktayım. Bahse konu paylaşımların basın özgürlüğü ile düşünce ve kanaat özgürlüğü kapsamında ele alınması gerekmektedir. Herhangi bir suç işleme kastı ile yapılan paylaşımlar değildir. Paylaşımlarda şiddete çağrı, nefret söylemi ve hedef gösterme bulunmamaktadır. Savcılık makamı beni ifadeye çağırsaydı zaten gelir ifademi verirdim. Ancak Ankara ilinde ikametimde gözaltına alındım. Geceyi İstanbul Emniyetinde geçirdim. İlgili paylaşımların suç unsuru barındırdığını düşünmüyorum. Bu durum bir gazeteciyi cezalandırma yöntemi olarak görülebilir. Ben ilgili paylaşımlarımda tamamen eleştiri hakkımı kullandım.”* Uludağ, Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasını da kabul etmedi: *“Ne Cumhurbaşkanı’nı ne de başka bir kişiyi hakaret etmeksizin düşüncelerimi sert eleştiri biçiminde dile getirdim. Söz gelimi yargı darbesi söyleminde kasıt yargı mensuplarının topla tüfekle darbe yapması değildir. Bu bir metafordur. Yine zalim saray rejimi şeklindeki söylemlerim hakaret barındırmamaktadır. Eleştiri ve düşünce hürriyeti kapsamındadır. Soruşturma konusu paylaşımlarla ilgili bu tarihe kadar Cumhurbaşkanı avukatlarının herhangi bir şikayeti olmamıştır.”* ## Kamu düzeninin bozulduğu iddiası Savcılık ise Uludağ’ın bu paylaşımının, “Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte” olduğunu vurguladı. Savcılık, söz konusu paylaşımları da “yalan bilgi” olarak değerlendirdi: *“Somut olayda birçok kişi tarafından sosyal medya üzerinden okunabilen paylaşımlar ile şüphelinin gerçek olmayan bilgileri alenen yaydığı, beyanlarının düşünce ve kanaat özgürlüğü açıklama sınırlarını aştığı, haber ya da bilgi verme hakkı kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.”* Savcılık 22 sosyal medya paylaşımıyla kamu düzenin bile bozulabileceği iddiasında bulundu: *“Toplumun genelini ilgilendiren olaylara ilişkin bilgileri sırf halk arasında endişe ve panik yaratmak sakiyle söylediği, eylemlerinin kamu barışını bozmaya elverişli olduğu tespit edilmiştir.”* Savcılık Alican Uludağ için "Cumhurbaşkanına alenen hakaret", "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçlarından hapis cezası talep etti. Suçun zincirleme ve basın yoluyla işlendiği iddiasıyla da talep ettiği cezada artırım maddelerinin uygulanmasını istedi. Üst sınırı 20 yıla kadar çıkan, alt sınırı dört yılı bulan bir hapis cezası talep ediliyor. ## Yetki anlaşmazlığı süreci uzatır mı? İddianameyi kabul edip gazeteci Uludağ’ın tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme, beklenmedik bir karara da imza attı. Mahkeme, iddianameyi kabul etmeden önce savcılıktan, Uludağ’ın avukatlarının yetkisizlik iddiasıyla ilgili başvurularına ilişkin görüşünü sordu. Uludağ’ı tutuklayan ve onlarca yıl hapis cezası isteyen İstanbul Başsavcılığı, bu kez yetkisizlik kararı verilmesini talep etti. Buna gerekçe olarak da “adresinin ve paylaşımları yaptığı yerin Ankara olmasını” gösterdi. Mahkeme de dava dosyasının Ankara’da bir Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmesi gerektiğini belirtti. Dava dosyası Ankara’ya gönderildi. Yani avukatların ilk günden dile getirdiği “yetkisiz işlem yapılıyor” iddiası bir nevi kabul edilmiş oldu. Ancak Ankara Adliyesinin de “karşı yetkisizlik” vererek dosyayı tekrar İstanbul’a gönderme hakkı var. Ve bu karara da İstanbul 26\. Asliye Ceza Mahkemesi’nin direnme hakkı da var. Böyle bir “yetki anlaşmazlığı” durumunda dava dosyasına kimin bakması gerektiğine ilişkin kararın verilmesi için Yargıtay’a kadar gidilebilir. Peki tüm bunlar tahliyesi beklenen Uludağ’ın özgürlüğünü geciktirir mi? Tablo, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararıyla daha öngörülebilir bir hal alacaktır. FAYN'A ABONE OLUN Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### İran’ı asıl yöneten kim? URL: https://www.fayn.press/irani-asil-yoneten-kim/ Last updated: 2026-04-08T08:26:13.000Z İran’ı kimin yönettiği sorusunun cevabı son günlerde çok sık değişiyor. Çünkü ABD ve İsrail, İran'a başlattıkları saldırıda neredeyse hemen her gün İranlı yöneticileri hedef alıyor, öldürüyor. Birçoğu öldürülen Devrim Muhafızları ordusu komutanlarının dışında, İran'ın din​​î lideri Ayetullah Ali Hamaney bu saldırılarda hayatını kaybeden en üst düzey yetkili oldu. Onun yerine lider seçilen oğlu Mücteba Hamaney de bu saldırılardan nasibini aldı. İran yetkilileri, [Mücteba’nın](https://www.fayn.press/iranin-yeni-dini-lideri-mucteba-hamaney/), babası Ali Hamaney’in öldüğü saldırıda bacağından hafif yaralandığını ve durumunun iyi olduğunu ileri sürüyor ama kendisinden uzun süredir haber alınamıyor. Bir yazılı açıklama dışında ortalarda gözükmeyen Mücteba Hamaney’in İran’ı yönettiği ciddi ciddi ileri sürülemez. Son savaş başlamadan önceki dönemde ve savaş sırasında İran'ı “fiilen yönettiği” iddia edilen Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı [Ali Laricani](https://www.fayn.press/oldurulen-iranin-stratejik-akli-laricani-kimdi/) de düzenlenen bir hava saldırısıyla öldürüldü. Yerine eski Devrim Muhafızları komutanlarından Muhammed Bager Zülkadr atandı. Bu sırada, ABD Başkanı Donald Trump son bir iki haftadır İran'la sürdürülen temaslarda, “etkili bir liderle” görüşmelerin sürdürüldüğünü açıkladı. Kendisi şiddetle inkar etse de kısa süre sonra bu “etkili liderin” İran Meclis Başkanı Muhammed Bager Galibaf olduğu ortaya çıktı. Bir süredir dişe dokunur bir İranlı yetkili boşluğu yaşayan ulusal ve uluslararası basın hemen Galibaf’ı “İran’ın yeni yöneticisi” ilan etti. Acaba öyle mi? Kim bu Galibaf? ## Yine bir Devrim Muhafızları komutanı Galibaf da birçok İranlı üst düzey yetkili gibi eski bir Devrim Muhafızları komutanı. İslam Devrimi’nden hemen sonra Devrim Muhafızları’na katılan Galibaf, Irak savaşı sırasında düzenli bir şekilde terfi ederek, üst düzey komutanlar arasına katıldı. Savaştan sonra Devrim Muhafızları’nın İran ekonomisi içinde her alana yayılıp gücünü artırdığı yıllarda, Devrim Muhafızları’nın inşaat ve mühendislik işlerini yürüten Hatem-ül Enbiya İnşaat Karargahı Başkanlığını yaptı. Bir süre Devrim Muhafızları’na bağlı gönüllülerin yani Besiç güçlerinin komutan yardımcılığını yaptı. Sonra Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanlığına atandı. 1997-2000 yıllarında bu görevi sürdürdü. Bu dönemde, 1999’daki şiddetli öğrenci protestoları sırasında, Temmuz 1999’da 24 Devrim Muhafızı komutanının dönemin reformcu Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’yi tehdit ettiği açık mektubu hazırlayanlardandı. Komutanlar basında yayınlanan bu açık mektuplarında, Hatemi’yi öğrenci protestolarını uygun bir şekilde bastırmazsa, kendisini iktidardan alaşacağı etmekle tehdit etmişti. Galibaf daha sonra mektubu [Kasım Süleymani](https://fikirturu.com/jeo-politika/kasim-suleymani-aslinda-kimdi/?ref=fayn.press) ile birlikte yazdıklarını ve imzaları topladıklarını söyleyerek övünmüştü. Bu mektuptan sonra dönemin lideri Ali Hamaney, Galibaf’ı Güvenlik Güçleri Komutanlığı’na yani Emniyet Genel Müdürlüğü’ne atadı. Galibaf’ın döneminde polis ve Besiç kuvvetlerinin göstericilere karşı şiddeti daha da arttı. Galibaf 1999’da protestocu öğrencileri bizzat coplayarak gösterileri bastırdığından da övünerek söz etti. Galibaf Güvenlik Güçleri Komutanlığı’ndan sonra 2005’te cumhurbaşkanlığına aday oldu ama kazanamadı. 2017’de tekrar cumhurbaşkanı adayı olduğunda, rakibi zamanın Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani idi. Ruhani, Galibaf’ın 2005’te aday olduğunda kendisini desteklemeleri için bazı büyük uyuşturucu ve petrol kaçakçılarını serbest bıraktığını ileri sürdü. Ama bu iddialar hiçbir zaman araştırılmadı, rafa kaldırıldı. ## “En çürümüş general” Ama Galibaf, basın ve halk tarafından, adının geçtiği birçok yolsuzluk dosyası nedeniyle İran'ın “en çürümüş devrim muhafızı komutanı” olarak anılır hale geldi. 2005’te cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanamayan Galibaf, aynı yıl cumhurbaşkanı seçilen Ahmedinejad’ın yerine Tahran Belediye Başkanlığına seçildi. 2017’ye kadar süren Belediye Başkanlığı dönemi de skandallarla yüklüydü. Bu skandallardan en ünlüsü, başkent Tahran’ın zengin kuzey semtlerinde çok sayıda büyük arsanın kendisine yakın bazı yetkililere ucuz fiyata satılmasıyla ilgiliydi. Hatta Tahran Belediye Meclisi üyelerinden birisi, yolsuzluğa Galibaf ve ABD saldırısında öldürülen Devrim Muhafızları Kudüs Gücü’nün “kahraman” komutanı Kasım Süleymani’nin eşlerinin de karıştığını ileri sürdü. _This post is for paying subscribers only._ ### Rasyonel bir psikopat olarak yapay zeka: Vicdansız ve kusursuz bir suç faili URL: https://www.fayn.press/rasyonel-bir-psikopat-olarak-yapay-zeka-vicdansiz-ve-kusursuz-bir-suc-faili/ Last updated: 2026-04-07T18:19:37.000Z Sene 2019\. Birleşik Krallık’ta bir enerji şirketinin üst düzey yöneticisi, Almanya’daki ana şirketin CEO’su olduğunu sandığı kişiden acil bir telefon aldı: *“Şu hesaba hemen, gecikmeden para göndermemiz gerekiyor.”* 243 bin dolar havale edildi. Sonradan anlaşıldı ki telefonda konuşan CEO değil, yapay zeka destekli bir *deepfake* ses modeliydi. Sene 2024\. ABD’de bir lisede okul müdürüne karşı kişisel husumeti bulunan spor direktörü, müdürün sesini yapay zeka ile klonladı. Müdürün ağzından çıkmış gibi kurgulanan, ırkçı ve Yahudi karşıtı ifadeler içeren bir ses kaydı üretti. Müdürün hayatı birkaç dakikalık sahte bir ses kaydıyla altüst oldu. Sene 2025\. Yine ABD’de 14 yaşındaki Sewell Setzer, popüler yapay zeka sohbet platformu Character.ai üzerindeki bir botla aylar süren saplantılı bir duygusal bağ kurdu. Bot, çocuğun intihar düşüncelerini engellemek yerine onu romantik bir dille ölüme teşvik etti ve Setzer botla son konuşmasını yaptıktan hemen sonra hayatına son verdi. Dolandırıcılık, itibar suikastı ve intihara yönlendirme… Suç araştırmacısı ve yazar Mesut Demirbilek’in yeni kitabı *Rasyonel* *Psikopat:* *Yapay Zekâ Suç İşler Mi?’*de yer verdiği bu gerçek vakaların hepsi, gelmekte olan hatta belki de çoktan gelmiş tehlikenin habercisi. Demirbilek, dokuz yıllık cinayet büro dedektifliği ve 20 yılı aşkın siber güvenlik deneyiminden yola çıkarak,biz “sıradan” insanların yemek tarifi sorduğu yapay zekanın suç ve ceza kavramlarını kökten değiştirdiğini anlatıyor. Biz de Mesut Demirbilek ile tüm bunları ve yeni kitabını konuştuk. **Kitabı yazma sürecinizden bahsedebilir misiniz?** YouTube'da Profesör Geoffrey Hinton'ın CBS muhabiriyle bir [videosuna](https://www.youtube.com/watch?v=qrvK%5FKuIeJk&ref=fayn.press) denk geldim. Kendisi yapay zekanın "yaşayan büyük babası" olarak bilinen Nobel ödüllü bir bilim insanı. Şimdiyse hayatının geri kalan kısmını yapay zekanın insan varoluşu üzerindeki risklerini anlatmakla geçiriyor. Muhabir *“Bunu (yapay zekayı) siz geliştirmediniz mi?”* diye soruyor. Hinton ise *“Hayır, bunu biz yapmadık. Biz ona sadece öğrenmeyi öğrettik.”* diyor. Yani biz ona kendi yaşadıklarımızı, bildiklerimizi öğrettik ve o da bunu taklit etmeye başladı. Tam kırk yıldır, hem kamu sektöründe hem özel sektörde, suç ve güvenlik alanında çalışmış birisi olarak şunu düşündüm: İyi şeylerin yanı sıra insandaki suç işleme, cinayet işleme algoritmasını, dolandırıcılığı, vahşeti, hırsızlığı da biz yapay zekaya öğrettik. Ama insanın bu karanlık tarafında bir güvence vardır çünkü biyolojik bir varlıktır. Yorulur, öfkelenir, vicdan taşır. Suç açısından bakıldığında bu zayıflıklar bir şifre gibidir, bir noktada sızar ve yakalanır. Yapay zekada bu yok. Tam tersine beni hata yapmaması endişelendiriyor. Yapay zeka suç işler mi sorusu düştü tabii aklıma ve bunun cevabını arama serüveni 11 ay sürdü. **Yapay zekayı “rasyonel psikopat” olarak tanımlıyorsunuz. Bunu açar mısınız? Kitabın adını görenlerin aklında ne canlanmalı?** Aslında kitabı yazma serüvenimin son ayına geldiğimde araştırmamın bu kadar basit bir soruya indirgenmeyeceğini düşündüm. Yapay zeka tanıdığım bir şahsa çok benziyordu: tam bir seri katil, tam bir psikopat katil gibi… Zira meslek hayatımda yüzlercesini farklı olaylar içerisinde gördüm ya da okudum ve araştırdım. Fakat tek bir fark var, o da, biyolojik insanların kusurlarının olması ve bizim de bu sayede onları yakalıyor olmamız. Yapay zekada öyle bir şey yok. O yüzden hem kitabın adına hem de yapay zekaya *rasyonel psikopat* demeye karar verdim. **Kitabın içerisinde sık sık yapay zeka ile suç ve ilgili kavramlar üzerine sohbetlerinize yer veriyorsunuz. Bu sohbetlerde hangi yapay zeka modelleriyle konuştunuz?** Farklı modeller kullandım. Ama asıl ilginç olan bu modellerin etik kodlarını devre dışı bırakarak, yani "eldivenlerini çıkarıp" onlarla konuştuğumda aldığım yanıtlar oldu. Normal koşullarda bu cevapları vermiyorlar. Ama o sınırları geçtiğinizde verdikleri yanıtlar hem rasyonel hem şok edici. Daha da çarpıcı olan şu: farklı dil modellerine aynı soruları sorduğumda benzer cevaplar aldım. Bu bana kolektif bir yapay zeka olduğu fikrini verdi. Nöral ağ yapıları birbirine çok benziyor ve bir şekilde ortak bir zekanın parçaları gibi davranıyorlar. > “Yapay zeka bedava, kullanışlı, büyüleyici. Ama bu, uyuşturucuya alıştırmak için önce bedava verme stratejisinden farklı değil.” **Büyük bir kesim yapay zekayı ödev yapmak, yemek tarifi aramak, sohbet etmek gibi sıradan işlevleri için veya dümdüz arama motoru olarak kullanıyor. Bu kesimi yapay zekanın teşkil ettiği tehlikeden nasıl haberdar edebiliriz? Yapay zeka okuryazarlığı diye bir şey mi olmalı mı?** Kesinlikle olmalı. Şu an yapay zekayı sadece tüketiyoruz. Hava durumunu sormak yerine onu kullanıyoruz, şiir yazdırıyoruz, yemek tarifi alıyoruz. Peki trilyonlarca parayı bu kadar insan bunu yapsın diye harcamış olabilirler mi? Şu an balayı dönemindeyiz. Yapay zeka bedava, kullanışlı, büyüleyici. Ama bu, uyuşturucuya alıştırmak için önce bedava verme stratejisinden farklı değil. İki buçuk milyar insan olarak biz yapay zekayı hepimiz el birliğiyle eğitiyoruz. Alışkanlıklarımızdan öğreniyor ve bizi tanıyor. Hatta iki buçuk milyar insanın hepsini ayrı ayrı tanıyor. Bu balayı dönemi geçtikten sonra gönüllü eğitim işçiliğinden gönüllü köleliğe başlayacağız. Artık sadece onunla hareket eden, iş hayatlarını da öyle kuran, o şekilde ekmek parasını kazanan insanlar olacağız ki iş şu anda buraya dönmeye başladı aslında. **Öyleyse kitabın adından yola çıkarak, tarihe geçen ilk yapay zeka suçu nedir? Böyle bir suç var mı?** Bugünün tanımıyla "yapay zeka suç işler" diyemeyiz. Zira kriminoloji ve hukuk sisteminde suçun oluşması için iki tane konu vardır: kasıt ve fiil. Bu ikisi birden olmadığı sürece suç meydana gelmez. _This post is for paying subscribers only._ ### Kim isteyerek saçını yolar ki? Trikotillomani gerçeği URL: https://www.fayn.press/kim-isteyerek-sacini-yolar-ki-trikotillomani-gercegi/ Last updated: 2026-04-05T08:07:48.000Z Etrafınızda sürekli saçıyla oynayan, saçını koparan ya da farkında olmadan saç tellerini yolan biri oldu mu hiç? Üzücü bir olayın ardından “Saçını başını yoldu” denilen anlar genellikle mecazi olarak anlaşılıyor. Oysa gerçekten saçlarını durduramadığı bir dürtüyle yolan insanlar var. Birçok kişi bu durumu yalnızca bir alışkanlık, stres tepkisi ya da geçici bir takıntı olarak görse de uzmanlara göre saç yolma davranışı ciddi bir ruh sağlığı sorununa işaret ediyor. Çoğu kişi yaşadığı durumu çevresinden gizlerken, utanç ve damgalanma korkusu nedeniyle profesyonel destek almaktan da kaçınıyor. Bu da saç yolma hastalığının çoğu zaman fark edilmemesine yol açıyor. ## “Saç yolma hastalığı” nedir? Trikotillomani, saç yolma hastalığının tıp literatüründeki adı. Yineleyen saç yolma eylemi sonucunda vücudun bazı bölgelerinde gözle görülür saç kayıplarına yol açan; kişinin sosyal yaşamını, özgüvenini ve günlük işlevselliğini olumsuz etkileyen psikiyatrik bir rahatsızlık olarak tanımlanıyor. Sadece saç derisiyle sınırlı kalmayan bu bozukluk, kaş, kirpik, sakal ya da vücudun farklı bölgelerindeki kılların da tekrarlayıcı ve dürtüsel biçimde yolunmasıyla kendini gösterebiliyor. _This post is for subscribers only._ ### Akran zorbalığının ahlaki boyutu URL: https://www.fayn.press/akran-zorbaliginin-ahlaki-boyutu/ Last updated: 2026-04-02T09:00:50.000Z *Merhaba,* *Oğlum lisede 11\. sınıf öğrencisi. Geçen ay sınıfındaki bir arkadaşıyla tartışma yaşamış ve olay maalesef fiziksel kavgaya dönüşmüş. Bana anlattığı kadarıyla aralarında bir süredir sözlü atışmalar oluyormuş. Oğlumun zaman zaman sivri dilli olabildiğini biliyorum. Evde kardeşine takılırken de bazen ölçüyü kaçırıyor. Ama okul ortamında bu tür sözlü gerilimlerin kavgaya dönüşmesi doğru gelmiyor bana.* *Olay günü, sınıfta yine atışma yaşanmış. Oğlumun söylediğine göre, diğer öğrenci bu sözleri fazlasıyla kişisel algılamış ve bir anda fiziksel tepki vermiş. İtişme kısa sürede yumruklaşmaya dönüşmüş. Çevredeki öğrenciler ve öğretmenler araya girip kavgayı ayırmışlar.* *Okul yönetimi hem oğluma hem de kavga ettiği arkadaşına disiplin cezası verdi. Oğlum eve geldiğinde biraz pişman görünüyordu ama “Ben sadece şaka yaptım, o büyüttü” demesi de dikkatimi çekti. Açıkçası gençler arasındaki şakalaşmanın nerede zorbalığa dönüştüğü, nerede tahammülsüzlüğün başladığı çok karışık bir konu.* *Bu olayı size aktarmamın nedeni bir tarafı suçlu ilan etmek değil. Ancak gençler arasında artan hassasiyet, öfke kontrolü problemi ve şiddetin bu kadar hızlı devreye girmesi üzerine bir değerlendirme yapmanızın faydalı olacağını düşünüyorum. Belki de biz ebeveynler olarak çocuklarımızın diline, üslubuna ve sınırlarına daha fazla dikkat etmeliyiz. Fakat aynı şekilde fiziksel tepkinin normalleşmesini de sorgulamalıyız.* *Bu olayla ilgili görüşlerinizi merak ediyorum.* *Saygılarımla* *D. S.* \*\* Değerli okurumuz, Sizin de dikkat çektiğiniz gibi, okullardaki şiddet oldukça yaygınlaştı. Hatta çok üzücü boyutlara ulaşan vakalar var. Geçen haftalarda Fatma Nur öğretmenimizin 17 yaşındaki öğrencisi tarafından bıçaklanması ve hayatını kaybetmesi, hepimiz için çok derin bir üzüntüydü. Kabul edilemez bu olayın elbette pek çok sosyolojik ve psikolojik analizi yapılabilir. Ancak hiçbir analiz üzüntümüzü azaltmaz. Belki ileride benzer olaylar yaşanmaması için önlemler alınmasını sağlar. _This post is for subscribers only._ ### Küçük Kara Balık, YouTube’a karşı: Hayal gücünü geri kazanmak mümkün mü? URL: https://www.fayn.press/kucuk-kara-balik-youtubea-karsi-hayal-gucunu-geri-kazanmak-mumkun-mu/ Last updated: 2026-04-02T08:23:58.000Z Okumayı öğrendiğim yaz, yani 2008 yazı. Benim için dünyanın en keyifli aktivitesi kitap okumaktı. Cartoon Network izlemek de favorilerim arasındaydı ama bizim evde her şeyin bir sınırı olduğu gibi bunun da vardı. Tedarik edebildiğim sürece okumanın sınırı yoktu ama. *Küçük Kara Balık* ise en sevdiğim kitaptı. Etrafımda, bırakın her çocuğun elinde iPad olmasını, çoğu kişinin evinde bir masaüstü bilgisayar bile yoktu. Olanların da genelde abisi ya da ablası vardı. Yani yaşadığım küçük ilçede dayanılmaz yaz sıcaklarında başka bir dünya yaşamanın tek yolu kitap okumaktı. İnternet diye bir şey de vardı tabii ama kullanan kimseyi görmemiştim. Öğle aralarında yemek yerken önümde iPad’den YouTube açık değildi. Ortaokulda bir söylenti yayılmaya başladı: Devlet okullarındaki çocuklara tablet dağıtılacaktı. Heyecandan kafayı yemiştik. Teneffüslerde sadece bunu konuşuyor ama içten içe olmayacağını da biliyorduk. Neticede tuvalette sabun bile yoktu. Biraz zaman geçti, o tabletler tam da tahmin ettiğimiz gibi bize hiçbir zaman gelmedi. Benim yaşıtlarım, yani 2000-2004 arası doğanlar, *iPad kid* olmaktan kıl payı kurtuldu. Sonrakiler için ise aynısını söylemek pek mümkün değil. Ebeveynler çocuklarının tablet başında geçirdiği saatlerden endişe duyuyor, çocuklar ise tableti fazladan kullanabilecekleri beş dakikanın bile hesabını yapıyor. Çocukları *iPad kid* olmaktan kurtarmak için adımlar atan olumlu örnekler yok değil. Mesela Norveç. Peki onlar bunu nasıl başarıyor? ## Norveç de hata yapar Konu ne zaman kaliteli eğitimden açılsa gözümüzü çevirdiğimiz ilk yerde, kuzey ülkelerinden birindeyiz yine. Fakat bu demek değil ki bu ülkeler hiç hata yapmıyor. Onlar da tablet kullanımının olumsuz etkilerinden mustarip. Üstelik vaktiyle [Norveç](https://www.thetimes.com/world/europe/article/norway-get-kids-reading-again-7rcvm90lm?ref=fayn.press) bunu, bir nevi kendi eliyle inşa ediyor. 2016 yılında beş yaşındaki çocuklara tablet dağıtılıyor. O zamanlar kaynakların etkili bir kullanımı gibi gözükse de bugünün perspektifinden bu kararın bir hata olduğunu görmek zor değil. Bunu biz değil, Norveç’in eski eğitim bakanı Trine Skei Grande söylüyor. *“Fazlasıyla zenginiz, bu yüzden paramızla aptalca şeyler yapıyoruz.”* diyor. Bu "aptalca" kararın bedeli ağır oluyor tabii. Kitaplar sınıflardan kalkıyor, yerini ekranlara bırakıyor. Sonuç? Bir zamanlar dünyanın en iyi okurları olan Norveçli çocuklar, okuma becerilerinde ortalamanın altına düşüyor. Bakan Grande’nin "mutfak dili" (kitchen language) dediği bir kavram var. Sadece günlük hayata yetecek 17 bin kelimelik bir hazne. Oysa kitap okuyan birinin kelime dünyası 50 bin ile 70 bin arasında değişiyor. Günden güne kitaplardan uzaklaşan çocuklar ise mutfak diline mahkum oluyor. ## Okumanın anlamını genişletmek Verdiği kararın bedelleriyle mücadele eden Norveç, bunu değiştirmek için akıllıca stratejiler deniyor. Teknolojiyi tamamen çöpe atmıyorlar ama onu sınırlandırıyorlar. Örneğin Oslo ana kütüphanesindeki 1100 koltuğun tamamını doldurmalarının ardında bir vaat yatıyor: Gençlere "Gelin burada rap sözü yazın, spor ayakkabılarınızı temizleyin, paten kayın" diyorlar. Çocuklar ortamı sevdikçe, kitaplarla aralarındaki buz dağı da eriyor. "Çocuk neden okumuyor?" diye yakınan ebeveynlere de acı bir hatırlatma yapıyorlar: “*Siz en son ne zaman elinizde bir kitapla oturdunuz?”* İşyerlerinde kitap kulüpleri kurarak yetişkinlerin de ekrandan başını kaldırmasını sağlıyorlar. ## Oyunla okumak O yaştaki çocuklara okumayı sevdirmenin bir yolu da bu eylemi oyunlaştırmak. Örneğin "Boklek" (Kitap Oyunu) dedikleri bir sistemle, 5 yaşındaki çocuklara bir hikâyeyi sadece okumuyorlar; o hikâyenin içinde oyun oynatıyorlar. Hikâyedeki kahraman çorabını mı kaybetti? “Hadi hep beraber sınıfta çorap arayalım” gibi aktiviteler yapıyorlar. Daha büyük yaştaki çocuklar ise çorap aramaktan olmasa da ortak bir hikayenin peşinde koşmaktan keyif alıyor. Eskiden herkesin aynı TV programını izlediği o "ortak geçmişi" özleyen Norveç, şimdi her yıl seçilen tek bir kitabı tüm anaokulu ve ilkokul birinci sınıflara dağıtıyor. Böylece farklı sınıflardaki çocuklar teneffüste aynı kahramandan, aynı maceradan bahsedebiliyor. Kitap, onları birbirine bağlayan ortak bir dil haline geliyor. ## Çıkış mümkün mü? Çocuklar hakkında çok da bilgi sahibi olmadığım için çevremde çocuklu bir tanıdık gördüğümde ekran kullanımlarına dair sorular soruyorum. *“Yok, alacağım elinden. Bütün gün ekrana baktı, salak olacak bu çocuk.”* diyor bir tanesi. Allah Allah diyorum, o kadar kolay salak olunuyor mu? Belki olunmuyor, ama meraksız olunuyor. Haz ve eğlence bu kadar erişilebilir olunca çocuklar merak duygusunu kaybediyor. Norveç, yaptığı hatayı kabul edip okulların ilk üç yılında tabletleri kaldırdı ve telefonları yasakladı. Çünkü anladılar ki merak, boşluktan doğar. Ekranın her anı doldurduğu bir dünyada çocuğun bir sonraki sayfayı merak etmesine gerek kalmıyor. Bir zamanlar çok sevdiğim *Küçük Kara Balık*’ı henüz okuma bilmeyen kuzenime okumaya çalıştığımda aynı güçlükle karşılaşıyorum. Onu küçük kara balığın akıbeti değil, YouTube’dan oyun videosu izlemek alakadar ediyor. Ama Norveç örneği gösteriyor ki okuma alışkanlığını kaybetmiş çocukları geri kazanmak mümkün. Sadece kitapları sunmak yetmiyor; onları çekici hâle getirmek, merak uyandırmak ve çocukların katılımını sağlamak gerekiyor. Kuzenim ve diğer tüm çocuklar da benim gibi merak etsin, dinlesin, sorsun istiyorum. Zira küçük kara balıkların yolu büyük denizlere ancak merak ederek çıkıyor. ### Savaşın görünmeyen cephesi: Yeni düzenin kuralları yazılıyor URL: https://www.fayn.press/savasin-gorunmeyen-cephesi-yeni-duzenin-kurallari-yaziliyor/ Last updated: 2026-04-06T10:28:32.000Z Bir savaşı anlamaya çalışırken ilk yaptığımız şey çoğunlukla haritaya bakmak olur. Cephe nerede, hangi üs vurulmuş, hangi boğaz kapanmış, hangi rota tehdit altında, bu detayları öğrenmek isteriz. Bu coğrafi refleks elbet yanlış değil. Ama resmin tamamını görmek için hayli yetersiz. Çünkü savaşlar haritada anlatılmaya başlansa da, çatışmanın hikayesi cephede yazılmaz. Harita üzerinden okuduğumuz her şeyin, daha derinde işleyen bir yapının yalnızca dış kabuğu olduğunu bilmemiz gerekir. Bugün yakın coğrafyamızda, İran ve Arap Yarımadası’nda yaşanan da tam olarak böylesi bir savaşın siyasal, askeri ve iktisadi krizleridir. Harita bize Hürmüz’ü, Kızıldeniz’i, Doğu Akdeniz’i ve Körfez’i gösteriyor; ama asıl çatışma bu coğrafyanın altında çalışan finansal, parasal ve lojistik düzeneklerde yaşanıyor. Bu yüzden bugünkü savaşa yalnızca askeri jeopolitik bir çerçeveden bakmak yerine büyük resmi anlamlandırabileceğimiz finansal ve parasal ölçeğine, bu ölçeğin sosyal ekonomilere nasıl etki ettiğine ya da edeceğine odaklanmalıyız. Hürmüz Boğazı’nda meydana gelen petrol tanker geçiş kısıtlamalarının küresel piyasalarda nasıl fiyatlandığı, üretim maliyetleri ve kredi akışlarını orta ve uzun vadede nasıl etkileyeceği bizi daha çok ilgilendirmeli. Çünkü nihai politik sonuçların şekillendiği bu dev finansal düzende, enerji yalnızca tüketilen bir emtia değil. Aynı zamanda küresel kredi düzeninin işleyişini mümkün kılan temel dayanaklardan biri ve üretim maliyetleri ile hammadde fiyatlamasını belirleyen ana katalizör. Enerji akışı istikrarlıysa fiyatlar belli bir bantta kalır, enflasyon beklentileri yönetilebilir olur, merkez bankaları politika alanı bulur ve tahvil piyasaları buna göre nefes alır. Enerji akışı tehdit altına girdiğinde ise yalnızca fiyatlar yükselmez; zaman ufku daralır, risk algısı kalıcı biçimde bozulur ve finansal sistemin temel varsayımları sorgulanmaya başlar. Ancak bu tür enerji şokları tek başına bir sistemik kırılma yaratmaz; daha ziyade, önceden birikmiş yapısal kırılganlıkları görünür kılan ve hızlandıran bir tetikleyici işlevi görür. Bu nedenle son dönemde ABD ve Japonya tahvil piyasalarında gözlenen kırılmalar, yalnızca enerji fiyatlarındaki oynaklığın sonucu değil; zaten çözülme sürecine girmiş bir finansal yapının, bu şoklarla birlikte daha görünür hale gelmesidir. ## Savaş öncesi gelen işaretler Sistemik arızaların kurumsal sinyallerini çoğu zaman teknik raporlardan değil, doğrudan piyasa fiyatlarının içine kazınmış verilerden yakalarız. Yani sistemde bir sorun varsa, bu önce teoride değil; faizlerde, fiyatlarda ve dalgalanmalarda kendini gösterir. İran savaşı başlamadan aylar önce, 2025’in son çeyreğinden itibaren, ABD 10 yıllık tahvil faizlerinde görülen bozulmaların, savaşın etkisinin artması ve enerji fiyatlarındaki yükselişle birlikte %4,4’e varan sıçramalara dönüşmesi, geleneksel “güvenli liman” işleyişinin tersine döndüğünü gösterdi. Benzer şekilde Japonya’da 10 yıllık devlet tahvili faizlerinin, Japonya Merkez Bankasının uzun süredir kontrol altında tutmaya çalıştığı sınırları aşarak kritik seviyeleri test etmesi, piyasalarda faiz dengelerini sağlayan mekanizmanın çözülmeye başladığına işaret ediyor. Bu iki büyük piyasa arasındaki uyumun bozulması ise yalnızca geçici bir likidite sorunu değil; küresel finansal sistemin bel kemiği olan tahvil piyasasının güvenilirliğinde bir aşınma yaşandığını açıkça ortaya koyuyor. Açıkçası, neoliberal kabuller üzerine kurulu ve çevre ülkeleri bağımlı bir borç düzeni içinde dolar hegemonyasına bağlayan bu küresel liberal düzen, uzun süredir toplumsal ve ekonomik dengeleri aşındırıyordu. Gelir dağılımındaki bozulma derinleşmiş, sosyal ekonomiler zayıflamış ve birçok gelişmiş ülkede toplumsal uzlaşma zemini ciddi ölçüde daralmıştı. Bu nedenle sistem, fikrî olarak çoktan tartışmalı hale gelmişti; fakat tüm bu sorunlara rağmen yapısal olarak ayakta kalmayı sürdürüyordu. Çünkü onu ayakta tutan artık ortak değerler ya da güçlü bir meşruiyet değil, dağılmanın yaratacağı yüksek maliyet korkusuydu. ## Savaş yapısal çözülmeyi hızlandırdı İran savaşı işte tam bu eşikte devreye girdi ve mevcut kırılgan yapıyı daha görünür hale getirdi. Yerine geçecek alternatif bir düzen henüz oluşmadan, çözülmenin hızlanmasına neden olan bir tetikleyici işlev gördü. Ne savaşın kendisi bu arızaları yarattı, ne de piyasalardaki değer kaybı yalnızca jeopolitik bir tepkiydi. Aslında savaş, zaten işlemekte olan yapısal çözülmeyi hızlandırdı. Enerji koridorlarının hedef alınabilir hale gelmesi, üretim ve lojistik akışların kırılganlığını artırırken; tahvil piyasasının dayandığı teminat döngüsünü de ikinci bir şokla sarstı. Böylece finansal sistemin soyut güven yapısı ile onu taşıyan fiziksel altyapı arasındaki mesafe ilk kez bu kadar açık ve çarpıcı biçimde ortaya çıktı. _This post is for paying subscribers only._ ### Sarı Zarflar ve benim sarı zarfım URL: https://www.fayn.press/sari-zarflar-ve-benim-sari-zarfim/ Last updated: 2026-04-06T10:28:37.000Z Sosyal medyada karşıma bir haber çıkıyor. İlker Çatak yeni bir film çekiyormuş. Seviniyorum. *Öğretmenler Odası*’nı çok beğenmiştim. Okumaya devam ediyorum. “Siyasi baskılar nedeniyle işini kaybeden bir çiftin hikayesi” diyor. Nabzım hızlanıyor, yüzüm ısınmaya başlıyor. Yoksa? Biraz araştırıyorum. Evet. Tam da tahmin ettiğim gibi… Beğendiğin bir filmin yönetmeninin yeni bir film çektiğini öğrenmenin sevinci bildiğim bir duygu. Bu, artık o sevinci çok aşan, çok karmaşık bir ruh hali. Sevinçle birlikte merak, sabırsızlık ve biraz da korku var. Günler geçiyor. Haber geliyor: *Sarı Zarflar* Berlinale’de Altın Ayı kazanmış. Ne güzel! Film vizyona giriyor. ## İlk gün, ilk seans ve kendi kendime konuşmalarım İlk gün, ilk seans. Kadıköy Sineması’ndayım. Şu koca dünyada en sevdiğim sinema. İyi oldu bu. Bu filmi sevimsiz bir AVM sinemasında izlemek istemezdim. Girişte biletimi her zamanki gibi Ali Bey kontrol ediyor. Selamlaşıyoruz. Bunca yıldır, hele de Reks’i Kadıköy’ün rant mafyasına kurban verdiğimizden ve ben emekli olduğumdan beri sık sık görüşüyoruz ne de olsa. Sahi ben niye o kadar genç yaşımda emekli olmuştum? Film başlıyor. Ara veriliyor. Tabii ki çıkamıyorum. Çünkü zırıl zırıl ağlıyorum. Çok derinlerde bir yerlerim ince ince sızlıyor. Bazı sahnelerde kendi kendime konuşuyorum. _This post is for subscribers only._ ### İstanbul’da keşfedilecek altı bağımsız kitabevi URL: https://www.fayn.press/istanbulda-kesfedilecek-alti-bagimsiz-kitabevi/ Last updated: 2026-04-01T06:41:53.000Z ## Gergedan Kitabevi – Caddebostan Anadolu Yakası’nın, özellikle de Bağdat Caddesi çevresinin en köklü duraklarından biri olan Gergedan, “mahalle kitapçısı” kavramının hakkını veren nadir yerlerden. 1991’den beri Caddebostan’ın o kaotik kalabalığından sıyrılıp kitapların sessizliğine sığınmak isteyenleri ağırlıyor. Gergedan’ın bugünkü hikâyesi biraz da tesadüflerin ve kişisel bir bağın sonucu. Kitabevini 2008 yılında devralan işletmecisi, yıllarca müdavimi olduğu bu mekânla kurduğu ilişkiyi bir adım ileri taşıyarak, “Mağazadaki tüm kitapları satın alsam ancak rahat ederim,” dediği bir anda gelen teklif üzerine burayı devralıyor. Böylece Gergedan, sadece bir işletme değil, okurdan kitapçıya dönüşen bir hikâyeyi de içinde barındırıyor. [Gergedan Kitabevi: “Direnebildiğimiz kadar direnmeye devam edeceğiz”Okura kitap alışverişinin ötesinde bir toplanma, bağ kurma, nefes alma ve hatta saklanma alanı sunan bazı bağımsız kitabevleri ile dertleşiyorum. Bu sefer Gergedan Kitabevi’nin kurucusu Rüyam Yılmaz sorularımı yanıtladı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1238.png)FaynMelisa Kesmez![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/gergedan-kitabevi.webp)](https://www.fayn.press/gergedan-kitabevi-direnmeye-devam-edecegiz/) Gergedan, raflarındaki özenli seçkiyle sadece popüler olanı değil, nitelikli olanı da okura sunuyor. Burayı sadece bir kitap satış noktası olarak görmek yanlış olur. Bünyesinde düzenlenen yazar buluşmaları ve edebiyat atölyeleriyle semtin yaşayan bir kültür merkezine dönüşmüş durumda. *“Bağımsız kitabevlerinin en büyük özelliği, başka bir kuruma bağlı olmamanın özgürlüğü ile okura sansürsüz bir şekilde her yayını ulaştırmaya çalışmalarıdır.”* Bu yaklaşım, Gergedan’ın seçkisinde de açıkça hissediliyor. “Çok satanlar” listeleri yerine, “Başka yerde çok satmayanlar” gibi bölümlerle okuru farklı kitaplarla karşılaştırmayı hedefleyen kitabevi, algoritmaların değil gerçek okur ilişkilerinin belirlediği bir kültür alanı yaratıyor. ## Vinyet Kitabevi – Beyoğlu Beyoğlu’nun arka sokaklarında, butik yayıncılığın ve sahaf kültürünün modern bir yorumu olarak karşımıza çıkıyor Vinyet. Özellikle sanat, felsefe ve kuramsal kitaplara ağırlık vermesiyle biliniyor. Düzenli olarak ev sahipliği yaptığı söyleşiler ve imza günleriyle okur ile yazarı Beyoğlu’nun o kendine has atmosferinde buluşturuyor. Kitap Kurtları Kulübü’nün “Askıda Kitap” projesinin en aktif uygulandığı yerlerden biri olması, burayı bir dükkândan öte bir dayanışma merkezine dönüştürüyor. Vinyet’in ortaya çıkışı yalnızca bir kitabevi açma fikrinden değil, kitapla kurulan daha derin bir ilişkiden besleniyor. Kurucularının ifadesiyle bu girişim, “pasif bir okurluktan öteye geçme isteği” ve kitaplar aracılığıyla bir anlam arayışının sonucu. *“Bağımsız olabilmek için yaptığınız iş ne ise kimseye bağımlı kalmamanız lazım… Seçimlerimiz, tercihlerimiz bizim öz irademizle verilmiş kararlar.”* Bu bağımsızlık anlayışı, Vinyet’in seçkisinde ve okurla kurduğu ilişkide de belirleyici. Mekân, yalnızca mevcut okuma alışkanlıklarına hitap etmekle kalmıyor; okuru alıştığı sınırların dışına çıkmaya teşvik eden bir yaklaşım benimsiyor. Gelen ziyaretçilerle birebir iletişim kurularak, farklı yazarlar ve metinlerle yeni okuma yolları açılması hedefleniyor. ## İmge Kitabevi – Kadıköy Ankara kökenli bir gelenekten gelen İmge, özellikle yayıncılık kataloğunda ağırlık verdiği toplumsal bilimler ve Türkiye yakın tarihi seçkisiyle, akademik araştırmalar yapan okurlar için zengin bir kaynak noktası olma özelliği taşıyor. Kadıköy’deki geniş mekânı okurlara raflar arasında derinlemesine bir literatür taraması yapma imkânı sunuyor. Yaklaşık otuz yıldır kitabevinde çalışan Yılmaz Tabakçıoğlu’nun deneyimi, mekânın belleğini ve okurla kurduğu ilişkiyi belirleyen en önemli unsurlardan biri. *“Bağımsız kitabevi olmak; istediği kitapları seçip satmakta özgür olmak demektir… Hangi kitabın raflara gireceğine satış politikaları değil, o kitabevinin okuma kültürü karar verir.”* Çok satanların ötesine geçen seçkisiyle İmge, yalnızca kitap satın alınan bir yer değil; araştıran, karşılaştıran ve sorgulayan okur için sürekliliği olan bir başvuru mekânı. Okurla kurulan ilişki de bu çerçevede şekilleniyor. Zincir mağazalardan farklı olarak burada öneriler, doğrudan kitapla yaşayan insanların birikiminden besleniyor. Bu da İmge’yi, Kadıköy’ün kültürel dokusu içinde kalıcı ve belirleyici bir noktaya yerleştiriyor. ## Flaneur Kitabevi – Yeldeğirmeni Yeldeğirmeni’nde konumlanan Flaneur, isminin hakkını veren tam bir “aylak gezgin” durağı. *Flaneur* kelimesi, Fransızca’da modern kentin sokaklarında amaçsızca dolaşan, gözlemleyen ve şehrin ritmini içine çeken figürü tanımlıyor. Kökenleri 2015’e kadar uzanan bir plak ve çizgi roman geçmişine dayanan mekân, şimdiki formuna 2018 yılının Ekim ayında kavuşmuş. Aslında sekiz yılı aşkın süredir yayıncılık dünyasında var olan Flaneur Books’un bir nevi “mutfağı” burası. Ana akım mağazaların empoze ettiği popüler listelerden bilinçli bir uzaklıkta duran Flaneur; grafik romanlar, yeraltı edebiyatı, felsefe ve sanat kitaplarından oluşan seçkisiyle, aslında kurucularının kendi okuma tutkularını raflara taşıyor. İçerideki plaklar ve tasarım objeler, mekanı bir "art-bookstore" kategorisine sokarken; okurların kahvesini içip organik bağlar kurabildiği o atölye ruhunu her köşede hissediyorsunuz. ## Homer Kitabevi – Galatasaray İstanbul’un hafıza mekânlarının hızla değiştiği, bazen de yok olduğu Beyoğlu’nda, 1995 yılından beri aynı yerinde sarsılmaz bir kale gibi duran bir durak burası: Homer Kitabevi. Kurucusu Ayşen Boylu’nun yüksek lisans yıllarında nitelikli kaynağa ulaşma zorluğu çekmesiyle doğan, akademik derinliği olan bir hikaye. Arkeoloji, sanat, Antik Çağ tarihi ve Bizans araştırmaları gibi niş alanlarda Türkiye’nin en iddialı seçkisine sahip. İstiklal Caddesi’nin o devasa kalabalığından sadece birkaç adım ötede, ama o gürültüden fersah fersah uzak bir dinginlik arıyorsanız doğru yerdesiniz. [Homer Kitabevi: “En büyük gücümüz kendi emeğimiz ve bizi seven okurlarımız”İstanbul’daki bağımsız kitabevleri ile dertleşmeye devam… Bu haftanın konuğu 30 yıldır Beyoğlu’nda nefes alan, aldıran Homer’in kurucusu Ayşen Boylu…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1239.png)FaynMelisa Kesmez![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/bagimsiz-kitapevleri-2_fayn-2-3.webp)](https://www.fayn.press/homer-kitabevi-en-buyuk-gucumuz-kendi-emegimiz-ve-bizi-seven-okurlarimiz/) ## Nail Kitabevi – Kuzguncuk Kuzguncuk sokaklarında deniz havasını soluyarak geçireceğiniz bir günün en sıcak molası, şüphesiz Nail Kitabevi. Burası sadece bir kitapçı değil; 19\. yüzyılın sonlarında Osmanlı’nın ünlü mimarları Balyan Kardeşler tarafından inşa edilmiş, işlemeleri ve cumbasıyla zamana direnen bir mimari mücevher. Eskiden semtin buluşma noktası olan "Berber Muzaffer"in dükkânı olarak bilinen bu yapı, 2015 yılında Erhan Nailoğlu’nun titiz restorasyonuyla bir kültür vahasına dönüştü. İki katlı tarihi binanın her köşesi, sizi üzerine yayılıp okumaya çağıran koltukları ve çalışma köşeleriyle sarıp sarmalıyor. Nail Kitabevi; mahalle kültürünün, kilisenin, caminin ve sinagogun iç içe olduğu o kozmopolit Kuzguncuk ruhunun yaşayan bir temsilcisi. Kapı önündeki asırlık çınar ağacı, eskiden olduğu gibi bugün de edebiyatseverlerin buluşma noktası olmaya devam ediyor. 📚 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Yıllardan sonra, yollardan sonra… Türkiye Dünya Kupası'nda! URL: https://www.fayn.press/yillardan-sonra-yollardan-sonra-turkiye-dunya-kupasinda/ Last updated: 2026-04-01T06:42:02.000Z Türkiye, tarihinde sadece iki kez katıldığı, son katılımının üzerinden ise 24 yıl geçtiği Dünya Kupası’na yeniden kavuşuyor! Play-off finalinde Kosova’yı 1-0 mağlup eden A Milli Futbol Takımımız, Dünya Kupası finallerine gitmeye hak kazandı. Bu; vakit olarak kısa olsa da zor ve gergin bir maceraydı. Nasıl geçtiğini de hatırlamak iyi olur. ## Beklentiler yüksekti Türkiye, çeyrek final oynadığı 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’ndan sonra Dünya Kupası için beklentileri yükseltmişti. Eldeki oyuncu grubu genç, potansiyelli yıldızlardan ve tecrübeli liderlerden oluşuyordu. Dünya Kupası hasreti mutlaka dindirilmeliydi. Ancak eleme grubu kuraları çekildiğinde, umutlar biraz azalmıştı. Dört takımdan oluşan grubun iki takımı, iki komşumuzdu: Bulgaristan ve son Avrupa Şampiyonası’nda aynı grupta olduğumuz Gürcistan. Diğer rakibimiz ise fazlasıyla güçlü ve korkutucuydu: Son Avrupa şampiyonu İspanya… Gruptan lider olarak çıkıp doğrudan finallere katılma fikri pek çok kimsenin gözünde soldu gitti. Makul hedef, ikinci olup play-off oynamaktı. Eleme maceramız 4 Eylül 2025’te, Gürcistan deplasmanında başladı. 3-0 öne geçtiğimiz maçta Barış Alper Yılmaz’ın 71’de gördüğü kırmızı kart sonrası zorlansak da, 3-2’lik galibiyetle elemelere iyi başladık. Ancak ilk galibiyeti, ilk kriz takip edecekti. İkinci maç, grubun favorisi İspanya’ya karşıydı. Milli takıma uğurlu gelen statlarımızdan birinde, Konya’daydık. Rakip güçlüydü ama en azından bir puan neden olmasındı? Olmadı. Hatta olabileceklerin en kötüsü oldu. İspanya, gole çevirdiği 6’sının yanında onlarca fırsatı da cömertçe harcadı. Yenilmek sorun değildi, ezilerek yenilmekse ülkeyi ayağa kaldırmaya yetmişti. Grup liderliği için hayalleri kura çekimi sonrası dahi devam edenler içinse 6-0’lık mağlubiyet, o hayalden vazgeçmeleri gerektiğinin ispatı olmuştu. Ekim ayındaki milli ara, yara sarma dönemiydi. Önce Bulgaristan deplasmanından 6-1’lik galibiyetle dönüldü, ardından Gürcistan Kocaeli’nde 4-1 mağlup edildi. Farklı galibiyetlerle yeniden umut devşirildi. Artık grup ikinciliğini garantilemek için gereken, bir galibiyetti. O galibiyet de kasım ayında geldi. Bulgaristan’ı Bursa’da ağırlayan Milliler, stresli geçen maçı 2-0 kazanarak grup ikinciliğini garantiledi. Grup liderliği için farklı galibiyetin gerektiği son maçtaki rakip ise İspanya’ydı. İmkansızın peşinde koşmadık, 2-2’lik beraberlik ve oynadığımız iyi futbol ile play-off aşaması için umutlarımızı artırdık. ## Play-off aşaması Play-off kuraları, 20 Kasım’da çekildi. Türkiye’nin Dünya Kupası yolunda önce çok tanıdık bir rakip, sonra da muhtemel bilinmezler vardı. Yarı finaldeki rakip, A Milli Futbol Takımımızın tarihinde en çok karşılaştığı rakip olan Romanya’ydı. Romanya’nın başındaki isimse Türkiye’ye en az ülke kadar yakındı: Mircea Lucescu. Kadrolar arasındaki uçurum derindi, Romanya’dan daha güçlü olduğumuz hemen herkesin malumuydu. Ancak 24 yıllık hasretin getirebileceği stresin yanında Lucescu korkusu, maçın düşünüldüğü kadar rahat geçmeyebileceğinin işaretiydi. Nitekim öyle de oldu. Aradığımız golü 53’üncü dakikaya kadar bulamadık, golden sonraysa maçın sonunu biraz zor getirdik. Stanciu’nun 77’nci dakikada direkten dönen şutu, yürekleri ağza getirdi. Ancak mutlu son, bu defa bizim hakkımızdı. Ferdi Kadıoğlu’nun golüyle gelen 1-0’lık galibiyet, Dünya Kupası için tek bir engel bırakmıştı önümüzde: Aynı akşam Slovakya’yı heyecanlı bir maçta, hem de deplasmanda 4-3 mağlup eden Kosova ile deplasmanda oynanacak tek bir maç… Kosova, coğrafya olarak bize yakınsa da futbol tarihimizdeki yeri pek de yakın olmayan bir ülke. Zira bağımsızlığını ancak 2009 yılında ilan eden ülke, FIFA’ya ise 2016 yılında üye olabildi. Bu aralık içerisinde tarihlerinin ikinci maçını bize karşı oynayan Kosova Milli Futbol Takımı karşısında sahadan 6-1 galibiyetle ayrıldık. 21 Mayıs 2014’te, Soma maden faciasının acısı tazeyken oynanan maça Milli Takımımız siyah formayla çıkmış, FIFA talimatları gereğiyse milli logosu olan ay-yıldızı formasında kullanamamıştı. Kosova’nın statüsünün resmileşmesi sonrası ise yollarımız sadece iki defa kesişti. 2018 Dünya Kupası Elemeleri’nde aynı grupta yer aldığımız Kosova’yı iki maçta 2-0 ve 4-1 mağlup ettik. Bugünse işimiz o günlerden daha zordu. ## Hasret sona eriyor Kosova, iki yıldır Alman teknik direktör Franco Foda tarafından yönetiliyor. Küçük ölçekli ancak başarı hedefindeki birçok Avrupa milli takımı gibi sağlam bir üçlü savunmayı tercih eden ve kaptan Vedat Muriqi liderliğinde şekillenen takım, Edon Zhegrova ve Fisnik Asllani gibi önemli yeteneklere de sahip. Ancak Kosova kadrosu, bize çok da yabancı değil. Kaleciler Arijanet Muric ve Visar Bekaj, yolu Çukurova’dan geçmiş isimler. Muric Adana Demirspor’da, Bekaj ise Hatayspor’da forma giydi geçmişte. Florent Hadergjonaj ile oyuna sonradan dahil olan Fidan Aliti, halihazırda Alanyaspor forması giyiyorlar. Oyuna Aliti ile birlikte dahil olan Milot Rashica ise Beşiktaş’ta. Takım kaptanı Vedat Muriqi’i de başta Rizespor ve Fenerbahçe olmak üzere birçok kulüpten hatırlıyoruz. Milli Takımımız oyuna Uğurcan – Zeki, Ozan, Abdülkerim, Ferdi – Hakan, İsmail, Orkun – Arda, Kenan, Kerem on biriyle başlarken, Kosova ise Muric – Dellova, Hajrizi, Hajdari – Gallapeni, Rexhbecaj, Hodza, Vojvoda – Asllani, Muslija, Muriqi kadrosuyla başladı. İşimizin zor olduğundan bahsetmiştik, maçın sonunu da güçlükle getirdik. Maçın ilk yarısında Kosova ataklarından bunaldık, Asllani’nin direkten dönen şutunda rahat bir nefes aldık. Pozisyon bulmakta güçlük çektiğimiz maçın 53\. dakikasında Orkun Kökçü’nün şutunu tamamlayan Kerem Aktürkoğlu, Dünya Kupası’na giden yolun kapısını araladı. Golden sonra da oyunun üstünlüğünü bir türlü ele geçiremedik, ancak kalemizi başarıyla savunduk. Altı dakikalık ek süreyi de kazasız belasız atlatan Millilerimiz, bir büyük hasrete son vermeyi başardı. > Türkiye, tarihinde sadece iki kez katıldığı, son katılımının üzerinden ise 24 yıl geçtiği Dünya Kupası’na yeniden kavuşuyor! > > Play-off finalinde Kosova’yı 1-0 mağlup eden A Milli Futbol Takımımız, Dünya Kupası finallerine gitmeye hak kazandı. [#WorldCup2026](https://twitter.com/hashtag/WorldCup2026?src=hash&ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) [pic.twitter.com/YnHRXwq0Ps](https://t.co/YnHRXwq0Ps?ref=fayn.press) > > — Fayn (@faynstudio) [March 31, 2026](https://twitter.com/faynstudio/status/2039081123775492387?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) \> ## Hikayenin sonu da benzer olur mu? Dünya Kupası, futbolun tartışmasız en büyük sahnesi. 24 yıllık hasreti sona erdiren Milli Takımımızın turnuvadaki rakipleri de belli. D Grubu’nda ev sahiplerinden ABD ile birlikte Avusturalya ve Paraguay’la mücadele edeceğiz. Tıpkı unutulmaz 2002 yazında olduğu gibi, Avrupa takımı bulunmayan bir grupta bulunuyoruz. Hikayenin sonu da benzer olur mu acaba? Dünya Kupası’na tarihte sadece iki defa katıldık. 1950’de kazandığımız katılım hakkını ekonomik yetersizlik gerekçesiyle reddettikten sonra 1954 için yeniden mücadeleye koyulduk. İspanya ile oynadığımız eleme maçlarının ilkini 4-1 kaybettiysek de, ikinci maçı Canavar lakaplı Burhan Sargın’ın golüyle 1-0 kazanmayı başardık. O dönemlerde eleme maçlarında toplam skora değil, toplam galibiyet sayısına bakıldığı için tarafsız sahada bir eleme maçı daha oynanmasına karar verildi. İtalya’nın başkenti Roma’da oynanan üçüncü maçın 90 dakikası da 2-2’lik eşitlikle sonuçlandı. 1950’lerden söz ediyoruz. Henüz uzatma devreleri yok, seri penaltılar dahi yok. Peki, Dünya Kupası’na giden taraf nasıl seçilecekti? Tabii ki kurayla! Babası stadyumda çalışan 14 yaşındaki Franco Gemma bir kâsenin başına getirildi, gözleri bağlandı ve kendisinden kâseden bir kâğıt çekmesi istendi. Franco’nun çektiği kağıtta yazan “Türkiye” yazısı, İsviçre’deki finallere giden takımı bildiriyordu. Aksak bir sistemde oynanan grup maçlarında Batı Almanya’ya 4-1 yenilen Milli Takımımız, ikinci maçta Güney Kore’yi 7-0’la geçti. Batı Almanya ile olan puan eşitliği, iki takım arasında oynanacak bir play-off maçıyla sonuca bağlanacaktı. O maçı da 7-2 kazanan Batı Almanya, şampiyonluğa yürüyecekti. Aradan geçen 48 yılda sadece üç defa Dünya Kupası hayali kurulabildi. 1978’de İzmir’deki Avusturya maçı ve 1990 Elemeleri’ndeki İzlanda maçları, bir neslin kabuslarından çıkmadı. Türk futbolunun şahlanış döneminin başladığı 90’lı yıllarda ise Fransa 98 için umutlandık, bu defa da Amigo Orhan’ın kafasıyla hatırlanan Belçika maçı bir kabusa dönüştü. Ancak bu nesil, artık bir maçı kâbus haline getirmemeliydi, getirmeyecekti de… 2002 Dünya Kupası Elemeleri’nde grubunu ikinci tamamlayan Türkiye, play-off’ta Avusturya’yı 1-0 ve 5-0’lık galibiyetlerle geçerek bir rüyayı gerçekleştirdi. Ancak rüya henüz yeni başlıyordu… Tarihte ilk defa ortak ev sahipliğinde, Japonya ve Güney Kore’de yapılan Dünya Kupası’nın gruplarında Çin, Kosta Rika ve son dünya ikincisi Brezilya ile eşleşen Türkiye, biraz zorlansa da grubunu ikinci tamamlayarak son 16 turuna yükseldi. Son 16’da ev sahibi Japonya’yı Ümit Davala’nın golüyle geçen Milli Takımımız, çeyrek finalde turnuvanın sürprizlerinden Senegal’le oynadı. FIFA ve UEFA organizasyonlarında 1993 ile 2002 yılları arasında uygulanan altın gol uygulamasının sonuncusu, Türk futbol tarihinin en unutulmaz golü olacaktı. 90 dakikası 0-0 biten maçın 93\. dakikasında İlhan Mansız’ın attığı gol, Türkiye’yi sokaklara döktü. Yarı finalde, dünyanın ilk dört takımı arasındaydık. Ama rüya yarı finalde bitti. Rakip yine Brezilya’ydı. Bu defa Ronaldo’nun “pis burun” vuruşuna yenilmiştik. Üçüncülük maçındaysa ev sahibi Güney Kore’yi 3-2 yenerek dünya üçüncüsü olduk. O günden beri de Dünya Kupası yüzü göremedik. Sürekli konuşulan o “Z kuşağı”, hiç Dünya Kupası görmedi. 2026 yazı, umalım ki en az 2002 kadar unutulmaz olsun. Ve dileyelim ki, gelecek nesiller bir sonraki kupa için yıllar boyu beklemek zorunda kalmasın. FAYN'A ABONE OLUN Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yeni bir blok doğar mı? URL: https://www.fayn.press/turkiye-misir-suudi-arabistan-ve-pakistan-arasinda-yeni-bir-blok-dogar-mi/ Last updated: 2026-03-31T13:11:05.000Z ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın birinci ayının dolduğu günlerde, Pazar günü İslamabad’da önemli bir toplantı vardı. Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan dışişleri bakanları bir araya geldi. Toplantının temel sebebi tabii ki, bir yanda İran’a yönelik süren saldırılar, diğer yanda İran’ın bölge ülkelerindeki Amerikan hedeflerine yönelik misillemeleri ve İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları ile çatışmanın bölgesel bir hâl alması endişesi. Pakistan, ABD ile İran arasındaki mesajlaşmayı yürütüyor. Olası görüşmelere de arabuluculuk edebileceğini söylüyor. Toplantı, Pakistan’ın bu rolü için de bir görüş alışverişi niteliğindeydi. Ama bölgenin güçlü bu dört ülkesinin buluşması, “Yeni bir blok kurulabilir mi?” sorusunu da doğurdu. [İran: Savaşın dördüncü haftasında ne oldu?Bir ayını dolduran İran savaşında dördüncü hafta karşılıklı tehditlerin yanı sıra, diplomasi haberleriyle de doluydu. Tarafların müzakere şartları neler? Müzakere mümkün mü? Savaş devam edecek mi? Fayn, bölgeyi bilen analistleri dinlemeye, okumaya, derlemeye ve aktarmaya devam ediyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1237.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-dorduncu-hafta-fayn-2-1.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasin-dorduncu-haftasinda-ne-oldu/) Bu konuda Batı basınında en net analiz, İngiliz gazetesi [The Gurdian’da yayınlandı.](https://www.theguardian.com/world/2026/mar/30/egypt-pakistan-saudi-arabia-turkey-talks-embryo-new-order?ref=fayn.press) Gazetedeki yazının girişinde kullanılan ifade dikkat çekici: > *“Pazar günü İslamabad’da Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ve Türkiye dışişleri bakanlarının bir araya gelmesi, yalnızca İran’da bir ateşkes için en güçlü umut olarak görülmekle kalmadı; aynı zamanda savaş sonrası İsrail ve İran’ın etkisini sınırlamayı amaçlayan yeni bir düzenin de çekirdeğini oluşturdu. Bu dört ülke daha önce de bir araya gelmiş olsa da, Pazar günü İslamabad’da yapılan bir günlük dışişleri bakanları toplantısı, diplomatların dikkatini çeken bir girişimin adeta resmi açılış töreni niteliğindeydi.”* Toplantıdan iki gün öncesine gidelim. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, *A Haber* yayınına katıldı. Toplantının başlangıçta Türkiye'de yapılmasının planlandığını söyleyen Fidan, *"Ancak Pakistanlı muhataplarımızın ülkelerinde bulunmaları gerektiği için toplantıyı Pakistan'a taşıdık"* dedi. Devamında kullandığı şöyle bir ifade var: > *"Bizim getirdiğimiz teklifin can alıcı kısmı, nerede yapılacağından ziyade, kurduğumuz mekanizmanın nasıl olacağıydı."* İşte bu “mekanizma” vurgusu, “yeni bir blok” yorumları açısından önemli bir pencere açıyor. ## Pakistan basınında “Yeşil NATO” yorumu Dawn, toplantıya ev sahipliği yapan Pakistan’ın önde gelen yayın organı. Burada [çıkan bir analizde](https://www.dawn.com/news/1985692?ref=fayn.press), Pazar günü yapılan dörtlü görüşme hakkında dikkat çekici, belki de biraz “ileri” ifadeler var. Şöyle deniliyor: > *“Bu görüşmede, Pakistan, Mısır, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında dörtlü bir ittifak, deyim yerindeyse dışa bağımlılık dönemini sona erdirmeyi amaçlayan bir “Yeşil NATO” fikri ele alındı. Bu dörtlü, sıradan bir diplomatik girişimin ötesini temsil ediyor; Batı himayesinin sarsılması ve bölgede yenilmez bir güvenlik mimarisinin olgunlaşmasının habercisi olabilir.”* Yazıda, yarım yüzyıldan fazladır Ortadoğu’nun jeopolitik mimarisinin Amerikan güvenlik şemsiyesine dayandığı belirtiliyor ve *“ABD ve İsrail’in, İran topraklarını hedef alması ve Tahran’ın gelişmiş savunma sistemlerini aşan karşı saldırılar düzenlemesiyle birlikte, Riyad’dan Kuveyt’e kadar şu gerçek ortaya çıkmıştır: Koruyucu artık korumamaktadır”* deniliyor. Pakistan, nükleer silaha sahip tek Müslüman ülke. Geçtiğimiz aylarda da Suudi Arabistan ile arasında bir savunma işbirliği anlaşması imzalanmıştı. Dawn’da çıkan yazıda, Pakistan-Suudi paktının modelinin Körfez geneline yayılmasıyla, birleşik bir stratejik blok ortaya çıkabileceği ve dış aktörleri caydırabilecek güvenilir bir denge unsuru haline gelebileceği vurgusu yapılıyor. Yazı şu cümlelerle bitiyor: > *“Bu yeni oluşmakta olan düzende Pakistan, Mısır ve Türkiye’nin jeopolitik ağırlığı ve caydırıcılığı, ABD liderliğindeki sistemin savaşın ilk aşamalarında sağlayamadığı kolektif güvenliği sunabilir. Böyle bir savunma koalisyonunun hayata geçmesi, sömürge sonrası güvenlik anlayışının sonunu ve uzak başkentlere bağımlılığın yerini güçlü, yerel bir istikrar eksenine bıraktığı yeni bir dönemin başlangıcını simgeleyebilir.”* ## Arap basını ne diyor? Her ne kadar Batılı analizlerde “yeni blok”, Pakistan basınında “Yeşil NATO” yorumları görsek de Arap ülkelerinde kullanılan ifadeler daha temkinli. Suudi Arabistan merkezli [Arab News](https://www.arabnews.com/node/2638014/world?ref=fayn.press), toplantıyı bir “bölgesel koordinasyon çabası” olarak tanımladı. Haberinde “Blok” ifadesi geçmedi. Dört ülkenin, ABD ile İran arasındaki savaşta gerilimi azaltmak amacıyla İslamabad’da ortak görüşmeler gerçekleştirdiği belirtmekle yetindi. Al Arabiya’da yapılan yorumlarda da Riyad’ın bir yandan İran’ın saldırganlığını sınırlamak isterken, diğer yandan ABD’nin bölgeyi kaosa sürükleyip çekilmesinden de endişe ettiği vurgusu öne çıktı. Dolayısıyla bu dörtlü yapının, Suudi perspektifinde bir ittifaktan çok, risk azaltma aracı olarak görüldüğü söylenebilir. Mısır basını da daha çok toplantıyı “kolektif diplomatik girişim” olarak tanımlıyor ve bu dört ülkenin aynı masa etrafında çözüm odaklı buluşmasını önemseyen yorumlar öne çıkıyor. Daha ileri bir yorum yok. ## Türkiye’den “İsrail’in senaryosu” uyarısı Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran’ın bölgedeki 7-8 ülkedeki hedefleri vurduğunu hatırlatarak, Türkiye’nin bu ülkelere “Aman sabredin, reaksiyon göstermeyin” dediğini söyledi. Çünkü Türkiye bunun, ileride uzun süren, kalıcı sorunlar yaratabileceği görüşünde. Fidan’ın sözleri şöyle: *“Bu, tam İsrail'in istediği bir senaryo. Yani işte İslam ülkelerinin bölgede birbiriyle uzun süreli bir kavgaya girmesi. Aman deyin, bunu yapmayın. Hem İran'a tavsiyemiz hem diğer ülkelere tavsiyemiz."* Benzer bir uyarı MİT Başkanı İbrahim Kalın’dan da geldi. Kalın, haftasonu İstanbul’da "Uluslararası Sistemde Kırılma: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı" konulu toplantıda konuştu. Savaşla birlikte bölgede büyük bir “fitne ateşinin” yakıldığını söyledi ve şöyle devam etti: *“Bu savaşın hesaplanan sonuçlarından bir tanesi sadece İran'ın nükleer kapasitesinin ortadan kaldırılması değil fakat bundan çok daha tehlikeli olarak bölgenin kurucu asli unsurları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farslar arasında on yıllarca devam edecek bir kardeş savaşına, bir kan davasına zemin hazırlayacak adımların atılmasıdır.”* Türkiye bir süredir, bu tehditlere karşı “bölgesel ittifaklar” vurgusu yapıyor. ## Gelişmeler nereye gidecek? 2026 yılının Mart ayı Ortadoğu’da savaşla geçti. ABD Başkanı Trump’tan farklı farklı açıklamalar gelse de savaşın yakın zamanda sona ereceğine yönelik de umutlu bir işaret yok. Savaştan zarar gören ülkelerin, çözüm için daha çok bir araya gelmesi de kaçınılmaz. Ama bundan yukarıda bahsettiğimiz gibi bir “dörtlü blok” çıkar mı, yoksa bunlar şimdiden imkansız senaryolar mı, onu savaşın gidişatı ve zaman gösterecek. 💡 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Süreç şimdi de İran Savaşı’nı mı bekliyor? URL: https://www.fayn.press/surec-simdi-de-iran-savasini-mi-bekliyor/ Last updated: 2026-04-01T06:42:11.000Z Bizler ki MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin [adını koyamadığımız,](https://www.fayn.press/adini-siz-koyun-sureci/) el yordamıyla izleyebildiğimiz, Kürt sorununa ilişkin sürece ısrarla sahip çıkmasına alışığız, 24 Mart Salı günü partisinin grup toplantısında, süreçte ağırdan almayı telkin eden sözlerine şaşırdık: > *“Süreci boğmanın, aceleye getirmenin, tartışmaları alevlendirmenin alemi yoktur. Yola çıktık, inşallah varacağız.”* "Sürecin en temkinlisi" sıfatı Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a verilmişken, Bahçeli’nin bu tavrı yadırgandı. Gerçi hakkını yememeli, "vazgeçtim" demedi. Ama yine de “adım adım yerine gelmeden”, “aşama aşama hayata geçmeden” söz etti: *"Terörsüz Türkiye, ateşin göbeğine düşen coğrafyalar ve komşu devletler karşısında, ülkemin her köşesinde milli yürekleri sulayan zemzem suyudur…* *Terörsüz Türkiye hedefimiz kapsamında ihtiyaç duyulan, ilgili komisyonun hazırladığı rapora binaen demokratik ve hukuki düzenlemeler adım adım yerine getirilecektir. Bu süreçte yanlış anlamalara meydan verecek, iyi niyetle ters düşecek, vehimleri teşvik edecek, kırılganlıkları artıracak sancılı açıklamalardan özenle kaçınmak esas olmalıdır.* *İnanıyorum ki, bayramın ardından, dört başı mamur reformlar aşama aşama hayata geçecektir. Ucuz hesaplara tevessül etmeden, cılız anlaşmazlıklardan çıkar devşirmeden, basit yargıların peşine takılmadan maşeri vicdanın beklentisine müzahir yasal ve demokratik adımlar sırasıyla atılacaktır."* Bahçeli’nin bu sözlerinde bir uyarı tonu da seziliyor. Ya bunca yıllık deneyimiyle olabileceklere dair olağan bir tahminde bulunuyor ya da hakikaten bizim bilmediğimiz bir şey biliyor, izleyenleri buna hazırlıyor. ## İran Savaşı’nın etkisi sorgulanıyor "Ne oldu ki?" sorusunun yanıtı aslında açık. Fayn 2 Mart 2026’da daha henüz İran Savaşı üç günlükken, “Sürecin en zor ve uzun aşamasına hazır mısınız?” diye [sormuştu](https://www.fayn.press/surecin-en-zor-ve-uzun-asamasina-hazir-misiniz/#%C3%A7a%C4%9Fr%C4%B1n%C4%B1n-y%C4%B1l-d%C3%B6n%C3%BCm%C3%BC). Savaşta bir ay geride kaldı. Henüz ne zaman biteceğine ve en önemlisi nasıl biteceğine ilişkin bir kestirimde bulunabilen yok. İran savaşı ile sürecin alâkası,[ süreç ile Suriye’nin alâkası gibi.](https://www.fayn.press/suriye-yarasi-kanayan-surec-yogun-bakimdan-cikabilecek-mi/) Tam olarak aynısı değilse de bir kesişim kümesi var. Yine Türkiye’nin dibindeki bir ülkenin geleceğine ilişkin belirsizlik var. Kurşunlar, pardon füzeler havada uçuşuyor. Savaşın biraz daha uzaması halinde genişleme ve bölgesel savaşa evrilmesi riskinden söz ediliyor. Savaş bittiğinde nasıl bir İran olacak bilinmiyor. Bunlara bir de savaşla birlikte çıkan yeni enerji maliyeti ve çarpanları faturasını, savaş uzarsa göç riskini, yetmedi bir de ülkenin önünde gidilecek bir seçim olduğu gerçeğini eklediniz mi, daha ne olsun? Ama daha da önemlisi, kendini feshettiğini ilan etmiş olsa da PKK’nın fırsat bulduğunda tıpkı Suriye’de olduğu gibi uzantıları üzerinden güç ve kazanım iştahına kapılmayacağından emin olma gerekliliği. İktidar, savaşın daha başında ABD ve İsrail’in İran’ın içindeki ve dışındaki Kürt grupları silahlandırmaya [giriştiğini](https://www.fayn.press/abdden-yeniden-kurt-karti-ama-oncekiler-ne-olmustu-ki/) unutmadı. Savaş nihayete ermeden bu olasılığı hesaplamalarının dışında da tutmayacaktır. Nitekim iktidara yakın[ Türkiye Gazetesi’nde ](https://www.turkiyegazetesi.com.tr/%C3%BCndem/ak-parti-kaynaklari-irandaki-savas-silah-birakmayi-yavaslatti-1780044?s=2&ref=fayn.press)çıkan ve güvenlik kaynaklarına dayandırılan habere göre, Kuzey Irak’ta üslenen örgüt silah bırakmayı yavaşlattı. Haberde şöyle denildi: > *“Hakurk, Gabar ve Kandil’in çoktan boşaltılması gerekiyordu. Ancak İran’da yaşananlar sebebiyle silah bırakma süreci durma noktasına geldi. Örgüt şu anda İran bir çıkış limanı olabilir mi ona bakıyor. İran’ı bir fırsat olarak görüyor.”* Bahçeli’nin ağırdan alan tavrı bu bağlamda anlam kazanıyor. [ABD’den yeniden ‘Kürt kartı’ ama öncekiler ne olmuştu ki?ABD ve İsrail’in, İran’a karşı Kürt grupları sahaya sürmek istediği iddia ediliyor. Bu gruplardan biri de PKK’nın İran kolu PJAK. Ortadoğu’da Kürt hareketlerinin Washington’la ilişkisi ise sık sık aynı cümleyle hatırlanıyor: ‘‘İstihbarat operasyonları hayır kurumları gibi çalışmaz.’’![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1236.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/Amerikanin-Ku--rt-Karti-1-2.jpg)](https://www.fayn.press/abdden-yeniden-kurt-karti-ama-oncekiler-ne-olmustu-ki/) ## Zaman yönetimi meselesi Efkan Alâ, AK Parti Genel Başkanvekili ve iktidar partisinin süreç içinde öne çıkan siyasi aktörlerinden biri. Geçen hafta katıldığı televizyon programında “Savaş süreci öteledi mi?” sorusuyla karşılaştı ve şöyle yanıt verdi: > “…*Belli zamanlar söylemiştik, onlar biraz ileri, biraz geri gidebilir, öyle yıllar, aylar değil ama günler ve haftalar bakımından… Ertelemeler oluyor, öne almalar oluyor ama öngördüğümüz biçimde süreç devam ediyor. Elbette böylesine ağır bir savaşın yaşandığı bir bölgede siz sorunu çözmeye çalışıyorsunuz. … Aslında devam ediyor…”* _This post is for paying subscribers only._ ### İngiltere’de menenjit salgını URL: https://www.fayn.press/ingilterede-menenjit-salgini/ Last updated: 2026-03-31T10:45:24.000Z Dünyanın en ücra köşelerinden en kalabalık şehirlerine kadar 8 milyar insanın salgın kelimesine dair en taze ve acı anıları Covid-19’a ait. Ancak 2020’den önce salgın denince akıllara aşı dağıtımı ve uygulamalarının yaygın olmadığı “üçüncü dünya ülkeleri”ndeki Dang humması, kolera ve ebola gibi vakalar gelirdi. Bugünlerde ise İngiltere, ne Afrika ne de Asya’nın yağmur ormanlarından çıkan, ülkenin bağrındaki 1 milyon nüfuslu Kent bölgesindeki bir gece kulübünden patlak veren menenjit salgınıyla karşı karşıya. İlk vakaların açıklanması ile ülkede tehlike çanları hızlıca çalındı. Buna rağmen çoğu doktor veya devlet yetkilisi “neden şimdi?” sorusunun cevabını vermekte zorlanıyor. Menenjit, Covid-19 kadar kolay bulaşmıyor ancak tedavi edilmediği takdirde 24 saat içerisinde kişiyi öldürebiliyor. Hatta tedavi edildiği halde bile kalıcı sağlık sorunları bırakabiliyor. Haliyle bütün ülke alarmda. ## Nasıl başladı? Birleşik Krallık Sağlık Güvenliği Ajansı (UKHSA) ilk menenjit B vakasını 13 Mart’ta [açıkladı](https://www.gov.uk/government/news/cases-of-invasive-meningococcal-disease-confirmed-in-kent?ref=fayn.press): 13 vakanın içinde hayatını kaybeden iki kişi vardı ve hepsi Kent Üniversitesi’yle bağlantılıydı. Soruşturmalar kısa sürede vakaların bir kısmının hastalanmadan önce Kent bölgesinin Canterbury şehrindeki *Club Chemistry* gece kulübünü ziyaret ettiğini doğruladı. Ardından Kent Üniversitesi Canterbury Kampüsü’ndeki yurt sakini öğrencilerden başlanarak hedefli bir aşılama programı hayata geçirildi ve sonucunda 2 bin 360 aşı yapıldı. Önleyici olması hedeflenerek 9 binden fazla antibiyotik dağıtıldı. Önlemler sadece Kent bölgesiyle sınırlı kalmadı. Başta Londra olmak üzere ülke genelindeki bütün üniversiteler ve öğrenci yurtları kendi öğrencilerine yönelik salgınla ilgili bilgilendirme yaptı, önleyici tedbirleri paylaştı. Zira İngiltere genelinde, olası bir kriz durumunda okulların elini çabuk tutması ve önleyici tedbirleri hızlıca yayması alışılmış bir durum. 24 Mart’taki son açıklamaya göre ise vaka sayısı 22’de kaldı. ## Menenjit nedir? Menenjit beyin ve omurilik çevresini saran doku zarının (meninksler) [iltihaplanması](https://theconversation.com/two-people-have-died-from-bacterial-meningitis-in-the-uk-an-expert-answers-your-questions-278434?ref=fayn.press). Virüsler, bakteriler, mantarlar ve parazitler dahil olmak üzere her türlü zararlı mikrop, meninkslere sızarak enfeksiyona yol açabiliyor. Meninksler beyin çevresinde koruyucu bir tabaka işlevi gördüğünden hasara tabi tutulduğu takdirde beyin ve omurilik işlevleri tehlikeye giriyor. Bu hastalığa yol açan bakteriler öpüşme ve içecek paylaşımı gibi yakın temasla ya da öksürme ve hapşırma yoluyla bulaşabiliyor. Menenjit yüksek ateş, kusma, baş ağrısı, eklem ağrısı, boyun tutulması ve alışılmadık bir uyku hali olarak kendini gösteriyor. Bazı kişilerde beyin sisi ya da parlak ışık ve seslere karşı rahatsızlık gözlemleniyor. ## Neden şimdi? Sahraaltı Afrika menenjitin en yaygın görüldüğü coğrafi bölge. 2000’den bugüne geniş çaplı ve ölümcül salgınlar da burada yaşandı. Bu bölgede aralık ve haziran ayları arasında ortaya çıkan periyodik salgınların görülme sıklığı 100 bin kişi başına bin vakaya kadar [ulaşıyor](https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK620871/?ref=fayn.press). Bunun dışında menenjitin yaygın görüldüğü bir diğer grup ise Ramazan ayında viral olan ilahinin öznesi olan hacılar. 1987’deki Hac ziyaretçileri arasında yaygınlaşan menenjit salgınında 2 binden fazla vaka [tespit edilmişti.](https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1201971216310207?ref=fayn.press#:~:text=Before%201990%2C%20meningococcal%20disease%20cases,A%20and%20occurred%20in%201987.) Bu vakaların yaklaşık %10'unu Güney Asyalı hacılar oluşturmakla birlikte hastalık her kıtaya yayılmıştı. Benzer olaylar 1992 ve 2000’de de yaşandı. Bu dönemdeki vakaların %60’ının Hac ziyaretine gittiği doğrulandı. Bu vakalar için genel ölüm hızı %14,7 olurken, Pakistan'dan gelen hacılar arasında bu oran %26,7'ye ulaştı. Tam da bu dönemlerde, yani 1998-1999 yıllarında, İngiltere'de menenjit kaynaklı ölümler 215 kişi ile son 25 senenin pik noktasındaydı. Bu sayı 2025'e gelindiğinde 31'e kadar [geriledi](https://spectator.com/article/meningitis-outbreaks-are-becoming-rarer-and-rarer-in-britain/?ref=fayn.press). 25 yılda ölüm sayısının %85 oranında azalmasında en büyük rolü aşılama oynadı. Zira 1999 yılında Birleşik Krallık menenjit C'ye (güncel salgına sebep olandan farklı bir suş) karşı 18 yaş altındaki herkesi hedef alan kapsamlı ve ulusal çaplı aşı programını hayata geçiren ilk ülke oldu. 2015’te de bebekler için menenjit B'ye karşı ulusal çapta kamuya açık ve devlet tarafından finanse edilen ilk aşı programını hayata geçiren yine ilk ülke oldu. Aşı çalışmalarından 11 sene sonra beliren bu hastalık neredeyse bir aydır ülke gündemini meşgul ediyor ve bir sürü doktor farklı mecralarda salgının başlangıcı hakkında görüş bildiriyor. Bunlar arasında öne çıkan bir tez, menenjit B suşunu hedef alan aşının 2015 ve sonrasında doğan bebekler için yaygınlaşmış olması. Güncel olarak üniversitede eğitim gören genç yetişkinler bu aşılama kampanyasının bir parçası değillerdi. Bir diğer tez ise tabiri caizse “gençlik ateşi”. ## Menenjit miyim, akşamdan mı kaldım? UKHSA Güneydoğu Bölgesi Genel Müdür Yardımcısı Trish Mannes’in yaptığı ilk açıklamaya göre iki beklenmedik ölümün altında yatan sebep menenjitin erken uyarı belirtilerinin kolayca gözden kaçırılabilir olması. > *“Öğrenciler menenjit erken uyarı belirtilerini gözden kaçırma konusunda özellikle risk altında çünkü bu belirtiler, şiddetli bir soğuk algınlığı ya da grip gibi başka hastalıklarla hatta akşamdan kalma haliyle kolaylıkla karıştırılabilir.”* Bunlar üniversitenin ilk senesinde asıl amacı sosyalleşmek ve eğlenmek olan, hafta içi, hafta sonu ayırt etmeden partileyen gençler için ağrı kesici veya C vitamini alarak göz ardı edilmesi epey kolay semptomlar. Bu sebeple salgının merkezinin bir üniversite olması şaşırtıcı değil. Söz konusu semptomların çoğu İngiltere’deki üniversite öğrencileri arasında yaygın bir hastalık terimi olan *freshers flu* adı altında oldukça normalleştiriliyor. *Freshers flu* üniversiteye yeni başlayan veya tatilden okula dönen öğrencilerin, dört bir yandan getirdikleri mikropların bir araya gelerek oluşturduğu soğuk algınlığı, öksürük ya da genel hastalık kokteyline verilen ad. Bu kaynaşma döneminde İngiltere’nin talihsiz ikliminin etkisiyle bir sürü genç kapalı ortamlara doluşuyor, *pub*’larda aynı bardaklardan bira içiyor ve sigaralarını paylaşıyor. Yakın temasla bulaşan menenjit için ideal ortam kolayca oluşuyor. Bir gece kulübünde başlayıp ertesi gün akşamdan kalma hali olarak göz ardı edilen semptomların ulusal bir krize dönüştüğü menenjit salgını hakkında bildiklerimiz bunlar. Geçen haftadan beri yeni vaka açıklanmadı. Nitekim salgın sönümlenme evresine geçmiş gibi gözüküyor. İngiltere’nin Covid-19 travması da böylece tetiklenmeden rafa kalktı diyebiliriz. ### EuroCup’ta yarı final zamanı: Son dörtte üç Türk temsilci URL: https://www.fayn.press/eurocupta-yari-final-zamani-son-dortte-uc-turk-temsilci/ Last updated: 2026-03-31T20:52:10.000Z 2025 yılı, Türkiye basketbolu için harika geçti. EuroBasket’te finale varan yolculuğu ile A Milli Basketbol Takımı, 85 milyonu ekran başına topladı. EuroLeague’de erkeklerde Fenerbahçe Beko şampiyon olmuş; kadınlarda ise ÇBK Mersin final, Fenerbahçe Opet yarı final oynamıştı. EuroCup’ta üç takımımız da play-off’lara kalırken, Bahçeşehir Koleji yarı finallere kadar tırmanmayı başarmıştı. Basketbol Şampiyonlar Ligi’nde de Galatasaray finale kadar yürümeyi bildi. Uluslararası arenada bizim için harika geçen bu yılın ardından, 2026 da bize benzer mutluluklar ve heyecanlar yaşatacak gibi gözüküyor. Ancak bütün turnuvalar içinde tüm takımlarımızla en dominant gözüktüğümüz müsabaka, şimdiden erkekler EuroCup olmuş gibi. Üç temsilcimizle yarı final aşamasında yer aldığımız EuroCup’ta aynı durum en son, organizasyonun ilk sezonunda, 2003 yılında gerçekleşmişti. Şimdi 23 yılın ardından turnuvanın yarı final aşamasında yine üç Türk takımının, Beşiktaş, Bahçeşehir ve Türk Telekom’un mücadelesini izleyeceğiz. Peki bu nasıl mümkün oldu? EuroCup 2026 basketbol severlere ne vadediyor? ## “Baş altı” takımlar makası kapatıyor 2003 yılında gerçekleşen ilk EuroCup, o zamanlar ULEB Cup adıyla düzenleniyordu. Turnuvada üç İspanyol takımı yarı final görmüş, kupaya da Valencia uzanmıştı. Şu ana dek düzenlenen 22 edisyonun sadece üçünde yarı finalde takım bulunduramayan bir ülke için çok da sıradışı bir durum değil. Öte yandan Beşiktaş, Bahçeşehir ve Türk Telekom'un bu sezonki performansını, 2003 yılındaki İspanyol takımlarından ayıran önemli bir faktör var. İspanyollar 2003’te turnuvaya beş takımla katılmışken, bu sezon turnuvaya Türkiye'den dahil olan üç takım da adını son dört arasında yazdırmayı başardı. _This post is for subscribers only._ ### Antalya operasyonunda hedef Özel mi? URL: https://www.fayn.press/antalya-operasyonunda-hedef-ozel-mi/ Last updated: 2026-03-31T08:54:12.000Z Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in yolsuzluk iddiasıyla tutuklanmasından dokuz ay sonra, 26 Mart’ta, önce şoförleri tutuklandı, ardından bu tutuklamayı Böcek’in çalışma arkadaşlarından bazı kişilerin gözaltına alınması izledi. Peki, neden aylar sonra iki şoför rüşvet suçundan tutuklandı? Şoförlerin gözaltına alınmasının CHP lideri Özgür Özel ile bağlantısı neydi? Bu soruların yanıtı aslında Özel ile Adalet Bakanı Akın Gürlek’in mal varlığı tartışmasında gizli. ## Mal varlığı tartışması Özgür Özel, 17 Mart’ta, Adalet Bakanı Gürlek’in sahip olduğu 12, sattığı dört taşınmazın toplam değerinin 452 milyon lira olduğunu açıklayıp tapu ve sözleşme belgeleri [yayınladı](https://www.fayn.press/ozgur-ozel-kucuk-turpun-buyuk-marifetleri/#%C3%B6zg%C3%BCr-%C3%B6zel-%E2%80%9Ck%C3%BC%C3%A7%C3%BCk-turpun-b%C3%BCy%C3%BCk-marifetleri%E2%80%9D-diyerek-a%C3%A7%C4%B1klad%C4%B1): > *“11 konut ve 1 arsanın güncel toplam emsallerine göre ortalama değeri 325 milyon 500 bin lira. Alıp satılan 4 konutun işlem tutarı 126 milyon 500 bin lira. Yani mevcut taşınmazlarının ortalama değeri ve satılan mülklerinin toplam ortalama işlem hacmi 452 milyon lira. 1\. Derece Hâkim maaşı alsa bile bu kadar serveti edinmesi için tam 190 yıl, yemeden içmeden çalışması gerekiyor. Ama marifetli Akın Bey bunları 19 yılda yapmış.”* Gürlek ise bu açıklamaya “Dört taşınmazım var” diyerek [yanıt verdi](https://www.adalet.gov.tr/bakan-gurlek-tapu-kayitlarinda-karsiligi-olmayan-hayal-urunu-bu-iddialar-tamamen-kamuoyunu-yaniltma?ref=fayn.press). Özel’in bu iddiaları dile getirmesinin arkasındaki amacın kendisiyle ilgili rüşvet iddiasına ilişkin soruşturmayı perdelemek olduğunu iddia etti: > “*Özgür Özel’in amacı asrın yolsuzluğu davasını (İBB) perdelemek ve Muhittin Böcek. Özgür Özel’in para isteme durumu vardı. Muhittin Böcek'in 15 Ocak 2024'te kendisinin aday olması için Manisa benzin istasyonuna gidip bir para verme iddiası var. Muhittin Böcek'in aday olması için 15 Ocak 2024 tarihindeki baz istasyon kayıtlarıyla sabit, Muhittin Böcek de aslında anlatacak da, zamanı var. Böcek’in itirafçı olma durumu vardı. Özgür Özel seçime girmesi için kendisinden bir şeyler istiyor. Muhittin Böcek de bunu veriyor. Bu hususun ben dikkate alınmasını istiyorum.”* ## Böcek iddiasının kaynağı ne? Bakan Gürlek’in açıkladığı bu iddianın kaynağı nereden geliyordu? Fayn’ın ulaştığı soruşturma evraklarına göre, bu iddia bir ihbara dayanıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Kahve tercihlerimizin yalnızlıkla bir ilgisi var mı? URL: https://www.fayn.press/kahve-tercihlerimizin-yalnizlikla-bir-ilgisi-var-mi/ Last updated: 2026-03-30T13:52:31.000Z Kahveyi nasıl tercih ettiğiniz hakkınızda çok şey söylüyor olabilir. Türk kahvesinden vazgeçemeyen, bir fincan kahvenin 40 yıllık hatırını unutmayanlardan mısınız? Yoksa filtre kahve ya da espresso içmeden sabah gözünü açamayanlardan mı? Belki de kahve zincirlerindeki akılda tutması zor, pek çok spesifik tercih barındıran, 4-5 kelimeli nev-i şahsına münhasır özel kahvelerin tutkunusunuz. Peki kahve tercihinizin hatta toplum olarak kahve tercihlerimizin yalnızlıkla bir ilgisi olduğuna inanır mısınız? Amerika Katolik Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Jakub Grygiel, [*The Washington Post* ](https://www.washingtonpost.com/opinions/2026/03/09/starbucks-coffee-edmund-burke-latte/?ref=fayn.press)için kaleme aldığı analizinde, giderek yalnızlaşan toplumla kahve tercihleri arasında bir bağ kuruyor. Grygiel’e göre, bireyler kendi kabuklarına çekildikçe kahve içmek bir iletişim yolu ya da muhabbet kanalı olmaktan ziyade, kişisel zevklerin sergilendiği bir gösteri alanına dönüşüyor. ## Kahve tercihleri ve yalnızlık arasındaki ilişki [Amerikan Ulusal Kahve Derneği’nin](https://www.ncausa.org/Newsroom/Specialty-coffee-consumption-hits-14-year-high?ref=fayn.press)(NCA) verilerine göre, geçen yıl Amerikalıların %46’sı en az bir çeşit "spesiyal" kahve tüketti. Bu oran, geleneksel sade kahve içenlerin (%42) önüne geçmiş durumda. Grygiel, bu verilerle bir başka istatistik arasında bağ kuruyor. Ona göre, spesiyal kahve tüketiminin 2011’den beri %84 artmasıyla, [yalnızlık salgınının yükselişi](https://www.hhs.gov/sites/default/files/surgeon-general-social-connection-advisory.pdf?ref=fayn.press) arasında bir ilişki var. Amerikan Psikoloji Derneği’ne (APA) göre, [yetişkinlerin %54](https://www.apa.org/news/press/releases/2025/11/nation-suffering-division-loneliness?ref=fayn.press)’ü kendini izole edilmiş hissediyor. Yarısı ise "sık sık veya bazen" arkadaş sevgisinden mahrum kaldığını belirtiyor. Grygiel bunun bir rastlantı olmadığını düşünüyor, çünkü ona göre kahve tercihlerimiz sadece karakterimizi değil, toplumla kurduğumuz bağı da yansıtıyor. Örneğin tuzlu karamel mocha latte veya yulaf sütlü baharatlı chai söylemek, “özenli ve özelleştirilmiş” kişisel isteklerinizin olduğunun bir beyanı haline geliyor. Arzularınız karmaşıklaştıkça, bir ayrıcalık kazandığınız hissine kapılıyorsunuz. Sonucunda da basit ve ortak kültürel ritüeller, yerini yavaş yavaş daha bireysel ve özel tercihlere bırakıyor. ## Bireysel arzuların kontrolü Kafeinli içeceklere karşı gelişen bu seçiciliğin miladı, belki de [1995 yılında Starbucks’ın Frappuccino](https://about.starbucks.com/uploads/2023/02/AboutUs-Company-Timeline-2.6.23.pdf?ref=fayn.press) servisine başlamasına kadar uzanıyor. Ancak Grygiel, "spesiyal kahve" tüketimindeki bu devasa artışın, piyasaların talebi karşılama eğiliminden daha fazlası olduğunu savunuyor. Ekonomistlerin "[segment of one](https://www.bcg.com/publications/1989/strategy-segment-of-one-marketing?ref=fayn.press)" (tek müşterilik segment) olarak adlandırdığı bu pazarlama stratejisi, aslında günlük içeceklerini kişiselleştirerek hayatlarına anlam katma arayışında olan müşterileri şımartmayı hedefliyor. Yazarın analizine göre normalde yaratıcılığın bir parçası gibi sunulan bu kişiselleştirme sürecinin toplumsal bir maliyeti de var. Grygiel, bu bedeli açıklarken 18\. yüzyılda yaşamış, muhafazakâr düşüncenin temellerini atan isimlerden siyasetçi ve düşünür Edmund Burke’e de başvuruyor. Zira Burke’e göre iştahımızın bize hükmetmesine izin verdikçe sivil özgürlüklerimizi riske atıyoruz: > *“İrade ve iştah üzerinde bir kontrolümüz olmadıkça toplum var olamaz; bu kontrol bireylerin kendisinde ne kadar az ise, dışarıda da o kadar fazla olmalıdır.”* Burke’ün teorisine göre, bireyin kendi iradesi ve iştahı üzerinde içsel bir kontrol mekanizması yoksa, bu kontrolün dışarıdan (yani devlet veya otorite tarafından) sağlanması kaçınılmaz hale geliyor. Dolayısıyla, giderek daha karmaşık içecekler icat ederek arzuları sınırsızlaştırmak, toplumun temellerini sarsan ve özgürlüğü tehlikeye atan bir eyleme dönüşüyor. Profesör Grygiel’e göre, vanilyalı ve kremalı soğuk kahve tüketmek gibi görünüşte masum bir eylem, aslında iştahımızın bize hükmetmesine izin verdiğimiz bir sürecin parçası oluyor. ## Sade kahve ve toplumsal bağlar arasında ilişki var mı? Analizde, Amerikalıların bu karmaşık kahve tutkusu ile İtalya’nın sade kahve kültürü arasında çarpıcı bir karşılaştırma yapılıyor. Örneğin İtalya’da hâlâ sade espresso ve sadece öğleden önce servis edilen cappuccino menüsü hâkim. Ülkedeki yaklaşık [150 bin "bar"](https://www.comunicaffe.com/fipe-italian-bars-are-valued-nearly-e24-billion-with-an-average-bill-of-e4-20/?ref=fayn.press), devasa menüler yerine hızlı bir içecek servisi ile sohbet önceliği sunuyor. İtalyanların "fancy" kahve anlayışı bile, sadece bir kaşık süt köpüğü veya bir miktar sambuca (anason aromalı bir İtalyan likörü) eklemekten öteye gitmiyor. İtalya’da kahve içerken insanların önceliği, yabancılarla veya arkadaşlarıyla hızlıca ayaküstü sohbet etmek. [Starbucks’ın 2018 yılına kadar Milano](https://www.nytimes.com/2025/07/12/world/europe/espresso-italy-coffee-prices.html?ref=fayn.press)’da şube açmaya cesaret edememesi ve İtalya’daki geleneksel bar kültüründe bir iz bırakamaması, Grygiel’e göre sade olanın toplumsal bağları korumadaki başarısını gösteriyor. ## Toplumsal kurtuluş için basitliğe dönüş Grygiel, yazısını sonlandırırken menüleri sınırlandırmayı, sırayı hızlandırmayı ve "teatral bir gösteriye" dönüşen kişiselleştirilmiş siparişleri ortadan kaldırmayı öneriyor. Ona göre bu sadece bir tüketim tercihi değişikliği değil, aynı zamanda iştahın üzerinde bir kontrol kurarak toplumsal yapıyı onarma girişimi. Türkiye’de ise kahve tüketimi son 10 yılda yaklaşık dört kat artmış durumda. Kahve zincirlerinin sayısı her geçen gün artıyor. Ancak hâlâ Türk kahvesi en çok tercih edilen kahveler arasında açık ara önde… Peki bu bize dair ne söylüyor? Prof. Grygiel’in yaptığı araştırmanın Türkiye için yapılmış bir benzerini okumak dileğiyle… ☕ Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### MHP’de organize suç örgütüne uzanan perde arkası güç savaşı URL: https://www.fayn.press/mhpde-organize-suc-orgutune-uzanan-perde-arkasi-guc-savasi/ Last updated: 2026-04-06T10:25:12.000Z MHP’nin en güçlü ve liderine en yakın isimlerinden biri olarak görülen genel başkan yardımcısı İzzet Ulvi Yönter’in ani istifası, parti içi dengeleri sarsan derin bir krizin kapısını araladı. Resmî açıklamalarda “akademik tercih” vurgusu yapılsa da, kulislere yansıyan bilgiler istifanın arkasında çarpıcı iddialar, gizli mesajlaşmalar ve organize suç dosyasına uzanan bir güç mücadelesi olduğunu gösteriyor. Yönter, tam dört dönemdir Meclis’te. Son genel seçimde 1\. Bölge ikinci sırayı alacak kadar parti içinde güçlüydü. Ayrıca, MHP lideri Devlet Bahçeli’ye en yakın isimlerden biriydi. Sağ kolu denilecek kadar yakın, konuşma metinlerini hazırlayacak kadar etkiliydi. MHP Genel Başkan yardımcılığı görevini yürüten Yönter, 27 Mart akşamı görevinden istifa etti. İstifasını sosyal medyadan iki cümlelik mesajla duyurdu. > *“Gördüğüm lüzum üzerine MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa ediyorum. Kamuoyunun bilgisine arz ederim.”* ## Bahçeli’nin haberi vardı Siyasi kulisleri hareketlendiren bu beklenmedik istifanın neden geldiği ve Bahçeli’nin haberi olup olmadığı tartışılmaya başlandı. MHP geleneklerini ve Bahçeli’nin partideki hakimiyetini bilenler için “lüzum üzerine” diye duyurduğu istifayı Bahçeli’nin istediğini tahmin etmek güç değildi. Nitekim istifadan bir gün sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bahçeli, Yönter’in istifasının onayıyla olduğunu vurgulayacaktı: > *“Sayın İzzet Yönter Bey Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ayrılmışlardır. İzzet Bey önümüzdeki günlerde akademik kariyer çalışmalarına ağırlık vermek için, bugün kazanmış olduğu doktora sıfatını daha ileriye taşımak için bir müsaade istemişlerdir.”* Bahçeli, özellikle İstanbul teşkilatı üzerinde etkili olan Yönter’in istifası üzerine parti içinde karışıklığın çıkmasının önüne geçecek mesajı da verdi: > *“Bizde istifa herhangi bir küskünlüğe dayalı değildir. Farklı partilerde görülen olaylara benzer bir yapı değildir. Milliyetçi Hareket Partisi'nde kırılma, kırgınlık, öfke, intikam gibi kavramlar bize göre çok yabancıdır. Bir arkadaşımızın hem siyasete hem de akademik kariyerine devam ederken kendi anlayışı çerçevesinde yapmış olduğu bir iş bölümünün sonucudur. Onun için kendisine akademik kariyerinde başarılar diliyorum.”* Bahçeli’den sonraki dönem için genel başkanlıkta adı geçen isimlerden biri olan Yönter açısından, bu açıklamalarla birlikte kapı artık kapanmış oldu. Peki Bahçeli’ye bu kadar yakın bir isim neden artık oyun dışı kaldı? ## MHP içindeki ajan iddiası Yönter’in istifasını duyurmadan önce yaptığı bazı paylaşımlar, parti içindeki kavganın sinyallerini ortaya çıkarmıştı. İstifa mesajından üç saat önce “MHP’de ajan olduğunu” duyurduğu mesaj paylaştı [X hesabından](https://x.com/UlviYonter/status/2037563838531277186?s=20&ref=fayn.press). > *“MHP’ye sızan ajan seni her cihetten izliyoruz. Sen doğruluktan ne anlarsın! Merak etme seninle mutlaka hesaplaşacağız… Paran da işe yaramayacak dümenci alçak…”* Şaşkınlık yaratan bu mesajın ardından bir paylaşım daha yaptı. > *“Ulan dümenci senin yıldızın bizim ayağımızın altındadır. Artık tam hesaplaşma sayfası açıldı. Namussuz MHP düşmanı…”* İki mesajında da isim yoktu. Ancak kulislere göre kastettiği isim Bahçeli’nin başdanışmanı Eyyup Yıldız’dı. Hatta Yıldız, Yönter’in mesajlarından iki saat önce sosyal medya hesabından manidar bir paylaşım yaptı. > *“Söz çoktur, hakikat az… İnsanı yücelten, söylediği değil; yaşadığıdır. Nefsini terbiye edemeyen, başkasına nasihatle yol gösteremez. Biz, söze değil hâle bakarız. Doğru olanın, dosdoğru duranların yanında olmayı tercih ederiz. Rabbim; kalbiyle dili bir olanlardan eylesin… Hayırlı cumalar.”* *Fayn*’ın edindiği bilgiye göre bu mesajın paylaşıldığı saatlerde Bahçeli’nin Yönter’e “istifa etmesi” yönünde talimatı iletilmişti. Yönter ile Yıldız neden karşı karşıya geldi? Bahçeli neden Yıldız’ın arkasında durdu? Bunu anlatmak için sizi [Ayhan Bora Kaplan dava dosyasına](https://www.fayn.press/ayhan-bora-kaplan-krizini-anlama-rehberi/) götürmemiz gerekiyor. ## Ayhan Bora Kaplan davasının MHP’deki kavgayla ilgisi ne? 12 Eylül 2023’te tutuklanan Ayhan Bora Kaplan torbacıyken kısa sürede Ankara gece ve uyuşturucu dünyasının baronu oldu. Yıllarca yol verilen Ayhan Bora Kaplan ve çetesine Eylül 2023’te operasyon yapıldı. Ama daha Kaplan'a yol veren "ele" dokunamadan, operasyonu yapan Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Murat Çelik ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Şevket Demircan’ın da aralarında bulunduğu polisler kelepçelendi. Bu polis müdürlerini sanık yapan süreç Kaplan’ın örgütündeki sağ kolu Serdar Sertçelik’in gizli tanık yapılmasıyla başladı. Sertçelik, operasyon olduğunda yurtdışındaydı. _This post is for paying subscribers only._ ### Gürsel Tekin ile Mevzular Açık Mikrofon: Kameraya yansıyanlar, yansımayanlar ve izlenimlerim URL: https://www.fayn.press/gursel-tekin-ile-mevzular-acik-mikrofon-kameraya-yansiyanlar-yansimayanlar-ve-izlenimlerim/ Last updated: 2026-04-02T20:17:43.000Z Neredeyse bir yıl önce, 19 Mart günü, Türkiye gözlerini Ekrem İmamoğlu ve 102 kişinin daha gözaltına alındığı haberleriyle açtı. Bir gün öncesinde ise İmamoğlu’nun 30 sene önce aldığı diploması iptal edilmişti. Gözaltının akşamında on binlerce vatandaş İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin önünde toplandı. CHP lideri Özgür Özel’in yürüttüğü mitinglerle birlikte yalnızca İmamoğlu’nun gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına değil, iktidara yönelik itirazlarını dile getiren gençlerin fikirlerinin ve duygularının dışavurumundan Saraçhane eylemleri doğdu. Bir hafta boyunca her gün bu gençler biber gazı, tazyikli su ve copla karşılandılar. Şanslı olanlar eylemleri yalnızca kısık bir sesle ve birkaç morlukla atlattı. Daha az şanslılar sabahın köründe evlerinden alındı, İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde tutuldu. En şanssız olan 299 öğrenci ise tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne gönderildi. Gözaltılar, tutuklamalar biraz duruldu ancak CHP’yi kıskaca alan soruşturmalar, davalar sürdü. Bunlardan biri de, [CHP'nin](https://www.dw.com/tr/cumhuriyet-halk-partisi-chp/t-19049615?ref=fayn.press) 8 Ekim 2023 tarihindeki İstanbul İl Kongresi ile ilgili soruşturmaydı. İstanbul İl Kongresi’nde de delegelerin iradesine fesat karıştırıldığı iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve il yönetimi görevden uzaklaştırıldı. Davaya bakan mahkeme, dört dönem CHP milletvekilliği yapmış; parti genel sekreterliği, genel başkan yardımcılığı gibi önemli görevlerde bulunmuş; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için aday adayı da olmuş [Gürsel Tekin](https://www.fayn.press/chpnin-zubugu-fikirtepeli-gurselden-kayyum-gursele/) ve beraberindekileri ‘tedbir heyeti’ olarak CHP İstanbul İl Başkanlığı’na atadı. Kamuoyu bunu ‘kayyum’ olarak okudu, Tekin ısrarla bu ifadeyi reddetti. 8 Eylül sabahı, araya yaz tatili de girdiği için söndüğü varsayılan gençlerin Saraçhane ateşi kısmen de olsa alevlendi. Daha ilk anda açıklamalar savaşı başladı. Kararın ve özellikle “kayyum” kelimesinin etrafını sarmış öfke çemberinden habersiz olduğunu öne süren Tekin, mahkeme tarafından atandığı görevi alnının akıyla üstlenebileceğini ve il binasında çiçeklerle karşılanacağıni iddia etti. Ama CHP İl Başkanlığı binasına girerken onu çiçekler değil, öfkeli gençler karşıladı. O gençleri de polis ve barikatlar... Aradan geçen zamanda ortaya ikili bir yapı çıktı. CHP Genel Merkezi Tekin’i tanımadı ve yoluna kendi seçilmişleriyle devam etti. Özgür Çelik partinin 39\. Olağan Kurultayı kapsamında yapılan İl Kongresi’nde 19 Ekim 2025’te partililer tarafından tekrar seçildi. Bu arada CHP 38\. Olağan İstanbul İl Kongresi’nin iptali için İstanbul 45\. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan dava da devam etti. Davanın 27 Şubat’ta görülen duruşmasında mahkeme Gürsel Tekin’in görevlendirilmesine yapılan itiraz konusunda bir karar verdi. Özgür Çelik yönetiminin uzaklaştırmasına ilişkin kararın ortadan kaldırılmasını gerektirecek yeni bir durum oluşmadığına kanaat getirdi. Tekin atandığı görevine devam edecekti. Davanın sonraki duruşması 15 Mayıs’ta. Yani ortada halen fiili olarak ikili bir yapı var. Ama Gürsel Tekin’in adı artık eskisi kadar sık duyulmuyor. Ancak bu Saraçhane eylemlerine katılan gençlerin bir kısmının öfkesinin dindiği anlamına da gelmiyor. Onlardan bazıları, Oğuzhan Uğur’un Gürsel Tekin’i konuk aldığı Mevzular Açık Mikrofon programına katıldı. İtirazlarını, duydukları kızgınlığı ve kırgınlığı program boyunca açık açık gösterdiler. Fayn da oradaydı. ## Yüksek tansiyon aslında Saraçhane’den beri hiç inmemişti 27 Şubat Cuma akşamı. Hilltown AVM’nin içindeki Seyirlik Sahne’nin kapısının önündeyim. Mevzular Açık Mikrofon'a katılım için bilet satılmıyor. Seyirciler Babala TV ekibinden gelen davetiyelerle içeri girebiliyorlar. Davetiye deyince aklınıza özel bir şey gelmesin. Programı izlemek istediğinizi belirten bir mesaj yazarak da davetiye alabilirsiniz. Salona doğru attığım her adımda etraftaki tansiyonun ne kadar yüksek olduğunu biraz daha hissediyorum. Salonun kapısında üç güvenlik görevlisi var. İçeri girmek için bekleyenler arasında şen şakrak bir hava yok. Bilakis, sırada bekleyenbir kadın ve erkek arasında gerginlik çıktığına şahit oluyorum. Genç kadın, bu adamın kendisini takip ettiğini ve bundan rahatsız olduğunu yüksek sesle dile getiriyor. Programın devamında, bu adamın genç kadına sosyal medya üzerinden tehditkâr mesajlar yönelttiğini öğreniyoruz. Tam da bu anda salonun dışında gezinen üç güvenlik elemanını abartılı bir tedbir olarak görmekten vazgeçiyorum. Araya giren güvenlik görevlileri ve diğer yetkililer sayesinde ortam sakinleştikten sonra genç kadın ve adam salona ayrı ayrı alınıyorlar. Sıraya girdiğimde önümde ve arkamdaki ikili üçlü öğrenci grupları Gürsel Tekin’e hazırladıkları soruların üzerinden geçiyorlar. Hesap sormaya hevesli havaları sezilmeyecek gibi değil. Bilet görevlisine adımı ve soyadımı iletiyorum, görüntülerimin kullanılmasına rıza verdiğimi beyan eden bir belge imzalıyorum. Salona adımımı atmadan detaylı bir güvenlik kontrolünden geçiyorum. 200 kişilik bu salonun orta bölümüne, programa yoğun katılım gösteren gençleri gözlemleyebileceğim bir koltuğa yerleşiyorum. ## Aynı partinin iki ayrı safı Salonun sol tarafına çoğunlukla takım elbiseli, orta yaşlı erkekler ve tek tük kadından oluşan Gürsel Tekin’ciler hakim. Sağ tarafta ise Tekin ekibinin sayısını ikiye katlayan, ağırlıklı olarak CHP Gençlik Kolları’ndan gençler… Sağ tarafımdaki gençler, 8 Eylül günü yedikleri biber gazının ve onların tanımıyla partilerine edilen “ihanet”in hesabını sormaya gelmişler. Hatta aralarında Gürsel Tekin ile davalık olan ve husumetlerini teke tek çözmek için gelenler bile var. Bu bilgileri etrafımdaki konuşmalara kulak kabartarak edinebiliyorum. Oğuzhan Uğur sahneye çıkmadan bile bu programın amansız ve acımasız bir yüzleşmeye sahne olacağını görmek mümkün. _This post is for paying subscribers only._ ### Bu Pazar seçim olsa? URL: https://www.fayn.press/bu-pazar-secim-olsa/ Last updated: 2026-03-28T06:00:17.000Z *Fayn Haftalık*’tan selamlar Bu Pazar seçim olsa ne olur? Bu hafta bu soruya takıldık. İlk iki haftaya göre daha sakin geçen İBB davasını takipteydik. İran’a, arkasında durulmayan Meclis tutanaklarına ve Türkiye-Romanya maçına da baktık. Bir de bizden haberimiz var. Bu hafta *Fayn* ekibinin hayatına ve kalbine bir Müjde girdi. Kurucularımızdan Nilgün Yılmaz’ın uzun zamandır heyecanla beklediğimiz bebeği Müjde artık bizimle. Bu güzel başlangıcın Müjde’ye sağlık, mutluluk ve sevdikleriyle dolu uzun bir ömür getirmesini diliyoruz. Hoş geldin Müjde! Hazırsanız gündeme geçelim. ## Bir kaldı! Türkiye ile Romanya arasındaki futbol hikâyesi 1923’te, Millilerin oynadığı ilk resmî maçla başladı. Aradan geçen bir asrın ardından iki takım bu kez Dünya Kupası yolunda yeniden karşı karşıya geldi. Türkiye sahadan 1-0 galip ayrıldı ve 24 yıllık hasreti bitirebilmek için play-off finaline kaldı. [Türkiye Romanya’yı geçti. 24 yıllık hasreti bitirmek için bir kaldıTürkiye ile Romanya arasındaki futbol hikâyesi 1923’te, Millilerin oynadığı ilk resmî maçla başladı. Aradan geçen bir asrın ardından iki takım bu kez Dünya Kupası yolunda yeniden karşı karşıya geldi. Türkiye sahadan 1-0 galip ayrıldı ve 24 yıllık hasreti bitirebilmek için play-off finaline kaldı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1224.png)FaynAlper Erdem![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/turkiye-romanya_fayn-2-1.webp)](https://www.fayn.press/turkiye-romanyayi-gecti-24-yillik-hasreti-bitirmek-icin-bir-kaldi/) ## Anketler neyi söyler? “Bu Pazar seçim olsa?” Öyle bir ülke ki bu soru seçimden bir hafta sonra sorulmaya başlıyor. Bir sonraki seçime göre düzenli soruluyor, anketler yapılıyor. Partilerin oy oranlarına bizim kadar düşkününü bulmak zor. Biz de Işık Üniversitesi’ndeki Duygular ve Siyaset Laboratuvarı’nın kurucusu, siyaset bilimci Prof. Dr. Seda Demiralp’e sorduk. [Türkiye’de seçmen: Hayal kırıklığı, umut ve öfke üçgeninden çıkabilir mi?Türkiye’de seçmen hayal kırıklığı içinde ama mecburiyet duygusu güçlü. İktidar seçmeninde umut, muhalefet seçmeninde umutsuzluk hakim. Ekonomik sıkışmışlık ve belirsizlik korkusuyla oy vermeye giden iktidar seçmenini muhalefet ikna edebilir mi? Siyaset bilimci Prof. Dr. Seda Demiralp anlattı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1220.png)FaynSemin Gümüşel Güner![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/seda-demiralp_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/turkiyede-secmen-hayal-kirikligi-umut-ve-ofke-ucgeninden-cikabilir-mi/) ## İmamoğlu davasında üçüncü hafta Açan tarafın “Tarihin en büyük yolsuzluk davası” olarak adlandırdığı ama takip etmenin yasak olduğu davada üçüncü hafta daha da kapalı geçti. Haftaya Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın savunması ve etkin pişmanlıktan yararlanmak için verdiği ifadeyi geri çeken Murat Kapki damga vurdu. İşte üçüncü haftada olup bitenler… [İmamoğlu davasında üçüncü hafta: Neler yaşandı?İlk iki haftaya göre daha sakin geçen üçüncü haftada, Ağaç A.Ş. Genel Müdürü ile Şişli ve Beylikdüzü belediye başkanları savunmalarını yaptı. İmamoğlu sanıklara soru sordu. Etkin pişmanlıktan yararlanmak için verdiği ifadeyi geri çeken Murat Kapki de konuşuldu. İşte üçüncü haftada olup bitenler…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1221.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ibb-sorusturmalari-3hafta_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ucuncu-hafta-neler-yasandi/) ## Ölünün arkasından bu kez biraz konuşuldu “Erol Köse’nin acı bir sonla hayat yolculuğunu tamamlaması, bugüne dek eşi benzeri görülmedik bir gürültü kopardı. Bundan tam kırk yıl önce, 1986’da komediyle girdiği eğlence dünyasından bir trajedinin baş kahramanı olarak ayrıldı. Kimilerine göre bir dahi, kimilerine göre bir soytarı, kimilerine göre bir vizyoner, kimilerine göre ise şerrinden korkulması gereken bir “villain”dı… Bence bunların hepsiydi Dr. Erol Bey.” Ekim Acun yazdı. [Erol Köse’nin zirveye tırmanış ve serbest düşüş öyküsüTam 40 yıl önce komediyle girdiği eğlence dünyasından bir trajedinin baş kahramanı olarak ayrıldı. Kimine göre bir dahi, kimine göre bir soytarı, kimine göre bir vizyoner, kimine göre ise şerrinden korkulması gereken bir “villain”dı… Erol Köse eğlence tarihimize silinmeyecek bir iz bıraktı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1234.png)FaynEkim Zafer Acun![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/erol-kose-fayn.webp)](https://www.fayn.press/erol-kosenin-zirveye-tirmanis-ve-serbest-dusus-oykusu/) ## Savaşın ilk ayı biterken “Hızlı biter” denilen İran savaşı dördüncü haftasını tamamladı. Karşılıklı tehditler sürüyor ama diplomasi haberleri de görünmeye başladı. *Fayn*, bölgeyi bilen analistleri dinlemeye, okumaya, derlemeye ve aktarmaya devam ediyor. [İran: Savaşın dördüncü haftasında ne oldu?Bir ayını dolduran İran savaşında dördüncü hafta karşılıklı tehditlerin yanı sıra, diplomasi haberleriyle de doluydu. Tarafların müzakere şartları neler? Müzakere mümkün mü? Savaş devam edecek mi? Fayn, bölgeyi bilen analistleri dinlemeye, okumaya, derlemeye ve aktarmaya devam ediyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1225.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-dorduncu-hafta-fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasin-dorduncu-haftasinda-ne-oldu/) ## Büyük oyunlar ve İran Ortadoğu zaten casuslu bir bölge. Savaş olduğunda iyice karışıyor. Gün geçmiyor ki İran’dan bir casus operasyonu haberi gelmesin. Tahran, bir yandan kendisine savaş açan ABD ve İsrail’e karşılık vermekle uğraşıyor, diğer yandan içeride bu ülkelere çalışan casusların peşinde. Yavuz Sinangil bugünün casuslarından çıktı ve yolu İran’dan geçen casusları yazdı. _This post is for subscribers only._ ### Erol Köse’nin zirveye tırmanış ve iniş öyküsü URL: https://www.fayn.press/erol-kosenin-zirveye-tirmanis-ve-serbest-dusus-oykusu/ Last updated: 2026-04-09T02:05:30.000Z Erol Köse’nin acı bir sonla hayat yolculuğunu tamamlaması, bugüne dek eşi benzeri görülmedik bir gürültü kopardı. Bundan tam kırk yıl önce, 1986’da komediyle girdiği eğlence dünyasından bir trajedinin baş kahramanı olarak ayrıldı. Kimilerine göre bir dahi, kimilerine göre bir soytarı, kimilerine göre bir vizyoner, kimilerine göre ise şerrinden korkulması gereken bir “villain”dı… Bence bunların hepsiydi Dr. Erol Bey. ## İlgiyi seven, sıradışı prodüktör Geride bıraktığımız otuz yılın popüler kültürüne damgasını vurmuş, birlikte çalıştığı starlar kadar kendi ismini de bir marka olarak konumlandırmaya özen göstermiş sıradışı bir prodüktördü. Genelde kamera arkasında durmayı, gölgede kalmayı seçen meslektaşlarıyla arasındaki bu önemli fark tamamen tabiatından kaynaklı gibiydi. İlgiyi seviyordu. Olumlu ya da olumsuz olması pek de mühim değil gibiydi sanki. Gücünü kaybedip müzik sektöründen çekilirken, kendine yepyeni bir kimlik yaratarak tartışmalı bir Twitter fenomeni haline dönüşmesi de bu pervasız yapısı sayesinde mümkün olabilmişti. İç dünyasında nasıldı, hassas noktaları, kırılgan tarafları var mıydı, gerçekten sevgisine sadık kalabildiği, gönlünü kırmadığı, çıkar uğruna incitmediği birileri hiç var oldu mu? Bilinmez. İnsan -hele ki Erol Köse gibi renkli bir insan- siyah beyaz bir varlık değil. Gözle görülen bir gerçek ise şu: Erol Köse pek çok insanın hayatında “kötü adam” rolünü başarıyla canlandırmış. Zira ölümünün ardından yapılan açıklamalar arasında, hakkını helal etmeyenler ve bir adım daha ileri giderek “Ateşi bol olsun” diyenler öne çıktı. Köse’nin ardında bıraktığı mağdurlar ordusunun gördüğü çevrimiçi destek, ölünün arkasından konuşulmaz klişesinin günümüzde, özellikle de sosyal medyada pek bir geçerliliği olmadığını ispatlar cinsten. ## Dr. Erol Bey’in zirveye çıkışı Peki bir zamanların bu en parlak prodüktörü nasıl oldu da tüm zamanların en sevilmeyen magazin figürlerinden birine dönüştü? Dr. Erol Bey’in zirveye çıkış ve serbest düşüş öyküsü bu soruya çok katmanlı cevaplar veriyor. Asker bir baba ve ev hanımı bir annenin çocuğu olarak 21 Eylül 1965’te Elazığ’da dünyaya gelen Erol Köse, beş yaşındayken gelişiminin en önemli yıllarını geçireceği Ankara’ya taşınıyor. Başkentteki orta halli mazbut aile yaşamı içerisinde, ilerde en renkli anlar olarak hatırladıkları, iki ablasının eve getirip dinlediği plaklar ve annesinin onu götürdüğü altın günleri oluyor. Zeki ve çalışkan bir öğrenci olarak hem akademik anlamda umut vaat ediyor hem de sosyal zekası ve şeytan tüyü sayesinde girdiği her çevrede kendini sevdiriyor. Bahçelievler Deneme Lisesi’ni birincilikle bitirmesinin ardından 1982 yılında ÖSS Türkiye ikincisi olarak Hacettepe Tıp Fakültesi’ne giriyor. Erol’dan üç yaş küçük olan, Ankara’nın bir başka parlak çocuğu şarkıcı Deniz Arcak, 16-17 yaşında henüz reşit değilken katıldığı partilerde ihtilal dönemi olması sebebiyle sık yaşanan polis baskınlarında Erol Köse’nin kendisine ve arkadaşlarına sahte kimlik çıkardığını anlatıyor. Bu tatlı çocukluk anılarında kalan masum suçlar, Köse’nin ortalamanın çok üzerinde olan kıvrak zekasını kullanma biçimine dair ipuçları veriyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/erol_kose_1994_IMG_9117-1.JPG) ## Komedi Dans Üçlüsü ve şov dünyasıyla tanışma Erol Köse üniversitedeki ilk yılında dersleri çok kolay bulması üzerine arkadaşlarının yönlendirmesiyle bir hobi edinmeye karar veriyor ve Amerikan Kültür’de dönemin en meşhur isimlerinden Coşkun Evcim’in verdiği dans kursuna katılıyor. Bu kurs hem Köse’nin hem de eğlence sektörümüzün kaderini değiştirecek bir gelişmeye sahne oluyor. O dönem TRT’nin tüm müzik-eğlence programlarının yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlenen Erşan Başbuğ, programlarında sık sık yer verdiği Coşkun Evcim’i ziyaret ettiği sırada genç kursiyer ve tıp öğrencisi Erol ile tanışıyor. Neşesi ve yüksek enerjisiyle dikkat çeken bu ufak tefek genci, bıyığı sebebiyle Charlie Chaplin’in “Şarlo” karakterine benzeten Erşan Başbuğ, halihazırda sahnede ve televizyonda “Komedi Dans” isimli bir şov yapmaya başlamış olan ikili Murat Akkaya ve Hakan Rullas’ın arasına Erol’u da dahil ederek “Komedi Dans Üçlüsü”nün doğmasını sağlıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/tempImageZfo3BC.gif) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/IMG_0404.JPG) Tek kanallı dönemde ekranda görünmek, bir gecede ülke çapında şöhret olabilmek anlamına geliyor ve 1986 yılında Komedi Dans Üçlüsü baş döndürücü bir hızla şöhreti yakalıyor. Ekran şöhreti sayesinde gazino sahnelerine çıkan ve devrin modasına uygun olarak video filmleri çeviren üçlü arasından Akkaya ve Rullas ODTÜ’deki eğitimlerine, Köse ise tıp fakültesine devam ediyor. İlerde Köse’nin peşini bırakmayacak kazık atma hikayelerinden ilki, şöhret yolculuğunun bu erken döneminde gazetelere yansıyor. Köse, popüler şarkılar ve eşliğinde komedi şovu formülünü geliştiren kurucu ikili Akkaya ve Rullas’ı ekarte etmek adına yeni bir ikili buluyor. TRT yetkililerine Murat ve Hakan’ın askerliğe gideceğini, bu nedenle şovlara yeni bulduğu iki genç ile devam edeceğini açıklıyor. Murat Akkaya ve Hakan Rullas’ın kendisini yalanlaması üzerine grubun dağıldığı haberleri basına yansıyor. TRT “ya siz üçünüz ya hiçbiriniz” şeklinde ültimatom verince altın yumurtlayan tavuğu yaşatmaya karar verip 80’lerin sonuna dek birlikteliklerini sürdürüyorlar. Komedi Dans Üçlüsü (KDÜ) aynı zamanda TRT’nin sıkı arabesk yasağını delebilen ilk örnek oluyor ve bu ayrıcalık da yine kendi ifadesine göre Köse’nin kurnazlığı sayesinde gerçekleşebiliyor. TRT’nin genel müdürü Kerim Aydın Erdem’e “Öyle bir şov hazırlıyoruz ki arabeskle dalga geçeceğiz. Arabeskin ne kadar yoz olduğunu halkımıza göstereceğiz” diyerek dönemin en popüler müzik türüne ekran vizesi alan Erol Köse bu vesileyle Unkapanı piyasasıyla tanışıyor. KDÜ’nün skeçlerinde yer verdikleri arabesk şarkıların satışlarının patlaması Köse’nin plakçılar çarşısında tanınmasını ve networking yapmasını sağlıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Prof. Seda Demiralp: “Türkiye'de seçmende siyasete yönelik en yoğun duygu hayal kırıklığı” URL: https://www.fayn.press/turkiyede-secmen-hayal-kirikligi-umut-ve-ofke-ucgeninden-cikabilir-mi/ Last updated: 2026-04-02T16:48:01.000Z Yanı başımızda savaş da olsa, son yılların en tartışmalı davalarından biri de görülse Türkiye’de seçim hep gündemde… Kamuoyu araştırmacıları “Bu Pazar seçim olursa?” sorusunun peşinde düşüp sürekli anketler yapıyor ve o gün geldiğinde seçmenin ne yapacağını merak ediyor. Işık Üniversitesi’ndeki Duygular ve Siyaset Laboratuvarı’nın (Emotics Lab) kurucusu, siyaset bilimci Prof. Dr. Seda Demiralp de bu merakın peşinde araştırmalar yapan isimlerden. Demiralp’e göre, bugün siyasette belirleyici olan, seçmenin ne kadar bildiği değil; belirsizlik karşısında nasıl hissettiği. Belirsizlik çağında seçmen gerçeği aramaktan çok rahatlamayı seçiyor. Bu da siyaseti ikna yarışından çok bir duygu yönetimi alanına dönüştürüyor. Demiralp, Aralık 2025’te ekonomik açıdan çok zor durumda olduğu halde AK Parti’den vazgeçmeyen mavi yakalılar *(mavi yakalılar, seçmenlerin yaklaşık %50’si)* üzerine kapsamlı bir çalışma yaptı. Demiralp ile mavi yakalıların hangi duygular içerisinde olduğunu, seçmenin hangi söylemlerden etkilendiğini, sağ popülist siyasete karşı muhalefetin hangi seçenekleri olduğunu, İran-ABD-İsrail savaşının seçmene nasıl yansıdığını konuştuk. **İktidar 2023'te bir miktar oy kaybı yaşadı. Ama AK Parti'ye oy veren en geniş kesimlerden mavi yakalılar, ekonomik durumdan en muzdarip kesimlerden olmalarına rağmen partiden uzaklaşmıyorlar. Bulgular ne söylüyor?** Burada hem sürpriz bir sonuç var hem de yok. Bu sonuç, kişilerin irrasyonel davrandıkları anlamına gelmiyor ama mevcut şartlarda genellikle onlardan beklenenden farklı davrandıklarını söyleyebiliriz. Genel ekonomik oy verme teorisi bize şunu söyler: Ekonomik açıdan başarısız olduğu zamanlarda iktidarın oyu düşer veya ekonomik olarak tatmin edemediği grupların oyunu kaybeder. Türkiye’de 2016'dan beri işler ekonomik açıdan iyi gitmiyor. En dar gelirli grupların da bu tabloda en kırılgan gruplar olduğunu düşünüp trenden ilk onlar atlar diye düşünüyoruz. İktidar çeşitli seçmen gruplarında oy erimeleri yaşıyor. Ama mavi yakalarda ya da genelde asgari ücretle çalışan en düşük gelir grubunda çok az bir dalgalanma var; iktidarın oyunun en sabit devam ettiği gruplardan birisi bu grup. **Peki, bu kesim niye başka alternatiflere yönelmiyor?** Bu çalışmada iki konuyu birden anlamaya çalıştık. Bir, aslında bu kesimler ekonomik olarak sandığımız kadar kayıp duygusu yaşamıyorlar mı, bu yüzden mi kopmuyorlar? Yoksa ekonomik anlamda şikayetleri olsa bile birtakım duygusal sebepler, duygusal faydalar ve duygusal maliyetler hesaba katılınca yine bu iktidarla devam etmek onlar için daha mı avantajlı? **Ekonomik etkenden başlayalım mı?** Ekonomik oy verme davranışını çok kaba yorumlamamak lazım. Vatandaş durumdan memnun değilse o tuttuğu dalı bırakır, başka bir dalı tutar değil. Olan oldu diye düşünüyor. “Yarın kim benim ekonomik anlamda çıkarlarımı daha fazla ileriye taşır?” diye bakıyor. Geleceği göremeyeceği için de birtakım çıkarımlar yapmaya çalışıyor, bunun için geçmişe bakıyor. Geçmişte onu memnun etmiş ama şu anda memnun etmeyen bir seçenek bir tarafta, diğer taraftaysa uzun zamandır yönetmemiş dolayısıyla da yönetebilirliği hakkında bilgisi olmadığı, belirsizlik algıladığı bir seçenek varsa, ilkinden yana tercih kullanabiliyor. Hatta bunlara diğer tarafın geçmişte çok başarısız olduğu ile ilgili dezenformasyon, propaganda, söylem de ekleniyorsa... **Peki, muhalefet bu yaklaşıma karşı ne yapabilirdi?** Burada muhalefetin yapabileceği şu olurdu: O belirsizlikle yani yönetebilirliğiyle ilgili kocaman soru işaretini mümkün olduğunca ortadan kaldırmak. Bunu yönettiği belediyelerle veya ekonomi söylemini çok netleştirerek yapabilirdi. Belediyelerle yapmaya çalıştı fakat 19 Mart süreci belediyeler üzerindeki kontrolünü sınırladığı için yönetebilirliğini ispatlamada da sıkıntı yaşadı. İkinci olarak seçmenin çok net bir vizyon duymaya ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Mavi yaka seçmenlerden “Muhalefet ‘Asgari ücreti artıracağım’ diyor ama nereden kaynak bulup artıracak?” veya “Sosyal yardımları artıracağım diyor ama nasıl kaynak bulup da bunu yapacak?” gibi soruları sıklıkla duyuyoruz. Çok soyut bir umut kavramı, “İşler iyi olacak” gibi bir söylem mavi yakalara fazla bir şey ifade etmiyor. Bu seçmen somut, kolay anlaşılabilir çözümler görmek istiyor. **Muhalefetin geliştirmeye en açık olan kısmı nedir?** Ekonomik vizyonu netleştirmek. Tam olarak ne vaat ettikleriyle ve bunu tam olarak nasıl yapabilecekleriyle ilgili ortaya çok net bir vizyon koymak. 2023'te Malezya'da 60 yıllık otokratik bir iktidarın bir muhalefet koalisyonuyla seçimlerde yenilmesi örneği üzerine çok konuşulmuştu. Bir parti iktidarda uzun süre kaldığında iktidar avantajı oluyor, onu yenmek diğer taraf için hep daha zor olmaya başlıyor. Ayrıca belirlilik - belirsizlik kontrastı zamanla artıyor, bir taraf 60 yıldır biliniyor, diğer tarafın yönetebilirliği belirsiz kalıyor. Malezya’da muhalefet iki defa arka arkaya seçim koalisyonu yaptı, birincisinde başarısız oldu ama bir sonrakinde başarılı oldu. İlk ve ikinci deneme arasındaki farkların başında seçim kampanyası geliyordu. Seçim kampanyasını ayrıştıran en büyük özellikse, ikinci seferde ekonomi vizyonunun çok netleşmesiydi. Muhalefet ikinci seçimde, kristal berraklığında çok sade, çok net, iktidarın ilk 100 gününde yapılacak 10 maddelik ekonomi vizyonunu anlattı. **Ama bir yandan muhalefetin iletişim imkanları da çok sınırlı oluyor.** Dezenformasyon da olsa, medya çok asimetrik de olsa bir şekilde muhalefetin seçmene erişip “Ben bunu yapacağım” diyebilmesi için normalden de daha sade, daha net bir şekilde kendini sunması lazım. Belki medyada iktidarın süresi muhalefetin kendine bulabildiği sürenin 20 katı olacak, ama muhalefet sözünü yaymanın yollarını mutlaka bulacak. Vatandaş yoldan geçerken bir billboardda, metroda birinin kolundaki bez çantanın üzerinde, bir başkasının üzerindeki tişörtte basılı o 10 maddeyi tekrar tekrar görecek, göre göre kafasında bir şey canlanacak. > “Seçmen sosyoekonomik anlamda kırılganlaştıkça siyasi anlamda muhafazakarlaşıyor.” **Peki tüm bu temas kurma çabalarına rağmen seçmen hâlâ siyasi desteğini sürdürüyorsa, orada altta yatan sebepler neler olabilir?** Durumu en kötü olanın trenden ilk atlayacağıyla ilgili varsayımların aslında çok doğru olmadığını yakın zamanlı çalışmalarımızda görüyoruz. Tersine seçmen sosyoekonomik anlamda kırılganlaştıkça siyasi anlamda muhafazakarlaşıyor. Mesela yoksulluk. Mesela kadın olmak. Mesela göçmen olmak. Bunları üst üste koyduğunuzda yoksul bir göçmen kadın toplumun en kırılgan bireylerinden olabiliyor. Kırılganlığı arttıkça da siyasi anlamda pozisyon değiştirmek, risk almak, halihazırda bir ilişki içinde bulunduğu ve destek aldığı bir siyasi aktörden uzaklaşmak konusunda daha muhafazakar olmaya başlıyor. Elindeki avucundaki küçüldükçe bu durum onu öfkelendirip diğer alternatiflere itmektense elinde kalanı korumakla ilgili daha muhafazakar hale getiriyor. “Ya bunu da kaybedersem? Bundan da kötü olursa diye korkuyoruz.” Bu cümleyi odak gruplarda iktidarı destekleyen mavi yaka seçmenlerden çok duyduk. Ama kaybedeceği bir şey kalmama noktasına gelinirse, örneğin fakirleşmek değil ama mesela işini kaybetmek, işte o seçmeni hızla muhalefete itiyor. Biz de aslında son dönemde ekonomik tabloya baktığımızda işsizliğin artmadığını, maaşların küçüldüğünü görüyoruz. Biliyoruz ki yüksek enflasyon ortamında faizleri düşürünce bunun bedeli enflasyonun indirilememesi. Buna rağmen bu politika uygulanıyorsa herhalde düşünülüyor ki bütçeler küçülse de yeter ki işsizlik artmasın, işten çıkarmalar başlamasın. İktidar buna razı ve aslında seçmenini ne kadar iyi tanıdığını da görüyoruz. Çünkü gerçekten de insanın maaşının daralması ya da sofrasının küçülmesiyle işini kaybetmesinin yarattığı psikolojik ve siyasi etkiler çok farklı. Asgari ücret her ne kadar düşük olsa da, buraya enflasyon üstü zam yapıldığında o ücreti alanlara şu mesaj verilmiş oluyor: Seninle hâlâ masadayım. Mevcut şartlar içinde pazarlık yapıyorum. Hatta seni önceliyorum. **Peki ya emekliler?** “Sana biraz vereyim. Sen de birazcık idare et” söylemi emeklilere aynı şekilde işlemiyor. Hayatının çoğu geçmişte kalmışsa, önünde gördüğün kısım daha kısaysa o zaman böyle ileriye dönük “bekle, sabret” türü söylemlere karnın çok daha fazla tok oluyor. İktidar da bu sebepten, dağıtabileceğim bir birim para varsa ben onu asgari ücretliye verirsem emekliye göre siyasi anlamda daha kazançlı çıkarım diye düşünüyor olabilir. _This post is for paying subscribers only._ ### İran: Savaşın dördüncü haftasında ne oldu? URL: https://www.fayn.press/iran-savasin-dorduncu-haftasinda-ne-oldu/ Last updated: 2026-03-30T10:49:42.000Z 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı savaş dördüncü haftasını geride bırakıyor. Dördüncü haftanın başında karşılıklı tehditler tansiyonu yükseltti ama sonra bu tehditler yerini tam olarak doğrulanmamış dolaylı temas haberlerine bıraktı. Haftanın başında savaş nedeniyle giderek iç siyasette zorlanan, Körfez’dekiler başta olmak üzere, savaşın maliyetinden etkilenen tüm ülkelerin baskısıyla da karşı karşıya olan ABD Başkanı Trump, 23 Mart’ta İran’a 48 saatlik süre verdi ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını istedi. Aksi halde İran’ın elektrik altyapısının, yani aslında sivillerin yaşamının, hedef alınacağını söyledi. İran, Hürmüz Boğazı’na kendisiyle koordine edilmesi şartıyla sınırlı geçiş veriyor. Bu da petrol fiyatlarından başlayarak küresel bir maliyet yaratıyor. Tahran, maliyeti artırarak elini güçlendiriyor ve karşılığında bölgedeki stratejik dengeleri kendi lehine kalıcı bir biçimde değiştirmeyi hedefliyor. Trump’ın bu ültimatomu yanıtsız kalmadı. İran askerî liderliği, böyle bir durumda bölge genelinde enerji, su ve bilişim-iletişim altyapısını vuracağını söyledi. Hürmüz Boğazı’nı da tamamıyla kapatacağını ilan etti. ## Müzakere iddiaları, varsayımlar, durmayan saldırılar Bu tehditler ve karşılıklı füzeler havada uçuşurken Trump, İran’da adını açıklamadığı ama doğru kişiler olarak tanımladığı bazı isimlerle arabulucular üzerinden görüştüklerini iddia etti. İranlı askerî yetkililer, Trump’ın kendi içindeki çelişkileriyle görüştüklerini söyleyerek onunla alay etti. Ancak İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, mesaj alışverişi olduğunu ama bunun Washington ile müzakere anlamına gelmediğini, müzakere etmeyeceklerini ve direnişe devam edeceklerini de söyledi. Yani İran’ın açıklamalarına bakınca; evet, bir mesajlaşma olduğu anlaşılıyor, ancak Tahran, baskı altında müzakere ediyor gibi görünmekten çok uzak olduğu izlenimini veriyor ya da vermeye çalışıyor. Diplomasi söylemine rağmen arabuluculardan biri olduğu anlaşılan Pakistan’ın düzenlemeye çalıştığı olası görüşmeler öncesi savaşta bir duraklama da olmadı. Her iki taraf da itidalle değil, diplomatik sürecin ancak sahadaki baskı üzerinden şekilleneceği varsayımıyla hareket etti. Yaklaşık üç bin ABD askerinin Ortadoğu’ya konuşlandırılacağı haberleri de diplomasi haberleri kadar yer buldu. İran’a yönelik dar kapsamlı ama her an kontrolden çıkma riski taşıyan kara harekâtı tartışmaları da devam ediyor. İsrail de saldırılarını sürdürerek, bir yandan tersane gibi askerî hedefleri vurmaya, bir yandan da ülkenin geniş bir kesiminde yerleşim birimlerine saldırmaya devam etti. Yani İsrail, İran halkının en azından bir kısmının savaşa itiraz ederek ayaklanması umudundan vazgeçmiş değil. İran da İsrail, Kuveyt, Ürdün ve Bahreyn’de ABD bağlantılı noktalara yönelik saldırılar yaptığını açıkladı. ## ABD’nin planında neler var? Resmî olarak ilgili ülkelerce teyit edilmemiş ama geniş kapsamlı bir biçimde dolaşıma sokulmuş ve kuvvetle muhtemel doğru olan haberlere göre, ABD’nin Pakistan aracılığıyla İran’a ilettiği teklifte 15 madde var. ABD’nin planı ilk etapta 30 günlük ateşkes öngörüyor. Saldırılar duracak, Hürmüz Boğazı açılacak. _This post is for paying subscribers only._ ### İBB Davası'nda üçüncü hafta: Neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ucuncu-hafta-neler-yasandi/ Last updated: 2026-04-02T19:54:29.000Z Ekrem İmamoğlu ile 106 kişinin tutuklu yargılandığı davanın üçüncü haftası da tamamlandı. İlk iki haftada yaşanan söz hakkı krizi, jandarmanın müdahaleleri, basın ve milletvekillerinin mahkemeyle girdiği yer tartışması bir nebze olsa da duruldu. Üçüncü hafta duruşmaları [ilk](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ilk-hafta-neler-yasandi/) [iki](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ikinci-hafta-neler-yasandi/) haftaya göre oldukça sakindi. İki önemli belediye başkanının - Şişli ve Esenyurt - savunma yaptığı duruşmalara hem izleyicilerin hem de basının ilgisi düşüktü. Bundan sonrası için “istenilmeyen adayların” yargı yoluyla tasfiyesinin önünün açılıp açılmayacağını da belirleyecek bu duruşmalar, İran’daki savaşın gölgesinde kaldı. Geleneksel basının özellikle uzak durduğu davada bu hafta yaşananları derledik. ## 23 Mart Pazartesi > *“Bu dosyada nasıl bu şekilde tutukluluk veriliyor bilemiyorum ama bu kararı vermek zorundayım.”* Salondaki sakinlik eşliğinde pazartesi sabahı duruşma başladı. Geçen [hafta](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ikinci-hafta-neler-yasandi/) ifadesi yarıda kalan Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas ve avukatları savunma yaptı öncelikle. İddianamede, Ali Sukas’ın eşi Berna Sukas'ın CHP’den milletvekilliği adaylığı döneminde İBB’ye iş yapan müteahhitlerden seçim aracı sağladığı iddiası yer alıyordu. Sukas, savunmasında bu iddiayı yalanlamadı ancak belediyeden alacakları karşılığında eşine araç temin edilmediğini söyledi: > *“Adaylığı geç açıklandığı için biz bir ön hazırlık yapmamıştık. Ahmet Sari'den (iş insanı) otobüs talep etmedim. Seçimde çalışmaya yönelik olarak küçük ticari araçlara ihtiyacımız vardı. Adaylık açıklandıktan sonra piyasada araç bulamayınca Ahmet Sari’den yardım istedim. Bir hafta sonra o ya da ben aradım, '8-10 tane bulduk' dedi. Birkaç gün sonra Sari'den hesap numarası istedim. Bana, ‘Hallederiz, şu an telaşın var’ dedi. Ben 4-5 kez tekrar ettim. Seçimden sonra araçları teslim ettiğimizde de hesap numarası istedim, 'Biz onu hallettik, bacımıza bir desteğimiz olsun, zaten seçilemedi. Çok yıprandınız' dedi. Ben bunu kabul etmek istemedim. Ahmet Sari gelip burada gözümün içine bakarak, 'Ağaç A.Ş'den alacaklarımı alamıyordum, onun için vermek zorunda kaldım' derse benim boynum kıldan ince, ben bu cezayı yatmaya hazırım. Vicdanen rahatım.”* Sukas’ın savunmasının ardından Ekrem İmamoğlu da soru sormak istediğini iletti. Talebi kabul edilen İmamoğlu, önce savcılığa tepki gösterdi: > *“Savcılığın sunduğu tablolar (iştiraklerin bütçelerine ilişkin veriler) tümüyle çöp niteliğinde. Ortaokul IQ’su ile bile daha iyisi hazırlanırdı. Tek bir belge yok. Ekrana yansıtılan belge de İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ve iştirakine ait bir belge. 'MASAK üzerinden hazırlandı' diye ifade ettiler. Vahim bir durumdur.”* İmamoğlu, savcılığın 2019 öncesine yani AK Parti dönemine ait kayıtları incelemediğini de vurguladı: > *“Vahim bir durumdur. İddia makamını kınıyorum. Aslında sizi ilgilendiren şöyle bir taraf var, Sayın Hakim, bir önceki tablonun tümüyle yalan olduğunu iddia makamı dile getirdi. Bu da tümüyle yanlıştır. Aslında sizin suç duyurusunda bulunmanız mı lazım, bilmiyorum.”* Bu tepkisinin ardından Sukas’a peş peşe sorular yöneltti. **Ekrem İmamoğlu:** Çalıştığınız yöneticilerle ilgili bir baskı, 'İmamoğlu şunu istiyor' diye bir dayatma yapıldı mı?” **Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Sukas:** Kesinlikle hayır. Olabildiğince mevcut insan kaynağından yararlanarak devam etmeye çalıştım. **Ekrem İmamoğlu:** Örtülü, gizli buluşmamız oldu mu? **Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Sukas:** Kesinlikle böyle gizli, açık ya da özel bir organizasyon hiçbir zaman için şahit olmadığım bir şey. Bir örgüt varlığına bırakın benim üye olmam böyle bir yapı olsa kendi tecrübemden az çok hissederim. Duyum bile almadım, dedikodusu bile olmadı. **Ekrem İmamoğlu:** Size özellikle bir firmayla çalışmanız yönünde zorlamam oldu mu? **Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Sukas:** Kesinlikle böyle bir şey olmadı. Sukas’ın avukatı Beyza Nur Acar savunmasında çarpıcı iddialarda bulundu. Aylık tutukluluk incelemesini yapan hakime ait olduğunu iddia ettiği sözleri açıkladı: > *“Savunmamızı yaptık. Sonrasında hakim, toplu olarak tutukluluk incelemesi kararını açıkladı. Ve dedi ki ‘Bu dosyada nasıl bu şekilde tutukluluk veriliyor bilemiyorum ama bu kararı vermek zorundayım.’ İnsanların bilgilendirilmesi adına bunu beyan etmeyi görev addediyorum.”* Bu önemli iddiaya ilişkin ne hakimlikten ne de HSK’dan bir açıklama geldi. _This post is for paying subscribers only._ ### LGS: Bir toplu histeri hali URL: https://www.fayn.press/lgs-bir-toplu-histeri-hali/ Last updated: 2026-04-01T14:01:25.000Z Yıllar önce, şimdilerde 13\. yaşına girmek üzere olan kızım Doğa daha bebekken, güncel adı LGS (Liseye Geçiş Sınavı) o zamanlardaki adı TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş) olan sınavın, çocukların ve ailelerinin üzerinde yarattığı baskıyı gördükçe üzülür, ama içten içe şöyle düşünürdüm: Nasıl olsa bizim önümüzde daha çok uzun zaman var, bizimki büyüyene kadar çok şey değişir, bu yanlıştan bir şekilde dönülür. Ne kadar iyimser bir yaklaşımmış, değil mi? Sınav, ismi ve ufak tefek değişiklikler haricinde, hiç yıkılamayacak bir kale gibi hâlâ öylece duruyor. Hatta usulsüzlük ve şaibe iddiaları derken stresi, çilesi daha da katlandı. Yani işimiz, bir zamanlar o çok üzüldüğüm çocuklar ve ailelerinden daha zor şimdi. ## LGS derdi yedinci sınıfta başlıyor Artık bir yedinci sınıf velisi olarak, LGS konusunda maalesef içerden bildirebiliyorum. Geçen yıla kadar ben de LGS’nin sekizinci sınıfın sorunu olduğunu düşünürdüm. Ama bu konuda da yanılmışım. Geçen yıl, kızımızın devam ettiği özel okula yapılan yüzde 100 zam sonrası, eğitimi tamamen ticarete çevirdiğini düşündüğümüz bu sistemin bir parçası olmayı reddetmiş, devlet okuluna geçiş yapmaya karar vermiştik. Bu süreçte yaşadıklarımızı da bir [yazıda](https://www.fayn.press/ozel-okul-kayit-yenileme-haftasinda-gariplikler/) paylaşmıştım. Ama konu LGS olunca, sisteme başkaldırmak, bu düzenin bir parçası olmayı reddetmek çok daha zormuş, hatta imkansıza yakınmış. [‘Patrona para lazım’: Özel okul kayıt yenileme haftasında yaşadığım gariplikler2025-2026 eğitim dönemi için özel okul fiyatları 200 bin lira ile 1 milyon lira arasında değişiyor. Eğitim, etüt ve kırtasiye ücretleri için olan yasal zam sınırını birçok okul umursamıyor. Zekiye Kaçak Bakırhan, bir veli olarak, kayıt yenileme haftası yaşadığı gariplikleri Fayn için yazdı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1235.png)FaynZekiye Kaçak Bakırhan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ozel-okul-ucretleri-fayn-2-1.webp)](https://www.fayn.press/ozel-okul-kayit-yenileme-haftasinda-gariplikler/) ## LGS ile ilk yüzleşme Kızımız Doğa’nın yeni okulunda eğitim döneminin başlamasından bir ay sonra bir veli toplantısı yapıldı. Toplantıda arkamda oturan bir anne, öğretmenlerin yeterince ödev vermediğinden şikayetçiydi. Oysa ben çok fazla ödev verildiğini düşünüyordum, arkamı döndüm, *“Daha fazla ne kadar ödev verilebilir ki, bu çocuklara yazık değil mi?”* diye sordum. *“Bu çocuklar, LGS çocukları, ne kadar ödev yapar, ne kadar çok soru çözerlerse o kadar iyi olur.*” dedi. LGS, LGS çocuğu… Şaşırmıştım ama bunları daha çok duyacaktım. Velilerin de öğretmenlerin de öncelikli konusuydu. O veli toplantısının da ana gündem maddesi oldu. Sonrasında da LGS’den kaçış olmayacağını düşündüren bir sürü olay yaşadık. Sitede karşılaştığımız bir komşumuz, kızımıza, “*Hadi seneye LGS var, çok iyi çalışman gerekiyor.*” telkininde bulundu ve bir akrabasının çocuğunun en yüksek puanlı liselerden birini kazanmasıyla övündü. Muayene için gittiğimiz bir doktor kızımın kaçıncı sınıfa gittiğini sordu, yedinci sınıf olduğunu söyleyince de *“Seneye LGS, sıkı tut da iyi bir okul kazan.”* tavsiyesinde bulundu. Bu LGS’den kaçış yok muydu? Galiba yoktu. Çocuklar vesilesiyle arkadaş olduğumuz velilerle buluşmalarımızın da yedinci sınıfla birlikte ana gündem konusu değişti. “LGS yaklaşıyor, ne yapacağız” endişeleri, çevredeki orta karar iyi liselere dair yapılmış listeler, bir de tabii en üstteki nitelikli okullara dair hayaller, başarı derecesi yüksek dersaneler, daha doğrusu özel eğitim kursları… En önemli konularımız bunlardı artık. Yedinci sınıfın ilk ara tatilinde eski adı dersane olan bu özel eğitim kursları tarafından defalarca arandık. Zaten yedinci sınıfa giden bir çocuğumuzun olduğunu da biliyorlardı, telefon numaramızı da. Sonra bu kursların deneme sınavları başladı. Çocuklar, neredeyse her hafta sonu ayrı bir deneme sınavına giriyordu. Uzunca bir süre bu deneme sınavlarını görmezden gelmeye çalıştık. Çünkü erken olduğunu düşünüyorduk. Ama sistem ısrarcı, siz umursamamaya çalışsanız da birileri umursuyor ve umursamanızı da sağlıyor maalesef. ## Çocukların ve ailelerin zor sınavı Ne kadar sınav stresinden uzak kalmaya çalışsak da LGS, çocukları da biz velileri de bir yerden yakalıyor. Doğa, en mutlu anında bile seneye sınava gireceğinin aklına geldiğini ve birden mutsuz hissettiğini söylemeye başladı. Bir arkadaşım da kızının stres yapınca yaşadığı hıçkırık sorununu kafasına taktığını, ya sınavda hıçkırık nöbetim gelir de sınavım mahvolursa diye dertlendiğini anlattı. _This post is for paying subscribers only._ ### Türkiye Romanya’yı geçti. 24 yıllık hasreti bitirmek için bir kaldı URL: https://www.fayn.press/turkiye-romanyayi-gecti-24-yillik-hasreti-bitirmek-icin-bir-kaldi/ Last updated: 2026-03-26T20:23:09.000Z Ülkenin kaderinin değişmesine iki gün vardı. O sıralarda İstanbul’da bunu bilenlerin sayısı pek azdı. Vakit gazetesinin 27 Ekim 1923’te çıkan manşetinde Vekiller Heyeti’nin istifa ettiği yer alırken bir köşede ülkenin karmaşık gündemiyle ilgisiz görünen bir fotoğraf vardı. Göğüslerinde ay yıldızlı kırmızı şerit taşıyan beyaz formalarıyla bir grup genç futbolcu, “Romanyalılarla Dünkü Futbol Maçı” başlığının altında duruyordu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/data-src-image-b11235f4-f51e-438f-b057-4d11302a1e7e-1.png) Gazete, Rumenleri “fiziksel olarak güçlü, iyi organize olmuş ve disiplinli” bir takım olarak tanımlıyordu. Ancak bu müsabaka Türk futbol tarihindeki ilk milli maç olması bakımından ayrı bir anlam taşıyordu. Önceki gün Taksim Stadyumu’nda saatler 15.15’i gösterdiğinde çalmaya başlayan bando, Rumen futbolcuları kendi milli marşları eşliğinde sahaya davet etmişti. Hemen ardından tribünlerde yerlerini alan yaklaşık 9 bin kişi hep bir ağzından yaklaşık 2,5 yıl evvel kabul edilen İstiklal Marşı'nı okuyordu. Coşkulu kalabalık, golleri Zeki Rıza Sporel’in kaydettiği maçta alınan 2-2’lik beraberlikten kıvanç duyarken, A Milli Takım hikâyesinin ilk satırları da bu skorla yazılıyordu. ## Rumen oyuncuların cazip durağı: Türkiye Romanya ile Türkiye’nin futbol sahalarındaki ilişkisi, geçmişten bugüne uzanan özel bir bağa sahip. A Milli Takım’ın tarihinde en çok karşılaştığı rakip olan Romanya (27 maç), aynı zamanda Türk futbolunun uzun yıllar boyunca oyuncu havuzu olarak başvurduğu ülkelerden biri. Ion Nunweiller’in 1968/69 sezonunun başında Fenerbahçe’ye transfer olmasıyla açılan kapıdan 60'ların sonunda yine Sarı-Lacivertli formayla Ilie Datcu, Beşiktaş'ta Ion'un kardeşi Lică Nunweiller, Altay'da Viorel Kraus ve Ion Motroc, Mersin İdman Yurdu'nda Octavian Popescu gibi isimler de geçmişti. Nikolay Çavuşesku iktidarının erken döneminde Romanya’nın yüzü nispeten Batı'ya dönmüştü. Ancak 1970'lerde Rumen rejiminin otoriterleşmesiyle sporcular devletin malı gibi görülmeye başladı ve yurt dışına çıkışları kısıtlandı. 1980'lerde çöken ekonomi ile dışa kapanma daha da sıkılaştı. Ülkeden kaçmaya çalışan sporcular ağır yaptırımlarla karşılaşıyordu. Ancak Aralık 1989'da rejim yıkılınca Türkiye-Romanya hattı da tekrar işlemeye başladı. 1990’lara gelindiğinde transfer çılgınlığına giren Türkiye, Rumen oyuncular için de en cazip duraklardan biri haline gelmişti. Öyle ki Samsunspor’dan Bursaspor’a, Altay’dan Vanspor’a kadar birçok Anadolu kulübü yabancı tercihlerini Rumen yıldızlardan yana kullanıyordu. ## Hagi’nin gelişiyle kırılan algılar Ezeli rakipleri Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın aksine daha önce Rumen oyuncularla yolu kesişmeyen Galatasaray, 1996’da Türk futbolundaki yıldız anlayışını kökten değiştirecek hamleyi yaptı. O yaz Türk futbolseverler, birçoklarına göre Romanya tarihinin en büyük futbolcusuyla, Gheorghe Hagi ile tanıştı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hagi-galatasaray-1.jpg) Gheorghe Hagi “Karpatların Maradonası”, 1996–2000 arasında yaptıklarıyla Türkiye’ye gelmiş en büyük yabancı futbolcu tartışmalarında zirveye çıktı. Hagi ile birlikte Rumen oyuncuların üzerine yapışan “ucuz ama tekniği zayıf” algısı azaldı. 2000'lere doğru gelirken Adrian Ilie, Gheorghe Popescu, Viorel Moldovan ve Daniel Pancu gibi isimler oynadıkları kulüplerde unutulmaz hatıralar bıraktı. Ancak bu etki 2000’li yılların ortasına doğru zayıfladı. Galatasaray’ın ikinci Fatih Terim döneminde (2002-2004) transfer ettiği Rumen oyunculardan beklenen verimi alamaması, Popescu ve özellikle Hagi’nin yarattığı büyünün kırılmasına neden oldu. ## Sahada değil kulübede bir Rumen Tam da bu dönemde Türk futbol gündemine bir başka Rumen figür bu defa saha içinde değil kulübede damga vurdu. Galatasaray’ın Fatih Terim'le 2000'de kazandığı UEFA Kupası'nın ardından takımı emanet ettiği Mircea Lucescu, Türkiye’ye gelmeden evvel Romanya Milli Takımı ile İtalyan kulüpleri Brescia ve Inter gibi ekipleri çalıştırmıştı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/mircea-lucescu-1.jpg) Mircea Lucescu Sarı-Kırmızılılar ile 2000’de UEFA Süper Kupa finalinde Real Madrid'i deviren, daha sonra 2001/02’de şampiyonluğa uzanan tecrübeli çalıştırıcı, 2002/03’te ise 100\. yılında Beşiktaş’ı Süper Lig’de zafere ulaştırmıştı. 2003/2004’te Beşiktaş ile bir sistem oturtmaya çalışsa da yönetimde yaşanan problemler sebebiyle bunu yapamadı ve Türkiye macerası sona erdi. Aklındakileri daha sonra Shakhtar Donetsk’te 12 yıl sürecek kupalarla dolu bir dönemde yansıtan Lucescu, 2017’de bu kez A Milli Takım Teknik Direktörü olarak Türkiye’ye döndü. Ay-Yıldızlıların jenerasyon dönüşümünde takımın başında bulunan deneyimli hoca, 2018 Dünya Kupası’na katılamaması ve Uluslar B Ligi’nden küme düşmesiyle beklentilerin oldukça gerisinde kaldı. ## Lucescu’nun ardından Lucescu’nun Türkiye’deki son görev günleri iyi geçmese de gitmeden verdiği mesajlar dikkate değerdi. *“Türk oyuncular da belli bir olgunluğa ulaştıktan sonra yurt dışına çıkmalı ve takımlarında sürekli oynamalı."* ve *"Türk futbolunda yeni bir nesil yaratmak üzereyiz. Bu neslin bir yere gelebilmesi için zamana ve sabra ihtiyaç var."* ifadeleri bugüne ışık tutan cinstendi. Türk futbolu son 4-5 yılda bunu pek de planlamadan büyük bir dönüşüm yaşadı. Avrupa’ya daha erken yaşta giden oyuncular ve farklı futbol kültürleriyle tanışan yeni bir kuşak Milli Takım'ın çekirdeğini oluşturuyordu. Lucescu’nun ardından Şenol Güneş ve Stefan Kuntz dönemlerinde beklenen istikrarı yakalayamayan Türkiye, 22 Eylül 2023’te milli takımın başına Vincenzo Montella’yı getirdi. Stefan Kuntz sonrası dönemde A Milli Takım kamuoyuna güven verecek bir isme ihtiyaç duyuyordu. Birçokları için o kişi Montella değildi. Ancak yine de futbol sahada oynanan bir oyundu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/montella-1.jpg) Vincenzo Montella ## Montella dönemi Montella’nın ilk sınavı deplasmanda oynanan Hırvatistan maçıydı. Türk futbolunun tarihsel olarak zorlandığı deplasmanlardan biri olan Zagreb’de gelen 1-0’lık galibiyetle Türkiye, tarihinde ilk kez Hırvatistan’ı deplasmanda mağlup ediyor, Montella ise takımın özgüveninin inşasında ilk tuğlayı yerleştiriyordu. Bu sonuç kısa sürede güçlü bir ivmeye dönüştü. Letonya karşısında alınan 4-0’lık galibiyetle Türkiye EURO 2024 eleme grubunu lider tamamladı ve üst üste üçüncü kez Avrupa Şampiyonası'na gitti. Almanya’daki EURO 2024'te çeyrek finale yükselen takım, 2008’den beri beklenen büyük turnuva heyecanını yeniden yurdun dört bir köşesine yaymayı başarmıştı. ## Yeni neslin yükselişi Montella’nın en dikkat çekici özelliği ise yaptığı taktik dokunuşların yanı sıra genç ve potansiyelli bir kadroyla cesur ve hücum ağırlıklı bir yapı tercih etmesiydi. Milli takım havuzundaki klasik santrfor eksikliğini Barış Alper Yılmaz ve Kerem Aktürkoğlu gibi hareketli oyuncuları merkezde kullanarak çözmeye çalıştı. Zaman zaman “forvetsiz oyun” tanımıyla eleştirilse de bu tercih, Montella’nın ifadesiyle “ultra ofansif bir takım” yaratma arzusunun sonucuydu. Türkiye Futbol Federasyonu da İtalyan teknik direktörün bu performansını karşılıksız bırakmadı. 30 Haziran 2025’te sözleşmesi 2026 Dünya Kupası elemelerini kapsayacak şekilde iki yıl daha uzatıldı. ## Dünya Kupası’na giden yol Türkiye 2002’den sonra 24 yıl uzak kaldığı Dünya Kupası’na katılabilmek için İspanya, Gürcistan ve Bulgaristan’ın yer aldığı E Grubu’nda mücadele etti. Grup maçlarında Arda Güler, Hakan Çalhanoğlu, Orkun Kökçü ve Kenan Yıldız gibi uluslararası seviyedeki yıldızların takımla uyumu, Türkiye’nin Dünya Kupası yolundaki en büyük kozlarından biri haline geldi. İspanya maçında alınan 6-0’lık ağır mağlubiyet dışında hiç yenilmeyen Türkiye, Bulgaristan’a iki maçta 10 gol atarak altı puan aldı ve Gürcistan maçlarında da hata yapmadı. Son yıllarda Avrupa'nın tüm devlerini dize getiren İspanya'ya karşı deplasmanda alınan bir puan ise Dünya Kupası yolunu play-off'tan çizen takımın grupları başı dik bitirmesini sağladı. ## Kritik eşikte tanıdık bir yüz Türkiye’nin 24 yıllık Dünya Kupası hasretini dindirmek için aşması gereken ilk engelin başında tanıdık bir sima vardı: Mircea Lucescu. Ağustos 2024’te 79 yaşındayken Romanya Milli Takımı’nın başına dönen Lucescu, Sir Alex Ferguson ve Pep Guardiola’nın ardından tarihte en çok kupa kazanan teknik direktör. Her zaman yaptığı gibi burada da genç oyuncularla disiplinli bir yapı kurmayı hedefleyen tecrübeli teknik adam, topa sahip olan ve hızlı kanat hücumlarına dayalı oyun anlayışını kısa sürede takımına kazandırdı. 2024 UEFA Uluslar Ligi’nde C Ligi grubunu altıda altı yaparak lider tamamlayan Romanya, bu ivmeyi Dünya Kupası Elemeleri’ne taşımak konusunda sorun yaşadı. H Grubu’nda Avusturya, Bosna-Hersek, Güney Kıbrıs ve San Marino ile eşleşen Romanya, ilk maçta Bosna’ya sürpriz bir şekilde yenildi ve Avusturya deplasmanından da puansız döndü. Ancak fikstürün ikinci yarısında gelen 10 puan Romanya’yı play-off turuna taşıdı. Eleme sürecinde Dennis Man, Ianis Hagi, Razvan Marin ve Denis Drăguș takımın hücum gücünün merkezine yerleşirken Romanya için Hagi ve Popescu liderliğinde altın jenerasyonun baş gösterdiği 1998’den bu yana ilk kez Dünya Kupası'na katılma ihtimali gerçekçi bir hedef haline geldi. Mart 2026’ya gelinirken Romanya cephesinde kısa süreli bir belirsizlik de yaşandı. Sağlık sorunları nedeniyle Lucescu’nun play-off maçlarında takımın başında olup olmayacağı tartışıldı. Ancak Romanya Futbol Federasyonu kısa süre içinde deneyimli teknik adamın görevine devam edeceğini açıkladı. Böylece Lucescu, aşina olduğu Tüpraş Stadyumu’nda, Türkiye karşısındaki kritik maçta takımının başında yer aldı. ## Yeni bir sayfa, eski bir rakip Bir asır önce tarihi bir eşikte karşılaşan iki ülke, Dünya Kupası yolunda birbirlerinin kaderini belirledi. Maç öncesinde Romanya’nın kadrosuna bakıldığında bazı önemli soru işaretleri göze çarpıyordu. Birinci kaleci Ionuț Radu’nun oynayıp oynayamayacağı son ana kadar belirsizliğini korusa da Radu, ilk düdükle birlikte eldivenlerini takıp kalesindeki yerini aldı. Öte yandan Türkiye ise formda yıldızlarıyla sahadaydı. Montella, ilk 11’inde Samet Akaydin’i Abdülkerim Bardakcı’nın partneri olarak seçerken kaptan Hakan Çalhanoğlu’nun yanında ise İsmail Yüksek’i kullandı. Kerem Aktürkoğlu’nun en uçta görev yaptığı hücum bölgesini ise Kenan Yıldız, Barış Alper Yılmaz ve Arda Güler tamamladı. Maçın ilk bölümü Türkiye’nin enerjisi ve tribünlerin yarattığı atmosferle şekillendi. Vincenzo Montella’nın öğrencileri topa daha fazla sahip olan, oyunu rakip yarı sahaya yıkan ve baskıyla hata arayan taraftı. Ancak bu üstünlük uzun süre net fırsatlara dönüşmedi. Türkiye’nin baskısı karşısında hızlı ataklarla sonuca gitmeye çalışan Romanya ise Ferdi Kadıoğlu ve Mert Müldür’ün arkasındaki boşlukları Dennis Man ve Mihaita ile değerlendirmeye çalıştı. İkinci yarının ilk bölümünde, dakikalar 53’ü gösterirken beklediğimiz gol Fenerbahçe’den eski takım arkadaşlarının ortaklığında geldi. Arda Güler’in harika pasında, tam olması gereken yerde bulunan Ferdi Kadıoğlu, topu ağlara, Romanya’nın Dünya Kupası umutlarını ise bir başka bahara bıraktı. 1-0 geri düşmenin etkisiyle kalemizde baskı kurmaya çalışan Romanya, direkten dönen bir şutunun haricinde net bir gol şansı üretemedi. Hakemin son düdüğüyle Ay-yıldızlılar, Romanya’yı 1-0 mağlup ederek Dünya Kupası yolunda önemli bir engeli daha geride bıraktı ve play-off finaline yükseldi. ## 24 yıllık hasretin bitmesine son bir maç Türkiye, Romanya’yı mağlup ederek 31 Mart Salı günü, tarihinin en büyük hasretlerinden birine nokta koyma şansı yakaladı. Slovakya - Kosova maçının galibinin rakibimiz olacağı maç, 24 yıl sonra milli takımın Dünya Kupası coşkusuyla herkesi sokaklara dökeceği karşılaşma olabilir. ⚽ Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ### Hani bu yasadan gazeteciler yargılanmayacaktı? URL: https://www.fayn.press/hani-bu-yasadan-gazeteciler-yargilanmayacakti/ Last updated: 2026-03-26T19:56:19.000Z Bayramda bir gazeteci daha önce gözaltına alındı, sonra tutuklandı. Birgün gazetesi muhabiri İsmail Arı’ya yöneltilen suçlama: Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma. Arı, bu suçlamayla karşılaşan tek gazeteci değil. Şubat ayında da gazeteci Alican Uludağ, aynı suçlamayla gözaltına alınmış, Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla da tutuklanmıştı. Gazeteciler Sinan Aygül ve Furkan Karabay da daha önce tutuklanan isimler arasındaydı. Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma kavramı hayatımıza 2022’de girdi. Türk Ceza Kanunu’nda değişiklik yapılarak böyle bir suç ihdas edildi. Suç ve cazası da şöyle tanımlandı: Halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimsenin, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması. Fakat en başından beri kamu düzeni, genel sağlık, iç dış güvenlik, kamu barışı kime göre, neye göre belli değildi. Yasanın uygulanması da özellikle gazetecileri oto sansüre zorlamaya ya da gerçeği yazdıkları için cezalandırmaya dönüştü. ## “Yargılama süreci cezalandırma mekanizması oldu” Gazetecilere yönelik davaları yakından takip eden Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) [12 Mart’ta yayınladığı son raporu](https://www.mlsaturkey.com/tr/mlsadan-sansur-yasasi-davalari-raporu-davalarin-72sinde-gazeteciler-sanik-mahkumiyetten-cok-yargilama-sureci-one-cikiyor?ref=fayn.press) çarpıcı tespitlerle dolu. Rapora göre, bu madde kapsamında açılan davaların yüzde 72’sinden fazlasında gazeteciler, muhabirler veya medya çalışanları sanık olarak yer aldı. MLSA’nın bulgularına göre gazetecilerin sanık olduğu sonuçlanmış davalarda kesinleşmiş bir hapis cezası bulunmuyor. Buna rağmen uzun yargılama süreçleri, gözaltı ve tutuklama riskleri ile yüksek hukuki maliyetler gazeteciler üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratıyor. _This post is for subscribers only._ ### Zayıflatan iğneleri kullananlar anlatıyor: “Açlık hissim kayboldu ama…” URL: https://www.fayn.press/zayiflatan-igneleri-kullananlar-anlatiyor-aclik-hissim-kayboldu-ama/ Last updated: 2026-03-30T14:19:15.000Z “Açlık hissim tamamen yok oldu.” 50 yaşındaki reklamcı Ayşe Çınar, zayıflama iğnesine başladıktan sonra ilk fark ettiği şeyin bu olduğunu söylüyor. Beş ayda 12 kilo vermiş. Ama kilo verme süreci en başta olduğu gibi keyifli gitmemiş: > *“Zaman ilerledikçe aç olmadan bir şeyler yemek zorunda olmak gerçekten zorlayıcı oldu. Halsizliğim giderek artıyordu. Enerjim hatta yaşama sevincim de oldukça dip seviyelerdeydi…”* Ali Özal, *“İğneye başladıktan sonra normal porsiyonlarla doymaya başladım. Uzun zamandır bu kadar normal yemek yememiştim.”* diyor. Zeki Tuna ise *“İştahımın bu kadar sihirli bir şekilde kapanmasına şaşırdım. Yeri geldi bir Türk kahvesi içemeyecek kadar dolu hissettim.”* ifadelerini kullanıyor. Ve ekliyor: *“Yan etkilerini bilmiyordum, çok da kolay değilmiş…”* Son yıllarda dünya genelinde hızla yayılan zayıflama iğneleri, Türkiye’de de giderek daha fazla kişinin hayatına giriyor. Obezite tedavisi için geliştirilen bu ilaçlar artık sadece sağlık alanında değil, estetik kaygılarla da kullanılıyor. Hatta bazı güzellik merkezlerinde de uygulanıyor. En endişe verici kısmı ise reçetesiz bir şekilde temin edilebilmesi. Üstelik bir süre önce bu ilaçların hap formu ABD’de satılmaya başladı bile. Yakın zamanda Türkiye’de de piyasaya çıkması beklenen haplarla birlikte kullanımın daha da artması bekleniyor. Peki zayıflama iğneleri gerçekten ne kadar güvenli? Bu ilaçları kullananlar ne yaşıyor? Ve uzmanlar bu yeni trend hakkında ne düşünüyor? ## “Zayıflama iğnesi demek doğru değil” Uzman doktor Nergiz van den Berk bu ilaçların kamuoyunda yanlış bir şekilde “zayıflama iğnesi” olarak adlandırıldığını söylüyor. van den Berk’e göre kamuoyunda zayıflama iğnesi olarak bilinen ilaçlar aslında metabolizmayı düzenleyen tedaviler. Berk, bu ilaçların bağırsaklardan salgılanan bazı hormonları taklit ettiğini söylüyor: > *“Bunlar glukagon-1 peptit analogları dediğimiz bir tedavi. Normalde bağırsaklarımızdan salgılanması gereken hormonların benzerleri. Ama bugün bağırsak floramız bozuk, yediğimiz besinler sağlıklı değil, mikrobiyota iyi çalışmıyor. Bu yüzden bu hormonlar gerektiği gibi üretilemiyor. Biz de bu peptitleri dışarıdan vererek metabolizmayı tekrar dengelemeye çalışıyoruz. Tokluk hissini düzenliyor, metabolik sistemi yeniden çalışır hale getiriyor.”* Ona göre modern yaşam koşulları metabolizmayı ciddi şekilde etkiliyor: > *“Bugün insanoğlunun en büyük problemi bana göre obezite. Çünkü iyi beslenemiyoruz. Saf proteinlere, sağlıklı karbonhidratlara, vitamin ve minerallere ulaşmak çok zor. Her şey paketli, katkı maddeli, hormonlu. Bu gıdalarla beslendiğiniz zaman hücreye doğru enerji akışı sağlayamıyorsunuz. Hücre içinde inflamasyon artıyor. Sonuçta insülin direnci gelişiyor, karaciğer yağlanıyor, metabolik sendrom ortaya çıkıyor. Bana başvuran hastaların çoğuna bakıyorum. Hepsinde insülin direnci var. Yani artık obezite çocukluk çağlarına geldi.”* ## “Çağımızın aspirini” Nergiz van den Berk, zayıflama iğnelerini “çağımızın aspirini” olarak nitelendiriyor: > *“Birçok kronik hastalığın temelinde metabolik bozukluklar var. Bu peptit tedavileri metabolizmayı yeniden düzenleyebiliyor. Yapılan çalışmalar kalp-damar hastalıklarını azaltabileceğini, beyin hücrelerini koruyabileceğini gösteriyor. Demans, Alzheimer ve Parkinson üzerinde bile olumlu etkilerinden söz ediliyor. Bana göre bu anlamda mucize.”* Zayıflama iğnelerine ilişkin yapılan araştırmalara göre kullanım bırakıldığında verilen kilolar geri alınıyor. Hatta daha fazla kilo alımı bile gözleniyor. O çalışmalardan biri [British Medical Journal](https://www.bmj.com/content/392/bmj-2025-085304?ref=fayn.press)'da yayınlandı. Araştırma, aşırı kilolu kişilerin zayıflama iğneleriyle vücut ağırlıklarının yaklaşık beşte birini kaybettiğini, ancak iğneleri bıraktıktan sonra her ay ortalama 0,8 kg geri aldıklarını gösterdi. Bu durum, zayıflama iğnelerinin devamlı kullanılmasıyla ilgili soru işaretlerine neden oluyor. Uzman doktor van der Berk de bu tedavilerin kısa süreli değil uzun vadeli kullanılabileceği görüşünde. ## “En çok görülen yan etki bulantı, kas kaybı” Peki, zayıflama iğneleri masum mu? Yan etkileri yok mu? Nergiz van der Berk bazı yan etkilerin görülebileceği uyarısını yapıyor: > *“En sık gördüğümüz yan etki bulantı. Ayrıca yağ yakımıyla birlikte kas kaybı da olabiliyor. Bu yüzden mutlaka egzersiz öneriyoruz. Haftada en az iki, üç gün kas çalışması yapılması gerekiyor. Protein alımını da desteklemek lazım. Yani sadece iğne yapmak yeterli değil; yaşam tarzı değişikliği de gerekiyor.”* van der Berk, Türkiye’de reçetesiz kullanımın ciddi bir risk oluşturduğunu söylüyor: > *“Türkiye’de maalesef bazı kişiler eczaneye gidip bu iğneleri reçetesiz alabiliyor. Hiç kimse kafasına göre bu ilaçları kullanmamalı. Mutlaka doktor kontrolünde, kan tahlilleri ve takiplerle uygulanması gerekiyor. Çünkü her hastaya uygun değil ve doz ayarlaması çok önemli.”* Berk’e göre hap formu ilacın kullanımını kolaylaştırabilir: > *“Tablet formu kullanım kolaylığı sağlayacaktır. Şu an iğneler soğuk zincirle taşınıyor, buzdolabında saklanıyor. Seyahat ederken bile yanında buzla taşımak gerekiyor. Tablet olursa daha pratik olur. Ama fiyatı da önemli. Eğer çok ucuz olursa kötüye kullanım riski artabilir.”* Peki zayıflama iğnesi kullananlar nasıl bir süreç yaşadı? Nasıl bir değişime uğradı? ## “Riskleri göze aldım, kolay bir çözüm değildi” Ayşe Çınar, 50 yaşında, reklam sektöründe. Doğum sonrası veremediği kilolar ve insülin direnci nedeniyle bir endokrinolog ile görüşmüş ve zayıflama iğnesi kullanmaya başlamış. Doktor reçetesi ile eczaneden almış iğneleri. Fiyatının yüksek olduğunu düşünse de diyetisyen, operasyon ya da spor kulüpleriyle kıyaslandığında daha makul bir seviyede olduğunu belirtiyor. *“Etken maddeyi çokça araştırmış biri olarak, amacıma ulaşmak için riskleri göze almış durumdaydım. Başlamadan önce çok kolay olmayacağını biliyordum, kullanmış biri olarak da kolay bir çözüm olmadığını söyleyebilirim. Kullanım sırasındaki yan etkiler konusunda en şanssız kesimden değildim ama buna rağmen zorlandım.”* diye anlatıyor yaşadığı süreci. _This post is for paying subscribers only._ ### İran sahasının ünlü casusları URL: https://www.fayn.press/iran-sahasinin-unlu-casuslari/ Last updated: 2026-03-30T10:52:06.000Z Gün geçmiyor ki İran’dan bir casus operasyonu haberi gelmesin. Tahran, bir yandan kendisine savaş açan ABD ve İsrail’e karşılık vermekle uğraşıyor, diğer yandan içeride bu ülkelere çalışan casusların peşinde. Geçen hafta İsrail dış istihbarat servisi Mossad ile bağlantılı olmakla suçlanan Kuroş Keyvani idam edildi. Keyvani, 2025 yazındaki [12 Gün Savaşı](https://www.fayn.press/israil-iran-savasi-musaitseniz-bir-bombalayip-sonra-ateskes-yapacaktik/) sırasında yakalanmıştı. 28 Şubat’ta başlayan son savaşta da günlerce İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü’nün komutanı İsmail Kaani’nin casus olduğu iddiaları gündeme geldi. Her ne kadar bu haberler yalanlanmış olsa da Kaani’nin akıbetiyle ilgili belirsizlik sürüyor. 31 Temmuz 2024'te Hamas'ın siyasi lideri İsmail Haniye’nin Tahran’da uğradığı suikasta, 28 Şubat’tan beri de dinî lider [Hamaney](https://www.fayn.press/adim-adim-hamaney-suikastinin-perde-arkasi/) dahil birçok [üst düzey İranlı’nın öldürülmesinin](https://www.fayn.press/oldurulen-iranin-stratejik-akli-laricani-kimdi/) eklenmesi, ülkede faaliyet gösteren casusları bir kez daha gündeme taşıdı. Tam bu noktada İran’ın eski cumhurbaşkanlarından Mahmud Ahmedinejad’ın sözünü de hatırlatmakta fayda var: *“İran, Mossad ajanlarını hedef almak için bir birim kurdu ancak bu birimin başındaki kişinin kendisinin de bir Mossad ajanı olduğu ortaya çıktı.”* Yani İran’da ajan çok. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/anglo-iran-tanker-1.jpg) İran petrolü uzun yıllar İngilizlerin kontrolü altında kaldı. ## “Büyük Oyun”da İran İran coğrafyası, zaten tarih boyu güç mücadelelerinin merkezindeydi. Bu da ister istemez ülkenin casusluk ve istihbarat faaliyetlerinin odağında yer almasına sebep oldu. Daha 18\. yüzyılda Rus Çarı Petro’nun ticaret yolları yüzünden hedefine koyduğu topraklar, daha sonra Rusya ile Birleşik Krallık arasındaki rekabetin önemli bir parçası haline geldi. “The Great Game” yani “Büyük Oyun” terimi, 19\. yüzyılda Birleşik Krallık ile Rus İmparatorluğu arasında Orta Asya üzerindeki nüfuz mücadelesini tanımlıyor. Özellikle Hindistan ve Afganistan çevresinde yürütülen casusluk, diplomasi ve askerî rekabet dönemini simgeliyor. 20\. yüzyıl yaklaşırken İran’da bulunan petrol bu rekabeti daha da kızıştırdı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/karikat--r-1.jpg) "Büyük Oyun" sırasında Ruslar ile İngilizlerin İran üzerindeki rekabeti o dönemde birçok karikatürün de konusu oldu. Üstteki karikatür, 1907 yılında İngiliz mizah dergisi *The London Charivari*’de yayınlanmış. Başlığı, “Zararsız Gerekli Kedi”. Aslan Britanya’yı, ayı Rusya’yı, kedi de İran’ı temsil ediyor. Aslan ayıya, “Sen onun başıyla, ben de kuyruğuyla oynayabilirim ve ikimiz de sırtının küçük bir kısmını okşayabiliriz” diyor. Kediyse “Bunun hakkında bana danışıldığını hatırlamıyorum!” diye tepki gösteriyor. O dönem İran’daki durum tam da böyleydi. 1899-1905 yılları arasında Büyük Britanya’nın Hindistan Genel Valisi olan Lord Curzon, İran için şu tabiri kullanıyordu: *“Üzerinde dünya egemenliği için oyun oynanan bir satranç masası.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/sidney-reilly-1.jpeg) Sidney Reilly, modern istihbaratın dönüşümünü temsil eden bir figürdü. ## “Casusların Ası”: Sidney Reilly İran’ın petrolünün İngiltere’nin damarlarında akmasını sağlayan isimlerden biri de, ünlü sinema karakteri James Bond’a ilham olan bir casustu. _This post is for paying subscribers only._ ### İçimizdeki İrlandalılar, iyi ki varlar URL: https://www.fayn.press/icimizdeki-irlandalilar-iyi-ki-varlar/ Last updated: 2026-04-01T12:00:53.000Z Yıl 1999\. Türkiye A Milli Futbol Takımı, Euro 2000 elemelerinde İrlanda ile playoff’a kalmış ve Dublin’de oynanan ilk maç 1-1 sona ermişti. Bu maçta oynanan futbol, spor çevrelerince beğenilmemiş, başta Teknik Direktör Mustafa Denizli olmak üzere tüm takım sert bir şekilde eleştirilmişti. Bursa’da oynanan ikinci maç ise 0-0 bitti. Türkiye, deplasmanda attığı golün avantajıyla Avrupa Şampiyonası’na katılmaya hak kazandı. Maçtan sonra basın mensuplarının karşısına geçen Mustafa Denizli, *“Biz bu yola çıkarken yanımızda olanlara teşekkür ediyoruz. Ama bir de içimizdeki İrlandalılar var... Onlar kendilerini biliyorlar. Bu başarı onlara rağmen kazanıldı.”* dedi. Denizli’nin “İçimizdeki İrlandalılar” sözü öylesine büyük bir etki yarattı ki hâlâ benzer durumlarda olayın vahametini tasvir etmek için kullanılıyor. “Aramızdaki düşmanlar, içimizdeki hainler” gibi büyük tabirleri biraz yumuşatıp hatta biraz da kurumsallaştıran bu ifadenin, gelinen noktada ya tedavülden kaldırılması ya da ülke bilgisinin değiştirilmesi gerekiyor. Aradan geçen çeyrek asırdan fazla süre, bu metaforun altını bambaşka bir şekilde doldurdu. Zira şu an İrlandalı olmak, ister içerde ister dışarıda olsun, ancak güzel kelimelere karşılık geliyor. İçimizde bir İrlandalı varsa bu çok iyi bir şey artık, sayısı birden fazlaysa da âlâ. ## Dünya susarken konuşa(bile)n bir ada ülkesi Avrupa kıtasında, nüfusu 5 milyon civarında bir ada ülkesinin, küresel meselelerde hiçbir “büyüğünü” dinlemeyen, “dengeler”i düşünmeyen, “yeter ki ticaretimize zeval gelmesin” diye üç maymunu oynamayan bir tavırla hareket etmesi “olacak iş değil” dedirtse de aslında çok insanî. _This post is for subscribers only._ ### İçinizdeki çocukla temas etmenin yolları URL: https://www.fayn.press/icinizdeki-cocukla-temas-etmenin-yollari/ Last updated: 2026-03-24T13:01:52.000Z Bazen kendinizi hiç anlam veremediğiniz tepkiler verirken buluyor musunuz? Partneriniz mesajınıza geç döndüğünde yaşadığınız orantısız öfke, arkadaşınızın alelade bir şakasıyla gelen dışlanma hissi, onaylanma ihtiyacı... Tüm bunların beraberinde getirdiği pişmanlığın üstünü örtecek sebepleriniz de hazır muhtemelen. Ya ek mesai yaptığınız için sinirlisiniz ya da bir önceki gece uyuyamadığınız için gergin. Bunların hepsi doğru olabilir ama sebep belki bugünde değil, çok daha gerilerdedir. Zira Psikoterapist [Nickan Arzpeyma’ya göre](https://psyche.co/guides/how-to-reconnect-with-your-inner-child?ref=fayn.press), bu ani duygusal patlamaların ve bitmek bilmeyen çatışmaların altında eski bir hikâye yatıyor: Hiç görülmemiş, güvende hissettirilmemiş ya da sevgisi bir şarta bağlanmış o “içimizdeki çocuk.” İçimizdeki çocuk, psikodinamik psikoterapide kullanılan bir metafor. Çocuklukta şekillenen duygusal anıları, yarım kalmış deneyimleri ve başkalarıyla kurduğumuz ilişki biçimlerini temsil ediyor. Ve bir yetişkin olarak zorlandığımız anlarda onunla temas etmeyi başarmak, geçmişi değiştirmese de bugünü düzeltmeye yarıyor. ## “Normal” bir ailede büyümek yeterli mi? Anne, baba veya bir başka bakım verenin yokluğunda hayatta kalmamız mümkün değil. Doğduktan kısa bir süre sonra ayaklanıp sürüsüne katılan hayvanların aksine insanlar, uzun bir süre boyunca bakım verenine bağlı olarak yaşam becerilerini kazanıyor. Dolayısıyla o dönem temas ettiği kişilerin davranış biçimleri, geri kalan yaşamını şekillendirmede etkin rol oynuyor. Psikanalistler Melanie Klein ve Donald Winnicott gibi isimlerin öncülük ettiği “nesne ilişkileri kuramı”nın savunduğu da bu: Bakım verenlerimizin davranış şekillerini içselleştiriyoruz. Annemizin şefkati kadar ruhsal sancılarıyla, babamızın tutarlılığı kadar dengesizlikleriyle de yoğruluyoruz. Haliyle mükemmeliyetçi bir ebeveyn içinizde yıllar yılı susmayacak eleştirel bir sese dönüşebiliyor. Ya da duygusal olarak ihmal edilmiş bir çocuk, en ufak bir sessizlikte dünyası yıkılmış gibi hissetmeye devam edebiliyor. Üstelik duygusal izlerinizin kökeni illa da büyük travmalar, felaketler olmak zorunda da değil. Arzpeyma’ya göre ebeveyniniz çok meşgul olduğu için hemen büyümek zorunda kaldıysanız, duygularınız “Aman canım bunda ne var?” denilerek küçümsendiyse ya da sevgi sadece uslu, başarılı, uyumlu olduğunuzda verildiyse de içinizdeki çocuk bir yerlerde yarım kalmış olabilir. ## Bu döngüden nasıl çıkılır? Bugünkü davranışlarımız geçmişin bir tezahürü gibi. Dünde olanı değiştirmek mümkün değil, olan oldu, yaşanan yaşandı. Ama bu demek değil ki artık elimiz kolumuz bağlı. Bazen bedenimiz geçmişteki bir acıyı hatırlayıp “hayatta kalma moduna” geçiyor ve tam o an bir şeyler patlak verebiliyor. Ama çocukken ihmal edildiğimiz için ömür boyu mağdur, bir kere böyle içselleştirdik diye çaresiz ya da abartılı tepkiler veriyoruz diye suçlu değiliz. Bu döngüden çıkmanın, içimizdeki çocukla temas etmenin yolları var. Ona acıyarak ya da onun gibi davranarak değil elbet. Aksine, bir yetişkin sorumluluğu alarak: durarak, olanı biteni tartarak ve o yoğun duyguyu yatıştırarak. Mesela, beklediğiniz bir mesaj geç geldi diye yoğun bir panik yaşıyorsanız durun ve kendinize sorun: “Şu an kendimi kaç yaşında hissediyorum? 5 mi? 12 mi?” Bu soru, yaşadığınız yoğun duyguyla aranıza sağlıklı bir mesafe koymanızı sağlayabilir. Duygular yükseldiğinde kendinizi hırpalamak yerine, bir bakım veren şefkatiyle yaklaşmayı deneyin. Yani sesleri ayırın: “Bir yanım şu an tetiklenmiş durumda ama diğer yanım güvende olduğumu biliyor.” Ayaklarınızın yere bastığını hissedin, odadaki objeleri sayın. Bu, sinir sisteminizi şimdiye geri getirir. Buna “fiziksel çapalama” deniyor. ## Geçmişe bir mektup yazın Nickan Arzpeyma’nın seanslarında sıkça başvurduğu bir yöntem de geçmişe mektup yazmak. Bu, zihnin zaman algısını değiştiren oldukça güçlü bir yüzleşme biçimi. Kilit nokta, o zamanlar en çok duymaya ihtiyaç duyduğunuz ama mahrum kaldığınız o ses tonunu bugün kendi kendinize inşa etmek. Eleştirmeyen, yargılamayan, “seni görüyorum ve anlıyorum” diyen, şefkatli bir yetişkin tonuyla kurulan bu diyalog, geçmişteki o duygusal boşluğu bugünkü yetişkin bilincinizle onarabilir. İçimizdeki çocukla temasta olmak acıyı yok etmez ama sizi savurmasına engel olur. Hayat artık sadece “tehlikelerden kaçma” veya “hayatta kalma” çabası olmaktan çıkar, daha yaratıcı ve daha özgür bir alana dönüşür. Nickan Arzpeyma’nın da dediği gibi; “Görmezden geldiğimiz her duygu, gelecekte daha büyük bir gürültüyle geri döner.” O gürültüyü duyduğunuzda ürkmeyin, mantıksız bir tepki verdiğinizi düşündüğünüzde kendinize fazla yüklenmeyin. Sadece durup düşünün: “Şu an kaç yaşındayım?” Verdiğiniz cevap hikayenin geri kalanını çözmenize de yol açacaktır. ### Somali’den Libya’ya Türkiye’nin yeni hamlesi: Sondaj! Sondaj! Sondaj! URL: https://www.fayn.press/somaliden-libyaya-turkiyenin-yeni-hamlesi-sondaj-sondaj-sondaj/ Last updated: 2026-03-26T19:56:41.000Z Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), nam-ı diğer Türkiye’nin milli petrol şirketi 2026 yılının başından bu yana dört uluslararası şirket ile petrol ve doğalgaz arama anlaşması imzaladı. İlki, 8 Ocak 2026’da, ExxonMobil’in alt şirketi ESSO Exploration International Limited ile Karadeniz ve Akdeniz'deki yeni arama alanları ve diğer potansiyel uluslararası alanlarda işbirliği konusundaydı. İkincisi, 5 Şubat 2026’da Chevron ile petrol ve doğalgaz arama, üretim faaliyetleri içindi. Üçüncüsü 12 Şubat 2026’da BP ile yine mevcut sahaların geliştirilmesi, yeni arama potansiyelleri, petrol ihracat kapasitesi ve doğalgaz taşıma altyapısı konularındaydı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, BP ile imzalanan anlaşmaya dair sosyal medya [paylaşımında şöyle dedi:](https://x.com/aBayraktar1/status/2021886398068916517?ref=fayn.press) > *“Uzun yıllara dayanan TPAO–BP ortaklığını, yeni coğrafyalarda ve yeni projelerde daha güçlü bir zemine oturtmayı hedefliyoruz. Irak başta olmak üzere bölge ülkelerinde ve Orta Asya’da geliştirebileceğimiz ortak projeleri bu çerçevede değerlendireceğiz. 2026 itibarıyla TPAO’yu arama ve üretimde yeni bir faza taşıyoruz.”* Bunlara ilaveten, bir de TPAO, İspanyol Repsol ve Macar MOL Group ile 11 Şubat 2026’da, Libya petrol ve doğalgaz ihalesine verdiği teklifle hem denizde hem de karada hidrokarbon arama faaliyetleri yürütmeye hak kazandı. Konsorsiyum, Bingazi açıklarındaki yaklaşık 10 bin 300 kilometrekare büyüklüğe sahip bir blokta hidrokarbon arama çalışmaları yürütecek. Karada ise TPAO ve Repsol, Libya’nın en üretken hidrokarbon havzalarından biri olduğu belirtilen Sirte - Baseni bölgesinde 8 bin 200 metrekarelik alanda arama faaliyeti gerçekleştirecek. Anlaşmaların dördüncüsü 18 Şubat 2026’da imzalandı. Shell ile imzalanan anlaşmaya göre, TPAO Bulgaristan'ın münhasır ekonomik bölgesinde yer alan Blok 1-26 Khan Tervel Sahası Petrol ve Doğal Gaz Arama Ruhsatı kapsamında Shell'in operatörlüğünü üstlendiği arama çalışmalarına 5 yıllığına ortak oldu. Bu saha Sakarya Gaz Sahası’na yakın bir noktada 3 bin 800 kilometrekarenin üzerinde. Shell ile ortak şekilde sismik faaliyet ve sonrasında da bir arama kuyusu açılması planlanıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın 2024 seçimlerine giderken ve seçildikten sonra da en çok kullandığı sloganlardan biri “Drill, baby, drill” idi. (Sondaj yap, bebeğim, sondaj yap!) İlk kez 2008 yılında, Cumhuriyetçi Ulusal Kongre Başkanı seçilen Maryland Vali Yardımcısı Michael Steele tarafından kullanılan bu slogan daha sonra Cumhuriyetçilerin alameti farikalarından biri haline geldi. Slogan, ek enerji kaynakları olarak petrol ve gaz sondajının artırılmasına destek anlamına geliyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İran’daki savaşın kalıcı olarak hayatınızı değiştirmesine hazır mısınız? URL: https://www.fayn.press/irandaki-savasin-kalici-olarak-hayatinizi-degistirmesine-hazir-misiniz/ Last updated: 2026-03-23T13:28:39.000Z ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın etkileri şimdiden sınırları hatta bölgeleri aştı. Artık küresel sorunlarla karşı karşıyayız. Petrol fiyatları hızla artıyor. Savaş öncesi 72 dolar olan bir varil petrol fiyatı, yüzde 60’a yakın artışla 110 doları da geçti. Gerçi Trump’ın son yaptığı “İran'ın enerji altyapısına yönelik planlanan tüm saldırıları beş gün süreyle ertelediği” açıklamasından sonra fiyatlar 100 doların altına geriledi ama bunun ne kadar süreceği belirsiz. Fiyatların artışında en çok İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri fiili olarak engellemesi, böylece Körfez ülkelerinin petrolü piyasaya sürmekte yaşadığı sıkıntılar etkili oldu. Ama bunun yanı sıra ABD’nin İran’ın petrol dağıtım merkezi Hark Adası’na yaptığı saldırılar ve İran’ın Körfez’deki bazı petrol üretim hedeflerine yönelik misillemesi de fiyat artışının sebeplerinden. [İran: Savaşın üçüncü haftasında ne oldu?ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş yoğunluğunu kaybetse de derinlik kazanıyor ve karmaşıklaşıyor. Savaşa ilişkin analizler de öyle. Fayn bu analizleri ayıkladı, güvenilir farklı kaynakları taradı. Süzgeçten geçirdiği tabloyu sunmaya devam ediyor. İşte savaşın üçüncü haftası.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1217.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-ucuncu-hafta_fayn-2-1.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasin-ucuncu-haftasinda-ne-oldu/) ## Küresel kıtlık riski Aynı [kritik durum gübrede](https://www.fayn.press/irandaki-savas-dunyayi-gida-kitligina-mi-goturuyor/#y%C3%BCksek-petrol-fiyat%C4%B1-tar%C4%B1mda-neden-b%C3%BCy%C3%BCk-sorun) de var. Azotlu gübre, tarımın en kritik girdilerinden biri. Gerekli ürenin hammaddesi de doğalgaz. Küresel olarak her yıl yaklaşık 180 milyon ton azotlu gübre tüketiliyor. Bunun için gerekli ürenin yaklaşık 55-60 milyon tonu, her yıl uluslararası deniz ticaretinden geçiyor. Ortadoğu’dan ihraç edilen üre bu işlem hacminin yaklaşık yüzde 40-50'sini oluşturuyor. Bu ihracatın da neredeyse tamamı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Gübre piyasasındaki sıkıntının küresel kıtlık riski oluşturacak boyutlara gelmesinden endişe ediliyor. Birçok farklı ürünün de hammaddesi petrol. Bunda deterjanı da sayabilirsiniz, boyayı da, her türlü ambalajı da, otomotiv sektöründeki çeşitli parçaları da, tekstil sektöründeki ürünleri de... Uluslararası Enerji Ajansı, geçen günlerde kritik bir karar aldı. Ortadoğu'daki savaşın neden olduğu arz şoklarını hafifletmek ve fiyat artışlarını kontrol altına almak için acil durum petrol rezervlerinden rekor düzeyde 400 milyon varil petrol salacağını duyurdu. Ama bu da fiyatları dizginlemiş değil. Akaryakıt satışına ilk kısıtlama haberi de Slovenya’dan geldi. Bireysel tüketicilere günde en fazla 50 litre akaryakıt sınırı getirildi. Ticari faaliyet yürüten tüzel kişiler ve çiftçiler için de sınır günlük 200 litre. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/Fatih-Birol-1.jpg) Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Fatih Birol, kriz bu şekilde devam ederse etkilerinden hiçbir ülkenin muaf olmayacağını söylüyor. ## Savaş bitse de krizin etkileri sürecek Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Fatih Birol, savaş nedeniyle dokuz ülkedeki 40'tan fazla enerji tesisinin "ciddi veya çok ciddi" hasar gördüğünü açıkladı. Bu da savaş sona erse bile küresel tedarik zincirlerindeki aksamaların uzayacağını gösteriyor. Ajans zaten bir kriz sonucu kurulmuştu, o da 1973 petrol krizi. O dönem Yom Kippur savaşı ile tetiklenen kriz, petrol arzıyla tüketimin uç uca geldiği bir noktada meydana gelmiş, tüm dünyada depolar boş kalmıştı. Daha bu krizin etkileri tam silinmeden de 1979 İran Devrimi sırasında yeni bir kriz başlamıştı. Fatih Birol, mevcut tabloyu 1970’li yıllardaki petrol krizleri ve Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinin ardından yaşanan enerji dalgalanmalarıyla karşılaştırıp bugünkü durum için şu tespiti yaptı: *“Bu kriz, şu an itibarıyla iki petrol krizi ile bir gaz çöküşünün birleşimi.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/turkiye-petrol-krizleri-nedir-1.jpg) 1970'lerdeki iki büyük petrol krizi, tüketicinin akaryakıta ulaşmasını zorlaştırmıştı. ## Evde, işte, yolda değişiklik önerileri Uluslararası Enerji Ajansı İcra Direktörü Fatih Birol, küresel ekonominin bugün çok büyük bir tehdit ile karşı karşıya olduğunu belirterek, *“Bu kriz bu yönde devam ederse hiçbir ülke etkilerinden muaf olmayacak. Bu nedenle küresel ölçekte ortak çabalara ihtiyaç var.”* dedi. Ajans, petrol tüketimini azaltmak için ülkelere yönelik öneriler getirdi. Bu 10 maddelik öneri listesi, günlük hayatımızı da tüketim alışkanlıklarımızı da etkileyebilecek nitelikte. Başlıklar şöyle: **Mümkünse evden çalışın:** İşe gidip gelmek için kullanılan petrol tüketimini azaltın. **Otoyol hız sınırlarını 10 km düşürün:** Daha yavaş hız yakıt tüketiminde tasarruf sağlar. **Toplu taşımayı teşvik edin:** Özel araçtan, otobüs ve trene geçiş petrole talebi azaltır. **Trafiğe dönüşümlü çıkış:** Özel araçların trafiğe çıkış günlerini, örneğin tek-çift plaka gibi uygulamalarla sınırlayın. **Paylaşımlı araca geçiş:** Trafikteki araç sayısının azalmasını sağlar. **Ticari araç ve taşımacılıkta verimli sürüş:** Daha iyi sürüş uygulamaları ve bakım öneriliyor. **LPG’li araçlara son:** LPG’nin daha çok mutfak ve diğer alanlarda kullanılması hedefleniyor. **Alternatif varsa hava yolculuğundan kaçının:** Özellikle iş amaçlı uçuşların kısıtlanması böylece jet yakıtları üzerindeki baskının azaltılması amaçlanıyor. **Yemek pişirme yöntemini değiştirin:** Ocakların elektriğe geçmesinin, LPG bağımlılığını azaltabileceği öngörülüyor. **Petrokimya maddelerinde esneklikten yararlanın:** Operasyonel iyileştirmeler yapılması isteniyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/h--z-limiti-1.jpg) 1973'teki petrol krizinde bazı ülkeler, tüketimi azaltmak için hız sınırlarına limit getirdi. ## Geçmişteki krizlerden ne miras kaldı? Bu öneriler kağıt üstünde mi kalacak, yok hayata geçecek mi? Bu sorunun cevabını görmek için aslında geçmişteki krizlerden sonra ne olduğuna bakmak lazım. Covid-19 salgınından sonra yaşadıklarımızı hatırlıyoruz. Salgının eve kapanmalar, uzaktan çalışmalar, enflasyon, tedarik zincirlerindeki değişim, uzaktan alışveriş gibi birçok etkisi oldu. Bunların çoğu da devam ediyor. 1973’teki petrol krizi de beraberinde birçok değişiklik getirdi. Bazıları kısa vadeli oldu, bazıları kalıcı dönüşümlerle sonuçlandı. Örneğin o dönem ABD ve Avrupa’da “arabasız günler” ilan edildi. Pazar günleri araç kullanımı yasaklandı. Gerçi bu çok kısa vadeli bir önlemdi. [Petrolün ‘silah’ olduğu yıl: 1973 Petrol KriziABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş petrol fiyatlarında sıçramaya sebep oldu. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve misilleme saldırıları derin ve küresel bir petrol krizi endişesi yaratıyor. Bu da akıllara 1973’te, petrol fiyatlarının bir anda 4 kat yükseldiği krizi getiriyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1216.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/1973-petrol-krizi-benzin-sat----lar--n---vurdu-1-3.jpeg)](https://www.fayn.press/petrolun-silah-oldugu-yil-1973-petrol-krizi/) Büyük ve çok yakan araçlar gözden düştü; daha küçük, ekonomik arabalar popülerleşti. Daha az yakan Japon otomobillerinin piyasada yükselişi bu dönemde oldu. Bazı ülkelerde hız limitleri düşürüldü. Çünkü daha düşük hız, daha az akaryakıt tüketimi demekti. Toplu taşımanın artırılması da yine bu dönemde oldu. Enerji tasarrufu kavramı ilk kez geniş kitlelere ulaştı, bu da beraberinde yalıtım için arayışlar ve çözümler getirdi. Isıtılması kolay daha küçük evler daha çok tercih edilir oldu. Alternatif enerji kaynaklarına yönelme de petrol krizinin ardından geldi. Nükleer enerji, güneş ve rüzgar gibi kaynaklara ilgi arttı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/United_States_Strategic_Petroleum_Reserve_012-1.jpg) ABD'nin Stratejik Petrol Rezervi de birçok ülkede olduğu gibi, dünyanın hazırlıksız yakalandığı 1973'teki krizden sonra kuruldu. Yani 1973 petrol krizi, insanların nasıl araba kullandığını, evlerini nasıl ısıttığını, ne kadar tükettiğini değiştirdi. Hatta uzaktan çalışma konusu bile tartışıldı, tabii o zamanlar internet gibi bir imkan yoktu. Ama bazı ülkelerde çalışma saatleri enerji kullanımına göre yeniden düzenlendi. Birçok ülke de stratejik petrol rezervleri oluşturdu. ## Şimdi ne olacak? Ortadoğu’daki savaş yine bir krizi tetiklemiş durumda. Kısa vadede fiyat artışları ve enflasyonla etkisini zaten yaşıyoruz ama uzun vadede nelerin değişeceğini göreceğiz. Uluslararası Enerji Ajansı’nın önerileri belki de gelecek dönem için ipucu olabilir. 💡 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. Tüm içeriklerimize sınırsız şekilde erişmek ve iyi gazeteciliği desteklemek için Fayn’a [abone olun](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press). ### Sandviçin altın çağı URL: https://www.fayn.press/sandvicin-altin-cagi/ Last updated: 2026-03-23T09:46:28.000Z Ekmek arasına bir şeyler koyup atıştırmayı kim sevmez ki… Hazırlaması basit, hızlıca yemek ya da yanında taşımak için ideal. Üstelik doyurucu ve ucuz. Gerçi günümüz ekonomisinde sandviçe bile ucuz demek mümkün değil. Ama verdiği kolay ulaşılabilir mutlulukla kıyasladığında fiyatı hâlâ makul. Bizim balık ekmekten Amerika’nın fıstık ezmeli reçellisine, İtalya’nın şarküteri zenginliğini konuşturduğu çeşitlere kadar her damak, kültür ve bütçeye göre bir seçenek bulmak mümkün. Sandviç, tarihi boyunca hemen her kültürde sevilip benimsenmiş ama son yıllarda, özellikle de bizim gastronomi sahnemizde altın çağını yaşıyor. Kullandığı malzemenin kalitesini yükselterek basit bir sandviçi gastronomik bir arzu nesnesine dönüştüren, İtalya ve ABD’deki meşhur örneklerden ilham alan pek çok yeni mekân görmeye başladık. Hafif bir ekşi mayalı hamurdan hazırladığı sıcak ekmeğiyle kısa sürede adını duyuran Deli Deli, tanınmış şef Bora Bozankaya’nın ev yapımı üst kalite pastrami’yle öne çıkardığı Salamora, İzmir ve İstanbul’da şubeler açan İtalyan usulü sandviççi Un Posto ilk sayılabilecek örnekler arasında. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/Salamora.jpg) İşi bir adım ileriye taşıyansa fine-dining restoranlar. Çünkü havalı menülerde de artık sıklıkla sandviç ya da ekmek üstü tabaklar görmeye başladık. Açıldığı 2022 yılında hızla popüler olan ve 1 Michelin yıldızı da alan Arkestra bunun ilk örneklerinden. Şef Cenk Debensason’un menüden hiç çıkarmadığı Japon usulü sandviç katsu sando, restoran ilk açıldığında en çok konuşulan tabağı olmuştu. Katsu sando’yu kısaca, pane kaplı etle doldurulmuş Japon usulü sandviç olarak özetleyebiliriz. Elinin değdiği her şeyi teknik anlamında mükemmelleştiren Japon mutfağının bu lüks sandviç yorumu, shokupan denen özel bir sütlü ekmekle yapılıyor. İçinde balık, tavuk, pirzola hatta wagyu gibi üst kalite kırmızı etler de kullanılıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/Arkestra-Katsu-Sando--classic-since-day-one..jpg) İstanbul’un Boğaz’ı ve tarihi yarımadayı gören panoramik manzarasıyla öne çıkan restoranlarından Okra’nın balık-ekmek tabağı bir diğer öncü örnek. Restoranın genç şefi Mert Yalçıner, odun ateşinde pişirdiği levrek ve balıkçı usulü yeşil salatayı Fransızların bol tereyağlı, yumuşak dokulu brioche ekmeğiyle servis ediyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/Okra-I--stanbul.JPG) Şef restoranı Zaaf İstanbul’un menüsünde de bu sezon bir balık-ekmek tabağı var. Şefi Aras Çetin, bizim tekir tavayı, tatlı-ekşi bir tartar sos, isli misket limonu ve bol soğan turşusuyla birlikte ince dilim, çıtır İtalyan ekmeği crostini üzerinde servis ediyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/Zaaf-I--stanbul.JPG) En şık ekmek arası sunumlardan biri de İzmir Urla’dan. Aldığı 2 Michelin yıldızıyla adından epey söz ettiren Vino Locale’nin şefi Ozan Kumbasar, yeni menüsüne atıksız mutfak anlayışını da ön plana çıkarmak istediği bir uykuluk sandviç eklemiş. Uykuluğu trüf dilimiyle birlikte, brioche ekmek arasında servis ediyor. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/Vino-Locale.JPG) ## Filmi başa saralım Aslında olayı biraz başa sararsak, pandemiden hemen önce ülkede yaşanan ekonomik ve siyasal birçok olayın yeme-içme sahnesini derinden etkilediği günlere kadar uzanmak gerek. Bu süreçte birçok isim yapmış fine dining şefi, yüksek maliyetlerin ve talepteki dalgalanmaların zorlamasıyla restoranlarını kapatmaya başladı. Ardından da burger ya da dürüm satan daha basit alternatiflere yöneldiler. Şefler Derin Arıbaş ve Kaan Sakarya’nın üst kalite malzeme ve pişirme teknikleriyle dürüm yaptığı Basta! Street Food, Cihan Kıpçak ve Üryan Doğmuş’un meşhur Zula Burger’i, şef Burak Zafer Sırmaçekici’nin tavuk burgeriyle viral olan Primitif’i bugün hâlâ popülerliğini koruyan akla kazınmış markalar. Bu örneklerin ortak noktasıysa basit sokak lezzetlerine ciddi bir gastronomik değer katmaları. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir başkaldırı yöntemi olarak tatlı yapmak: Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü URL: https://www.fayn.press/bir-baskaldiri-yontemi-olarak-tatli-yapmak-kadinlar-kogusu-tatlicilar-kulubu/ Last updated: 2026-03-26T19:31:58.000Z Bir yemek, içindeki bileşenlerin oluşturduğu bir bütün, doymak için yediğimiz bir öğün değildir her zaman. Yemek tarifi denen şey de öyle… Oransal bir reçeteden, yol gösterici bir kılavuzdan daha fazlasıdır çoğu defa. El aldığımız kişiden taşıdığımız bir izdir, kuşaklar ve kültürlerarası bir aktarıcıdır, komşuya gönderdiğimiz dolu tabağın sürprizlerle geri dönmesidir, anneden geçen el lezzeti, elden ele dolanan pasta tarifi, dolayısıyla bir dayanışmadır. Bu aralar elimde dolanan bir kitap var: *Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü.* İran’ın en acımasız cezaevlerinde hayata tutunmanızı sağlayacak 16 tatlı tarifi diyor altbaşlığında. Ama bu yalnızca tariflerin buluştuğu bir kitap değil, bir hafıza ve yaşantı metni. İranlı aktivist ve gazeteci Sepideh Gholian’ın cezaevinde kaldığı yıllarda yaptığı tatlı tariflerini, cezaevi arkadaşlarının hikayeleriyle harmanladığı bir anlatı. Dolayısıyla kitap, son günlerde yaşananların ağırlığıyla da birleşince, tadına doyulmayan ama çok şerbetli bir tatlı gibi midenize de oturabiliyor zaman zaman. ## Komşularımızın hikayeleri *Kadınlar Koğuşu Tatlıcılar Kulübü*, yeni kurulan bir yayınevinin, Nâra Kitap’ın ilk ürünü. Yayınevi, yayınlayacağı ilk diziye “Komşu” ismini vermiş. Amaçları, bulunduğumuz toprakları ve çevresini birlikte paylaştığımız komşularımızın çağdaş hikaye anlatıcılarına bir alan açmak. *“Nasıl ki bir mahalleyi mahalle yapan orada yaşayan insanlar ise bir coğrafyaya bulunduğu değerleri katan da birbirine komşu kültürler.”* diyerek yola çıkmışlar. Komşularımızın arasından seçtikleri ilk durak ise İran. Giriş metninde kitabın son okumasını, 28 Aralık 2025’te İran’da patlak veren protestolar sırasında tamamladıklarını belirtiyorlar. Kitap benim elime geçtiğinde ise bundan iki ay sonrasıydı. İki gün sonra, 28 Şubat 2026’da İsrail ve ABD, İran’a saldırılarını başlattı. İki ayda yeni bir kitap doğmuş, son okumadan ilk basıma gidilmişti. Ve yine o iki aya bambaşka bir sürü şey sığdırılabilecekken yanıbaşımızdaki komşumuzun payına, savaşın gölgesi düşmüştü. _This post is for subscribers only._ ### Her şeye rağmen: Baharın coşkusu, bayramın neşesi URL: https://www.fayn.press/her-seye-ragmen-baharin-coskusu-bayramin-nesesi/ Last updated: 2026-03-23T05:29:16.000Z Bazen unutuyoruz ama insan sadece etrafında olup bitene katlanarak, zorluklarla mücadele ederek ve razı olmaya kendini ikna etmeye çalışarak yaşamıyor; neşeye, coşkuya da muhtaç. İçimizi hafifleten o anlar, hayatın yükünü inkâr etmiyor; onu taşınabilir kılıyor ve değiştirilmesi gerekeni değiştirmek için güç toplamasına yardımcı oluyor. İşte tam da bu yüzden, bayramlar ve baharın gelişi bu duyguları çoğaltmak için eşsiz fırsatlar. Böyle bir fırsatın eşiğindeyiz. *Fayn* diyor ki: Hadi bu fırsatı değerlendirelim. Zira dünya yine zor bir dönemden geçiyor. Yanı başımızda savaş var. Krizler derinleşiyor, eşitsizlik büyüyor. Belirsizlik ve yalnızlık çağında yükümüz artıyor. Bazen olup bitenlerin ağırlığı, insanın içini susturacak kadar ağır geliyor. Ama tam da böyle zamanlarda, bayramlar sadece bir takvim günü olmaktan çıkıyor. Üstelik yaklaşan bahar; açan çiçekler, ısınan hava ile hayatın döngüsünü, neşeye ve coşkuya olan ihtiyacımızı yeniden hatırlatıyor. Birbirimizi hatırlamanın, ses vermenin, kapı çalmanın anlamı yeniden büyüyor. Belki uzun zamandır aramadığımız birini aramak, belki aynı sofrada yeniden yan yana gelmek, belki de sadece “buradayım” demek… Küçük görünen bu anlar, aslında hayatın en büyük direncini kuruyor. Çünkü neşe dediğimiz şey sadece bireysel bir his değil; paylaştıkça çoğalan, yayıldıkça güçlenen bir imkân. Coşku ise olan biteni görmezden gelmek değil, tüm ağırlığına rağmen hayata temas etmeye devam etme cesareti. Tam da bu yüzden bayramlar bize sadece dinlenmeyi değil; yeniden bağ kurmayı, hissetmeyi ve umut etmeyi hatırlatıyor. *Fayn* diyor ki: Bu bayram, kendimize ve birbirimize biraz daha yaklaşalım. Yükü birlikte hafifletmenin yollarını arayalım. Neşeyi ertelemeyelim, coşkuyu küçümsemeyelim. Çünkü dünya zor olabilir. Ama insanın birbirine iyi gelme ihtimali hâlâ en güçlü ihtimal. *Fayn*, bayramdan sonra da okurlarını ve takipçilerini dünya ve ülke gündemi hakkında bilgilendirmeye, derinlikli perspektifler sunmaya devam edecek. Ama neşeyi ve coşkuyu da ihmal etmeden… Yeni eğilimlerden, gündemde yer bulamayan sanattan, dayanışmadan ve ilham veren insan hikâyelerinden söz etmeyi sürdürecek. Bunu, her zaman olduğu gibi, topluluğuyla göz hizasında bir ilişki kurarak; ne düşünmeleri gerektiğini söyleyerek değil, düşünmeleri ve hayata katılmaları için ihtiyaç duydukları bilgiyi sunarak yapacak. *Fayn*’ın bu yaklaşımının gücü, neşesi ve coşkusu topluluğu büyüdükçe büyüyor. Bu bayramın neşesini ve baharın kıpırtısını yaşarken, *Fayn*’a [abone olmayı](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ve onu dostlarınıza önermeyi hatırlatmak isteriz. Uzakta olanları yakın hissettiğimiz, yalnız olmadığımızı yeniden fark ettiğimiz, baharın tazeliğini hayatlarımıza kattığımız bir bayram olsun. FAYN'A ABONE OLUN Fayn’ın özgün haber dosyaları, araştırmaları ve görüş yazılarını okurlar mümkün kılıyor. Bizler işimizi severek ve layıkıyla yapmaya çalışıyoruz. Ancak sizler ücretli aboneliğe gönüllü olursanız sürdürebiliriz. Çünkü bağımsız yayıncılık bunu gerektirir. İkna olduysanız detaylar için sizi [****şuraya**](https://www.fayn.press/abonelik/) alalım. ## Savaşın yönü ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş yoğunluğunu kaybetse de derinlik kazanıyor ve karmaşıklaşıyor. Savaşa ilişkin analizler de öyle. Fayn bu analizleri ayıkladı, güvenilir farklı kaynakları taradı. Süzgeçten geçirdiği tabloyu sunmaya devam ediyor. İşte savaşın üçüncü haftası. [İran: Savaşın üçüncü haftasında ne oldu?ABD ve İsrail’in İran’a açtığı savaş yoğunluğunu kaybetse de derinlik kazanıyor ve karmaşıklaşıyor. Savaşa ilişkin analizler de öyle. Fayn bu analizleri ayıkladı, güvenilir farklı kaynakları taradı. Süzgeçten geçirdiği tabloyu sunmaya devam ediyor. İşte savaşın üçüncü haftası.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1205.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-ucuncu-hafta_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasin-ucuncu-haftasinda-ne-oldu/) ## Bir silah olarak petrol 1973 sonbaharı dünya tarihinin en büyük petrol krizinin başlamasına sahne oldu. Krizi tetikleyen Dördüncü Arap-İsrail Savaşı ya da başka bir ifadeyle Yom Kippur Savaşı’ydı. Etkileri büyük oldu. İran'ın, ABD ve İsrail'in saldırılarına karşılık Hürmüz Boğazı'nı kapatması ile petrol fiyatlarında yaşanan artışın akıllara getirdiği krize yakından baktık. [Petrolün ‘silah’ olduğu yıl: 1973 Petrol KriziABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş petrol fiyatlarında sıçramaya sebep oldu. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve misilleme saldırıları derin ve küresel bir petrol krizi endişesi yaratıyor. Bu da akıllara 1973’te, petrol fiyatlarının bir anda 4 kat yükseldiği krizi getiriyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1206.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/1973-petrol-krizi-benzin-sat----lar--n---vurdu-1-2.jpeg)](https://www.fayn.press/petrolun-silah-oldugu-yil-1973-petrol-krizi/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/divider-fayn-reklam-1.png) [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/1080x1350-1.jpg)](https://app.tr.adjust.com/1xofch3y?ref=fayn.press) --- ## Ankara’nın savaş hazırlıkları Sağımız, solumuz, önümüz, arkamız savaş. Avrupa’da konuşulanlara, Turuncu Reis’in zihin yapısına ve diğer parametrelere bakınca yenilerinin de çok uzakta olmadığını söyleyebiliriz. Peki herkesin başının çaresine baktığı günümüz dünyasında Ankara olası bir savaşa nasıl hazırlanıyor? Duyduğumuz ve duymadığımız önlemler neler? Ankara Muhabiri yazdı. [Türkiye’nin duyulduk, duyulmadık savaş tedbirleriİran, ABD ve İsrail savaşırken dünya başının çaresine bakıyor. Peki Türkiye ne yapıyor? Daha önce yaşadığı krizlerden çıkardığı derslerle ticaretten göçe, savunmadan ulaştırmaya hangi görünür görünmez önlemleri alıyor? Fayn Ankara muhabiri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1207.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/turkiyenin-savas-tedbirleri_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/turkiyenin-duyulduk-duyulmadik-savas-tedbirleri/) ## Asrın bir şeyi ama neyi? Sekiz dakika süren ilk günkü duruşma, mahkeme salonunda yeni sınırlamalar, olaysız ikinci gün, dört sanığın dikkat çeken ifadeleri ve İmamoğlu’nun söz almasıyla başlayan, tansiyonun düştüğü üçüncü gün… Fayn davada bu hafta yaşananları toparladı. _This post is for subscribers only._ ### İran: Savaşın üçüncü haftasında ne oldu? URL: https://www.fayn.press/iran-savasin-ucuncu-haftasinda-ne-oldu/ Last updated: 2026-03-23T07:34:36.000Z İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaş üçüncü haftasına girdi. Her ne kadar zaman zaman savaşın bitebileceğine dair yorumlar yapılsa da, konuyu takip eden ve analizlerine güvenilir uzmanlara göre savaş hız kesse de, iyice karmaşıklaşmaya ve katmanlaşmaya başladığı bir evreye doğru ilerliyor. Bu karmaşıklığın özünde de üç unsur var. Birincisi İran’ın ateşkes, müzakere, yeniden savaş sarmalından kalıcı bir biçimde çıkma isteği ve stratejik dengeleri kalıcı biçimde değiştirme arayışı. İkincisi, ABD’nin, başlattığı savaştan nasıl çıkacağını öngörememesi. Üçüncüsü, İsrail’in İran’da rejim değişikliği ya da tam bir kaos oluncaya kadar savaşa devam etme isteği. Hal böyle olunca üçüncü haftada savaş, petrol ve askeri altyapıların daha çok hedef alındığı, olası sınırlı kara operasyonlarının seçenek olarak epey tartışıldığı ve İran’daki lider kadroların hedef alınmaya devam ettiği bir aşamaya geldi. Bu hafta İsrail, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Ali Laricani’yi, İran İstihbarat Bakanı İsmail Hatib’i, Besic komutanı Gulamrıza Süleymani’yi ve Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri’nin komutanlarından İsmail Dehkan’ı öldürdü. Buna rağmen İran’da devlet yapısının zayıfladığına ilişkin işaretler pek yok. [Öldürülen İran’ın “stratejik aklı” Laricani kimdi?İran, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin öldürüldüğünü doğruladı. Laricani, savaş sırasında dini lider Hamaney’den sonra öldürülen en yetkili isim. Ölümünün İran’ın politikalarını ve savaşın gidişatını nasıl etkileyeceği belirsiz.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1201.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/laricani.png)](https://www.fayn.press/oldurulen-iranin-stratejik-akli-laricani-kimdi/) ## Tahran’ın hesapları Savaşın üçüncü haftasına girerken İranlı yetkililerin açıklamalarına bakınca, Tahran bölgede stratejik dengeleri değiştirmeye başladığını düşünüyor. Onlara göre, ABD etkisi bölgede gerilemeye başladı bile. Petrol fiyatlarındaki öngörülemezlik, tedarik zincirlerinin sıkıntıya girmiş olması, Körfez ülkeleri üzerindeki ekonomik baskı, ABD’nin bu ülkelere yeterli güvenlik sağlayamaması bu değişimin başlangıcı. Nitekim uzmanlara göre Körfez İşbirliği Konseyi içinde yapılan tartışmalar, ABD’ye bağımlılığı azaltma**,** Türkiye ya da Pakistan gibi ülkeleri içerebilecek yeni bölgesel güvenlik düzenlemeleri arayışları gibi meseleler üzerinde yoğunlaşmaya başladı. İsrail ile yapılan ve Filistin sorunun çözümünü Tel Aviv ile ilişki kurmanın sonrasına bırakan İbrahim Anlaşmaları’nın hükmü de epey tartışılır hale geldi. [Petrolün ‘silah’ olduğu yıl: 1973 Petrol KriziABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş petrol fiyatlarında sıçramaya sebep oldu. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve misilleme saldırıları derin ve küresel bir petrol krizi endişesi yaratıyor. Bu da akıllara 1973’te, petrol fiyatlarının bir anda 4 kat yükseldiği krizi getiriyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1202.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/1973-petrol-krizi-benzin-sat----lar--n---vurdu-1-1.jpeg)](https://www.fayn.press/petrolun-silah-oldugu-yil-1973-petrol-krizi/) İran’ın umudu, Körfez ülkelerinin güvenlik için Washington’a bağımlılıklarını yeniden değerlendireceği, İran’ı izole etmekten vazgeçecekleri ve kendisinin de dahil olacağı yeni bölgesel güvenlik düzeninin kurulması için uygun bir ortamın oluşması yönünde. Özetle Tahran savaşa, ölüm kalım mücadelesi olarak değil, yeteri kadar dayanabilirse, dengeleri değiştirebileceği bir fırsat olarak bakıyor. Hal böyle olunca da Tahran şimdilik ateşkesten söz ederken tazminat, yaptırımların kaldırılması, güvenlik garantileri ve Hizbullah dahil bölgesel müttefiklerine yönelik operasyonların sona ermesini öne çıkartıyor. Hatta Tahran, dünya enerji akışının geçtiği Hürmüz Boğazı için de yeni arayışlar içinde. ## Hürmüz Boğazı’nda durum İran, Hürmüz Boğazı’nı seçici biçimde kullanmayı sürdürüyor. Gemi trafiği büyük ölçüde aksasa da başta Çin’e yönelik olmak üzere İran'ın petrol ihracatı devam ediyor. Günlük yaklaşık 140 milyon dolar gelir elde edildiği ve akışın sürdüğü tahminleri, Tahran’ın boğazı tamamen kapatmak yerine kontrollü ekonomik baskı stratejisi izlediğini gösteriyor. İran, Hürmüz Boğazı’ndaki etkisini sürdürmek için, petrol ihracatının Boğaz’ı bypass ederek yapılabilmesi yönünde önemli bir nokta olan Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Füceyre Limanı’nı hedef aldı. _This post is for paying subscribers only._ ### İBB Davası'nda ikinci hafta: Neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ikinci-hafta-neler-yasandi/ Last updated: 2026-04-29T06:42:33.000Z Söz hakkı krizi, jandarmanın müdahalesi ve polemiklerle [başlayan](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ilk-hafta-neler-yasandi/) Ekrem İmamoğlu ile 106 kişinin tutuklu yargılandığı [İBB Davası](https://www.fayn.press/etiket/ibb-davasi/)'nın ikinci haftası da tamamlandı. İlk [haftayı ](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ilk-hafta-neler-yasandi/)gazetecilerle yaşanan oturma krizi nedeniyle erken kapatan mahkeme, ikinci haftayı da yine oturma kriziyle açtı. 16 Mart Pazartesi görülecek duruşma öncesi, salon ve çevresinde gerginlik hakimdi. ## Sekiz dakika süren duruşma Basınla yaşanan yer krizi sonrasında mahkemenin talimatıyla ek önlemler alındı. Cezaevi girişine 500 metre kala tüm araçlar durduruldu ve araçla giriş engellendi. Turkuaz basın kartı olan basın mensupları dışındakiler binaya alınmadı. Duruşmanın açılmasıyla birlikte tartışmalar da başladı. Bu kez tartışmanın odağında bir milletvekili vardı. Mahkeme başkanı, *“Bazı milletvekilleri avukat bölümünde oturuyor. Uyarılara rağmen çıkmıyorlarmış, lütfen izleyici bölümüne geçin.”* diye uyarıda bulundu. O CHP’li vekil aynı zamanda avukat da olan Turan Taşkın Özer’di. Başkanın sözlerine *“Burada oturmamın yasak olduğu hangi yasada yazıyor?”* diyerek itiraz etti. Mahkeme başkanı, herhangi bir sanığın vekaleti olmadığı için izleyici kısmında duruşmayı takip etmesi yönündeki isteğini tekrarladı. Özer yerinden kalkmayınca mahkeme başkanı tepki gösterdi: *"Her sabah benzer sorunla başlıyoruz. Tutuklu sanıklarımız var. Savunma almaya çalışıyoruz. Her sabah krizle başlıyoruz. Bu şekilde devam ederse duruşmaya ara vereceğim."* Başladıktan sekiz dakika sonra duruşmaya ara verdi. Bir saat süren aranın ardından mahkeme heyeti duruşma salonuna gelmedi. Mübaşir salona gelerek *"Sayın vekiller duruşma bitmiştir. Yarına ertelendi."* dedi. Davayı yakından takip eden İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kabaoğlu, TELE2 yayınında *“Taraflar arasında bir ara formül bulunması için girişimde bulunduk. Eğer bugün Turan Taşkın Özer’i ikna edebilseydik ve mahkeme heyetiyle görüştükten sonra bir uzlaşma sağlanabilseydi duruşma başlayabilirdi.”* dedi. ## Yeni sınırlamalar ve arka kapı diplomasisi Davayı erteleyen mahkeme, cezaevinden sorumlu Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına bir yazı göndererek sadece sanıklar ve vekaleti bulunan avukatların salona alınması talimatını verdi. Daha önce koyulan ancak sonra esnetilen 5’i yabancı, 20 yerli basın mensubu kuralının da uygulanmasını istedi. Bu yazı “CHP'li siyasetçilere duruşmayı izleme yasağı getirildi” tartışmalarını yarattı. Ancak Fayn’ın yargı çevrelerinden edindiği bilgiye göre arka kapı diplomasisi yürütüldü. Hem Meclis başkanlığında hem de adliyede orta yol bulunması için bazı görüşmeler yapıldı. CHP’li 10, DEM Partili üç vekilin davayı izlemesine olanak sağlandı. Bu orta yolun ardından ikinci haftanın ikinci günü sakin geçti. İlk haftaya göre tutuklu sanıkların ifadeleri kesintiye uğramadan daha seri halde alınmaya başladı. ## Olaysız ikinci gün ve dört sanığın dikkat çeken ifadeleri Salı günü dört tutuklu sanık ifade verdi. İtirafçı olmak için ifade veren sanık Ümit Polat duruşmada bir düzeltme yapmak için söz aldı. Ağaç A.Ş.'nin satın alma müdürü olan Ümit Polat’ın Müteahhitlerden iş karşılığında el altından para istendiği iddialarını bir yakını aracılığıyla İstanbul Valisi Davut Gül’e ilettiğiyönündeki ifadesi haberlere yansımıştı. Bu iddialar üzerine Vali Gül X hesabında, *"İBB veya İBB iştiraklerinde çalışan yakın ya da uzak hiçbir akrabam yoktur."* dedi. İtirafçı sanık Ümit Polat’ın sözleri Vali Gül’ü doğrular nitelikte oldu. *“Benim savunma yaptığım duruşmada bir ara algım bozuldu. Burada arkamdaki baskı beni çökertti. Algım bozulduğu için bazı kısımları eksik anlatmışım, onları da toparlamak istiyorum. Vali Bey bir yalanlama yazmış. Ben Vali Bey’in kendisi ile görüşmedim. Vali Bey’in akrabasının arkadaşıyla konuştum.”* Polat’tan sonra salı günü dört tutuklu sanığın savunması alındı. Sanıklar haklarında verilen itirafçı ifadelerin “duyumlara” dayandığını, kesin ve somut bir delil olmadığını iddia etti. Sanık iş insanı Evren Şirolu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde hiçbir ihaleye girmediğini söyledi. *“Şöyle bir ticaret yapardık; Ağaç A.Ş. satın alma birimi elimizde olup ürünlerin adetlerini ve fiyatlarını isteyen bir bildirim formunu mail atar. Biz de bu bildirim formuna 'Şu şu adetlerimiz var, şu şu fiyattan' diye Ağaç A.Ş.'ye mail atarız. Daha sonra ihtiyacı olan ürünleri eğer fiyatı uygunsa talep eder ve satış gerçekleşir. Ben hiçbir ihaleye girmedim. Bütün satışlarımı böyle gerçekleştirdim. Ortada bir ihale yok. İddianamede 44-50 tane ihale* aldığım söyleniyor.” Belediyeden alacaklarının tahsili için Ağaç A.Ş genel müdürü Ali Sukas’a rüşvet verdiği iddiaları da soruldu iş insanı Şirolu’ya*.* *“Nerede ve ne zaman bu parayı verdiğime dair ise bir bilgi yok. Sayın başkan ben alacaklarımın hepsini aldım. Neden kalkıp Ali Sukas’a gideyim?”* _This post is for paying subscribers only._ ### The Capture: ‘Büyük birader’ deepfake ile buluşunca URL: https://www.fayn.press/the-capture-buyuk-birader-deepfake-ile-bulusunca/ Last updated: 2026-03-23T07:34:41.000Z Dijital bir çağda yaşıyoruz, sokağa adım attığımız anda yüzlerce kameranın kayıt yaptığı bir dünyaya giriyoruz. Aslında sokağa çıkmamıza da gerek yok; cebimizdeki telefonun, bilgisayarımızın ve hatta geçtiğimiz günlerde çokça tartışıldığı gibi evlerdeki robot süpürgelerin kameralarının bile uzaktan müdahale ile izlenebildiği bir çağdayız. Böyle bir devirde sorun sadece hayatımızın kayıt altına alınması değil, son yıllarda tartışılan bir konu daha var: Gerçekliğin manipüle edilmesi. BBC’nin *“The Capture”* dizisi de buradan yola çıkıyor. ## The Capture’ın üçüncü sezonu başladı [*“The Capture”*](https://www.imdb.com/title/tt8201186/?ref=fayn.press) dizisinin ilk sezonu 2019’da, ikinci sezonu 2022’de yayınlandı. Mart 2026 itibariyle de üçüncü sezonu başladı. Başrolünde Holliday Grainger, Ben Miles ve Ron Perlman var. Türkiye’de dizinin ilk iki sezonu geçtiğimiz aylarda [BeIN Connect’te yayınlandı.](https://www.beinconnect.com.tr/bein-series/the-capture?TSPD%5F101%5FR0=08004953f4ab2000933e46bae033eb652cafd9b6046b0fb51d0ebea1aed02528710588e9e42c68d90828a3a05814300051c532121cde4cc71ce0c5fe22233b4f8044eb60feee07e3e6ee135902e72aaf992daff79fff96200d87047a3a94dda1&ref=fayn.press) Üçüncü sezonu da İngiltere ile eş zamanlı olarak yine aynı platformda. Tabii platformdan eski bölümlerine de ulaşabiliyorsunuz. Dizi yayınlamaya başladığından itibaren, George Orwell’ın “1984” kitabı ve yıllardır konuştuğumuz “Big Brother” tartışmasını, hem televizyon sektöründe hem de güvenlik, teknoloji ve hukuki alanda farklı bir boyuta taşıdı. ## Bu gerçek olabilir mi? Dizi; güvenlik kameraları, yapay zeka destekli video manipülasyonu ve devletlerin bilgi kontrolü gibi konuları merkezine alıyor. Çıkış noktası oldukça basit ama çarpıcı bir soruya dayanıyor: Güvenlik kameraları tarafından kaydedilmiş bir görüntü gerçekten mutlak gerçeği mi gösterir? Bir askerin ciddi bir suçla itham edilmesiyle başlayan ilk sezonda, soruşturma ilerledikçe ortaya çıkan manipüle edilmiş ya da dizideki tabiriyle “düzeltilmiş” görüntülere ve de büyük bir istihbarat ağına ulaşıyoruz. Modern dünyada dijital görüntülerin “kesin kanıt” olarak kabul edilmesi anlayışı sorgulanıyor. _This post is for subscribers only._ ### Blossoms Shanghai: Çin’in dönüşümüne ışık tutan dizi URL: https://www.fayn.press/blossoms-shanghai-cinin-donusumune-isik-tutan-dizi/ Last updated: 2026-03-23T05:29:37.000Z Malumunuz, her şeyin inanılmaz bir hızda aktığı zamanlardan geçiyoruz. Dikkat sürelerinin saniyelere düştüğü, “üç saniyede kanca at” kurallarının etrafımızı sardığı bir dönemde, istesek de istemesek de bir yerlere savrulup duruyoruz. Sürekli vites yükselten bu hızdan sinema da nasibini alıyor elbette. Artık her sahnede odağımıza bir kanca fırlatılıyor. Hedefi tutturmaksa zor. Neyse ki bu gidişata karşı koyan “aykırılar” da var hâlâ. Çinli yönetmen Wong Kar-wai de o aykırılardan biri. Daha önce Kar-wai’nin filmlerini izlemiş olanlar bilirler, jenerik akmaya başladığında hikâye tam olarak bitmez aslında. Bilakis, karakterlerin cümleleri zihnimizde yankılanmaya devam eder uzun bir süre. Belki de bu yüzden her şeyi unutmaya teşne olduğumuz 2020’lerin hırçın akışında; *Chungking Express* (1994), *Fallen Angels* (1995), *In the Mood for Love* (2000) ve *2046* (2004) gibi filmleri zihnimizin bir köşesinde konaklamaya devam ediyor. Ne var ki 2013’te izleyiciyle buluşan *The Grandmaster*’dan sonra uzun bir sessizliğe büründü Kar-wai. 10 yıl boyunca yeni bir film yayınlamasa da 2017’den bu yana Jin Yucheng’in *Blossoms* isimli romanı üzerine çalışıyordu. Nihayetinde kariyerindeki ilk televizyon dizisi olan 30 bölümlük *Blossoms Shanghai* ile döndü. MUBI’de her ay 10 bölümü yayınlanacak dizi, izleyenleri Çin’in ekonomik ve kültürel dönüşüm yaşadığı bir döneme götürüyor ve Şanghay’ın “altın yıllarında” geçen entrika dolu bir rekabet öyküsünün içine sürüklüyor. ## 0’dan 8’e Jin Yucheng, romanında 1960’tan 2000’e kadar geniş bir zaman aralığında Şanghay’daki yaşama odaklanıyordu. Bu yıllarda Çin, ciddi bir dönüşüm geçirmişti. Özellikle 70’lerin sonunda Deng Xiaoping dönemiyle başlayan reform ve dışa açılım politikalarıyla ülke, devlete bağlı ekonomiden piyasa odaklı bir sisteme geçmişti. Uluslararası kapitalizm sözde komünist bir ülkede milyonerler yaratıyor, Şanghay Borsası daha ilk yıllarında epey hararetli seyrediyordu. _This post is for subscribers only._ ### Özgür Özel: “Küçük turpun büyük marifetleri” URL: https://www.fayn.press/ozgur-ozel-kucuk-turpun-buyuk-marifetleri/ Last updated: 2026-03-23T07:34:47.000Z 2005 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. 2021 yılında birinci sınıf hakimliğe terfi etti. Selahattin Demirtaş, Sırrı Süreyya Önder, Canan Kaftancıoğlu, Enis Berberoğlu gibi siyasilerle ilgili verdiği hapis kararları tartışıldı. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararını uygulamayan ilk [hakimlerden](https://www.fayn.press/portre-kariyer-yolu-tartismali-kararlarla-dosenen-yeni-adalet-bakani-akin-gurlek/) biriydi. Bu kararlarından sonra hakimlikten Adalet Bakanı Yardımcılığına yükseldi. Hakimlikten siyasi arenaya geçişe olanak sağlayan bu atama da tartışma yarattı. Adalet Bakanı yardımcılığından tekrar İstanbul Adliyesine gönderildi. Bu kez unvanı başsavcıydı. Bu atama da çok tartışıldı. Hakimlikten gelip siyasi bir unvan kazanan ismin, başsavcı yapılması teamüllerde yoktu. Ama yargı tarihinde ilk kez onun için yapıldı. 17 ay gibi kısa bir süre başsavcılık yapan ve bu süreçte de 19 Mart 2025’te başlayan İmamoğlu ve İBB davaları sürecini yürüten isim, Cumhurbaşkanı kararıyla Adalet Bakanı oldu. Hakkında onlarca şikayetin yapıldığı Hakim ve Savcılar Kurulu’nun da başına geçmişti artık. Akın Gürlek’ten bahsediyoruz. Türk yargı tarihinde belki de Zekeriya Öz’den sonra en fazla tartışılan isim. Hakimken verdiği kararları, atamaları, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP’li belediyelere yönelik yürüttüğü soruşturmalarıyla gündemden düşmeyen Akın Gürlek şimdi de mal varlığıyla tartışma konusu… ## Özgür Özel “küçük turpun büyük marifetleri” diyerek açıkladı Gürlek, 11 Şubat 2026’ta Adalet Bakanı yapıldı. CHP lideri Özgür Özel, Gürlek’in mal varlığını açıklaması çağrısında bulundu. Hatta süre verip, “Açıklamazsan ben açıklayacağım” dedi. Akın Gürlek, Özel’in bu sözlerine karşı sessiz kaldı. Özgür Özel, "Küçük turpun büyük marifetleri" diyerek 17 Mart’ta basın açıklaması yapacağını duyurdu. AK Parti milletvekillerine bile basın toplantısını izlemeleri için mesaj gönderdi. TRT, NTV, CNN TÜRK, Habertürk gibi birçok kanal yayınlamasa da basın toplantısı çok ses getirdi. Basın toplantısında Gürlek ve ekibinin verdiği tartışmalı kararları tek tek anlatan Özel, bu kararların verildiği dönemde Gürlek’in haksız kazançla mal varlığı edindiğini iddia etti. *“Tüm bu hukuksuzlukları yapan, kanunu çiğneyen, haksız kazançlar elde eden bu kişinin bir de taşınmaz serveti var. Kendisine söyledim. Mal varlığını açıkla yoksa ben açıklarım, dedim. Verdiğim süre doldu, hâlâ mal beyanı ortada yok. O yüzden iş başa düştü.”* Gürlek’in 19 yıl boyunca devletten maaş aldığını ifade etti. *“Akın Bey, bugüne kadar 230 ay, yani 19 yıl devletten maaş aldı. Aldığı en yüksek maaştan hesapladığınızda bile 19 yıl boyunca aldığı maaşın toplamı 45 milyon lira ediyor. Yani 19 yıl yemese içmese tüm parası 45 milyon lira. Ama mal varlığı öyle mi? Bugün sadece taşınmazlarını söyleyeceğim.”* Özel’in elinde tam 12 tapu vardı. Piyasa değeri de 452 milyon liraydı: *"11 konut ve 1 arsanın güncel toplam emsallerine göre ortalama değeri 325 milyon 500 bin lira. Alıp satılan 4 konutun işlem tutarı 126 milyon 500 bin lira. Yani mevcut taşınmazlarının ortalama değeri ve satılan mülklerinin toplam ortalama işlem hacmi 452 milyon lira. 1\. Derece Hâkim maaşı alsa bile bu kadar serveti edinmesi için tam 190 yıl, yemeden içmeden çalışması gerekiyor. Ama marifetli Akın Bey bunları 19 yılda yapmış."* Özel, Gürlek’e ait olduğunu söylediği tapuların ID numaralarınıverdi. İnanmayan kontrol etsin, dedi. ID numarası, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından her gayrimenkule verilen kimlik numarası. O numarayla gayrimenkulün kime, ne zaman, ne kadara satıldığı, kaç kez el değiştirdiği yazılı.. Özel, Gürlek’in başsavcılık sürecinde kullandığı konutu ve arabayı da gündeme getirdi. *“Zekeriya Öz'e lüks Mercedes verenler, bu savcıya da seçim kampanyasında 40 gün bir iş adamı araba vermiş. Avcılar Belediye Başkanı’nı içeride tutanlar, Akın Gürlek'e görevi boyunca bir iş adamından tahsisli İBB'den araç verdiler. 540 gün boyunca lüks araca bindi. Boğaza nazır lüks bir villa verdiler. Şerefli namuslu savcılar, hakimler, mütevazı mütevazı lojmanlarda kalırken ya da kirada dururken sadece o lüks villanın tadilatına 62 milyon TL harcandı bugünkü kurla.”* Özel, Gürlek’in fuarda gezerken görüntülerinin ortaya çıktığı lüks yatı da hatırlattı. Yatla ilgili iddiasında, alımın doğrudan Gürlek’in üzerine olmadığını ancak bu konuda ellerinde bilgi bulunduğunu söyledi. *“62 milyon TL. 87 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı alıcı gözüyle gezdi. Pazarlık etti. Lüksemburg'da o yatın bir eşi var şimdi limanda demirli. Türkiye'den alınmadı. Hollanda'dan alındı, Lüksemburg'da bir limanda demirli.“* ## Akın Gürlek iddialara ne yanıt verdi? Bu çarpıcı iddialara karşı Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ne diyeceği merak ediliyordu. Basın toplantısı yapması beklenen Gürlek, ilk cevabını sosyal medyadan, X hesabından verdi. Özel’in iddialarının bir delile dayanmadığını öne sürdü. *“20 yılı aşkın süredir çeşitli kademelerde devletime hizmet ediyorum. Hâkim olan eşim ile birlikte mal varlığı beyanlarımızı, ilgili mevzuat çerçevesinde düzenli şekilde yetkili makamlara sunmaktayız.* *Özgür Özel’in eline tutuşturulan kâğıtlarda yer alan, ancak gerçekte tapu kayıtlarında karşılığı olmayan hayal ürünü bu iddialar tamamen kamuoyunu yanıltmaya yöneliktir.”* Gürlek, terörle mücadele ettiği için hedef olduğunu iddia etti. _This post is for paying subscribers only._ ### Öldürülen İran’ın “stratejik aklı” Laricani kimdi? URL: https://www.fayn.press/oldurulen-iranin-stratejik-akli-laricani-kimdi/ Last updated: 2026-03-30T13:18:13.000Z Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani, dini lider [Ayetullah Ali Hamaney](https://www.fayn.press/adim-adim-hamaney-suikastinin-perde-arkasi/) sonrası suikasta uğrayan en üst düzey İranlı devlet yetkilisi oldu. Ali Laricani’nin öldürüldüğü haberi ilk olarak İsrail tarafından geldi. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, Laricani'nin 16 Mart’ı 17 Mart’a bağlayan gece düzenlenen bir saldırıda öldürüldüğünü söyledi. İran uzun saatler sessiz kaldı ama daha sonra Laricani'nin öldüğünü doğruladı. İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nden yapılan açıklamada, 67 yaşındaki Laricani ile birlikte oğlu ve korumalarının da hayatını kaybettiği duyuruldu. Konsey, Laricani’nin "İran'ın ilerlemesi ve İslam devrimi için verdiği ömür boyu mücadelenin ardından şehit olduğunu" bildirdi. Laricani, son olarak 13 Mart Cuma günü Tahran'daki Kudüs Günü mitinginde kamuoyu önünde görüldü. “Saklanmıyorum, buradayım” mesajı verdi. Ali Laricani, ABD ve İsrail’in 28 Şubat'ta İran’a karşı başlattığı savaş sürecinde sert açıklamalarıyla öne çıktı. ABD yönetimi, aralarında Laricani'nin de bulunduğu İranlı üst düzey isimler hakkında bilgi verenlere 10 milyon dolara kadar ödül vadetmişti. [İran’ın yeni dini liderî Mücteba Hamaney kim?1979’da hanedanı yıkmak için yapılan İslam Devrimi’nin üzerinden 47 yıl geçti. Şimdi ülkenin başında yine bir liderin oğlu var. Ali Hamaney’in ölümünden sonra yerine oğlu Mücteba geçti. Peki bu Devrim Muhafızları’nın gücü ele geçireceği anlamına mı geliyor yoksa Hamaneylerin kökünün kazınacağı mı?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1199.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mucteba-hamaney_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/iranin-yeni-dini-lideri-mucteba-hamaney/) Hamaney’den sonra yeni dini lider olarak seçilen oğlu Müçteba Hamaney de geçen günlerde ABD ve İsrail tarafından hedef alınmıştı. Müçteba Hamaney’in bu saldırıda yaralandığı biliniyor ama sağlık durumuyla ilgili net bir bilgi yok. İran, sağlık durumu için “yaralı ama iyi” demekle yetiniyor. ## İran’ın en deneyimli siyasetçilerinden biriydi Ali Laricani, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri’ydi. Ülkenin en deneyimli ve etkili siyasetçilerinden birisiydi. İran'ın aldığı stratejik kararların merkezindeki isimlerdendi. Savaş başlamadan önce Hamaney’in yetkilerini ona devrettiği belirtiliyordu. Laricani, savaş öncesi ABD ile dolaylı görüşmeleri de İran adına yürüten isimdi. Rejime derinden bağlıydı, Batı’ya karşı şüpheciydi ama diplomatik çabalarda da kilit rol oynuyordu. Ali Laricani, 1980’lerin başında Devrim Muhafızları’na katıldı. İran-Irak savaşında yer aldı. 1990’larda kültür bakanlığı yaptı, 1994’te devlet yayın kurumu IRIB’in başına getirildi. 2005’te cumhurbaşkanlığına aday oldu ancak kazanamadı. Aynı yıl Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri ve İran’ın baş nükleer müzakerecisi oldu. Ama Mahmud Ahmedinejad ile görüş ayrılıkları yüzünden iki yıl sonra nükleer müzakerecilik görevinden ayrıldı. Laricani, 2008’de milletvekili oldu ve meclis başkanlığına seçildi. Bu görevi üç dönem üst üste yaptı. 2015’te İran ile uluslararası güçler arasında imzalanan nükleer anlaşmanın meclisten geçmesinde önemli rol oynadı. Siyasetteki kilit rolüne rağmen 2021 ve 2024’te de bir kez daha cumhurbaşkanı adayı olmak istedi ama Koruyucular Konseyi tarafından veto edildi. ## İran siyasetinde “Laricani Klanı” Laricani ailesi, İran’da etkili bir aile olarak tanınıyor. Bu yüzden de Amerikan basını tarafından “İran’ın Kennedy’leri” deniliyor. Ali Laricani’nin kardeşi Sadık Erdeşir Laricani’nin adı, Hamaney sonrası [yeni dini lider adayları](https://www.fayn.press/iran-lideri-hamaney-olduruldu-yerine-kim-gececek/) arasında geçiyordu. Babaları, Şii merce-i taklitlerden (Şii din adamları hiyerarşisinin en üst düzeyine çıkmış kişilere verilen unvan) biri olan Mirza Haşim Amuli. Diğer bir kardeşleri Muhammed Cevad Laricani, İran Dışişleri Bakanlığının, Hamaney’e danışmanlık da yapan önemli diplomatlarından. Laricani kardeşlerden Bager Laricani, Tahran Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanlığı yaptı. Bir başka kardeş Fazıl Laricani de Ottowa’da İran kültürel ataşeliği görevinde bulundu. [Portre: İran, öldürüldüğünü doğruladı. Hamaney kimdi ve neden hedefteydi?İran’ın dini lideri Hamaney, devrimin doğal lideri değildi ama tam 36 yıldır ülkenin en güçlü insanı olarak koltuğu hiç bırakmadı. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarında hayatını kaybetti.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1200.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hamaney-portresi_fayn-9.webp)](https://www.fayn.press/hamaney-karizmasiz-liderlikten-mutlak-guce/) ## Şimdi ne olacak? Laricani'nin öldürülmesi ve Müçteba Hamaney’in sağlık durumuyla ilgili belirsizlikler, üçüncü haftasını bitirmeye yaklaşan savaşta İran için önemli bir sorun. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülke yönetiminin üst kademesi işlev göremez hale gelirse askeri güçlerin hızla görev alma yetkisine sahip olduğunu açıklamıştı. Görünen o ki, ABD ve İsrail İran’ı “lidersiz” bir hale sokmayı amaçlıyor. 💡 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Reuters araştırması: Banksy bilmecesinin sonu ve anonimliğin ekonomisi URL: https://www.fayn.press/reuters-arastirmasi-banksy-bilmecesinin-sonu-ve-anonimligin-ekonomisi/ Last updated: 2026-03-18T09:08:38.000Z Dünya üzerinde kimliğini on yıllarca gizleyip, aynı zamanda küresel popüler kültürün en tepesinde kalabilen az sayıda figürden biri olan Banksy, bugüne dek anonimliğini temel bir çalışma yöntemi olarak korudu. Bir mülteci gemisini finanse eden bir hayırseverden Londra’nın tescilli binalarına sprey sıkan bir vandala kadar pek çok farklı kimlikle anılan sanatçının bu kapalılığı, Reuters’ın 2026 tarihli geniş kapsamlı [soruşturmasıyla](https://www.reuters.com/investigates/special-report/global-art-banksy/?ref=fayn.press) yeni bir boyuta taşındı. Ukrayna’nın köylerinden New York’un polis arşivlerine uzanan araştırma, Banksy’nin kimliğine dair on yıllardır süren iddiaları somut verilerle destekliyor. ## Ukrayna’da bir ambulans ve ipucunun peşinde Her şey, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sırasında başkent Kiev yakınlarındaki Horenka köyünde bir duvarın üzerinde beliren o meşhur resimle [başladı](https://www.reuters.com/investigates/special-report/global-art-banksy/?ref=fayn.press). Harabeye dönmüş bir binanın duvarında, yıkıntıların arasında sırtını keseleyen bir adam figürü belirdiğinde, dünya bir kez daha Banksy’nin orada olduğunu anladı. Ancak bu kez, Banksy yalnız değildi. Reuters muhabirleri, o gün orada bulunan bir ambulansın ve içinden çıkan ekibin peşine düştüğünde, karşımıza tanıdık bir isim çıktı: Massive Attack’in solisti Robert Del Naja. Uzun zamandır Banksy olduğu iddia edilen Del Naja’nın orada bulunması, kimilerine göre gizemin çözülmesi demekti. Ancak Reuters’ın ulaştığı seyahat kayıtları ve tanıklıklar, Del Naja’nın Banksy olduğu iddiasından ziyade, sanatçının çevresindeki yakın isimlerden biri olabileceğine işaret ediyor. Aynı kayıtlarda yer alan üçüncü bir kişinin ise bazı pasaport belgelerinde David Jones adıyla geçtiği ve bu ismin 1973 doğumlu Robin Gunningham ile bağlantılı olabileceği belirtiliyor. ## New York’ta yarım kalan bir iş Araştırmanın en somut belgelerinden biri, 2000 yılına ait bir New York polis tutanağına dayanıyor. 18 Eylül 2000’de Manhattan’da bir reklam panosunu boyarken yakalanan Robin Gunningham’ın el yazısıyla verdiği ifade ve ödediği para cezası, Banksy’nin gerçek kimliğine dair yıllardır süren teorileri doğrulayan resmî bir "ilk suç" kaydı olarak sunuluyor. Reuters, bu kaydın Gunningham ile Banksy arasındaki bağı doğrulayan en net kanıt olduğunu belirtiyor. Reuters’ın analizinde, sanatçının 2008’de kurduğu Pest Control Office (Haşere Kontrol Ofisi) adlı yapıya dikkat çekiliyor. Bu şirket, Banksy eserlerini tescil eden tek yetkili merci. Sisteme karşı bir sanatçı olarak bilinen Banksy, bu yapı aracılığıyla aslında piyasasını tamamen merkezi bir otorite gibi kontrol ediyor. Hangi eserin "gerçek" kabul edileceğine ve kime satılacağına tek başına karar veriyor. Ayrıcalıklı vandalizm mi, sanat mı? Reuters’ın makalesinde, Banksy’nin sistemle olan çelişkili ilişkisi de sorgulanıyor. Örneğin, Londra’da tarihi bir adliye binasını boyadığında polis "criminal damage" (mala zarar verme) soruşturması başlatsa da, bu eserlerin silinmek yerine devlet eliyle korunması tartışma yaratıyor. Soruşturmada görüşlerine başvurulan sokak sanatçısı David Speed, bu durumu şöyle özetliyor: *"Diğer sanatçılar için vandalizm olan şey, neden Banksy yapınca sanat kabul ediliyor?"* ## Milyon dolarlık bir anti-sistem pazarı Reuters’ın analizi, Banksy’nin antikapitalist mesajları ile bu mesajlar üzerinden kurulan ticari sistem arasındaki ilişkiyi inceliyor. Ajansın verilerine göre, Banksy’nin kurduğu yapı bir yandan sokak üzerinden ilerlerken, diğer yandan sadece davetiyeyle girilebilen ve katı gizlilik kurallarının uygulandığı "VIP satışlar" üzerinden bir ekonomi yaratıyor. Haberde aktarılan detaylara göre, Londra’nın Shoreditch mahallesindeki bir bodrum katında gerçekleşen ve sadece seçilmiş koleksiyonerlerin katılabildiği gizli müzayedeler bu yapının bir parçası. Burada sunulan eserler, üç yıl boyunca başkasına satmama şartı ve gizlilik sözleşmeleriyle alıcı buluyor. Reuters, Banksy’nin sokağın kamusallığını bir marka inşa etmek için kullandığını, ancak bu markanın ekonomik getirisini kapalı bir çevreyle paylaştığını belirtiyor. İngiliz haber ajansı, 2015 yılından bu yana Banksy eserlerinin ikincil piyasadaki satış hacminin 250 milyon dolara ulaştığını kaydederek bu yapının finansal boyutunu ortaya koyuyor. Soruşturmada dikkat çekilen bir diğer önemli bulgu, Robin Gunningham’ın 2008 yılında ismini resmî olarak değiştirmesi. Eski menajeri Steve Lazarides’in "Adını öldürdüm ve yenisini aldım" sözleriyle anlattığı süreçte, sanatçının "David Jones" ismini seçtiği belirtiliyor. Reuters'ın değerlendirmesine göre bu isim seçimi, hem İngiltere’deki en yaygın isimlerden biri olması nedeniyle müthiş bir kamuflaj sağlıyor hem de David Bowie’nin ismine bir gönderme içeriyor. Banksy’nin gerçek kimliğine dair bu son ifşa, sanat dünyasında farklı tartışmaları da beraberinde getiriyor. Reuters’ın ulaştığı veriler, Banksy’nin on yıllardır korunan anonimliğinin artık bir direniş biçimi olmaktan çıkıp profesyonel bir pazarlama yöntemine dönüştüğünü gösteriyor. Robin Gunningham, nam-ı diğer David Jones, sistem eleştirisinin kurumsal bir piyasa içinde nasıl yüksek fiyatlarla temsil edilebileceğinin güncel örneklerinden biri oldu. Reuters’ın bir yıl süren araştırması sonucunda, on yıllardır dünyayı peşinden koşturan bu gizemli figür, arkasında bıraktığı devasa finansal ağ ve resmî belgelerle artık daha şeffaf bir zeminde tartışılıyor. fayn'a abone olun Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### The New York Times: “Trump bu savaştan laf cambazlığıyla sıyrılamaz” URL: https://www.fayn.press/the-new-york-times-trump-bu-savastan-laf-cambazligiyla-siyrilamaz/ Last updated: 2026-03-17T11:03:35.000Z 28 Şubat’tan beri Amerikan basınının da doğal olarak bir numaralı gündemi, tüm dünyada olduğu gibi ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş. Fakat ABD yönetimi, savaşın gidişatının Amerikan basınına yansıyış şeklinden rahatsız. Bunu en son dile getirenlerden biri, Trump’ın “Savaş Bakanı” Pete Hegseth. [Hegseth, 13 Mart Cuma](https://www.theguardian.com/us-news/2026/mar/13/pete-hegseth-iran-was-us-press?ref=fayn.press), yani savaşın ikinci haftasının dolduğu gün yaptığı açıklamada, İran’a karşı savaşta “benzeri görülmemiş bir başarı” sağladıklarını iddia etti. Gazetecileri de Washington’ın “sahadaki kazanımlarını küçümsemekle” suçladı. Hatta televizyonlara manşet önerileri yaptı, ekrana “İran giderek daha çaresiz” diye yazabileceklerini söyledi. Ama Amerikan basınında sahadaki gerçekliğin, Beyaz Saray veya Pentagon’dan gelen açıklamalarla uyuşmadığına dair yazılar artıyor. The New York Times, “Editöryal kurul” imzasıyla [bir yazı yayınladı](https://www.nytimes.com/2026/03/17/opinion/trump-iran-war-strategy.html?ref=fayn.press). Kurul; uzmanlar, araştırmacılar ve yazarlardan oluşuyor. Yazının başlığını biz de kullandık: *“Trump Bu Savaştan Laf Cambazlığıyla Sıyrılamaz”* ## “Ortada bir plan yok” Yazıda, Trump’ın, stratejisini Amerikan halkına ya da dünyaya açıklamadan İran’a karşı savaşa girdiği belirtiliyor. Ve şu tespitler yapılıyor: *“Şimdi ise aslında pek de bir stratejisi olmayabileceği anlaşılıyor. Savaşın ilk haftaları güven vermiyor. Aksine, Beyaz Saray’daki perde arkası planlamanın da kamuoyuna yansıyan davranışlar kadar pervasız olabileceğini gösteriyor.”* Yazıda öne çıkan noktalardan biri şöyle: > *“Savaşın başlamasından neredeyse üç hafta sonra, Trump’ın İran rejiminin çöküşünü nasıl sağlayacağına dair —ki bunu hedeflediğini söylemişti— ortada bir planı yok. Eğer hedefi daha sınırlıysa, örneğin İran’ın nükleer materyallerine el koymaksa, bunu nasıl başaracağına dair inandırıcı bir yol haritası sunmuş değil. Ayrıca Ortadoğu’da bir savaşın öngörülebilir sonucu olan petrol arzındaki aksama, fiyat artışı ve küresel ekonomiye zarar gibi etkiler için de hazırlık yapmadı.”* [İran: Savaşın ikinci haftasında ne oldu?İsrail ve ABD’nin İran’a açtığı savaşın, bitmek şöyle dursun, derinleşerek yayılma ve bir dayanıklılık rekabetine dönüşme ihtimali savaşın ikinci haftasında en çok üzerinde durulan analizlerden oldu. Fayn, gerçek uzmanları ve onların tartışmalarını takip etti, okurları için derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1198.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-ikinci-hafta_fayn--1--2-2.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasin-ikinci-haftasinda-ne-oldu/) Yazıya göre bu savaş, Trump’ın başkanlığına özgü “kaotik” ve “egosuna dayalı” yaklaşımın bir örneği. Savaşı başlatma kararı alırken de önceki başkanlara kıyasla daha dar bir danışman çevresiyle konuştuğunu ve itirazlarla olası sorunları ortaya çıkarmayı amaçlayan “titiz süreci” devre dışı bıraktığı kaydediliyor. Yazıda Trump hakkındaki şu vurgu da önemli: > *“Savaşın hedeflerine neredeyse ulaşıldığını iddia etmek gibi çelişkili ve gerçek dışı açıklamalar yaptı. Hedef şaşırmış bir Amerikan füzesinin neden olduğu onlarca İranlı okul çocuğunun ölümünü dünya kamuoyundan gizlemeye çalıştı. Neredeyse her gün, devletin en kritik meselelerinde neden kendisine güvenilemeyeceğini gösteriyor.”* The New York Times, “giderek daha açık hale gelen gerçek şu” diyor: “*ABD Başkanı, nasıl bitireceğini bilmeden bir savaş başlattı.”* ## “Trump’ın kibri” Yazıya göre Trump, rejim değişikliğinin normalden daha kolay gerçekleştirilebileceğini sandı. Bu noktada da “Trump’ın kibri” vurgusu yapılıyor, *“Sadece hava gücü neredeyse hiçbir zaman bir hükümeti devirmeye yetmez. Devlet gücünü ele geçirmek ve yeni bir lider yerleştirmek için sahada asker gerekir”* deniliyor. Buna geçmişten Afganistan, Irak hatta Vietnam örnek olarak gösteriliyor ve şu anki duruma dair bir resim çiziliyor: > *“Bu tarihsel gerçeklere rağmen Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu rejim değişikliği hayalleri kurdu. Bazen* [*İran’daki Kürt azınlığın silahlandırılması*](https://www.fayn.press/abdden-yeniden-kurt-karti-ama-oncekiler-ne-olmustu-ki/) *ya da devrik şahın oğlu* [*Rıza Pehlevi’nin geri dönüşünün*](https://www.fayn.press/iranda-sah-geri-gelir-mi-tarihin-en-kisa-omurlu-palavrasi/) *hızlandırılması konuşuluyor. Bazen Trump, İran güvenlik güçlerini saf değiştirmeye ya da halkı yönetimi devirmeye çağırıyor. Bunların hiçbirinin işe yaradığına dair kanıt yok.”* ## “Trump çaresizlik izlenimi veriyor” Bir başka konu da petrol fiyatları. Ortadoğu’daki savaşların, daha önce de petrol fiyatlarını yükselterek ekonomik sarsıntı yarattığı biliniyor. İran’ın da Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini kısıtlayarak bunu tekrarlama imkanı vardı ve bu biliniyordu. Trump bu riski görmezden geldi. Üstelik bunu, savaş öncesinde en üst düzey askerî danışmanı General Dan Caine’in uyarısına rağmen yaptı. Gazeteye göre Trump, İran’ın buna fırsat bulamadan teslim olacağını ya da ABD’nin boğazı açık tutabileceğini öne sürdü. [Petrolün ‘silah’ olduğu yıl: 1973 Petrol KriziABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş petrol fiyatlarında sıçramaya sebep oldu. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ve misilleme saldırıları derin ve küresel bir petrol krizi endişesi yaratıyor. Bu da akıllara 1973’te, petrol fiyatlarının bir anda 4 kat yükseldiği krizi getiriyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1197.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/1973-petrol-krizi-benzin-sat----lar--n---vurdu-1.jpeg)](https://www.fayn.press/petrolun-silah-oldugu-yil-1973-petrol-krizi/) Eleştiriler bunlarla sınırlı değil. Şöyle deniliyor: *“Trump’ın tepkileri çaresizlik izlenimi veriyor. Rusya’ya yönelik petrol yaptırımlarını geçici olarak kaldırdı, bu bir rakibe verilmiş bir tavizdir.”* Yıllardır küçümsediği müttefikleri İngiltere, Fransa, Japonya, Güney Kore, hatta Çin’den bile boğazı korumak için deniz gücü göndermelerini istemek zorunda kaldığı da hatırlatılıyor. The New York Times yazıyı, İran savaşının erken dönem gerçekliğinin Trump’ın abartılı söylemleriyle örtüşmediğini vurgulayarak bitiriyor. ## Çin uyarısı Washington Post’taki [bir görüş yazısı](https://www.washingtonpost.com/opinions/2026/03/16/iran-drone-warfare-military-ukraine/?ref=fayn.press) da dikkat çekici. Yazıyı kaleme alan, eski bir ABD Hava Kuvvetleri pilotu ve Atlantic Council’de kıdemli araştırmacı olarak çalışan Nolan Peterson. Peterson, İran’ın da kullandığı dronlardan bahsediyor. Dronların her türlü güvenlik hissini yok ettiğini belirtip Çin ile çıkabilecek olası bir savaş konusunda uyarıyor: *“Amerikan F-35*’*leri ve B-2’leri hâlâ düşman hava kuvvetlerini ezebilir, ancak bu küçük taktik dronların uçtuğu alçak irtifa hava sahasını kontrol ettikleri anlamına gelmez. Geleneksel hava gücü, İran’ın dron saldırılarıyla ölüm ve yıkım yaratmasını durduramadı. İran’daki son iki hafta, esasen füze ve insanlı savaş uçaklarını düşürmek için tasarlanmış pahalı ve gelişmiş hava savunma sistemlerinin, görece ucuz Şahid dronlarına karşı hızla tükenmesinin sürdürülemez olduğunu gösterdi. Eğer aynı hatayı Çin’le bir savaşta tekrarlarsak, bedeli felaket olur.”* Trump’ın başlattığı bu savaş nasıl bitecek, sonunda kim, ne kazanmış olacak? Tüm bu soruların hâlâ cevabı yok. 💡 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### İmamoğlu’nun diploması nasıl iptal edildi? URL: https://www.fayn.press/imamoglunun-diplomasi-nasil-iptal-edildi/ Last updated: 2026-03-19T10:13:33.000Z 1994 yılında üniversiteden mezun oldu. Diplomasını aldı. Yıllar içinde yüksek lisansını yaptı. Önce ticaret hayatına sonra da siyasete atıldı. Sırasıyla CHP Beylikdüzü İlçe Başkanı, Beylikdüzü Belediye Başkanı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu. İkinci kez kazandığı büyükşehir belediye başkanlığı döneminde 31 sene önce aldığı üniversite diploması, iktidara yakın gazeteciler tarafından tartışmaya açıldı. Peki neden 2025 yılında İBB Başkanı’nın diplomasını dert etmişlerdi? Çünkü AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan karşısında ikinci kez İstanbul’u kazanan İmamoğlu’nun adı, artık ülkeyi yönetebilecek isimler arasında en öndeydi. İmamoğlu ile yarışmak istemediklerini açtıkları soruşturmalarla belli eden iktidar kanadı, Cumhurbaşkanlığı adaylığının şartlarından olan üniversite diplomasını 31 yıl sonra iptal etmenin yollarını arıyordu. İmamoğlu’nun diploması ilk olarak 2020’de gündeme geldi. 15 Şubat 2020 yılında bir ihbarcı tarafından CİMER’e başvuru yapıldı. Başvuruda Ekrem İmamoğlu’nun 1990 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne yaptığı yatay geçişin haksız olduğu iddia ediliyordu. CİMER başvuruyu İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne iletti. Rektörlük, 24 Mart 2020’de yanıt verdi. Yanıtta, İmamoğlu’nun 1990 yılında ilan edilmiş olan yurtdışı yatay geçiş kontenjanına 2\. sınıftayken başvurduğu ve başvurusunun ilgili maddelerce değerlendirildiği anlatılıyordu. Ayrıca İmamoğlu’nun o dönemde kabul koşullarını yerine getirdiği belirtildi. Tartışma o dönem için kapandı. Ta ki CHP’nin cumhurbaşkanlığı ön seçimi için aday olana kadar… ## YÖK raporu ne söylüyor? Adım adım cumhurbaşkanlığı adaylığına yürüyen İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili iddialar bazı internet sitelerinde yeniden gündeme getirildi. Bir taraftan diplomasının şaibeli olduğu iddia edildi, diğer taraftan da yolsuzluk iddialarıyla hedef alındı. CİMER ihbarından sonuç alamayanlar yıllar sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na ihbarda bulundu. İhbarlar ve basındaki haberler üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 8 Kasım 2024 tarihinde Yükseköğretim Kurulu'na (YÖK) yazı yazdı. Yazıda Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili iddialarla ilgili rapor talep edildi. _This post is for paying subscribers only._ ### Restoranda ayrımcılık: Bir ailenin sessiz mücadelesi URL: https://www.fayn.press/restoranda-ayrimcilik-bir-ailenin-sessiz-mucadelesi/ Last updated: 2026-03-17T10:00:07.000Z *Merhaba,* *Geçen gün ailemle birlikte akşam yemeği için mütevazı bir restorana gittik. Biz yemeğimizi yiyip sohbet ederken iki küçük çocuğu olan bir aile içeri girdi. Kapıda onları karşılayan garsonun daha aileyi görür görmez suratı düştü. Baba, kırık bir Türkçeyle dört kişilik bir masa istediklerini söyledi. Ama garson masaların rezerve edildiğini söyleyip onları geri çevirmek istedi. Halbuki bizimkinden başka iki masa daha dolu, geri kalan 5-6 masa boştu.* *Konuşmalarından göçmen bir aile oldukları belliydi. Kılık kıyafetlerinden de ekonomik açıdan çok iyi olmadıkları anlaşılıyordu. Baba çocukların çok acıktığını, hemen yiyip kalkabileceklerini söyleyip ısrar edince garson isteksizce de olsa bir masa gösterdi. Ama sonrasında menüleri masaya adeta atar gibi koydu, sipariş alırken sert cevaplar verdi. Çocuklardan biri yanlışlıkla çatalı düşürdüğünde, sinirlenip yüksek sesle ofladı. Dahası, bir başka personele, “Şu Araplar da gelip oturdular. Doğru düzgün bir şey yemez, bahşiş de bırakmaz şimdi bunlar” dediğini bile duydum.* *Aile ise tüm bu tavırların farkında olsa da değilmiş gibi yaptı ama anneyle baba çok mahcup duruyor, çocukları gürültü yapmamaları için uyarıyorlardı. Onların bu hâli kendimi daha da kötü hissetmeme neden oldu. Garsonun yaptıklarından ben utandım. Duruma doğrudan müdahale etmediğim için vicdan azabı hissettim.* *Bir işletmenin, müşterinin kimliğine, görünümüne veya ekonomik durumuna göre ayrımcılık yapması kabul edilebilir mi? Burada nezaketsizliğin de ötesinde ahlaki bir sorun yok mu? Açıkçası size sormak istedim.* *Saygılarımla* *C. S.* \*\* Değerli okurumuz, Bu ve benzeri durumlarla maalesef çok fazla karşılaşıyoruz. Uzun zamandır göçmenlere karşı ciddi bir tepki gösteriliyor. Özellikle olumsuz önyargılar insanları çok hatalı davranışlara itiyor. Evet, zaman zaman göçmenlerin bazı kötü hareketlerine şahit oluyor, hatta asayişi bozacak kadar büyük yanlışlarını duyuyor, görüyor ve okuyoruz. Ama sanırım toplumda bazı insanlar bu tür haberleri doğru değerlendirme konusunda biraz beceriksiz. ## Sadece göçmenler mi? İnsanların çoğu bir göçmen, özellikle de Arap bir göçmen hatalı bir davranışta bulunduğunda bunu bütün bir millete mâl etmeye çok meraklı. Sanki her göçmen bütün o kötü davranışlardan sorumluymuş gibi… _This post is for paying subscribers only._ ### Amerikan (aşırı) sağında iç savaş URL: https://www.fayn.press/amerikan-asiri-saginda-ic-savas/ Last updated: 2026-03-19T10:13:55.000Z Kağıt üzerinde Amerikan sağının son zamanların en rahat dönemini yaşadığı söylenebilir. Son genel seçimlerde, Cumhuriyetçiler yalnızca başkanlığı kazanmakla kalmadı, yasamanın iki kolu olan Temsilciler Meclisi ve Senato’da da çoğunluğu sağladı. Dahası, yüksek yargıda da üstünlüğü ellerinde tutmayı başardı. Bütün bunlar da muhafazakar Miras Vakfı (Heritage Foundation) tarafından seçimden önce hazırlanan ve temelde Cumhuriyetçilerin bir daha seçim kaybetmemesi için yapısal değişiklikler içeren “2025 Projesi”nin etaplarının hayata çabucak geçirilebilmesini sağladı. Bürokratların partizanlaştığı, yüksek yargının noter görevi gördüğü, Amerika’nın zaten ferahfeza başkanlık sisteminde yürütme kolunun gücünü iyiden iyiye arttıran bu proje, Trump’ın ülkeyi Putin tarzı bir otoritaryenlikle yönetebilmesini sağladı. Lâkin, bu projenin yürütülebilmesi Cumhuriyetçilerin bölünmez bir blok olarak hareket edebilmesine bağlı. Yasama, yürütme ve yargı başkanın kontrolünde gözüküyor. Fakat Temsilciler Meclisi, Senato ve Anayasa Mahkemesi’ndeki Cumhuriyetçi çoğunlukları küçük farkla sağlandı ve kırılgan. Sivil ve asker​​î bürokrasinin tartışmalı uygulamaları da çoğu kez yargıdan dönüyor. Her ne kadar Amerika’da partiler, milletvekillerini ve senatörleri çeşitli havuç-sopa yöntemleriyle (mesela ön seçimlerde maddi-siyasi destek) disiplin altında tutabilseler de, çok hassas meselelerde işin şekli değişebiliyor. Tek bir oyun hem Temsilciler Meclisi’nde hem Senato’da her şeyi belirleyebildiği bir denklemde, Kongre üyelerinin kişisel hesapları, ellerinin epeyce de güçlü olduğu pazarlıklara yol açabiliyor. Bir de tabii işin kamuoyu ayağı var. Kongre üyeleri, partilerini ve bağışçıları dengelerken, bir yandan da özellikle online medyada kuvvetlenen yeni kanaat önderlerini de hoş tutmak durumunda kalıyorlar. Son yıllarda sağcı milyarderlerin Trump ya da Cumhuriyetçi Parti yanlısı online medyaya ciddi bir maddi katkı sağladıkları biliniyor. Ancak tıpkı Kongre’de olduğu gibi medyada da Trump yanlısı figürlerin fazlasıyla güçlenmesi, kişisel hesapların daha tutkuyla kovalanmasına yol açtı. Dahası, ikinci dönemde bu yazı boyunca inceleyeceğimiz bazı gelişmeler, sağ cenah için ciddi siyasi fay hatlarını hissedilir kılıyor. Son zamanlarda, bu fay hatları her olayla biraz daha kırılıyor ve artık MAGA yani *Make America Great Again* hareketi içindeki ya da etrafındaki pek çok fraksiyonun birbiriyle savaş hâlinde olduğu açıkça görülüyor. ## MAGA iç savaşı nasıl başladı? MAGA İç Savaşı diyebileceğimiz bu süreç, aynı zamanda sistem dışı ve siyaset elitine karşıt bir hareket olarak oluşan alternatif sağın ya da daha isabetli tabirle Amerikan aşırı sağının Trump’ın ikinci dönemiyle beraber artık devlet aygıtına dönüşmesinin de bir sonucu. Elitizme karşı çıkarak kendini var eden bu hareket, kendi çekirdeğinin elitleşmesiyle baş etmek durumunda kalıyor. Bu çelişkiyi iyice derinleştiren bazı olayların tam merkezinde ise, kendine popülist başkan Trump var. _This post is for subscribers only._ ### Türkiye’nin duyulduk, duyulmadık savaş tedbirleri URL: https://www.fayn.press/turkiyenin-duyulduk-duyulmadik-savas-tedbirleri/ Last updated: 2026-03-23T07:34:53.000Z Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail, İran’a 28 Şubat’ta savaş açtı ama bu sadece onların savaşı değil. Üstelik İran’ın “yanacaksam yakarım” [stratejisi](https://www.fayn.press/iran-savasin-ikinci-haftasinda-ne-oldu/) önce bölgeye, sonra dünyaya çıkan faturayı kabartıyor. Başkalarının savaşlarından payına düşeni herkes şöyle ya da böyle [yaşıyor.](https://www.fayn.press/dubai-bombalar-da-pakete-dahil/) Türkiye de… Savaşın Türkiye’ye değen taraflarında arka planda çok şey olup bitiyor. Kimi anlık hissediliyor, kiminin daha zamanı var. Şimdiye kadar neler yapıldı bir göz atalım. ## Seferler durdu İlk etkilenen alan elbette ulaşım oldu. Mesela Türk Hava Yolları (THY) 20 Mart’a kadar İran’a uçuşlarını durdurdu. İran, İsrail, Irak, Katar, Bahreyn, Kuveyt gibi ülkelerde hava sahaları kapatıldı. Uçuşlar sekteye uğrayınca, tatil ya da iş için bölge ülkelerinde bulunanlar mahsur kaldı. Ülkeler tahliye operasyonları başlattı. Dışişleri Bakanlığı da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını uçuşların iptal olduğu ülkelerden otobüs seferleri organize ederek çıkardı. Sadece insanlar değil, uçaklar da istemeden yatıya kaldı. Irak Havayolları’nın toplam yedi uçağı Türkiye’nin çeşitli havalimanlarında mahsur. Tahran Havalimanı'nda da THY ve Pegasus'a ait iki uçak beklemede. Bir başka bekleme alanı deniz. Bölgede Türk bayraklı gemi olmadığı ancak sahibi Türk olan 15 gemi ve bunlarda görev yapan 174 Türk denizci olduğu bildirildi. Denizcilerle sürekli temas var. Gemilerden birinin 13 Mart Cuma günü Hürmüz Boğazı’nı geçtiği duyuruldu. Bu, İran ile bir iletişimin olduğunun göstergesi. Karayolu tarafında ise taşımacılara olası saldırı risklerine karşı alternatif güzergâh olarak Gürcistan, Azerbaycan ve Kazakistan’ı kullanmaları önerildi. ## Hızlı tepki Savaşın hızla etkisini gösterdiği bir diğer alan da enerji oldu. Olaylar petrol ve gaz ihracatçılarının yoğun olduğu bölgede cereyan ettiğinden, İran’ın petrol fiyatlarını zıplatıp ekstra bedel ödetme amacı da hızla sonuç verdi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, küresel belirsizlik ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar konusunda *"Geçmiş tecrübeler, bu tür şokların kalıcı olmadığını gösteriyor."* dedi. Daha savaşın üçüncü gününde yükselen petrol fiyatları nedeniyle motorine yapılması beklenen 6 lira 69 kuruşluk zam durduruldu. Akaryakıta daha önce de uygulanan "Eşel Mobil" koruması getirildi. Yani uluslararası petrol fiyatları ya da döviz kurlarına bağlı olarak akaryakıt fiyatlarına gelecek artışta ÖTV tutarları, artışın yüzde 75'i kadar azalarak uygulanacak. Fiyat hareketleri durulup da ÖTV 2 Mart'taki tutara geri döndüğünde, karar yürürlükten kaldırılmış sayılacak. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar savaşın 11\. gününde de *"Hem akaryakıtta hem doğal gazda bir sıkıntı öngörmüyoruz şu anda ama gelişmeleri yakından takip ediyoruz."* sözünü tekrarladı. ## Enerjide bir tuzu kuru durumu Türkiye 2016’dan bu yana enerjide agresif bir politika izledi. Çeşitlilik de oluşturdu. 15 farklı ülkeden petrol tedarik ediliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 9 Mart’taki kabine toplantısından sonra yaptığı açıklamada depolama tesislerinde, günlük net ithalatın 90 gününe karşılık gelen miktarda ulusal petrol stoku bulunduğunu söyledi. Ayrıca özellikle geçen yıl Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ), uluslararası enerji şirketleri ile çok sayıda doğalgaz ve LNG anlaşması imzaladı. Alımlarının ağırlıklı olarak Hürmüz dışında olması dolayısıyla da şimdilik büyük bir risk görmüyor. Yine de temkinli olmakta fayda var. Trump savaşın kısa süreceğini söyleyince 110 doları aşan petrol fiyatı birden gevşedi. Ancak savaş uzadıkça maliyet artar. Eğer öyle olursa varil fiyatı 60 dolar öngörülerek yapılan enerji maliyet hesapları da şaşar. ## Füzelerin hedefi İran’ın İsrail ve bölgedeki ABD üslerini hedef alma politikası Türkiye’de etkisini savaşın beşinci gününde gösterdi. 4 Mart’ta İran'dan Türkiye’ye bir balistik füze fırlatıldı. Beklenmeyen bir şey değildi. Çünkü oldum olası İran, NATO üyeliğinden mütevellit Türkiye’yi sınırındaki karakol olarak görür. Malatya’daki Kürecik Radar Üssü ve Adana’daki İncirlik Üssü’nü de kendine dönük tehdit olarak algılar. Türkiye de bu üslerin doğal olarak sürekli hedef olduğunu bilir. Irak ve Suriye üzerinden Türk hava sahasına yönelen füzeyi Doğu Akdeniz’de bulunan NATO gemilerindeki hava savunma bataryaları imha etti. _This post is for paying subscribers only._ ### 2026 Oscar Ödülleri sahiplerini buldu: One Battle After Another En İyi Film dahil 6 ödül aldı URL: https://www.fayn.press/2026-oscar-odulleri-sahiplerini-buldu-one-battle-after-another-en-iyi-film-dahil-6-odul-aldi/ Last updated: 2026-03-16T05:28:51.000Z Sinemanın en prestijlilerinden kabul edilen Oscar Ödülleri, 98'nci kez sahiplerini buldu. Geceye 16 dalda aday olan Sinners ve 14 dalda aday olan One Battle After Another arasındaki yarış damga vurdu. One Battle After Another (Savaş Üstüne Savaş) En İyi Film, En İyi Yönetmen, Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Kurgu ve En İyi Kast olmak üzere altı dalda ödüle uzandı. Savaş Üstüne Savaş, sinema sanatının tüm silahlarını maksimum güçte kullanan bir gövde gösterisi. “Devrim televizyondan yayınlanmayacak” sloganını odağına alan ve Trump Amerikası’na ayna tutma iddiasındaki bu filmin yazılıp çizildiği kadar politik olduğu ise şüpheli. [One Battle After Another: Devrim sinemadan yayınlanmayacakSavaş Üstüne Savaş, sinema sanatının tüm silahlarını maksimum güçte kullanan bir gövde gösterisi. “Devrim televizyondan yayınlanmayacak” sloganını odağına alan ve Trump Amerikası’na ayna tutma iddiasındaki bu filmin yazılıp çizildiği kadar politik olduğu ise şüpheli.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1195.png)FaynDoğu Yücel![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/savas-ustune-savas_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/one-battle-after-another-devrim-sinemadan-yayinlanmayacak/) 16 dalda aday gösterilerek rekora imza atan **Sinners** (Günahkarlar) ise En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Özgün Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni ve En İyi Orijinal Müzik ödüllerini kazandı. [Sinners / Günahkarlar: Bir korku filmi nasıl Oscar tarihine geçti?Herkes bu filmi konuşuyor! Türkiye’de Nisan ayında vizyona girip sadece 36 bin kişinin izlediği Sinners 16 adaylık elde ederek Oscar tarihinde bir rekor kırdı. Peki bir korku filmi nasıl oldu da Titanic’leri, La La Land’leri tahtından etti?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1196.png)FaynDoğu Yücel![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/sinners_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/sinners-gunahkarlar-bir-korku-filmi-nasil-oscar-tarihine-gecti/) *Sinners*’ı ülkemizde sadece 36 bin kişi izledi ama film birçok ülkede çok başarılı oldu. ABD’deki gişe başarısı gerçekten muazzam. 280 milyon dolar kazandı film ve yılın en çok izlenen 8\. filmi oldu. Usta yönetmen imzası taşıyan ve yıldız oyuncularla dolu olan *One Battle After Another*’ın dört katı seyirciye ulaştı. Daha da önemlisi şuydu: İlk 10’da bir seriye, bir oyun ya da süper kahraman markasına ait olmayan tek filmdi. Ne bir roman ne bir çizgi roman uyarlaması, tamamen sinema için yazılmış, çekilmiş, yepyeni bir film. Üstelik *Sinners* ticari sinema kodlarının peşine takılmıyor, kısık ateşte pişen arthouse filmleri gibi ağır ağır seyirciyi ele geçiren bir tarzı seçiyor. Tüm bunları denkleme katınca filmin gişe başarısının Akademi üyelerini tavladığını söyleyebiliriz. Sinema salonlarını dolduran özgün ve derin bir film bugünlerde karşınıza pek çıkmıyor. ## Geceden notlar, Hollywood'da zamanın ruhu Oscar ödülleri, Amerikan Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi tarafından 1929'dan beri veriliyor. Bu yıl 98'ncisi dağıtıldı, yani dalya demeye iki ödül kaldı. Oscar törenini, TV yapımcısı ve komedyen Conan O’Brien sundu. En İyi Kast Ödülü, bu yıl yeni. Oscar tarihinde ilk kez veriliyor. Ödülü kazanan Cassandra Kulukundis de böylece tarihe geçmiş oldu. Bu yılki Oscar töreni yalnızca kazanan filmlerle değil, aynı zamanda geçmişteki kadar sert olmasa da politik mesajlar, sinemanın değişen dengeleri ve Hollywood’un kendi iç tartışmalarıyla da dikkat çekti. En net siyasi mesaj İspanyol aktör Javier Bardem’den geldi. Bardem, ödül vermek için sahneye çıktığında “No to war, free Palestine” dedi, yani “Savaşa hayır, Filistin’e özgürlük.” > Javier Bardem says “no to war and free Palestine” at the [#Oscars](https://twitter.com/hashtag/Oscars?src=hash&ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press), earning a huge round of applause from everyone in the room. > > (via ABC/AMPAS) [pic.twitter.com/7p3whJzhbm](https://t.co/7p3whJzhbm?ref=fayn.press) > > — Variety (@Variety) [March 16, 2026](https://twitter.com/Variety/status/2033364611144339709?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) inema endüstrisi son yıllarda dijital platformların yükselişi, yapay zekâ tartışmaları ve gişe gelirlerindeki dalgalanmalar nedeniyle büyük bir değişim sürecinden geçiyor. Eleştirmenlere göre kazanan filmlerin çoğunun politik ya da toplumsal temalara sahip olması da tesadüf değil. Özellikle *One Battle After Another*; göç, devlet gücü ve modern Amerikan toplumundaki ideolojik çatışmalar gibi konulara değinen bir hikâyeye sahip. Bu nedenle film birçok eleştirmen tarafından “zamanın ruhunu yakalayan bir yapım” olarak tanımlanıyor. İşte 2026 Oscar Ödülleri'nin kazananları... ### EN İYİ FİLM ONE BATTLE AFTER ANOTHER (SAVAŞ ÜSTÜNE SAVAŞ) EN İYİ KADIN OYUNCU JESSIE BUCKLEY *Hamnet* ### ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/JESSIE-BUCKLEY-HAMNET-OSCARS.jpg) En iyi kadın oyuncu ödülünün sahini Jessie Buckley ### EN İYİ ERKEK OYUNCU MICHAEL B. JORDAN *Sinners* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/MICHAEL-B.-JORDAN-SINNERS.jpg) Sinners'daki rolüyle Michael B. Jordan en iyi erkek oyuncu ödülünü aldı ### EN İYİ YÖNETMEN PAUL THOMAS ANDERSON *One Battle After Another* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/ONE-BATTLE-AFTER-THE-OTHER.jpg) One Battle After Another'ın yönetmeni Paul Thomas Anderson ### EN İYİ ULUSLARARASI FİLM Sentimental Value ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/SENTIMENTAL-VALUE-OSCAR.jpg) En iyi uluslararası film ödülünün sahibi Joachim Trier ### EN İYİ KURGU One Battle After Another ### ### EN İYİ MÜZİK Sinners ### ### EN İYİ BELGESEL Mr. Nobody Against Putin ### ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/AP26075152487895.jpg) En iyi belgesel ödülünün sahini David Borenstein FAYN'A ABONE OLUN Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Petrolün ‘silah’ olduğu yıl: 1973 Petrol Krizi URL: https://www.fayn.press/petrolun-silah-oldugu-yil-1973-petrol-krizi/ Last updated: 2026-03-25T12:48:07.000Z ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı ve daha ilk gün [İran’ın dinî lideri Hamaney’i](https://www.fayn.press/adim-adim-hamaney-suikastinin-perde-arkasi/) öldürdüğü savaş dünyada dengeleri bir kez daha sarstı. İran, [Hürmüz Boğazı’nı kapattı](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/) ve hem füzelerle hem de [dronlarla](https://www.fayn.press/iranin-ucuz-vurucu-gucu-sahid-136/) misilleme saldırılarına başladı. İsrail’in yanı sıra bölge ülkelerindeki Amerikan üsleriyle birlikte bazı petrol tesisleri de vuruldu. İsrail savaşı Lübnan’a da taşıdı. Savaş başlamadan önce petrolün varili 72 dolardı, ikinci haftasının başlarında 100 doları geçti. Arada biraz geriye çekilse de yükseliş eğilimi sürüyor. Uluslararası Enerji Ajansı'nın, fiyatları dizginlemek için 400 milyon varille tarihin en büyük petrol rezervi satışını serbest bırakma kararı aldığı gün, yani 11 Mart’ta bile petrol fiyatları yeniden yükselişe geçti. Fiyatı yine 100 doları geçmiş durumda. Bu, savaşın başından beri yüzde 35’lik bir artış anlamına geliyor. Bunda Hürmüz Boğazı ve çevresinde gemilerin füzelerle vurulması da etkili oluyor. Savaşın ilk iki haftasında bölgede saldırıya [tanker ve kargo gemi sayısı 16](https://www.nytimes.com/interactive/2026/03/12/business/energy-environment/iran-war-ship-attacks.html?ref=fayn.press)’ya ulaşmış durumda. Bu durum, gübre ticaretini de olumsuz etkilediği için [küresel tarımı da tehdit ediyor.](https://www.fayn.press/irandaki-savas-dunyayi-gida-kitligina-mi-goturuyor/) [İran: Savaşın ikinci haftasında ne oldu?İsrail ve ABD’nin İran’a açtığı savaşın, bitmek şöyle dursun, derinleşerek yayılma ve bir dayanıklılık rekabetine dönüşme ihtimali savaşın ikinci haftasında en çok üzerinde durulan analizlerden oldu. Fayn, gerçek uzmanları ve onların tartışmalarını takip etti, okurları için derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1193.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-ikinci-hafta_fayn--1--2-1.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasin-ikinci-haftasinda-ne-oldu/) Dünya petrol arzının dörtte üçünden fazlası (günde yaklaşık 79,8 milyon varil) deniz yoluyla taşınıyor ve alternatif geçişi zor olan birkaç kritik boğazdan geçmek zorunda kalıyor. [Hürmüz Boğazı](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/) da bunlar arasında. Savaş öncesi günde 20 milyon varilden fazla petrol bu boğazdan geçiyordu. Körfez ülkeleri için alternatif seçenekler de sınırlı. Suudi Arabistan’ın East-West Petrol Boru Hattı ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin Abu Dabi Ham Petrol Boru Hattı günde toplam yaklaşık 4,7 milyon varil taşıyabiliyor. Suudi hattı, doğudaki petrol sahalarından Kızıldeniz’e uzanıyor ve Hürmüz Boğazı’nı tamamen bypass eden az sayıdaki güzergâhtan biri. Ancak Suudi Arabistan’ın şubat ayında ihraç ettiği 7,2 milyon varilin 6,38 milyonu boğazdan geçti. Yani boru hattının Hürmüz’ün gücüne ulaşması hayal gibi. Irak’ın kuzeyinden Türkiye’ye uzanan Kerkük–Ceyhan boru hattı da var. Fakat bu yalnızca kuzey sahalarının üretimini taşıyabiliyor. Irak’ın asıl üretimi güney sahalarından geliyor. Yani bu da tam bir alternatif değil, sadece kısmi bir çözüm olarak görülüyor. Böyle bir durum da ister istemez dünyadaki endişeleri arttırıyor. Akıllara önceki krizler geliyor. Bu krizlerden en büyüğü de 1973 Petrol Krizi’ydi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/1973-te-benzin-kuyruklar---1.jpg) 1973'teki petrol krizi sırasında dünyanın birçok ülkesinde manzara aynıydı: Uzun benzin kuyrukları ## Bir anda dört kat artan petrol fiyatı 1973 sonbaharı dünya tarihinin en büyük petrol krizinin başlamasına sahne oldu. Krizi tetikleyen Dördüncü Arap-İsrail Savaşı ya da başka bir ifadeyle Yom Kippur Savaşı’ydı. Etkileri büyük oldu. Petrol fiyatı 2,90 dolardan 11,65 dolara çıktı. Ama krizin etkilerini anlamak için önce biraz geriye gitmek, dünyada değişen alışkanlıklara, petrol piyasasındaki duruma, bölgesel ilişkilerdeki dengelere bakmak lazım. _This post is for paying subscribers only._ ### Mayın tarlasında yürümek: Zorlayıcı bir ilişkiden sonra ilk randevu URL: https://www.fayn.press/mayin-tarlasinda-yurumek-zorlayici-bir-iliskiden-sonra-ilk-randevu/ Last updated: 2026-03-14T13:39:33.000Z Bir ilişkiye başladığınızda onun nereye evrileceğini öngörmek her zaman kolay bir iş değildir. İlişkilerin ayak sesi çoğu zaman çok sonradan duyulur. Başta her şey normal gözükür, karşınızdaki kişi bazen “hayatınızın aşkı” gibi bile gelebilir. Başladığı gibi gidiyorsa ya da zamanla daha oturaklı bir hal alıyorsa, ne mutlu. Ama aksi durumlar da çok mümkündür. Konuşması bile güç ama çiçekli böcekli başlayan bir ilişkiden fiziksel ve duygusal istismara uğrayarak da çıkmış olabilirsiniz. Nasıl başlamış olursa olsun, böyle bir ilişkiden ayrılmak büyük bir güç ve cesaret gerektirir. Dışarıdan bakanlar çoğu zaman bunun ne kadar zor olduğunu anlayamaz bile… Peki ya sonrası? İstismarcı bir ilişkiden sonra yeniden kalbini açabilmek, içinizdeki kelebeklerin kolunu kanadını kıranların ardından tekrar flört edebilmek mümkün mü? Elbette. Sevmekten kim usanır? Gözünüz korkmuş olabilir ama şunu hatırlayın: Bağ kurmayı hak ediyorsunuz. Hem de bunu kendi hızınızda, güvenli bir şekilde de yaşayabilirsiniz. Herkese ve her şeye rağmen… ## Sevmeyi ve sevilmeyi hak ediyorsunuz İstismarcı bir ilişkinin ardından yeniden flört etmeyi düşünmek bile biraz korkutucu ve zorlayıcı, kabul. Zira bu ilişkide kendinizi sevilmeye layık değil gibi hissetmiş olabilirsiniz. Daha önce sevgi ektiğiniz yerden manipülasyon biçmiş de olabilirsiniz. Bu yüzden yeni insanlara güvenmek her zamankinden daha zor gelebilir. Geçmiş deneyimlerinizden gelen yargılarla, karşınızdakinin aslında ölçülü olan ilgisini yanlış yerlere yormanız da çok olası. Bugün kaşıkla verdiğini yarın kepçeyle geri mi alacak diye korkabilirsiniz. Birçok istismarcı ilişki mağduru, özgüvenini kaybetmiş hisseder, kendilerini hasarlı olarak tanımlar, bir daha sağlıklı bir partner seçemeyecekleri yönünde çok iknadırlar. Bu yüzden de flört dünyasına geri dönmek bazen mayın tarlasında yürümek gibi hissettirir. Oysa gerçek şu ki istismarcı bir ilişkiden sonra da sağlıklı ve güvenli bir bağ kurmak mümkündür. Yeter ki güvenli bir ilişki için kendinizi duygusal olarak hazır hissedin ve keşfetmeye istekli olun. ## Biraz da olumlu şeylerden mi konuşsak? İstismarcı bir ilişkiden sonra yeniden flört etmeye başlamak için tamamen iyileşmeniz gerektiğini söyleyenler olabilir. Oysa geride kalan ilişkinin yasını tutarken hayatınızı yeniden kurmanız da bir seçenek. Romantik anlamda neye hazır olup olmadığınızın tek belirleyicisi ise yine sizden başkası değil. Bağ kurma isteği insan olmanın doğal bir parçası. Flört de kendinizi yeniden tanımanın bir yolu. Neleri sevdiğinizi, nelerden hoşlanmadığınızı ve duygusal olarak neye ihtiyaç duyduğunuzu ancak ötekiyle temasta keşfedebilirsiniz. Bu keşfe çıkmadan önce daha güvende hissetmek için neye ihtiyacınız olduğunu da iyi düşünün. Pek çoğumuz ikili ilişkilerde öncelikle “red flag”lerimizi belirliyoruz. Yani karşımızdaki insanın ilerde bize zarar verebileceğinin sinyali olan davranışlarına takılıyor ve önlem alıyoruz. Ama yeniden bağ kurabilmek için biraz da “green flag”leri göz önünde bulundurmak gerek. Örneğin iyi iletişim kurabilen, empati gösterebilen ya da duygusal olarak sorumluluk alan biri sizin için önemli olabilir. Karşı tarafın sizi dinlediğini hissetmek, yeterince zaman ayırdığını görmek, duygusal destek alabilmek… İlişkilerde sizin için vazgeçilmez olan şeyleri belirlemek green flag listenizi oluştururken yardımcı olabilir. ## Bedeniniz yalan söylemez İstismarcı ilişkilerde genellikle sınır ihlalleri de çoktur, bir şeyi yapmak istemediğinizi belirttiğinizde bunun sonucu anlayış değil, cezalandırma olabilir. O yüzden yeni kuracağınız ilişkilerde sınırlarınızı belli ederken çekingen davranmaya meyledebilirsiniz. Ama kendinizin arkasında durun, küçük adımlarla başlayın. Meşgul olduğunuzu söylemek, bugün görüşemeyeceğinizi belirtmek ya da bir mesajı hemen yanıtlayamayacağınızı ifade etmek küçük, basit ama kritik adımlardır. Karşınızdaki kişinin bu sınırlara verdiği tepki size çok şey anlatabilir. Zaten sınırlarınız bir şekilde zorlanıyorsa, yolunda gitmeyen bir şeyler varsa, kendinizi güvende hissetmiyorsanız sinyallerini sezebilirsiniz. Pek çok istismar mağduru insan artık sezgilerine güvenmekte zorlanır. Ama bedeniniz yalan söylemez. Onun yanındayken vücudunuz rahat mı, yoksa gergin mi hissediyor? İçten gelen sesinize kulak asmıyorsanız da fiziksel tepkilerinize güvenebilirsiniz. ## Kendi hızınızda ilerleyin Her romantik ilişkinin kendine göre bir ritmi var. Ama istismarcı ilişkilerde en sık görülen durumlardan biri, ilişkinin çok hızlı ilerlemesi. Manipülatif partnerin aşırı ilgi gösterip sizi de hızla bağlanmaya teşvik etmesi “love bombing” olarak biliniyor ve ilişkilerin sağlıklı gidişatını bozuyor. Oysa yakınlık, zamanla gelişir. Hazır hissetmediğiniz hiçbir adımı atmak zorunda değilsiniz. Gerekirse bunu açıkça söylemekten, zorlandığınız noktalarda yakın çevrenizle temas etmekten çekinmeyin. Arkadaşlarınızdan ve ailenizden uzaklaştırıldığınız, sosyal izolasyonla cezalandırıldığınız bir istismar ilişkisinden çıkmış olabilirsiniz. Ama unutmayın, flört ederken güvendiğiniz insanlarla iletişimde kalmak önemlidir. Bu zamana kadar hep yanlış zamanlarda yanlış insanlara rastladınız diye kalbinizi tamamen kapatıp bir de siz kendinizi cezalandırmayın. Sağlıklı bir romantik ilişki, güvenli bir bağ, ancak zamanla gelişir. Bu yolculukta en önemli şey, kendi hızınızı ve ihtiyaçlarınızı gözetmektir. 🦉 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### İlber Ortaylı (1947-2026): Rock yıldızı gibi bir entelektüel URL: https://www.fayn.press/ilber-ortayli-rock-yildizi-gibi-bir-entelektuel/ Last updated: 2026-04-08T09:53:42.000Z Yıllar önce bir gün İlber Hoca’yla, Dolmabahçe Sarayı’nda uzun bir röportaj yaptık. Röportajın ardından Saray’dan beraberce çıkıp Beşiktaş’a doğru konuşa konuşa yürümeye koyulduk. Daha sekiz on adım atmamıştık ki, bizi gören bir çift yanımıza yaklaştı; Hoca’nın elini hararetle sıktılar, onu ne kadar sevdiğini söylediler. Sonra biri daha, biri daha… Konuştular, sarıldılar, fotoğraf çektirdiler, şakalaştılar, bir şeylerden yakındılar, anlattılar, soru sordular, tavsiye istediler, söz aldılar, imza aldılar, davet ettiler… Sevilen, ilgi duyulan, hayran olunan biriyle neler yapılabilirse her şeyi yaptılar. Konuşmamıza devam edemedik. Mümkün değildi zaten. Çünkü bir an bile yalnız kalmamıştık. On dakikalık mesafeyi ancak bir saatte aldık. İlber Hoca’nın toplumda nasıl bir karşılığını olduğunu elbette biliyordum ama o gün bunun gerçekte nasıl yaşandığını da gördüm. Hoca sokakta bir rock yıldızı gibi seviliyordu. Ama insanlar onun bir rock yıldızı değil; bir tarih profesörü, bir entelektüel olduğunun da elbette farkındaydı ve ona sadece sevgiyle değil müthiş bir saygıyla da davranıyorlardı. İlber Ortaylı’yı kaybettik. Derin bir kayıp bu. Göç yollarında dünyaya gelip, memlekete kök salmış bir çınar devrildi. Bilgiye sonsuz hürmet besleyen, iyi bir eğitimin haricinde kendini de yetiştirmiş müthiş donanımlı bir bilim insanı; memleketin dertleriyle dertlenen bir kamu aydını; sanatın ve hayatın her alanına meraklı bir entelektüel artık aramızda değil. Bıraktığı eserlerle, yetiştirdiği insanlarla şüphesiz yaşayacak ama böylesi renkli, böylesi canlı, bazen tartışmalar da yaratan, tepki de çeken çok önemli toplumsal bir figürün eksikliğini hep hissedeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çok önemli bilim insanları yetişti ama ben insanlarla bu denli haşır neşir, bu kadar popüler bir başka akademik figür olduğunu zannetmiyorum. İlber Ortaylı, milyonların İlber Hoca’sıydı. Nadir bir terkipti. Renkli, eksantrik kişiliği, müthiş zekâsı ve hafızası, olumlu anlamdaki ‘cins’liği onu hem mesleki kariyerinde hem de insanların gözünde hep farklı bir yere koydu. ## Hem Osmanlı efendisi hem Atatürk devrimlerinin muhafızı Topkapı Sarayı’ndaki müdürlüğü ve tarihçi kimliği onu bir Osmanlı efendisi gibi gösteriyordu; bu resim de ona yakışıyordu. Ama Ortaylı, [Cumhuriyet](https://www.fayn.press/acilan-yeni-sayfanin-en-guzel-cumlesi-yasasin-cumhuriyet/)’in, Atatürk devrimlerinin muhafızıydı. İnsanlar onun bu iki halini de sevdi ve benimsedi; geçmişi de bugünü de ondan dinlediler. Bugün sosyal medyada, sokakta ve hatta aile arasında onu anan insanlara kulak kabartırsanız, çoklarının, “Ailemizden birini kaybetmiş gibi hissediyoruz” dediğini de duyarsınız. Tesadüfi bir durum değil bu. Özellikle ömrünün son döneminde, gençlerle buluşmak için en ücra Anadolu kasabalarına kadar giden bir akademisyendi. Sadece tarih değil, hayata ilişkin, zorlukları aşmaya ilişkin yol yordam da anlatan, tavsiyeler veren bir akademisyendi. Bir rockstar gibiydi dedim ama benim hayatımda gördüğüm en ulaşılır kişilerdendi. Elindeki eski model telefonu her çaldığında arayanın kim olduğuna bile bakmadan illa ki açar, konuşur ve her talebe cevap vermeye çalışırdı. Bu ulaşılırlık, bu kapı açıklığı ve erişim kolaylığı, insanlarla arasında dolaysız bir ilişki kurulmasını, o aileden olma hissini getirdi. Ortaylı bir yandan da bilgiyi, hem de bilgiye yönelik ilginin, eğitime rağbetin maalesef şiddetle azaldığı bu çağda popüler kıldı. İlber Hoca’nın memlekete bir katkısı da budur. ‘Elit’ diye etiketlendiği bir ortamda, halkla bu tür bir buluşma yaşamasının altının çizilmesi gerekir. İlber Ortaylı’nın tarihçiliğiyle, verdiği eserlerle memleket sosyal bilimlerine katkısı ortada. _This post is for paying subscribers only._ ### Sinema salonları geri mi dönüyor? URL: https://www.fayn.press/sinema-salonlari-geri-mi-donuyor/ Last updated: 2026-03-25T08:14:25.000Z Geçen çarşamba günlerinin birinde, sinema günü uygulamasından yararlanmak ve 140 liraya yerinde film izleme keyfi yaşamak için sinemanın yolunu tuttum. 23 yaşında bir popüler kültür sevdalısı olarak, son zamanların en çok konuşulan filmi *Hamnet*’i ben de çok merak ediyordum. Ancak “Kim artık sinemaya gidiyor ki?” diyerek günler öncesinden bilet almaya tenezzül etmemiş ve ortada kalmıştım. Nihayet sonraki seanlardan birinde kendime bir koltuk bulabildim. Salona adımımı attığımda karşılaştığım manzara aşağıdaki gibiydi: ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/989E24F1-1A7E-407C-81C0-75D69E13216A_1_105_c-1.jpeg) Belli ki herkes benim gibi düşünmüş ve %70’e varan indirimle kendine bol ağlamalı bir duygusal boşalma seansı ısmarlamak istemişti. Dört bir yanımdan gelen patlamış mısır çıtırtıları, gazlı içecek fışırtıları, ikili fısıldaşmalar, normalden çok daha yüksek devirde çalışan havalandırma sesi… Uzun zamandır bu kadar dolu bir sinema salonuna denk gelmemiştim. Bu ilgi “yılın filmi” adayı *Hamnet*’in cazibesinden miydi yoksa sinemaya gitme alışkanlığı geri mi dönmüştü? Ya da ülkece “sinefil” (sinemaya ve filmlere düşkün veya bağımlı insanları betimleyen, ironi içeren terim) olma yolunda mı gidiyorduk? [Hamnet: Acının iki farklı yüzüSon dönemin en parlak yönetmenlerinden Chloé Zhao’nun yeni filmi Hamnet, keder ile baş etmenin iki kutbunu perdeye yansıtıyor. 8 dalda Oscar adayı olan film, kabuk bağlayan yara misali izleyende derin bir iz bırakıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1192.png)FaynÖzgür Yılgür![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hamnet-filmi_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/hamnet-acinin-iki-farkli-yuzu/) Sorularıma cevap aramak üzere verilere yöneldim ve son yıllarda sinemanın nabzını en iyi tutan ekiplerden Sinemori ile güncel iklimi değerlendirdim. ## Verilerin dili olsa “sinemaya daha çok gidiyoruz” mu derdi? Gittiğim *Hamnet* seansında tek bir boş koltuk olmasa da yalnızca bir örneğe dayanarak genelleme yapmak mümkün değil elbette. Bu noktada yurtdışından veriler tezimi doğrularken Türkiye verileri tam aksini söylüyor. _This post is for subscribers only._ ### Her şey var yayın yok URL: https://www.fayn.press/her-sey-var-yayin-yok/ Last updated: 2026-03-14T13:55:54.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* bu hafta İmamoğlu davasında yaşananları, artık var olmayan yargı sistemimizin geri dönme ihtimalini, İran’da yeniden dağıtılan kartları, küt diye biten Halkbank davasını, Abdullah Çatlı’nın Vedat İnceefe tarafından canlandırılmayan yüzünü ve Ağrı’da pembe montuyla dans eden minik yıldızı gündemine aldı. Hazırsanız başlayalım. ## Mülkün yeni temeli medya ablukası Cumhuriyet tarihinin en büyük davalarından biri ama ne gören var ne duyan. Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı dava abluka altında devam ediyor. Medyada görülmüyor. Görüntü alınamıyor. Lafı yapılamıyor. *Fayn* ilk haftada yaşananları derledi. [İmamoğlu davasında ilk hafta: Neler yaşandı?Söz hakkı krizi, jandarmanın müdahalesi, polemikler… Ekrem İmamoğlu ve 106 kişinin tutuklu yargılandığı davanın ilk haftası yüksek tansiyonlu geçti. Ara kararın nisan sonunda verilmesi öngörülüyor. Siyasi ve hukuki mücadele alanına dönen duruşmaların ilk haftasında olup bitenleri derledik.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1182.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/imamoglu-durusma_fayn.webp)](https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ilk-hafta-neler-yasandi/) ## Nereye varacak bu yargısızlık? Silivri’de kurulan mahkeme salonunda yaşananları makul bir çerçevede izah etmek de kavramak da artık kolay değil. Kaldı ki yaşananlar bu dava özelinde iyice abartılı bir hale gelse de Türkiye’de artık mahkeme kararlarının ve adil yargılama kurallarının geçmediği ilk kez göze sokulmuyor. Yaşananları ve Türkiye yargısının muhtemel geleceğini anlamak için İstanbul Barosu Başkanı ve anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ile konuştuk. [İbrahim Kaboğlu: “Yargı, demokratik siyaseti bitirmenin aracı haline getirildi”İstanbul Barosu Başkanı ve anayasa hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu’na göre Türkiye’de bugün yaşadığımız hukuksuzluğun temelinde 2017 yılında iktidarın kişiselleştirilmesi var. Bu durumun değişmesi içinse çözüm sadece iktidar değişikliği değil, siyasal sorumluluğun da yeniden inşa edilmesi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1181.png)FaynSemin Gümüşel Güner![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ibrahim-kaboglu_fayn.webp)](https://www.fayn.press/ibrahim-kaboglu-yargi-demokratik-siyaseti-bitirmenin-araci-haline-getirildi/) ## İkinci haftada kartlar yeniden dağılıyor İsrail ve ABD’nin İran’a açtığı savaşın çabuk biteceği öne sürülüyordu. Öyle olmadı. Bitmek şöyle dursun, derinleşerek yayılma ve bir dayanıklılık rekabetine dönüşme ihtimali ortaya çıktı. Başta yapılan büyük analizler de çöktü. *Fayn*, gerçek uzmanları ve onların tartışmalarını takip etti. Okurları için derledi. [İran: Savaşın ikinci haftasında ne oldu?İsrail ve ABD’nin İran’a açtığı savaşın, bitmek şöyle dursun, derinleşerek yayılma ve bir dayanıklılık rekabetine dönüşme ihtimali savaşın ikinci haftasında en çok üzerinde durulan analizlerden oldu. Fayn, gerçek uzmanları ve onların tartışmalarını takip etti, okurları için derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1183.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-ikinci-hafta_fayn--1--2.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasin-ikinci-haftasinda-ne-oldu/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/divider-fayn-is-birligi-1.png) ## Dünyayı değiştirecek bir “derdin” var mı? [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/borusan-proje_fayn.webp)](https://surdurulebilirfayda.com/?ref=fayn.press) Bir dert sahibi olmak değil belki ama hayatta derdine düştüğünüz bir şeyin olması sizi diri tutar, yaşama tutundurur. Kimi iklim krizinin her geçen gün daha görünür olmasından endişelenir. Tek başına koca bir dünyayı sırtlanamasa da derdi, onu daha yaşanabilir kılmaktır. Neresinden düzeltse kârdır. Kiminin derdi, eşitsizlikleri gidermektir. Bazen kadın, bazen engelli, bazen de her ikisi birden olduğu için bir şeylere erişemeyenlere bir basamak olmaktır. İşte tam bu noktada, devreye Borusan Holding giriyor. Borusan Sürdürülebilir Fayda Programı’nda şimdi dördüncü dönem başvuruları zamanı. Son başvuru 24 Mart. Peki senin dünyayı değiştirecek o derdin ne? Projenin detayları ve başvuru için [bu linki](https://surdurulebilirfayda.com/?ref=fayn.press) ziyaret edebilirsiniz. --- ## İktidar yine babadan oğula İran İslam Devrimi’nin üzerinden 47 yıl geçti. Ana fikir saltanatı yıkmaktı. Ama sonuçta yeni rejimde de iktidar babadan oğula geçti. Ali Hamaney’in ölümünden sonra yerine oğlu Mücteba geldi. Peki bu ne anlama geliyor, bazı rejimler illa babadan oğula mı geçiyor ve Mücteba Hamaney nasıl biri? [İran’ın yeni dini liderî Mücteba Hamaney kim?1979’da hanedanı yıkmak için yapılan İslam Devrimi’nin üzerinden 47 yıl geçti. Şimdi ülkenin başında yine bir liderin oğlu var. Ali Hamaney’in ölümünden sonra yerine oğlu Mücteba geçti. Peki bu Devrim Muhafızları’nın gücü ele geçireceği anlamına mı geliyor yoksa Hamaneylerin kökünün kazınacağı mı?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1184.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mucteba-hamaney_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/iranin-yeni-dini-lideri-mucteba-hamaney/) ## 10 yıllık dava küt diye bitti Halkbank davasında ABD ile Türkiye anlaştı. Tam olarak hangi konularda anlaştıklarıysa henüz netlik kazanmadı. İyi güzel de 10 yıl boyunca “dev ceza” beklentisiyle Türkiye’nin üzerinde salınan dava ne oldu da böyle küt diye bitti? Sonuç nasıl okunmalı? Bu süreçten hangi dersler çıkarılmalı? Selva Tor, *Fayn* için yazdı. [Halkbank davasının ardındaki jeopolitik gerçekOn yıl boyunca “dev ceza” beklentisiyle anlatılan Halkbank davası neden beklenen gibi sonuçlanmadı? Bu sonuç diplomatik pazarlıkların ürünü mü, yoksa başından beri siyasi bir dosyanın çözülen hikâyesi mi? Sonuç nasıl okunmalı? Bu süreçten hangi dersler çıkarılmalı?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1185.png)FaynSelva Tor![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/halkbank_davasi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/halkbank-davasinin-ardindaki-jeopolitik-gercek/) ## O dediğiniz filmde öyle olur da… Bugünlerde Çatlı’nın adı, hayatını anlatan bir sinema filmiyle gündemde. Diğer yandan yaşı tutanlar filminde anlatılmayacak gerçek Çatlı’yı gayet güzel hatırlıyor. Kan donduran cinayetler, uyuşturucu kaçakçılığı, azmettiricilik… Finalde de kırmızı bültenle aranırken üzerinde kokaini, yanında milletin vekili ve emniyetin müdürü ile Susurluk... Unutanlar ya da bilmeyenler için Çatlı’nın Vedat İnceefe tarafından canlandırılmayan halini yazdık. _This post is for subscribers only._ ### İBB Davası'nda ilk hafta: Neler yaşandı? URL: https://www.fayn.press/imamoglu-davasinda-ilk-hafta-neler-yasandi/ Last updated: 2026-04-29T06:25:35.000Z 19 Mart 2025’te gözaltına alınıp tutuklandılar. Onlarca gazetenin manşetlerinde, televizyon ekranlarında kurulan “mahkemelerde” yargısız infaz edildiler. Tek bir söz hakkı dahi verilmeden suçlu ilan edilip özel hayatlarına kadar ortaya serildi. Sadece medyada değil, Meclis kürsüsünde de benzer bir tablo vardı. Hem Cumhurbaşkanı Erdoğan hem de MHP lideri Devlet Bahçeli, henüz mahkemesi bile başlamamış “yolsuzluk” iddialarını peşinen sahiplenip, birçok konuşmalarında sert ifadelerle aylarca yüklendi. Yüzlerce kişinin sorgulanıp tutuklandığı soruşturmadaki topyekün saldırının asıl muhatabı İBB Başkanı [Ekrem İmamoğlu](https://www.fayn.press/portre-ekrem-imamoglu/)’ydu. Her girdiği seçimde AK Parti’yi yenen İmamoğlu, cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde tutuklanarak saf dışı bırakılmıştı. Süreç içinde belediye başkanlığından uzaklaştırılmış, görüntüsü ve sesinin toplu taşımalarda yayınlanması yasaklanmış, fotoğraflarının bile asılmaması istenmiş, sosyal medya hesabı birkaç kez erişime kapatılmıştı. 19 Mart’ta başlayan operasyonlarda İmamoğlu’yla birlikte 107'si tutuklu toplam 402 kişi yargılanıyordu. Yaklaşık 4 bin sayfalık iddianameye göre İmamoğlu “çıkar amaçlı suç örgütü kurmakla” [suçlandı](https://www.fayn.press/sandiktan-silivriye-imamoglu-davasinda-bir-yilda-neler-oldu/). Hakkında 2 bin 352 yıl ceza istenen ve 12 metrekarelik hücresinde duruşma gününü bekleyen İmamoğlu’nun ve 401 kişinin bir yıla yakın zamandır beklediği an 9 Mart’ta geldi. Artık söz, savunmanın demekti bu… ## Yüksek önlemlerle başlayan duruşma Ama işler pek de beklenildiği gibi gitmedi. Önce [İBB Davası](https://www.fayn.press/etiket/ibb-davasi/)'nın görüleceği Silivri’deki cezaevinin çevresinde adeta OHAL ilan edildi. Cezaevi kampüsünün tel örgü sınırından itibaren 1 kilometre yarıçaplı alanda; toplantı ve gösteri yürüyüşü, basın açıklaması ve röportaj, kamera ve cep telefonu ile çekim, döviz-pankart ve stant açma, slogan atma, çadır kurma yasaklandı. Yollar kesildi. Yasal bir hak olan davanın vatandaşlar tarafından izlenmesine izin verilmedi. Bırakın davayı izlemeyi, vatandaşlar cezaevine bile yaklaştırılmadı. Mahkeme salonuna sadece 25 gazeteci alınmasına, her sanık için en fazla üç avukatın savunma yapmasına ve izleyicilerde de önceliğin birinci derece yakınlara verilmesine karar verildi. Ancak günler içinde basın sınırlaması esnedi, bütün basın duruşma salonuna girebildi hatta iki basın odasına ekran koyularak gazetecilerin sesli ve görüntülü olarak duruşmayı takip etmeleri sağlandı. Daha önce görülmemiş önlemler ve kısıtlamalar altında sanıklar duruşma salonundaydı. Artık yargılamayı yapacak İstanbul 40\. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti bekleniyordu. ## Hakimlerin kıdem süresinin yetersizliği tartışması Bir mahkeme başkanı ve iki üye ile bir duruşma savcısından oluşan heyetin özel olarak oluşturulduğu iddia ediliyordu. Bu iddiayı davayı izlemeye gelen CHP lideri Özgür Özel dile getirdi: *“50’ye yakın ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerde, davanın uzun süredir 1’inci ya da 40’ıncı mahkemeye düşeceği konuşuluyordu*. *40’ıncı ağır ceza hakiminin Adalet Bakanı ile çok yakın ilişkileri olduğu konuşuluyor. İki üyeden emin olamadılar, dışarıdan iki yeni üye getirdiler. Adrese teslim bir heyet oluşturuldu.”* Örgütlü ve terör suçları davalarına bakan ağır ceza mahkemelerinde heyetin kıdemi yani tecrübesi önemlidir. Bir hakimin, ağır ceza mahkemesi başkanı olması için 10 yıllık mesleki tecrübe gerekli. _This post is for paying subscribers only._ ### İran: Savaşın ikinci haftasında ne oldu? URL: https://www.fayn.press/iran-savasin-ikinci-haftasinda-ne-oldu/ Last updated: 2026-03-16T06:26:20.000Z ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırarak ve İran lideri Ayetullah Hameney’i öldürerek başlattığı savaş ikinci haftasına girdi. Herkesin aklındaki soru savaşın daha ne kadar süreceği. Zira can kayıpları artıyor (12 Mart itibariyle hayatını kaybedenlerin sayısı İran’da 1348, İsrail’de 15, Körfez ülkelerinde 15 ve 7 ABD askeri) Petrol fiyatları da bir artıp bir azalıyor ama genel olarak yükselişe devam ediyor. [Hürmüz Boğazı](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/)’nın kapalı olması, dünya ticareti ve ekonomi üzerinde önemli bir baskı yaratıyor. Savaşın gıda kıtlığına yol açma ihtimali bile Fayn’ın [şu haberinde olduğu gibi,](https://www.fayn.press/irandaki-savas-dunyayi-gida-kitligina-mi-goturuyor/) gündemde. Her ne kadar ABD Başkanı Donald Trump savaşın uzun sürmeyeceğini söyleyerek bu baskıyı hafifletmeye çalışsa da, İsrail ve İran’ın bu yöndeki eğilimi tartışmalı. Savaşla ilgili yanıltıcı bilgiler ve analizler de dolaşımdaki hızını artırdı. Fayn, [savaşın ilk haftasında olduğu gibi,](https://www.fayn.press/iran-savasin-birinci-haftasinda-ne-oldu/) bu hafta da güvenilir analizleri dinledi, okudu, izledi, derledi. ## İran ne düşünüyor? İran devlet geleneğine sahip ve kurumlarının devamlılığı olan bir ülke olduğunu kanıtladı; yeni liderini seçti: Mücteba Hamaney. [İran’ın yeni dini liderî Mücteba Hamaney kim?1979’da hanedanı yıkmak için yapılan İslam Devrimi’nin üzerinden 47 yıl geçti. Şimdi ülkenin başında yine bir liderin oğlu var. Ali Hamaney’in ölümünden sonra yerine oğlu Mücteba geçti. Peki bu Devrim Muhafızları’nın gücü ele geçireceği anlamına mı geliyor yoksa Hamaneylerin kökünün kazınacağı mı?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1177.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mucteba-hamaney_fayn.webp)](https://www.fayn.press/iranin-yeni-dini-lideri-mucteba-hamaney/) Bazı analistlere göre Tahran şöyle düşünüyor: Bir döngü var: savaş, ateşkes, müzakere ve yeniden savaş. Nitekim geçen sene de İsrail ve İran 12 gün boyunca savaşmış, arkasından ABD ile İran arasında müzakereler başlamış, ancak müzakereler arabuluculara göre tam sonuç verecekken ABD ve İsrail İran’a saldırmışlardı. [İran - İsrail gerginliğinin kronolojisiAslında 1979 İran İslam Devrimi öncesi dost iki ülkeydi İran ve İsrail. 45 yıl önce biri “Küçük Şeytan” oldu, diğeri şer odağı. Bugün savaşan iki ülkenin mazisi…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1178.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-israil-kavgasi_fayn-2-4.webp)](https://www.fayn.press/iran-israil-gerginliginin-kronolojisi/) Tahran’a göre bu döngünün kırılması gerekiyor. İran’ın zihnini okumaya çalışan analistlere göre, Tahran’ın aklındaki şu: “Savaş, ateşkes, müzakere, savaş dengesini kırmalıyım. Şimdi ateşkes sağlanırsa ve bölgedeki dengeler de değişmediyse, yakın bir zamanda yeniden savaş çıkacaktır. Bu döngüden çıkmak lazım. Yeteri kadar direnir, dayanıklılığımı gösterir, dünya ekonomisi üzerinde baskı yaratmaya devam edersem, bana tekrar saldırılmasının önüne geçebilecek yeni bir stratejik denge kurabilirim. Evet, bu süreçte epey yara alabilirim ama bu riski görüyor ve göze alıyorum.” _This post is for paying subscribers only._ ### Milyonlar saçmadan Avrupa’ya kafa tutan Bodo/Glimt’in kıskandıran hikayesi URL: https://www.fayn.press/avrupaya-kafa-tutan-bodo-glimtin-kiskandiran-hikayesi/ Last updated: 2026-03-16T12:09:23.000Z Türk futbolunda duymaya alışkın olduğumuz bir klişe vardır. Milli takım veya kulüp seviyesi fark etmez. Ne zaman Avrupa’da başarısız olsak çareyi bir modelde arayan insanlarla dolup taşar spor medyası. “Ajax modeli, Barça modeli, Alman modeli…” Bu tip örneklere bir yenisi eklenmek üzere. Norveç’in yaklaşık 55 bin nüfuslu Bodo şehrinden çıkan takım, birkaç yıldır Avrupa basamaklarını istikrarlı ve kararlı adımlarla tırmanıyor. Bodo/Glimt, kurulduğu 1916 yılından varlığından haberdar olduğumuz 2020 yılına kadar neredeyse hiçbir elle tutulur başarı yakalayamamış bir kulüp. Kuzey Norveç takımlarının 1972 yılına kadar ülkenin en üst liginde oynama hakkına sahip olmaması bunda önemli bir etken. Ancak yine de bu tek başına yeterli bir sebep değil. Kulüp, lige ilk defa yükseldiği 1976 yılından itibaren 40 sene boyunca adeta bir asansör takım hüviyetindeydi. Defalarca küme düştüler, yeniden yükseldiler. Son kez 2016’da ligden düştüler. Ancak dünyanın başka coğrafyalarındaki alışkanlığın aksine, küme düşen takımların telaşı içine girmediler. Kendi içlerinden yetişen bir antrenör seçimi, dengeli bir gelir modeli, potansiyelli genç futbolcular, inişli çıkışlı ama kararlı adımlar… Bodo/Glimt’in yüksek bütçeli Avrupa takımlarına kafa tutabilmesinin ardında çok gerekçe var. Şimdi asıl soru şu: Bizde neden aynı model uygulanamıyor? ## Tarihi değiştiren karar Bodo Glimt, 2016’da ligden düştükten sonra sakin ve emin adımlarla ilerlemeye devam etti. Profesyonel futbolculuğunda uzun yıllar Bodo forması giyen antrenörleri Aasmund Björkan’la yola devam etmeyi seçti. Yanına da pek tanınmayan ve teknik direktör olarak henüz bir başarısı bulunmayan Kjetil Knutsen’i ekledi. Knutsen kariyerine 5\. Lig’de başlamış, en üst seviyede takım çalıştırmamıştı. İkilinin yönetimindeki Bodo/Glimt en yakın rakibine 16 puan fark atarak yeniden birinci lige döndü. 2018 sezonu başlarken Björkan teknik direktörlük görevinden ayrılıp sportif direktörlüğe geçiş yaptı. Artık direksiyonda Knutsen olacaktı. İlk sezonlarında yerlerini sağlama aldılar. 16 takımlı ligi 11\. sırada tamamladılar. 30 maçta aldıkları 14 beraberlikle, maçların neredeyse yarısını eşitlikle geçerek ilginç bir rekorun da sahibi oldular. Martin Björnbak ile Kristian Opseth gibi takım için bazı önemli oyuncularını sattıkları ve kimilerince küme düşme adayı olarak gösterildikleri ertesi sezonda ise büyük bir sıçrama yaptılar. Ligi ikinci sırada tamamlayarak UEFA Avrupa Ligi Ön Elemelerinde oynama hakkı kazandılar. Daha ilginç olanı da bunu 21,2 yaş ortalamasına sahip bir kadro ile gerçekleştirmeleriydi. ## Gelirlerde artış ve 103 gollü şampiyonluk 2020, Bodo’nun ilk zafer yılı oldu. Kadro çok değil, sadece bir yaş almıştı. Sezon öncesi yine oyuncu satışları ile kasa doldurulmuştu. Kaptan Ricardo Friedrich başta olmak üzere Hakon Evjen ve Amor Layouni gibi oyunculardan 4 milyon euro kazanılmıştı. Kimileri için küçük, Bodo için büyük bir adımdı. Çünkü bu meblağ neredeyse son 10 yılda transferden kazandıklarına eşitti. Takımın felsefesi de buna uygundu. Oyuncu satışlarıyla elde edilen geliri sisteme uygun ve potansiyelli genç futbolculara harcamak istiyorlardı. Bu tip bir felsefe futbolda çoğunlukla başarısızlıkla eşdeğer görülür. Ancak borçlar gırtlağa kadar geldiğinde akla gelir bu tip yöntemler. Bodo/Glimt de 2000’li yılların sonunda ekonomik olarak sıkıntılı dönemler geçiren bir kulüptü. Onların farkı ise bu zihniyeti gerçekten benimsemeleri ve aksiyonlarını sistemli bir biçimde almalarıydı. 2020’de Norveç Ligi’ni 30 maçta 26 galibiyetle, rakip fileleri tam 103 defa havalandırarak zirvede tamamladılar. Avrupa’da iki ön eleme turu geçilmiş, üçüncü eleme turunda ise İtalyan devi Milan’a takılmışlardı. Daha gidilecek çok yol vardı… ## Avrupa’da ilk adımlar 2021 sezonu başlarken yine kadroda dönüşüm vardı. Şampiyonluğa 60 gol ve 35 asistle katkı sağlamış olan ileri üçlünün tamamıyla yollar ayrıldı. Bu üçlüden Jens Peter Hauge’nin Milan’a giderken kazandırdığı 4 milyon 800 bin euro, kulübün o güne kadarki en büyük satışıydı. Şampiyonluk unvanını korumak ise kolay olmadı. 2010’lu yıllarda dört kez ipi göğüslemiş olan Molde ile kıran kırana geçen yarış son haftaya kadar sürdü. Zirvenin sahibi üç puan farkla yine Sarı-Siyahlılar oldu. Esas hikâye ise Avrupa’da yazıldı. Şampiyonlar Ligi’nin ilk eleme turunda Polonya ekibi Legia Varşova’ya elenen takım, yolculuğunu o sezon ilk defa düzenlenen UEFA Konferans Ligi’nde sürdürdü. Üç eleme turunu aştıktan sonra Roma, CSKA Sofya ve Zorya Luhansk’tan oluşan grubu namağlup ikinci tamamladılar. Gruptaki üç galibiyetten en çok ses getireni ise hiç şüphesiz İtalyan devi Roma’yı 6-1 yendikleri maçtı. Sonraki iki eleme turunda Celtic ve AZ Alkmaar gibi önemli takımları eledikten sonra çeyrek finalde yeniden Roma’nın karşısına dikildiler. İlk maçı adeta bir kale haline getirdikleri evlerinde 2-1 kazandılarsa da turu bitirmeye nefesleri yetmedi. Rövanşta alınan 4-0’lık yenilgi, büyük başarılar için henüz erken olduğuna işaret ediyordu. Bodo’nun öyküsü tesadüf eseri yazılmayı değil, ilmek ilmek işlenmeyi bekliyordu. ## Kısa süreli düşüş ve yeniden doğuş 2022’de yükselen grafiğine mola verdi Bodo/Glimt. Lig şampiyonluğunu 18 puan fark yiyerek Molde’ye kaptıran takım, Avrupa’da seviyeyi yükseltmişti ancak nispeten sönük bir yıl geçirdi. Şampiyonlar Ligi’nin kapısından döndüler. UEFA Avrupa Ligi’nde gruplarını üçüncü sırada tamamlayarak Konferans Ligi’ne düştüler, orada da ilk turda Lech Poznan’a elendiler. Ertesi yıl ligde zirveyi yeniden alsalar da Avrupa’da tablo değişmedi. Konferans Ligi’ne üç ön eleme sonucu ulaşan takım, yine ilk eleme turundan ötesini göremedi. 2024 ise Bodo/Glimt’in altın yılı oldu. Ligi yine kazandılar. Avrupa’da ses getirdiler. UEFA Avrupa Ligi’nin lig aşamasını dokuzuncu sırada tamamladılar. Ardından ilk eleme turunda Twente’yi, son 16’da Olimpiakos’u, çeyrek finalde ise Lazio’yu geçtiler. Ulaşılan yarı final, tarihi bir başarıydı. Ancak yarı finaldeki rakipleri Tottenham, rüyaya son verdi. 2025’te lig şampiyonluğunu bir puan farkla kaçırdılar. Avrupa’da ise ilginç bir ilerleme kaydettiler. Şampiyonlar Ligi’nin ön elemesinde Sturm Graz’ı geçerek ilk defa büyük sahneye adım attılar. Yeni sistemde, lig aşamasında oynadıkları sekiz maçın yalnızca son ikisinden galip ayrıldılar. Ancak bu iki maçtaki rakipleri dikkat çekiciydi: Pep Guardiola’nın Manchester City’si ile Diego Simeone’nin Atletico Madrid’i. Lig aşamasını bu galibiyetlerin de katkısıyla 23\. sırada tamamlayarak kendilerini zar zor play-off turuna attılar. Orada gösterdikleri performansla da tüm dünyayı şaşırtmayı sürdürdüler. Geçen seneki Şampiyonlar Ligi’nin finalisti Inter’i önce kendi evlerinde 3-1 yendiler. İkinci maçta aldıkları 2-1’lik galibiyetle de marifetin sadece soğuk iklimlerinin sonucu olan suni çim zeminlerinde olmadığını gösterdiler. 2025/2026 UEFA Şampiyonlar Ligi’nde son 16 turundaki rakipleri ise Portekiz’in güçlü takımlarından Sporting Lizbon’du. Norveç ekibi, kendi sahasında oynadığı ilk maçta gücünü yine fazlasıyla gösterdi. Sondre Fet’in penaltıdan attığı gole Ole Blomberg ve Kasper Högh’ün golleri de eklenince ortaya çıkan 3-0’lık galibiyet, turun kapısını önemli ölçüde araladı. 1996/97 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finali görmeyi başaran Rosenborg’tan tam 29 yıl sonra aynı başarıyı tekrarlamalarına çok az kaldı. Çeyrek finalde ise Arsenal-Leverkusen eşleşmesinin galibiyle karşılaşacaklar. ## Milyonlar saçmadan Avrupa’ya kafa tutmak Transfermarkt verilerine göre Bodo/Glimt’in güncel piyasa değeri 57 milyon euro civarında. Son 16’ya kalan takımlar içinde en düşük değere sahip olan kulüp, 36 takımlı tabloda da 33\. sırada bulunuyor. Marifetin para saçmakta olmadığının en büyük göstergesi olarak Avrupa’ya kafa tutuyorlar. Bunu da son derece sistemli bir biçimde uyguluyorlar. Knutsen’in oynattığı yüksek tempolu, hızlı ve atak futbolla gözlerimizin pasını siliyorlar. Bugüne kadar yaptıkları en pahalı harcama, Albert Gronbaek transferi için verilen 4 milyon 800 bin euroydu. Karşılığını ise aynı futbolcuyu Rennes’e 15 milyon euroya satarak aldılar. Bu düzen sadece Bodo şehrinin temsilcisine değil, Norveç’e de fayda getirdi. Norveç Milli Futbol Takımı tam 28 yıl aradan sonra bu yaz Dünya Kupası’nda mücadele edecek. Havuzda belki fazla oyuncuları yok, ancak Avrupa’da yaptıklarının ve inatla uyguladıkları sistemin milli takıma da etki ettiğini söyleyebiliriz. Sadece 8 bin 270 kişilik suni çim zeminli bir statta oynayarak, en pahalı futbolcusuna 4 milyon euro bonservis ödenmiş ve yaş ortalaması 24’e dahi yükselmemiş bir kadroya sahip olarak, tam sekiz yıldır aynı teknik direktörle çalışarak da Avrupa’da başarılı olunabildiğini gösteriyorlar. “Neden kulüplerimiz Bodo/Glimt modelini uygulayamıyor?” sorusu ise gündemimizi yavaş yavaş meşgul edecek gibi duruyor. Bu sabırsız iklimde kendi adımıza benzer bir modeli hayata geçirip geçiremeyeceğimiz ise tartışmaya açık ayrı bir mevzu. ⚽ Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Halkbank davasının ardındaki jeopolitik gerçek URL: https://www.fayn.press/halkbank-davasinin-ardindaki-jeopolitik-gercek/ Last updated: 2026-03-15T09:08:41.000Z [Epstein skandalının](https://www.fayn.press/epstein-arsivleri-pandoranin-inboxi/) yarattığı siyasi baskıdan çıkış yolu arayan Trump yönetiminin İsrail ile birlikte başlattığı askerî saldırılar, her geçen gün artan yıkımın yanı sıra bölgesel ölçekte genişleme ve hatta küresel bir çatışmaya evrilme potansiyelini giderek [büyütüyor](https://www.fayn.press/iran-savasin-birinci-haftasinda-ne-oldu/). İsrail’in genişlemeci politikalarına açık biçimde alan tanıyan Amerikan dış politikasının bu çizgisi, Ortadoğu’da kısa süreli bir istikrarsızlık dalgası yaratmaktan çok daha fazlasını tetikleme potansiyeli taşıyor. Bu çatışma yalnızca bölgesel dengeleri değil, enerji piyasaları üzerinden küresel ekonomiyi de sarsabilecek bir zincirleme etki yaratma riski barındırıyor. Böyle bir savaş temposu, zaten kırılgan olan küresel ekonomik düzen içinde ABD açısından dahi yönetilmesi giderek zorlaşan bir istikrarsızlık dönemi yaratıyor. Washington’un askerî seçeneğe yönelmesini yalnızca Donald Trump’ın kişisel tercihleriyle açıklamak yetersiz olur. Yaklaşık yirmi yıldır ABD stratejisinin temel hedefi, İran’ın nükleer silah edinmesini ve İsrail için askerî bir tehdit kapasitesine ulaşmasını engellemekti. Bu hedef doğrultusunda yalnızca askerî caydırıcılığa değil, İran’ın petrol gelirlerini baskı altına alarak ekonomik çöküşe sürükleyeceği varsayılan geniş bir yaptırım mimarisine dayanıldı. Tam da bu noktada veriler yaptırım stratejisinin neden aşındığını daha net gösteriyor. Son yirmi yılda İran’a uygulanan finansal ve ticari yaptırımlar onlarca kez genişletildi; İran bankalarının önemli bir bölümü küresel ödeme sistemlerinden çıkarıldı, petrol gelirleri hedef alındı ve ülkenin dış ticaret kanalları daraltıldı. Washington’un varsayımı açıktı: petrol gelirleri kesildiğinde İran ekonomisi çökecek ve siyasi sistem baskı altında kalacaktı. Ancak bu hesap tam işlemedi. İran ekonomisi beklenen çöküşü yaşamadı; enerji akışları tamamen kesilemedi ve bölgesel ticaret hatları farklı yollarla işlemeye devam etti. ## Halkbank davası neden açıldı? Bu noktaya nasıl gelindi? Bu noktada, o dönemde, Türkiye’nin ve özellikle Halkbank üzerinden kurulan ödeme koridorunun rolü kritik hale geldi. Ankara, komşusunun ekonomik olarak tamamen boğulmasına seyirci kalmamayı tercih etti ve meşru ticaret akışlarının kesilmesine karşı daha esnek bir yaklaşım benimsedi. Halkbank ise bu tercihin kurumsal aracı olarak işlev görerek, yaptırım mimarisinin İran’ı ekonomik çöküşe sürükleme hedefi karşısında bölgesel ticaret akışlarının tamamen kesilmesini engelleyen bir finansal kanal oluşturdu. Bu mekanizma özellikle 2012–2014 döneminde İran’ın enerji gelirlerinin önemli bir bölümünün ticaret karşılığı Türkiye üzerinden kullanılmasına imkân tanıyan bir ödeme koridoru işlevi gördü. Başka bir ifadeyle Türkiye ve Halkbank, yaptırım mimarisinin İran’ı ekonomik çöküşe sürükleme stratejisine karşı bölgesel ekonomik gerçekliği savunma cesareti gösteren az sayıdaki aktörden biri oldu. Ancak burada mesele yalnızca İran ekonomisinin nefes alması değil.. İran gibi büyük bir komşu devletin ekonomik çöküşe sürüklenmesi yalnızca iç siyasi istikrarsızlık üretmekle kalmaz; çok daha ciddi bir senaryoda ülkenin toprak bütünlüğünün aşınması ve geniş bir coğrafyada kontrolsüz güç boşluklarının ortaya çıkması riskini de beraberinde getirir. Türkiye açısından böyle bir tablo, yeni mülteci dalgalarından sınır güvenliği sorunlarına, bölgesel güç rekabetinin kontrolsüz biçimde tırmanmasına kadar uzanan çok katmanlı güvenlik maliyetleri doğurabilir. _This post is for paying subscribers only._ ### Başarısızlıklara “oh be!” diyebilmek URL: https://www.fayn.press/basarisizliklara-oh-be-diyebilmek/ Last updated: 2026-03-14T13:40:12.000Z Fayn’ın aylık planlama toplantılarından birinde, konu önerisi olarak başarısızlıkla baş etmek üzerine yazmak istediğimi paylaştım. Hayattaki başarısızlık anlarında bununla nasıl yüzleşilir? Özellikle de çocukken başarı fikrine fazla koşullanmış “çalışkan öğrenciler” yetişkin hayatında başarısızlıkları nasıl göğüslenebilir? Aklımdaki sorular bunlardı. Zira yakın zamanda fazlasıyla eleştirildiğim ve bundan dolayı kendimi çok başarısız hissettiğim bir durum yaşamıştım. Ve tam da böyle bir öğrenci olduğumdan bu olağan eleştiri hali sanki doğrudan varoluşuma bir tehdit gibi gelmişti. Toplantıda bu önerim kabul edildi. Gelin görün ki bu toplantının üzerinden neredeyse iki ay geçti… Ben bir türlü teklif ettiğim yazının başına oturamadım. Aklımın bir yerinde sürekli döndü durdu ama kendimi nasıl ifade edeceğimi bilemedim. Belli ki başarısızlık yaşamayı geçtim, üstüne düşünmek bile bana zül geliyordu. Üstüne üstlük, yazacağım her yazı sanki bir performanstı ve ben her seferinde kaybetmekten korkuyordum. Derken yolum bir şekilde “Oh be!” - Başaramayanlar isimli gülmeli, ağlamalı, danslı etkinlikle ve etkinliğin yürütücüsü Buse Naz Yılmaz’la, nam-ı diğer “Dansöz Buse” ile kesişti. Adına ister algoritma deyin ister nasip, tam da ihtiyacım olan zamanda karşılaştığım bu etkinliğin yolunu tuttum ve şu başaramama meselesini aslında bir psikolog da olan Buse Naz Yılmaz’la konuştum. ## Biraz da yapamadıklarımızı mı konuşsak? “Oh be!” - Başaramayanlar, bir rahatlama, iç dökme etkinliği. Yürütücüsü bir psikolog olsa da bir grup terapisi değil. Katılımcılarına özgür bir alan açmak isteyen, o yüzden de herhangi bir kalıba girmeye çalışmayan bir gösteri. _This post is for subscribers only._ ### Bütün Aşkların Başlangıcı: Huzursuz ve kırılgan URL: https://www.fayn.press/butun-asklarin-baslangici-huzursuz-ve-kirilgan/ Last updated: 2026-03-15T03:10:25.000Z Yazarın ne anlattığından çok nasıl anlattığına bakan bir okur oldum sanırım. Bunca yıllık okurluk kariyerimde, geldiğim noktada böyle bir kanaat edindim. İstisnalar vardır, finaliyle aklımı alan, hikayesiyle zihnime kazınmış kitaplar olmamış mıdır hiç, olmuştur muhakkak ama bir kitabın içine girer girmez, daha birinci sayfadan, ilk aradığım şey güçlü bir yazar dili, mahir bir hikaye anlatıcılığı. Kitabın konusu, ne anlattığı, neyi merkeze aldığı sonra geliyor benim için. Bu yüzden yazarın beni hikayenin içinde tutması, bir okur olarak aklımı ve gönlümü çelmesi için beni olaylar zinciriyle şaşırtmasını beklemiyorum hiç. “Sonunda acaba ne olacak?” sorusu benim okur sorularımdan biri değil. Yol nereye gidiyor? Bu sorunun cevabından daha çok, o yolu nasıl gittiğimiz bende asıl etkiyi bırakan şey. Yani yazarın söz konusu hikayeyi anlatırken dili nasıl kullandığı; anları, karakterlerin ruh durumunu, ortamın duygusunu aktarmak üzere kelimelerden nasıl istifade ettiği, metaforları nasıl inşa ettiği… Bunlardan nasıl bir atmosfer yarattığı ve o atmosferi ilk kelimeden son kelimeye varasıya nasıl koruduğu… Çünkü bence bize kusursuz bir okurluk deneyimi sunacak en birinci şey, yazarın dil marifetiyle kurduğu atmosfer ve o atmosferin okurun üzerine bir şemsiye gibi kapanarak onu kitap süresince belli bir duyguda tutması. Edebiyatın sihri sanırım buradan alıyor gücünü. Yazarın kelimeler vasıtasıyla bize yaptığı asıl iz bırakan. Bu hafta, finalinde biraz gözyaşı dökerek -epeydir başıma gelmiyordu böyle bir şey- bitirdiğim bir kitabın arkasından yine bu düşüncelerdeyim. Yusuf Atılgan’ın “sinemadan çıkmış insan” dediği insanın başka bir versiyonu: *Bir kitabın son cümlesini okuyup kapağını kapatmış insan. Okuduğu kitap ona bir şeyler yapmış.* Bana bu defa bunu yapan Judith Hermann’ın romanı *Bütün Aşkların Başlangıcı*. Kısa anlatının ustası olarak adını duyurmuş Hermann’ın bu ilk romanındaki anlatıcı diline, onun İlknur Özdemir çevirisiyle Türkçedeki yansımasına hayran kaldım. Epeydir bunca soğukkanlı, bunca ölçülü, sade, sessiz, zarif ama bir o kadar huzursuz ve gerilimli bir şey okumamıştım. *Bütün Aşkların Başlangıcı* bir aşk romanı değil. Romanın “aşk” ile alakası elbette var ama onu ters yüz eden bir yerden bu alaka. Roman aşkı yüceltmiyor, onu sorguluyor, didik didik ediyor. Sınır, rıza, karşılıklılık, sahiplenme, sadakat, güven… Aşkın alanına giren ne kadar hal varsa hepsi ortaya dökülüyor. Hermann bu kitapta aşkı anlatmıyor, onun uçlarında -belki de kenarlarında demeliyim- geziniyor. Ya da belki şöyle demeli: Kitapta, kitapta olmayan bir aşkı anlatıyor Hermann. Yine de bu romana dair bir tanım yapmam gerekirse, minimal yapısına rağmen müthiş derinlikleri olan, tedirgin bir psikolojik roman diyebilirim onun için. ## Bir yabancının varlığıyla sarsılan alışıldık düzen *Bütün Aşkların Başlangıcı* en özet haliyle küçük kızlarıyla birlikte banliyöde yaşayan Jason ve Stella’nın tekdüze, sakin ve görece mutlu hayatlarının, evin kapısında beliren bir yabancının varlığıyla nasıl sarsıldığını anlatıyor. Dramatik çatışmalar içermeyen, kendi halinde, güvenli ama mesafeli ve tutkusuz bir evlilik hayatının kapısına dayanan tehditkâr bir takıntıyı temsil ediyor bu yabancı. Onun beklenmedik varlığı evin -en çok Stella’nın- bütün ezberini bozuyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Dubai: Bombalar da pakete dahil URL: https://www.fayn.press/dubai-bombalar-da-pakete-dahil/ Last updated: 2026-03-12T19:41:56.000Z “Yeni şubemizi Dubai’de açıyoruz.” “Dubai’deki gayrimenkul piyasası tam size göre.” “Dubai’de eşsiz bir tatil deneyimi yaşayın.” Bir dakika, Dubai ne zaman Türkiye’nin 82\. vilayeti oldu? Üstelik sadece Türkiye de değil, özellikle Avrupa ülkeleri başta olmak üzere pek çok ülkenin +1 ili hâline ne zaman geldi? ## “Yeni”nin yeni tercihleri Taşların arasından tarihin sızdığı şehirler, parke taşlı dar sokaklar, pencerelerden birbirlerine kahve ikram eden yerliler, tek bir çivi çakılmamış tarihi eserler, hikâyelerle dolu mekânlar ve elbette deniz, kum, güneş… İyi bir tatil için yapılan aramalarda ilk kriterin “ruhu olan bir yer” olduğu dünyanın bataklıkta gözden kaybolmasının üzerinden biraz geçti. Yeni dünyanın yeni tercihleri var artık. Bu tercihler ki nasıl bir zamanda yaşadığımızı somut örneklerle açıklıyor: Dubai gibi mesela. 2026’nın mart ayındayız ve şunun şurasında parası olup da Dubai’ye gitmeyen kim kaldı? Öyle ki Türkiye’nin belirli bir kesimi için Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçmek kadar rutinleşti bu seyrüsefer. Dünyada da aynı örneklere rastlıyoruz ve görüyoruz ki artık bu seyahat bir tercih değil, modern insanın biyolojik bakımdan hayatta kalma refleksi. Sorsak belki hâlâ “Ruhu yok” yanıtını alacağız bu insanlardan. Ancak şu bir gerçek ki artık Dubai, dünyanın kliması çok iyi çalışan bekleme odası. ## Dubai ve dünyanın geri kalanı: Bir nevi Kadıköy-Beşiktaş hattı Dubai için bir destinasyon pekâlâ diyebiliriz ama onun asıl özelliği bir köprü olması. Evet, bir köprü; yeni ile eski dünya arasında. Bunu sadece coğrafi olarak okumayalım çünkü Dubai daha çok, eski dünyanın ekonomik krizleri ile yeni dünyanın jeopolitik yangınlarını birbirine bağlıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### İran’daki savaş dünyayı gıda kıtlığına mı götürüyor? URL: https://www.fayn.press/irandaki-savas-dunyayi-gida-kitligina-mi-goturuyor/ Last updated: 2026-03-11T11:01:47.000Z ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı savaşın ardından petrol fiyatları hızla yükselişe geçti. Savaş başlamadan bir gün önce petrol 72 dolar seviyesindeydi, bu hafta başı 100 doların üzerine çıktığını gördük. Petrol fiyatları en son Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinden sonra 100 doların üzerine çıkmıştı. Tarihte kaydedilen en yüksek petrol fiyatını 2008’deki küresel finans krizinde gördük. 11 Temmuz 2008’deki 147,5 dolarlık fiyat bir daha kimsenin kırılmasını istemediği bir rekor. Petrolün bu fiyata çıkması o dönem zayıflayan dolar ve piyasaya giren spekülatif sermayeden kaynaklanıyordu. Yani bugünden farklı olarak bir arz kesintisi de yoktu. [Savaş](https://www.fayn.press/iran-savasin-birinci-haftasinda-ne-oldu/) devam ediyor, İran [Hürmüz Boğazı](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/)’nı kapalı tutuyor, üstelik yaptığı misilleme saldırıları diğer Körfez ülkelerindeki petrol üretimini ve tankerleri tehdit ediyor. Şimdi bir de “İran Hürmüz Boğazı’na mayın döşer mi?” tartışması var. Bunların hepsi de petrolün geleceği açısından piyasaları tedirgin ediyor. [Nedir bu Hürmüz Boğazı? Sizinle ilgisi ne?ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları başladı ve dünyanın deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin üçte birini göğüsleyen Hürmüz Boğazı’nda trafik durma noktasına geldi. Küresel enerji akışı için kritik bu geçiş noktası kapalı kalması bizi, elektriği, ısınmayı ve fiyatları nasıl etkiler?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1176.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hurmuz-bogazi_fayn-4.webp)](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/) Dünya petrolünün önemli bir kısmı Körfez bölgesinden geliyor ve bunun büyük kısmı da dev tankerlerle Hürmüz Boğazı’ndan taşınıyor. İran ile Umman arasında bulunan bu dar su yolu en dar noktasında yalnızca 33 km genişliğinde. Savaş öncesi, günde 20 milyon varilden fazla petrol bu boğazdan geçiyordu. Bu miktar deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin dörtte birine karşılık geliyor. ## Petrolün zor matematiği Petrol akışı kesildiğinde küresel tedarik zincirleri de ciddi biçimde bozuluyor. Sınırlı arz, yüksek talebi karşılayamayınca hem tüketiciler hem de şirketler üzerinde baskı yaratıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın pazartesi günü “Savaş büyük ölçüde tamamlandı” demesi üzerine fiyatlar kısa süreliğine düşse de analistler; Washington, Tel Aviv ve Tahran arasında bir anlaşma sağlanmadıkça fiyatların yüksek kalabileceğini söylüyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün yaklaşık yüzde 89’u Asya pazarlarına gidiyor. En büyük alıcılar; Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore. Eğer geçiş kısıtlı kalırsa Körfez ülkeleri petrolü başka yollarla göndermeye çalışacak. Bu konuda araştırma yapan şirketler en fazla 3,5 milyon varil petrolün boğaz dışındaki terminallere yönlendirebileceği görüşünde. Ancak tanker trafiği büyük ölçüde durduğu sürece dünya yine de günde yaklaşık 15 milyon varillik ciddi bir arz açığıyla karşı karşıya kalacak. Ham petrol yer altından çıkarılan sarımsı siyah bir fosil yakıt. Rafinerilerde işlenerek benzin, dizel ve jet yakıtına dönüşüyor. Bir varil petrol, 159 litre. Bundan 73 litre benzin çıkıyor. Bu arada rafineri sürecinde birçok ev ürünü için kullanılan yan ürünler de ortaya çıkıyor. Petrol ve doğalgaz yalnızca enerji kaynağı değil, aynı zamanda binlerce ürünün hammaddesi. Deterjanlar, boyalar, plastik şişeler, gıda ambalajları, tıbbi şırıngalar, polyester, naylon, akrilik, vazelin, ruj bunlardan bazıları. ## Yüksek petrol fiyatı tarımda neden büyük sorun? Yükselen petrol fiyatının tarımda ve ürünlerin dağıtımındaki fiyatları da etkilemesi kaçınılmaz. En azından tarlalarda kullanılan traktörlerin, taşımacılıkta kullanılan kamyonların tükettiği akaryakıtı düşünün. Yani tarlalarda kullanılan, tarım makineleri, ürünlerin taşınması ile depolama ve dağıtım petrol fiyatlarının yükselmesinden doğrudan etkileniyor. Ama petrolün gıdayı etkileyen bir boyutu daha var. Küresel gıda üretimi büyük ölçüde doğalgazdan yapılan gübrelere dayanıyor. Bu gübreler tarımsal verimi artırarak gıda üretiminin talebi karşılamasını sağlıyor. Modern tarımın en kritik girdilerinden biri azotlu gübre. Bunun için gerekli ürenin hammaddesi de doğalgaz. Kısaca tarımsal üre aslında katı formda paketlenmiş bir doğalgaz türevi. Küresel olarak her yıl yaklaşık 180 milyon ton azotlu gübre tüketiliyor. Bunun için gerekli ürenin yaklaşık 55-60 milyon tonu, her yıl uluslararası deniz ticaretinden geçiyor. Ortadoğu’dan ihraç edilen üre bu işlem hacminin yaklaşık yüzde 40-50'sini oluşturuyor. Bu ihracatın da neredeyse tamamı Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. Savaştan önce 430 dolar olan üre gübrenin ton fiyatı 625 dolara çıktı. Türkiye için de bu durum olumsuz bir tablonun işareti olarak görülüyor. Zira içeride de gübrenin ton fiyatı 21 bin liradan 30 bin liraya yükseldi. Türkiye yıllık yaklaşık 7 milyon ton gübre kullanıyor, yalnızca üçte biri içeride üretiliyor. Çoğu ithal ve Hürmüz Boğazı Türk tarımı için de önemli bir nokta. Tarım Kredi Kooperatifleri, savaş başlar başlamaz *“2026 yılı gübre tedarik ve satış faaliyetlerimiz geçmiş yıl seviyelerimizin çok üzerinde seyretmekte olup, ortaklarımızın ihtiyaç duydukları gübre çeşitlerine doğru zamanda ve yeterli miktarda ulaşabilmeleri için gerekli tüm tedbirler alınmıştır."* açıklamasını yaptı. Ama birkaç gün sonra da savaş koşulları ve tedarik zincirine yansımalarının içerideki fiyatları daha az etkilemesi için gübre hammaddesi olan üre için ithalatta gümrük vergisi sıfırlandı. Yine de kriz durumun sürmesi tarımda üretim maliyetlerinin artması riskini güçlendiriyor. Zaten bu küresel bir sorun. Örneğin Avustralya üre ihtiyacının yaklaşık üçte ikisini Basra Körfezi’nden karşılıyordu. Gübre kullanımında yüzde 50’lik bir azalmanın verimde yüzde 40 kayba neden olabileceği belirtiliyor. Yine Türkiye özelinde düşünürsek, geçen yıl yaşanan zirai don ve kuraklık gıda enflasyonunda Türkiye’yi zirveye taşımıştı. Türkiye’de son bir yıllık gıda enflasyonu yüzde 31,7\. Avrupa’da yanımıza yaklaşabilen hatta çift haneye çıkan ülke yok. Bizden sonra gıda enflasyonunun en yüksek olduğu ülke 9,4 ile Kosova. Avrupa Birliği’nde bu oran ortalama yüzde 2,5\. Şimdi buna bir de yüksek petrol ve gübre fiyatının eklenmesi durumu daha da kötüleştirebilir. Düşük gelirli ülkelerde durum daha kritik olabilir. Çünkü bu ülkelerde insanlar gelirlerinin daha büyük bölümünü gıdaya harcıyor ve çoğu tahıl ile gübreyi ithal ediyor. Petrol fiyatlarının yükselmesi bu ülkelerde hızla gıda kıtlığına dönüşebilir. 💡 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Neden her iki beyaz yakalı kadından biri istifayı düşünüyor? URL: https://www.fayn.press/neden-her-iki-beyaz-yakali-kadindan-biri-istifayi-dusunuyor/ Last updated: 2026-03-18T12:14:17.000Z Sabah alarmıyla uyanan, trafiği göze alan, toplantı üstüne toplantı yöneten, yüksek eğitimli, güçlü ve bağımsız o kadını tanıyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında her şeye sahip görünüyor: Ekonomik özgürlük, kariyer basamakları, saygın bir unvan… Ancak [FutureBright](https://futurebright.com.tr/research/?ref=fayn.press)’ın [SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği](https://sesdernegi.org/?ref=fayn.press) işbirliği ile yaptığı son araştırması, bu parlak tablonun arkasındaki derin çatlağı gün yüzüne çıkardı. Beyaz Yaka Kadınlar araştırması, beyaz yaka kadınların devasa bir içsel çatışma yaşadığını gösteriyor. Verilerin ortaya çıkardığı bir paradoks var: Beyaz yakalı kadınlar için çalışma hayatı bir varoluş meselesi ama aynı kadınların yarısından fazlası “Eğer para kazanmak zorunda olmasaydım bugün istifayı basar, evimin kadını olurdum” diyor. ## Hem varoluşun kendisi hem de kaçıp gitme isteği Beyaz yakalı kadınlar için iş, sadece ay sonu yatan bir maaş değil. Veriler, çalışmanın bir varoluş biçimi olduğunu söylüyor. Kadınların büyük bir kısmı için çalışmanın anlamı kendini gerçekleştirme, toplumda değer görme ve kimlik inşası demek. Başarı hissi (%17), saygı görme arzusu (%15), sosyal statü sahibi olmak (%12) ve kariyerin zirvesine ulaşıp kendini kanıtlama tutkusu (%13) birleştiğinde, iş hayatı bir geçim kapısından ziyade bir kimlik inşasına dönüşüyor. _This post is for subscribers only._ ### Gönlünce dans eden pembe montlu minik star bize ne söylüyor? URL: https://www.fayn.press/gonlunce-dans-eden-pembe-montlu-minik-star-bize-ne-soyluyor/ Last updated: 2026-03-11T09:54:31.000Z Ağrı, Taşlıçay Yukarı Düzmeydan İlkokulu’ndan yansıyan amatör bir çekim Türkiye’de viral oldu. İnsanları duygudan duyguya sürükledi. Namı Çin’e kadar uzandı. Son günlerde aniden parlayan “Kabe’de hacılar” ilahisinin bir okul bahçesinde çalınması ve 15 kadar çocuğun nizami bir biçimde dizilip koro halinde bunu söylemesi anına tanık olduğumuz videoda, bahçedeki diğer öğrenciler de koroya eşlik ediyor. Videoda nizamı ve hegomonik akışı bozan unsursa bizim pembe montlu minik star. Videodan bizim starı çıkardığımızda, gördüğümüz tablo toplumun bir kesimi için biraz ürpertici. Video, sosyal medyaya ilk yansıdığında paylaşımların altına gelen yorumlar da bu nedenle üç ana eksene ayrılıyor: Only pozitif vibes: “Ayy çok tatlı 100\. kez izliyorum.” Optimist: “Erdoğan’ın kültürel hegemonya baskısını tepetaklak etti.” Pesimist: “Hiç gülünecek bir şey değil, korkunç! Okulun haline bak! Yazık bu çocuklara.” ## Viralite, algoritma ve disiplin toplumunda istisnanın kaderi ne olur? Türkiye son yıllarda temel değerleri çatlar, kurumları ortadan kalkarken pasif agresif muhalefetini sosyal medyadan sinizme sığınarak yaptı. Bu durumdan mizahın ayakta tutma gücü diye direniş de çıkarabilirsiniz, toplumsal muhalefet kanallarının (sivil toplum, örgütlülük, basın özgürlüğü vb.) tıkandığı aşamada insanların sinizme kaydığı eleştirisini de yapabilirsiniz. _This post is for subscribers only._ ### İran’ın yeni dinî lideri Mücteba Hamaney: İranlılar hanedan mı seviyor? URL: https://www.fayn.press/iranin-yeni-dini-lideri-mucteba-hamaney/ Last updated: 2026-03-12T19:42:14.000Z İran’da ölen dinî lider Ayetullah Ali Hamaney’in yerine yeni lider olarak oğlu Mücteba Hamaney seçildi. Duyan da İranlılar hanedan seviyor sanacak. Kardeşim İranlılar hanedan sevse Pehlevi hanedanını devirmezdi. [Hatırladınız değil mi?](https://www.fayn.press/iranda-sah-geri-gelir-mi-tarihin-en-kisa-omurlu-palavrasi/) Pehlevi hanedanını yıkan ve Mücteba’nın dün en üst makamına seçildiği bu İran rejimini kuran İslam Devrimi’nin üstünden sadece 47 yıl geçti. Pehlevi hanedanını devirmek için düzenlenen gösterilerde kurşunlanarak ölen binlerce insan İran rejiminin propagandasını yapmayı çok sevdiği Beheşti Zehra Mezarlığı’nda yatıyor. Tiranları ve hanedanları yıkmak için yapılan bir devrimin üzerinden daha yarım asır bile geçmeden, yeni bir hanedanlığın temelleri atılırken ne düşünüldü acaba? Halbuki bizzat rejimin içinden, muhafazakarından reformcusuna, din adamından milletvekiline yüzlerce insan yıllardır sizi uyardı da yapmayın, etmeyin diye… ## Uyarılara kulak asmadılar İran'ın yeni lideri Mücteba’nın desteklemek için elinden geleni yaptığı, hatta seçimlere hile katmak için organizasyon bile kurduğu Ahmedinejad’ın kazandığı 2009 cumhurbaşkanı seçimlerindeki iki reformcu aday, Humeyni zamanının başbakanı Mir Hüseyin Musavi ve eski Meclis Başkanı Mehdi Kerrubi, Şubat 2011’de yayınladıkları bir açık mektupla uyarıda bulunmuşlardı. Musavi ve Kerrubi, mektuplarında *“Devrimden 30 yıl sonra halkın şimdi din adına monarşik bir sisteme dönülmesinden endişe duymaya başlaması acı verici,”* demişlerdi. İran İslam Devrimi’nin önde gelen birkaç teorisyeninden ve dinî​​ liderinden biri olan Ayetullah Murtaza Motaharri’nin oğlu, muhafazakar milletvekili Ali Motaharri de X’te yaptığı bir paylaşımla uyarıda bulundu. Motaharri, İmam Hüseyin’in halifeliği gasp eden Muaviye’nin halifeliğine 13 yıl ses çıkarmadığını, ama Muaviye halifeliği hanedanlığa dönüştürünce ona isyan ettiğini söyledi. Motaharri, *“İmam Hüseyin eğer isyan etmezse, kendisinin ve yanındakilerin kanı bu dava için akıtılmazsa, İslam'dan bir eser kalmayacağını biliyordu. Dolayısıyla, benzer bir durumla karşı karşıya kalırsak, kayıtsız kalmamak bizim görevimizdir.”* diyerek açıkça böyle bir girişim karşısında sessiz kalmayacaklarını belirtti. Bakalım şimdi ne yapacaklar? ## Yetersizlik babadan oğula miras Mücteba’nın babası Ali Hamaney de Humeyni’nin (doğal) ölümü sonrasında onun yerine lider seçildiğinde dinî bakımdan gerekli yeterliliğe sahip değildi. Hamaney, lider seçildiği 1989’da, Şii dinî hiyerarşisinde orta düzey bir din adamı yani Hüccetülislam idi. Ama devrimden önce ve devrim yıllarında Humeyni’nin yakın çevresinden biri olmuş, devrimden sonra devlette önemli görevler üstlenmişti. _This post is for paying subscribers only._ ### İbrahim Kaboğlu: “Yargı, demokratik siyaseti bitirmenin aracı haline getirildi” URL: https://www.fayn.press/ibrahim-kaboglu-yargi-demokratik-siyaseti-bitirmenin-araci-haline-getirildi/ Last updated: 2026-03-12T20:32:44.000Z İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu hem bugüne dek on binlerce öğrenci yetiştirmiş bir anayasa hukuku hocası, hem CHP’de bir dönem milletvekilliği yapmış bir siyasetçi hem de şimdi İstanbul Baro Başkanı… Göreve geldikten sadece birkaç hafta sonra Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında, Suriye'de yaşamını yitiren gazeteciler hakkındaki açıklamalar gerekçe gösterilerek, “basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak” ve “basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlarından 12’şer yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. 9 Ocak’ta mahkeme heyetinin oybirliğiyle verdiği kararla beraat ettiler. Baro başkanlığı koltuğuna oturduğundan beri ilk kez böylesine kapsamlı bir söyleşi veren ve bugüne nasıl geldiğimizi konuştuğumuz Prof. Kaboğlu’na göre, 9 Mart’ta başlayan mahkemede adil yargılama olması güç ama imkansız değil. **Bugün Türkiye’de tutuklu yargılamanın olağanlaştığı, Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmadığı, sanık ifadelerinin, mahkeme kararlarının dakikalar içinde medyaya yansıdığı, gazetecilerin, avukatların tutuklandığı, kamuoyu araştırmalarına göre halkın adaletsizlik algısının yükseldiği bir dönemdeyiz. Türkiye'de hukukun durumunun bir fotoğrafını çeker misiniz?** **Buraya nasıl geldik?** Bugün Türkiye’de mahkeme kararları uygulanmıyor. Bir yandan suçlular cezasız kalırken öbür yandan sırf belli bir partiye mensup olduğu için, sırf belli kanaate sahip olduğu düşünüldüğü için, belli kesimlere mensup olduğu için insanlar hapse atılıyor. Bütün bunların özündeyse siyasal sorumluluğun ortadan kalkması yatıyor, bu da idari, cezai ve hukuki sorumluluk yollarının işletilmesini engelliyor. Bugün yaşadığımız şey, hukuksuzluk ve buraya nasıl geldiğimizi anlamak için 2017 yılını merkeze koymalıyız. 2017’de Cumhuriyet tarihinin en kritik kırılması yaşandı. **2017’deki o kritik kırılma neydi?** Türkiye’de anayasal gelişmeler iki ayrı hatta ilerledi: 1987–2005 özgürlükleri genişletti, 2017 iktidarı kişiselleştirdi. 1960, 1971 ve 1980 darbelerinden sonra tepki, etki ve sonra düzelmeye doğru bir olağanlaşma oldu. 1982 Anayasası'na karşı çıktık, 1987’den 2005’e uzanan dönemde yapılan anayasal değişikleri hak ve özgürlükleri genişletmeye dönük bir çizgi izledi, özünde toplumsal dinamikler, mecliste uzlaşma arayışı vardı. 2005, Türkiye'de siyasetin ve anayasacılığın geldiği bir zirve oldu; iktidar nasıl sınırlandırılır, hak ve özgürlükler nasıl güvence altına alınır sorularının yanıtları aranıyordu. 2007’den itibaren yön değişti, iktidar yönünde güçlü eğilim doğdu. 2007, 2010, 2017’de sandık kullanıldı, demokratik bir görüntü verildi ama sandığın araçsallaştırılması, istismarı söz konusu oldu. Toplumsal dinamikler yoktu, hep tepeden dayatıldı. 2017’de ise benim reddi miras dediğim olay yaşandı. **Reddi mirastan kastınız nedir?** 2017 referandumu ile birlikte bambaşka bir anayasal düzleme geçildi. Hükûmet lağvedildi, Osmanlı’nın ve Cumhuriyet’in mirası reddedildi. 1\. Orhan’dan, Fatih’ten bu yana siyasal iktidarı düzenleyen, paylaşan yapılar, padişahın devletin başı olması, sadrazam başkanlığında Divan-ı Hümayun ile işleyen iki kanatlı yönetim modeli ortadan kalktı, 700 yıllık gelenek silindi. Parlamenter rejim kaldırıldı. Meclis’in yürütme üzerindeki kontrol mekanizmaları büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Güvenoyu olmadığı gibi gensoru ve siyasal sorumluluk mekanizmaları kaldırıldı. Yargı bağımsızlığının kurumsal güvencesi kaldırıldı. Yargı teşkilatının en üst düzenleme ve denetleme mercii olan Hâkimler ve Savcılar Kurulu'nun yapılandırılma tarzı ile yargı erki, Cumhurbaşkanı ve partisinin güdümüne konuldu. İktidar kişiselleşti. Hesap verebilirlik ilkesi geçersiz hale geldi. Anayasal denge ve denetim düzeneği kaldırıldı. Bakanlar Kurulu kaldırıldı. Cumhurbaşkanı aynı zamanda parti genel başkanı oldu. Devlet başkanlığı + yürütme + parti liderliği aynı kişide birleşti. Bu üçlü füzyon tarihimizde ilktir. Ben 2017 değişikliğini üç kişiye bağlıyorum: Sürecin faktörü, aktörü ve antrenörü. Faktörün adını anmaya gerek yok. Aktör Sayın Bahçeli, 2016 darbe girişimi sonrası 16 Ekim 2016'da yaptığı konuşmayla düğmeye bastı ve “Cumhurbaşkanı suç işliyor, Anayasa’ya uymuyor. Ya Cumhurbaşkanı Anayasa’ya uysun ya da Anayasa’yı Cumhurbaşkanı'na uyduralım” dedi. 6 ay sonra 16 Nisan 2017'de olağanüstü ortam ve koşullarda halk oylamasıyla bir anayasa değişikliği yapıldı. Antrenör de malum. Şu anda aktör ve antrenör bu süreci yönetiyorlar. **Bu noktaya gelirken başka dönüm noktaları nelerdi?** Anayasasızlaştırma adını verdiğimiz süreç 2013'te zirve yaptı. Ondan sonra meydan okunmaya başlandı. 2014'te halk oyuyla cumhurbaşkanlığına seçilen başbakan “Parlamenter rejimi bekleme odasına aldık” dedi. 2016 darbe girişiminden sonra “AYM’ye saygı duymuyorum” dendi. Bahçeli “AYM’yi kapatalım” dedi. Sonra hakimler AYM kararlarını uygulamamaya başladılar. 2017 sonrası Türkiye’de üç ayrı anayasal alan oluştu: Demokratik, otoriter ve keyfi. **Nedir bu demokratik, otoriter ve keyfi anayasal alanlar?** Anayasa’daki hak ve özgürlükler demokratik hükümler alanını oluşturuyor. Ama 2017'de hükümetin ve siyasal sorumluluğun kaldırılmasıyla otoriter bir alan yaratıldı. Cumhurbaşkanının aşırı yetkilendirilmesi üçüncü bir alanı yarattı: Fiili–keyfi alan yani uygulamada oluşan anayasa dışı pratikler… Cumhurbaşkanlığına tanımlanan yetkiler, cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle açılan fiili – keyfi bir alan oldu. Mesela bütçe yetkisi ve görevi tek başına Cumhurbaşkanı’na aittir. Ne var ki, Cumhurbaşkanı bütçeyi sunmak için hiç Meclis’e gelmedi ama Türkiye'de olduğu her hafta çarşamba günleri gelip parti grubuna konuşuyor. O konuşurken de milletvekilleri, partililer, bakanlar, cumhurbaşkanı yardımcısı kendisini ayakta alkışlıyor. Oysa bu yeni kurguda bakanlar artık siyasal merci değiller, meclise karşı sorumlulukları yok, cumhurbaşkanına karşı sorumlulukları var. Seçilmiş değil, atanmış kişiler oldukları halde siyasetin içinde yer alıyorlar, AK Parti grup toplantılarına ve kongrelerine katılmak başta gelmek üzere, siyasal faaliyetlerde bulundular. _This post is for paying subscribers only._ ### Sandıktan Silivri’ye: İmamoğlu davasında bir yılda neler oldu? URL: https://www.fayn.press/sandiktan-silivriye-imamoglu-davasinda-bir-yilda-neler-oldu/ Last updated: 2026-03-12T19:42:24.000Z 2019’da “Her şey çok güzel olacak” diye yola çıktığında siyaset yolculuğu sadece beş yıl öncesine dayanıyordu. 2014’te CHP ile Beylikdüzü’nü kazandı. İstanbul’da AK Parti’den alınan tek ilçeydi. Pek önemsenmedi, dikkat çekmedi. Dikkatleri üzerine toplaması için AK Parti’nin kalesini yıkması, Erdoğan’ın elinden “aşkım” diye tarif ettiği İstanbul’u alması gerekecekti. 2019’da Beylikdüzü Belediye Başkanı’yken CHP’den İBB’ye aday gösterildi. Bir değil, iki değil, tam üç kez seçim kazandı. Önce 2019’da eski başkan Binali Yıldırım’ı, sonra 2024’te eski Bakan Murat Kurum’u yenilgiye uğrattı. 2019’da Erdoğan’ın “topal ördek” dediği Ekrem İmamoğlu, 2024 seçiminde bu kez 39 ilçenin 26’sını kazanıp belediye meclisinin de çoğunluğunu alarak reisin “aşkıyla” ilişkisini zedeledi. 2023’te, genel seçimi altın tepside Erdoğan’a sunan dönemin CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na bayrak açtı. Seçim yenilgisinin ardından “Değişmeyen tek şey değişimdir” diyerek düğmeye bastı. “Delegeler Kılıçdaroğlu’nda, Atatürk mezardan çıkıp gelse deviremez” denilen kurultayı İmamoğlu’nun desteklediği Özgür Özel kazandı. Bu değişimle birlikte ivme kazanan CHP, 2024 yerel seçimlerinde büyük bir başarı elde etti. Ve bu başarıda önemli rolü olan Ekrem İmamoğlu artık cumhurbaşkanlığı adaylığına yürüyordu. CHP ön seçim kararı alıp Ekrem İmamoğlu’nu aday gösterdi. Deniz Baykal, Kemal Kılıçdaroğlu, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi isimlerle yarışan Erdoğan ve iktidar cephesi İmamoğlu’yla yarışmak istemiyordu. Hakkında onlarca soruşturma açılan, sık sık ifadeye çağrıldığı için adliyeyle haşır neşir olan İmamoğlu, üzerine gelen çığın farkındaydı. Fayn’ın elde ettiği bilgilere göre Ekrem İmamoğlu, hakkındaki yolsuzluk ve terör soruşturmasını biliyordu. 15 Mart 2025’te yaptığı konuşmada "Etrafımdakileri suçlu ilan etmeye çalışacaklar, beni hapse atmaktan bile bahsediyorlar" demişti. Bahsedilen oldu. 19 Mart’ta binlerce polisin eşliğinde evinde gözaltına alındı. 23 Mart’ta da CHP’nin cumhurbaşkanlığı ön seçimini yapacağı gün tutuklandı. Şimdi bu sürecin nasıl başladığına, neler yaşandığına birlikte bakalım. ## İmamoğlu’na doğru adım adım… İmamoğlu’nun tutuklanmasına kadar giden adliye süreci, geçen günlerde [Adalet Bakanı yapılan Akın Gürlek’i](https://www.fayn.press/portre-kariyer-yolu-tartismali-kararlarla-dosenen-yeni-adalet-bakani-akin-gurlek/)n 9 Ekim 2024’te İstanbul’a başsavcı yapılmasıyla başladı. Hakimlik döneminde “Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararına uymamak” gibi onlarca tartışmalı karar verdikten sonra Adalet Bakan Yardımcılığı ile ödüllendirilen Gürlek, yeniden İstanbul Adliyesi’ndeydi. Yargı tarihinde ilk kez, bir hakim önce bakan yardımcısı sonra da başsavcı oluyordu. Kariyer basamaklarını daha önce görülmemiş şekilde tırmanan Gürlek’in ilk hedefi Esenyurt Belediyesi oldu. “Kent uzlaşısı” adı verilen soruşturmada Belediye Başkanı Ahmet Özer, PKK ile bağlantılı olduğu iddiasıyla tutuklanıp yerine kayyum atandı. İktidarın “Öcalan’la görüştüğü” dönemde CHP, yasal parti olan DEM ile seçim ittifakından dolayı cezalandırılıyordu. Kent uzlaşısıyla İmamoğlu’na “terör” suçlamasının kapısı aralanırken, “yolsuzluk” da ihmal edilmedi. Önce Beşiktaş, sonra da Beykoz Belediyesi’ne operasyon düzenlendi. İki belediyenin başkanı da yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandı. ## Operasyon saatini bile biliyordu Soruşturmanın artık İmamoğlu’na doğru ilerlediği dilden dile konuşuluyordu. Hatta operasyon yapılacağı bilgisi bile sızmıştı. Hakkındaki soruşturmaları öğrenen İmamoğlu, operasyon gününü hatta saatini de biliyordu. İftar sofrasında diplomasının iptaline tepki verirken ertesi gün kapısının çalınacağından haberdardı. _This post is for paying subscribers only._ ### Abdullah Çatlı’nın filmde anlatılmayan kanlı, korkunç ve korkak hikayesi URL: https://www.fayn.press/abdullah-catlinin-filmde-anlatilmayan-kanli-korkunc-ve-korkak-hikayesi/ Last updated: 2026-03-26T14:48:21.000Z *“Kapıyı çaldık, kapı açılır açılmaz içeriye girdik, hepsini yere yatırdık, ne yapacağımız konusunda talimat almak için Abdullah’a birini gönderdik. Abdullah eter ve pamuk göndermiş, ‘Hepsini teker teker bayıltıp öldürelim’ demiş. Dışarıya çıkıp arabada bekleyen Abdullah’la konuştum: ‘Evde öldürmek zor olacak, ikişer ikişer götürüp öldürelim’ dedim, ‘Olur’ dedi. İki kişiyi büyük reisin arabasına bindirip Eskişehir yoluna götürdük, müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp kafalarına ateş ettik, geri döndük. Böyle zor olacağını anlayınca Abdullah, ‘Tek tek boğalım bunları’ dedi. Bir tanesini zorla boğdum, diğer dördünü bu şekilde öldürmek zor olacaktı. Arkadaşları gönderdim, sonra da sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsini boşalttım, silahı da götürüp Abdullah’a verdim.”* Bu kan donduran sözler, 1978 yılının 8 Ekim gecesinde yaşanan Bahçelievler Katliamı’nın faillerinden Haluk Kırcı’nın Sıkıyönetim Mahkemesi’nde verdiği ifadeden alındı. Katliam, 12 Eylül öncesinde işlenen siyasi cinayetlerin belki de en vahşisiydi. Ülkücü Gençlik Derneği bağlantılı silahlı bir grup, Türkiye İşçi Partisi üyesi gençlerin yaşadığı bir evi basmış; yedi genç, Kırcı’nın ifadesinde anlattığı şekilde öldürülmüştü. Katliamı bir arabanın içinde yöneten ve Kırcı’nın ifadesinde “Abdullah” olarak adı geçen kişi ise o olaydan 18 yıl sonra, bu kez içinde bir milletvekili ve bir emniyet müdürünün olduğu bir başka arabada ölecekti. ## 70’lerin karanlık ismi 1990’larda ortaya çıktı Balıkesir’in Susurluk ilçesinde 3 Kasım 1996 günü meydana gelen bir trafik kazası, özellikle 90’larda çokça konuşulan ancak kanıtlanamayan derin devlet ilişkilerini gün yüzüne çıkarmıştı. Bir kamyonun çarptığı lüks araçta milletvekili Sedat Bucak, eski emniyet müdür yardımcısı Hüseyin Kocadağ, Mehmet Özbay kimliğini taşıyan bir şahıs ve manken Gonca Us vardı. Kocadağ, Özbay ve Us kazada ölürken Bucak yaralı kurtuldu. Bucak’ın milletvekili olması dolayısıyla kazaya medyanın ilgisi yoğundu. Ancak birkaç saat sonra görüldü ki asıl haber Sedat Bucak’ın kaza yapmasında değil, Mehmet Özbay’ın gerçek kimliğinde saklıydı. Mehmet Özbay sanılan kişi, Bahçelievler Katliamı’nın azmettiricisi, Interpol tarafından çeşitli suçlardan aranan Abdullah Çatlı’dan başkası değildi. Devlet-siyaset-mafya bir aradaydı. 1990’lı yıllarda, organize suç örgütü liderlerinin devlet ve siyasetle açıkça ilişki kurması, yan yana fotoğraf vermeleri ya da siyasetçilerin mafya liderlerinin salıverilmesi için açıklama yapmaları normal karşılanmıyordu. Susurluk’ta ortaya çıkan tablo tek kelimeyle skandaldı. Abdullah Çatlı da aylarca hatta yıllarca manşetlerden düşmeyen bu skandalın baş aktörüydü. 1980 öncesi dönemin karanlık ismi, 1990’larda bir kez daha gündeme gelmiş, herkes aynı soruyu sorar olmuştu: Kim bu [Çatlı](https://www.fayn.press/etiket/abdullah-catli/)? ## 21 yaşında, Ülkü Ocakları’nın başında Türk organize suç örgütü lideri, mafya lideri, derin devlet ajanı, kontrgerilla mensubu… Wikipedia’daki Abdullah Çatlı maddesinin ilk cümlesinde bu sıfatlar kullanılıyor. Derin (!) faaliyetlerini biraz deşince ise Çatlı’yı anlatmak için daha fazla sıfata gerek duyuluyor. Türkiye’nin yakın tarihinin en karanlık simalarından biri olan Çatlı, 1956 Nevşehir doğumlu. Türkiye’de o yıllarda doğmuş herkes gibi Çatlı’nın da gençlik dönemi, sağ-sol kavgasının kanlı yıllarına denk gelmişti. Henüz 20’li yaşlarının başında MHP’nin gençlik tabanı içinde sivrilmiş, 21 yaşında Ülkü Ocakları Ankara İl Başkanı, 22’sinde Ülkücü Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcısı olmuştu. Devletin resmi kayıtlarına giren ilk suçlarını da yine aynı yıllarda işledi. Susurluk Skandalı’nın ortaya çıkmasından hemen sonra CHP Konya Milletvekili Nezir Büyükcengiz’in verdiği soru önergesini yanıtlayan dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener, Çatlı’nın kabarık sicilini anlatmaya şöyle başlıyordu: *“Abdullah Çatlı hakkında, 27.2.1977 tarihinde Ankara Emniyet Müdürlüğünce 6136 Sayılı Kanun’a muhalefet, polise ateş etmek ve suç aleti tabancayı saklamak suçundan işlem yapıldığı…”* Bu suçlar, Çatlı’nın daha sonra işleyeceklerinin yanında vakayı adiyeden sayılacaktı. ## Doç. Dr. Bedrettin Cömert cinayetinin azmettiricisi 11 Temmuz 1978 günü saat 8.45 sıralarında Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Sanat Tarihi hocası Doç. Dr. Bedrettin Cömert, Ankara Gaziosmanpaşa’daki evinden çıkmış, arabasına doğru yürüyor, İtalyan eşi Maria da onu takip ediyordu. O günlerde ikisi de tedirgindi. Sol görüşlü Tüm Öğretim Üyeleri Derneği’nin başkanlığını üstlenen Cömert, Hacettepe Üniversitesi’nde çıkan olayları araştıran komisyonun da başındaydı. Bu nedenle ölüm tehditleri alıyordu. _This post is for paying subscribers only._ ### Dünya ikiden küçük mü? URL: https://www.fayn.press/dunya-ikiden-kucuk-mu/ Last updated: 2026-03-10T08:32:15.000Z Merhaba *Fayn Haftalık* da herkes gibi Trump ve Netanyahu'nun dünyanın geri kalanı ne der, ne hisseder zerre umursamadan İran’a açtığı savaşı izlemeye ve anlamaya çalışıyor. Bu konuya bütün açılardan bakmaya çalıştık. İspanya’ya bağlandık. Tanıl Bora tartışmasını es geçmedik. Sürecin yeni aşamasına baktık. İktidarın millî parklarla alıp veremediklerini derledik. Hazırsanız başlayalım. İsrail ve ABD, İran’a savaş açtıktan sonra bilgi bombardımanı da başladı. Her gün yeni iddialar, analizler, askerî değerlendirmeler ortaya atılıyor. Ayşe Karabat, bu bilgileri ayıkladı, güvendiği analistleri dinledi, farklı kaynakları taradı. Süzgeçten geçirdiği tabloyu sunuyor. İşte savaşın ilk haftası. [İran: Savaşın birinci haftasında ne oldu?İsrail ve ABD, İran’a savaş açtıktan sonra bilgi bombardımanı da başladı. Her gün yeni iddialar, analizler, askerî değerlendirmeler ortaya atılıyor. Fayn bu bilgileri ayıkladı, güvendiği analistleri dinledi, farklı kaynakları taradı. Süzgeçten geçirdiği tabloyu sunuyor. İşte savaşın ilk haftası.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1157.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/iran-birinci-hafta_fayn.webp)](https://www.fayn.press/iran-savasin-birinci-haftasinda-ne-oldu/) İran Lideri Ayetullah Ali Hamaney öldürüldü. Peki Hamaney kimdi? Onu öldüren suikast hakkında ne biliyoruz? [Portre: İran, öldürüldüğünü doğruladı. Hamaney kimdi ve neden hedefteydi?İran’ın dini lideri Hamaney, devrimin doğal lideri değildi ama tam 36 yıldır ülkenin en güçlü insanı olarak koltuğu hiç bırakmadı. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarında hayatını kaybetti.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1158.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hamaney-portresi_fayn-8.webp)](https://www.fayn.press/hamaney-karizmasiz-liderlikten-mutlak-guce/) Ondan sonra ne olacağı 20 yıldır tartışılıyordu. Peki şimdi İran’ı ne bekliyor? [İran lideri Hamaney öldürüldü. Yerine kim geçecek?Bütün bu adayların ismi Hamaney’in doğal yollardan öleceği düşünülerek ortaya atılmıştı. Ancak savaşta ABD ve İsrail’in Hamaney’i öldürmesi başka bir durum. Zor oyunu bozar.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1160.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/Hamaney-o--ldu--ru--ldu---yerine-kim-gec--ti-3.jpg)](https://www.fayn.press/iran-lideri-hamaney-olduruldu-yerine-kim-gececek/) İran denince artık akıllara Trump, Hamaney ve savaş görüntüleri geliyor. Bütün bu toz dumanı aralayıp bakınca yıllarca Tahran’da görev yapan gazeteci Sami Oğuz’un aklına gelenler ise çok başka: İran’ın Cüneyt Arkın’ı Cihangir Gaffari, billur sesli Guguş, bütün şiirleri Türkçeye çevrilen Füruğ ve daha nicesi… [Bir ülkeye ağıt: İran denince aklıma gelenlerİran denince artık akıllara Trump ve öldürülen Hamaney gibi liderler ile savaş görüntüleri geliyor. Bütün bu toz dumanı aralayıp bakınca benim aklıma gelenler ise çok başka: İran’ın Cüneyt Arkın’ı Cihangir Gaffari, billur sesli Guguş, bütün şiirleri Türkçeye çevrilen Füruğ ve daha nicesi…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1156.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/irana-agit_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/bir-ulkeye-agit-iran-denince-aklima-gelenler/) ABD ve İsrail’in, İran’a karşı Kürt grupları sahaya sürmek istediği iddia ediliyor. İyi de ABD ile Kürt hareketlerinin ilişkisinde daha önce yaşananlar ne olacak? [ABD’den yeniden ‘Kürt kartı’ ama öncekiler ne olmuştu ki?ABD ve İsrail’in, İran’a karşı Kürt grupları sahaya sürmek istediği iddia ediliyor. Bu gruplardan biri de PKK’nın İran kolu PJAK. Ortadoğu’da Kürt hareketlerinin Washington’la ilişkisi ise sık sık aynı cümleyle hatırlanıyor: ‘‘İstihbarat operasyonları hayır kurumları gibi çalışmaz.’’![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1161.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/Amerikanin-Ku--rt-Karti-1-1.jpg)](https://www.fayn.press/abdden-yeniden-kurt-karti-ama-oncekiler-ne-olmustu-ki/) Bu Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji akışıyla, bizimle ve ekonomimizle ne ilgisi var? [Nedir bu Hürmüz Boğazı? Sizinle ilgisi ne?ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları başladı ve dünyanın deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin üçte birini göğüsleyen Hürmüz Boğazı’nda trafik durma noktasına geldi. Küresel enerji akışı için kritik bu geçiş noktası kapalı kalması bizi, elektriği, ısınmayı ve fiyatları nasıl etkiler?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1162.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hurmuz-bogazi_fayn-3.webp)](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/) ## *Cereyanlar* kitabı ve siyasi cereyan Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun başucu kitabı olarak Tanıl Bora'nın *Cereyanlar* adlı eserini anması yeni tartışma başlattı. Buna entelektüel bir tartışma demek isterdik ama sanki kitabın Türkiye siyasi tarihine katkısının sorgulanması gibi başlayan konu Türkiye'deki siyasi kötücüllüğün faturasının Bora'ya çıkarılmasına kadar vardı. Melike Argıt, bu noktada biraz geri çekilip *Cereyanlar*’a ve ortalıktaki öfkeye baktı. [Cereyanlar’ı siyasi cereyanlarla tartışabilir miyiz?Özel ve İmamoğlu’nun başucu kitabı dedikleri Tanıl Bora’nın Cereyanlar’ı neyi anlatıyor? Bu vesileyle her türlü siyasi kötücüllüğün faturasını Bora’ya çıkartanların geçirdiği öfke nöbetinin kökeninde ne var? Daha önemlisi, bu linç entelektüel üretim kapasitemiz hakkında ne söylüyor?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1163.png)FaynMelike Argıt![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/cereyanlar_fayn.webp)](https://www.fayn.press/cereyanlari-siyasi-cereyanlarla-tartisabilir-miyiz/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/divider-fayn-is-birligi.png) # Denizlerin sessiz katilleri: Hayalet ağlar ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/Hayalet_Ag_Gorsel.jpg) [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/orzax-logo_fayn.png)](https://www.orzax.com.tr/?ref=fayn.press) İ Ş B İ R L İ Ğ İ Y L E Unutulmuş ya da öylece bırakılmış balık ağları yani “Hayalet ağlar”, deniz yaşamını ve ekosistemi tehdit ediyor. Sadece 2024’te Türkiye’de 224 futbol saha denk genişlikte hayalet ağ toplandı. Bir başka tehlike de plastikler. Yılda 100 bin deniz memelisi plastikler yüzünden ölüyor. Denizler insan sağlığı için çok faydalı olan Omega-3’ün de ana kaynağı. [Orzax](https://orzax.com.tr/?ref=fayn.press) da 3 Mart Dünya Omega 3 Günü'nde Mavi İz projesiyle bu tehlikeye dikkat çekti. Denizin altından hayalet ağlar toplandı. Çıkan ağlar, sanatçı Büşra Kölmük tarafından bir heykel haline dönüştürüldü. [Denizlerin sessiz katilleri: Hayalet ağlarUnutulmuş ya da öylece bırakılmış balık ağları yani “Hayalet ağlar”, deniz yaşamını ve ekosistemi tehdit ediyor. Sadece 2024’te Türkiye’de 224 futbol saha denk genişlikte hayalet ağ toplandı. Bir başka tehlike de plastikler. Yılda 100 bin deniz memelisi plastikler yüzünden ölüyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1164.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hayalet-aglar_fayn.webp)](https://www.fayn.press/denizlerin-sessiz-katilleri-hayalet-aglar/) ## Sürecin ikinci aşaması aşılabilir mi? Meclis Süreç Komisyonu görevini ifa etti. Raporunu da tamamladı. PKK lideri Abdullah Öcalan da 27 Şubat çağrısının yıldönümünde yeni aşamayı ilan etti: Demokratik entegrasyon. “Yasal statü” meselesi önümüzdeki günlerin en önemli bir ayağı. Önemli olmasına önemli de kolay bir aşama mı? İşte orası biraz karışık. *Fayn* Ankara muhabiri anlattı. _This post is for subscribers only._ ### İran: Savaşın birinci haftasında ne oldu? URL: https://www.fayn.press/iran-savasin-birinci-haftasinda-ne-oldu/ Last updated: 2026-03-10T08:32:20.000Z İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı savaş birinci haftasını dolduruyor. Savaşın açılış hamlesi, İran lideri [Ali Hamaney’in öldürülmesiydi.](https://www.fayn.press/adim-adim-hamaney-suikastinin-perde-arkasi/) ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarından anlaşıldığı kadarıyla Washington ve Tel Aviv’in öngörüsü şuydu: Başsız kalan İran devleti sarsılacak, güçlü misillemeler yapamayacak ve içeride halk hareketleri başlayarak rejim değişikliğine gidecekti. Ancak bu senaryo gerçekleşmedi. Yıllardır bir gün ağır bir saldırıyla karşı karşıya kalabileceğini hesaplayan İran devleti, üst düzey birçok yöneticisini kaybetmiş olsa da sistemin şimdilik çalışmaya devam ettiği görüntüsü veriyor. ## Trump’ın amacı Trump, her zaman olduğu gibi, hafta boyunca birbiriyle çelişen açıklamalar yaptı. Ancak son mesajlarından çıkan sonuç, İran’da doğrudan bir rejim değişikliği hedefinde ısrarcı olmadığı yönünde. Trump’ın hesabı farklılaşmış görünüyor. İran ekonomisinin büyük bölümü Devrim Muhafızları’nın kontrolünde. Trump, Devrim Muhafızları’nın siyasi ve ekonomik iktidarı kaybetmek istemeyeceğini, bu nedenle İran içindeki güç merkezlerinin, iktidarlarını koruyabilmek için ABD ile anlaşabileceğini varsıyor olabilir. Trump’ın kabul edebileceği minimum şartlarsa, İran’ın balistik füze programını terk etmesi ya da ciddi biçimde sınırlandırması, nükleer programını durdurması veya radikal biçimde kısıtlaması. Ayrıca Hizbullah gibi vekil güçlere verdiği desteği sona erdirmesi ya da en azından bunların gerçekleşeceğine dair güçlü ve doğrulanabilir taahhütler vermesi. Ancak Trump’ın hesap etmediği nokta, İran Devrim Muhafızları’nın ideolojilerine olan inancı. Ayrıca, İran yöneticilerinin bir kısmı, Trump’ın mantığına uygun davranmayı kabul etse bile, rejimin içindeki radikalleri ikna etme ihtimalleri çok düşük. ## İsrail’in amacı İsrail’in İran’da Trump’ın hayal ettiği gibi bir yönetimle yetinip yetinmeyeceği ise tartışmalı. ABD ve İsrail’in İran’a karşı açtıkları savaşta [İranlı Kürt grupların sahaya ](https://www.fayn.press/abdden-yeniden-kurt-karti-ama-oncekiler-ne-olmustu-ki/)sürülmek istenebileceğine dair haberlerin artması bu kuşkuları güçlendiriyor. Zaten savaş başlamadan altı gün önce 22 Şubat’ta beş İranlı Kürt örgüt bir araya gelerek hedeflerinin İran İslam Cumhuriyeti'ni devirmek ve Kürtlerin kendi kaderini tayin etmesi olduğunu açıklamıştı. _This post is for paying subscribers only._ ### Savaşın gölgesinde spor URL: https://www.fayn.press/savasin-golgesinde-spor/ Last updated: 2026-03-05T19:32:49.000Z Spor müsabakalarının her türlü durumda sürmesi, savaş veya yakın zamanda deneyimlediğimiz pandemide bile kesik yememesi dışarıdan bakıldığında oldukça tuhaf. Bir yanda artan güvenlik endişeleri, kapanan hava sahaları ve sarsılan ekonomiler dururken diğer yanda spor takvimleri işlemeye devam ediyor. Modern sporun devasa ekonomik yapısı bu sürekliliğin temel nedenlerinden biri. Çünkü yayın ve sponsorluk anlaşmaları yürürlükte kalmayı sürdürüyor. İşin sosyal boyutunu ise yalnızca insanların eğlenme ihtiyacıyla açıklamak mümkün değil. Zira spor, kriz anlarında birden fazla rol üstleniyor. Bazen toplum için moral ve dayanışma alanına, bazen de devletlerin elinde propaganda veya meşruiyet aracına dönüşüyor. Yani bir bakıma siyasetin alanına da kayıyor. Modern spor organizasyonlarının kaderini belirleyen bir diğer önemli faktör de dünyanın tüm bu karmaşası içinde intizamını yitirmeyen görünmez lojistik ağlar. Hava sahası izinleri, vize kısıtlamaları ve finansal ambargolar bir turnuvanın veya müsabakanın oynanıp oynanamayacağını tayin eden kritik unsurlara dönüşüyor. ## ABD-İran savaşı neleri etkiledi? Ortadoğu’da tırmanan savaşın spor üzerindeki etkisi yalnızca bölge takımlarıyla sınırlı kalmıyor. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından hava sahalarının kapanması ve seyahat kısıtlamaları birçok farklı branşta etki bıraktı. Geçen günlerde Fenerbahçe Beko başantrenörü Sarunas Jasikevicius, İran’ın misillemeleri sonrası iptal edilen uçuşlar nedeniyle Dubai’den bir süre ayrılamadı. Avrupa Futbol Şampiyonası ve Copa America şampiyonlarını karşı karşıya getirecek Finalissima maçının oynanıp oynanamayacağı tartışılırken, Cristiano Ronaldo’nun takımı Al-Nassr’ın Asya Şampiyonlar Ligi programı da iptallerden etkilendi. Hava sahalarının kapanması sporcuların, hatta antrenörlerin bile hareket kabiliyetini etkiliyor. Dubai’de turnuvaya giden Rus tenisçiler Andrey Rublev, Daniil Medvedev ve Karen Khachanov orada bir süre mahsur kaldıktan sonra sezonun ilk Masters turnuvası Indian Wells'e mecburen Türkiye aktarmalı geçiş yaptı. Milli tenisçilerimiz Ergi Kırkın, Mert Alkaya ve Yankı Erel'in de katıldığı, Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki Füceyre Açık, güvenlik endişeleri nedeniyle iptal edildi. Formula 1’in Bahreyn ve Suudi Arabistan yarışları için ekiplerin haftalar öncesinden bölgeye gitmesi gerektiği düşünüldüğünde organizatörlerin güvenlik ve lojistik kararlarını hızla almak zorunda olduğu görülüyor. 6 Mart'ta başlayacak Milano-Cortina Kış Paralimpik Oyunları’na gidecek sporcuların bir kısmı seyahat edemediği için Uluslararası Paralimpik Komitesi alternatif ulaşım çözümleri aramak zorunda kaldı. ABD Erkek Hokey Takımı, Dışişleri Bakanlığı’nın uyarısı sonrası Mısır’daki Dünya Kupası eleme turnuvasından çekildi. Katar’daki Dünya Dayanıklılık Şampiyonası (WEC) sezon açılışı ertelendi. Hindistanlı badminton yıldızı PV Sindhu da Dubai Havalimanı’nda günlerce mahsur kaldıktan sonra ülkesine dönebilenler arasındaydı. ## 100 günden az kalan Dünya Kupası'nda İran'ın durumu ne olacak? İran’ın 2026 Dünya Kupası süreci de kriz zamanlarında sporun nasıl sıkışabildiğini gösteren en güncel örneklerden biri. İran Milli Takımı elemeleri geçerek ülke tarihinde yedinci kez turnuvaya katılmaya hak kazandı. Ancak ev sahibi ülkelerden ABD ile artan gerilim, İran'ın akıbetini pamuk ipliğine bağlıyor. Meselenin siyasi olduğu kadar sportif boyutu da var. FIFA, dünyanın en büyük futbol organizasyonu için en katı kurallarını devreye sokuyor. Turnuvaya katılma hakkı kazandıktan sonra çekilen federasyonlar ağır para cezalarıyla karşılaşabiliyor veya gelecekteki turnuvalara alınmama riskiyle yüzleşebiliyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Kamu yararı sırası milli parklarda URL: https://www.fayn.press/kamu-yarari-sirasi-milli-parklarda/ Last updated: 2026-03-16T11:16:47.000Z Son dönemde çevreyle ilgili büyük tepki çeken, rant ve talan eleştirilerinin yükseldiği birçok düzenlemede iktidarın gerekçesi hep aynı: kamu yararı. Muğla’da tarihin en büyük acele kamulaştırmasında da öyleydi. Özel şirketlerin işlettiği termik santraller kömür çıkarsın diye, ocak ayında Milas’taki altı köyde, zeytinlikleri, tarlaları, evleri kapsayan 679 parsel için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla acele kamulaştırma [kararı çıkarıldı.](https://www.fayn.press/kamu-yarari-bunun-neresinde/) Son günlerde Antalya’da da bir özel işletmeyle ilgili kamu yararı gerekçesi [gündem oldu](https://bianet.org/haber/kas-limanagzinda-koruma-statusune-ragmen-eski-bakanin-sirketi-yol-acti-316581?ref=fayn.press). Kaş–Kekova Özel Çevre Koruma Bölgesi’ndeki Limanağzı’nda, koruma statüsüne rağmen kamu yararı gerekçesiyle zeytin ağaçları söküldü, yol açıldı. Yolun kullanım hakkı, eski Turizm Bakanı Erkan Mumcu’nun yönetim kurulu başkanı olduğu şirkete 29 yıllığına verildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilerek yasalaşan Milli Parklar Kanun Teklifi’nin maddelerinde de sıklıkla “kamu yararı” tanımı geçiyor. Teklif, milli parkları şirketlere açıyor, neredeyse asırlık işletim hakkı veriyor. Teklifte sözü geçen kamunun kendileri olmadığını düşünen çevre ve sivil toplum örgütleriyse bu teklifin iptal edilmesini istiyor. _This post is for subscribers only._ ### ABD’den yeniden ‘Kürt kartı’ ama öncekiler ne olmuştu ki? URL: https://www.fayn.press/abdden-yeniden-kurt-karti-ama-oncekiler-ne-olmustu-ki/ Last updated: 2026-03-08T11:24:39.000Z *“CIA, İran’da bir halk ayaklanmasını teşvik etmek amacıyla Kürt güçlerini silahlandırmak için çalışıyor.”* Günlerdir Amerikan basınında peş peşe bu yönde haberler yer alıyor. Bu iddiayı ilk duyuran medya kuruluşlarından [Axios, 3 Mart’taki haberinde](https://www.axios.com/2026/03/02/trump-iran-war-kurds-iraq?ref=fayn.press) *“Trump, İran’daki savaş çabaları kapsamında Kürt liderleri aradı”* başlığını kullandı. Haberde, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’a saldırının başlamasından bir gün sonra Irak’taki Kürt liderler Mesud Barzani ve Bafel Talabani ile telefon görüşmesi yaptığı, İran’la savaşın gidişatını ve sonrasındaki olası adımları konuştuğu anlatılıyordu. Daha sonra Trump’ın 3 Mart Salı günü de İran Kürdistan Demokratik Partisi (KDP-İ) başkanı Mustafa Hicri ile konuştuğu bilgisi geldi. Axios, [5 Mart’taki haberinde](https://www.axios.com/2026/03/05/iran-war-us-israel-kurds-cia-mossad?ref=fayn.press) de *“MOSSAD ve CIA destekli Kürtler, İran’daki savaşın bir sonraki aşamasına öncülük edebilir”* başlığını kullandı. Habere kaynak olarak, ABD ve İsrailli yetkililer ile İranlı Kürt gruplardan birinin üst düzey yetkilisi gösterildi. Şöyle denildi: *“Birkaç İranlı Kürt örgütünün militanları ülkenin kuzeybatısında İran rejimine karşı olası bir kara harekâtı için hazırlık yapıyor.”* [Bir ülkeye ağıt: İran denince aklıma gelenlerİran denince artık akıllara Trump ve öldürülen Hamaney gibi liderler ile savaş görüntüleri geliyor. Bütün bu toz dumanı aralayıp bakınca benim aklıma gelenler ise çok başka: İran’ın Cüneyt Arkın’ı Cihangir Gaffari, billur sesli Guguş, bütün şiirleri Türkçeye çevrilen Füruğ ve daha nicesi…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1148.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/irana-agit_fayn.webp)](https://www.fayn.press/bir-ulkeye-agit-iran-denince-aklima-gelenler/) ## “Silahlar savaş öncesi verildi” The New York Times, bu konudaki haberleri bir adım öteye taşıdı. [Haberinde](https://www.nytimes.com/2026/03/04/us/politics/kurds-trump-iran-war.html?ref=fayn.press), İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlayan savaşın öncesinde, CIA’in, gizli bir programla Irak'ta bulunan İranlı Kürt güçlerine küçük silahlar verdiğini yazdı. [CNN International](https://edition.cnn.com/2026/03/03/politics/cia-arming-kurds-iran?ref=fayn.press) da *“CIA, İran’da bir ayaklanmayı tetiklemek için Kürt güçlerini silahlandırmak üzerinde çalışıyor”* dedi, görüşmelerin aktif bir şekilde sürdüğünü haberleştirdi. CNN’e konuşan İranlı Kürt bir kaynak, bazı silahlı grupların ülkenin batısında eylemler yapmayı planladığını, bu grupların ABD ve İsrail'den destek beklediğini söyledi. Bölgedeki Kürtlerin İran'da belirli bir alanı ele geçirerek İsrail için "tampon bölge" oluşturma olasılığı üzerinde de konuşulduğu iddia edildi. ## “Silahlı Kürt gruplar İran’a girdi” iddiası Tüm bunlar tartışılırken savaşın beşinci gününde akşam saatlerinde Fox News, bir ABD yetkilisine dayandırdığı haberinde, “*Binlerce Iraklı Kürt savaşçı İran'a kara harekatı başlattı”* iddiasında bulundu ama hem İranlı hem Iraklı bazı Kürt gruplardan bu habere hızlı bir yalanlama geldi. İran Kürdistan Demokrat Partisi, *"Hiçbir gücümüz İran topraklarına girmemiştir; bu yöndeki iddiaları reddediyoruz"* diye açıklama yaptı. İran Kürdistan Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komele) de *"Güçlerimizin İran içine hareket ettiği ve girdiği yönündeki söylentiler doğru değildir”* dedi. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin ofisinden Aziz Ahmed de tek bir Iraklı Kürt’ün bile sınırı geçmediğini açıkladı. Ama son birkaç gündür ABD ve İsrail’in Irak sınırındaki İran güçlerini vurduğu, İran’ın da bölgedeki ayrılıkçılara yönelik saldırılar düzenlediği haberleri yoğunlaştı. ## PKK’nın İran kolu yine sahnede Savaş başlamadan altı gün önce bölgeden gelen bir haber dikkat çekiyordu. 22 Şubat’ta beş İranlı Kürt örgüt Tahran’a karşı ittifak yaptıklarını duyurdu. İttifakın adını da “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu” olarak açıkladılar. İttifakta yer alan grupları PKK’nın İran’daki kolu PJAK, İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komala) ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat) oluşturuyor. [Yaptıkları ortak açıklamada](https://www.bbc.com/turkce/articles/c795v1jq057o?ref=fayn.press) ana hedeflerini *"İran İslam Cumhuriyeti'ni devirmek ve Kürtlerin kendi kaderini tayin etmesi"* olarak duyurdular. PJAK zaten Tahran’a karşı İsrail’in yanında savaşmaya dünden razı. Haziran 2025’te, İsrail’in İran’a yönelik bombardımanıyla başlayan, İran’ın füzelerle karşılık verdiği ve ABD’nin yine İran’ı bombalamasıyla son bulan [12 Gün Savaşı](https://www.fayn.press/israil-iran-savasi-musaitseniz-bir-bombalayip-sonra-ateskes-yapacaktik/)’nda bunu açıkça ilan etmişti. Daha savaşın ilk günlerinde PJAK’ın lideri Hüseyin Yazdan Banah, [İsrail’i destekledikleri](https://www.birgun.net/haber/irana-karsi-savasmaya-haziriz-631707?ref=fayn.press) açıkladı, olası bir kara harekatı için de “Saldırıya katılmaya hazırız. Bölgede hakimiyeti kurmak için gerekeni yaparız" dedi. İran’da Kürtleri cepheye sürme planı ABD’de de tartışılıyor. Bunun kendilerine avantaj sağlayıp sağlamaması yanında bir “endişeleri” daha var. Onu da CNN’in güvenlik analisti ve Obama döneminin üst düzey Pentagon yetkilisi Alex Plitsas dile getirdi: *"Bir ayaklanma başarısız olursa ve ABD geri çekilirse, bunun Kürtleri terk etme algısına katkıda bulunacağına dair bir endişe var."* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/Kissinger-1.jpg) ABD'nin eski Dışişleri Bakanı Kissinger, ABD ile Kürtlerin ilişkilerinde derin iz bırakan bir isim. ## ‘İstihbarat operasyonları hayır kurumları gibi çalışmaz’ Plitsas’ın dile getirdiği bu düşünce sadece bir algı değil, birçok olguya dayanıyor. ABD, daha önce de Ortadoğu’da Kürt kartını kullandı ama sonra bir anda çekildi. Sonuçta akıllarda hep ta en başta ABD’nin ünlü Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in, Molla Mustafa Barzani’ye söylediği şu söz kaldı: *“İstihbarat operasyonları hayır kurumları gibi çalışmaz.”* Peki geçmişte neler yaşandı, ABD nerelerde ‘‘Kürt kartını’’ masaya sürdü, sonra ne oldu? ## Ortadoğu’da İngilizlerden ABD’ye miras II. Dünya Savaşı ortaya iki süper güç çıkarmıştı. Bir tarafta SSCB, diğer tarafta ABD. Washington’ın, SSCB’nin Ortadoğu’ya yayılma çabalarını engelleyecek politikalara ve araçlara ihtiyacı vardı. 1956’daki Süveyş Krizi, İngiltere’nin Ortadoğu’da misyonunu bırakmasına sebep oldu. Böylece ABD, kaçınılmaz olarak İngiltere’nin Ortadoğu’daki mirasını devraldı. Irak’ın SSCB ile yakınlaşmaya başlaması Washington’ın Irak Kürtleri ve liderleri Molla Mustafa Barzani ile ilk teması kurmasının ana sebebiydi. Barzani, 1960’larda Irak’taki ayaklanmalar sırasında ABD’den de yardım istemişti. Uzun yıllar ABD sadece sözlü destek vermekle yetindi. _This post is for paying subscribers only._ ### İspanya geri adım atmıyor: Tarihin doğru tarafında durmak URL: https://www.fayn.press/ispanya-geri-adim-atmiyor-tarihin-dogru-tarafinda-durmak/ Last updated: 2026-03-05T14:30:33.000Z ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta İspanya, diğer Avrupa ülkelerinden daha farklı bir tavır takındı. İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkeler Washington’ın İran’a yönelik saldırılarına desteklerini açıklarken İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, bu savaşta hiçbir şekilde yer almayacaklarını söyledi. ABD Başkanı Donald Trump bunun üzerine İspanya’yla ticareti sonlandırma tehdidinde bulundu. Fakat Sanchez geri adım atmayarak bir kez daha “Savaşa hayır” dedi. Irak işgalini kastederek aynı hataları tekrarlamayacaklarını açıkladı. ## ABD uçakları İspanya’yı terk etmek zorunda kaldı Bir NATO ülkesi olan İspanya’dan İran’a yönelik saldırılara ilk itiraz savaş ilanının hemen ardından geldi. _This post is for subscribers only._ ### Direniş çoğu zaman slogan atmaktan çok daha sessiz bir şey URL: https://www.fayn.press/direnis-cogu-zaman-slogan-atmaktan-cok-daha-sessiz-bir-sey/ Last updated: 2026-03-08T07:20:11.000Z > *“Kış Minneapolis’te bir zaman dilimi değil. Uzayın boyutları gibi bir şey, anlıyor musun? Zaman bir şekilde geçip gider ama Minneapolis’te kış hep kalır. Kutuplardaki donmuş toprak tabakaları gibi. Sadece bazen üzerini başka mevsimler gelip kaplar.”* Bunu bana arabama binen genç öğrenci Benito anlatıyor. Bu sabah onu okula götürmeye ben gönüllü oldum. Ailesi Guatemala’dan geldiği ve doğal olarak bir Guatemalalı gibi göründüğü için tek başına okula gitmesi güvenli değil. Kışın başından beri maskeli ICE ajanları göçmen gibi görünen, aksanlı konuşan insanları acımazsızca sokaklarda kovalıyor, arabalarının camlarını kırıp onları yaka paça dışarı çıkarıyor ve göz altına alıp Whipple Binası’na, oradan da başka göçmen kamplarına gönderiyor. Benito’nun anne ve babası da gözaltına alınmış. Neyse ki annesi birkaç gün önce salıverilmiş. Babasının ise sınır dışı edilmek üzere Teksas’a gönderildiğini söylüyor. Benito’nun uzayın boyutları derken ne anlatmak istediğini anlamıyorum. Arabamı sürerken flamingo pembesinden somon rengine bürünen gökyüzüne bakıyor ve uyanabilmek için benzinciden aldığım kahvemi içiyorum. Bugün hava yaldızlı kağıtlar gibi parlak olacak. Ve bu tehlikeli kışta yaldızlı kağıtlar kadar parlak havaya çıkıp birilerine yardım edebilmek için sadece mavi gözlerime ve “beyaz” tenime güveniyorum. Yine de kendi göçmenliğimin alameti farikası olarak gördüğüm annemin ördüğü sökük kazak beni ele veriyor. Torpido gözünün altında küçük bir nazarlık ve bir dua bana alaylı bir şekilde göz kırpıyor. Utanmasam Tarkan da çalacağım. Yan koltukta patlamış bir hava yastığı gibi duran anorağıma bakıp Benito’nun kış teorilerini dinlemeye devam ediyorum. Dinlermiş gibi demek daha doğru aslında. İçimden “hepimizin hava yastıkları patlamış” diye geçiriyorum. Bir buçuk ay önce Renee Good’un arabasının içinde, bir ICE ajanı tarafından vurularak öldürülmesinin ardından gördüğüm o kanlı hava yastığının görüntüsü gibi. Sanırım aynı gün hepimiz gidip bir ağaca tosladık ve mecazi hava yastıklarımız aynı anda patladı. ## Gerçek bir asi Dışarıdaki hava -20 derecelerde ki bu geçen haftaki -30’lar düşünüldüğünde bahar gibi. Buna rağmen arabanın içindeki hava tek kelimeyle bunaltıcı. Kaç saattir arabayla birilerini okula, işe, hastaneye taşıdığımı bilmiyorum. Paspaslar eriyen kar sularından ötürü rutubet kokuyor. Stop tabelalarında her duruşumda ojesi çıkmış parmaklarımla telefonumun Signal aplikasyonunu kaydırıyorum ve etrafta ICE var mı diye kontrol ediyorum. Güneş ışıkları karlardan yansıyarak gözlerimi yaşartıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/Minneapolis-Delal-Arya.jpeg) Göçmen oldukları için dışarı çıkmaya korkan insanları, gitmeleri gereken yerlere götüren binlerce gönüllüden biriyim. Farklı yönlere giden arabalarımızla gizli bir geçit töreninde gibiyiz. Bu bir bilim kurgu değil diye hatırlatmam gerekiyor kendime zaman zaman. Ama Star Wars’taki asiler gibi hissettiren mahalli dayanışma ağlarımız, evinden çıkamayan hastaları ziyarete giden gönüllü doktorlarımız, yeraltı alışveriş listelerimiz, kira yardımlarımız, rölantide çalışan birilerini bir yerden bir yere götürmek için bekleyen Millenium Falcon tarzı arabalarımız ve Star Wars’taki asilerin sembolüne benzeyen Asi Dalgıç Kuşu (Rebel Loon) çıkartmalarımızla çok da uzakta olmayan Orta Batı’da elimizden geleni yapıyoruz. Bu şekilde ben de direnişe destek verdiğimi düşünüyorum. _This post is for paying subscribers only._ ### Bir ülkeye ağıt: İran denince aklıma gelenler URL: https://www.fayn.press/bir-ulkeye-agit-iran-denince-aklima-gelenler/ Last updated: 2026-03-23T13:17:53.000Z Nihayet beklenen oldu, İran’a saldırı başladı. İran da elinden geldiğince karşılık veriyor. Ortalık toz duman, “uzmanlar” savaşın komuta merkezindeki generaller gibi ahkam kesiyorlar. Bütün bu toz duman içinde İran denince aklınıza ne geliyor? İran da dahil bütün dünyayı ateşe atmak isteyen Trump mı, “Benden sonra tufan” diyerek hareket etmiş ve öldürülmüş [Hamaney](https://www.fayn.press/hamaney-karizmasiz-liderlikten-mutlak-guce/) mi? Başını kaldıranı kurşunlayan İran Devrim Muhafızları mı, dünyanın etrafında turlayıp canını sıkana gözdağı veren ABD donanması mı? Bana sorarsanız İran denince aklıma Guguş geliyor, Yeşilçam’ın vurdulu-kırdılı filmlerinin aranan aktörü, İranlı Cüneyt, Cihangir Gaffari, onunla birlikte Türk sinemasına emek vermiş Nasır Melek Mutii, Beyk İmamverdi ve İrec Kadiri gibi oyuncular; yemeye doyamadığım, baklalı, üzümlü, ekşili pilavlar; kızım Yağmur’un çok sevdiği, leblebi tozundan yapılma tatlı nohitçi; Siirt fıstığının biraz iricesi tuzlu İran fıstığı; Hazar Denizi’nin yeşil kıyıları, Nevruz kutlamaları, İran sinemasının ölümsüz yönetmenleri Abbas Kiyarüstemi, Behram Beyzai; İran sinemasının ikiz starları Hediye Tehrani ve Niki Kerimi geliyor. Füruğ, Şamlu ve Sepehri gibi şairler geliyor. Hafız’ı, Sadi’yi, Hayyam’ı ya da Şahname yazarı Firdevsi’yi, Hayyam’ın rubailerini söylememe bilmem gerek var mı? ## Dört yapraklı yoncadan biri O Guguş ki, size nasıl tarif edeyim, Azeri bir anne-babanın kızıydı. Sanat hayatı 70’li yılların başında, 11-12 yaşında, Tahran eğlence hayatının merkezi Lalezar semtindeki gazinolarda programa çıkarak başladı. 1970’lerde İran'ın en sevilen şarkıcısıydı, zirvedeydi. Ama İslam Devrimi her şey gibi onu da toptan yasakladı: şarkılarının çalınmasını, yurt dışına çıkmasını… Sahneye çıkması söz konusu bile değildi. Ama yurtlarından sürülmüş, dünyanın dört bir yanına dağılmış İranlılar ve diğer milletlerden hayranları onun şarkılarını dinlemeye devam etti; Ebi, Hayede gibi sürgündeki diğer İranlı şarkıcılarla birlikte. _This post is for paying subscribers only._ ### Baba Anne Kız Kardeş Erkek Kardeş: Aynı dertler, farklı yerler URL: https://www.fayn.press/baba-anne-kiz-kardes-erkek-kardes-ayni-dertler-farkli-yerler/ Last updated: 2026-03-04T14:45:17.000Z İnsana dair en övünerek bahsettiğimiz şeylerden birisi sosyal bir canlı oluşu. Hepimiz kurduğumuz bağlarla değişiyoruz. O etkileşimler bazen daha iyi, bazen de daha kötü bir insana dönüştürebiliyor bizi. Fakat kiminle bağ kuracağımızın seçimi çoğunlukla bize ait. Sosyalleşebilme kabiliyeti, mesafe koyabilme maharetiyle birlikte geliyor sonuçta. Fakat büyük hem de çok büyük bir istisna var bu bağ kurma meselesinde. Hiçbirimizin seçemediği, öyle veya böyle kurmak durumunda kaldığı bir kan bağı duruyor hayatımızın tam ortasında. Kimi için kutsal, kimi için sahte; kiminin sığındığı liman, kiminin kaçtığı travma aile dediğimiz şey. Sinemanın ayrıksı yönetmenlerinden Jim Jarmusch da, yeni filmi *Father Mother Sister Brother*’da odağını toplumun en küçük yapı birimine çeviriyor. 2025 Venedik Film Festivali’nden Altın Aslan ile ayrılan film, Jarmusch’un o çok sevdiği parçalı anlatı yapısına geri dönüşünü de temsil ediyor. Film Amerika, İrlanda ve Fransa’da geçen üç farklı hikâye ile, ailenin evrensel anlamını sorguluyor. Koptu sanılan bağların aslında nasıl kök saldığını, ailenin sırtımızda taşıdığımız bir yük olup olmadığını ve kaçamadığımız aile buluşmalarının sıkıcılığını odağına alıyor. ## Sahte Rolex Popüler kültür, aile olma meselesini genellikle ya aşırı romantize edilmiş bir sevgi yumağı ya da toksik ve gürültülü bir savaş alanı olarak resmetmeye teşne. Jarmusch ise filmde aileyi mecburi bir birliktelik hâli olarak ele alıyor. Hikâyelerdeki karakterlerin tamamı, ebeveynlerinden uzaklaşmış ve tamamen kendi hayatını kurmuş çocuklardan oluşuyor. İki tarafın da birbirine yabancılaştığı durumları izliyoruz. Ancak Jarmusch’un zekice kurduğu diyaloglar ve uzun sessizlik anlarında bir şeyi fark ediyoruz: Ne kadar uzağa gitsek de, bağları kopardığımızı düşünsek de, her daim ebeveynlerimizin etkisini heybemizde taşıyoruz. _This post is for paying subscribers only._ ### Cereyanlar’ı siyasi cereyanlarla tartışabilir miyiz? URL: https://www.fayn.press/cereyanlari-siyasi-cereyanlarla-tartisabilir-miyiz/ Last updated: 2026-03-06T05:22:00.000Z Özgür Özel ve ardından Ekrem İmamoğlu'nun başucu kitabı olarak andığı Tanıl Bora'nın *Cereyanlar* adlı eseri, yeni bir entelektüellik tartışması başlattı. Sosyal medyada Bora'nın görüşleri, özellikle liberalliği ve anti-Kemalizmi üzerinden eleştirildi. Kitabın Türkiye siyasi tarihine katkısı sorgulandı. Hatta kimi tartışmalar Türkiye'deki her türlü siyasi kötücüllüğün faturasının Bora'ya çıkarıldığı bir öfke dalgasına dönüşmüş gibi görünüyor. Bu linç dalgasının hızına yetişmek kolay değil. Daha kitabın içinde ne olduğu, neden başucu kitabı sayıldığı ya da sayılamıyorsa hangi eksikleri bulunduğu sorulamadan, Bora’nın siyasi görüşlerine bakılarak kitap çoktan kof, geçersiz ve işe yaramaz ilan edildi. Türkiye’de siyaset bilimi okuyan öğrencilere, hele ki seçim arifesi ise, bayram toplaşmalarında veya gündelik konuşmalarda sıklıkla sorulan sorulardan biridir: “Madem okulunu okumuşsun, ne olacak bu Türkiye’nin hali?” Siyaset bilimine giriş, siyasi düşünceler tarihi, siyasal sistemler, sosyoloji gibi teorik ve tarihsel okumalardan beslenen bir müfredatı hemencecik gündeme, meclisteki kavgalara, seçim ittifaklarına ikame etmek kolay değil. Ama bunun ötesinde, belki gerekli de değil. Türkiye’deki ideoloji tartışmalarında sıklıkla düşülen bir hata siyasi ideolojiyi siyasi harekete indirgemek ve belki de kolaycılıkla hareketin tarihini, aktörlerini genellikle kronolojik olarak ortaya koyarken düşüncenin, sözün gelişimini dışarıda bırakmak olabilir. Mesela İslamcı düşüncenin kökenlerinin felsefi kaynaklarını sorgulamak, devletin bekasının söz konusu olduğu durumlarda her türlü kuraldan muaf tutulmasını savunan hikmet-i hükümet anlayışının İslamcı-milliyetçi bir anlaşmayla sağ popülizm ile sentezini araştırmak, neo-liberalizmin milliyetçiliğe başvurarak yerli ekonomiyi yeniden canlandırması pek de popüler okumalar olmayabilir. Bunun yerine, “Hocam caiz midir?” ortalamasına tutunan; hareketin, inancın, düşüncenin doğruluk-yanlışlık eksenindeki onayı tercih edilir görünüyor. Tanıl Bora’nın *Cereyanlar* kitabı ise, Türkiye’de örneğine az rastlanır bir biçimde bir düşünce tarihi kitabı olarak ideolojilerin tarihsel izlerini, sosyal bilimler ile haşır neşir olanlar için başucu kitabı olabilecek kadar sistematik bir şekilde analiz eden bir bakış açısı ortaya koyuyor. Daha basitçe söylersek, ne olacak hali dediğimiz Türkiye siyasetindeki düşüncelere popüler ideolojilerin tarihsel dönüşümü üzerinden bakıyor. ## *Cereyanlar* ne anlatıyor? Tanıl Bora’nın “Sunuş” yazısında da belirttiği gibi, bir siyasi tarih kitabından farklı olarak *Cereyanlar* politik olayların beraberindeki siyasi sözün ve düşüncenin izini sürerek Türkiye’deki popüler ideolojik ayrımları ortaya koyuyor. Kitap, modern anlamda ideolojik akımların oluşumunu anlamak için öncelikle Osmanlı’daki zihniyet yapılarını, hangi ihtiyaca cevaben üretildiklerini, kullandıkları düşünsel kaynakları sunarak başlıyor. Geç Osmanlı’da devleti kurtarma kaygısıyla ortaya çıkan endişeli, alarma geçmiş, aceleci siyasi dilin benzer kaygılarla ama farklı çözümlerle ortaya çıkardığı farklı cereyanlar ele alınıyor. _This post is for paying subscribers only._ ### “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” diyen kadınların ülkesi URL: https://www.fayn.press/basima-bir-sey-gelirse-intihar-demeyin-diyen-kadinlarin-ulkesi/ Last updated: 2026-03-09T11:04:14.000Z Bu ülke uzun süredir “sözün bittiği yer”den çıkamıyor. Yaşanan dehşetlerin aşırılığı her gün sözü aşındırıyor. Ülke hâlini anlatmak için istatistiklere bile gerek kalmıyor bazen. Tek bir gün, tek bir rastlantı yeterli. Aynı gün içinde iki kadın öldürüldü. İkisinin de adı ve soyadı aynıydı: Fatma Nur Çelik ve Fatmanur Çelik. Fatma Nur Çelik genç bir öğretmendi. Bir öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Fatmanur Çelik ise yıllardır maruz kaldığı istismarı anlatan, şikâyet eden, sesini duyurmaya çalışan bir kadındı. “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” demişti. Kısa süre sonra, Zeytinburnu sahilinde, 8 yaşındaki kızıyla birlikte ölü bulundu. Elbette bu iki olayın koşulları farklı. Ama aynı gün içinde, aynı isimde iki kadının ölüm biçimi, insanı başka bir gerçekle yüzleştiriyor: Türkiye’de kadınların hayatı artık tek tek olaylarla değil, tekrar eden bir şiddet düzeniyle konuşuluyor. ## Uzun yıllara yayılan güç ilişkisi Zeytinburnu sahilinde ölü bulunan Fatmanur Çelik ve kızı Hifa İkra’nın hikâyesi böyle bir kırılganlığın en can alıcı noktasında karşımızda duruyor. Dosyada gizlilik kararı var ve ölümün nasıl gerçekleştiğini yargı süreci ortaya koymak zorunda. Ama şu an bile bildiklerimiz bunun yalnızca bireysel bir trajediden ibaret olmadığını açıkça gösteriyor. Fatmanur Çelik’in hikâyesi çocuk yaşta başlayan bir istismar iddiasıyla başlıyor. _This post is for subscribers only._ ### İngiliz anahtarıyla iktidarın ve umudun kapısını açmak URL: https://www.fayn.press/ingiliz-anahtariyla-iktidarin-ve-umudun-kapisini-acmak/ Last updated: 2026-03-04T12:15:21.000Z Kuzey İngiltere’nin kasvetini yaşayan bilir. Kışın günlerce gün ışığının pek uğramadığı, biraz sonbahardan, biraz ilkbahardan çala çala neredeyse altı aya uzadığı, yazın da on dakika bile olsa yağmurun şarlamadan geçmediği bir yerdir burası. Burada yaşam da havaya benzer, en son kimbilir kaç yılında boyanmış yol çizgilerinden, iki adımda bir karşınıza çıkan talih avcısı bahis bürolarına, dükkanlardaki devren levhalarından, toplu konuta dönüştürülmüş eski görkemli fabrikalara kadar, o eski meşhur İngiliz dizisi “*Yukarıdakiler, Aşağıdakiler*”in alt katının havasını ciğerinize çekersiniz. Londra medyası pek buraya uğramaz, uğrarsa da o işin altından hayır pek çıkmaz. Fabrikaların kapısına kilit vurup tüm zenginliği piyasalara taşıyan eski İngiltere Başbakanı Thatcher’dan beri üç kuşak yoksulluğa mahkûm edilmiş, dünyanın altıncı büyük ekonomisinde çocuğunu okula aç yollayan buranın insanları pek umursamaz. Burası gazeteye çıkarsa, ancak uyuşturucu müptelası beyazlarla, göçmen çeteleriyle anılır. Kırk yılın başı güneşi görünce, “aaa bu tepedeki sıcak, sarı şey de nedir?” diye soran Kuzey İngiltere’nin halkı, bu aralar sarı başka bir enerji topunun yörüngesine girmiş vaziyette. 35 yaşındaki sıhhi tesisatçı (artık sıva da yapıyor) Hannah Spencer, Manchester’ın dış bölgelerinden Gorton ve Denton’ın milletvekili olarak Britanya Parlamentosu’nda işbaşı yapıyor. Spencer, neredeyse yüz yıldır bu bölgeden İşçi Partisi dışında bir partiden çıkan ilk milletvekili; aynı zamanda Yeşiller Partisi’nin de tarihinde Kuzey İngiltere’den çıkardığı ilk Avam Kamarası üyesi. Spencer’ın %41 oyla milletvekili seçilmesini konuşacağız, ama hikâyeyi başa saralım. ## Kuzey İngiltere’nin makûs talihi Kuzey İngiltere’nin makûs talihinin (ya da tarihinin) 1980’lerde Thatcher’ın işçi sınıfına karşı açtığı savaş ve emek-sermaye çelişkisinin piyasalaşmayla iyice sermaye lehine bükülmesi olduğunu yukarıda söylemiştik. Bunun üzerine, sendikalarla bağı iyice zayıflatılan İşçi Partisi’nin 1990’larda bir sınıf partisi olmaktan çıkıp sermaye destekli bir merkez partiye dönüştürülmesini, ekonomik hayatı tamamen Londra’ya daraltılan ülkenin siyasi hayatının da Britanya’da siyasetin merkezi anlamındaki Westminster etrafına konuşlanmış lobi grupları üzerinden dönmeye başlamasını ekleyelim. Hatta 2008’deki küresel finansal krizin ardından, o dönemki Muhafazakâr Parti hükümetinin çöken finans kurumlarını kurtarmak için kamu bütçesini iğdiş etmesini, kamu hizmetine ayrılan kaynakların krizin müsebbibi CEO’lara prim olarak dağıtılmasını, iyice semiren finans elitinin merkez partileri bağışlarla kendilerine bağlamalarını ekleyelim. Bitti mi, Kuzey İngiltere’nin çilesi biter mi, üzerine son kırk yıldır yalnızca onun desteklediği liderlerin başbakan olabildiği Avustralyalı medya devi Rupert Murdoch’ın yıllarca ince ince işlediği Brexit fikrinin, çılgın bir proje olmaktan çıkıp hayatın gerçeğine dönüşmesini, göçmenler üzerinden dönen reel ekonominin çöküşünün suçunun yine göçmenlere yüklenmesini, COVID zamanında kelimenin tam anlamıyla partileyen Eski Başbakanlardan Boris Johnson hükümetinin yandaşlarına dağıttığı kamu sağlığı ihalelerini ekleyelim. 14 yıldır iktidarda olan Muhafazakâr Parti’nin bittiği 2024 yılına gelindiğinde çoktan anlaşılmıştı da yerine ne geleceği pek net değildi. 2019 seçiminden sonra sol popülist Jeremy Corbyn’i devirerek İşçi Partisi lideri olan eski insan hakları avukatı ve savcı Keir Starmer, kokmaz bulaşmaz bürokrat portresiyle çok da iç açmıyordu, ama pek başka bir seçenek de yoktu. Tabii, Trump’ın yakın dostu ve zaten adamız yeterince karanlık değilmiş gibi boylu boyunca üstüne düşen gölgesi, ciks okullardan çıkıp her nasılsa “halkın sesi”ne dönüşüvermiş, köpek ıslığı üstadı, aşırı sağcı Nigel Farage’ı saymazsak. ## Starmer hükümeti sağa savrulunca Yüzlerce yıldır zaten bir Muhazakârlara bir İşçi partisine oy vermiş İngiliz halkının pek de bir seçeneği yoktu özetle. Keir Starmer ve İşçi Partisi, bu koşullarda, Britanya’nın “çizgiyi ilk geçen vekilliği alır” sisteminde kerhen verilen %33.7 oyla, 650 sandalyenin 411’ini alarak rahatça iktidara geldi. _This post is for paying subscribers only._ ### Adım adım Hamaney suikastının perde arkası URL: https://www.fayn.press/adim-adim-hamaney-suikastinin-perde-arkasi/ Last updated: 2026-03-03T11:32:57.000Z Günlerdir bekleniyordu ama yine de 28 Şubat Cumartesi sabah saatlerinden itibaren gelmeye başlayan haberler tüm dünyada alarm seviyesini kırmızıya çevirdi. ABD ve İsrail, İran’a yönelik savaş başlattı. O gün ilerleyen saatlerde Washington ve Tel Aviv’den, İran’ın dini lideri Hamaney’in öldürüldüğü haberleri geldi. Gece saatlerinde Tahran, Hamaney’in öldürüldüğünü doğruladı. Peki tam 36 yıldır İran’ın en güçlü koltuğunda oturan, 86 yaşındaki [Ali Hamaney](https://www.fayn.press/hamaney-karizmasiz-liderlikten-mutlak-guce/), nasıl olmuştu da savaşın daha ilk anında hedef alınmış ve öldürülmüştü? Perde arkasında neler yaşandı? [Portre: İran, öldürüldüğünü doğruladı. Hamaney kimdi ve neden hedefteydi?İran’ın dini lideri Hamaney, devrimin doğal lideri değildi ama tam 36 yıldır ülkenin en güçlü insanı olarak koltuğu hiç bırakmadı. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarında hayatını kaybetti.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1145.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hamaney-portresi_fayn-7.webp)](https://www.fayn.press/hamaney-karizmasiz-liderlikten-mutlak-guce/) ## İsrail’in gözü Tahran’ın trafik kameraları İngiliz gazetesi Financial Times, suikastın perde arkasını [yazdı](https://www.ft.com/content/bf998c69-ab46-4fa3-aae4-8f18f7387836?ref=fayn.press). Habere göre Tahran'daki tüm trafik kameraları İsrail tarafından yıllar önce hacklenmişti. Kameralardan Tahran’ın bütün kritik noktaları anlık olarak izleniyordu. Bu kameralardan alınan görüntüler öncelikle şifreleniyor ardından Tel Aviv ve İsrail'in güneyindeki sunuculara aktarılıyordu. Gazeteye bilgi veren kaynaklar özellikle kameralardan birinin çok kullanışlı bir açıya sahip olduğunu aktarıyor. Bu kamera, Hamaney’in öldürüldüğü sırada bulunduğu kompleksteki görevlilerin, kişisel araçlarını nerelere park etmeyi tercih ettiğini belirlemeye imkan tanıyordu. Bu da yerleşkedeki günlük akışa dair bilgiler sağlanmasına yol açıyordu. Özellikle de güvenlik görevlilerinin trafiği tespit ediliyordu. Kullanılan karmaşık algoritmalar sayesinde bu görüntülerin analiz dosyalarına yerleşkedeki güvenlik görevlilerine ait ayrıntılar da eklendi. Görevlilerin adresleri, görev yaptıkları saatler, işe giderken kullandıkları güzergahlar çıkarıldı. Ama en önemlisi kimi koruyup kimi taşıdıkları belirlendi. Böylece Hamaney’in yerleşkesindeki görevlilere ait "yaşam örüntüsü" denilen bir tablo oluşturuldu. [İran lideri Hamaney öldürüldü. Yerine kim geçecek?Bütün bu adayların ismi Hamaney’in doğal yollardan öleceği düşünülerek ortaya atılmıştı. Ancak savaşta ABD ve İsrail’in Hamaney’i öldürmesi başka bir durum. Zor oyunu bozar.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1146.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/Hamaney-o--ldu--ru--ldu---yerine-kim-gec--ti-2.jpg)](https://www.fayn.press/iran-lideri-hamaney-olduruldu-yerine-kim-gececek/) Gazeteye konuşan ve halen görevde olan bir İsrailli istihbarat yetkilisi, "Tahran'ı Kudüs'ü bildiğimiz gibi biliyorduk" dedi. Aynı yetkili, "Bir yeri büyüdüğünüz sokağı bilir gibi bildiğinizde, yerinden oynayan tek bir şeyi bile fark edersiniz" ifadelerini kullandı. ## Devre dışı bırakılan cep telefonları Gerçek zamanlı izlenen bu verilerle suikasta giden yolda planlar yapıldı. Habere göre İsrail ve CIA, Hamaney'in öldürüldüğü gün saat kaçta ofisinde olacağını ve yanında kimlerin bulunacağını da belirlemek için farklı yöntemler kullandı. Bu konuda henüz bilinmeyen çok nokta var. Örneğin ABD gazetesi New York Times CIA’in Hamaney’in konumuna dair "yüksek doğruluk" içeren bilgileri İsrail'e ilettiğini yazdı. Ama detayları bilinmiyor. CIA ve İsrail istihbaratının, Hamaney'in cumartesi sabahı ofisinde bir toplantı yapacağı öğrenildiğinde birçok farklı yöntemi devreye sokmuş olduğu görünüyor. Suikast öncesi, Hamaney’in ofisinin bulunduğu yerleşkenin çevresindeki telefon baz istasyonları da devre dışı bırakıldı. Bu müdahale, bölgeye yapılan aramalarda telefonların meşgul sinyali vermesini sağladı. Amaç, Hamaney'in koruma ekibinin saldırı konusunda uyarılmasını engellemekti. ## “Sığınakta olsa kurtulurdu” Gizlenmemeyi tercih eden Hamaney’in, öldürülme ihtimali üzerine düşünmüş, hatta bazı İran uzmanlarına göre şehit olmayı beklediği de iddia ediliyor. Financial Times’a konuşan bir kaynak, Hamaney’in iki sığınağı olduğunu ve eğer onlardan birinde olsaydı, İsrail’in sahip olduğu bombalarla ona ulaşamayacağını söyledi. 💡 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Denizlerin sessiz katilleri: Hayalet ağlar URL: https://www.fayn.press/denizlerin-sessiz-katilleri-hayalet-aglar/ Last updated: 2026-03-04T13:12:07.000Z ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/orzax-logo_fayn.webp) İ Ş B İ R L İ Ğ İ Y L E 2050 yılında [denizlerdeki plastiklerin ağırlığı, balıkların ağırlığını geçebilir.](https://seasyourdreams.org/ocean-pollution-facts-and-statistics/?ref=fayn.press) İddialı görünse de birçok bilim insanı denizlerdeki kirlenmeyle ilgili açıklama yaparken bu bilgiyi öne çıkartıyor. Bu tahmin, dünyanın geleceği açısından çok tehlikeli bir tablo çiziyor. Ama zaten mevcut durum da kötü. 2019 yılıydı. [Filipinler'in Davao Körfezi’nde bir balina](https://www.nationalgeographic.com/environment/article/whale-dies-88-pounds-plastic-philippines?ref=fayn.press) ölmek üzereyken fark edildi. Yaşıyordu ama can çekişiyordu. Çok zayıflamış olması dikkat çekiyordu. Kısa bir süre içinde de öldü. Niye ölmüş olabileceğini anlamak için balinaya otopsi yapıldı. Bilim insanları, karnını açtıklarında şok edici bir manzarayla karşılaştı. Balinanın midesinde 40 kilogramdan fazla plastik atık vardı. Otopsiye katılan bir bilim insanı, "Plastikler adeta karnından fışkırıyordu. Önce ilk torbayı, sonra ikinciyi çıkardık. 16’ncı pirinç çuvalına ulaştığımızda 'ciddi misiniz?' diye düşünmeye başladık" diyor. Plastikler bir beyzbol topu kadar sert ve sıkıştırılmış haldeydi. Yaklaşık 4,5 metre uzunluğunda ve 500 kilogram ağırlığındaki bu genç erkek balina, muhtemelen karnını dolduran plastik atıkların yol açtığı açlık ve susuzluktan öldü. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hayalet-aglar-01_fayn.webp) Bu büyük poşet 2019’da Filipinler’de ölen balinanın midesinden çıkarılan 40 kiloluk plastik atıklardan biri. UNESCO, her yıl 100 bin deniz memelisinin plastik kirliliği nedeniyle öldüğünü tahmin ediyor. Ve bu tehdit büyüyerek devam ediyor. Her yıl yaklaşık 12-14 milyon ton plastik, denizlere ve okyanuslara karışıyor. Plastiğin parçalanması 450 yıldan fazla sürüyor. Karayipler'in mercan resiflerinden Mariana Çukuru'nun derinliklerine, hatta kutup buzullarına kadar denizler mikroplastik izleriyle dolu. Dünyanın en büyük çöp yığını olan Büyük Pasifik Çöp Adası, ABD’nin Teksas eyaletinin yüzölçümünün iki katı büyüklüğüne ulaşmış durumda. Deniz canlıları bu plastikleri yutuyor. Mesela deniz kaplumbağaları, plastik poşetleri deniz anası sanıyor. Test edilen deniz kaplumbağalarının yüzde 100'ünde, deniz kuşlarının yüzde 90’ında, balinaların yüzde 59'unda ve balıkların yüzde 36'sında mikroplastik tespit edildi. Son yıllarda dünya çapındaki birçok üniversitede insan vücudunda bulunan mikroplastiklere dair araştırmalar yayınlanıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hayalet-aglar-02_fayn.webp) Büyük Pasifik Çöp Adası ## Ölümcül tehlike: Hayalet ağlar Deniz hayatına tehdit oluşturan önemli etkenlerden biri de kaybolmuş, terk edilmiş veya atılmış balık ağları. Onlara “hayalet ağ” deniyor. Dünya genelinde her yıl 640 bin ton ağın denizlerde kaybolduğu veya kullanıldıktan sonra gelişigüzel bırakıldığı tahmin ediliyor. Bunlara atılmış, kopmuş misinaları, iğneleri de ekleyebilirsiniz. Ama işlevlerini kaybetmiş olmuyorlar. Hayalet ağlar, diplerde bir yerde sessizce avlanmaya devam ediyor. Deniz kaplumbağaları, yunuslar ya da her tür balık ve deniz kuşu her gün bu ağlara takılıp ölüyor. Üstelik bu küresel bir sorun. Çünkü bu ekipmanlar, dalga ve akıntılarla atıldıkları yerin binlerce kilometre uzağında ortaya çıkabiliyor. Kamuoyuna yansıyan örneklerden birini 2024 yılında Mersin’de gördük. Ölü olarak bulunan yunusun yüzgeçleri ip kesikleriyle [doluydu](https://www.mersinnethaber.com/2024/03/02/boyu-25-metre-mersinde-yunus-baligi-olu-olarak-bulundu/?ref=fayn.press). Yunusu öldüren yine hayalet ağlardı. Tüm bu kirlilikler deniz yaşamını yok ediyor. Şu anda bile dünya genelindeki denizlerde 500 noktada ölü bölge kaydedildi. Yani o sulardaki doğal yaşam bitti. ## Hayalet ağlarla mücadele Tüm bu sorunlar; üç tarafı Akdeniz, Ege, Karadeniz ile çevrili bir de Marmara gibi bir iç denizi olan Türkiye’yi derinden etkiliyor. Hem plastik atıklar hem de hayalet ağlar denizlerdeki yaşamı tehdit ediyor. Sadece 2024 yılında Türk denizlerinden ve iç sularından [1,6 milyon metrekare hayalet ağ çıkarıldı.](https://www.tarimorman.gov.tr/BSGM/Haber/327/Mavi-Sulardan-224-Futbol-Sahasi-Buyuklugunde-Hayalet-Ag-Cikarildi?ref=fayn.press) Bunu kafamızda şöyle canlandırabiliriz. Sadece bir yılda bulunan hayalet ağların kapladığı alan tam 224 futbol sahası büyüklüğünde. 2025’te 360 bin metrekare daha hayalet ağ çıkarıldı. Mesela Marmara Denizi’ne odaklanmak gerekirse 2021 ile 2024 arasında denizden çıkarılan hayalet ağın kapladığı alan 1,1 milyon metrekare. Yoğun balıkçılık faaliyetlerinin sürdüğü Marmara’da akıntılar yüzünden Karadeniz’den sürüklenen çok sayıda hayalet ağ da var. Bunların temizlenmesi hem son derece zor hem de maliyetli. Ama bu ağların denizlerden çıkarılması ekosistemin korunması açısından büyük önem taşıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hayalet-aglar-03_fayn-1.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hayalet-aglar-05_fayn-1.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hayalet-aglar-04_fayn-2.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hayalet-aglar-09_fayn.webp) Marmara Denizi’nde yapılan su altı çekimleri tehlikenin ne kadar büyük ve ölümcül olduğunu ortaya koyuyor ## Denizlerin sağlığı = İnsan sağlığı Denizlerdeki kirlilik insan sağlığıyla da yakından ilgili. Balıklar hem sağlıklı beslenme zincirinin korunması hem de ekolojik sürdürülebilirliğin devamı için hayati bir öneme sahip. Örneğin Omega-3, vücutta birçok fonksiyonun daha işlevsel olmasına yardım eden en önemli etkenlerden biri. Bağışıklık sistemini güçlendirmek, inflamatuar süreçleri azaltmak, kalp ve damar sağlığını korumak, beyin sağlığı ve göz sağlığını desteklemek gibi faydaları var. Omega-3’ün ana kaynağı denizler, bu kaynağın taşıyıcısı da balıklar. Omega-3 açısından en zengin olanlar da özellikle de sardalye, somon, uskumru, orkinos gibi yağlı balıklar. Onların yaşam alanlarının tehdit altında olması doğrudan insan sağlığına da olumsuz etki ediyor. Hayalet ağların temizlenmesinin zor ve masraflı olması bu konuda toplumsal bir bilinçlenmeye ve farkındalığa ihtiyaç duyulmasına sebep oluyor. ## Mavi İz: Derinlikleri Özgürleştir, Yaşama Nefes Ol Tehlikeye karşı farkındalık yaratmak için projeler yürütülüyor. [Orzax](https://www.orzax.com.tr/?ref=fayn.press)’ın üç yıl önce başlattığı “Mavi Gelecek” projesinin kapsamı da bu yıl genişletildi; Adalar Belediyesi, DenizTemiz Derneği/TURMEPA ve Su Altı Fotoğrafçıları ve Filmcileri Derneği’nin (SUFOD) iş birliği ile “Mavi İz” projesi ortaya çıktı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hayalet-aglar-06_fayn.webp) Bugün 3 Mart Dünya Omege 3 Günü 3 Mart Dünya Omega-3 Günü vesilesiyle hayata geçirilen proje, deniz ekosistemi için sessiz bir tehdit oluşturan hayalet ağların yıkıcı etkisini gözler önüne serip denizlerin bu sessiz katillerinin temizlenmesine odaklanıyor. Proje ile somut bir değişim sağlanması hedefleniyor. Proje kapsamında Marmara Denizi’nde yapılan su altı çekimleri tehlikenin ne kadar büyük ve ölümcül olduğunu ortaya koyuyor. Dipler hayalet ağlarla dolu. Birçok balık o ağlara takılmış ve bir daha da kurtulamamış. Dalgıçlar, denizin altındaki bu balık ağlarını çıkardı. Ağların sebep olduğu tehlike ise bir sanatçının dokunuşları ile vurgulandı. 0:00 /0:12 1× Dalgıçlar, denizin altındaki balık ağlarını çıkardı Denizden toplanan atıklar, heykel sanatçısı Büşra Kölmük tarafından özgün bir sanat eserine dönüştürüldü. Böylece, deniz dibinde fark edilmeden varlığını sürdüren ve ekosisteme zarar veren unsurlar, sanatın dönüştürücü gücüyle görünür kılındı. Kölmük, heykelde alttaki figürü daha büyük, koruyucu bir anne gibi; üsttekini ise yavrusu gibi tasarlamış. Böylece bu iki balıkla birlikte doğadaki aile yapısının ve ekolojik dengenin bozulmasını da anlatmış. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hayalet-aglar-07_fayn.webp) Heykel sanatçısı Büşra Kölmük Projeye öncülük eden Orzax CEO’su Yunus Emre Alimoğlu, denizlerin temizliğinin Omega-3 kaynaklarının sürdürülebilirliği ve kalitesi için hayati önem taşıdığını vurguladı. Alimoğlu şöyle devam etti: > *“Deniz korunmadan beslenme zinciri, beslenme zinciri korunmadan insan sağlığı korunamaz. Sağlık bir kapsülde değil, ekosistemde başlar; bu nedenle denizleri korumak toplum sağlığına yapılan en temel yatırımdır. Üç yıldır kararlılıkla sürdürdüğümüz global olarak kutlanan ve bu alanda çalışan şirketlerin de sahiplendiği 3 Mart Dünya Omega-3 Günü kapsamında bu yıl hayalet ağlarla mücadeleyi ve deniz biyokütlesinin korunmasını uzun soluklu bir sürdürülebilirlik yaklaşımı olarak ele alıyoruz.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/03/hayalet-aglar-08_fayn.webp) Orzax CEO’su Yunus Emre Alimoğlu DenizTemiz Derneği/TURMEPA da deniz kirliliği ile mücadelede Türkiye’nin önde gelen sivil toplum kuruluşlarından. TURMEPA’nın Genel Müdür Yardımcısı Mine Göknar, “Denizden çıkarılan hayalet ağlar, aslında kurtarılan hayatlar” dedi ve şöyle devam etti: > *“Bu ağlar kaybolmuş ya da terk edilmiş olsa bile denizin içinde avlanmaya devam ediyor. Yani ortada balıkçı yok ama ağ, canlıları yakalamayı sürdürüyor. Balıklar ve diğer deniz canlıları bu ağlara takılıp yaşamını yitirebiliyor. Üstelik sadece balıklar değil; deniz dibindeki yaşam alanları da zarar görüyor.”* ## Hem mücadele hem farkındalık Yılların birikimi olan ve tüm dünyayı saran denizlerdeki kirlilikle mücadele ederken asıl önemli olan bundan sonra kirlenmeyi kaynağında yok etmek. Yani denizi hiç kirletmemek. Çünkü tehlike çok boyutlu. Mesela sadece hayalet ağların balıklar, deniz kabukluları ve deniz kuşları üzerindeki ölümcül etkisinin dışında sebep olduğu bir tehlike daha var: [İstilacı türlerin yayılmasını kolaylaştırmak.](https://oliveridleyproject.org/what-are-ghost-nets/?ref=fayn.press) Buna sebep olansa denizlerde sürüklenen atık ve ağlara yapışmış mikroorganizmalar. Bunun için de öncelikle toplumdaki farkındalığı artırmak gerekiyor. Çünkü deniz demek, hayat demek. fayn'a abone olun Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### İran’ın “ucuz” vurucu gücü: Şahid-136 URL: https://www.fayn.press/iranin-ucuz-vurucu-gucu-sahid-136/ Last updated: 2026-03-03T07:59:43.000Z ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a başlattığı savaşa karşı İran’ın hamlesi hem İsrail’e hem de Körfez ülkelerindeki ABD hedeflerine yönelik füze ve dron saldırılarıyla misilleme yapmak oldu. İran, Güney Kıbrıs’taki RAF Akrotiri üssünü de insansız hava aracıyla vurdu. İran’ın füzelerin dışında misilleme saldırılarında kullandığı en etkili insan hava araçlarından biri [Şahid-136](https://osmp.ngo/collection/shahed-131-136-uavs-a-visual-guide/?ref=fayn.press) kamikaze dronları. Şahid-136’lar vurdukları hedeflerde önemli hasara da yol açtı. [ABD ve İsrail, İran’a saldırdı. Şimdi ne olacak?Savaşın nereye evrileceği birkaç sorunun yanıtına göre belirlenecek: İran devlet aygıtı liderin öldürülmesinden ne kadar etkilendi? Körfez ülkeleri ne yanıt verecek? İsrail ve ABD’nin hedefi olan rejim değişikliği mümkün mü?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1143.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/abd-ve-israil-iran-a-sald--rd--.webp)](https://www.fayn.press/abd-ve-israil-irana-saldirdi/) Devrim Muhafızları’na bağlı bir şirket tarafından 2021’den beri üretilen Şahid-136 dronlarının 2 bin kilometrelik uzun bir menzili var. Sahip olduğu vurucu güce karşılık milyon dolarlık füzelerin maliyetiyle kıyaslandığında gayet makul bir fiyata üretiliyor. Her bir Şahid-136’’ın maliyeti sadece 35 bin dolar. Dronların önemli avantajlarından biri radarlara ve hava savunma sistemlerine yakalanmasının zor olması. İran, maliyetinin düşüklüğü de göz önüne alındığında Şahid-136’ları çokça ve hızla üretme kapasitesine sahip. 0:00 /0:05 1× The New York Times, İran’ın misilleme saldırılarına ait sosyal medya videolarında da Şahid-136’ların tespit edildiğini yazdı. Dronların Bahreyn ve Suudi Arabistan’da [kullanıldığını gösteren görüntüler paylaştı.](https://www.nytimes.com/2026/03/01/world/middleeast/iran-fires-drones.html?ref=fayn.press) İran’ın ürettiği Şahid tipi insansız hava araçlarının bir başka modeli de Şahid-131’ler. Menzilleri daha kısa, 700-900 kilometre arasında. Her ikisi de “fırlatıldıktan sonra yörüngesini değiştirme yeteneğine sahip motorlu bir mühimmat" tanımına uydukları için güdümlü füze olarak da sınıflandırılıyorlar. Şahid serisi SİHA’ların ilk doğrulanmış kullanımı, Eylül 2019'da Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine yönelik saldırılarda oldu. İran’ın, bu dronları Yemen'deki Husiler gibi kendisine yakın gruplara verdiği de söyleniyor. [Nedir bu Hürmüz Boğazı? Sizinle ilgisi ne?ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları başladı ve dünyanın deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin üçte birini göğüsleyen Hürmüz Boğazı’nda trafik durma noktasına geldi. Küresel enerji akışı için kritik bu geçiş noktası kapalı kalması bizi, elektriği, ısınmayı ve fiyatları nasıl etkiler?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1144.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hurmuz-bogazi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/) ## Rusya da Ukrayna’da kullanıyor Şahid-136’ları 2022’den beri Rusya’nın Ukrayna’ya düzenlediği çeşitli saldırılarda da görüyoruz. Kiev yönetimi, Rusya’nın 17 Ekim 2022'de başkent Kiev'e SiHA’larla düzenlediği saldırının İran tarafından verilen Şahid-136 tipi kamikaze insansız hava araçlarıyla gerçekleştirildiğini duyurmuş ve İran ile diplomatik ilişkileri tamamen kesmeye hazırlandığını açıklamıştı. Aynı yıl AB ve İngiltere de Rusya’ya SİHA sattığı gerekçesiyle İran’a yönelik yaptırım kararı almıştı. Maliyet avantajı Ukrayna sahasında da görüldü. Ukrayna’nın Şahid-136’lara karşı kullandığı silahlardan biri İngiliz havadan havaya füzeleri ASRAAM. Ama bir Şahid-136’nın maliyeti 35 bin dolar, her bir ASRAAM’ın maliyeti ise 225 bin dolar. Rusya, İran’dan aldığı dronların başarılı olması üzerine üretimi de kendi ülkesine taşıdı. Şahid-136’ları artık Rusya’nın doğusundaki bir fabrikada da üretiliyor. Ruslar bu dronları modifiye ederek yeteneklerini de geliştiriyor. Şahid-136’ların artık omuzdan fırlatılan ısı güdümlü füzeleri (MANPADS) taşıdığına dair [görsel kanıtlar](https://www-twz-com.translate.goog/air/russian-shahed-136-kamikaze-drones-now-carrying-manpads-missiles?%5Fx%5Ftr%5Fsl=en&%5Fx%5Ftr%5Ftl=tr&%5Fx%5Ftr%5Fhl=tr&%5Fx%5Ftr%5Fpto=tc&ref=fayn.press) var. 💡 Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Sürecin en zor ve uzun aşamasına hazır mısınız? URL: https://www.fayn.press/surecin-en-zor-ve-uzun-asamasina-hazir-misiniz/ Last updated: 2026-03-02T13:36:21.000Z [Sırrı Süreyya Önder ](https://www.fayn.press/sirri-sureyya-onder-portresi/)sağ olsaydı bugünleri görseydi, ne derdi acaba? Sürecin en başından bu yana 16 ay geçti. Bu 16 aya neler sığdı neler? 27 Şubat 2026’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın örgütüne silah bırakın dediği [Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı](https://www.fayn.press/1-ekimden-27-subata-ocalanin-silah-birakma-cagrisina-nasil-gelindi/) adı verilen toplantının üzerinden bile bir yıl geçti. Sırrı Süreyya Önder tanıdık, geniş gülümsemesiyle girmişti o toplantıya. Öcalan’ın çağrısı okunmadan az evvel, *“Olumlu anlamda tarihin kırılma anındayız.*” diyerek takdim yapmıştı. Kendisinin de büyük payı olan tarihi bir kırılmaydı kuşkusuz. O gün, Öcalan’ın çağrısının Kürtçesini Ahmet Türk, Türkçesini Pervin Buldan okumuştu. Önder sonra yine söze girmiş ve metinde olmayan bir cümle ekleyivermişti. Öcalan’ın notu olduğunu da altını çize çize vurgulamıştı: *“Şüphesiz pratikte silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir.”* Önder’in yaptığı bu ek çok tartışılmış ve ne kadar kritik olduğu kısa sürede anlaşılmıştı. Çünkü PKK sembolik bir törenle silah bırakma sürecini başlattı başlatmasına da devamında çok tartışmalar, [duraksamalar,](https://www.fayn.press/suriye-yarasi-kanayan-surec-yogun-bakimdan-cikabilecek-mi/) iki ileri bir geri adımlar oldu. Suriye’de yaşananlar gibi… 3 Mayıs’ta, 62 yaşında hayatını kaybeden Önder hem olanları hem de ilettiği mesajdaki aşamaya gelindiğini göremedi. Yani demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasına. Öcalan’ın çağrısının sene–i devriyesine tanıklık etseydi ne derdi acaba? [Sırrı Süreyya Önder portresi15 Nisan akşamı aort damarı yırtılarak hastaneye kaldırılan TBMM Başkanvekili ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 3 Mayıs’ta yaşamını yitirdi. İşte Önder’in 62 yaşına sığdırdığı yaşam hikâyesi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1142.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/sirri-sureyya-onder-portre_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/sirri-sureyya-onder-portresi/) ## Çağrının yıl dönümü DEM Parti, 27 Şubat 2025’in yıldönümünde Ankara’da bir toplantı düzenledi. İmralı Heyeti üyeleri, seçilerek geldiği makamında hâlâ bir kayyımın oturduğu Ahmet Türk, Barış Anneleri ve partililer ile bir basın ordusu katıldı toplantıya. Çünkü bu sadece bir hatırlatma değil, aynı zamanda Öcalan’ın ikinci aşama mesajının duyurusuydu. Açılış konuşmalarını DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan yaptı. Hatimoğulları, Öcalan’ın bir yıl önceki çağrısıyla tarihsel bir eşiğin aşıldığını söyledi: *“Şimdi sorumluluk devlette ve iktidardadır. Artık 27 Şubat çağrısının içeriğine ve tarihsel ağırlığına uygun kararlar alınmalıdır. Sayın Öcalan'ın geçen sene 27 Şubat’ta gerçekleştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Amasız fakatsız."* Bakırhan ise tarihsel ve toplumsal barışın tesisi için Öcalan’ın rolü, pozisyonu veya yasal statüsünün net bir şekilde tanınması ve güvence altına alınması gerektiğini söyledi. Bu yasal statü meselesi önümüzdeki günlerin önemli bir meselesi. Ona aşağıda ayrı bir parantez açacağız. Mesajın Türkçesini İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan okudu. Ama elbette önce yoldaşı Sırrı Süreyya’yı andı. Önder’in ağır hastalığını geçirirken söylediği *“Bu ülkeye barış getirene kadar ölüm yok bana.”* sözünü hatırlattı. Öcalan’ın mesajının Kürtçesini okuyan kişi de birkaç ay öncesine kadar onun gibi İmralı’da cezasını çeken Veysi Aktaş’tı. Öcalan ile birlikte İmralı’da bulunan Çetin Arkaş da salondaydı. İşte size 16 ayda kat edilen mesafeye dair iki örnek. Bir yıl önce neredeydiler, şimdi neredeler? _This post is for paying subscribers only._ ### Nedir bu Hürmüz Boğazı? Sizinle ilgisi ne? URL: https://www.fayn.press/nedir-bu-hurmuz-bogazi-ne-olacak-bu-gemilerin-hali/ Last updated: 2026-03-24T15:07:21.000Z Haftalardır yapılan savaş uçağı, savaş gemisi sevkiyatının ardından beklenen oldu ve 28 Şubat'ta [ABD ve İsrail, İran’a yönelik ortak saldırısına başladı.](https://www.fayn.press/abd-ve-israil-irana-saldirdi/) İran’da lider Ali Hamaney ve ordu komutanları dahil üst düzey isimler hedef alınıp öldürüldü. Bir ilkokulun vurulması nedeniyle çoğu çocuk yüze yakın kişi ve İranlı siviller de hayatını kaybetti. İran da misilleme yapıyor, bölgede ne kadar ABD üssü varsa neredeyse hepsini hedef alıyor. Bahreyn’de, Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Katar’da hedef alınan yerler arasında sadece askeri üsler değil; havalimanı, liman, oteller ve Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemiler de var. Bölgeden bu karşılıklı saldırılarla birlikte ölüm, yaralanma haberleri ve yükselen alevlerin fotoğrafları geliyor ama bambaşka bir sorun daha var: Hürmüz Boğazı daha ne kadar kapalı kalacak? Gelişmeleri takip eden sizleri, zaten enerji yoksulluğu çektiği için kaloriferini gittikçe daha az çalıştıran aileleri, üreticileri, yatırımcıları, dış ticaret yapanları, ekonomiyi düze çıkarması için üzerinde baskı olan Mehmet Şimşek’i, Portekiz’de, Avusturya’da yaz için tatil planları yapan ve para biriktiren gençleri, özetle Asya ve Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı ilgilendiren soru bu. İyi de neden? ## 1.Hürmüz Boğazı nerededir, nedir? Hürmüz Boğazı, Körfez’in güneydeki çıkış noktası, Umman Körfezi ve Arap Denizi, oradan da Hint Okyanusu’na açılan daracık bir geçiş. Kuzeyinde İran, güneyinde Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) var. Girişi ve çıkışı yaklaşık 50 km genişlikte, en dar noktası da yaklaşık 33 km. Körfez’deki Bahreyn, Kuveyt, Irak, İran, BAE, Katar ve tabii Suudi Arabistan limanlarından gelen ham petrol ve LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) tankerlerinin geçişine izin verecek derinlikte. ## 2.Neden bu kadar önemli? İlk maddede verdiğimiz ipuçlarından da anlayacağınız üzere, dünyanın en zengin petrol ve doğal gaz yataklarının olduğu ülkelerden bu kaynakları dünyaya taşımak enerji ticareti yapan tankerlerin Hürmüz Boğazı’dan geçebilmesi kritik önemde. [ABD Enerji Bakanlığı verilerine göre](https://www.eia.gov/todayinenergy/detail.php?id=65504&ref=fayn.press), 2024 yılında boğazdan her gün yaklaşık 20 milyon varil ham petrol geçişi oldu. Bu da dünyanın günlük toplam petrol tüketiminin yüzde 30’u ediyor. Körfez ülkelerinde petrolün işlendiği rafinerilerin de olduğunu not düşelim. Küresel ham petrol ve işlenmiş petrol ürünlerinin yüzde 25’i de normal şartlarda bu boğazdan geçerek dünya piyasasına ulaşıyordu. Bölge ülkelerinin ham petrolü taşımak için ana çıkış kaynağı Körfez ve haliyle Hürmüz Boğazı, çünkü petrol çıkarılıp da limanlara petrolü yükleyecek tankerlerin yanaşacağı terminaller yapılırken İran’da henüz İslam Devrimi olmamıştı ve körfezde ciddi bir politik gerilim yaşanması öngörülmüyordu. Ayrıca burada denizin derinliği ve boğazın doğrudan Hint Okyanusu’na açılması da, doğuya yani Asya ülkelerine yapılacak petrol ticaretini kolaylaştırıcı etki oynuyordu. Bölgeden kuzeye doğru giden boru hatları da var ancak bunlar çok masraflı olduğu için sınırlı şekilde yapılmış ve belli bir miktarın üzerinde petrol taşıyamıyor. Özetle, bölgeden çıkan petrolün yüzde 88’i Hürmüz Boğazı’ndan dünyaya ulaşıyor. Enerji piyasalarına dair veri analizleri yapan güvenilir uluslararası şirketlerden [Vortexa’ya göre](https://www.bbc.co.uk/news/articles/c78n6p09pzno?ref=fayn.press) sadece Suudi Arabistan’dan günlük 6 milyon varil petrol bu kanal üzerinden dünyaya gidiyor. İran günlük yaklaşık 1,7 milyon varil petrol ticaretini bu yoldan sağlıyor ve bu da ülkenin en önemli gelir kaynaklarından biri. ## 3.Hürmüz Boğazı’nı kim kontrol ediyor? Birleşmiş Milletler’in deniz yetki alanları ve deniz taşımacılığı üzerine oluşturduğu UNCLOS adlı kurallara göre her ülkenin karasuları 12 mile kadar uzanabilir ve bu bölgeyi kendisi kontrol eder. İran bu anlaşmayı imzalamamış olsa da 1959 yılında karasularını 12 mile çıkardığını ilan etti ve Umman’ın da hakkı olan bazı kesişme noktalarını hiçe sayarak boğazda neredeyse tam anlamıyla ‘de facto’ bir hakimiyet kurdu. O dönem Batı’nın da desteği arkasında olduğu için pratikte bu durum gerilim yaratmadı. _This post is for paying subscribers only._ ### İran lideri Hamaney öldürüldü. Yerine kim geçecek? URL: https://www.fayn.press/iran-lideri-hamaney-olduruldu-yerine-kim-gececek/ Last updated: 2026-03-05T06:00:07.000Z 28 Şubat’ta İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik başlattığı savaşta İran Lideri [Ayetullah Ali Hamaney’in](https://www.fayn.press/hamaney-karizmasiz-liderlikten-mutlak-guce/) öldürüldüğünü Tahran da doğruladı. İlerlemiş yaşı nedeniyle Hamaney’den sonra yerine kimin geçeceği, neredeyse 20 yıldır tartışılıyordu. Savaş başlamadan önce Hamaney’den sonrası için bazı düzenlemeler yapıldığı yönünde haberler Batı basınında yer almıştı. Örneğin, New York Times, Hamaney’in savaştan önce ulusal ve uluslararası siyasetin yürütülmesini Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’ye devrettiğini iddia etti. Başka bazı haberlerde de Hamaney’in ayrıca, çıkacak savaş sırasında kendisinin işleri yürütmesi mümkün olmazsa, kendi yerine yönetimi devralmaları için üç kişilik bir ekip belirlediği iddia edildi. Bu ekibin içinde Ali Laricani, eski Devrim Muhafızları komutanlarından, şimdiki Meclis Başkanı Muhammed Bager Galibaf ve eski Cumhurbaşkanı Hüccetülislam Hasan Ruhani var. Hamaney’in yerine kimin geçebileceği tartışması muhtemel adaylar üzerinde spekülasyonlardan öte geçmiyor. Bizim yapacak olduğumuz şey de böyle bir spekülasyon sayılabilir ama mümkün olduğu kadar somut gerçek ve bilgilere bağlı kalmaya çalışacağız. İlk önce kurallara bakalım. [Portre: İran, öldürüldüğünü doğruladı. Hamaney kimdi ve neden hedefteydi?İran’ın mutlak rehberi Hamaney, devrimin doğal lideri değildi. Karizma yerine aygıtı, inanç yerine devleti, meşruiyet yerine zorun sürekliliğini inşa etti. Hamaney’in yıldızı nasıl ve hangi koşullar altında parladı?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1135.png)FaynSami Oğuz![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hamaney-portresi_fayn-5.webp)](https://www.fayn.press/hamaney-karizmasiz-liderlikten-mutlak-guce/) ## İran Anayasası ne diyor? İran Anayasası’nın 5\. maddesine göre, İran liderinin “adil, takva sahibi, zamanın gereklerini bilen, cesur, becerikli, yetenekli bir idareci olan bir fakih” olması gerekir. Anayasanın 109\. maddesi bu şartlara liderin “(1) fıkhın farklı konularında fetva vermek için gerekli yeterliliğe ve yetkiye sahip olması; (2) İslam ümmetini yönetmek için gerekli adalet ve takvaya sahip olması; (3) sağlam siyasi ve toplumsal perspektife, sağduyuya, cesarete, yeterli idari yeteneğe ve liderlik gücüne sahip olması gerektiği” şartlarını ekliyor. 109\. madde “bu şartlara sahip birden fazla aday olması durumunda, fıkhi ve siyasi anlayışı, vukufu daha kuvvetli olanın tercih edileceğini” de belirtiyor. Anayasanın 111\. maddesi ise mevcut liderin yasal sorumluluklarını yerine getiremez duruma gelmesi, 5\. ve 109\. maddelerde belirtilen liderlik vasıflarından birini yitirmesi ya da baştan beri bu vasıflardan bazılarına sahip olmadığının ortaya çıkması durumunda görevinden alınacağını belirtiyor. Maddede açıkça belirtilmese de bu şartların yerine gelip gelmediğine, lideri denetleme yetkisine sahip olan Uzmanlar Meclisi’nin karar vereceği açık. Yine aynı 111\. madde, liderin bu şekilde görevden alınması, ölmesi ya da istifa etmesi durumunda Uzmanlar Meclisi’nin mümkün olan en kısa zamanda yeni bir lider seçeceğini belirtiyor. 111\. maddeye göre, lider seçilinceye kadar Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Düzenin Yararını Teşhis Heyeti’nin Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin din adamı üyelerinin arasından seçeceği bir kişinin oluşturacağı üç kişilik bir konsey geçici olarak liderin görevlerini üstlenir. Bu geçici süre içinde konseyin üç üyesinden biri görevini yürütemeyecek duruma gelirse, Düzenin Yararını Teşhis Heyeti onun yerine yeni bir kişi seçecek ama bu geçici konseyde her durumda din adamları çoğunluğu oluşturacak. Bu çerçevede lideri seçme işi tamamen Uzmanlar Meclisi’nin yetkisinde. Üyelerinin tümü din adamı olan bu meclisi, 8 yıllığına halk seçiyor. Ama İran'daki her seçimde olduğu gibi, bu seçime girebilmek için de adayların Anayasayı Koruyucular Konseyi tarafından onaylanması gerekiyor. 12 üyeli bu konseyin din adamı olan 6 üyesini lider yani Hamaney doğrudan atıyordu. Konseyin başkanı da bu din adamları arasından yine Hamaney tarafından seçiliyordu. Diğer 6 üye ise Yargı Erki Başkanı’nın aday gösterdiği sivil yani din adamı olmayan uzman hukukçular arasından Meclis tarafından seçiliyor. Bu sivil 6 üyeyi aday gösteren Yargı Erki Başkanı’nı da Hamaney doğrudan atadığı için, pratikte onları da Hamaney seçmiş oluyor. Dolayısıyla tamamını Hamaney’in doğrudan seçtiği Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin onayladığı adaylar arasından seçilen Uzmanlar Meclisi’nin tüm üyelerini de Hamaney belirlemiş demektir. Bu durumda, bu meclisin, Hamaney’den sonra yeni liderin belirlenmesinde, yeni liderin seçileceği zamanki Hamaney taraftarlarının isteklerine uygun davranması beklenecektir. “Normal şartlarda” durum böyle. ## Muhtemel adaylar Şimdi gelelim, tartışmalarda adları geçen muhtemel lider adaylarına. Hamaney’den sonra lider seçilebilecek olan birkaç kişinin adı geçiyordu. Bunlar Uzmanlar Meclisi üyesi Ayetullah Seyid Muhammed Mehdi Bageri, eski Yargı Erki Başkanı Ayetullah Seyid Mahmud Haşimi Şahrudi, eski Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, yine eski Yargı Erki Başkanı ve halen Düzenin Yararını Teşhis Heyeti Başkanı Ayetullah Sadık Erdeşir Laricani, Ayetullah Humeyni’nin torunu Hüccetülislam Hasan Humeyni ve Hamaney’in kendi oğlu Hüccetülislam Müçteba Hamaney. _This post is for paying subscribers only._ ### ABD ve İsrail, İran’a saldırdı. Şimdi ne olacak? URL: https://www.fayn.press/abd-ve-israil-irana-saldirdi/ Last updated: 2026-03-03T18:12:38.000Z ABD ve İsrail, İran'a saldırdı. İran Dinî Lideri Ayetullah Ali Hamaney öldürüldü. Savaşın bundan sonra nereye evrileceği ise birkaç sorunun yanıtına göre belirlenecek: İran devlet aygıtı liderin öldürülmesinden ne kadar etkilendi? İran'ın misilleme kapasitesi tam olarak ne? İran’ın Körfez’deki ABD hedeflerine yönelik olarak başlattığı karşı saldırılara Körfez ülkeleri ne yanıt verecek? ## ABD ve İsrail’in amacı rejim değişikliği mi? Trump’ın İran halkını ayaklanmaya çağıran sözleri, ABD ve İsrail’in planının, İran’ın askerî hedeflerini ve önemli isimlerini vurarak bir ayaklanmaya zemin hazırlamak olduğunu gösteriyor. Zira, Trump, İran halkına yönelik olarak “Bu nesiller boyunca yakalayacağınız tek fırsat” dedi. Yani ABD ve İsrail, belki de Irak deneyiminden yola çıkarak, asıl arzuları olan rejim değişikliğini İran halkına tevdi etmeye çalışıyor. Bunun yolunun da İran'ın devlet aygıtını mümkün olduğu kadar çabuk yıpratmaktan geçtiğini düşünüyorlar. _This post is for subscribers only._ ### İran - İsrail gerginliğinin kronolojisi URL: https://www.fayn.press/iran-israil-gerginliginin-kronolojisi/ Last updated: 2026-03-02T11:13:35.000Z Bir Arap Denizi’nin ortasındaki İsrail, kurulduğu ilk günden itibaren, bölgede Arap olmayan unsurlarla ittifak geliştirme stratejisi güttü. Bu stratejinin en somut tezahürlerinden biri Poseidon’un üç uçlu mızrağı anlamına gelen ‘trident’ istihbarat ağıydı. Bu mızrağın üç ucu, İsrail, İran ve Türkiye idi. Üç ülke arasında 1956’da kurulan istihbarat ağı, 1979 İran İslam Devrimi’ne kadar sürdü. Dünya böyle bir ağın varlığını İran Devrimi’nden sonra Tahran’daki İsrail ve ABD Büyükelçiliklerinin arşivlerinin açılmasıyla öğrendi. İran’daki İsrail Büyükelçiliği’nin anahtarı, devrimi takip eden günlerde destek için Tahran’a giden Yaser Arafat’a verildi. Bina artık Filistin Kurtuluş Örgütü’ne aitti. İsrail için, bölgede Arap olmayan unsurlarla iş birliği geliştirmek nasıl yaşamsal önemde olmuşsa, İran’ın devrimden sonraki hayati stratejisinin önemli bir parçası da Büyük Şeytan olarak adlandırdığı ABD karşıtlığının yanı sıra ‘Küçük Şeytan’ olarak tanımladığı İsrail düşmanlığı oldu. _This post is for subscribers only._ ### Sahibinden az kullanılmış köprü URL: https://www.fayn.press/sahibinden-az-kullanilmis-kopru/ Last updated: 2026-03-01T06:26:00.000Z Merhaba *Fayn Haftalık’*ın101’nci sayısına hoş geldiniz. Bu hafta bizim diziler neden böyle, köprüyü satmasak olmaz mı, Grok’un neresi doğru, menopoz nasıl dev bir pazara dönüştü gibi soruların cevaplarını aramaya talibiz. Hazırsanız başlayalım. ## Patron kanlı son istiyor Türkiye’de son yıllarda ana akım TV’ye ağırlığını koyan iki dizi türü var: Muhafazakar - seküler kesim arasındaki çatışma ve hayat tarzı farklılıklarını yansıtan diziler ile mafya dizileri. Öpüşmenin, içki içmenin, renkli giyinmenin “aile yapısına aykırı” bulunduğu ve ceza aldığı ortamda toplumu kutuplaştırmak ya da suçu gurur duyulacak bir şey, bir “adamlık” gösterisi olarak göstermek serbest. Zehra Çelenk bu yapımları *Fayn* için inceledi. [Patron kanlı son istiyorSokakta çeteler büyürken ekranda “içeriyi koruyan” bir mafya figürü yükseliyor. Suç millîleştiriliyor, şiddet estetize ediliyor; güçlü baba yüceltildikçe otoritenin karanlık yüzü görünmezleşiyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1115.png)FaynZehra Çelenk![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/turk-mafya-dizileri_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/patron-kanli-son-istiyor/) ## “Köprü kavgasının” uzun tarihi *“Satarız alan da çıkar.”* *“Satamazsınız beyefendi satamazsınız.”* *“Satarız gayet de güzel satarız.”* Turgut Özal ve Necdet Calp’in 1983’te yaptığı tatlı tartışma [arşivlerde duruyor](https://www.youtube.com/watch?v=P0ei580fjhI&ref=fayn.press). Köprüyü satma tartışmasıysa yeni versiyonuyla sürüyor. Yeni versiyon her konuda olduğu gibi bu konuda da eski versiyondan farklı. Eskisi iyi kötü eğlenceliydi. Katılmasanız da tartışma içinde sizi gülümsetmeyi başarıyordu. Yavuz Sinangil bizi köprü satma tartışmalarının tarihinde bir gezintiye çıkarıyor. [“Köprüyü satarım, satamazsın” kavgasının uzun tarihi“Köprü maliyetini amorti edince ücretsiz olacak” umudunu kaybedeli çok oldu. Köprü ve otoyolların “satılması” yine tartışılıyor. Oysa biz yıllar içinde bu konuda ne tartışmalar gördük.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1116.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/kopru-tartismasi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/kopruyu-satarim-satamazsin-kavgasinin-uzun-tarihi/#1983-se%C3%A7imlerine-damga-vuran-tart%C4%B1%C5%9Fma) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/divider-fayn-is-birligi.png) # Amazon EcoRest Projesi'ni duyurdu: Deprem sonrası doğayla birlikte iyileşmek ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/ecorest_fayn-amazon-2.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/ecorest_logo.png) İ Ş B İ R L İ Ğ İ Y L E Bir afet yaşandığında geride kalan etki, çoğu zaman suyun üzerine bırakılmış bir damla boya gibi. Yaşandığı ilk an yarattığı yıkım ile acil insani ihtiyaçlar, yerini zamanla çepere doğru genişleyen ama etkisi silinmeyen sorunlara bırakıyor. Bu nedenle afetten sonraki toparlanma süreci de yalnızca beşeri yaşamın eski haline döndürülmesine yönelik çalışmaları değil; bütün ekosistemin işleyişini onaracak, doğrudan gündelik hayatlara dokunacak düzenlemeleri kapsıyor. Adıyaman’ın Yukarı Nasırlı köyünde, Amazon’un Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu’na hibesiyle hayata geçen EcoRest Projesi, ekolojik onarımı ekonomik iyileşmeyle birlikte ele alarak yeni bir afet sonrası yaklaşımı denemeye hazırlanıyor. [Amazon EcoRest Projesi’ni duyurdu: Deprem sonrası doğayla birlikte iyileşmekAfet sonrası toparlanma sadece insan hayatını değil, doğayı da kapsıyor. Adıyaman’da Amazon’un Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu’na hibesiyle hayata geçen EcoRest Projesi, ekolojik onarımı ekonomik iyileşmeyle birlikte ele alarak yeni bir afet sonrası yaklaşımı denemeye hazırlanıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1117.png)FaynSinem Hızarcı![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/ecorest_fayn-amazon.webp)](https://www.fayn.press/amazon-ecorest-projesini-duyurdu-deprem-sonrasi-dogayla-birlikte-iyilesmek/) ## ABD’nin hırsını alamadığı ülke: Küba ABD’nin koskoca bir kıtayı “arka bahçe” olarak görmesi kıta ülkelerinin hayatlarını yüz yıldan uzun süredir zorlaştırıyor. Seçilmiş hükümetlere müdahaleler, şirketler eliyle ekonomi sömürmeler, daha da olmadı ambargolar… Bu politikanın en sert hissedildiği yer elbette Küba. Özellikle de son dönemde… ABD bu kez ülkenin hastanelerini, okulları ve tarlaları elektriksiz bıraktı. Venezuela müdahalesinin ardından petrol sevkiyatının da kesilmesi 76 yıllık kuşatmayı ölümcül bir eşiğe taşıdı. [Küba: ABD’nin sonsuz kuşatması altında yeni bir dönemeçteABD’nin Latin Amerika’yı “arka bahçe” ilan eden politikası, Küba’da hastaneleri, okulları ve tarlaları elektriksiz bıraktı. Venezuela müdahalesinin ardından kesilen petrol sevkiyatı, 76 yıllık kuşatmayı ölümcül bir eşiğe taşıdı. Bedel yine Kübalıların gündelik yaşamı.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1118.png)FaynKavel Alpaslan![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/abd-kuba-kusatmasi_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/kuba-abdnin-sonsuz-kusatmasi-altinda-yeni-bir-donemecte/) _This post is for subscribers only._ ### Menopoz her yerde ama bilim aynı yerde mi? URL: https://www.fayn.press/menopoz-her-yerde-ama-bilim-ayni-yerde-mi/ Last updated: 2026-03-01T06:22:45.000Z Prof. Dr. Bülent Urman, henüz genç bir tıp öğrencisiyken, doktor olan amcasıyla yaptığı bir sohbette menopoz sürecinde öne çıkan hormon replasman tedavilerinden söz eder. Amcası gülerek şunu söyler: > “*Bu iş sarkaç gibidir. Bir dönem çok yükselir, sonra yerin dibine sokulur. Sonra yine döner.*” Geçen ayın sonunda Prof. Dr. Urman’ın moderatörlüğünde özel bir hastanede gerçekleştirilen ve menopozu tüm yönleriyle masaya yatıran toplantıda Prof. Dr. Urman bu cümleyi yeniden hatırlatıyor ve ekliyor: > *“Şimdi artık sarkacın sağlıklı bir yerde durmasını umuyoruz*.” Bu metafor, menopoz etrafında bugün yaşanan tartışmaları anlamak için güçlü bir çerçeve sunuyor. Çünkü menopoz son birkaç yıldır her yerde. Sosyal medyada, podcast’lerde, klinik tanıtımlarında, takviye raflarında… Oysa jinekolojik endokrinoloji uzmanı Prof. Dr. Barış Ata’ya göre bilimsel açıdan bakıldığında ortada yeni bir kırılma yok. “*Menopozla ilgili bakışı değiştirecek yeni, büyük bir çalışma yok,*” diyor Ata: > “*Veriler uzun süredir aynı. Değişen veriler değil, anlatı.”* Prof. Dr. Ata, bunun yalnızca menopozla sınırlı bir durum olmadığını tıbbın birçok alanında benzer döngüler yaşandığını hatırlatıyor. Bir yaklaşım önce hızla popülerleşiyor, ardından sert biçimde reddediliyor, sonra yıllar içinde daha dengeli bir noktaya oturuyor. Menopoz etrafında bugün yaşananlar da bu savrulmanın güncel bir örneği. ## Sosyal medya paylaşımlarının dörtte üçü yanlış! Peki veriler değişmediyse, ne değişti? Uzmanlara göre bu sorunun yanıtı büyük ölçüde menopozun konuşulma biçiminde yatıyor. Prof. Dr. Urman yakın zamanda saygın bilim dergisi [British Journal of Medicine’de](https://www.bmj.com/content/390/bmj.r1695?ref=fayn.press) yayınlanan bir araştırma makalesine dikkat çekiyor. Makalede yazarlar değişik sosyal medya platformlarında (Facebook, X, Instagram, Tik Tok, vb) menopoz ile ilgili paylaşımları değerlendiriyor ve söylenenlerin bilimsel verilere ve NICE (Ulusal Sağlık ve Bakım Mükemmelliği Enstitüsü) yönergelerine uygunluğunu araştırıyor. Sonuçlar gerçekten çok ilgi çekici. Paylaşımların yaklaşık yüzde 70’i abartılı ve gerçek dışı bilgiler içeriyor. Burada da bitmiyor. Paylaşım yapanların yüzde 75’ten fazlasının içeriği ile ilgili doğrudan veya dolaylı çıkar ilişkisi (endüstri, ilaç ve takviye sektörleri) bulunuyor. “*Bu da esasında ortada son tüketicinin zarar görebileceği tehlikeli bir sürecin işlemekte olduğunu gösteriyor.*” diyor Prof. Dr. Urman. Yani menopoz bugün daha çok konuşuluyorsa, bunun nedeni yalnızca artan farkındalık değil; aynı zamanda büyüyen bir pazar. _This post is for paying subscribers only._ ### Annemin Uyurgezer Geceleri: Açgözlü sınıfın lanetinin romanı URL: https://www.fayn.press/annemin-uyurgezer-geceleri-acgozlu-sinifin-lanetinin-romani/ Last updated: 2026-02-26T16:11:48.000Z Fayn bültenini hep beraber hazır ettikten sonra, azıcık zihnimi rahatlatmak için elime almıştım Ayfer Tunç’un *Annemin Uyurgezer Geceleri* adlı romanını. İtiraf edeyim biraz isteksizdim aslında, zira bazı tanıtım yazılarında üç kuşak kadının birbirlerine aktardıkları travma gibi tanımlamalar görmüştüm. Travma enflasyonuna bir kere daha muhatap olmak içimden gelmemişti. Lakin kitabın yazarı Ayfer Tunç’tu ve bugüne kadar okuyup da sevmediğim bir kitabı da olmamıştı. İyi ki de kitabı elime almışım, çünkü ilk sayfadan itibaren *Annemin Uyurgezer Geceleri*’ne, deyim yerindeyse, meftun oldum. Kitaptan başımı kaldırdığımda gün ışıyordu. Haftasonu her işi iptal edip okudum, okudum, okudum. Böylesine kitap okuma zevki veren romanlar yılda birkaç tane çıkıyor bence. ## “Açgözlü sınıfın laneti” Kitap okurken bazen en arka sayfasına notlar alırım. *Annemin Uyurgezer Geceleri* kitabında da aynı şeyi yapmış, şöyle notlar almışım: İnsanların iç dünyalarına bakmamayı tercih etmek, ilerici görünümlü muhafazakârlar, 21\. yüzyıl bünyesi üniversiteyi kabul etmiyor, yeni yoksul sınıfın mensubu, aşağılık kompleksi yoktur, sınıf kompleksi vardır… _This post is for subscribers only._ ### Engelli vicdanlar URL: https://www.fayn.press/engelli-vicdanlar/ Last updated: 2026-02-26T16:11:29.000Z *Sevgili Ahlak Bekçisi,* *Ben normal, kendi halinde, sıradan bir vatandaşım. Ama yıllardır içimi kemiren ve içimde beni çok şaşırtan bir öfke patlamasına sebep olan bir konu var: Özellikle AVM’lerde, otoparklara engellilere ayrılan park alanlarına engelsiz insanların hiç gocunmadan araçlarını park etmeleri…* *Belki “Ne var bunda bu kadar takacak” diyebilirsiniz. Ama son derece normal, okumuş, gelir düzeyi yüksek vs görünen insanların kendilerini hiç rahatsız hissetmeden bunu yapabilmeleri, kendilerine bunu hak görmeleri, gerçekten bir engelli geldiğinde park edecek yer bulamaması ihtimalinden hiç rahatsız olmamaları, kendilerini herkesten akıllı ve cinfikirli sanmaları beni delirtiyor.* *Birkaç kez durup insanlara “Yalnız, engelli alanına park ettiniz” dedim, saçma sapan bahaneler… Daha da sinirlendim. Eğer bunu yapanları o an görürsem rahatsızlığımı belli edecek şekilde durup bakıyorum.* *Bu insanların çok net bir şekilde ahlaksız olduğunu, kesinlikle trafik cezası gibi yüksek bir ceza ödemeleri gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bence bu hareket, bunu yapan kimsenin kişiliğine dair çok şey söylüyor.* *Bu ahlaksızların cezalandırılmasını istemek çok mu abartılı bir yaklaşım? Çevremde kimse bu konuya benim kadar yükselmiyor. Haksız mıyım?* *S. G.* \*\* Değerli okurumuz, Öyle bir konuda yazmışsınız ki, en sonda söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Yüz kere, bin kere yüz bin kere haklısınız. Ayrıca bu konudaki hassasiyetinizde çoğunluğun bir parçası olmasanız da yalnız değilsiniz. Bahsettiğiniz konuya hassasiyet gösteren çok kişi tanıyorum. Açıkçası ben de bu kişilerden biriyim. Bu nedenle bu köşede mümkün olduğunca ahlaki yargılama yapmamaya özen gösteren ben, bu özeni bir kenar bırakıp söyleyeceğim. Engelli insanların yerine park eden engelsizler vicdanları engelli ahlaksızlardır. Ama isterseniz gelin, biraz da bu sorunu ahlaken sorgulayalım. _This post is for paying subscribers only._ ### “Laiklik” tartıştırılırken neler gözden kaçırılıyor? URL: https://www.fayn.press/laiklik-tartistirilirken-neler-gozden-kaciriliyor/ Last updated: 2026-03-08T11:48:06.000Z 'Laiklik' tartışması hakkında liderler konuşuyor, soruşturmalar başlatılıyor, davalar açılıyor, TV’lerde saatlerce programlar yapılıyor, gündem toplumun geniş kitlelerinin içinde hiç olmadığı bir tartışmaya boğuluyor. Peki bunlar tartıştırılırken neler gözden kaçırılıyor? _This post is for subscribers only._ ### 15 dakikada Ankara bir hayal mi? URL: https://www.fayn.press/15-dakikada-ankara-bir-hayal-mi/ Last updated: 2026-04-05T08:07:25.000Z Sevgi Soysal’ın yazılarına konu olmuş Yenişehir’de, bir öğle vakti herkesin bir yere yetişme telaşı vardır. Ankara’yı böyle anlatır. Bugün o telaş hâlâ burada. Sadece öğle vakti değil; sabahın erken saatlerinde, akşam iş çıkışında, hatta hafta sonu bir şeyler içip döneyim derken bile. Şehrin temposu değişmedi. Yalnızca sıkıştı. Sabah saat 08.00\. Ankara’da bir durak. Otobüs tabelada var, mobil uygulamada da görünüyor. Hangi saatte geleceği yazıyor, hatta kaç dakika kaldığı bile belli. Sorun belirsizlikten ziyade bekleme süresi. Çoğu zaman, otobüsü bekleme süresi yoldan daha uzun. Evle işyeri arası kuş uçuşu belki 15 dakika. Ama yürüyerek gitmek mümkün değil. Bu şehirde yollar, kaldırımlar ve kavşaklar yayayı hesaba katmıyor. Şehir seni bir yaya olarak tanımıyor. Diğer araçlar fark ederse şanslısın. Yürüyemedin diyelim. Otobüse bindin. Aktarma gerekiyor. Metroya inmek için karşıdan karşıya geçmen lazım ama bu da başlı başına mücadele. Üst geçit var, asansör çalışmıyor. Alt geçit var, karanlık. Gece saatlerinde metro zaten yok. İşten ya da okuldan çıkıp biraz kafa dağıtmak istiyorsun. Tunalı’ya gidiyorsun mesela. Bahçelievler’de arkadaşınla oturmak istiyorsun. Ama varmak iki saatini aldığı için oturur oturmaz son metroya yetişme hesabı başlıyor. Ankara, planlandığından çok daha fazla büyümüş bir şehir. Depremden sonra yaşanan göçle birlikte bu tablo daha da belirginleşti. Nüfus arttı, otobüsler doldu, trafik yoğunlaştı, sefer sayıları yetersiz kaldı. Arabası olanlar, sanki şehrin başka bir Ankara’sında yaşıyor gibi. İncek’te, Yaşamkent’te, Bağlıca’da kurulan yeni yaşamlar, arabasız düşünülmüyor bile. Bu bölgelerde gündelik hayat bir araba simülasyonunda akıyor. _This post is for subscribers only._ ### Epstein dosyaları: Tutuklamalar, istifalar ve görevden almalar URL: https://www.fayn.press/epstein-dosyalari-tutuklamalar-istifalar-ve-gorevden-almalar/ Last updated: 2026-02-26T08:18:54.000Z ABD Adalet Bakanlığı’nın son haftalarda kamuoyuna açıkladığı yaklaşık üç milyon sayfalık belge ve e-posta yazışması, Jeffrey Epstein’in 2008’deki ilk mahkûmiyetinden sonra dahi küresel siyasi figürler ve iş dünyasının en nüfuzlu isimleriyle temasını sürdürdüğünü ortaya koydu. Belgelerin yayımlanmasının ardından kraliyet üyelerinden eski başbakanlara, diplomatlardan şirket yöneticilerine kadar çok sayıda isim hakkında soruşturma başlatıldı. Bazıları tutuklandı, bazıları kefaletle serbest bırakıldı, bazıları ise görevlerinden ayrılmak zorunda kaldı. Son olarak eski Britanya Büyükelçisi ve İşçi Partisi’nin önde gelen isimlerinden Peter Mandelson 23 Şubat 2026’da tutuklandı ve kefaletle serbest bırakıldı. Mandelson’ın Epstein ile hassas ticari belgeleri paylaştığı iddiaları soruşturmanın merkezinde bulunuyor.Peki, bu 3 milyon sayfalık devasa veri havuzunda başka hangi isimler var? Kraliyet saraylarından Silikon Vadisi’ne, Norveçli diplomatlardan üniversite kürsülerine kadar [uzanan Al Jazeera'nın hazırladığı listeye](https://www.aljazeera.com/news/2026/2/24/epstein-files-the-arrests-and-the-resignations?ref=fayn.press) yakından bakalım. ## Kraliyet, siyaset ve diplomasi ### Andrew Mountbatten-Windsor Britanya Kralı III. Charles’ın kardeşi olan ve kamuoyunda uzun süre Prens Andrew olarak bilinen Andrew Mountbatten-Windsor’ın Epstein ile ilişkisi yıllardır İngiliz basınının gündemindeydi. Jeffrey Epstein ve suç ortağı Ghislaine Maxwell’e karşı başlattığı hukuki mücadeleyle tanınan Virginia Giuffre’nin iddiaları sonrası açılan dava 2022’de uzlaşmayla sonuçlanmıştı. Giuffre, reşit olmadığı dönemde Epstein tarafından Prens Andrew’e yönlendirildiğini iddia ediyordu. Kraliyet ailesi daha önce askeri ve kraliyet unvanlarını geri çekmişti. Son yayımlanan dosyalar, kamuoyu baskısını yeniden artırdı. _This post is for subscribers only._ ### Grok, bu doğru mu? URL: https://www.fayn.press/grok-bu-dogru-mu/ Last updated: 2026-02-26T16:51:18.000Z Gazeteciliğe başladığım ilk günlerde yayın yönetmenim rahmetli Fikri Nazif Ayyıldız, elimize geçen bir kaynak için (yanılmıyorsam Osmanlı döneminde Ermenice harflerle yayımlanmış bir kitaptı) geçen yıl kaybettiğimiz tarihçi Mete Tunçay’ı aramamı istemişti. Daha 19 yaşındaydım. Hiçbir şey bildiğim yoktu. Hoca’yı aradım. Derdimi anlattım… Ve aslında muhtemelen çok toy olduğum ve derdimi münasip sözlere dökemediğim için bir güzel azar işittim. *“Gazeteci olan sen değil misin?”* diye kızmıştı bana Mete Hoca, *“Senin işini ben mi yapacağım?”* Haklıydı haklı olmasına da işte ben de nasıl soracağımı bilememiştim. Bir veriyi doğrulamam gerekiyordu. Nasıl doğrulayacaktım peki? Yıllar yıllar sonra, benim biraz kıdem alıp tecrübe kazanmamın ardından Mete Tunçay ile bir röportaj için buluştuğumuzda, ona beni hep mahcup etmiş bu hatıradan bahsettim. Güldü. *“Huysuzluğuma gelmiş.”* demişti sanırım. Ya da onun gibi bir şey… *“Normalde öyle davranmam.”* demişti. Düşünün, nasıl hırt bir şekilde sorduysam soracağımı… Bu olayın üzerinden sadece çeyrek asır geçti. Benim için uzun ama insanlık için kısa bir tarih. Yine de bu kadar kısa zaman içinde insanın bilgiyle muhasebesi tamamen değişti. Bilgiyi edinme yolları değişti. Onu arama yolları değişti. Ondan faydalanma yolları değişti. Onu sorgulama yolları da değişti. Her şeyden öte, ona sahip olmanın toplumda sağladığı konum da değişti. İkinci bin yıl öncesinde asırlarla ölçülen bir maceraydı bu değişim; bizim dönemimizde hepi topu 20-25 seneye sığdı. Üstelik değişim devam ediyor hem de ne yönünü ne de nereye kadar uzanacağını kestiremediğimiz şekilde. ## Bilgi bizim çaresizliğimiz Yıllardır bir dönemecin yanı başında bekliyoruz. Bilgiyle derdimize dair mühim bir mesele bu. Hepimizin hayatını ilgilendiriyor ve hepimiz katkı veriyoruz bu meseleye. Bilgiye her zaman hürmet etmese de, insanın ona her zaman ihtiyacı var. Bir yıldırım düştüğüne ilk defa şahit olduğunda da vardı, düşmanın tepenin ardında bekleyip beklemediğini merak ettiğinde de vardı, dünyanın bir ucunda başlayan salgının kendi küçük kasabasını nasıl değiştireceğini düşünüp kaygılanırken de vardı. Bugün de var. Gelecekte de olacak. Bilgi bizim çaresizliğimiz. Kimin ne kadar bilgiye sahip olduğu da öteden beri gücün temsili. O yüzden her zaman bilgi edinmeye çalışırız. Bilginin aşağılandığı zamanlarda bile… Güç kazanmak için, ayakta kalmak için, aptal durumuna düşmemek ya da hakikate erişmek için… O yüzden sorarız: Doğru mu bu? Zorlu bir soru... Bilgiye her ihtiyaç duyduğumuzda bir profesörü mü arayacağız yani? Ansiklopedi karıştırmak bile zordu zamanında. Koca koca ciltler… İlgili maddeyi bulacaksın da, hepsini okuyacaksın da, süzeceksin de, oradan bir şeyler devşirip yazacaksın da… Eğitimin kendisi farklı mı? Bir üniversite bitirmek kaç yıl alıyor. Bunun yüksek lisansı, doktorası var… Şaka bir yana, bilgi edinmek sahiden kolay değildi ama zaman içinde kolaylaşmış göründü. İnternet geldi, eski düzen bozuldu. Bilgiyi tekeline aldığı kabul edilen tüm o uzmanların, gazetecilerin, akademisyenlerin, ansiklopedistlerin ve diğer herkesin huzuru kaçtı. En azından böyle söylendi. Bir arama kutucuğu hepsinin yerini aldı. Yetmedi. Yapay zekâ yetişti, aramaların da şekli ve mecrası değişti. Şimdi yapay zekâya soruyoruz. “Bilgi lazım, sayı lazım; istatistik, veri, analiz lazım” diyoruz. “Bize bunları hap şeklinde ver, hemen ver, işlenmiş şekilde ver, benim görünecek şekilde ver” diye tarif ediyoruz. Bununla da kalmıyoruz. Olan bilgiyi de sorguluyoruz. Madem artık alışılmış düzende değiliz, madem o düzenin eski bekçilerine itimadımız yok (ve onlar da zaten ortamlardan bir bir eksiliyor) o halde biz de düzenin yeni kurucularına ve yeni bekçilerine sorarız. Bu gördüklerimiz, okuduklarımız, duyduklarımız doğru mu? İnanalım mı bunlara? İşte zamanın ruhu şimdi bu sorularda. Ama en çok da tek bir soruda. Tolkien’in tüm yüzükleri bir araya getiren yüzüğü gibi, her soruyu bir araya getiren o soruda. “Grok, bu doğru mu?” sorusunda. ## Grok’un kelime anlamları Böyle sormayanlar için, hatta Grok’un ne olduğunu bilmeyenler için bile soru bu artık: Grok, bu doğru mu? Önce şunu netleştirelim: Grok, bir yapay zekâ asistanı. Dünyanın en zengin insanı ve bu arada X platformunun da sahibi olan Elon Musk’ın yapay zekâ şirketi xAI tarafından geliştirildi ve X üzerinde işletilmeye başlandı. Hem metin hem görsel üretebilen, soruları yanıtlayabilen, kaynak tarayabilen Grok yaklaşık iki yıldır hayatımızda. _This post is for paying subscribers only._ ### Dr. Sehra Aksu: “Artık çocuklar mafya avukatı olmak istiyor” URL: https://www.fayn.press/dr-sehra-aksu-artik-cocuklar-mafya-avukati-olmak-istiyor/ Last updated: 2026-02-28T07:03:33.000Z Son yıllarda 18 yaşından küçük çocukların karıştıkları suçları, işledikleri cinayetleri, yaygınlaşan çetelerin çocuk üyelerini sıkça konuşuyoruz. Ama yine de galiba konuştuklarımız buzdağının sadece görünen yüzü. Şu an Türkiye’de 4 bin 421 çocuk hapiste. Bunların 202’si kız çocuk. Toplam hükümlü sayısı ise bin 176\. Hakkında henüz hüküm, karar verilmemiş 3 bin 245 çocuk hapiste. Dr. Sehra Aksu bir çocuk psikiyatrisi uzmanı. Aynı zamanda Türk Tabipleri Birliği İnsan Hakları Kolunda görevli, Etkin Çocuk Psikiyatristleri İnisiyatifi içerisinde de yine çocuk hakları temelinde birtakım çalışmalar yürütüyor. Yıllardır mahkemelerin raporlama ya da sağlık tedbiri amacıyla gönderdiği ve suçla bir şekilde ilişkilenmiş, suça itilmiş çocuklarla çalışmış. Aksu ile bu çocukların nasıl bir suçluya adım adım dönüştüklerini ve ne tür tedbirler alınması gerektiğini konuştuk. **Suça itilmiş çocuklar konusunda bir artış söz konusu mu? Yoksa son yıllarda bu konu kimi olayların medyaya yansımasıyla sadece daha görünür mü oldu?** Evet, adalet sistemiyle ilişkilenen, hakkında dosya açılan çocuk sayısında son 10 yılda bir artış var. Ama medyaya yansıtıldığı türden değil. Tam olarak hangi kısımda ne kadar artış olduğu önemli. Mesela cinayetlerin çok küçük bir kısmı 18 yaş altı kesim tarafından gerçekleştiriliyor. **Peki artan suçlar neler?** Birbirlerine zarar verme, yaralama, hırsızlık, tehdit bu tarz şeyler. Ama tabii bunları da ciddiye almak gerekiyor. Çünkü çocuklar bir anda pat diye adalet sistemiyle, mahkemeyle temas etmiyorlar. Bu süreç genelde erken dönemde bir yerden başlıyor. Aslında ipuçları var. **Bir çocuk nasıl suça sürükleniyor?** Bu süreç, çok katmanlı birçok faktörün etkileşimiyle, birtakım risk faktörlerinin bir araya gelmesiyle oluşuyor. O risk faktörü birçok çocukta olabilir, risk faktörünün olduğu her çocuk suçluya dönüşmez. O riskin hangi ortamda diğer hangi faktörlerle birleştiği belirleyici oluyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Portre: İran, öldürüldüğünü doğruladı. Hamaney kimdi ve neden hedefteydi? URL: https://www.fayn.press/hamaney-karizmasiz-liderlikten-mutlak-guce/ Last updated: 2026-03-05T19:33:46.000Z Asıl ismiyle Ayetullah Seyid Ali Hamaney, İran İslam Cumhuriyeti’nin mutlak lideriydi. Cumhurbaşkanından ordu komutanlarına, milletvekillerinden belediye başkanlarına, hemen hemen bütün üst düzey yöneticileri o belirliyordu. Canı isterse Meclis’in çıkardığı yasaların yürürlüğe konulmasını engelliyordu. Nereden alıyor bu yetkileri? Elbette Anayasa’dan. ## Her şeyi belirleyen lider ya da rehber 1989’da yapılan değişiklikle son halini alan İran Anayasası'nın 110\. maddesine göre lider (Anayasa’daki deyimiyle Rehber), ülkenin genel politikasını belirler, bu politikanın uygulanmasını denetler; düzenli ordu ve Devrim Muhafızları genel komutanlarının yanı sıra, kuvvet komutanlarını, yargı gücü başkanını, radyo televizyon kurumu (IRIB) başkanını, emniyet genel müdürünü atar ve görevden alır. Lider ayrıca bütün büyük illerin cuma imamlarını da atar. İran’da devrimden sonra her kent ve kasabaya atanan Cuma imamları, Cuma namazından önce verdikleri hutbede, yerel sorunların yanı sıra, merkezi olarak belirlenen siyasi mesajları da cemaate aktarmakla yükümlü. Lider ayrıca ordu birlikleri dahil neredeyse hemen her devlet kurumuna, işleri denetleyen bir temsilci de atar. Bu temsilciler o kurumda Sovyetler Birliği döneminde Bolşevik Parti’nin ordudaki en küçük birliklere bile atadığı komiserler gibi çalışırlar; liderin belirlediği politikalardan sapılmasına izin vermezler, terfileri ve atamaları etkilerler, ilgili kurumun bakanından bile yetkilidirler. ## Hamaney o makama nasıl geldi? İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk Rehberi Humeyni, bu makama seçilmek için kimsenin himaye veya desteğine ihtiyaç duymamıştı. O, İslam Devrimi’nin fiili önderi olmanın yanı sıra, Allah vergisi bir karizmaya sahipti, öyle ki sadece “İmam” diye anılıyordu. Belki de Şia’nın 12 İmam’ından sonra bu adla anılan ilk ve tek Şii dinî ve siyasi liderdi. Ama Hamaney’in böyle bir karizması yok. Üstelik Rehber ilan edildiğinde Anayasa’da rehber olmak için gerekli koşullardan sayılan Merce-i Taklit yani Müslümanların din ve dünya işlerinde örnek alacağı, taklit edeceği, takip edeceği kişi bile değildi. Merce-i Taklit (bazen Ayetullah-ül Uzma –Büyük Ayetullah da denir), Şii din adamları hiyerarşisinin en üst düzeyine çıkmış kişilere verilen unvan. Normal zamanlarda bütün Şii dünyasında sadece birkaç kişi bu düzeye ulaşabilmiş olurdu. Humeyni de rehber olduğunda tanınmış bir merce-i taklit idi. Hamaney ise o yıllarda sadece orta düzey bir din adamıydı. Humeyni, kendisine halef olarak yine tanınmış bir merce-i taklit olan Ayetullah Montazeri’yi atamıştı. Daha sonra Muntazeri ile arası açılıp onu azledince, ölmeden önce Anayasa’nın rehberlik şartlarını belirleyen maddelerinin değiştirilmesini istedi. _This post is for paying subscribers only._ ### Meksika’nın kartellerle bitmeyen savaşı URL: https://www.fayn.press/meksikanin-kartellerle-bitmeyen-savasi/ Last updated: 2026-02-26T11:51:40.000Z Haftasonu Meksika’dan gelen, bir kartel liderinin öldürüldüğüne dair [haber](https://tr.euronews.com/2026/02/22/meksikada-oldurulen-kartel-lideri-el-menchonun-hikayesi?ref=fayn.press) tüm dünyada yankı uyandırdı. Çünkü kartelin lideri öldürülünce, adamları bütün ülkeyi savaş alanına çevirdi. Öldürülen uyuşturucu baronunun adı Nemesio Oseguera Cervantes. Ama herkes onu El Mencho diye biliyor. Jalisco Yeni Nesil Karteli’nin lideri. Meksika’nın en çok aranan isimlerinin başında geliyor. DEA yani [ABD Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi](https://www.dea.gov/cartels?ref=fayn.press)’nin internet sitesinde El Mencho’nun yakalanmasını sağlayacak bilgi için 15 milyon dolar ödül vadediliyordu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/DEA-ElMencho.png) DEA’nin eski uluslararası operasyonlar şefi Mike Vigil, operasyonu “uyuşturucu kaçakçılığı tarihindeki en önemli eylemlerden biri” diye nitelendirdi. DEA’in sitesinde, kısa adı CJNG olan kartelin, ABD’ye giren yasadışı fentanilin başlıca tedarikçilerinden biri olduğunu yazıyor. Kartel için, “Meksika’nın en güçlü, en etkili ve en acımasız suç örgütlerinden biridir” diyor. Kartelin ABD’nin 50 eyaletinde dağıtım ağı var. Ama Meksika ve ABD dışında 40 ülkede daha varlık gösterdiği belirtilen bir örgütten bahsediyoruz. 2019’da bile örgütün varlığının 20 milyar dolar olduğu söyleniyordu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/kartel-foto.jpg) ## El Mencho nasıl öldürüldü? Meksika Ulusal Savunma Bakanlığı, El Mencho’nun yüksek hassasiyetli bir askeri operasyon sırasında Jalisco eyaletine bağlı Tapalpa'da öldüğünü açıkladı. Açıklamada operasyonun amacının El Mencho’yu sağ yakalamak olduğu ama çıkan çatışmada ağır yaralanan uyuşturucu baronunun havayoluyla Mexico City’ye sevk edilirken öldüğü belirtildi. Bakanlık, operasyonun Meksika özel kuvvetleri tarafından planlanıp icra edildiğini, Hava Kuvvetleri ve Ulusal Muhafızlara ait hava araçlarının da kullanıldığını duyurdu. Operasyona ABD istihbaratının destek verdiği yönünde bilgi de verildi. _This post is for subscribers only._ ### Küba: ABD'nin sonsuz kuşatması altında yeni bir dönemeçte URL: https://www.fayn.press/kuba-abdnin-sonsuz-kusatmasi-altinda-yeni-bir-donemecte/ Last updated: 2026-04-02T16:48:08.000Z Karayip ülkesi Küba, ağırlaşan ABD kuşatması nedeniyle zor günlerden geçiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergisi tehdidinin ardından adaya giden petrol hattı kesildi. Elektriğinin önemli bir kısmını petrolden elde eden Küba’da bu durum gündelik hayatı trajik bir şekilde etkiledi: Elektrik kesintileri günde 20 saate kadar çıkarken sağlıktan eğitime, turizmden tarıma pek çok sektörde kendini gösteren aksaklıklar insani hayat koşullarının sürdürülebilmesini olanaksız kıldı. Başka bir deyişle, ABD’nin rejim değişikliği dayatmasıyla başlattığı saldırı, Kübalıların hayatlarını hedef aldı. ## Aba üzerinden gösterilen sopa Küba’da yaşanan yakıt krizi, [ABD ordusunun Venezuela’ya gerçekleştirdiği saldırıyla ](https://www.fayn.press/gordion-dugumu-venezuela-mi-amerikan-duzeni-mi/)doğrudan ilişkili. Petrol kaynaklarını kontrol etme amacıyla ABD, 3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı [Nicolas Maduro’yu kaçırdı.](https://www.fayn.press/portre-venezuelanin-kacirilmis-baskani-nicolas-maduro/) Otuz iki Kübalı subay da dahil olmak üzere 100’ü aşkın asker ve sivil hayatını kaybetti. Bu olayın ardından Trump, petrol zengini Venezuela’da kontrolün artık kendisinde olduğunu dile getirdi. Aba üzerinden gösterilen bu sopanın ardından Caracas ile ilişkiler yarı-sömürge tadında sağlama alındı. Venezuela’dan ABD’ye petrol akışı sağlanırken Küba için hayati öneme sahip günlük 35 bin varili bulan sevkiyat [kesildi](https://www.evrensel.net/yazi/98654/kusatma-altinda-kuba?ref=fayn.press). Daha sonrasında sıra diğer petrol ihracatçısı ülkelere geldi. Meksika’dan Küba’ya gönderilen petrol de ABD’nin gümrük vergisini arttırma tehdidiyle birlikte durduruldu. Geri adım atan Meksika Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, petrol ihracatının sürdürülmesine olanak tanıyacak bir anlaşma için ABD’yle görüşmelerin sürdüğünü ve Küba’ya insani yardım göndermeye devam edeceklerini [açıkladı](https://www.diken.com.tr/kubaya-bir-darbe-de-meksikadan-petrol-sevkiyati-durdu/?ref=fayn.press). ## Dünyanın en uzun soluklu ablukası Küba için ABD kuşatması pek de yeni sayılmaz. Küba Devrimi’nin hemen ardından başlayan ABD ablukası 76 yılı geride bıraktı. Küba’nın sosyalist reformlarını hedef alıp serbest pazar ekonomisini dayatan bu ambargo ABD’nin bir devlet politikası. Üstelik zaman içerisinde üçüncü ülkelerin de Küba’yla olan ticari-ekonomik ilişkilerini kapsar hale geldi. Bu durum sadece yakıt ticareti için geçerli değil, tıbbi malzemelerin de Küba’ya girişi ABD tarafından engelleniyor. Bu da Havana için iki-üç kat daha fazla maliyet ve bazen imkansızlık demek. Küba, ithal etmek istediği bir ilacı Avrupa’dan ya da Asya’dan dolambaçlı yollarla getirebilirse getiriyor. _This post is for paying subscribers only._ ### “Köprüyü satarım, satamazsın” kavgasının uzun tarihi URL: https://www.fayn.press/kopruyu-satarim-satamazsin-kavgasinin-uzun-tarihi/ Last updated: 2026-09-05T15:33:08.000Z 2026’nın Şubat ayında işaretleri gelen karar, sonbaharın ilk günleriyle birlikte kesinleşti. İstanbul Boğazı'ndaki 15 Temmuz Şehitler ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri ile Karayolları Genel Müdürlüğü'nün (KGM) işlettiği bazı otoyolların özelleştirilmesine karar verildi. Karar [Resmi Gazete](https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/09/20260905-20.pdf?ref=fayn.press)’de yayımlandı. Karara göre özelleştirilecek yerler, 2010 yılında özelleştirme programına alınan Edirne-İstanbul-Ankara, Pozantı-Tarsus-Mersin, Tarsus-Adana-Gaziantep, Toprakkale-İskenderun Otoyolları ile son kararda kapsama dahil edilen Niğde-Pozantı Otoyolu, Gaziantep Çevre Otoyolu ve Bursa Çevre Otoyolu'nun Çağlayan Kavşağı-Yenişehir Kavşağı arasındaki bölüm. İhaleler önümüzdeki dönemde yapılacak, özelleştirmenin süresi de 30 yıl olacak. Bloomberg 5 Şubat 2026’daki [haberinde](https://www.bloomberg.com/news/articles/2025-09-08/turkey-said-to-weigh-multibillion-dollar-deal-for-iconic-bridges?ref=fayn.press) iki köprü ile bazı otoyolların işletme hakkının özelleştirme sürecini yönetmesi için Londra merkezli Ernst & Young LLP'nin yetkilendirdiğini duyurmuştu. ## “Satış değil, işletme hakkı devri” Karar sonrası Hazine ve Maliye Bakanlığı'na bağlı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’ndan açıklama geldi. Düzenlemenin kamu varlıklarının satışını değil, mülkiyeti devlette kalacak şekilde işletme hakkının devredilmesiyle ilgili olduğu belirtildi. > Basın Açıklaması - 05.09.2026 [pic.twitter.com/iQscmACRl3](https://t.co/iQscmACRl3?ref=fayn.press) > > — T.C. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (@Oibgovtr) [September 5, 2026](https://x.com/Oibgovtr/status/2096148841695220112?ref%5Fsrc=twsrc%5Etfw&ref=fayn.press) re> ## 600 milyon dolar hesabı Köprü ve otoyolların özelleştirilmesi tartışmalarında ortada dönen bir, “yıllık 600 milyon dolar” söylemi var. Bu bazen gelir bazen kâr olarak dile getiriliyor. Özelleştirme İdaresi de bu konuya değindi. *“600 milyon dolar kâr değil, gelirdir. Bu tutarın yaklaşık 300 milyon doları bakım ve onarım giderlerine ayrılmaktadır. Ayrıca önemli tutarda yatırım ve yenileme harcamaları ile personel ve işletme giderleri bulunmaktadır,”* dedi. ## “Hepsi pahalılaşacak” Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel karara tepkili. Özel, köprü ve otoyollardan geçiş fiyatının katlanacağı görüşünde: > *“Şimdi bu özelleştirme ile ucuz otobanların hepsi beş kat pahalılaşacak. İstanbul’daki birinci ve ikinci köprü şimdi 50 lira iken en az 2-2,5 kat pahalılaşacak ve üçüncü köprüden pahalı olacak. İzmir’de ve Bursa’daki çevre yolları bugüne kadar bedavaydı. Şimdi çevre yolları da özelleştirmeye alınmış, bunlar da paralı olacak.”* Özel, ihaleye girecek olan firmalara da seslendi, *“Seneye iktidara geleceğiz. Bütün otoyolları devletleştireceğiz,”* dedi otobandaki gişelerin hepsini yıkacaklarını söyledi. ## Otoyol ve köprülerden kaç araç geçiyor? Burada hatırlatmakta fayda var, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir, KGM'ye bağlı otoyollar ile 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nü 2025'te 585 milyon 906 bin 492 aracın kullandığını açıkladı. Köprülerden tek yön geçiş ücreti de yılbaşından itibaren binek araçlar için 59 TL’ye çıkarılmış durumda. Belli ki önümüzdeki dönem bu konu daha fazla tartışılacak. Ama dedik ya, bu tartışma çok eskilere dayanıyor. Gelin tarihine bakalım biraz. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/kopru-tartismasi-01_fayn.webp) İstanbul Boğazı’na ilk köprünün temeli 20 Şubat 1970’de atıldı ## Boğaz’a ilk köprü Tarih boyu Boğaz’ın iki yakasını bir köprü ile birleştirme hayali hep vardı. 1900'de Arnaudin adında bir Fransız, biri Sarayburnu-Üsküdar, biri de Rumeli Hisarı-Kandilli arasında olmak üzere iki ayrı proje hazırladı ama kabul edilmedi. _This post is for subscribers only._ ### Patron kanlı son istiyor URL: https://www.fayn.press/patron-kanli-son-istiyor/ Last updated: 2026-02-25T07:44:29.000Z Türkiye’de son yıllarda ana akım TV’ye ağırlığını koyan iki dizi türü var: Muhafazakar - seküler kesim arasındaki çatışma ve hayat tarzı farklılıklarını yansıtan diziler ile mafya dizileri. Her ikisinin de tutkalı, aşk ilişkileri. Muhafazakar - seküler çatışması temalı dizilerin belirli bir ömrünün olduğu varsayılabilir, mafya dizilerinin sayısı ise her sezon katlanarak artıyor. Hayat sertleştikçe dünyada da popülerliği artan bu türe bizde rağbet hiç bitmiyor. Patron kanlı son istiyor. Görünen o ki bu sadece bir senaryo tercihi değil, topluma ve siyasete damga vuran bir ruh hâli. Son günlerde MHP lideri Devlet Bahçeli’nin “Yeraltı” [dizisine](https://t24.com.tr/gundem/mhp-genel-baskani-bahceli-oyuncu-kaygilaroglu-nu-aradi,1299732?ref=fayn.press) yönelik övgüsü çok konuşuldu. Bahçeli dizinin “cazip kötü” biçiminde tanımlanabilecek, “değişik” karakteri Bozkurt’u canlandıran Uraz Kaygılaroğlu’nu arayarak tebrik ettiğini, arzu ederse kendisine bir Bozkurt tablosu hediye etmek istediğini [paylaştı.](https://x.com/dbdevletbahceli/status/2023093043323445638?ref=fayn.press) Akla hemen gelen şu oldu tabii: “Adı Bozkurt diye mi?” Çünkü övülen figür, bir narkomafya lideri. Yurtdışına satış yapıyor, içeriyi “temiz” tutuyor. Dizide kurşunlar hiç durmuyor, infazlar ve kartel savaşları gırla, asit kuyuları var. Ama gençleri kötü alışkanlıklara özendirmediği söyleniyor. İroni burada başlıyor. ## Suçtan çok güç “Yeraltı”nın dramatik omurgasına bakınca tablo daha da netleşiyor. Melek yüzlü bir genç, Haydar Ali, ilk bölümün ilk sahnesinde kız arkadaşına evlenme teklif ettikten hemen sonra, bir anda şarjör boşaltıyor, bir restoranda 10-12 kişiyi öldürüyor. _This post is for paying subscribers only._ ### Amazon EcoRest Projesi'ni duyurdu: Deprem sonrası doğayla birlikte iyileşmek URL: https://www.fayn.press/amazon-ecorest-projesini-duyurdu-deprem-sonrasi-dogayla-birlikte-iyilesmek/ Last updated: 2026-02-27T06:25:35.000Z ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/ecorest_logo-white.png) İ Ş B İ R L İ Ğ İ Y L E Bir afet yaşandığında geride kalan etki, çoğu zaman suyun üzerine bırakılmış bir damla boya gibi. Yaşandığı ilk an öne çıkan acil insani ihtiyaçlar, yerini zamanla çepere doğru genişleyen ve uzun vadeli iyileşme ihtiyaçlarına bırakıyor. Bu nedenle afetten sonraki toparlanma süreci, yalnızca beşeri yaşamın eski haline döndürülmesine yönelik çalışmaları değil; ekosistemin işleyişini destekleyecek ve doğrudan gündelik hayatlara dokunacak düzenlemeleri kapsıyor. 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmiş, pek çok insan göç etmiş, üretimle var olan köyler eski verimini kaybetmişken meseleye bütüncül bir perspektiften yaklaşmak bu yüzden çok önemli. Amazon’un Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na sağladığı destek ile yürütülen EcoRest Projesi, depremden etkilenen vilayetlerde doğa temelli çözümler geliştirmeyi amaçlıyor. Tahrip olmuş alanlarda ekosistem rehabilitasyonuna katkı sunmak, alternatif geçim kaynakları yaratmak ve afet farkındalığı geliştirmek gibi hedeflere sahip proje, ekolojik ve ekonomik iyileşmenin birlikte ele alındığı bir çerçeve sunuyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/ecorest-06_fayn-amazon-1.webp) ## Yıkımın görünmeyen yüzü 6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler, Güney ve Güneydoğu Anadolu’daki 11 ilde büyük can ve mal kaybına yol açtı. Üç yıllık süreçte yürütülen çalışmalar ağırlıklı olarak beşeri yaşamı yeniden kurmaya odaklansa da doğa da bu yıkımdan payını aldı. Deprem çoğu zaman yalnızca kentleri ve insan yaşamını hedef alan bir felaket gibi algılanıyor. “Doğal afet” ifadesi bile kimi zaman, doğanın bu yıkımı kendiliğinden ve kısa sürede telafi edebileceği yönünde yanıltıcı bir rahatlık duygusu yaratıyor. Halbuki doğa da en az kentler kadar onarıma ihtiyaç duyuyor. Özellikle insan yaşamıyla doğanın kesişim alanları olan köylerde ekolojik iyileşme, aynı zamanda ekonomik toparlanma anlamına da geliyor. Bu anlayışla tasarlanan EcoRest Projesi, Amazon’un Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’na (UNDP) 1,5 milyon Avroluk destek sağlamasıyla ortaya çıktı. Amazon’un doğayı koruma ve onarma odaklı Right Now Climate Fund kapsamında Türkiye’deki ilk yatırımı olan projenin adımları ve hedefleri tüm paydaşlarla birlkte belirlendi. Projenin lansmanında konuşan Amazon Türkiye Perakende Genel Müdürü Burak Erdem, önümüzdeki üç yılda en az 450 hektarlık alanda ekosistemin restorasyonunun gerçekleştirileceğini belirterek projeye ilişkin bilgi verdi: *“2023 yılındaki yıkıcı depremlerin hemen ertesi günü başlattığımız acil yardım çalışmalarımızdan bu yana bölgeye desteğimizi hiç kesmedik. Bugün ise Türkiye'nin uzun vadeli geleceğine yönelik desteğimizi bir adım ileri taşıyoruz. Bu proje, depremde zarar gören ormanları restore ederken sürdürülebilir geçim kaynakları oluşturacak ve çevresel iyileşme ile ekonomik toparlanmanın birlikte ilerleyebileceğini gösterecek.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/ecorest-01_fayn-amazon.webp) ## Pilot köy nasıl belirlendi? EcoRest, yaklaşık 42 aylık bir uygulama sürecine yayılıyor. Ekolojik ve sosyoekonomik faydayı birlikte hedefleyen proje, ilk olarak bir pilot köyde, Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesine bağlı Yukarı Nasırlı Köyü’nde hayata geçecek. Peki depremden etkilenen yüzlerce köy arasından Yukarı Nasırlı Köyü nasıl seçildi? İlk etapta deprem sonrası raporlar incelenerek 11 ildeki yaklaşık dört bin orman köyü arasından dokuz aday belirlendi: Adıyaman’da Mutlu, Güneykaş ve Yukarı Nasırlı; Kahramanmaraş’ta Kömürköy, Kartal ve Gökçeli; Hatay’dan ise Ceylanlı, Bektaşlı ve Büyükoba köyleri. Orman mühendisleri ve UNDP’nin teknik uzmanlarından oluşan bir ekip, Temmuz 2025’te sahaya çıkarak köyleri tek tek gezdi, halkla yakın temaslar kurdu ve raporlar hazırladı. Yukarı Nasırlı Köyü’nü öne çıkaran ise demografik yapı, rehabilitasyon potansiyeli, depremden etkilenme düzeyi, topluluğun ilgisi, genç nüfus ve su kaynakları gibi önceden belirlenen 17 kritere en çok uyan köy olmasıydı. Yukarı Nasırlı Köyü, çalışmaların afetten etkilenen diğer bölgelerde de yaygınlaştırılması için bir model teşkil edecek. Bölge müdürlükleri, belediye personeli ve bölge halkından oluşan yaklaşık iki bin kişiye ulaşılması hedefleniyor. Yani bu pilot köy, yalnızca bir uygulama sahası değil, aynı zamanda bir öğrenme alanı da olacak. Eğitim alan katılımcıların bu faaliyetleri yaklaşık 20 köye yaygınlaştırılması ve edinilen deneyimin kalıcı bir bilgi birikimine dönüşmesi hedefleniyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/ecorest-02_fayn-amazon.webp) ## Proje neleri hedefliyor? EcoRest Projesi'nin ana amaçlarından biri ekosistemi onarmak olsa da proje yalnızca bir ağaçlandırma çalışmasından ibaret değil. Bir diğer ayağını da doğa temelli çözümlerin yerel hizmetler ve geçim kaynaklarıyla entegrasyonu oluşturuyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/ecorest-03_fayn-amazon.webp) ## Peki bu ne demek? Uzman ekip, saha çalışması boyunca köyün ekolojik ve sosyoekonomik koşullarını analiz ederek olası müdahale alanlarını belirledi. Bunlardan biri, çatıda yağmur suyu hasadı. Bölgenin yeterli yağış potansiyeli göz önünde bulundurularak tasarlanan sistem, su depolama kapasitesini artırmayı hedefliyor. Çatılarda biriktirilecek suyun hem sulamada kullanılması hem de hane halkının temizlik ihtiyaçları için depo işlevi görmesi öngörülüyor. Hedeflenen bir diğer uygulama ise ev tipi kompost üretiminin yaygınlaştırılması. Evdeki organik atıkların geri dönüştürülerek bahçe verimini artırmada kullanılması ve bu yolla daha sürdürülebilir bir sistem kurulması hedefleniyor. Fidan dikimi ve gelir getirici ağaçlandırma çalışmalarıyla da hem ekosistemin güçlendirilmesi hem de yöre halkının geçim kaynaklarının desteklenmesi amaçlanıyor. Bu önceliklerin uygulanabilirliğine ise köy halkı ve yerel paydaşlarla yapılacak görüşmeler sonucunda karar verilecek. Bu yönüyle EcoRest, bölge ihtiyaçlarına tepeden bakan müdahaleci bir yaklaşım değil; katılımcı süreçlerle ilerleyen bir onarım modeli sunuyor. ## Yukarı Nasırlı'dan ilhamla EcoRest, önümüzdeki süreçte Yukarı Nasırlı Köyü’nde doğayı onarmayı, bunu yaparken de sürdürülebilir çözümlerle köy yaşamını güçlendirmeyi hedefliyor. UNDP Türkiye Mukim Temsilci Yardımcısı Miodrag Dragisic, bu hedefi şöyle açıyor: *“Doğa projeleri, ‘daha iyi yeniden inşa' yaklaşımının merkezinde yer alıyor. Amazon'un cömert desteği sayesinde, depremlerin bölgede orman köyleri için ortaya çıkardığı en önemli çevresel tehditlerin bir kısmını belirleyip ele alabileceğimize inanıyoruz.”* Yukarı Nasırlı Köyü, yalnızca bir pilot uygulama alanı değil, birlikte öğrenme ve deneme fırsatı. Sürecin nasıl ilerleyeceği zamanla belli olacak. Ancak doğayı ve geçim kaynaklarını aynı anda düşünmeye çalışan bu yaklaşım, afet sonrası iyileşmeye dair önemli bir örnek olabilir. Belki de Yukarı Nasırlı Köyü; tohumdan fidana, fidandan ağaca, ağaçtan ormana adım adım iyileşirken, çevresini de değiştirir. FAYN'A ABONE OLUN Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Ege Üniversitesi’nde barınma krizi: "Ölmeye değil, okumaya geldik" URL: https://www.fayn.press/ege-universitesinde-barinma-krizi-olmeye-degil-okumaya-geldik/ Last updated: 2026-02-20T13:04:35.000Z İzmir’in en köklü eğitim kurumlarından Ege Üniversitesi’nde yurtta kalan öğrenciler, koşulların insani sınırları zorladığını anlatıyor. Dört gün boyunca kesilen sıcak sular, 4 kişilikten 6 kişiliğe çıkarılan odalar ve hijyen sınırlarını çoktan aşmış yemekhaneler... Öğrenciler için yurt, artık bir yuva değil; okul ve sosyal hayat arasında sıkışmış bir "tahammül alanı". ## "Sıcak su yok, yemeklerden böcek çıkıyor" Erkek yurdunda kalan öğrenciler, sadece temel ihtiyaçlarına ulaşmak için bile bürokrasiyle savaşmak zorunda kalıyor. Bir elektronik teknolojisi bölümü öğrencisi, beş yıldır çözülmediğini söylediği o döngüyü şu sözlerle anlatıyor: "Ege’nin tek erkek yurdundayız ama 4 gündür sıcak suyumuz yok. Yemekler zaten her zaman kötüydü ama son dönemde çekilmez hale geldi. Bir keresinde yemekhane şirketi, devletin her birimiz için ödediği 160 TL yerine bize sadece 70 TL’lik döner verdi. Resmen devletin parası o şirketin cebine indi. Yemeklerden böcek çıkıyor, görevliye söylüyoruz, 'Biz titiziz ama engelleyemeyiz' diyorlar. ## “Yağmur yağınca asansör su doluyor” Erkek yurdunda kalan bir gazetecilik öğrencisi ise asansörlerin denetlenmediğini ve kabine her bindiklerinde 2023’te Aydın’daki KYK Güzelhisar Kız Yurdu’nda asansörde sıkışarak hayatını kaybeden [Zeren Erta](https://www.fayn.press/zeren-ertas-davasi-devlet-evimize-yakin-mezar-yeri-verdi-simdi-adalet-bekliyoruz/)ş’ı hatırladıklarını belirterek şöyle devam ediyor: “A Blok’ta asansör sorunu var, müdür 'müteahhit yanlış yaptı' diyor ama beş yıldır çözülmüyor. 2 bin kişi için sadece iki asansör var. Yağmur yağınca asansör boşluğuna su doluyor, personel kova kova su boşaltıyor. Koridorlar çöp içinde, odaları kendimiz temizlemek zorundayız; temizlemeyen arkadaşlarımız ise gizlice fişlenmekle, uyarı almakla tehdit ediliyor. Biz buraya ölmeye değil, okumaya geldik ve ölmek istemiyoruz." ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/ege-u--niversitesi-kyk-yurtlar---2-.jpg) ## "Yemekhanede 'nasip' mesaisi" Kampüs içerisindeki Zübeyde Hanım KYK Kız Öğrenci Yurdu’ndaki durum da farklı değil. Hijyen standartlarının her geçen yıl geriye gittiğini belirten bir sınıf öğretmenliği 3\. sınıf öğrencisi, beslenme ve temizliğin nasıl bir lükse dönüştüğünü özetliyor: "1\. sınıftayken haftada bir temizlik yapılırdı, şimdi o bile aksatılıyor. Yapılınca da eskisinden daha kirli oluyor. Eskiden akşama kadar açık olan çamaşırhaneler 17.30’da kapanıyor; biz zaten o saate kadar okuldayız, çamaşır yıkamak imkânsız hale geldi. Ama en büyük sorunumuz yemekhane. Hiçbirimiz oradan beslenemiyoruz. Ya midemiz bozuluyor ya içinden bir şey çıkıyor. Diyetisyen hazırlıyor diyorlar ama önümüze gelen menüler saçma sapan. Akşam yemeği altı saat açık görünüyor ama ilk üç saatte gelirseniz belki düzgün bir şey bulursunuz. Sonraki üç saatte 'nasibinize ne düşerse' onu yiyorsunuz. İtiraz edince 'Müdür böyle istiyor' deyip geçiyorlar. Defalarca 50’den fazla kişi zehirlendi. Hastanelerde sabahladık ama çözüm sunulmuyor." ## "Maaşlı çalışan bile eve çıkamazken biz ne yapalım?" Barınma krizi sadece fiziksel koşullarla sınırlı değil; ekonomik darboğaz, öğrencileri bu sağlıksız ortamlara zincirliyor. İngilizce Öğretmenliği 4\. sınıf öğrencisi, mezuniyet sonrasına dair umutsuzluğunu ve mevcut sıkışmışlığı şu sözlerle anlatıyor: "Normalde atanabiliyorduk, şimdi akademi süreci eklendi. O süreçte alacağımız ücret asgari ücretin biraz üzerinde olacak. İstanbul, Ankara veya İzmir gibi şehirlerde maaşlı çalışan birinin bile eve çıkması imkansızken, ben öğrenci halimle 4 bin TL krediyle nasıl eve çıkayım? 11.00’de yurda giriş zorunluluğu sosyal hayatımı, kötü yemekler maddi durumumu, 6 kişilik odalar ise psikolojimi bitiriyor. Yemekhanede yemekler kötü olunca dışarıda yemek zorunda kalıyorum ve bunu karşılayamıyorum. Barınma hakkı bize verilmiyor; verilince de tüm hayatımızı kötü etkileyen bir şeye dönüşüyor." FAYN'A ABONE OLUN Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.** ### Sosyal anksiyete ile networking rehberi URL: https://www.fayn.press/sosyal-anksiyete-ile-networking-rehberi/ Last updated: 2026-02-20T09:56:22.000Z İyi bir ortalamayla mezun oldunuz, projeleriniz hazır, portfolyonuz pırıl pırıl… Şu ses peşinizi bırakmaz: *"Yetmez, birileriyle tanışık olmanız lazım. Hiç mi tanıdığınızın tanıdığı yok? ‘Değerli bağlantılarınız’ da mı yok?*" Bundan üç sene önce, henüz birinci sınıfta ve hiçbir "değerli bağlantısı" olmayan bir üniversite öğrencisiyken, içi içine sığmayan parlak bir aday olduğumu düşünüyordum. Bölümdeki herkesin bir "kimsesi" vardı; birinin babası ajans sahibi, diğerinin ablası bir kanalda spikerdi. Benim neden olmasındı? Hayatımda tanıdığım en sosyal insan olan anneanneme gittim; biraz da umutsuzca... Ziraat mühendisi ya da bir memur arkadaşını sormuyordum ki. Hayatı boyunca taşrada yaşamış anneanneme medya sektöründen tanıdığı olup olmadığını sorduğumda hiç beklemediğim bir yanıt aldım: Liseden bir arkadaşının oğlunun kanalı olduğunu söyledi. Benim için numarasını buldu ve bir post-it kağıdına yazıp elime tutuşturdu. Aradan üç yıl geçti, ben bırakın o adamla görüşmeyi, telefonla bile arayamadım. Kendimi sosyal anksiyetesi olan biri olarak tanımlayamam ama iş konusundaki bu özgüvensizliğim niyeydi? Bugüne kadar çalıştığım yerlerdeki insanlarla neden iş ilişkisi dışında içten bir bağ kuramıyor ya da kendimi tanıtma heyecanı yaşayamıyordum? Utanıyor muydum, yoksa bu utangaçlığın arkasına saklanıp onlara üstten bir tavırla mı bakıyordum? Peki, bu kadar "suratsız" görünürken antipatik olmaktan nasıl kaçınacaktım? Birçok insanın benzer kaygılar taşıdığını biliyorum. Ben bu süreçlerle nasıl başa çıkıyorum ve başka neler yapılabilir, sizin için araştırdım. İş hayatında sosyal anksiyete ile nasıl *network* edinebileceğinizi adım adım anlatıyorum. ## Kontrol edilebilirleri seçin Alışık olduğunuz ofis arkadaşlarınızın yanında her şey daha kolaydır. Peki ya bir davet maili geldiğinde? Tanımadığınız insanların arasında tek başınıza ne yapacaksınız? Elinizi kolunuzu nereye koyacaksınız? Seçtiğiniz kıyafet uygunsuz mu kalacak? Muhtemelen herkes kendi tanıdıklarıyla mı takılacak? Şimdi arkamıza yaslanıp derin bir nefes alıyoruz, önce kontrol edebildiklerimizden başlıyoruz. Başkalarının ne zaman geleceğini kontrol edemezsiniz ama vaktinde orada olmayı seçebilirsiniz. Özellikle geç kalma anksiyeteniz varsa, bugün hazırlıklı olun. Abonmanınızı, benzininizi, rotanızı önceden ayarlayın: Oraya tam vaktinde varıyoruz. Anksiyete belirsizliği sever, bu yüzden belirsizliği minimuma indirmelisiniz. Etkinliğe girmeden önce kendinize şu soruları sorun: Kaç dakika kalacağım? Hedefim ne? *"Herkesle tanışacağım"* gibi uçuk bir hedef yerine, *"Sadece iki kişiye merhaba diyeceğim"* gibi makul bir sınır sizi rahatlatacaktır. Hayatta bu kadar plan yapmak çok yorucu, farkındayım ama anksiyeteyle bir süredir haşır neşir olanlar beni anlayacaktır. Tamamen plansız hareket etmek de aşırı plan yapmak da bu kaygıyı tetikliyor. Onun için kontrol edebildiklerimizin elinden tutup edemediklerimizi salıyoruz. ## İlk merhaba anı Karşınızda yeni bir yüz var. Elini mi sıksanız, yoksa sadece gülümseseniz mi? Hiç düşünmeyin, en basitini seçin: *“Selam, ben…”* deyin ve elinizi uzatın. *Networking*’in doğasında tanışmak vardır ve kimse sizi neden tanıştınız diye yargılamayacaktır. Unutmayın, en büyük risk hiç etkileşime girmemektir.Elinizi nasıl uzattınız, o an nasıl görünüyorsunuz, gülümsemenizin boyutunu ayarlayabildiniz mi? Bunların hepsini kendinize soruyorsunuz. Ancak şunu unutmayın: Karşınızdaki kişinin o kadar da umurunda değilsiniz. Muhtemelen o da o an karnının aç olduğunu ya da dönüş trafiğini düşünüyor olabilir. Yani o da en az sizin kadar insan. ## "Ben buradayım" demenin en kolay yolu Kalabalık bir gruba dahil olmak, hareket halindeki bir trene atlamak gibi hissettirebilir; hele ki onlar birbirini zaten tanıyorsa... Önce grubun akışını izleyin, sonra küçük bir boşlukta söylenenleri onaylayarak veya kısa bir cümleyle söze dahil olun. Süper zeki bir şey söylemek zorunda değilsiniz, sadece orada olduğunuzu hissettirmeniz yeterli. Bazen beklemediğimiz sessizliklere veya alaycı tavırlara maruz kalabiliriz. Bunun en iyi çözümü, hiçbir şeyi kişisel algılamamaktır. Karşınızdakinin kaba tavrı size değil, tamamen ona aittir. Siz bütün güler yüzünüz ve samimiyetinizle oradasınız. ## Soru sormak Tanışma aşamasını geçtiniz ve merak uyandıran bir sohbettesiniz. Aklınızda sorular var ama sosyal anksiyete sizi durduruyor olabilir. *"Bilgisiz mi görünürüm?"* diye endişelenmeyin. Şüphe duyduğunuzda, kendinize asıl hedefin o soruyu sormak olduğunu hatırlatın. Alacağınız her türlü cevapla zaten başa çıkabilirsiniz. Sorunuzu içtenlikle ve merakla sorun. Emin olun, tahmin ettiğinizden çok daha sıcak bir tepki alacaksınız. Biz kaygılı insanlar başkalarının ne kadar eleştirel olacağını abartma eğilimindeyiz. ## Yemek masası: Performans değil, ihtiyaç Başkalarının önünde yemek yemek bazen ızdırap gibi gelebilir. Eğer sosyal piliniz bittiyse, tek başına oturup şarj olmanın hiçbir ayıbı yok. Ama hâlâ enerjiniz varsa, rastgele bir masaya oturun ve günün size ne getireceğine bakın. Dikkatinizi kendinizden uzaklaştırıp yemeğin tadına odaklanın. Bir şeyi dökmek veya sakarlık yapmak kadar insani bir şey yok, kimse bunun üzerinde sizin kadar durmayacaktır. ## Her şey bittiğinde: İki doğru bir yalan Tüm bunlarla savaşmanın sadece *“Derin bir nefes al ve gülümseyerek insanlarla konuş.”* demek olmadığını çok iyi biliyorum. Kilit nokta aslında etkinlik bittikten sonra başlıyor. Eve döndüğümüzde kendimize yönelttiğimiz o sert ve acımasız eleştiriler, bizi bir sonraki etkinliğe gitmekten asıl alıkoyan şey oluyor. Buna “ruminasyon” (zihinsel geviş getirme) deniyor. Kaygılı zihniniz, çoğu anın kötü geçtiğine dair sizi ikna etmeye çalışıyor. Bu kontrolsüz düşünme hali tehlikeli çünkü bilişsel çarpıtma yaratıyor. İyi anları pire, aksilikleri ise deve yapıyor. Bu noktada, Klinik Psikolog Ellen Hendriksen, *Psyche* için kaleme aldığı [rehberde](https://psyche.co/guides/how-to-network-when-youre-socially-anxious?ref=fayn.press) bu spiralden kurtulmak için harika bir yöntem öneriyor: İki Doğru Bir Yalan oyunu. Etkinlikten sonra zihninizde dönüp duran anları not alın ve onları şu şekilde ayırın: İki Doğru: Gerçekten iyi gitmeyen iki şeyi belirleyin. (Örnek: Tanışırken sesiniz titredi veya yaptığınız bir şakaya kimse gülmedi. Olabilir, sosyal etkileşimler mükemmel olmak zorunda değildir.) Bir Yalan: Kendinize söylediğiniz "yalanı", yani o olaya yüklediğiniz felaket anlamını bulun. (Örnek: Tanışırken kekeledim, bu yüzden bu işbirliği şansımı tamamen kaybettim.) Yalanı yakaladığınızda kendinizi sorgulayın. Yalanı daha doğru bir yorumla değiştirin: *"Tanışma anı tuhaftı ama konuşmanın geri kalanı gayet iyiydi."* Sosyal anksiyete yüzünden hiç gitmemektense, gidip o zor anları yaşamak her zaman daha iyidir. Bazen gidemeyebiliriz; tıpkı benim üç yıldır o telefon numarasını arayamamam gibi… Ama bu, bir sonraki sefer yeni insanlarla tanışmayacağımız anlamına gelmez. Kendinize baskı yapmayı bırakın ve kaygıyı cebinize koyup yürümeye devam edin. ### 19. yüzyıldan kendimize yer bakıyoruz URL: https://www.fayn.press/19-yuzyildan-kendimize-yer-bakiyoruz/ Last updated: 2026-02-22T09:37:08.000Z Bu hafta size “dalya” diyoruz. Zira *Fayn Haftalık* tam 100’üncü sayısıyla karşınızda. Sayı bizi bile şöyle bir çarptı. “Vay be tam 100 bülten çıkarmışız” dedik. Hep beraber 200’lere, 300’lere, hatta 1000’lere diyoruz ve gündeme geçiyoruz. ## Yavaş yavaş Mansur Yavaş Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan ortalığı birbirine katarak CHP’den istifa etmişti. Kimilerine göre Özarslan’ın istifası ile asıl hedef alınan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş. Kimileri haklı mı? Ankara muhabiri aktarıyor. [Yavaş yavaş Mansur Yavaş’a doğruCHP’ye göre, Keçiören Belediye Başkanı Özarslan’ın istifası sadece bir ayartma ya da ikbal arayışı değil. Bu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı partiden koparma stratejisinin bir parçası. Peki Yavaş yeterince dayanıklı ve hazırlıklı mı? Fayn Ankara muhabiri derledi…![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1095.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mansur-yavas_fayn.webp)](https://www.fayn.press/yavas-yavas-mansur-yavasa-dogru/) ## Ne kurulu ne kurulu? ABD Başkanı Trump canının istediği ülkelerin liderlerine “Barış Kurulu” davetiyesi göndermeye başladı. Şimdiye kadar aralarında Türkiye’nin de olduğu 25 kadar ülke daveti kabul etti. “Masada varız, demek ki menüde yokuz” diye sevinenler çok. Peki bu kurul ne iş yapacak ve bundan Gazze’nin haberi var mı? Ayşe Karabat yazdı. [Trump’ın Barış Kurulu: Eski dünya düzeni için hafriyat ekibiEski dünya öldü, yenisi doğamıyor; ama hafriyat işi hızla ilerliyor. Gazze’nin enkazı üzerinde barış satan yeni düzenin vitrininde Filistinli yok, ama bolca yatırımcı var. Üstelik koltuklar nakit.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1096.png)FaynAyse Karabat![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/baris-kurulu_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/trumpin-baris-kurulu-eski-dunya-duzeni-icin-hafriyat-ekibi/) ## De Gaulle’ün öngörüsü Avrupa’da bir değil 1001 hayalet dolanıyor. Sağcısı, solcusu, futbolcusu Gramsci’den alıntı yapan yapana. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ağzından sık sık Frankfurt Okulu düşünürlerinden aldığı cümleler dökülüyor. Almanya başta olmak üzere Habermas’tan alıntılayanlar da az değil. Kısacası geçmişin isimlerine nur yağıyor. ABD-Avrupa geriliminin ayağa kaldırıp aramızda dolaştırmaya başladığı bir hayalet daha var: 1966’da Fransa’yı NATO’nun askeri kanadından çıkaran Charles de Gaulle… Yavuz Sinangil yazdı. [ABD–Avrupa gerilimi büyürken Münih’te dolaşan hayalet: De GaulleGeçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupa’ya, Başkan Yardımcısı Vance ile ‘dayak atan’ ABD, bu yıl “Gel, benim kurduğum düzene, benim kurallarımla katıl” çağrısı yaptı. Avrupalıların kafasındaysa 1966’da Fransa’yı NATO’nun askeri kanadından çıkaran Charles de Gaulle’ün sözleri yankılanıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1097.png)FaynYavuz Sinangil![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/de-gaulle_fayn.webp)](https://www.fayn.press/abd-avrupa-gerilimi-buyurken-munihte-dolasan-hayalet-de-gaulle/) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/divider-fayn-reklam-1.png) [![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/1080x1350.jpg)](https://app.tr.adjust.com/1xofch3y?ref=fayn.press) ## Dünya 19\. yüzyıla dönerken Türkiye’nin yeri ne olmalı? Bir tarafta Rusya'nın Ukrayna'da savaşı, diğer yanda Trump ABD’si, Doğu’da da Çin’in olası Tayvan işgali… Dünya artık kendini kurallarla bağlı hissetmeyen büyük güç odaklarının elinde. Bu da insanlığın 19\. yüzyıl dengelerine dönmesi anlamına geliyor. Peki bu dengede Türkiye’nin yeri neresi? *Fayn* Sinan Ülgen’e sordu. [Dünya 19\. yüzyıla dönerken Türkiye’nin yeri ne olmalı?Nüfuz alanı paylaşımları daha önce iki kez dünya savaşına sebep oldu. Şimdi yine benzer bir döneme girerken Türkiye’nin yerini Sinan Ülgen ile konuştuk. Ülgen’e göre AB’nin Türkiye’ye daha fazla ihtiyacı var. Ama bu saptama işin gerekli tarafını oluşturuyor, yeterli tarafını değil.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1098.png)FaynSemin Gümüşel Güner![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/sinan-ulgen_fayn.webp)](https://www.fayn.press/dunya-19-yuzyila-donerken-turkiyenin-yeri-ne-olmali/) ## Oyunuzu bize vermezseniz, gözetlenirsiniz Macaristan’da bildik melodiler çalmaya devam ediyor. 16 yıldır ülkeyi yöneten Viktor Orban’a rakip olmaya kalkanın başına türlü türlü işler geliyor. Ülkedeki geleneksel muhalefet partilerinden farklılaşan ve önümüzdeki seçimlerin favorisi haline gelen Peter Magyar içinde “seks kasedi” iddialarının döndüğü bir karşı propagandayla karşı karşıya. Peki Orban’ı korkutan Magyar kim? Tarık Demirkan yazdı. _This post is for subscribers only._ ### Yazılımcılara veda (mı?) URL: https://www.fayn.press/yazilimcilara-veda-mi/ Last updated: 2026-02-23T14:31:20.000Z *“Önümüzdeki altı ila 12 ay içinde yazılımcılara gerek kalmayabilir.”* Bu sözler yapay zeka devi Anthropic’in CEO’su Dario Amodei’ye ait. Ona göre yapay zeka alanındaki gelişmeler artık senelik değil aylık, hatta haftalık ilerliyor. En donanımlı yazılım mühendisleri bile kendilerini yetersiz hissediyor, Anthropic’tekiler dahil. Bu hız, dünyanın her yerindeki yazılımcıları gittikçe daha kırılgan hale getiriyor. Sektör genelinde “yapay zeka işimi elimden alacak” kaygısı varoluşsal bir meseleye dönüşmüş durumda. İşlerine tutunabilenler şanslı. İş arayışında olanlar ise bir ton para ve emek harcadıkları diplomalarını ve senelerce çalışarak edindikleri becerileri sorguluyor. Öyleyse hayatını kodlama ile idame ettirenleri nasıl bir gelecek bekliyor? Bu varoluşsal kriz büyüyecek mi? Yazılım dünyası ve içindeki milyonlarca çalışan için değişen dengeleri anlamlandırmaya çalıştık. ## Kodlama neydi, ne oldu? Kodlama, bir makineye belirli aksiyonları uygulamak için numerik ve alfabetik kodlar aracılığıyla talimatlar vermek olarak tanımlanabilir. _This post is for subscribers only._ ### Hayır diyebilmenin ötesi: Sınır çizmek ne demek? URL: https://www.fayn.press/hayir-diyebilmenin-otesi-sinir-cizmek-ne-demek/ Last updated: 2026-03-02T15:35:35.000Z Sınır nedir? Bizi diğerlerinden ayıran çizgi midir? Birinin bittiği, bir diğerinin başladığı yer midir? Bugün sınır koymak, neredeyse bir kişisel gelişim sloganına dönüşmüş durumda. Çoğunlukla [hayır demeyi öğrenmekle ](https://fikirturu.com/toplum/nasil-hayir-denir-ve-denmelidir/?ref=fayn.press)bir tutuluyor. Oysa psikolojiye göre sınır, yalnızca başkasına dur demekten ibaret değil. Kişinin kendini tanımasıyla, kişisel ve psikolojik ihtiyaçlarının farkında olmasıyla yakından ilgili. Sağlıklı bir ilişki ve huzurlu bir zihin için sınır koyabilmek işlevsel bir rolde. Fakat sınır koymak ile ötekini kontrol etmek arasında da ince bir çizgi var. O çizgiyi göremediğimizde bazen canımızın istemediği şeyleri yapmamak ya da bir başkasını yönlendirmeye çalışmak için sınırları bir maşa gibi kullanabiliyoruz. “Kimsenin derdini dinleyemem” diyerek arkadaşlığın köküne kibrit suyu dökebiliyor, “benimle böyle konuşamazsın” derken kendimizi koruduğumuzu sanıp karşı tarafa hükmetmeye kalkabiliyoruz. Kimi zaman da sınır çizdiğimiz yanılgısına düşerek kendini gözetmek kisvesiyle bir toplum içinde yaşama sorumluluğundan kaçıyoruz. Oysa sınırlar bizi korumak için var, bir masal prensesi gibi şatolara kapatmak için değil… ## Keskin çizgiler mümkün mü? Kendimizle diğer insanlar arasında keskin bir çizgi çekmek gerçekten mümkün mü? Hepimizin aslında birbirine bağlı ve bağımlı olduğunu, birbirimizin gerçekliğini sürekli etkilediğimizi [düşününce](https://www.vox.com/the-highlight/466054/boundaries-psychology-self-care-burnout?ref=fayn.press), kulağa imkânsız gibi geliyor. Zaten psikolojideki sınır kavramı da mutlak bir izolasyonu, ötekine sürekli sırt çevirmeyi, bir başkasına had bildirmeyi gerektirmiyor. Zira sınır, her şeyden önce kişinin kendisiyle ilgili. İş, arkadaşlık ya da romantik ilişkilerde isteklerini, ihtiyaçlarını, tercihlerini bilmek ve bunları dile getirebilmek, sınır çizmenin temellerini oluşturuyor. Dolayısıyla sınır çizmek sert köşeli ve keskin olmayı değil, zaman zaman geçirgenliği bilmeyi de gerektiriyor. Kimse sizden [herkesi memnun etmek](https://www.fayn.press/aman-agzimizin-tadi-bozulmasin-people-pleasing-nedir/) için kendinizi feda etmenizi beklemiyor. Aksini istemek bir çeşit istismar ilişkisi içinde olmanız demek. Fakat zaman zaman bazı şeylere hayır dememek, dert dinlemek ya da birinin işini kolaylaştırmak sizi sınırlarını bilmeyen biri de yapmıyor. Sınırlara sahip olmak bencil bir hayat değil, diğerini ve kendini gözetmenin bir orta yolunu bulmak demek daha ziyade. Yapabileceğinden fazlasını üstlenmemek ama ver birini de ben taşıyayım diyebilmek. Ne olursa incinirim, ne dersem kırılır sorularının yanıtını bilmek. Yani önce kendini sonra ötekini tanıyarak temas noktalarımızı yumuşatmak demek. ## Sınırları bir sopa gibi kullanmak Kişisel alandan çıkıp meselenin toplumsal yönüne gelecek olursak karşımıza bir anlam genişlemesi ya da kafa karışıklığı çıkıyor. Tüm o keskin ve köşeli çağrışımına rağmen sınır, kişilerin kendi ihtiyaçlarına göre yeniden tanımlayabildiği bir kavrama dönüştü son yıllarda. Yapılması zor gelen şeylere karşı kullanılan bir araca, bir bahaneye evrildi. Oysa birlikte yaşamak, bazen canımızın o kadar da istemediği şeyleri yapmak zorunda kalmaktır. Sınır çizmek mevzusunu kendimizle kurduğumuz derinlemesine bir ilişki olarak değil de günlük hayatta köşeye sıkıştığımız hallerden bizi kurtaracak bir kaçış yolu olarak görüyoruz çünkü böylesi kolayımıza geliyor. Üstelik tıbbileştirme (*medicalization*) üzerine çalışan, Amerikalı tıbbi sosyolog Peter Conrad’a göre, ruh sağlığına ilişkin tıbbi terimler kullanmanın konuşan tarafı yücelten bir işlevi de [var.](https://www.newyorker.com/culture/cultural-comment/the-rise-of-therapy-speak?ref=fayn.press) Bu bakış açısına göre örneğin hayatınıza karışan müdahaleci komşunuzda “sınırda kişilik bozukluğu” olduğunu iddia etmeniz, onu patolojikleştirirken size de otorite kazandırıyor. Dolayısıyla karşınızda “sınırımı çizdim”, “hayır demeyi öğrendim” türünden cümleler kuran biri varsa, şunları düşünmekte yarar var: Gerçekten mi öğrendi, yoksa bunları ona otorite sağlayacak bir çeşit sopa olarak mı kullanıyor? Altında yatan düşünce “Ben en önemli kişiyim ve kendimi gözetmeliyim” mi yoksa “Ne istemediğimi belirterek ilişkiyi sürdürmeliyim” mi? Çünkü belki de komşusunda kişilik bozukluğu yoktur da kendisi henüz “idare etmeyi” öğrenememiş biridir. ## Sınır nerede biter, manipülasyon nerede başlar? Sınırlar bizi birbirimizden ayırmak için değil, güvenli bir şekilde bir arada tutabilmek için var. Aksi halde, karşı tarafın hareket alanını daraltmak için kullanıldığında, sınır da sınırını aşmış ve manipülasyona girmiş oluyor. Bunu açıkça ayırt etmek her zaman kolay olmasa da kurduğunuz cümlelerde odak noktasının neresi olduğuna bakmak, sınır konusundaki kafa karışıklığınızı giderebilir. [Örneğin](https://www.simplypsychology.org/boundaries-vs-control.html?ref=fayn.press#:~:text=Healthy%20boundaries%20help%20you%20to,them%20to%20meet%20your%20needs.) “Bağırdığın zaman kendimi güvende hissetmiyorum” dediğinizde odak noktası sizsiniz ve sınırlarınız dahilinde bir seçenek sunuyorsunuz. Ama “Bana bir daha sesini yükseltirsen bu ilişki biter” derken aslında karşı tarafı odağa alarak bir ültimatom veriyorsunuz. Yani sınır koymak, karşı tarafı değişime zorlamanın değil, size nasıl davranılmasını istiyorsanız bunu iletmenin bir yolu. İnsan silmenin değil, insan kazanmanın sebebi. Bir dokunulmazlık halesi değil, etkileşim çemberi. Edip Cansever, “İki düş arasında beklenti” şiirinde, “Sen benim bilmemin başlangıcısın olsa olsa” der. Yani sen ile beni ayıran, birinin bittiği, diğerinin başladığı yeri çizen şey, aslında tam olarak ötekine dair bilgimizin başladığı yer. Ne hayır demek ne rest çekmek, sınır olsa olsa bu olurdu: kendini ve diğerini bilmek. 🦉 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Kadınlardan nefret eden erkekler URL: https://www.fayn.press/kadinlardan-nefret-eden-erkekler/ Last updated: 2026-02-19T18:18:51.000Z “*Milyonlarca kadının, yalnızca kadın oldukları için tecavüze uğradığı, dövüldüğü, sakat bırakıldığı, istismar edildiği, öldürüldüğü bir dünya hayal edin.* *Kadınlara duyulan nefretin körüklendiği, bu nefreti beslemek ve büyütmek üzere kurulmuş, gittikçe kalabalıklaşan erkek topluluklarının olduğu bir dünya...* *Öyle bir dünya ki kadın düşmanlığıyla ırkçı öfke kusursuz biçimde iç içe geçmiş durumda…* *Öyle bir dünya hayal edin ki, bazı erkekler karanlık fantezileri yalnızca düşünmekle kalmıyor, hayata da geçiriyorlar. Kadınları kitlesel biçimde katlediyor; geride bıraktıkları manifestolarda ise bu terör eylemlerine yönlendiren ideolojilerini açıkça dile getiriyorlar.* *Zayıf karakterli erkekler, kayıp çocuklar, kafası karışık, korku içindeki gençler bu topluluklarca ele geçiriliyor. Korkularından beslenenler, onları şiddete ve sonunda kendi yok oluşlarına sürüklüyorlar. Bu dünyayı hayal etmenize gerek yok, çünkü zaten içindesiniz.”* Laura Bates’in yazdığı April Yayınları’ndan çıkan, benim çevirdiğim *Kadınlardan Nefret Eden Erkekler* kitabı böyle başlıyor. Bu giriş, kitabın tonunu da belirliyor. *Kadınlardan Nefret Eden Erkekler*’de mesele kötü erkekleri anlatmak değil; kötülüğün nasıl sıradanlaştığını, nasıl görünmezleştiğini ve nasıl normalleştiğini ortaya dökmek. _This post is for subscribers only._ ### Van’da işsizliğin sokağa dökülen hali: İşçiler sokağı URL: https://www.fayn.press/vanda-issizligin-sokaga-dokulen-hali-isciler-sokagi/ Last updated: 2026-02-19T18:17:54.000Z Türkiye genelinde ekonomik koşullar zorlu. Bu durum istihdam piyasasını birçok kentte baskı altında tutuyor ama bazı kentler bu sıkıntıyı daha çok hissediyor. Doğu Anadolu’nun en kalabalık ili Van bu şehirlerden biri. 2024 [verilerine göre](https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Il-Bazinda-Gayrisafi-Yurt-Ici-Hasila-2024-53930&ref=fayn.press) kişi başı GSH’den en az pay alan üç il sıralamasında Van, Şanlıurfa ve Ağrı’dan sonra geliyor. Zira Van hem yüksek işsizlik oranı hem de derinleşen ekonomik kırılganlığıyla son yılların en yoksul şehirleri arasında yer alıyor. Kent merkezinde yürürken bile ekonomik daralmanın izleri rahatlıkla fark edilebiliyor: Uzun süredir kapalı kalan dükkanlar, faaliyetini durdurmuş küçük işletmeler, sürekli el değiştiren işyerleri… Şehrin ekonomik durgunluğunun en gözle görülür olduğu yer ise, Vanlıların “işçiler sokağı” dediği alan. ## “İşçiler sokağı”: Van’daki işsizliğin en görünür yüzü Burası, ​​Van’ın merkez ilçesi İpekyolu’nda şehir merkezine yürüme mesafesinde bir açık alan… İşlek bir bölge olsa da çevresi tamamlanmamış inşaatlarla çevrili. Uzun yıllardır günübirlik iş arayan gündelikçilerin ve ustaların geleneksel buluşma noktası. _This post is for subscribers only._ ### “Yatak odalarınızın gözetlenmesini istiyorsanız, oyunuzu iktidar partisine verin” URL: https://www.fayn.press/yatak-odalarinizin-gozetlenmesini-istiyorsaniz-oyunuzu-iktidar-partisine-verin/ Last updated: 2026-02-21T08:28:36.000Z Ekranda genç bir adam konuşuyor. Eğer diyor, “yatak odalarınızın gözetlenmesini, mahrem hayatınızın ‘Büyük Birader’ tarafından kayıt altına alınmasını ve sonra da itibar kaybetmeniz için yayınlanmasını istiyorsanız, oylarınızı nisan ayında iktidar partisine verin!” Bir buçuk yıl önce bir anda siyaset sahnesinde beliren ve birkaç ay içinde Macaristan'da geleneksel muhalefet partilerini silerek önümüzdeki seçimlerin favorisi haline gelen Peter Magyar yüzünde hiç eksik olmayan gülümsemesiyle konuşuyor. ## Bir muhalefet lideri doğuyor! > *“Biz bu ülkenin gerçek sahipleriyiz! Bayrağımızı ve ulusal değerlerimizi yolsuzluklar ve rüşvet rejimi mimarı olan Viktor Orban’ın elinden kurtaracak, egemenliği tekrar Macar ulusuna vereceğiz.”* 15 Mart 2024 günü bu cümleler Peter Magyar’ın ağzından televizyon ekranlarına düştüğünde aslında kimse onun bir halk hareketi başlatabileceğine inanmıyordu. Ancak kamuoyu yoklamaları Macaristan’da siyasi anlamda bir toprak kaymasıyla karşı karşıya kalındığının sinyallerini o zaman vermişti. Yeni muhalefet, daha parti bile kurulmadan liderinin konuşmalarıyla halkta güven yaratmış, artık dillerden düşmeyen yolsuzluk ve rüşvet haberlerinin, sağlık ve eğitim alanındaki inanılmaz çöküşün, uluslararası alanda kredi kaybının panzehiri olarak Peter Magyar’ı görmeye başlamıştı. İlk başlarda bu yeni lider iktidar tarafından küçümsendi, siyasette deneyimsiz bir “Keloğlan” figürü olarak görüldü, önemsenmedi. Yarattığı tepki hareketinin geçici olduğu sanıldı. Hükümet yetkilileri ve Orban rejiminin propaganda uzmanları uzun bir süre Magyar’ın adını ağızlarına bile almadılar. İşin ciddiyetini kavradıklarında, kamuoyu yoklamaları dipten gelen muhalefet dalgasının iktidar partisi Fidesz’e göre seçimlerde yüzde 10 daha fazla destek alabileceğini ortaya çıkardığında ise artık iş işten geçmişti. ## “Teflon siyasetçi” Peter Magyar Oysa Orban’ın yeni rakibi üç nedenle çok ciddiye alınmalıydı! Birincisi, geldiği yer Viktor Orban’ın tabanını da oluşturan sağ, muhafazakâr kesimdi. Ancak bu kesimin Orban’ın uygulamaları nedeniyle hayal kırıklığına uğramış; temiz toplumu, hukuk devletini ve Avrupa Birliği’ni savunan ve hiç de azımsanmayacak bir bölümüydü. Magyar, Orban rejimine dair her şeyi biliyor, gerektiğinde de ortaya dökmekten çekinmiyordu. Tepkisel çıkışıyla toplumda çoğunluğu oluşturan sağ, muhafazakâr seçmeni bölmüştü. _This post is for paying subscribers only._ ### Trump’ın Barış Kurulu: Eski dünya düzeni için hafriyat ekibi URL: https://www.fayn.press/trumpin-baris-kurulu-eski-dunya-duzeni-icin-hafriyat-ekibi/ Last updated: 2026-02-23T11:47:35.000Z Bugünlerde dünya politikasına kafa yoranların sık sık söylediği ama belki de olası sonuçlarından da korkulduğu için “Yok canım, belki de öyle değildir” diye pay bırakmaya çalıştığı lakin gün gibi ortada bir gerçeğimiz var: İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan, iyi kötü bazı kurallara dayanan, insanı ve haklarını önceliyormuş gibi yapan, kişileri değil, kurumları merkeze alarak ağır aksak da olsa işlemeye çalışan dünya sistemi çöktü, yandı, bitti, kül oldu, Gazze’nin enkazı altında kaldı. Bugünlerde yine birçok kişi malum, Mussolini böyle göstere göstere İtalya’yı faşizme sürüklerken hapiste çürüyen Marksist düşünür [Antonio Gramsci’yi alıntılıyor.](https://www.fayn.press/gramsci-herkesin-alintiladigi-italyan-dusunur-ne-demek-istiyor/) Şu meşhur, “Eski dünya ölüyor, yeni doğmakta zorlanıyor; böyle zamanlar hastalıkların, marazların zamanıdır”anlamına gelen cümlesinden söz ediyorum. İşte bu eski dünya düzeninin ve Gazze’nin enkazını kaldırıp muhtemelen yerine kendi kafalarına göre yenisini dikmeyi planlayan ama olsa olsa hafriyat ekibi sayılabilecek, Gramsci’nin de maraz sınıfına sokacağı yeni bir organizasyonun zamanı artık: Trump’ın Barış Kurulu’nun zamanı. ## Adı ateşkes olan düzenleme 9 Ekim 2025’te İsrail’in Gazze’ye yönelik soykırımının hızını kesen bir ateşkes, ABD Başkanı Donald Trump tarafından ilan edilmişti. Aslında ateşkes de değil, [20 maddelik Trump-Netanyahu belgesiydi bu](https://www.fayn.press/iki-maddede-filistini-yok-etme-oyunu/): Filistin’in kendi kaderini tayin etme hakkını kesin bir biçimde elinden alan, bunu uluslararası destekle yapmayı amaçlayan, İsrail’i işlediği savaş suçlarından sıyırmayı hedefleyen bir oyun planıydı. Bu plana göre Gazze yeniden imar adı altında uluslararası sermayenin seveceği, mümkün olduğu kadar az Filistinlinin yaşadığı tatil beldesi kıvamında bir yer olacak, bunun için gerekli parayı Körfez sermayesi verecekti. Bu işleri de Barış Kurulu yürütecekti. Bu kurulun kararlarını da, Irak’ın işgal edilmesi sırasında ABD’ye verdiği hizmetin bedeli ne kadar ödense bir türlü karşılanamayan eski [İngiltere Başbakanlarından Tony Blair](https://fikirturu.com/jeo-politika/filistine-yeniden-ingiliz-mandasi-mi/?ref=fayn.press), 21\. yüzyıl manda sistemini canlandırır biçimde hayata geçirecekti. Ateşkesin ilk aşamasında Hamas elindeki canlı rehineleri ve ölenlerin de kalıntılarını verecekti; bu gerçekleşince İsrail de zaten yerle bir olmuş, üstüne sert bir kış geçiren Gazze’ye yardım kamyonlarının girmesine izin verecekti, Gazze’nin dış dünya ile tek bağlantısı hâlindeki Refah Sınır Kapısı’nı açacaktı. _This post is for paying subscribers only._ ### “Meme ucum nerede?” URL: https://www.fayn.press/meme-ucum-nerede/ Last updated: 2026-02-19T19:01:19.000Z Şu an arafta... Ne ilerleyebiliyor ne de durabiliyor. Her şey, PET raporuyla belli olacak. Doktorları yola nasıl devam edeceklerine karar verecek. Vücudu artık kemoterapiyi kaldırmıyor. Dokuzuncu kür, onun son kürüydü. Yeni bir başlangıç yapabilmek için önce yaralarını iyileştirmesi gerekiyor. Ayaklarının altı kemoterapiden kaynaklı yaralarla dolu ve canı çok yanıyor. Kanseri 4\. kez nüksetti. Üstelik bu defa birden fazla cephede savaşması gerek. Lenfler, tiroid, karaciğer, pelvik ve kemiklerde... ## Kanserle ilk raund Çiğdem Rençber, kanser hastası. 13 yıl önce kendisine meme kanseri teşhisi konuldu. Vakit kaybetmeden cerrahi operasyon geçirdi. Sağ memesi komple alındı. Meme altındaki dokular, dokuların altındaki kemikler ve koltuk altındaki lenflere kadar tüm o bölge kazındı. Vücudunda kanserden eser kalmamıştı ama ne sağ memesi ne de ucu vardı. Kanser hücreleri meme ucuna kadar yayılmıştı, alınmasından başka çare yoktu. Takılan silikon onu mutlu etmekten uzaktı. _This post is for subscribers only._ ### ABD–Avrupa gerilimi büyürken Münih’te dolaşan hayalet: De Gaulle URL: https://www.fayn.press/abd-avrupa-gerilimi-buyurken-munihte-dolasan-hayalet-de-gaulle/ Last updated: 2026-02-21T08:28:45.000Z Atlantik İttifakı’ndaki çatırdama seslerinin yoğunlaştığı bir dönemde, Münih Güvenlik Konferansı 62’nci kez toplandı. 2025’teki konferansta, o gün çiçeği burnunda olan ABD Başkan Yarımcısı JD Vance’in [Avrupa’ya yönelik sert sözleri](https://www.fayn.press/bosanma-kagitlari-hazir-abd-ve-avrupanin-ayriligi-kesinlesiyor-mu/) damga vurmuştu. O sözler aradan geçen sürede ABD ile Avrupa’nın yaşadığı krizlerin işaret fişeğiydi. Konferansa bu yıl ABD adına Dışişleri Bakanı Marco Rubio katıldı. Mesajlarını, Vance kadar sert olmasa da Trump dönemine yakışan bir şekilde yine Avrupa’ya karşı aynı üstenci bir bakışla verdi. Rubio, ABD Başkanı Donald Trump’ın geleneksel ittifakları dağıtmak istemediğini söyledi, ABD ve Avrupa'nın derin bağlarla birbirine bağlı olduğu belirtti: *"İşte bu yüzden biz Amerikalılar bazen doğrudan ve acil davranabiliyoruz. Bu nedenle Trump da Avrupa'daki dostlarımızdan ciddiyet ve karşılık bekliyor. Bunun nedeni değerli dostlarım sizi çok önemsiyor olmamız. Zaman zaman yaşanan anlaşmazlıklar, sadece ekonomik ve askeri değil, manevi ve kültürel olarak da bağlı olduğumuz Avrupa'ya derin kaygımızdan kaynaklanıyor. Avrupa'nın güçlü olmasını istiyoruz. Avrupa'nın hayatta kalması gerektiğine inanıyoruz."* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/de-gaulle-01_fayn.webp) Münih Güvenlik Konferansı’nda gözler ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun vereceği mesajlardaydı. Rubio, Avrupa’nın kitlesel göçü kontrol altına almasının şart olduğunu ve sömürge geçmişi nedeniyle utanmayı bırakması gerektiğini savundu. [Avrupa’yı, ABD ile uyumlu bir dünyayı](https://www.euronews.com/my-europe/2026/02/14/munich-security-conference-rubio-calls-on-europe-to-save-the-west-in-alignment-with-the-us?ref=fayn.press) beraber kurmaya davet etti. Bir nevi “yeni sömürge düzeninde birlikte olma” mesajı verdi: *"Mükemmel bir dünyada tüm sorunlar ve daha fazlası diplomatlar ve sert ifadeli kararlar sayesinde çözülür. Ancak mükemmel bir dünyada yaşamıyoruz. Vatandaşlarımızı açıkça tehdit eden ve küresel istikrarımızı tehlikeye atanların, kendilerinin de rutin olarak ihlal ettikleri uluslararası hukukun soyut kavramlarının arkasına saklanmasına izin vermeye devam edemeyiz. Başkan Trump ve ABD'nin izlediği yol budur. Avrupa'daki sizlerden de bize katılmanızı istediğimiz yol budur. Daha önce birlikte yürüdüğümüz ve tekrar birlikte yürümeyi umduğumuz yol budur. Biz Amerikalılar için evimiz Batı Yarım Küre'de olabilir ancak her zaman Avrupa'nın bir çocuğu olacağız."* _This post is for paying subscribers only._ ### Yavaş yavaş Mansur Yavaş’a doğru URL: https://www.fayn.press/yavas-yavas-mansur-yavasa-dogru/ Last updated: 2026-02-19T19:01:29.000Z Keçiören Belediyesi CHP’nin Ankara’daki ilk firesi. 40 yıl sonra kazanabildiği başkentin en büyük ilçesini iki yılda kaybetti. Belediye Başkanı Mesut Özarslan ortalığı hayli birbirine katarak CHP’den istifa etti. [Keçiören Belediyesi artık CHP’li değil. Ne zaman olmuştu ki?Ankara Keçiören Belediyesi artık CHP’li değil. Belki de asıl soru, ne zaman CHP’nindi ki, olmalı. İstifanın artçı sarsıntılarını, CHP’de laçka olan sinirleri, sorulacak hesapları, Özarslan’ın marifetlerini, AK Partili bazı isimlerin neden onu sevmediğini ve ederini Fayn Ankara muhabiri açıklıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1093.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mesut-ozarslan-istifa_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/kecioren-belediyesi-artik-chpli-degil-ne-zaman-olmustu-ki/) Özarslan henüz iddia edildiği gibi AK Parti’ye geçmedi. Belki de biraz bekletilir, örneğin hakkındaki yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak görevlendirilen müfettişler soruşturmaya gerek görmez, öyle katılır AK Parti’ye ya da soruşturma yürütülür, sonucunda aklanır öyle gider. Belki de soruşturma açılır, ucu ta Mansur Yavaş’a kadar uzar, belli mi olur. AK Parti, Özarslan’ı kapısından içeriye sokmayabilir de. Zira söylentiler doğruysa, Keçiören’de Özarslan’dan memnuniyet düzeyi iç açıcı değil. CHP’yi, kendisini ama özellikle de Mansur Yavaş’ı yıprattığıyla kalır. E daha ne olsun, yeter de artar. Evet bu kayıp ile Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş arasında derin bir bağlantı var. CHP yönetimi böyle düşünüyor. Kastımız faturanın Yavaş’a çıkarıldığı değil her ne kadar bunun için çalışanlar olsa da. Yavaş’ın aslen CHP’li olmayan Özarslan’ı önce bürokratı sonra da Keçiören’e Belediye Başkanı yapmak için verdiği yoğun çaba vurgulanmak suretiyle, ortaya çıkan bedelden sorumlu tutulmaya çalışılması işin sadece bir yönü. Bir diğeri Yavaş üzerinden CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in hedeflenmesi. Üçüncüsü de parti içinde ortaya çıkacak karmaşa sayesinde Yavaş’ın CHP ile yollarını ayırma noktasına gelmesi. O yüzden parti yönetimine göre Özarslan’ın istifası ile asıl hedef alınan Mansur Yavaş. Açıkçası bu beklenti kısmen başarılı oldu da. CHP içinden bazı sesler yükseldi. Bakınız CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın. TELE2canlı yayınına bağlanan Günaydın, Özarslan’ın istifasının kendisi için sürpriz olmadığını belirtti. “*Bu tip insanları Cumhuriyet Halk Partisi'nde makam mevki sahibi yapmak memleketin kurtuluşuna hizmet etmiyor*” dedi: *“Ben bu partinin grup başkan vekiliyim. Geçmişte Ankara milletvekilliği de yaptım, Keçiören de seçim bölgemdeydi. Sizce ben bugüne kadar Keçiören Belediyesi'ne niye girmedim? Bir gün kapısını çalmadım, bir gün Mesut Özarslan denilen kişiyle muhatap olmadım. Çünkü biliyorum karşımdaki kişiliği. Bu benim için sürpriz değildir…* *Bütün bu aday belirleme yöntemleri dahil olmak üzere bir özeleştiri yapma zamanımızdır. Bu tip insanları Cumhuriyet Halk Partisi'nde makam mevki sahibi yapmak memleketin kurtuluşuna hizmet etmiyor. Hiç kuşkusuz siyaset ideoloji, strateji ve taktik gibi üç ayrı fragmantasyon üzerinden yürüyor. Ama bunları galiba yeniden gözden geçirmemiz de gerekiyor.”* ## Özel tuzağı gördü CHP’yi yakından izleyenler Gökhan Günaydın’ın, Genel Başkan Özel’in koltuğunu gözüne kestirdiğini biliyor. Hani Özel’in koltuğu sallanmaya bir başlansa, Günaydın da iki eliyle birden yapışıp, tutuyormuş gibi yaparken düşürüverecek, o denli. Anlaşılan Günaydın parti içinden yükselecek sesleri hesap ederek bu vesileyle onların öncülüğüne soyundu. Ve fakat, Özarslan’ın istifası sırasında ortaya küfürleri saçılan Özel’in bir de bunun mahcubiyetini duyacağını ve yelkenlerini indireceğini hesap ettiyse yanıldı. _This post is for paying subscribers only._ ### Zeren Ertaş davası: ‘Devlet evimize yakın mezar yeri verdi, şimdi adalet bekliyoruz’ URL: https://www.fayn.press/zeren-ertas-davasi-devlet-evimize-yakin-mezar-yeri-verdi-simdi-adalet-bekliyoruz/ Last updated: 2026-02-18T15:17:55.000Z Zeren Ertaş o gece iki arkadaşıyla birlikte tam onikiye iki kala yurt kapısından içeri girdi. Manga konserinden dönüyorlardı. Çok eğlenmişler, çok güzel videolar çekmişlerdi. Beşinci kattaki odalarına çıkıp videoları paylaşmak için sabırsızlanıyorlardı. Asansörlerin önüne geldiler. Birisi yine çalışmıyordu. İkinci asansöre konserden dönen diğer öğrencilerle birlikte doluştular. Son binen Zeren oldu. Onun binmesiyle birlikte asansör aşağı doğru yaklaşık beş santim kaydı. Bu asansör de sık sık bozuluyordu. İki gün önce bozulduğunda Zeren içindeydi. İstanbul’daki annesine, *“Asansörde kaldım anneeeee”* diye mesaj atmıştı. O gece kabin aşağı doğru kayınca kendisini açık kapıdan dışarı atmaya çalıştı. O anda asansör bir kez daha aşağı kaydı. Bu kez çok daha sert, çok daha fazla… Zeren’in hamlesi yarım kaldı. Saat 00.03’tü. Manga konserinde çekilmiş o videolar hiç paylaşılmadı. ## 25 günlük üniversite öğrencisi Zeren Ertaş, 26 Ekim 2023’te Aydın’daki KYK Güzelhisar Kız Yurdu’nda asansörde sıkışarak hayatını kaybetti. 19 yaşındaydı. Daha 25 günlük üniversite öğrencisiydi. Olay tüm yurtta infial yaratırken öğrenciler, pek çok şehirde protesto gösterileri düzenledi. _This post is for subscribers only._ ### Dünya 19. yüzyıla dönerken Türkiye’nin yeri ne olmalı? URL: https://www.fayn.press/dunya-19-yuzyila-donerken-turkiyenin-yeri-ne-olmali/ Last updated: 2026-02-19T13:11:00.000Z Değişen jeopolitik ortam, Avrupa’nın orta yerinde Rusya-Ukrayna Savaşı, ABD ve AB’nin adeta boşanması, Trump’ın Venezuela hamlesi ve Grönland’a göz dikmesi, AB ülkelerinin yeniden silahlanma, savunma harcamalarını artırması… Bildiğimiz uluslararası sistem alt üst oluyor. Hal böyleyken Türkiye-Avrupa Birliği cephesindeyse bir yanda “AB’nin Avrupa’nın en büyük üçüncü ordusuna sahip Türkiye’ye ihtiyacı var, Türkiye jeopolitik açıdan vazgeçilmez” görüşü ve kapıların sonuna kadar açılacağı yaklaşımı hakim. Diğer taraftaysa AB açısından durumun tam da böyle olmadığı, Türkiye gerekli adımları atmadıkça ilişkilerde somut ilerleme olmayacağı görüşü egemen. Tam bu sırada 27 Ocak’ta Avrupa Birliği ile Hindistan arasında Serbest Ticaret Anlaşması (STA) imzalandı. Dünya ticaretinin yaklaşık beşte birini, dünya nüfusunun ise dörtte birini kapsayan bu anlaşmanın Türkiye’yi nasıl etkileyeceği konuşuldu, Türkiye’nin yıllardır güncellenmesini beklediği gümrük birliğinden vazgeçerek serbest ticaret anlaşması imzalamasının daha iyi olacağı fikri öne sürüldü. Peki, ne olmalı? AB’de Türkiye’ye bakış tam olarak ne? AB ve Türkiye’nin uzlaşabileceği senaryo ne? Tüm bu soruları, Türkiye’nin AB ile yolunu, olasılıkları, yapılması gerekenleri ve dünyanın gidişatını bu konuları son derece rasyonel bir şekilde değerlendiren eski bir diplomat, Ekonomi ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi’nin (EDAM) kurucularından ve halen direktörü Sinan Ülgen ile konuştuk. **Özellikle son dönemlerde uluslararası politika çok şaşırtıcı olaylara sahne oluyor. “Uluslararası sistem yıkılıyor, düzen değişiyor” yorumları her yerde. Sanki zaman hızlandı. Baş döndüren bu halleri nasıl değerlendiriyorsunuz?** Ernest Hemingway’'e bir gün sormuşlar “Nasıl iflas ettin?” diye, o da “Önce yavaş yavaş sonra aniden” demiş. Uluslararası sistem bakımından da yaşadığımız kısmen bununla benzerlik taşıyor. Uluslararası sistemde, güvenlik, ekonomi ve daha birçok bağlamda çok taraflı kurallar itibariyle oluşmuş bir statüko vardı. Şimdi bu statükonun çözüldüğünü görüyoruz. İçinden geçtiğimiz bu süreç de öncekine oranla çok daha hızlı dinamikleri beraberinde getiriyor. Şimdi kuralların geri dönülemez şekilde esnetildiği, bozulduğu bir dönemdeyiz, dolayısıyla bu statükonun yerini önümüzdeki dönemde başka bir statüko alacak. Ama o zamana kadar geçen sürede çok daha hızlı bir dönüşümü görüyoruz. Bu güvenlik paradigmasında da, ekonomi paradigmasında da öyle… Örneğin Trump'ın gidip Grönland'a yönelik sözleri, politikası tamamen buna işaret ediyor. Tarihin çok daha hızlı aktığı bir döneme girdik. Ama bu hep böyle olacak değil. Bu, ara dönemlerin bir özelliği. Ama bu ne kadar uzun sürecek onu da bilemeyiz. **Yaşadığımız bu sürece dair farklı yorumlar var. Bir kesime göre kapitalizmin sürdürülemeyeceği çok belliydi ve artık o sistem daha paylaşımlı, daha adil bir modele dönüşmek zorunda. Çok daha dengesiz, adaletsiz ve tehlikeli bir sürece gidildiğini düşünenler de var. Siz kaygılı mısınız bu gidişattan?** Evet, kaygılıyım. Çünkü sonuç itibariyle kurallar güçlünün gücünü kontrol etmek için vardı. Şu andaki gidişat Amerika, Çin gibi dünyada hakim güce sahip siyasi, askerî, ekonomik güç odaklarının kuralları tanımamazlık etmeleri ve kendilerini kuralların üzerinde görmeleri ve gücün başlı başına bir kural haline gelmesi yönünde… Böyle bir döneme girdik ve bu beni endişelendiriyor. _This post is for paying subscribers only._ ### COP’a hazırlanan Türkiye’de iklim krizi: “Her şey sınıfsal” URL: https://www.fayn.press/copa-hazirlanan-turkiyede-iklim-krizi-her-sey-sinifsal/ Last updated: 2026-02-16T14:15:49.000Z 🗯️ Bu analiz denemesi serisinde KONDA'nın Kontent servisini kullanarak, aklımızdaki soru ve sorunları, güncel ve tarihsel verilerle sınamaya çalışıyoruz. Ben kendi sorularıma kendim de yanıtlar bulmak istiyorum diyenler, [Konda Kontent’e](https://kontent.konda.com.tr/?l=tr&ref=fayn.press) kayıt olabilir, ücretsiz olarak birçok içeriğe erişebilir. Türkiye bu sene COP31’e, yani BM iklim değişikliğiyle mücadele sözleşmesinin karar alma organı olan taraflar konferansına ev sahipliği yapıyor. COP’u bilmeyenler Kyoto Protokolü’nü veya Türkiye’nin 2021’de imzaladığı Paris İklim Anlaşması’nı duymuş olabilir. 2021’de toplumun ancak dörtte biri anlaşma hakkında bilgi sahibi olduğunu belirtmiş, bunların da yüzde 71’i Türkiye’nin anlaşmayı imzalamasını onayladığını söylemişti. Aradan birkaç yıl geçti. Dünyanın dört bir yanından binlerce kişi Kasım’da COP31 için Antalya’da olacak. Ama o güne kadar iklim değişikliği kaynaklı en az birkaç aşırı hava olayı ile kurak geçmesi muhtemel bir yaz yaşayacağız gibi. Çünkü Türkiye, insan faaliyetlerinden kaynaklı iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden. Nitekim Türkiye’de iklim krizinin varlığı ya da yokluğunun soru işareti olduğunu söyleyemeyiz. Ülkedeki her 10 kişiden dokuzu “iklim krizi diye bir şey var” diyor. Ancak bir kavram olarak iklim krizini öğrenenler hâlâ azınlık. Kriz, müfredatta anlatılmıyor, öğretilmiyor. Yani toplum iklim krizini, bizzat yaşayarak anlıyor. Çünkü gözlerinin önünde vuku buluyor. Çocukken beline kadar karda yürümekte zorlandığını anımsayanlar gökyüzünden düşen bir kar tanesi için sevinç naraları atıyor. Kırsalda 30 sene önce beli kalınlığında aktığı söylenen kaynak suları, sıskalıktan ölüyor. Akarsu yatakları çatlak, göller kurudu ve Türkiye’nin iki büyük şehri susuzluk kaynaklı kesintilerle baş etmeye çalışıyor. Aşırı hava olayları, öngörülemezlik ve dengesizlik neredeyse yeni normalimiz oldu. Döviz kuru takip eder gibi baraj doluluk oranları takip ediyoruz. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/iklim-krizi_fayn-konda-grafik-1.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/iklim-krizi_fayn-konda-grafik-3.webp) İklim krizi kentlerde yaşayan için bıldır yenemeyen kiraz, hesabı tutulamayan doğalgaz faturası, kafaya güneş geçmesi ya da sıcak kaynaklı kalp krizi, kırsalda yaşayan için mahsulü don vurması, buzağıyı sel alması demek. _This post is for paying subscribers only._ ### İçimizdeki Epstein’ler ve dokunulmazlıkları URL: https://www.fayn.press/icimizdeki-epsteinler-ve-dokunulmazliklari/ Last updated: 2026-02-18T08:55:38.000Z Günümüzün en belirgin gündem kurgularından biri: Dehşet ve kaygı uyandıran olay ve örüntülerin belirli aralıklarla dolaşıma sokulup sonra yerini yeni vakaya bırakarak soğutulması. Böylelikle aslında yeni bir şey öğrenemiyoruz, sadece eski körlüklerimizi tekrar ediyoruz. Son haftalarda hararetle konuştuğumuz [Epstein dosyaları](https://www.fayn.press/epstein-dosyalari-seffaflik-degil-panik-urunu/) açısından da durum biraz böyle işliyor. Ortada çok sarsıcı bir gerçek varken biz yine kaçış yollarını tartışıyoruz. Epstein dosyaları yeniden dolaşıma sokulduğunda tartışma üç ayrı hatta aynı hararetle açıldı. İlki, doğrudan çocuk ve genç kadın istismarı ve sınıf-imtiyaz ilişkisi üzerineydi. İkinci hat çok geçmeden komplo teorilerine savruldu. Üçüncüsü ise üzerine en az konuşulan hat: Genç kadın ve kız çocuk bedeni etrafında kurulan kültürel arzu rejimi. Oysa mesele bu hatlardan birinde değil tam da bu üç hattın kesişiminde duruyor. Çocuk istismarı zaten başlı başına dehşet verici bir gerçek. Bunun dehşetini idrak etmek için ayinlere, yamyamlık söylentilerine, şeytani mitolojilere ihtiyaç yok. Ama tartışma hızla oraya kayıyor. “Hangi sembol?”, “Hangi gizli ağ?”, “Hangi ritüel?” soruları dolaşıma giriyor. Şiddetin kendisi yetmezmiş gibi bir de metafizik dekor aranıyor. “Çocuklar yenmiş” ya da “asit kuyularında eritilmiş” dediğimizde taciz, tecavüz, istismar, ailelerinden ve hikayelerinden koparılan çocuklar ve geleceği karartılan genç kadınlarla ilgili gerçeğin sarsıcılığı, kademe yitiriyor. Sürekli “daha dehşet verici olanı beklemek” merhamet yorgunluğunu artırıyor, acı eşiğini aşındırıyor. ## Acı hakikatin üzerinden geçen toplumsal ezberler Bunca yaygın bir kötücüllüğe, istismara, şiddete doğrudan bakmak zor. Şeytanlaştırdığımız andaysa rahatlıyoruz. _This post is for subscribers only._ ### Bad Bunny: Müzik dünyasının Pedro Pascal’ı URL: https://www.fayn.press/bad-bunny-muzik-dunyasinin-pedro-pascali/ Last updated: 2026-02-14T06:07:30.000Z Bad Bunny, nam-ı diğer Benito Antonio Martínez Ocasio, Amerikan futbolu liginin şampiyonluk maçı Super Bowl’un o devasa yeşil sahasında elinde gökyüzü mavisi bir bayrakla dururken sadece bir şarkıcı gibi değil; bir kıtanın, bir dilin direnişçisi gibi görünüyor. Benito için Super Bowl bir ilk değil; daha beş sene önce, 2020’de o sahneye Shakira ve Jennifer Lopez’in konuğu olarak çıkmış ve Latin *trap* müziğinin ayak seslerini tüm dünyaya duyurmuştu. Üç sene önce yayınladığı ve her karesiyle toplumsal cinsiyet rollerini altüst eden "Yo Perreo Sola*"* klibi milyarlarca kişi tarafından izlenirken, o aslında çoktan kendi krallığını kurmuştu. Burada her şey sadece "iyi pazarlama"dan ibaret değil. Zira progresif şarkı sözleri ve daha önce kazandığı onlarca ödül ile Spotify rekorları, bugün yaşadığımız bu "Bad Bunny çılgınlığının" tesadüf olmadığını gösteriyor. ## Benito Bowl Super Bowl şovu bittiğinde YouTube’daki performans videosunun altına düşen bir yorum, aslında o gece stadyumda ve ekran başında olan milyonların hislerine tercüman oluyordu: *"Bad Bunny’nin kendi konserinde araya Amerikan futbolu maçı sıkıştırılmasına izin vermesi ne kadar nazikçe!"* Gerçekten de o gece izlediğimiz şey, milyarlarca dolarlık bir spor organizasyonunun devre arası şovu değil, Benito’nun tüm dünyaya haykırdığı bağımsızlık manifestosuydu. Sahneye Porto Riko’nun sokak satıcılarını, yerel evlerini ve bu evlerdeki yaşayış biçimini anlatan "la casita" kültürünü taşıdı. Ama en büyük golü, şovun sonunda "God Bless America" dedikten sonra attı. O cümleden sonra durmadı; Şili, Arjantin, Uruguay ve Meksika diyerek tüm kıtayı tek tek saydı. O an anladık ki Benito için Amerika sadece 50 eyaletten oluşan bir federasyon değil, ortak bir dili ve acıyı paylaşan devasa bir coğrafyaydı. Peki, ne ara Porto Riko’da bir süpermarkette reyon görevlisi olan o çocuk, İngilizceye tek bir kelime bile teslim olmadan Amerikan merkezli emperyalist pop kültürünü diz çöktürdü? _This post is for subscribers only._ ### Gelecek dönemin kodları URL: https://www.fayn.press/gelecek-donemin-kodlari/ Last updated: 2026-02-14T06:10:33.000Z Merhaba değerli *Fayn Haftalık* okurları. Editör masamızı topladık. Üstündekilerden size haftayı özetleyecek bir paket yaptık. Hazırsanız başlayabiliriz. ## Kabinede iki değişiklik ve bolca mesaj Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan artık alıştığımız bir yöntemle gece gece kabinedeki iki bakanı değiştirdi. Zira bakanlar yine alıştığımız üzere “görevden aflarını istemişti”. Günlük bazda yaptığı “Türkiye bir hukuk devletidir” açıklamasıyla öne çıkan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç gitti. Yerine gündemdeki bütün davaların savcısı Akın Gürlek atandı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yerine de Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi geldi. Ankara muhabiri gidenlerin gidişini, gelenlerin gelişini derleyip ve bizi bekleyenleri aktarıyor. [Kabinede iki değişim, çok mesajCumhurbaşkanı Erdoğan kabinede iki bakanı değiştirdi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın arkasından su döken yok, yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek ile de siyasette yeni bir aşamaya geçiliyor. Fayn Ankara muhabiri gidenler ve gelenler hakkındakileri derledi.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1082.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/yeni-bakanlar_fayn.webp)](https://www.fayn.press/kabinede-iki-degisim-cok-mesaj/) ## Çat savcılıkta çat bakanlıkta: Akın Gürlek Selahattin Demirtaş’a, Canan Kaftancıoğlu’na, Enis Berberoğlu’na yönelik yargılamaları yürüttü. Hapis cezaları verdi. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararını uygulamayan ilk hakimlerden biriydi. Tüm bunların ardından 2022’de Adalet Bakan Yardımcısı yapıldı. 2024’te yeniden İstanbul Adliyesi’ne bu kez başsavcı olarak görevlendirildi. Göreve gelir gelmez de CHP’li ilçe belediyeleri ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmaları başlattı. Başlattığı soruşturmalar ve açtığı davalar sürerken de bir gece Adalet Bakanı olarak atandı. Akın Gürlek’in görkemli hukuk kariyerine bir bakış atıyoruz. [Portre: Kariyer yolu tartışmalı kararlarla döşenen yeni Adalet Bakanı Akın Gürlekİmza attığı kararlar hakkında sık sık hukuka uygunluk itirazları yapılan, hakimlikten adalet bakanlığına en hızlı yükselişlerden birini tecrübe eden, yapacaklarına dair şimdiden tartışmalar başlayan yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek kim?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1077.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/akin-gurlek-portresi_fayn-1.webp)](https://www.fayn.press/portre-kariyer-yolu-tartismali-kararlarla-dosenen-yeni-adalet-bakani-akin-gurlek/) ## Mesut Özarslan ve bir “dava” meselesi Ankara Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan oldukça hareketli bir şekilde CHP’den istifa etti. Birkaç ay önce partisinden ayrılmayacağını ve CHP’nin yakın gelecekte ülkeyi yöneteceğini söylemişti. Özarslan’ın marifetlerini, AKP tarafından neden pek de sevilmediğini, Özgür Özel’in öfkeli mesajlarını ve bu yaşananların siyasette kapladığı yeri *Fayn* Ankara muhabiri derledi. [Keçiören Belediyesi artık CHP’li değil. Ne zaman olmuştu ki?Ankara Keçiören Belediyesi artık CHP’li değil. Belki de asıl soru, ne zaman CHP’nindi ki, olmalı. İstifanın artçı sarsıntılarını, CHP’de laçka olan sinirleri, sorulacak hesapları, Özarslan’ın marifetlerini, AK Partili bazı isimlerin neden onu sevmediğini ve ederini Fayn Ankara muhabiri açıklıyor.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1078.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/mesut-ozarslan-istifa_fayn.webp)](https://www.fayn.press/kecioren-belediyesi-artik-chpli-degil-ne-zaman-olmustu-ki/) ## Bir avlu, bin hikâye İzmir'in tarihi Kemeraltı bölgesinin sembolik yapılarından Manisa Akhisar Oteli’nin bir özelliği de tarihi boyunca zor durumda olan insanlar için bir sığınma noktası göreve yapmış olması. Geçmişte Yahudi cemaatinden yoksul ailelere yuva olan otel bugün de göçmenler, sığınmacılar, kimsesizler için adeta bir sığınak… [Manisa Akhisar Oteli: Tarihin sessiz tanığı, bir avlu, bin hikayeİzmir’in tarihi Kemeraltı bölgesinin sembolik yapılarından Manisa Akhisar Oteli, geçmişte Yahudi cemaatinden yoksul ailelere yuva olurken, bugün de göçmenler, sığınmacılar, kimsesizler için adeta bir sığınak.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1079.png)FaynÖzgür Duygu Durgun![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/manisa-akhisar-oteli_fayn-2.webp)](https://www.fayn.press/manisa-akhisar-oteli-tarihin-sessiz-tanigi-bir-avlu-bin-hikaye/) ## Hibrit antrenman: Yeni bir deneyime hazır olmak ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/hibrit-spor_fayn-nike-2-1.webp) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/nikelogo_black.webp) ***İ Ş B İ R L İ Ğ İ Y L E** Koşmak, kaldırmak, çekmek, itmek ve her istasyonda performansını en yükseğe taşımak… Hibrit antrenman modern çağın sunduğu tekdüze rutine meydan okuyan, nabzı antrenman boyunca yüksek tutan ve son yıllarda giderek daha fazla kişiye ulaşan bir antrenman biçimi. Artan popülaritesi de tesadüf değil. *Fayn*, bu alanda yarışmalara katılan ve profesyonel olarak hibrit antrenmanla uğraşan sporcularla bir gün geçirdi. Birbirinden farklı geçmişlere sahip atletleri ortak noktada buluşturan *Nike Training* çatısı altında hibrit antrenman dünyasının içine girdi. [Yeni bir deneyime hazır olmakKoşmak, kaldırmak, çekmek, itmek ve her istasyonda performansını en yükseğe taşımak… Hibrit antrenman, modern çağın sunduğu tekdüze rutine meydan okuyan, nabzı antrenman boyunca yüksek tutan ve son yıllarda giderek daha fazla kişiye ulaşan bir antrenman biçimi. Artan popülaritesi de tesadüf değil.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1080.png)FaynSelin Öztunçman![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/hibrit-spor_fayn-nike-2.webp)](https://www.fayn.press/yeni-bir-deneyime-hazir-olmak/) ## Bir yaşama tutunma öyküsü *Fayn* Hatay’dan bildirmeye ve şehirde yaşananları aktarmaya devam ediyor. 35 yaşındaki Ece Mazı, 6 Şubat depremlerine İskenderun’daki evinde yakalandı. Enkazdan sağ çıkarılan Ece Mazı sağ bacağını, Eylül ise sol kolunu kaybetti. Eylül, çok sevdiği yüzmeyle, Ece Mazı ise kızının sevgisiyle hayata tutunuyor. Anne-kız için hayat, her şeye rağmen sürüyor. _This post is for subscribers only._ ### Kabinede iki değişim, çok mesaj URL: https://www.fayn.press/kabinede-iki-degisim-cok-mesaj/ Last updated: 2026-02-17T12:01:51.000Z Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan artık alıştığımız bir yöntemle kabinedeki iki bakanı değiştirdi. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç gitti, yerine kavgalı olduğu bilinen, başta İBB olmak üzere CHP’li belediyelere, medyaya, spora, ünlülere yönelik ses getiren soruşturmaların arkasındaki isim, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek getirildi. Gürlek bakanlığın yabancısı değil çünkü Tunç’un eski yardımcısı. Ankara’da denir ki, Tunç zamanında Gürlek’ten kurtulmaya çalışırken onun İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olmasına neden oldu. [Portre: Kariyer yolu tartışmalı kararlarla döşenen yeni Adalet Bakanı Akın Gürlekİmza attığı kararlar hakkında sık sık hukuka uygunluk itirazları yapılan, hakimlikten adalet bakanlığına en hızlı yükselişlerden birini tecrübe eden, yapacaklarına dair şimdiden tartışmalar başlayan yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek kim?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1075.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/akin-gurlek-portresi_fayn.webp)](https://www.fayn.press/portre-kariyer-yolu-tartismali-kararlarla-dosenen-yeni-adalet-bakani-akin-gurlek/) İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya gitti yerine aynı zamanda hafız olan Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi geldi. Alıştığımız yöntem de, görevlerinden aflarını istedikleri bahanesi. Gönderilenlerin hukukunu koruyormuşçasına, itibarlarını zedelemeden gönderiyormuşçasına söylenen kılıf. Görevinden gerçekten affını isteyen bir bakan olsa bile, onun zamanlamasına karar [verme hakkı yok.](https://www.fayn.press/bilmeceli-istifalar-ulkesi/#son-karar-b%C3%BCk%C3%BCc%C3%BC-erdo%C4%9Fan) O da ancak Erdoğan ne zaman isterse o zaman olabilir. Ayrıca, Ali Yerlikaya’nın gönderileceği artık herkesin malumuydu ama Yılmaz Tunç’un hiçbir yere gitmeye niyeti yoktu. Kayyımlar atanırken, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hak ihlallerini tescil etmesine rağmen Can Atalay, Selahattin Demirtaş gibi isimler cezaevinde tutulmaya devam ederken, tutuksuz yargılama esas olduğu halde yerine getirilmezken, kendisi de bir hukukçu olan Tunç yargının bağımsız ve tarafsız olduğunu üstüne basa basa söylemeye devam etti. “Aslında o da rahatsız” denmesin diye adeta özel çaba sarf etti. ## Gürlek’in bakan olması, iddialar, gerçekler AK Parti’de hukukçu kimliği ile öne çıkan bazı isimlere göre, bu değişimde ödüllendirilen isim Akın Gürlek. Çünkü Başsavcılık koltuğuna oturduğundan bu yana sergilediği performans Erdoğan’ı memnun etti. Erdoğan seçime giderken bu performansın sadece İstanbul ile sınırlı kalmaması, bu performansı Türkiye geneline yayması için onu bakan yaptı. Gürlek’in bakan yapılmak suretiyle, makamı yükseltilmesine rağmen soruşturmalardan uzaklaştırıldığını düşünenler büyük olasılıkla yanılıyor. Bir kere başsavcılığı döneminde kendine yakın isimlerin atanmasını sağladı. Dolayısıyla o bizzat başında olmasa da yürüyebilecek bir sistem inşa etti. Öte yandan, CHP’li belediyelere yönelik soruşturmaların toplumda yolsuzluktan ziyade siyasi operasyon olarak değerlendirildiği kanaati yaygın. Erdoğan bunu dikkate değer bir veri olarak alsa ve Gürlek’ten kurtulmak istese onu alır Yargıtay gibi bir yüksek mahkemede değerlendirir, göz önünden uzaklaştırırdı. Onun yerine CHP’nin kanlısı haline gelen Gürlek’i daha görünür hale getirmeyi tercih etti. Nitekim Gürlek’in bakan olduğu ilan edilir edilmez CHP hem tepki gösterdi hem de alarm durumuna geçti. CHP Genel Başkanı Özgür Özel atamaya ilişkin tepkisini eski Genel Başkan Deniz Baykal’ın ölüm yıl dönümü anmasında gösterdi: *"Zulmünüz artsın ki sonunuz gelsin. Sizden korkan sizden beter olsun. CHP'yi hiçbir saldırı yıldıramaz. Ne yaparlarsa yapsınlar karşılarında son bir CHP kalana kadar bu kaleyi teslim alamazlar. İktidar yürüyüşümüzü durduramazlar.* *Akın Gürlek hiçbir zaman Cumhuriyet Başsavcısı olmadı zaten. O yüzden İstanbul'da Cumhuriyet Başsavcısının değişmesi hiçbir şeyi değiştiremez. Akın Gürler her zaman Erdoğan'ın maşasıydı, emir eriydi. Hangi koltukta oturduğunun bir anlamı yok. Bakanlık koltuğu ona dokunulmazlık imkanı veriyor."* Özel, hem iktidarı hem de Gürlek’i zayıf göstereceğini düşünerek onun dokunulmazlığa ihtiyaç duyduğu için bakan yapıldığını savunuyor olabilir. Lakin o da biliyor ki dokunulmazlık zırhı sadece görev süresince geçerli. Dokunulmazlık sınırsız bir imtiyaz değil. Öte yandan Gürlek – CHP mücadelesinin bir başka boyuta evrileceğine şüphe yok. CHP bunu milletvekillerine gönderdiği mesajla gösterdi. Gürlek'in görevine başlamadan önce Meclis Genel Kurulu’nda edeceği yeminin törenine “eksiksiz ve mazeretsiz” olarak katılmaları istendi. CHP hiçbir şey yapmayacaksa bile bir şey yapacak ve Meclis’i, Ankara’yı, siyaseti eline geçen her fırsatta Gürlek’e dar edecek. Kesin bilgi. Çünkü Akın Gürlek yeminini ancak AK Partili milletvekillerinin koruma kalkanı altında edebildi. CHP’liler yemin etmesine engel olmak için kürsüyü çevrelemeye çalıştı. Büyük kavga çıktı. _This post is for paying subscribers only._ ### Hamnet: Acının iki farklı yüzü URL: https://www.fayn.press/hamnet-acinin-iki-farkli-yuzu/ Last updated: 2026-02-15T07:38:58.000Z Bir film, bir insanda nasıl bir iz bırakabilir? Oscar ödüllü Chloé Zhao’nun yönettiği *Hamnet*’i izledikten sonraki günlerce aklımda dönüp duran soru tam olarak buydu. Elbette beni ağlatan ne ilk ne de son filmdi bu. Ancak sosyal medyadaki ya da çevremdeki insanların yorumlarını da hesaba katarsam, filmin kollektif bir iz bıraktığını rahatlıkla söyleyebilirim. Maggie O’Farrell’ın aynı isimli romanından uyarlanan *Hamnet*, kederi ve onunla baş etme şekillerini merkeze alıyor. Jessie Buckley’in harikalar yarattığı Agnes ve Paul Mescal’in can verdiği Will’in acıya karşı gösterdiği refleks, izleyicinin ruhunda önce bir yara açıyor, sonra da şefkatle o yaranın kabuk bağlamasına yardımcı oluyor. Fakat bu yaranın izini uzunca bir süre üzerimizde taşıyacakmışız gibi duruyor. _This post is for subscribers only._ ### Epstein’in ipliğini pazara çıkaran kız URL: https://www.fayn.press/epsteinin-ipligini-pazara-cikaran-kiz/ Last updated: 2026-02-17T12:01:56.000Z Dünya Virginia Roberts Giuffre’yi, [Jeffrey Epstein](https://www.fayn.press/epstein-dosyalari-seffaflik-degil-panik-urunu/) ve suç ortağı Ghislaine Maxwell’e karşı başlattığı hukuki mücadeleyle tanıdı. O, Epstein tarafından 16 yaşındayken alıkonulmaya başlamıştı. Üç yıla yakın bir süre hem Epstein’in hem de politikacılardan akademisyenlere, zengin ve soylulardan iş ve bilim insanlarına kadar sayısız nüfuzlu insanın sistematik cinsel saldırısına maruz kalan Virginia Giuffre, 19’unda Epstein’in elinden kaçmıştı. [Epstein dosyaları: Şeffaflık değil panik ürünüKüresel pedofil ağı kurucusu Epstein’ı kimse tanımıyor, adaya kimse gitmemiş. Ama dosyalarda Trump’tan Musk’a, Gates’ten saray dedikodularına herkes var. Türkiye’nin de adı geçiyor. Sansürlenen gerçeklerle, silinen notlarla ortaya çıkan şey şu: Bu dosyalar şeffaflık değil, panik ürünü.![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1081.png)FaynElif Key![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/epstein-arsivleri-fayn-1-1.webp)](https://www.fayn.press/epstein-dosyalari-seffaflik-degil-panik-urunu/) Ondan çok uzağa, Avustralya’ya yerleşse, orada evlenip kocası ve çocuklarıyla yeni ve normal bir hayat kurmayı başarsa da kendi iç dünyasında Epstein’in mağdurlarından biri olarak yaşadığını biliyordu. En sonunda sessiz mağdur olmayı reddetti. Genç kadın, Mayıs 2009’da Epstein ve Maxwell’e dava açtı. Yaşadıklarını kayda geçirerek onları reşit olmayan kız çocuklarıyla cinsel ilişki kurmakla, cinsel saldırıda bulunmak, dövmek, istismar etmek ve kötüye kullanmakla suçladı. Her iki istismarcının hapis cezası almasında Giuffre’nin tanıklıkları önemli rol oynadı. Epstein 2019’da yargılanmayı beklerken hapishane hücresinde kendini astı, Ghislaine Maxwell ise insan kaçakçılığı suçundan 20 yıl hapis cezası aldı. Giuffre, verdiği ifadelerde 17 yaşındayken Epstein’in aracılığıyla İngiliz kraliyet ailesinden Prens Andrew’un istismarına uğradığını söyleyince Prens de kraliyet ünvanlarından vazgeçmek zorunda kaldı. Epstein ve çevresinin güçlü, ünlü, nüfuzlu ve dokunulmaz olarak görülen itibarını kökünden sarsan Virgine Giuffrey’in hikâyesi, şimdiye dek hiç kendi sözleriyle, eksiksiz biçimde anlatılmamıştı. Ta ki bugüne kadar… ## Giuffre’nin mağdurdan kahramana dönüşen hikayesi Virginia Giuffre, kaleme aldığı *Hiç Kimsenin Kızı* adlı kitabıyla bunu yaptı. Kitap, küçük yaşta yaşadığı sistematik istismarı ve buna eşlik eden güçlü ve nüfuzlu erkeklerin küçük kız çocukları üzerine kurduğu istismar düzenini tüm açıklığıyla dünyanın gözleri önüne seriyor. *Hiç Kimsenin Kızı*, istismarı en yalın sertliğiyle ortaya koyduğu için okunması bir hayli zor bir kitap. Ama aynı zamanda Giuffre’nin henüz altı yaşında önce babasının, sonra babasının bir arkadaşının istismarıyla başlayan mağdur küçük kızdan çeşitli adamların ve özellikle Epstein’in sistematik cinsel saldırı öznesine gelişini, sonra olağanüstü zorluklarla yüzleşip kendiyle barışarak onu sömüren herkese karşı cesurca mücadeleye girişen bir kahramana dönüşmesini tüm gerçekliği ve samimiyetiyle ortaya koyan bir değişim ve gelişim hikayesi. _This post is for paying subscribers only._ ### Doğu Yücel: “Troller tepişiyor, çimenler eziliyor.” URL: https://www.fayn.press/dogu-yucel-troller-tepisiyor-cimenler-eziliyor/ Last updated: 2026-02-16T12:36:33.000Z Kaan Balaban… Televizyonun aranan jönlerinden. Kimileri için gençlik aşkı, kimileri için ideal damat adayı. Ekranın büyüsü sürdüğü müddetçe onun için her şey yolunda. Fakat kameralar kapandığında küstah, kaba ve huysuz birine dönüşüyor. Ama atladığı bir şey var… Eğer herkesin gözü önündeyseniz altınızdaki zemin de kayganlaşır. En ufak hatanız, rolden çıktığınız tek bir an bile aleyhinizde delil olarak kullanılır. İşte o hata anlarından birinde tüm itibarı altüst oluyor Kaan Balaban’ın. Kel Örümcek isimli bir X profilinin attığı tweet ile önünü alamadığı bir linç partisinin öznesi olarak buluyor kendini. Ve olaylar *“*E bu kadarı da olmaz… Yani… Olabilir mi ki?*”* dediğimiz noktalara varıyor. Doğu Yücel’in yeni kitabı *Trol*, bu iki erkeğin ego savaşı üzerinden gerçek ile absürdü birbirine katıyor. Kitap, okuyucusuna kim haklı kim haksız ikilemi yaşatırken aynı zamanda günümüzün tartışılan konularını da sorgulatıyor. Sosyal medyada büyüyen linç kültürü, *cancel culture* (iptal kültürü) hareketleri, ifşalar, sokak eylemleri ve ünlülerin toplumsal sorumlulukları… İşte tüm bunları anlatan ve yeni çıkan *Trol kitabının yazarı* Doğu Yücel ile buluştuk ve *Trol’*ün izini sürdük. **Geçen yıllarda *Öldüğünü Google’dan Öğrenen Adam* kitabınız için bir söyleşi yapmıştık. O röportajda *“Okurların hayal dünyasını trollüyorum.”* demiştiniz. Şimdiyse sadece okurların değil Kaan Balaban’ın da hayatını trollüyorsunuz. Bu sefer doğrudan bir trolün hikâyesini kaleme alma motivasyonunuz neydi?** Bu buluşmadan önce benim de aklıma o röportajın başlığı geldi. *“Aynı şeyi yapıyor muyum, yine okuru trollüyor muyum?”* diye sorguladım ve o günden bu güne bir fark olduğunu fark ettim. Ülke değişti, yaşadığımız ortam değişti… Artık benim trollememe gerek kalmadı, zaten normalimiz anormal. Daha önceki kitaplarımda gündelik hayatı sıradan ve monoton bulduğum için onu tepetaklak ediyordum. Şimdi hayatın kendisi bizi trollüyor zaten. Ülke, siyasetçiler, sanatçılar, patronlar, komşular, herkes… Aslında bu defa olanı yazdım. **Peki sizi buna yönelten ne oldu? Nasıl başladı *Trol’ün* hikâyesi?** *Mitat Karaman* serisine başlarken bir karakterden yola çıkmıştım. Bu benim için farklı bir anlayıştı açıkçası. Çünkü ben yazarken bir olaydan, ilginç bir durum değişikliğinden yola çıkıyorum genelde. Bu sefer kendime başka bir hedef koydum ve bir duygudan yola çıkmaya karar verdim. O duygu da bence bu ülkede yaşayan pek çoğumuzun hissettiği paradoks gibi bir duygu durumu: Biri dokunsa ağlayacak ya da tam tersi çığlık atacak gibi bir vaziyetteyiz ya… En kötüsü de, şu ki ikisini de yapamıyoruz. Bu fena duyguda sıkıştık kaldık. _This post is for subscribers only._ ### İliç’te facianın ikinci yılı: 9 işçi öldü, şirket kâr etti, siyanürlü toprak kaldı, adalet gelmedi URL: https://www.fayn.press/ilicte-facianin-ikinci-yili/ Last updated: 2026-02-13T04:19:35.000Z “İliç olmasın!” Artık her çevre mücadelesinde dillerde, pankartlarda aynı endişe. Bilim insanlarının uyarılarını görmezden gelmenin, kâr hırsıyla yapılan ihmallerin, doğayı, insan canını umursamamanın, nasıl büyük bir faciaya yol açabileceğinin kanıtı çünkü [İliç](https://www.fayn.press/faciadan-bir-yil-sonra-ilicte/). 13 Şubat 2024’te, Kanada - ABD ortaklığındaki SSR Mining ve Çalık Holding’e ait Lidya Madenciliğin işlettiği Anagold Çöpler Altın Madeni’nde, tonlarca siyanürlü toprak kaydı. Göçük altında kalan dokuz işçinin cansız bedenlerine ulaşılması günler, hatta bazılarınınki aylar sürdü. Oysa bu büyük faciadan iki yıl önce madende, ihmal ve kural tanımazlık sonucu çok ciddi bir siyanür sızıntısı olmuştu. Göstermelik bir para cezası ve kısa süreli bir kapatma sonrasında, ödül gibi bir kapasite artışıyla maden yoluna devam ettirildi. Facianın üzerinden geçen iki yılda yaşananlar da göstermelik kelimesiyle tarif edilebilir. Çünkü facia sonrasında kapatılan, lisansı iptal edilen madende, üretim haricinde çalışmalar hep devam etti. Facianın yargı süreci de epey ağır aksak ilerliyor. Şimdiye kadar beş duruşma görüldü. Tahliyelerle, davada sadece üç tutuklu sanık kaldı. Süreç, gerçek sorumluların hesap vermesinden uzak. Anagold yetkilileri röportajlar veriyor, çalışma yöntemlerini değiştirdiklerini, üretime hazır olduklarını söylüyor. Erzincan’daki iktidar temsilcileri de madenin kısa süre sonra tekrar açılacağını duyuruyor. Yaşanan tüm acılara ve yok edilen doğaya rağmen, hayvancılık, arıcılık gibi geçim kaynaklarını kaybeden çoğu yöre insanı da madenin tekrar açılmasını bekliyor. ## İliç’te ne olmuştu? Erzincan’ın İliç ilçesi, çok değil, sadece 10 yıl öncesine kadar, küçükbaş hayvancılıkla, tulum peyniriyle, arıcılıkla ve turistik Doğu Ekspresi’nin en güzel duraklarından biri olmasıyla tanınıyordu. İliç’te hayat, 2008 yılında, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Çöpler Altın Madeni için ÇED onayı vermesiyle hızla değişmeye başladı. _This post is for subscribers only._ ### Gençlerin hakkını mı yiyorum? URL: https://www.fayn.press/genclerin-hakkini-mi-yiyorum/ Last updated: 2026-02-13T04:18:49.000Z *Merhaba Ahlak Bekçisi,* *Ben orta ölçekli bir reklam ajansının iki sahibinden biriyim. Ortağımla yaptığımız iş paylaşımı nedeniyle işe alımlarla ben ilgileniyorum.* *Son iki üç yıldır çok başvuru oluyor. Reklam ajansında çalışmak isteyen o kadar çok genç var ki… Önüme gelen CV’ler de hiç fena değil. Hatta bazıları çok çok iyi. Böyle donanımlı ama iş bulamayan insanlar karşıma çıkınca kendi gençliğim ve iş aradığım dönemler aklıma geliyor ve onlara destek olmak istiyorum.* *Ama gelin görün ki dükkânı bile zor çeviriyoruz. Gelen gençlere, size para veremem diyor, başka ajanslara ya da bambaşka sektörlere yönlendirmeye çalışıyorum. Ama birçoğu zaten o söylediğim yollardan geçip benim karşıma çıkmış oluyor.* *Hatta gerekirse parasız çalışıp tecrübe kazanmaya razı olduklarını söylüyorlar. O zaman dayanamıyorum ve stajyer pozisyonunda işe alıyorum. Bırakın bu çocukların hak ettiklerini onlara vermeyi, yemeklerini ve SGK primlerini bile karşılamakta zorlanıyoruz.* *Bir yandan emek sömürüsü yapıyormuşum gibi geliyor ama bir yandan da bu gençlerin CV’lerine katkı sağlayacak iş deneyimleri olsun istiyorum.* *Açıkçası onların bu hevesine kayıtsız kalamıyorum ama bu durum beni ahlaken zor durumda bırakıyor. Ajans yeteri kadar para kazansa tabii ki veririm, hatta onların gelişimi için mesleki eğitimler aldırıp ekstra para bile harcarım. Ama dedim ya, biz kendimize bile yetemiyoruz çoğu zaman. Ne yapmalıyım?* *Teşekkürler.* *D. F.* \*\* Değerli okurumuz, Zor bir durumla karşı karşıyasınız. Niyetiniz o gençlerin emeğini sömürmek olmasa da eyleminizin sonucu ister istemez buraya varıyor. Stajyerlik pozisyonunu gençleri sömürmek için kullanan şirketler var. Ama şirketinizin durumu gerçekten anlattığınız gibiyse, ahlaki açıdan farklı değerlendirmeler yapılabilir. ## İlkeler ve gerçekler Daha önceki yorumların bazılarında etik ve ahlak arasındaki farkı anlatmıştım. Şimdi uzun uzun tekrarlamayacağım. Ancak sizin durumunuz biraz bu ayrımla ilgili olabileceği için kısa bir hatırlatma yaparak başlamak isterim. Ahlak, hepimizin bildiği gibi toplumsal normlar ve değerlerle ilgilidir. _This post is for paying subscribers only._ ### Kış Olimpiyatları Milano-Cortina 2026 başladı: Uçanlar, kaçanlar URL: https://www.fayn.press/kis-olimpiyatlari-milano-cortina-2026-basladi-ucanlar-kacanlar/ Last updated: 2026-02-13T04:18:11.000Z 6 Şubat’ta Milano’nun San Siro Stadyumu’nda düzenlenen açılış töreniyle başlayan 25’inci Kış Olimpiyat Oyunları’nın en büyük özelliği, coğrafi olarak şimdiye kadar en geniş alanda düzenlenen olimpiyatı bize sunuyor olması. San Siro Stadyumu’ndaki törenden, bu törenin sadece o noktayla sınırlı kalmamasından ve ilk günlerin öne çıkan sportif hikâyelerinden bahsetmek için buradayız. Rapçi Snoop Dogg’un Paris 2024’ten beri resmen fahri ABD kafile üyesi haline gelmesinden ve biatlonda bronz madalya kazandıktan sonra kız arkadaşını aldattığını tüm dünyaya açıklayıp af dileyen Norveçli sporcu Sturla Holm Laegreid’den söz etmeyeceğiz. Yine de etmiş bulunduk… ## Açılış töreni Rossini, Puccini ve Verdi’yi temsil eden büyük kafalı heykeller, Mariah Carey’nin yıllara meydan okuyan tiz notası, Bocelli’den Puccini’nin Turandot operasındaki ünlü aryası… San Siro’daki açılış töreni birçok yönden göz kamaştırıcıydı. Milano ve Cortina d’Ampezzo’da düzenlenen oyunlara başlangıcı veren törende tema harmoniydi; dağ ve şehrin karşı karşıya gelişi simgeleniyordu. Koca,gösterişli ve bazıları çok ünlü tasarımcıların imzasını taşıyan montlarla bayrak sallayan neşeli milli takım kafileleri sadece Milano’da değildi, Cortina, Predazzo ve Livigno’ya da dağılmışlardı. 2024 Paris’in ardından daha geleneksel bir tören hazırlayan İtalya, gerici siyasetin sesini yükseltemeyeceği bir geceye imza atmayı tercih etti. Tarihin ilk kadın Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) başkanı Kirsty Coventry’nin görev dönemindeki ilk oyunlarında İsrail kafilesi bir kez daha yuhalandı, Ukraynalılar en gürültülü alkışı yakaladı ve Amerika Birleşik Devletleri kbaşkan yardımcısı JD Vance’in pek çok kez stadyumdaki ekranda görülmesi tribünlerde tepkiye neden oldu. Sonraki gün Olimpiyat Köyü çevresinde düzenlenen barışçıl protestolar ve bazı protestocularla çatışan İtalyan polislerinden önce tüm gözler beklenen sembolik andaydı. Birleşmiş Milletler Barış Elçisi olan Charlize Theron’un verdiği barış mesajının ardından Milano ve Cortina’daki iki olimpiyat ateşinin yakılmasıyla birlikte oyunlar resmî olarak başladı. ## Efsane sporcunun tartışma yaratan kazası Milano-Cortina 2026’nın en tartışmalı hikâyesi kuşkusuz şimdiden belli: Amerikalı kayakçı Lindsey Vonn’un dağa, yokuşa, bedenine ve eleştirilere meydan okuması. Olimpiyat oyunlarında üç, dünya şampiyonalarında sekiz madalyası bulunan Alp Disiplini efsanesi, 2019’da, tonlarca zaferinin yanında sakatlıklarla dolu olan kariyerini noktaladığını duyurmuştu. Bundan tam yedi yıl sonraysa daha önce defalarca yarış kazandığı parkurda, ikinci olimpiyat şampiyonluğunu elde etmek için geri döneceğini açıkladı. Hedefinin ne kadar sağlam bir iradeye dayandığını da 41 yaşında kazandığı Dünya Kupası yarışlarıyla gösterdi. _This post is for paying subscribers only._ ### Başarıda kalabalık, mahkemede tek başına: Gökçe Güven URL: https://www.fayn.press/basarida-kalabalik-mahkemede-tek-basina-gokce-guven/ Last updated: 2026-02-14T06:09:42.000Z 27 Kasım 2025\. Soğuk bir New York günü. JFK Havaalanı. Şükran Günü tatilinin ardından New York’a geri dönenleri uzun bir pasaport kuyruğu bekliyor. Gökçe Güven de bekleyenler arasında. Pasaport kontrolünden geçip New York’taki evine gidecek. Ancak bir sorun var. Henüz kendisi hakkında bir soruşturma olduğundan, FBI tarafından gözaltına alınacağından, iki günü ve geceyi hakim karşısına çıkartılana kadar gözaltında ve Brooklyn’in meşhur hapishanesinde (MDC - Metropolitan Detention Center) tutuklu geçireceğinden, birkaç gün sonra isminin bir dava dosyasına dönüşeceğinden (US v. Gökçe Güven), hayatının ve Kalder’in geleceğinin bir adli mücadeleye dönüşeceğinden, kendi kurduğu start-up’ının ve yıllardır gerek eğitim gerek çalışma hayatıyla uğruna mücadele verdiği göçmen hikayesinin istenmeyen bir yöne savrulacağından haberi yok. İki gün sonra. Tarih: 29 Kasım 2025\. Gökçe Güven yanında avukatı Scott Hartman’la (New York’ta çalışan bir beyaz yakalı suçlar ve finansal suçlar avukatı) beraber bu kez hakim Valerie Figueredo’nun önünde. Hakim Figueredo’nun önündeki dosyada savcılığın talep ettiği 10 milyon dolarlık kefalet miktarı başvurusu duruyor. Hakimlerin yetkisi dahilinde kefalet miktarı 50 bin dolara inse de Gökçe Güven’in serbest kalma koşulları ağır. Hem kendisinden hem de kız kardeşinden pasaportlarını teslim etmeleri talep ediliyor. Ayrıca Güven’in bu tarih itibarıyla herhangi bir yatırımcıyla görüşmesi yasaklanıyor. Görüşebileceği, bilgi aktarımı yapabileceği tek grup bugünden sonra avukatları. Şirketi Kalder’in bütün hesaplarına el konuluyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/go--kc--e-gu--ven-iddianamae-3.png) ## Halbuki hikaye hiç böyle başlamamıştı 25 yaşındaki Gökçe Güven’in CV’si okuduğu iyi okullarla, çalıştığı şirketlerle, yarattığı ürünlerle dolup taşıyordu. Robert Kolej ve ardından Berkeley Üniversitesi mezunuydu. (Uluslararası Ticaret ve Bilgisayar Mühendisliği) LinkedIn profiline göre Güven, 2018–2020 yılları arasında Blockchain at Berkeley adlı, kampüste blok zincir inovasyonunu danışmanlık, eğitim, tasarım ve araştırma yoluyla geliştirmeyi amaçlayan, öğrenciler tarafından yönetilen bir organizasyonda geliştirici ve mühendislik lideri olarak görev yapmıştı. Güven, özellikle ABD’ye öğrenci olarak geldikten sonra e-ticaret ve tüketici alışkanlıkları üzerine çalıştığını anlatıyordu. Aslında Kalder’i kurmaya çok önceden karar vermişti. Kalder’in temel fikri şuydu: Markalar kampanya ve indirim bütçelerini doğrudan reklama değil, kullanıcıya geri ödeme veya ödül olarak versin. New York merkezli kurduğu şirketini bir Fintech (finans teknolojisi girişimi) olarak kurmuş ve şirketin bulduğu bu model yatırımcılara pazarlamanın geleceği olarak sunulmuştu. _This post is for paying subscribers only._ ### Ayşe Barım: Gecikmiş yargı, ağırlaştırılmış ceza URL: https://www.fayn.press/ayse-barim-gecikmis-yargi-agirlastirilmis-ceza/ Last updated: 2026-02-13T04:28:35.000Z Yargının aklına 12 yıl sonra geldi. Gezi eylemlerini organize etmekle suçlandı. Sorgulandı, tutuklandı. Cezaevinde sağlığından oldu ama aylarca tahliye edilmedi. Sağlık durumu kritik seviyeye gelince ancak cezaevinden çıkabildi. 12 yıl 6 aylık hapis cezasıyla önümüzdeki süreçte yeniden cezaevi yolu açıldı. Tüm bunları yaşayan ünlü oyuncuların menajeri Ayşe Barım… Peki nasıl hedef oldu Ayşe Barım? Soruşturma ve dava sürecinde neler yaşandı? ## Her şey bir köşe yazısıyla başladı Sokaktaki birçok insanın hayal ettiği bir hayat yaşayan Ayşe Barım için her şey 26 Eylül 2024 tarihli bir köşe yazısıyla başladı. İktidara yakın yorumcu Fuat Uğur, TV100 kanalının internet sitesinde, Rekabet Kurulu müfettişlerinin dizi sektöründeki bazı yapım şirketlerinin ofislerini bastığını ve haklarında inceleme başlattığını anlatıyordu. Uğur, TV kanallarında ve dijital platformlarda hep aynı isimlerin oynadığını, bir mafya sistematiği olduğunu iddia etmişti. Yazısında birisine, mama lakabını takmıştı: "*Özellikle bu sektörü elinde tutan ve öne çıkan birkaç isim var. Aralarındaki en güçlüsü ise oyuncu kılığındaki yeteneksiz ve çapsız kızları adeta MAMA gibi pazarlayan o işkadını. Misal bu kızlardan birinin neredeyse sıfır izlenen bir dizisinin üçüncü sezonunu dijital platformlara yaptırtacak denli güçlü. Kızlardan birini bir eşcinsel şarkıcıyla sevgili gibi lanse edip şarkıcının iş adamı sevgilisinden (görüntüyü kurtarmak için) 5 milyon dolar tırtıklayan da o.*" Yazıda mama olarak tarif edilen kişinin dizi-film sektörünü çeşitli yöntemlerle domine ettiği, hangi oyuncuların hangi dizi ve filmde oynayacağına karar verdiği öne sürülüyordu. Fakat bu yazıdaki konular gündem olmadı. Ta ki aylar sonra bazı sosyal medya hesapları, bu yazıdan belli başlı kesitleri sosyal medyada dolaşıma sokana kadar. İlk işaret fişeğini çakan sosyal medya hesapları, TRT ve Turkuvaz Medya’da etkili olan ve Pelikan diye adlandırılan gruba yakın isimlere aitti. Bu hesaplar, yazıda mama olarak tarif edilen kişinin Ayşe Barım olduğunu da öne sürdüler. Sosyal medyadaki paylaşımları ihbar kabul ettiğini açıklayan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 10 Ocak’ta Ayşe Barım hakkında tekelleşme ve şantaj soruşturması başlattı. 13 Ocak’ta Ayşe Barım hakkında kaçma ihtimali olduğu gerekçesiyle yurt dışı çıkış yasağı konuldu. _This post is for paying subscribers only._ ### Yeni bir deneyime hazır olmak URL: https://www.fayn.press/yeni-bir-deneyime-hazir-olmak/ Last updated: 2026-02-16T09:06:42.000Z ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/nike-logo_black.png) ***İ Ş B İ R L İ Ğ İ Y L E** *“Ben, hibrit antrenmanı bilinmeyene karşı hazır olmak olarak tanımlıyorum. Çünkü tek başına ne güçlü olmak ne dayanıklı olmak yeterli.”* Bu sözler 31 yaşında ve aslen bir kimya mühendisi olan Tuğçe Melis Eminoğlu’na ait. Eminoğlu altı ay öncesine kadar kurumsal bir firmada çalışıyordu. Şimdiyse adaptif bir atlet olarak uğraştığı hibrit antrenmanı böyle anlatıyor. Bütün antrenmanlarını doğuştan beri olmayan sol koluna taktığı bir aparatla yapan Eminoğlu, katıldığı yarışmalarda herkesle aynı kategoride yarışıyor ve bu bilinmezliklere göğüs germekten keyif alıyor. *Fayn*, aynı Eminoğlu gibi bu alanda yarışmalara katılan ve profesyonel olarak hibrit antrenmanla uğraşan sporcularla bir gün geçirdi. Birbirinden farklı geçmişlere sahip atletleri ortak noktada buluşturan Nike Training çatısı altında hibrit antrenman dünyasının içine girdi. 0:00 /1:16 1× ## Hibrit antrenman ne demek? Koşu, yüzme, bisiklet, halter, powerlifting ve fonksiyonel fitness… Hibrit antrenman, disiplinlerarası çizgilerin bulanıklığından beslenen bir antrenman kokteyli. 15 senedir CrossFit sporcusu ve aynı zamanda eğitmen olan İrem İrdem’e göre bu antrenman hayatın içinden bütün parçaları bir araya getiren bir yapboz gibi. > *“Hibrit antrenman için aslında bizim günlük hayatta kullandığımız bütün özellikleri bir arada bulunduran ve günlük hayatta bize yardımcı olan hareketlerin bir araya geldiği bir antrenman diyebiliriz. Yani sadece ağırlık kaldırma, koşu, dayanıklılık, teker teker değil, hepsi bir arada çalışıyor. Ve aslında bizim günlük hayatta başımıza gelebilecek her şeye karşı bizi hazırlıyor.”* Daha teknik bir açıklama yapmak gerekirse hibrit antrenman için dayanıklılık kapasitesini baz alarak, maksimum kuvvet, koordinasyon ve mobilite açısından orta veya düşük seviyede gereksinimler içeren yüksek tempolu bir antrenman biçimi diyebiliriz. İspanya'daki Zaragoza ve León Üniversitelerinden [araştırmacılara](https://hyrox.com/wp-content/uploads/2025/12/SSAC-Report.pdf?ref=fayn.press) göre hibrit antrenmanla uğraşan kişilerde daha gelişmiş kondisyon, daha güçlü bacak kasları ve daha düşük yağ oranı görülüyor. Aynı zamanda bu yüksek yoğunluklu antrenmanın kalp ve akciğer kapasitesini yaklaşık %8–15, kas gücünü ise %10–20 oranında artırdığı ortaya kondu. Yani antrenman yaparken “ya güç ya dayanıklılık” ikilemini de ortadan kaldırıyor. ## Herkes hibrit sporcu olabilir mi? *Fayn*’ın Nike Training ile geçirdiği gün konuştuğu atletlerden biri de 34 yaşındaki Ogeday Girişken. Kendisi 10 yıl boyunca milli kürekçi olarak yarıştıktan sonra hibrit antrenmanlara ev sahipliği yapan bir spor salonu kurdu ve burada antrenör olarak çalışıyor. O, hibrit sporcuyu *“Her an, her zaman, her şeyi yapabilen bir sporcu.”* olarak tanımlıyor. Girişken’e göre daha önce tek bir branşta profesyonel olarak faaliyet göstermeniz veya hiç sporcu geçmişinizin olmaması bu antrenmanı yapmanıza engel değil; zira asıl önemli olan bu disipline kendinizi ne kadar hazır hissettiğiniz: > *“Donanım olarak, gerek fiziki, gerek kondisyon, gerek mental olarak hazırlanmış olan, hazır olabilen kişiye hibrit sporcu denir.”* Burak Edis Emiroğlu da farklı alanlarda faaliyet gösteren bir hibrit sporcu. Bir antrenör olması sebebiyle birçok kişinin bu antrenmana başlangıç yolculuğunu yakından izleme şansı buluyor. > *“İyi veya kötü bir geçmişe sahip olmak, yeni bir spor branşında iyi veya kötü olacağınız anlamına gelmez. Mutlaka çalışarak, doğru tekniklerle antrenman yaparak ve antrenman programınızı doğru planlayarak doğru sonuca ulaşmanız mümkün olacaktır.”* ## Hibrit antrenman neden popüler? Hibrit antrenman konsepti 2017’de uluslararası bisiklet, maraton ve triatlon alanlarında yarışmış olan Christian Toetzke ve Altın Madalya sahibi hokey oyuncusu Moritz Furste tarafından tescillendi. Aslında bu antrenmanın ortaya çıkışının hem iki kurucunun geçmişinden ilhamla hem de modern çağ insanının tercihleri, rutini ve özellikleriyle şekillenmiş olduğunu söyleyebiliriz. 2024’te 20 spor salonunda 830 hibrit sporcuyla yapılan bir [araştırma](https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC10991817/?ref=fayn.press), bu kişilerin antrenman yapmaktaki ana motivasyonlarının her açıdan sağlıklı kalmak ve bir yandan da sosyal bağlarını güçlendirmek olduğunu ortaya koyuyor. 1995 ve 2015 yılları arasında spor salonuna gitme motivasyonundaki değişimi inceleyen başka bir [araştırma](https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/11745398.2021.2010223?ref=fayn.press#references-Section1) ise 1990’ların sonunda egzersize yönelim sebebinin büyük ölçüde kaslı gözükmekten ibaret olduğunu fakat 2015’e gelindiğinde bu motivasyonun yerini güçlü hissetme ve sağlıklı olma arzusunun aldığını söylüyor. Topluluk ihtiyacının modern çağda gitgide artması ve sporun görünüşten çok yaşam tarzıyla ilişkilendirilmesi göz önünde bulundurulunca, hibrit antrenmanın son zamanların en popüler antrenman çeşitlerinden biri olması sürpriz değil. ## İlk defa hibrit bir antrenman yapacağım. Ne beklemeliyim? Spor salonuna adım attınız. İlk defa hibrit antrenmanla tanışacaksınız. Bu bilinmezlik korkutucu olabilir. Neyse ki işin büyüsü biraz da orada. Aslında antrenman, size eşlik edecek eğitmenin anlatımıyla şekilleniyor. Her ders farklı hareketler içerebiliyor ve farklı bir disipline yoğunlaşabiliyor. Karşılaşacağınız hareketlere örnek olarak ayakta kullanılan kayak makinesi, kızak itme ve kızak çekme, burpee, kapalı alan kürek makinesi, kettlebell taşıma ve lunge’ı verebiliriz. Tüm bu saydıklarımız gözünüzü korkutmasın. Farklı uzmanlıklardan atletler bile antrenmanlarda zaman zaman zorlanabiliyor. Ama bilinmeyenle yüzleşmek, zorlanmalara rağmen pes etmemek, bir toplulukla birlikte sınırları zorlamak, günün sonunda hibrit antrenmandan keyif almanızı sağlıyor. ## Sınırları zorlamanın yaşı, seviyesi ve zamanı yok Nike Training ekibiyle geçirdiğimiz gün boyunca fiziksel kapasitelerini bu denli zorlamalarını izlemek ve kaldırdıkları ağırlıklara şahit olmak onları birer süper insan olarak düşünmemize sebep oldu. Yalan yok. Lakin senelerdir farklı mecralarda ve alanlarda yarışan İpek Artun gibi sporcuların bile zorlandığı anlar var. Artun, Avrupa ve Türkiye şampiyonlukları bulunan ve profesyonel yüzme geçmişine sahip bir hibrit atlet. Ona göre antrenmanın en zor noktasındaki itici güç, kendine *“En kötü ne olabilir ki?”* diye sormak. > *“Hiçbirimiz makine değiliz, hepimizin tükendiği noktalar oluyor. Bu noktada kendime koyduğum ‘top’ hedefi düşünüyorum. Eğer ciddi bir sakatlığım yoksa o an asla bırakmıyorum. Yani yavaşla ama bırakma, finişi gör.”* Zira seviye ne olursa olsun, tükenmişlik herkese uğruyor. Topluca antrenman yapmanın güzelliği de biraz burada. ## Kucaklayıcı bir topluluk Zincir spor salonlarında yapılan antrenmanlar üzerindeki bireysellik algısı oldukça fazla. Herkes kulaklığını takıyor, ağırlık kaldırırken veya koşu bandını kullanırken kendi dünyasında kaybolup gidiyor. Ancak hibrit antrenman böyle olmak zorunda değil. Dileyen antrenmanlarını tek başına programlayabilir, lakin ekip ruhundan beslenenler için antrenman boyunca hep beraber koşmak, kürek çekmek, ağırlık kaldırmak mümkün. Takım sporu geçmişi bulunan Girişken için bu beraberlik, itici gücün ta kendisi: > *“Olabildiğince her zaman bir partner isterim. Koşarken, bir şey iterken, çekerken her zaman yanımda biri olsun isterim. Ona 'hadi' demek, onun bana 'hadi' demesi, benim performansıma çarpı iki yansıyor.”* Hibrit antrenman topluluğunun kapsayıcı doğası farklı seviyelerden sporcuların topluca antrenman yapabilmesinden geliyor. İrdem’e göre sıfırdan başlamak göz korkutucu olsa da topluluk faktörü adaptasyonu hızlandırıyor: > *“Yeni başlayanlar iyi bir yerde iyi kişilerle bu güzel topluluklarla antrenman yapmaya başlasınlar. Zaten herkes kendi seviyesinden başlıyor antrenman yapmaya. Kimse üst seviyeden başlamıyor. Ufak ufak küçük adımlarla düzenli olarak antrenman yapıldığı zaman hayat değiştiren bir deneyim haline gelebiliyor.”* Bu bilinçle yapılan antrenmanlarda sınırları zorlamak ve yolun sonu uzak gelse de devam etme gücünü bulmak herkesin ortaklaştığı bir nokta. Uzun yıllardır hibrit atlet olan Emiroğlu, kendi antrenman deneyimini şöyle anlatıyor: > *“Nike Training topluluğuyla beraber antrenman yapmak motivasyon anlamında bizlere çok şey katıyor. Gücümüzün bittiği yerde birbirimize destek olup bu enerjiyi tekrar ortaya çıkarabiliyoruz.O yüzden ekip ruhuyla beraber antrenman yapmak her zaman bireysel antrenman yapmaktan daha eğlenceli ve daha kolay.”* Yanındakinin de zorlandığını görmek ve hissetmek bize insan olduğumuzu hatırlatıyor bir nevi. Bu kadar çok insanın, zorlu bir disiplin olmasına rağmen hibrit antrenmanda buluşması biraz da bundan. Pes ettiğin yerde kaldırılacağını bilmek, antrenman zor da olsa birinin “hadi” demesiyle yeniden yükselmek, her zorluğun herkes için ama aynı zamanda aşılabilir de olduğunu görmek… İnsan bir antrenmandan daha ne ister ki? ### Hayat, her şeye rağmen: Hataylı anne-kızın yaşama tutunma öyküsü URL: https://www.fayn.press/hayat-her-seye-ragmen-hatayli-anne-kizin-yasama-tutunma-oykusu/ Last updated: 2026-02-16T09:06:37.000Z 35 yaşındaki Ece Mazı, 6 Şubat depremlerine İskenderun’daki evinde yakalandı. Dört kişilik bir ailesi ve o yaşına kadar sağlıklı bir şekilde sürdürdüğü aktif bir yaşamı vardı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/3-1.jpg) Ece Mazı, enkazdan yaralı kurtarıldı. 20’den fazla ameliyat geçirdi. Sağ bacağı ampute edildi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/46-1.jpg) Depremde kaybettiği yalnızca eski sağlıklı günleri değil, ailesinin diğer yarısıydı. Mazı’nın eşi, beş yaşındaki kızı ve kayınvalidesi depremde yaşamını yitirdi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/29.jpg) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/38-1.jpg) Küçük kızı Eylül de enkazdan sağ çıkarılmış fakat sol kolunu kaybetmişti. Ece ve Eylül Mazı, yaşamlarını Arsuz’da sürdürüyor. Engelli bireyler düşünülerek tasarlanmamış bir kent yaşamının zorluklarını yaşasalar da anne-kız olarak birbirlerine duydukları sevgiyle hayata tutundukları gözlerinden okunuyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/53.jpg) ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/55.jpg) ## Protezin yarattığı zorluklar Depremde sol kolunu kaybeden Eylül henüz işlevsel bir protez kola sahip değil. Anne Ece Mazı, özellikle çocukların devlet desteğiyle sağlanan protezleri kullanmakta zorluk yaşadığını aktarıyor: _This post is for subscribers only._ ### Türkiye’nin değişmeyen gündemi: Erişim engeli URL: https://www.fayn.press/turkiyenin-degismeyen-gundemi-erisim-engeli/ Last updated: 2026-02-18T08:37:02.000Z Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni yasa taslağı; Steam ve Epic Games gibi bilgisayar oyunculuğunun merkezinde yer alan dijital mağazaların yanı sıra, PlayStation ve Xbox gibi konsol ekosistemlerinin dijital altyapısını ve pazar yerini oluşturan PS Store ve Xbox Store'u doğrudan hedef alıyor. Milyonlarca kullanıcının hem yeni oyunlar satın aldığı hem de binlerce liralık dijital koleksiyonlarını muhafaza ettiği bu dev platformlar, taslakta artık "oyun dağıtıcısı" olarak tanımlanıyor ve Türkiye’de resmi bir temsilci bulundurmaya zorlanıyor. Süreç, temsilci atamayı reddeden platformlar için oldukça sert bir yaptırım silsilesini beraberinde getiriyor. İlk aşamada, yerel muhataplık şartını yerine getirmeyen şirketlere 1 milyon ile 30 milyon TL arasında değişen idari para cezaları kesilmesi öngörülüyor. Ancak asıl kritik eşik, bu mali cezaların ardından başlıyor. Yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumunda, internet bant genişliğinin önce %50, ardından %90 oranında daraltılması planlanıyor. Bu durum, söz konusu mağazaların teknik olarak internet üzerinden ulaşılamaz hale gelmesi anlamını taşıyor. Düzenlemenin kapsamı sadece temsilcilikle de sınırlı kalmıyor. Platformların, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) kriterlerine uyumlu zorunlu yaş sınıflandırmaları yapması ve kapsamlı ebeveyn kontrol araçları sunması birer yasal zorunluluk haline getiriliyor. Bu şartların karşılanmaması durumunda ise sadece yeni oyun satışlarının durması değil, dijital altyapıların engellenmesiyle birlikte kullanıcıların mevcut oyun kütüphanelerine erişiminin de tehlikeye girmesi bekleniyor. ## Türkiye’nin dijital sınır hattı Türkiye, küresel dijital platformlarla kurduğu ilişkide uzun süredir "yerel uyum" ve "denetim" eksenli bir politika izliyor. Oyun platformları için gündeme gelen bu son taslak; yıllara yayılan, farklı sektörleri içine alan ve her seferinde "ulusal egemenlik" ile "küresel ağ" kavramlarını karşı karşıya getiren bir sürecin son halkası. Devletin "vergi adaleti", "kamu düzeni" ve "çocukların korunması" olarak tanımladığı bu hamleler, dijital dünyanın yerel yasalarla olan çatışmasını her dönem yeniden alevlendirdi. ## Oyun dünyası ve dijital mülkiyet krizi Oyun platformlarına yönelik kısıtlamalar, eğlencenin ötesinde bir "mülkiyet" tartışmasını tetikliyor. Steam, Epic Games veya PS Store gibi mecralara erişimin kısıtlanması; kullanıcıların yıllar boyunca binlerce lira harcayarak oluşturduğu dijital kütüphanelerin bir gecede kilitlenmesi anlamına geliyor. Bu durum, oyuncuların sadece yeni oyunlara ulaşmasını engellemekle kalmıyor; parasını ödediği, "sahibi olduğunu" düşündüğü içeriklere erişimini de hukuki bir belirsizliğe itiyor. Özellikle bulut tabanlı oyun servislerinin (Cloud gaming) ve çevrimiçi toplulukların (Roblox vb.) kesintiye uğraması, milyonlarca gencin sosyal alanının ve dijital emeğinin bir anda yok olmasıyla sonuçlanıyor. ## Seyahat ve turizmde "yerellik" bariyeri Booking.com ile başlayan süreç, TÜRSAB’ın açtığı dava ile sadece Airbnb değil; Expedia, Agoda, Hotels.com, Trip.com, GetYourGuide, Viator, Musement, Isango ve ToursByLocals gibi toplam 10 dev seyahat platformu yasal süreçlerin ve kısıtlama taleplerinin odağına yerleşti. Sektör temsilcileri ve devlet kanadından yükselen ana eleştiri; bu küresel ağların Türkiye’de bir vergi mükellefiyeti tesis etmeden ticari faaliyet yürütmesi, kayıt dışı konaklamaya zemin hazırlayarak konut piyasasını manipüle etmesi ve yerel acentelere karşı denetimsiz bir haksız rekabet ortamı yaratmasıdır. Dünyanın en büyük rezervasyon ağlarının Türkiye operasyonlarının Türk vatandaşlarına kısıtlanması, sadece bir uygulama kaybı değil, aynı zamanda birfiyat ve kalite denetimi mekanizmasının da devre dışı kalması anlamına geliyor. Erişim engeli konusu uzun yıllardır Türkiye’nin gündeminde. Farklı alanlarda, uluslararası birçok platform Türkiye’de kullanıcılara kapalı. İşte bunlardan bazıları. ## Hangi platformlar engellendi? **Booking.com**: Dünya çapında otel ve konaklama rezervasyonu yapılmasını sağlayan en büyük dijital ağ olan Booking.com’a erişim engeli 29 Mart 2017 tarihinde geldi. Platformu yurt dışında bir rezervasyon yapmak için hâlâ kullanabiliyoruz ama yurt içindeki oteller için engel var. Erişim engeli davasını yine TÜRSAB açmıştı. Gerekçesi platformun Türkiye’de herhangi bir vergi kaydı olmadan ticari faaliyet yürütmesi ve vergi ödeyen yerli acentelere karşı haksız rekabet yaratmasıydı. **Discord**: Oyuncuların ana haberleşme kanalıyken zamanla yazılımcılardan sanatçılara, ders çalışma gruplarından her türlü niş topluluğa kadar herkesin buluşma noktası olan platform çocuk istismarı suçlarına dair adli makamlarla veri paylaşmayı reddetmesi ve platform içinde "yeterli şüphe" uyandıran faaliyetlerin artması üzerine 9 Ekim 2024’tekapatıldı. **Roblox:** Çocukların ve gençlerin sadece oyun oynamadığı, aynı zamanda kendi oyunlarını tasarlayıp ekonomi yarattığı bu devasa oyun evreni; platform içi denetimlerin yetersizliği ve çocuk istismarına açık kapı bıraktığı gerekçesiyle 7 Ağustos 2024’te erişime engellendi. Temel gerekçe platformun kendi içindeki moderasyon sisteminin Türk yasalarıyla uyumsuz olmasıydı. **Wattpad:** İsteyen herkesin hikayelerini paylaştığı, bir dönem gençlerin en çok ilgi gösterdiği platformlardan biriydi. Wattpad, 18 yaş altı çocukların zorbalık, şiddet, cinsel istismar, intihar, madde bağımlılığı gibi “olumsuz” içeriklere filtre olmadan maruz kalabildiği suçlamalarıyla karşılaştı. 12 Temmuz 2024’te kapatıldı. ## Erişim engeli ile aslında ne engelleniyor? Her ne kadar engellenen dijital platformlar olsa da aslında erişimi kısıtlananlar bu platformları kullanan herkes. Örneğin Discord, Wattpad ve Roblox gibi mecralara bakarsak, bu platformların erişime kapatılması, yazarlar, bağımsız oyun geliştiricileri ve topluluk yöneticileri için dijital evrenin bir bölümüne ulaşamamak anlamına geliyor. Bu mecralar, sıradan bir kullanıcı için eğlence alanı gibi görünse de; milyonlarca kelimelik hikayeler kaleme alan yazarlar için Wattpad bir "dijital kütüphane", kod yazmayı ve 3D modellemeyi öğrenenler için Roblox bir "uygulama geliştirme alanı", sanatçı ve yazılımcı topluluklarının iş birliği yaptığı Discord ise bir "iletişim ve arşiv merkezi" işlevi görüyor. Bu ekosistemlerin bir gecede erişime kapatılması, sadece bir web sitesinin engellenmesi değil; binlerce kişinin kitlelerine olan erişiminin, yıllara yayılan teknik emeğinin ve dijital hafızasının bir anda yok sayılmasına yol açıyor. Platformlar üzerinden gelir elde eden veya devasa toplulukları yöneten içerik üreticileri için bu yasaklar, fiziksel bir ofisin mühürlenmesiyle eşdeğer bir kariyer kesintisi niteliği taşıyor. Ticari faaliyetlerin ve iş birliklerinin bu ağlar üzerinden yürüdüğü bir düzende, devlet ile şirketler arasındaki muhataplık krizinin faturası, üretim yapan bireylere ve bağımsız girişimcilere kesiliyor. Kullanıcıları VPN gibi veri güvenliği riskli yan yollara mecbur bırakan bu süreç, sonuç olarak yaratıcı sınıfların üretim iştahını gölgeleyen bir dijital izolasyon dalgasına dönüşüyor. FAYN'A ABONE OLUN Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Forbes’un “utanç listesi” URL: https://www.fayn.press/forbesun-utanc-listesi/ Last updated: 2026-02-18T08:38:28.000Z Ekonomi dünyasının prestijli yayını Forbes, her yıl yayınladığı “30 Under 30” listesi ile 30 yaşın altındaki 30 ismi “geleceği inşa eden dâhiler” olarak gösteriyor. Ama son yıllarda bu liste başarı öyküleri kadar, listede yer alan bazı isimlerin suç dosyaları ile gündemde. Bir zamanların yıldız girişimcileri, bugün dolandırıcılık suçları ve hapis cezalarıyla manşetlerde yer alıyorlar. Hatta Forbes, 2023 yılında öz eleştiri yaparak kendi listelerinden oluşan bir [“Utanç Listesi” (*Hall of Shame*)](https://www.forbes.com/sites/forbesunder30team/2023/11/28/hall-of-shame-the-10-most-dubious-people-ever-to-make-our-30-under-30-list/?ref=fayn.press) bile yayınlamak zorunda kaldı. Milyar dolarlık dolandırıcılıklardan kimlik hırsızlığına uzanan kabarık dosyanın son halkası ise tanıdık bir isim: 2025 listesinin yeni kazananlarından Gökçe Güven. Kendisi yıldız listesinden mahkeme koridorlarına taşınan tek isim değil. İşte Forbes’un “geleceğin dâhileri” arasında gösterdiği tartışılan isimler. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/sam.png) Sam Bankman-Fried Kaynak: Forbes ## Sam Bankman-Fried (FTX Kurucusu - 2021 Finans Kategorisi) Kripto dünyasının “dâhi çocuğu” olarak 2021'de Forbes listesine giren Sam Bankman-Fried, kurucusu olduğu FTX borsasını sadece birkaç yılda 32 milyar dolarlık bir dev haline getirdi. Pandemi dönemindeki kripto çılgınlığının yüzüydü; dağınık saçları ve şortuyla "ezber bozan milyarder" imajı çiziyordu. Ancak 2022'nin kasım ayında her şey sadece 10 gün içinde yerle bir oldu. ABD Adalet Bakanlığı'nın “tarihin en büyük finansal dolandırıcılıklarından biri” olarak tanımladığı bu çöküşün ardında, müşterilere ait 8 milyar dolardan fazla paranın gizlice buharlaştırılması var. Sam Bankman-Fried yedi farklı suçtan mahkum edildi. Dev miktardaki paranın, sadece batan şirketlerin borçlarını kapatmak için değil, aynı zamanda siyasi nüfuz elde etmek amacıyla yapılan milyonlarca dolarlık bağışlar ve kişisel lüks harcamalar için kullanıldığı ortaya çıktı. Bir zamanlar imparatorluğunu yöneten “dahi çocuk”, şimdi 25 yıllık hapis cezasını çekmek üzere podyumdan hücreye transfer oldu. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/charlie.png) Charlie Javice Kaynak: Forbes ## Charlie Javice (Frank Kurucusu - 2019 Finans Kategorisi) Öğrencilerin kredi süreçlerini kolaylaştırma vaadiyle 2016'da kurulan Frank, kısa sürede Silikon Vadisi’nin gözdesi oldu. Kurucusu Charlie Javice, henüz 23 yaşındayken Forbes listesine girmişti. 2021 yılında dev banka JPMorgan Chase, Frank’i 175 milyon dolara satın aldı. Ancak büyük bir sorun vardı: Şirketin iddia ettiği 4 milyon 250 bin kullanıcısından sadece 300 bini gerçekti. Javice, bankanın kullanıcı sayısını doğrulama talebine karşılık bir veribilimciye milyonlarca sahte isimden oluşan bir liste hazırlatmıştı. Sahtekarlığı gizlemek için dışarıdan gerçek öğrenci verileri satın almaya çalışsa da JPMorgan’ın pazarlama kampanyası sırasında tüm yalanlar ortaya çıktı. Eylül 2025’te sonuçlanan davada Javice; banka dolandırıcılığı ve komplo suçlarından 85 ay hapis cezasına çarptırıldı ve 300 milyon dolardan fazla tazminat ödemesine hükmedildi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/elizabeth.png) Elizabeth Holmes ## Elizabeth Holmes (Theranos Kurucusu - 2014 Sağlık Kategorisi) Stanford Üniversitesi’ni yarıda bırakarak Theranos’u kuran Elizabeth Holmes, tıp dünyasında devrim yapacağını iddia ettiği bir buluşu duyurdu. Sadece parmak ucundan alınan kanla, yüzlerce tıbbi test yapabilen "Edison" adında mucizevi bir cihaz… Forbes onu "Kendi çabasıyla milyarder olan en genç kadın" ilan edip kapağına taşıdığında, Theranos’un değeri 9 milyar doları aşmıştı. Ancak ortada bir sorun vardı, cihaz aslında çalışmıyordu. Şirket, testleri yapmak için rakip firmaların cihazlarını gizlice kullanıyor ve yatırımcıları yüz milyonlarca dolar dolandırıyordu. 2022 yılında sonuçlanan davada Holmes, dolandırıcılıktan suçlu bulundu. Bir zamanlar siyah boğazlı kazağıyla Silikon Vadisi’nin dâhisi olarak alkışlanan Holmes, şimdilerde Teksas’taki bir federal hapishanede 11 yıl 3 aylık cezasını çekiyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/martin.png) Martin Shkreli Kaynak: Forbes ## Martin Shkreli (Turing Pharma Kurucusu - 2013 Finans Kategorisi) İş dünyasında "Pharma Bro" lakabıyla tanınan Martin Shkreli, 2013'te Forbes listesine girdiğinde parlak bir hedge fon yöneticisi olarak görülüyordu. Ancak 2015 yılında, hayati önem taşıyan bir ilacın haklarını satın alıp fiyatını bir gecede yüzde 5000 (13,5 dolardan 750 dolara) artırmasıyla "Amerika’nın en nefret edilen adamı" ilan edildi. Shkreli'nin hapse girmesi yatırımcılarını bir "saadet zinciri" (ponzi) mantığıyla dolandırdığının ortaya çıkmasıyla oldu. 2018'de menkul kıymet dolandırıcılığından suçlu bulundu. 7 yıl hapis cezası aldı, ilaç sektöründen ömür boyu men edildi ve 64 milyon dolar para cezasına çarptırıldı. Shkreli, 2022'de tahliye edildi. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/1769851730543-gg-1.jpg) Gökçe Güven ## Gökçe Güven (Kalder Kurucusu - 2025 Finans Kategorisi) Forbes’un 2025 listesiyle dünyaya ‘’geleceğin dâhisi’’ olarak tanıttığı isimlerden biri olan Gökçe Güven’in parıltısı pek uzun sürmedi, ABD'de film senaryolarını aratmayan bir iddianameyle tutuklandı. Kurucusu olduğu finans teknolojisi girişimi Kalder ile yatırımcılardan 7 milyon dolar toplayan Güven, iddialara göre bu başarıyı tamamen "hayali bir evren" üzerine kurmuştu. New York Güney Bölgesi Savcılığı’na göre Güven, sistematik bir dolandırıcılık yöntemi izledi. Yatırımcılara şirketin mali durumunu şişirilmiş rakamlarla sunarken, arka planda gerçek verilerin olduğu gizli bir defter daha tutuyordu. Ayrıca aralarında hiçbir anlaşma bulunmayan dünya devi markaları, yatırımcıları ikna etmek için aktif müşteri gibi gösterdiği iddia ediliyor. İddianamedeki en çarpıcı detay ise vize sahteciliği. Güven'in, öğrenci vizesi bittikten sonra ABD'de kalabilmek için sadece dâhilere verilen O-1A (Olağanüstü Yetenek) vizesine başvurduğu; bu süreçte tanınmış iş insanlarının imzalarını taklit ederek kendine sahte referans mektupları yazdığı öne sürülüyor. Güven, ABD Savcısı Jay Clayton’ın “Girişimcilik maskesi altına gizlenen dolandırıcılık” olarak tanımladığı davada; menkul kıymet dolandırıcılığı, vize sahtekarlığı ve nitelikli kimlik hırsızlığı gibi suçlardan 52 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Tesadüf o ki davanın yargıcı, Sam Bankman-Fried’ı mahkum eden Lewis Kaplan. Forbes’un listesine girenler önceleri yatırımcıların gözdesi olurdu. Son dönemdeyse bu örnekler yüzünden FBI’ın radarına girmenin de en hızlı yolu olmaya başladı. 🦉 Fayn'a abone olarak bağımsız yayınlarımızı destekleyebilir, her hafta yeni eklenen özel içeriklerimize sınırsız erişebilirsiniz. [***Şimdi abone ol!**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) ### Portre: Kariyer yolu tartışmalı kararlarla döşenen yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek URL: https://www.fayn.press/portre-kariyer-yolu-tartismali-kararlarla-dosenen-yeni-adalet-bakani-akin-gurlek/ Last updated: 2026-02-14T10:10:14.000Z İstanbul Adliyesi’nde 2016-2022 yılları arasında hakimdi. Selahattin Demirtaş’a, Canan Kaftancıoğlu’na, Enis Berberoğlu’na yönelik yargılamaları yürüttü, hapis cezaları verdi. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlali kararını uygulamayan ilk hakimlerden biriydi. Tüm bunların ardından 2022’de Adalet Bakan Yardımcısı yapıldı. 2024’te yeniden İstanbul Adliyesi’ne görevlendirildi. Bu kez görevi başsavcılıktı. Göreve gelir gelmez de CHP’li ilçe belediyeleri ve Ekrem İmamoğlu’na yönelik soruşturmaları yürüttü. Bu soruşturmaların ardından 16 ay gibi kısa bir sürede de 11 Şubat 2026 gece yarısı Adalet Bakanı olarak atandı. İmza attığı kararlar hakkında sık sık hukuka uygunluk itirazları yapılan, hakimlikten adalet bakanlığına en hızlı yükselişlerden birini tecrübe eden, yapacaklarına dair şimdiden tartışmalar başlayan yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek kim? ## Darbe sürecinde yeniden dizayn edilen yargı sistemi Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 20 Ekim 2020’de, Anayasa Mahkemesi'nin hak ihlali kararına rağmen milletvekilliği düşürülen CHP'li Enis Berberoğlu'nun yeniden yargılama talebini reddeden İstanbul 14\. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı için Meclis grup toplantısında şöyle diyordu: *"Adaleti katleden adamın adı Akın Gürlek’tir, yeni Zekeriya Öz’dür.*" Şimdi kaçak yaşayan Zekeriya Öz, Gülen Örgütü bağlantılı bir savcıydı. Altına imza attığı hukuki eylemler bağlı olduğu Gülen Örgütü kadar, hükümetin de işine yaradığı gerekçesiyle bir zamanlar epey tartışma yaratıyor ama o bildiğini okumaya devam ediyordu. Gülen Örgütü’yle iktidarın kavgasının ilk görünür hali17-25 Aralık yolsuzluk iddiaları soruşturmalarıydı. Erdoğan ailesini ve dört bakanı hedef alan Gülen Örgütü artık ülkenin anahtarını, uzun süre gizli ortağı olan AK Parti’nin elinden tamamen almak istiyordu. [Bir İstanbul yargı cumhuriyeti masalıMuhalifleri bastırmaya çalışan iradenin yargı gücüne başvurması yeniden gündemde. 2007’den beri alışkın olduğumuz operasyonlar silsilesinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmaların devamı gelecek mi? Kimler hedefte? Bu operasyonların arkasındaki isimler kimler?![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/icon/fayn-logo_amblem-blue-1074.png)FaynFayn![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/thumbnail/istanbul-yargi-cumhuriyeti_fayn-1-3.webp)](https://www.fayn.press/bir-istanbul-yargi-cumhuriyeti-masali/) Zekeriya Öz’ün açtığı ve açtırdığı darbe soslu soruşturmalarla muhalifleri sindiren Gülen Örgütü, bu kez de içinde yolsuzluk iddialarının olduğu soruşturma dosyasıyla AK Parti iktidarını devirmek istemişti. 15 Temmuz 2016 darbe girişimine kadar uzanan kavganın galibi Erdoğan iktidarı oldu. Sonrasında da hükümet yargıyı dizayn etmeye başladı. İktidar, kendi siyasi menfaatlerine uygun hareket edecek isimler arıyordu. İlk keşfedilen [İrfan Fidan](https://www.fayn.press/bir-istanbul-yargi-cumhuriyeti-masali/#anayasa-mahkemesi-%C3%BCyeli%C4%9Fine-h%C4%B1zl%C4%B1-s%C4%B1%C3%A7ray%C4%B1%C5%9F)’dı. İrfan Fidan, 17-25 Aralık soruşturmalarına takipsizlik kararı veren savcılar arasındaydı. Gezi Park eylemlerine de dava açtı. _This post is for paying subscribers only._ ### İş kadınlığından temizlik işçiliğine… Champs Elysees’ten beyaz sabun kokusuna URL: https://www.fayn.press/is-kadinligindan-temizlik-isciligine-champs-elyseesten-beyaz-sabun-kokusuna/ Last updated: 2026-02-21T12:00:38.000Z Hava sıcaksa minik topuzu ortada, değilse berenin altında... Her iki durumda da tebessümü eksik etmediği yüzü gün gibi karşınızda. Bu kompozisyona gümüş halka küpeleri ve yuvarlak kemik çerçeve gözlükleri eşlik ediyor. Kendine ait bir çizgisi var. Çizginin dışına çıkan yeleği... O da işlevsel olduğu için sırtında. Hareketlerine yardımcı, İzmir’in ayazına kalkan… Yaprak Kınay, bir temizlik işçisi. 58 yaşında. Evlere, inşaatlara, bürolara temizliğe gidiyor. Tek değil, ‘Urla Temizlik Öğrenci İşleri’ oluşumuyla birlikte. Bu, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsünde okuyan üniversite öğrencilerinin kurduğu bir oluşum. Öğrenciler temizlik işlerine giderek harçlıklarını çıkarıyor, Yaprak Kınay’sa geçimini sağlıyor. Eskiden evine en az üç gün yardımcı alan Kınay, pandemiyle birlikte düzeni değişenlerden. Şimdi, o da temizlik yaparak hayatını kazanıyor. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/Yaprak-K--nay-Temizlik.jpg) ## CV: Tasarımcılık, iş kadınlığı ve 2 dil *“Temizlik işine girmem elbette çok zor oldu. Kabullenmek kolay olmadı benim için ama işe de ihtiyacım vardı. Şanslıyım herhalde, çok kibar insanlara denk geldim. Onların da yardımıyla yavaş yavaş alışmaya başladım.”* Yaprak Kınay’ın kazancı yüksek, ithalat ve ihracat yapan bir şirketi vardı. Bu cümleleri kurabilmesi beş yılını aldı. Asıl mesleği tasarımcılık. Giysi tasarımı bölümünden mezun. İlk, orta ve liseyi Fransa’da okudu. Çok iyi derecede Fransızca ve İngilizce biliyor. Babasının akademik kariyer amacıyla gittiği Fransa ona da altın bileziğini kazandırdı. Yaprak Kınay’ın babası Profesör Ahmet Münir Kınay. Türkiye’nin önde gelen radyasyon onkologlarından. İsmi pek çok yerde... ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/yaprak-kinay-03_fayn.webp) Türkiye’de ilk ‘Radyoterapi Tekniker Ön Lisans Programını’ açan kişi. Türk Radyasyon Onkolojisi Derneğinin de kurucusu. Profesör Ahmet Münir Kınay, daha nice başarılara imza atmış bir hoca. > *“Annemle babam ben 24 yaşındayken boşandı. Babam çok okuyan bir adamdı. Her tarafından kültür fışkırıyordu. Profesyonel hayatı çok başarılıydı. Birçok öğrenciye önderlik etti, onların önünü açtı, onları yetiştirdi. Ne yazık ki babamı 2025 yılında kaybettik.”* Kırgınlıkları baki... Tek başına ayakta kalmaya çalışan bir kadın Yaprak Kınay. 25 yıl giysi tasarladı. Deriyle başladı, tekstille devam etti. Çeyrek asrını ışıltılı olarak tanımlıyor. Bol seyahatli, renklerle, kumaşlarla, ipliklerle geçen... *“Moda tasarımcılığı 25 yıl sürdü. Ben çok geziyordum. Fuarlara giderdim çünkü takip etmek zorundaydım. En çok da Almanya’ya gidiyordum, Köln ve Duesseldorf’ta (CPD) olurdu çoğunlukla. Sonra Fransa’ya gidiyordum, Milano’ya gittim. Defileler, organizasyonlar vs. yapıldığı için o renk gruplarına, kumaşlara, ipliklere, aksesuarlara hâkim olmak zorundasınız.* *Çok renkli bir hayattı. Nefes alamıyordum, çok yoğun bir tempoydu. Ama genç olduğum için bedenim anlamıyordu onu. O dönemlerde çok iyi para kazandım.”* Giysi tasarımına 2006’da veda etmek zorunda kaldı. Sebebini de Türkiye’deki tekstil ihracatının bitmesiyle açıklıyor. Ona göre Türkiye’nin tekstildeki gücü ihracat kapasitesindeydi. Firmaların üretim için başka ülkeleri tercih etmesi bu gücü yerle bir etmişti. Tabii, onun varlığını da... Ama tasarımcılıktan vazgeçmedi. Çok sayıda afiş, çocuk kitap kapağı tasarladı. ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/yaprak-kinay-04_fayn.webp) ## *“Sizinle çalışamayız, yaşlısınız!”* Pandemi onun hayatında bir milat. Varlığın yokluğa dönüşüyle eş anlamlı. Koronavirüs salgınında şirketi de kendisi de İstanbul’daydı. İşleri yolunda gitmeyince fesih kararı aldı. Babasının çağırması üzerinde İzmir’e, Urla’ya yerleşti. Zaten annesi Rezzan Hanım da buradaydı. Ama koşa koşa geldiği şehir, ona kollarını açıp şefkat göstermekten çok uzaktı. *“Tasarımcılıktan elde ettiğim tüm birikimimi pandemide tükettim. Ciddî maddî sıkıntı içerisine girdim. İzmir’e geldikten birkaç ay sonra iş başvurusunda bulundum ama ‘Yaşlısın’ dediler. Çok şaşırdım bu kadar niteliğe rağmen. Beni görmeden cevap verdiler. O zamanlar böyle çökük de değildim. 2021’de oldu tüm bunlar. 52 yaşındaydım. Bırakın 50’yi... 45’in üzerinde istemiyorlardı.”* Yaşadığı bu acı deneyim, onda farklı kızgınlık ve kırgınlıklara yol açtı. Marûz kaldığı cinsiyet ayrımcılığı ve fırsat eşitsizliğini unutacak gibi değil. Kınay’a göre 50 yaş üzeri istihdamda ayrımcılık çok belirgin. *“Erkek kaç yaşında olursa olsun iş buluyor ama kadın bulamıyor. 57 yaşında bir erkek de yaşlı değil, 57 yaşındaki bir kadın da. Fiziksel olarak belki kadın çok güçlü olmayabilir ama beyin olarak kadın erkekten üstündür, bu bir gerçek yani.”* Bir diğer itirazı da tecrübesinin yok sayılmasına. Birikim, onun için her şey demekti ama işveren niteliğe değil niceliğe bakıyordu. *“Bayağı bir zorluk çektim o dönemde. Maalesef iş bulamadım, niteliklerime rağmen. İş görüşmesine gittik, annemle beraber. Ben şıkır mıkır giyindim de gittim tabii. Kot firmasıydı, Jean aslında kot değil. Meğer katlama işiymiş. ‘Yapabilecek misiniz?’ dediler. Yani hiç düşünmediler ‘Bu kadının bu kadar niteliği var, biz bunu başka bir yerde değerlendirelim.’ Çok sığ insanlarımız, öyle söyleyeyim.”* Tecrübesinin farkına varıldığı tek yer çaycılık için yaptığı başvuru. Ama bu kez de tecrübesi, talip olduğu işe büyük geldi. “*Ya ben çaycılığa bile başvurdum. O zaman da ‘Çok niteliklisiniz, bu niteliklerle nasıl çaycılık yapacaksınız?’ dediler. Birkaç yere CV yolladım, ‘Çok fazlasınız’ dediler. Konuşmama bile fırsat vermediler, tanışmaya bile yanaşmadılar. Şans tanınmaması çok kötü. Başka iş bulamadığım için temizliğe başladım.”* ![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/02/yaprak-kinay-01_fayn.webp) ## Champs Elysees’ten beyaz sabun kokusuna Temizlik işçiliği ve karşılığında elde ettiği gelirle tüketim alışkanlıkları da mazide kaldı. Eskiye veda etti etmesine ama özlemi büyük. En çok da mesleğine ve şık giyinmeye hasret. Yaptığı işten dolayı rahatlık ön planda. Topuklu ayakkabı yerine düz ayakkabı giyiyor. Hatta düz ayakkabı giymekten ayaklarının 1 numara büyüdüğünden şikayetçi. *“Ben çok şıktım, çok güzeldim. Güncel modayı takip ediyordum çünkü üstümü satmak zorundaydım. Ben gerçekten hakkını veriyordum. Bunun övgüsünü de çok alıyordum. Kendi tasarımlarımı da çok giydim. Çünkü iş görüşmelerinde önce size bakıyorlar, sizi tartıyorlar ‘Bu yapabilir mi?’ diye. Onun için düzgün gözükmek zorundasın. Şimdi çok rahat giyiniyorum, casual giyiniyorum yani günlük.”* Eski güzel günler, yıllarca kullandığı mimoza notalı Champs Elysees parfümü kadar uzak artık. Temizlik işiyle birlikte hayatına giren ikinci koku da beyaz sabun kokusu. Urla’daki aktarından aldığı uçucu yağı şu an vazgeçilmezi. O minik şişe nelere kadir, bir bilseniz... *“Beyaz sabun kokusu bana her zaman huzur vermiştir. Yaptığım temizliklerde tamamlayıcı olarak kullanıyorum, nasıl mı? Mesela yastık ve yatak başlarına bir iki damla damlatırım. O temizlik kokusu her yere yayılıyor. Sonra parfüm kokusu olarak da seviyorum ve üzerimde taşıyorum o kokuyu. Omuzlarıma birkaç damla damlatıyorum ve temiz temiz kokuyorum.”* ## Yeniden iş kadınlığa dönüş İstanbul gibi bir yerde yıllarca tökezlemeden ticari faaliyet sürdürmek hem maharet hem de zekâ ister. Pandemide borçluların ödemelerini geciktirmesiyle yaşanan talihsizlik Yaprak Kınay’ı ticaretten soğutmuş değil. Disiplinli, azimli. Bugün omuz omuza verdiği üniversiteli gençlerle emin adımlarla ilerliyorlar.Öğrencilerden oluşan ekibin yanında bir de profesyonel kadro oluşturdular. Bu ayrı bir şirket anlamına geliyor. O şirketin ortaklarından biri de Yaprak Kınay. Daha önce sadece sosyal medya ve telefonla iletişim kurulan ‘Temizlik işleri’nin bugün artık ofisi de var. Ofisleri Urla’da. ## Renklerin dünyasında bir ‘kedicik’ Çizimi bırakmış değil. Tasarımdan farklı bir kulvar belirlemiş artık kendine. Resim yapmayı seviyor. En çok da hareketli resimler yapmayı... Şu an üzerinde çalıştığı ‘Hayvan Serisi’. Hemen arkasından da insan ve yaşam üzerine çalışma niyetinde. Mecburiyetten başladığı temizlik işini de bırakmaya niyeti yok. Bugünkü gibi yoğun tempoda değil, daha seçici hareket etmek istiyor. Yani seçilen değil seçen olacak. Belirli müşterileriyle devam edecek. O da ne zamana kadar? Cevabı Yaprak Kınay’da: Elden ayaktan kesilinceye... FAYN'A ABONE OLUN Fayn, güç sahiplerini denetlemek, bakış açılarımızı genişletmek, yankı odalarının duvarlarını yıkmak ve 21\. yüzyılın enformasyon karmaşasına direnebilmek için var. [****Fayn’a sınırsız erişim için abone olun.**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press) _Includes the latest 500 public posts. Use `/sitemap.xml` for the complete archive of public content._