> ## Content Index
> Fetch the complete content index at: https://www.fayn.press/llms.txt
> Use this file to discover other available public pages before exploring further.

# Kanser hakkında daha fazla konuşmaya başlamasak mı?
- URL: https://www.fayn.press/kanser-hakkinda-daha-fazla-konusmaya-baslamasak-mi/
- Published: 2026-10-17T05:37:47.000Z
- Updated: 2026-10-17T05:37:47.000Z
- Description: Hepimizin hayatına dokunan kanser hakkında ne kadar açık konuşabiliyoruz? CancerDisinfo kanser hakkındaki bilgi boşluklarını kapatmak, yanlış bilgiyle mücadele etmek için yola çıktı. Çünkü kanseri konuşmak sağlık hakkını, eşitsizliği, hastaların ve yakınlarının yaşadıklarını da konuşmak demek.
- Author: Gülin Çavuş
- Tags: sağlık, yaşam, toplum, kanser hastalığı, kanser, CancerDisinfo

On binlerce yıl önce, bizim türümüzden birileri bir bedenin etrafında toplandı. Toprağı kazdılar, ölüyü dikkatle içine yerleştirdiler, yanına bazı nesneler bıraktılar ve çukuru kapattılar. Belki de bizi diğer primatlardan ayıran en güçlü eşiklerden biri burada[ başladı.](https://www.cam.ac.uk/stories/shanidarz?ref=fayn.press)

Ölümü fark etmenin, tepki vermenin dışında onun karşısında kolektif biçimde hareket etmeye başladık. İnsan dışı primatlar da ölülerinin başında bekliyor, onlara dokunuyor, kaybın ardından davranışlarını değiştiriyor. 

İnsan ise zamanla ölümün etrafına ritüeller, semboller, mekânlar ve tekrarlar ördü. Kaybı yalnızca bireyin acısı olmaktan çıkarıp topluluğun paylaştığı bir anlam dünyasına dönüştürdü. Bir bedeni gömmek, bu yüzden yalnızca ölüyü ortadan kaldırmak değildi. Yaşayanların birlikte durması, birlikte hatırlaması ve yokluğa birlikte bir anlam vermesiydi. İnsan kültürünün en eski ve en güçlü izlerinden biri belki bu kolektif jestte saklıdır.

Belki de yasın en insani taraflarından biri, kaybın yalnızca içimizde kalmaması. 

Babamı kaybettikten sonra CancerDisinfo’yu başlatmamı bugün biraz da böyle görüyorum. Kişisel bir acının, başkalarının yaşadığı benzer korkulara, belirsizliklere ve bilgi arayışlarına doğru genişlemesi ve yasın kolektif bir karşılığa dönüşmesi… 

Binlerce yıl önce bir ölünün etrafında toplanıp ona birlikte bir yer ve anlam veren insanlardan bugüne, kayıpla baş etmenin yollarından biri hâlâ aynı olabilir. Ben de bunu denedim. Acıyı tek başımıza taşımak yerine onun etrafında birlikte bir şey kurmak… Ve birinci yılımızı doldururken bunun işe yaradığını görmek mutluluk veriyor. 

Bu yazıyı okuyan her bir kişi yakın çevresinde, ailesinde, eşinde, dostunda veya kendinde büyük bir ihtimalle kanserle karşılaşıyor. Aksi mümkün değil çünkü veriler bize her 5 kişiden 1’inin kansere yakalanma riski olduğunu söylüyor. 

CancerDisinfo, kanser hakkında bildiklerimizi ve daha da önemlisi bilmediklerimizi açığa çıkarabilecek bir alan yaratmaya çalışıyor. Buna ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum çünkü ben bu hastalığı tanımam gerektiğini fark ettiğimde ilk yaptığım şey akademik makaleleri incelemek ve anlamaya çalışmaktı ki yapay zeka hayatımıza bu kadar derinden girmemişti. 

Araştırma yöntemleri konusuna daha az kafayı takmış birisi bir Google araması yapardı. Şimdi ise hızlıca bir yapay zeka sohbet botuna sorabiliyoruz. Ama zaten sorun konuşmadıklarımız, yazılmayanlar, karşımıza bir internet aramasıyla çıkmayanlar, eşitsizliği yaratanlar, sağlık hakkından bizi alıkoyanlar.

## Kanser hakkında hâlâ yeterince açık konuşamıyoruz

Susan Sontag,[ *Metafor Olarak Hastalık*’ta](https://www.goodreads.com/book/show/119688.Illness%5Fas%5FMetaphor?ref=fayn.press) tam da bu sessizliğin etrafında dolaşıyordu. Tüberkülozun ardından kanserin nasıl gizem, utanç, kaçınılmaz ölüm ve kişisel kusur gibi anlamlarla yüklendiğini gösterdi. 

Hastalık yalnızca biyolojik bir olgu olmaktan çıkıyor ve “istila eden” bir düşmana, karşısında “savaşılması” gereken bir kuvvete dönüşüyordu. Hastanın kendisi de bu dil içinde kolayca savaşçıya, kurbana, kazanana ya da kaybedene dönüşebiliyordu. 

Sontag’ın itirazı metaforların edebi olup olmamasına değildi. Bu metaforların hastalığın üzerine korku, suçluluk ve utançtan oluşan ikinci bir yük bindirmesineydi. Ona göre çözüm hastalığın adını saklamak değil, onu gizeminden ve mitlerinden arındırarak daha açık konuşabilmekti.

## Hastalığın adı yok

Aradan neredeyse elli yıl geçti. Yine de ölüm haberlerinde aynı cümlelerle karşılaşıyoruz. “Uzun süredir mücadele ettiği hastalığa yenik düştü.”, “Uzun süren tedavisinin ardından hayatını kaybetti.”, “Bir süredir tedavi görüyordu.” 

Hastalığın adı çoğu zaman yok. Kanser sözcüğünün bıraktığı boşluğu ise “mücadele”, “savaş”, “yenilmek” ve “kaybetmek” dolduruyor. Sanki kanserden ölmek bir tedavinin sonuç vermemesi değil de yeterince iyi savaşılamamış bir savaşın sonuymuş gibi. 

Hastalık, Sontag’a göre insanın karakterinin bir sonucu gibi de anlatılıyordu. Bastırılmış duyguların, ifade edilemeyen öfkenin ya da belli bir kişiliğin kansere sebep olduğunu söyleyen açıklamalar, hastaya hem hastalanmasının hem de iyileşmesinin sorumluluğunu yüklüyordu. 

Bu düşüncenin izlerini bugün iyi niyetle söylenen bazı sözlerde de duyabiliyoruz. “Güçlü ol”, “moralini yüksek tut”, “sen bunu yenersin.” Destek vermek isterken insandan hastalığı boyunca belirli bir biçimde davranmasını bekleyebiliyoruz. Korkmasına, yorulmasına, umutsuz hissettiği günlere yer bırakamayabiliyoruz. 

İnsan hasta olduğunda bir de iyi bir hasta olmayı, çevresine cesaret vermeyi ve iyileşmeyi yeterince istediğini göstermeyi üstlenmek zorunda mı?

Bu yüzden kullandığımız dilin sonuçları var. İyileşmeyi kişinin iradesiyle açıkladığımız ölçüde, erişebildiği tedaviyi, bakım koşullarını, geçim derdini ve yanında kimin durabildiğini arka plana itiyoruz. Hastanın cesaretini konuşmak bazen ona sağlamakla yükümlü olduğumuz desteği konuşmaktan daha kolay geliyor.

## Kanseri ölümle ve savaşmakla anmayı bırakıp yaşamı nasıl mümkün kılarız?

Oysa kanserin adını daha yüksek sesle söylememiz lazım. Onu ölümün başka bir adı olmaktan çıkarmak gerekli. Yüzlerce farklı hastalığı, farklı riskleri, tedavileri ve yaşam ihtimallerini barındıran gerçek bir sağlık meselesi olarak konuşmalıyız. Çünkü adını koyamadığımız bir hastalığı tanımak, tanımadığımız bir hastalıktan korunmak ve onun hakkında doğru kararlar verebilmek çok daha zor. 

Üstelik sözünü etmekte bu kadar zorlandığımız şey, hayatımızın kıyısında duran nadir bir hastalık değil. TÜİK’in 2025 [verilerine göre ](https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58233?ref=fayn.press)Türkiye’de ölümlerin yüzde 16,1’i iyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklanıyor. Bu grup, dolaşım sistemi hastalıklarının ardından ülkedeki ikinci en yaygın ölüm nedeni. İkinci, inanabiliyor musunuz?

Başka bir ifadeyle, yaklaşık her altı ölümden biri bu hastalık grubuyla ilişkili. Bu kadar çok insanın hayatına dokunan, neredeyse hepimizin ailesinde, arkadaş çevresinde ya da yakınında bir hikâyesi bulunan bir hastalıktan hâlâ nasıl bu kadar dolaylı konuşabildiğimizi anlamakta zorlanıyorum. 

Böylesine yaygın bir hastalığı görünmez kılmanın bedeli yalnızca dilde ödenmiyor. Kanseri ne kadar az konuşursak, risklerini, belirtilerini, taramayı ve tedaviyi konuşmak o kadar zorlaşıyor. Sessizliğin bıraktığı alanı ise korku, söylenti ve yanlış bilgi çok daha kolay dolduruyor.

Biz ekipçe kanserin etrafındaki sessizliği ve bu sessizliğin bıraktığı bilgi boşluklarını biraz olsun daraltmaya çalışıyoruz. Özgün bilimsel çalışmaya ulaşmak, kanıtın düzeyini göstermek, bilimin henüz bilmediği yerde belirsizliği saklamamak ve yanlış bir iddianın neden ikna edici olduğunu ve insanların hangi gerçek sorusuna cevap vermeye çalıştığını anlamak gerekiyor.

## Kanser dezenformasyonu

Kanser dezenformasyonu internette dolaşan tuhaf tedavi önerilerinin toplamından ibaret değil. Bilgi boşluklarıyla, sağlık hizmetlerine erişimle, ticari çıkarlarla, sosyal medya platformlarının çalışma biçimiyle ve en çok da güvenle ilgili. 

Bir insan hekiminin karşısından hâlâ cevaplanmamış sorularla kalkıyorsa, tedavinin gündelik hayatını nasıl etkileyeceğini soracak zamanı bulamıyorsa ya da karşısına çıkan bilimsel bilgiyi anlayamıyorsa o sorular ortadan kaybolmuyor. Cevabını başka bir yerde arıyor. 

Bazen başka bir hastada, bazen bir Facebook grubunda, bazen Google’da, bazen de kendisine büyük bir kesinlikle gizli gerçeği anlattığını söyleyen birinde… 

Çevrimiçi toplulukların yalnızca bilgi değil, yalnızlığı azaltan bir dayanışma da ürettiğini görmemiz gerek. 

## Muayenede sıra gelmeyen sorular

CancerDisinfo olarak düzenlediğimiz buluşmalarımızdan birinde Dr. Çağlayan Akpınarlı, kanser hastaları ve hastaların parçası olduğu Facebook gruplarını incelediği araştırmasını aktarırken bu konuyu çok güzel çerçevelemişti: Muayenede sıra gelmeyen sorular. 

Kısıtlı bir zamanda, size tam olarak tüm ilgisini verip vermediğinden emin olamadığınız doktorun karşısında sorular sormaya çalışıyorsunuz ve bazı soruların yanıtları belki doktorunuzda bile yok. 

Babamı her doktor kontrolüne götürmeden önce kafamdaki soruları prova ederdim, bir çırpıda söyleyebilirsem o kadar iyi yanıt alacağımı umardım. Kanser hastaları ve bakımverenler için yanıt alınamayan her soru başka bir yüke dönüşmemeli. Bu soruların yanıtlarını bulabileceğimiz alanların sayısı artmalı ve dayanışma duygusunu daha sık göstermeliyiz. 

## Üç aylara girerken kanseri neresinden konuşuyoruz?

Üstelik tam da kanser farkındalığının “üç aylarına” girdik. Eylül jinekolojik kanserler, Ekim meme kanseri, Kasım akciğer kanseri farkındalık ayı. 

Takvim bizi peş peşe hatırlamaya, konuşmaya, kurdeleler takmaya çağırıyor. Bu görünürlüğün ve onun için verilen emeğin kıymeti var. Ama pembe kurdeleyi yakamıza takarken bazı soruları da üzerimizde taşımamız gerekiyor. 

Farkına vardığımız hastalıktan korunmak, zamanında tanı almak ve tedaviye ulaşmak için hepimiz aynı imkânlara sahip değiliz. Kadınlara bedenleri hakkında susmayı öğreten toplumsal baskının, muayenede dile getirilemeyen şikâyetlerde de payı yok mu? 

Bir kadına “erken tanı hayat kurtarır” derken onun muayeneye gitmesini zorlaştıran utancı, parasızlığı, bakım sorumluluklarını neredeyse hiç konuşmuyoruz. Farkındalık çağrılarının bütün sorumluluğu bir kez daha kişinin omuzlarına bırakılıyor.

HPV aşısı etrafındaki tartışma da benzer. Kanserden korunmayı konuşabileceğimiz bir yerde, kadınların cinselliğini ve nasıl yaşamaları gerektiğini tartışmaya başladığımızda sağlık hakkı siyasi ve ahlaki yargıların gölgesinde kalıyor. 

Korunma imkanının kişinin gelirine ya da hayatına yönelik yargılara bağlı hale gelmesini bir hak gaspı olarak konuşmamız gerekiyor. Hele de elimizde yeterince çaba sarf edildiğinde kurtulabilen hayatlara dair [veriler varken.](https://www.theguardian.com/society/2026/jun/17/hpv-jabs-reduce-risk-dying-cervical-cancer-before-30-zero-study-finds?ref=fayn.press) 2024 yılında dünyada 280 bin kişinin hayatını kaybetmesinin önüne belki geçilebilirdi. Basit bir yolla hem de. HPV aşısıyla. 

Benzer bir stratejik tartışmanın bakımverenler için de yapılmasına ihtiyacımız var. Dünya Sağlık Örgütü’nün Temmuz 2026’da yayımladığı[ küresel kanser raporuna](https://cdn.who.int/media/docs/default-source/documents/health-topics/cancer/3568-ncd-executive-summary.pdf?sfvrsn=35ab397c%5F6&ref=fayn.press) temel olan ankette, bakımverenlerin neredeyse tamamı ücretsiz bakım emeği ve sosyal yalnızlaşma gibi yükler bildirmiş. 

Sevdiğimiz birine bakmayı isteyerek üstlenmemiz, bu bakımın bütün bedelini tek başımıza karşılamamız gerektiği anlamına gelmiyor. Kanseri konuşurken hastanın yanında duran kişinin hayatına ne olduğunu da sormamız gerekiyor.

CancerDisinfo’da kurmaya çalıştığımız alan bu soruların etrafında şekilleniyor. İlk yılımızda hastaları, yakınlarını, sağlık çalışanlarını, araştırmacıları ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirdik. Güvenilir bilginin insanların deneyimleriyle buluşabileceği ilişkiler kurmaya çalıştık. 

Kanser hakkında Meclis’e taşınan soruların ve verilen ya da verilmeyen yanıtların izini sürmeye başladık. Çünkü insanların neyi bilmediğini konuşurken kurumların neyi açıklamadığını, hangi ihtiyacı karşılamadığını bilmeliyiz. 

Doğru sağlık bilgisine erişim yalnızca bireyin daha iyi internet araması yapmasıyla çözülemez. Kurumların bilgi üretmesi, açıklaması ve hesap vermesi gereken bir sağlık hakkı meselesi söz konusu.

Kanser hakkında yalnızca daha çok bilgiye değil daha anlaşılır bilgiye, daha güvenilir ilişkilere ve daha fazla konuşmaya ihtiyacımız var. Kanserin adını söyleyebildiğimiz, neyi bildiğimizi ve neyi henüz bilmediğimizi açıkça konuşabildiğimiz, insanların korkularını küçümsemeden yanlış vaatlere de teslim etmediğimiz bir alana ihtiyacımız var.

CancerDisinfo’nun veya bu alandaki çabaların sevdiğini kanserden kaybeden birinin boğazındaki düğümü çözmeye yarayacağını ima etmiyorum elbette. Öyle bir güç yok. Ama başkaları için başka bir düğümü çözmeye yardımcı olabileceğini umuyorum. 

FAYN'A ABONE OLUN 

Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn'ın ücretli aboneleri arasına katılarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin ve tüm içeriklerimize sınırsız erişin. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.**