> ## Content Index
> Fetch the complete content index at: https://www.fayn.press/llms.txt
> Use this file to discover other available public pages before exploring further.

# Akbank Caz Festivali: İstanbul’un 36 yıllık caz tonu
- URL: https://www.fayn.press/akbank-caz-festivali-istanbulun-36-yillik-caz-tonu/
- Published: 2026-08-27T13:20:06.000Z
- Updated: 2026-08-27T13:20:06.000Z
- Description: 36. Akbank Caz Festivali, caz tarihinin güçlü isimleriyle şehre dönüyor. Festival Direktörü Gözde Sivişoğlu ile 36 yıllık bir festivalin hafızasını nasıl canlı tuttuğunu, genç dinleyiciyle kurulan yeni ilişkiyi ve bugün bir müziği ‘caz festivalinin parçası’ yapan şeyi konuştuk.
- Author: Selin Özavcı Tokçabalaban
- Tags: Fayn öneriyor, kültür sanat, müzik, akbank caz festivali, şehrin caz hali

36 yıl, bir müzik festivalinin yalnızca geçmişini değil, birkaç kuşak dinleyicinin müzikle kurduğu ilişkinin değişimini de izleyebilmesi için yeterince uzun bir süre. Akbank Caz Festivali bugün tam bu noktada duruyor. 

Bir yanda John Coltrane’in mirasına uzanan James Carter, Arturo Sandoval, Emin Fındıkoğlu ve Sibel Köse; diğer yanda hip-hop, elektronik müzik, broken beat ve farklı anlatı biçimleriyle cazın sınırlarını genişleten Kassa Overall, Joe Armon-Jones, Samora Pinderhughes ve yeni kuşaktan pek çok isim var. Bu çeşitlilik, cazın bugün ne olduğu sorusunu da festival programının merkezine taşıyor. 

Türler arasındaki sınırların giderek geçirgenleştiği, özellikle genç dinleyicinin müziği katı kategoriler üzerinden takip etmediği bir dönemde festival de cazı sabit bir tanımdan çok, dönüşmeye devam eden bir müzik alanı olarak ele alıyor. Mekânlar, gece hayatı, ekonomik koşullar ve dinleyicinin şehirde hareket etme biçimleri, festival yapmanın koşullarını da yeniden belirliyor. 

Akbank Caz Festivali Direktörü Gözde Sivişoğlu ile festivalin geçmiş ile gelecek arasında kurduğu dengeyi, yeni Londra caz sahnesinin etkisini, Türkiye’deki genç müzisyenleri, yeni dinleyici arayışını ve 36 yıl sonra hâlâ “bir dinleyici olarak şaşırabilmenin” neden önemli olduğunu konuştuk.

![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Gozde-Sivisoglu_Festival-Direktoru_Fayn.png)

Gözde Sivişoğlu

**Akbank Caz Festivali 36’ncı yılına giriyor. Bir festival bu kadar uzun süre devam ettiğinde, bir yandan kendi hafızasını taşırken bir yandan da güncel kalmak zorunda. Programı oluştururken festivalin geçmişinden korumaya özen gösterdiğiniz ama bir yandan da değiştirmek için çalıştığınız şeyler neler?**

36 yıl çok uzun bir zaman. Bu kadar uzun süre yaşayan bir festivalin en önemli gücünün hafızası olduğuna inanıyoruz. Akbank Caz Festivali’nin geçmişten gelen çok güçlü bir müzisyen, mekân ve dinleyici hafızası var. Bunu korumak bizim için çok önemli. Çünkü festivalin kimliğini yalnızca bugün yaptıklarımız değil, 36 yıl boyunca biriktirdikleri de oluşturuyor. 

Fakat hafıza hiçbir zaman geçmişte kalmak anlamına gelmiyor tabii ki. Bizim için hafıza, festivalin içeriğinde bu mirası bugünün müziğiyle sürekli yeniden ilişkilendirmek demek. Bir yandan Emin Fındıkoğlu, İmer Demirer ve Sibel Köse gibi Türkiye caz tarihinin önemli isimlerine, James Carter ve Arturo Sandoval gibi caz geleneğini farklı biçimlerde sürdüren müzisyenlere yer verirken; Kassa Overall, Joe Armon-Jones ve Samora Pinderhughes gibi bugünün müziğini dönüştüren sanatçıları da programın doğal bir parçası olarak görüyoruz.

Bugün dünyada cazın nerelere dokunduğunu takip ederek hem geçmiş hem gelecek arasında bir köprü kurmaya çalışıyoruz. Değiştirmekten çok dönüştürmeye ve birlikte dönüşmeye gayret ediyoruz. Bu nedenle, bizim için en önemli mesele festivalin hafızasını korurken merakını canlı tutmak oluyor.

![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Emin-Findikoglu_Fayn.png)

Emin Fındıkoğlu

**Bu yılki programa baktığımızda Joe Armon-Jones, Kassa Overall ve Samora Pinderhughes gibi hip-hop ve elektronik müzikle güçlü ilişkiler kuran isimlerden James Carter, Arturo Sandoval ve Emin Fındıkoğlu gibi cazın farklı kuşaklarını temsil eden müzisyenlere uzanan bir seçki var. Sizin için bir müziği ya da müzisyeni “caz festivalinin parçası” yapan şey nedir?**

Bunun tek bir formülü olmayabilir diye düşünüyorum. Sadece festivaller için değil sanırım hayatın her alanında önemli olan bir denge kurabilmek ve bu dengeyi güçlü bir şekilde yansıtabilmek oluyor. Festivalinizin, müziğinizin ve işinizin bir parçası bu denge aslında. Cazın en güçlü taraflarından biri zaten sürekli dönüşebilmesi. Doğaçlama, etkileşim, farklı müziklerle ilişki kurma ve kendini tekrar etmeme hâli cazın ruhunda var.

O nedenle Kassa Overall’ın hip-hop’la, Joe Armon-Jones’un elektronik müzikle ya da Samora Pinderhughes’un farklı müzikal ve farklı anlatılarla kurduğu ilişkiyi cazdan bir uzaklaşma olarak görmüyoruz. Tam tersine, cazın bugün nasıl yaşadığını gösteren örnekler olarak görüyoruz. Müziğinde bir merak ve özgürlük alanı olması bizi ve seyircilerimizi ilgilendiren önemli unsurlardan biri aslında. Bir müzisyenin sahnede risk alması, kendi sesini araması ve dinleyiciye yeni bir şey söyleme isteği bizim için çok önemli. Festival olarak bu duygunun peşinden gitmeye çalışıyoruz.

![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Samora_Pinderhughes_Fayn.png)

Samora Pinderhughes

> “Cazın bugününü anlayabilmek için tarihini bilmek gerekiyor.”

**Özellikle Kassa Overall, Sarathy Korwar ve Samora Pinderhughes gibi isimlerde müzik yalnızca estetik bir arayış değil; kimlik ve toplumsal meseleler de öne çıkıyor. Festival programını oluştururken müzisyenin anlattıkları müziğin kendisi kadar belirleyici olabiliyor mu?**

Kesinlikle olabiliyor. Müzik bence herkes için her zaman sadece seslerden ibaret değil. Bir sanatçının dünyaya nasıl baktığı, hangi meselelerden beslendiği ve müziğini neden yaptığı da o müziğin bir parçası. Ama burada bir denge olduğunu düşünüyorum. Müziğin kendisinin güçlü ve özgün olması gerekiyor, o müziğin arkasındaki düşünce, hikâye ve sanatçının dünyayla kurduğu ilişki programa başka bir katman ekliyor. 

Özellikle bugün genç müzisyenlerde bu çok belirgin. Kendi kimliklerini, yaşadıkları toplumu, şehir hayatını ya da kişisel deneyimlerini müziklerinin içine taşıyorlar. Bence bu, cazın tarihsel olarak sahip olduğu ifade özgürlüğünün bugün aldığı biçimlerden biri.

![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Kassa-Overall_Fayn-1.png)

Kassa Overall

**Programda dikkat çeken başka bir hat da Momoko Gill, Yazmin Lacey, Joe Armon-Jones ve Kinkajous gibi güncel Britanya sahnesinden isimlerin yer alması. Son on yılda özellikle Londra merkezli yeni caz sahnesi uluslararası ölçekte çok görünür hâle geldi. Siz bu sahnenin caz dinleyicisini ve festival programcılığını nasıl değiştirdiğini düşünüyorsunuz?**

Londra sahnesi son yıllarda dünyadaki en heyecan verici müzikal laboratuvarlardan biri hâline geldi. Bunun en önemli nedenlerinden biri, çok farklı kültürlerin ve müzik geleneklerinin aynı şehirde birbirleriyle sürekli temas hâlinde olması. Yeni nesil Londralı müzisyenlerde caz, hip-hop, broken beat, elektronik müzik, dub, afrobeat, soul gibi türler arasında çok doğal bir geçiş görüyoruz. Bu müzisyenler dinledikleri her şeyi müziklerinin içine alıyorlar. 

Dünyadaki her caz sahnesine dikkat ettiğimiz kadar, Britanya sahnesini dikkatle takip ediyoruz. Şanslıyız ki bu sene British Council desteği ile birçok farklı janrdaki sanatçıyı misafir edebiliyoruz. Ayrıca, bu durum yıllar içinde dinleyiciyi de değiştirdi. Caz dinleyicisi dünyayı, sanatın her disiplinini, yaşadığı şehri takip ediyor. Birçok farklı duygudan, müzikten etkileniyor. Bir dinleyici aynı anda birçok farklı türler arasında dolaşmayı sevebiliyor. Bu farkındalık festivalin içeriği açısından bizim için çok ilham verici. Çünkü dinleyicinin müzikal merakının çok geniş ve önemli olduğunu düşünüyorum. 

![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Kinkajous_Fayn.png)

Kinkajous

**Bir tarafta Arturo Sandoval ve John Coltrane’in 100\. doğum yılına odaklanan James Carter projesi, diğer tarafta Sasha Berliner, Shuteen Erdenebaatar, Jakob Bänsch, Leo Asal gibi yeni kuşağın temsilcileri var. Festival programında caz tarihine referans veren isimlerle henüz kendi tarihini yazmakta olan müzisyenler arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz?**

Bu dengeyi aslında bir tür müzikal diyalog olarak düşünüyoruz. Bir festivalin yalnızca geleceğe bakması da yalnızca geçmişe bakması da bize eksik geliyor. Önemli olan bir denge kurabilmek ve körü olabilmek. Cazın bugününü anlayabilmek için tarihini bilmek gerekiyor. Ama o tarihi sürekli yeniden yorumlayan genç müzisyenleri de iyi dinlemek gerekiyor. James Carter’ın John Coltrane’e yaklaşımı bizim için geçmişe dönük bir nostalji değil; Coltrane’in müziğinin bugün bir müzisyende nasıl yeniden hayat bulduğunu görmek. 

Aynı şekilde Sasha Berliner, Shuteen Erdenebaatar, Jakob Bänsch veya Leo Asal gibi isimleri programa almak da geleceğe dair bir merak. Henüz kariyerlerinin başındalar ama belki birkaç yıl sonra caz tarihinin başka bir bölümünü onların üzerinden konuşacağız. Festival programını hazırlarken biraz da bu karşılaşmaları yaratmaya çalışıyoruz. Kuşaklararası etkileşime çok önem veriyoruz.

**Bu yıl ACT Night başlığı altında ACT Music ile ayrıca bir program oluşturulmuş. Robinson Khoury’den Young European Stars’a ve Dhafer Youssef’e uzanan bu seçki, festival içinde küçük bir festival gibi de okunabilir. Böyle bir plak şirketi işbirliğine gitme fikri nasıl ortaya çıktı; ACT’nin bugünkü Avrupa caz sahnesindeki konumunda sizi özellikle ilgilendiren neydi?**

ACT Music uzun zamandır Avrupa caz sahnesini yakından takip eden ve sadece bilinen isimlere değil, yeni sanatçılara da alan açan bir yapı. Festivalimizin yaklaşımımızla da burada ciddi bir ortaklık gördük. ACT Night zaten halihazırda ACT Music’in kendi içeriği, Berlin’de gerçekleştirdikleri çok özel bir içerik. Bu içeriğin çok ilham verici ve değerli olduğunu düşünüyoruz. Biz de bunu festivalde birlikte gerçekleştirelim istedik. Tek tek sanatçıları programa dahil etmek yerine, ACT’nin Avrupa cazına nasıl baktığını İstanbul’daki dinleyiciye bütünlüklü bir şekilde göstermek istedik.

Robinson Khoury’den Young European Stars’a, Dhafer Youssef’e uzanan programın farklı kuşakları ve farklı müzikal dünyaları bir araya getirmesi de bu nedenle önemli. Bir plak şirketi işbirliğinden çok, Avrupa cazının bugünkü fotoğrafına birlikte bakmak gibi düşünüyoruz. Hatta bu işbirliği sadece bir konser serisi olarak kalmayacak festivalimizde, 29 Eylül’de “Off the Record with ACT Music” buluşması gerçekleştiriyoruz. Bağımsız plak şirket kültürünü konuşacağız, biraz plak dinleyeceğiz, ACT’nin yöneticileri ile bir araya geleceğiz. 

> “Gençler müziğin türüne değil, ilgisini ne kadar çok çektiğine bakıyor.”

**Program yalnızca uluslararası isimleri İstanbul’a getirmiyor. Danae Palaka, VELVELE, Emin Fındıkoğlu +12 ve Sibel Köse’nin Türkiye-Polonya arasında kurduğu proje gibi buradaki sahneye ve farklı kültürel karşılaşmalara alan açan işler de var. Türkiye’deki caz ve doğaçlama sahnesini bugün nasıl görüyorsunuz; festival bu sahnenin gelişiminde nasıl bir rol üstlenmek istiyor?**

Türkiye’de çok yetenekli ve çok meraklı bir yeni kuşak var. Özellikle genç müzisyenlerin farklı türleri, farklı coğrafyaları ve farklı üretim biçimlerini takip etmesi bizi çok heyecanlandırıyor. Türkiye’deki caz sahnesinin büyüklüğünü ve üretimini iyi anlamak ve takip etmek gerekiyor. İstanbul başta olmak üzere farklı şehirlerde çok çeşitli doğaçlama müzikler, yeni topluluklar ve türler arası çalışmalar ortaya çıkıyor. 

Festivalin burada iki yönlü bir sorumluluğu olduğunu düşünüyorum. Birincisi, Türkiye’den sanatçıların daha geniş bir dinleyiciyle üretimlerinin buluşmasına alan açmak. İkincisi ise onları uluslararası sanatçılarla, farklı ülkelerden müzisyenlerle ve yeni üretimlerle bir araya getirmek. Bazen bir festivalin en değerli çıktısı tek bir konser değil, o konser sayesinde başlayan yeni bir karşılaşma oluyor. Biz de bu karşılaşmaların çoğalmasını istiyoruz.

**“Şehrin Caz Hali” uzun süredir festivalin sloganı. Fakat İstanbul’un gece hayatı, bağımsız müzik mekânları, ulaşım alışkanlıkları ve ekonomik koşulları 36 yıl içinde büyük ölçüde değişti. Bugün İstanbul’da festival yapmanın geçmişe kıyasla en zor tarafı ne? Şehirle kurduğunuz ilişki nasıl değişti?**

İstanbul her zaman çok dinamik bir şehir oldu ama son yıllarda bu dinamizm çok daha hızlı bir değişime dönüştü. Mekânların değişmesi, ulaşım, ekonomik koşullar, insanların şehirde vakit geçirme biçimleri… Bunların hepsi festival programını doğrudan etkiliyor. 

36 yıl önce bir festivalin şehirle kurduğu ilişki ile bugün kurduğu ilişki aynı değil. Artık sadece iyi bir konser programlamak yeterli değil; insanların o konsere ulaşabilmesi, kendini orada rahat hissetmesi ve festival deneyiminin bütünü önemli. Ama “Şehrin Caz Hali” ifadesinin hâlâ çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Çünkü İstanbul’un kendisi değiştikçe festivalin şehirle kurduğu ilişki de değişiyor. 

Biz de festivali tek bir merkezde değil, mümkün olduğunca şehrin farklı noktalarına yayılan bir deneyim olarak düşünmeye devam ediyoruz. Bu kadar hızlı değişen bir şehirde kalıcı bir bağ kurabilmek bazen zorlu olsa da bu bağı her zaman canlı tutmak aynı zamanda çok heyecan verici ve keşif dolu oluyor. 

**Caz festivallerinin önündeki önemli meselelerden biri de yeni ve daha genç bir dinleyici yaratmak. Özellikle bu yılki türler arası programın buna güçlü bir kapı açtığı görülüyor. Akbank Caz Festivali’nin mevcut seyircisinin dışında ulaşmak istediğiniz bir dinleyici var mı? Genç kuşağın festivale ve genel olarak caza yaklaşımında nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?**

Elbette var. Yeni dinleyici yaratmayı tüm festivallerin en önemli sorumluluklarından biri olarak görüyoruz. Dünyadaki önemli caz festivallerine baktığımızda da benzer bir dönüşüm görüyoruz. Genç bir dinleyiciye “şunu dinlemelisin” demenin çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum. Dünyada da birçok festivalin artık bu yaklaşımın ötesine geçtiğini görüyoruz. 

Gençlerin zaten dinlediği müziklerden yola çıkarak onları cazın farklı dünyalarıyla buluşturmak çok daha doğal bir yol. Bir genç elektronik müzik dinliyorsa oradan cazın elektronikle kesiştiği bir müzisyene, hip-hop seviyorsa caz ve hip-hop arasındaki ilişkiye, alternatif müzik dinliyorsa doğaçlamaya uzanan bir yol açabilirsiniz.

Bence genç dinleyicinin en önemli farkı, müzik türlerine bizim geçmişte alıştığımız kadar katı sınırlar koymaması. Bugün bir müzisyeni dijital bir platformda dinlediğinde, çoğu zaman önce “Bu hangi tür?” diye bakmıyor. Müzik ilgisini çekiyorsa onu dinliyor ve oradan başka bir müziğe geçiyor.

Festival programcılığının da bu özgürlüğü takip etmesi gerekiyor. Dünyadaki birçok önemli caz festivali de programlarını bu nedenle giderek daha melez bir yapıya taşıyor. Biz de Akbank Caz Festivali’nde cazın bu genişleyen dünyasını görünür kılmayı ve farklı müziklerden gelen dinleyicilerin kendilerini programın içinde bulabilecekleri alanlar yaratmayı önemsiyoruz. Bence yeni dinleyici kazanmanın en güçlü yollarından biri de tam olarak bu: Dinleyiciyi değiştirmeye çalışmak yerine, onun zaten sevdiği müziklerden caz dünyasına yeni kapılar açmak.

![](https://storage.ghost.io/c/9a/00/9a00467e-b8cd-4760-bde0-7d1981219bc4/content/images/2026/08/Jakob_Manz_Fayn.png)

Jakob Manz

**Son olarak sizi biraz festival direktörlüğünden çıkarıp müzik dinleyicisi Gözde Sivişoğlu’na soralım: Bu yılki programdan, işiniz gereği değil de tamamen kişisel merakınızla seyircilerin arasına karışıp izleyeceğiniz üç konser hangileri olurdu?**

Bu soru benim için en zor olanı çünkü programın tamamına çok fazla emek verdik ve her konserin başka bir nedeni var. Ama tamamen kişisel merakıma göre dört isim seçmem gerekirse: Sasha Berliner, Jakob Manz, Kassa Overall ve Samora Pinderhughes. 

JazzTimes tarafından “genç bir malet ustası” olarak tanımlanan, ödüllü bir vibrafoncu ve besteci Sasha Berliner sahnedeki enerjisini, Almanya’nın en gözde caz müzisyenlerinden biri olan Jakob Manz liderliğindeki Young European Stars’ın özgün doğaçlamalarını heyecanla bekliyorum. 

Kassa Overall’ın hip-hop, caz ve elektronik müzik arasında kurduğu dil beni çok meraklandırıyor. Samora Pinderhughes ise müziğiyle anlattığı hikâye ve sahnedeki ifade biçimi açısından çok özel bir yerde duruyor. 

Ama tabii ki festival zamanı bu dört konserle sınırlı kalmayacağım. Çünkü program yaparken bir müzisyeni defalarca dinliyorsunuz, sonra onu sahnede izlediğinizde bambaşka bir şeyle karşılaşabiliyorsunuz. 

Festival direktörü olmanın en güzel taraflarından biri de hâlâ bir dinleyici olarak şaşırabilmek.

🎷

Türkiye'de nitelikli ve bağımsız gazetecilik ancak okuyucuların desteğiyle mümkün. Siz de şimdi Fayn abonesi olarak topluluk odaklı gazetecilik modelimizi destekleyin, tüm içeriklerimize sınırsız erişin ve abonelere özel topluluk etkinlikleri için davetiye alın. [***Abonelik seçeneklerini inceleyin**](https://fayn.press/abonelik?ref=fayn.press)***.**